|
Türkiye Cumhuriyeti'nin 59. Hükümeti'nin Programı şöyle: (1)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyetimizin 59 uncu, AK Partinin
ikinci hükümeti adına, aziz milletimizi ve bu büyük milletin, siz, değerli
vekillerini saygılarımla selamlıyorum.
Sözlerime başlarken, başta Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal
Atatürk olmak üzere, aziz milletimize hizmet etmiş tüm değerlerimizi şükranla
anıyorum. Milletimize hizmet yolunda taş üstüne taş koymuş her emek sahibine,
hükümetimin en derin saygılarını iletiyorum.
Bu vesileyle, bugün, yeni bir yıldönümünü idrak ettiğimiz Çanakkale
Zaferi dolayısıyla milletime tebriklerimi arz ediyor, o günden bugüne canlarını
feda ederek bu toprakları anıtlaştıran tüm şehitlerimizin muazzez hatıraları
önünde saygıyla eğiliyorum. Hükümet Programımızı, büyük bir destanın yıldönümünde
Yüce Meclise sunma imkânı bulduğumuz için son derece mutlu olduğumu sizlere
söylüyorum.
Bildiğiniz gibi, şu an sizlere okuyacağım hükümet programı, sadece 59
uncu Hükümetimizin “hükümet etme tekniği”ni değil, 3 Kasım seçimleri ile
Türk siyasal hayatında çok önemli bir değişimi gerçekleştirmiş olan partimizin
“hükümet etme mantığı”nı da ortaya koyacaktır.
Dolayısıyla, 58 inci Hükümet ile 59 uncu Hükümet arasında organik bir
devamlılık ve hükümet etme mantığı açısından süreklilik vardır.
Sizlere, hükümet etme tekniğimiz üzerine açıklamalar yapmaya girişmeden,
partimizin kimliği doğrultusunda, siyasete, topluma ve hükümet kavramına
nasıl yaklaştığımızı açıklamak istiyorum. Bunu önemsiyorum; çünkü, bir
hükümet hangi siyasal yöntemle hükümet edeceğini açıklamaya girişmeden
önce, nasıl bir siyasal perspektife sahip olduğunu açıklamalıdır diye düşünüyorum.
Bugün isimlendirme düzeyinde, iktidarda AK Parti var; ana muhalefet partisi
olarak ise, Cumhuriyet Halk Partisi bulunuyor.
Bu isimlendirmenin gerisinde ise, iktidarda “muhafazakâr demokrat” bir
partinin olduğunu, ana muhalefette ise “sosyal demokrat” bir partinin olduğunu
hatırda tutmak gerekir. Bu nedenle, sözlerimize, geleceğin siyaseti açısından
çok önemli gördüğümüz siyasal perspektifimizi açıklamayla başlamanın gereğine
inanıyoruz. Böylece, hükümet etme mantığımızı, Yüce Meclisin bilgilerine
sunmuş ve aziz milletimize arz etmiş olacağız.
Değerli milletvekilleri, AK Parti siyasal kimliğini “muhafazakâr demokrat”
olarak tanımlamaktadır. AK Parti, kendi düşünce geleneğimizden hareketle,
yerli ve köklü değerler sistemimizi evrensel standarttaki muhafazakâr siyaset
çizgisiyle yeniden üretmek amacındadır. Yeni “muhafazakâr demokrat” çizginin
muhafazakârlığın genlerine ve tarihî kodlarına uygun şekilde, ama, siyaset
yaptığımız coğrafyanın toplumsal ve kültürel geleneklerine yaslanarak ortaya
konması Türk siyasetine yeni bir soluk getirecektir. AK Parti geçmişten
veya bir medeniyet havzasından siyaset çizgisi ödünç almak yerine, kendi
düşünce geleneğiyle dünya genelinde de test edilen bir siyasal tutumu yeniden
üretmeyi doğru bulmaktadır.
Bizim, yeni siyaset anlayışımıza zemin olan muhafazakâr demokrat kimliğimize
göre siyaset bir uzlaşı alanıdır. Toplumsal alandaki çeşitlilik ve farklılığı
siyasal alanda da kabul ediyor ve siyasetin taraflarını her zeminde uzlaşıya
davet ediyoruz. Bize göre farklılıklar tabiî bir durum ve zenginliktir.
Toplumsal ve kültürel çeşitlilikler demokratik çoğulculuğun üreteceği tolerans
ve hoşgörü zemininde siyasete bir renklilik olarak katılmalıdırlar. Katılımcı
demokrasinin de farklılıklara temsil olanağı sağlayarak ve siyasal sürece
katarak kendisini geliştireceği düşüncesini esas kabul etmekteyiz.
AK Partinin muhafazakârlık anlayışı, siyasal otoriteyi, hukukî ve siyasî
meşruluğun ötesinde bir meşruluk temeline oturtmakta ve siyasal iktidarın
var olan toplumu tanıyarak, işlevlerini onun irade ve değerlerine uygun
olarak yürütmesi gerektiğini belirtmektedir.
Sadece sayısal güce dayanan bir yönetim anlayışını benimsemiyoruz. Toplumsal
mutabakattan güç alan bir siyaset anlayışından yanayız. Bize göre siyasî
iktidarın en temel dayanağı millî iradenin kabulüne mazhar olarak, meşruluğunu
milletin genel kabulünden almasıdır. Hukukî meşruiyetin kaynağı, hiç şüphesiz
ki, milletin siyasal varoluşunun ifadesi olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasıdır.
AK Partinin muhafazakâr kimliği, siyasal gücün bir kişinin veya grubun
elinde yoğunlaşmasını destekleyen, bireysel ve siyasal özgürlüklere karşı
olan, siyasal katılımın hemen hemen tüm biçimlerini reddeden, baskı ve
güç kullanımını öngörün dayatmacı siyasal anlayışları reddetmektir.
Siyasal otoritenin sınırlandırılması düşüncesi, bizim muhafazakârlık
temelli siyaset kavrayışımızın en ısrarlı olduğu argümanlardandır.
Bize göre, sınırlandırılmayan, keyfîliğe ve hukuksuzluğa olanak sağlayan,
katılımı ve temsili önemsemeyen, bireysel ve kolektif hak ve özgürlükleri
hiçe sayan totaliter ve otoriter anlayışlar, sivil ve demokratik siyasetin
en büyük düşmanlarıdır. AK Parti iktidarı, her türlü dayatmacı, buyurgan,
tek tipçi, toplum mühendisliğine dayanan yaklaşımları sağlıklı bir demokratik
sistem için engel olarak görür.
Muhafazakâr demokrat siyasî kimliğimizin genel tutumu, kanun hâkimiyeti
yoluyla sınırlı devleti savunmak, doktriner ve dogmatik olandan hoşlanmamak
olarak özetlenebilir.
Bu çerçevede hükümetin rolü, topluma tercihler empoze etme gücünü ele
geçirmek olmayıp, barışı, anayasal düzeni ve adaleti korumakla sınırlıdır.
Bize göre, hukuk devletinin gereği, siyasal iktidarı ve tüm kurumları yasal
çerçeveyle sınırlamaktır. Ayrıca, devletin ideolojik bir tercihle kendisini
dogmatik bir alan olarak tanımlaması, savunulmaması gereken bir durumdur.
Aslî fonksiyonlarına çekilmiş, küçük ama dinamik ve etkili bir devlet,
vatandaşını tanımlayan, biçimlendiren, ona tercihler dayatan değil, vatandaşın
tanımladığı, denetlediği ve şekillendirdiği bir devlettir.
Bize göre, katılımcı demokrasiden yoksun siyasal davranışlar, devletin
sahip olduğu denetim gücüyle ara kurumlarda geniş tahribat meydana getirmiş
ve özgürlüğü büyük ölçüde kullanılamaz hale getirmiştir. Bize göre, demokratik
bir toplumda sivil toplum örgütleri büyük önem taşırlar. Sivil ve özgürlükçü
bir ortamın oluşabilmesi ve bireyin devlet karşısında korunabilmesi buna
bağlıdır. AK Parti iktidarı, sivil siyaseti önemsemekte, siyasette sivil
toplumun etkisine inanmaktadır.
Bizim muhafazakâr kimliğimizin temel felsefî ve siyasal kaygısı, bireyi
koruyabilecek bir aile olan toplumsal organizmayı sağlıklı ve bir arada
tutabilmektir. Bize göre bireysel özgürlüğün tam olarak tesis edilebilmesi,
bireyi soyut, silik ve siyasal iktidar karşısında korumasız kılmaktan değil,
onu toplumsal alan içinde sivil ve sosyal oluşumlarla teçhiz etmekten geçmektedir.
Toplumun ve toplumsal değerlerin korunması temel olmalıdır.
AK Partinin hükümet telakkisi, toplumun yapıtaşı olan aile kurumunun
sosyalleştirme misyonunu kaçınılmaz görmektedir.
AK Parti hükümeti, kültürel farklılıkları saygıyla karşılayarak, demokrasinin
gelişimi için, her toplumun kendine özgü kurumlarına saygı gösterilmesini
savunmaktadır. Muhafazakârlık bu yönüyle katı ve donmuş bir ideolojiden
daha çok “demokrat” bir perspektifi temsil etmektedir. Bize göre, demokratik
siyaset zemini her türlü sorunun aktarıldığı, tüm toplumsal taleplerin
yansıtıldığı ve doğru ile yanlışın kendisini test ederek düzeltebilecekleri
bir zemindir. Türkiye toplumundaki farklılık ve çeşitlilikler de çoğulcu
demokrasiyi zenginleştirecek unsurlardır.
Demokrasiyi kabule şayan kılan da, toplumsal ve kültürel farklılıkları
ve talepleri siyasete katabilmesi ve kurulu düzeni dayatmacı, ideolojik
ve siyasî aşırılıklardan korumasıdır. Hükümetimiz, demokratik kültürü,
siyasetinin ana unsuru olarak görmektedir.
Biz, gerilime yol açan söylem ve üslubun Türkiye siyasetine bir fayda
sağlamadığını; Türk siyasetinin çatışma, kamplaşma ve kutuplaşma yerine,
uzlaşı, bütünleşme ve hoşgörü üzerine kurulması gerektiğini düşünüyor ve
itidalin toplumun genel bir talebi olduğuna inanıyoruz.
Muhafazakârlık, adalete ve özgürlüğe dayanan ideal dünyayı önemser;
ama ona götüreceği umulan her türlü toplumsal mühendisliği reddeder.
Her siyaset geleneği, zaman tünelinden ve tecrübe süzgecinden geçtikten
sonra ortaya çıkmakta; toplumsallaşabildiği ve gerçek hayatla sınanarak
halkın kabulüne mazhar olduğu anda kalıcı olabilmektedir. Bu esasa inanan
AK Parti Hükümeti, siyasal kimliğiyle, Türk siyasetinin bugününde ve geleceğinde
ülke ve millet menfaatleri çerçevesinde belirleyici olma gayretindedir.
Sayın milletvekilleri, çok zor şartlar altında göreve gelmiş olan Birinci
AK Parti Hükümeti, yani 58 inci cumhuriyet hükümeti, değerli siyaset ve
devlet adamı Sayın Abdullah Gül'ün dirayetli ve basiretli Başbakanlığıyla
bir yandan halkımızın birikmiş sorunlarına acil çözüm ararken, diğer yandan,
bir daha böylesi sorunlarla karşılaşmamak üzere gerekli yapısal değişiklikleri
ve reformları gerçekleştirmek için son derece ciddî adımlar atmıştır.
AK Partinin hükümet etme mantığı genel olarak devlet ve toplum arasındaki
bağları daha güçlü hale getirmeye, siyaset alanını kırılganlıktan kurtarmaya,
siyasetin itibarını artırmaya ve milletin siyasete güvenini yeniden tesis
etmeye ve halkın taleplerine tam olarak cevap vermeye dönük olarak işlemektedir.
AK Parti, birinci hükümet dönemi, anayasal kurumları etkili ve verimli
bir şekilde işletmek, milletin hassasiyetlerine tam olarak cevap vermek
ve piyasalara güven veren bir siyaset üretme zemininde örnek teşkil edecek
bir siyasal dönem olduğu için, hem milletimizin takdirlerine mazhar olmuş
hem de ülkemizin dış dünyadaki itibarını, ülkemizin hak ettiği düzeye taşımıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, AK Parti, birinci hükümet döneminde
olduğu gibi, ikinci hükümet döneminde de, yani, ikinci roketleme aşamasında
da, Türkiye'nin içsiyaset kutuplaşmalarıyla zaman kaybetmesine itibar etmeyecektir.
59 uncu hükümet tarafından, milletimizin talebi olan tam demokrasi, eksiksiz
temel hak ve hürriyetler düzeni, etkili dışpolitika ve uluslararası piyasalarda
rekabet gücüne kavuşmuş bir üretim yapısı talebine titizlikle cevap verilecek
ve tüm politikalar bu doğrultuda şekillendirilecektir.
Geçmişte uygulanan yanlış politikalar yüzünden, devletin ekonomideki
rolü değişen koşullara ayak uyduramamış, servetin toplum kesimleri ve bölgeler
arasındaki dağılımında adalet sağlanamamış ve sağlıklı bir özelleştirme
gerçekleştirilememiştir. AK Partinin, 3 Kasım seçimleriyle tasfiye ettiği
siyaset, hantal ve merkeziyetçi yapıyı korumuş, kendi dar çıkarları ve
Türkiye'nin geleceğini yönetme kaygısından uzak siyaset biçimleri arasında,
birebir bağlantılar kurmuşlardır.
Eski siyaset mantığı ve köhnemiş siyasî akıl tarafından uygulanan ekonomi
politikaları başarısızlıkla sonuçlanmış, cumhuriyet tarihinin en büyük
ekonomi krizleri yaşanmış ve halkımız, görülmemiş bir şekilde, yoksulluğa
maruz bırakılmıştır.
Bu acı tablodan kurtulma iradesi, AK Partinin birinci hükümet dönemi
olan, seçkin 58 inci cumhuriyet hükümeti zamanında ortaya çıkmış ve milletimizin
aktif desteğine muhatap olmuştur.
Hükümetimiz, ülkemizin genç ve dinamik nüfusu, eşsiz coğrafî konumu,
zengin doğal kaynakları ve engin kültür birikimiyle yeni dünyanın etkin
bir üyesi olma potansiyeline sahip olduğuna kesinlikle inanmakta ve bütün
bu olup bitenleri hak etmediğini düşünmektedir.
Hükümetimiz, dürüst, cesur, bilgili ve ehliyetli kadroların öncülüğünde,
siyaseti ve devleti yeniden milletle buluşturmak için kapsamlı bir programla,
umut ve güven dolu bir geleceği yeniden tesis etmek üzere yola çıkmıştır.
Yüce Meclisimize sunduğumuz bu program, uzun hazırlıkların ürünü olarak
geliştirdiğimiz, ülkemizin ve dünyanın gerçeklerinden yola çıkarak şekillendirdiğimiz,
bütünsel bir anlayış içinde ele aldığımız ve ülkemizi gelecekte layık olduğu
yere taşıyacağına inandığımız temel alanlardaki politikalarımızı içermektedir.
Milletin taleplerinin ve maşeri vicdanının yankısı haline gelmiş olan
AK Partinin hükümet etme mantığının bir ifadesi olmakla kıvanç duyan hükümetimiz;
-
Ekonomik istikrarı sağlamış,
-
Rekabetçi bir piyasa yapısı oluşturmuş,
-
Sürdürülebilir kalkınma ortamını yakalamış ve ekonomik refahın nimetlerini
adaletle dağıtan,
-
Yoksulluk ve yolsuzlukla en etkili şekilde mücadele edildiği ve tüm kamu
adına görev yapanların yargılanabilmelerinin önündeki, dokunulmazlık dahil,
tüm engellerin kaldırıldığı,
-
İnsanlarımızın barış ve refah içinde özgürce yaşadığı,
-
Çağdaş dünyayla bütünleşmiş, farklılıkların, çatışma unsuru olarak değil,
zenginlik kaynağı olarak görüldüğü,
-
İtibarlı, demokratik, dinamik bir millet iradesini hayata geçirecektir.
Hükümetimizin siyasî varoluş sebebi, bu vizyonu gerçekleştirme yolunda
siyasî iktidarı anayasal çerçevede, milletin talimatları doğrultusunda
yönetmek olacaktır.
Değerli milletvekilleri, demokratik ülkelerde hukukun evrensel ilkelerine
saygı, hak arama yollarının açık tutulması, kanun önünde eşitlik, bireysel
veya örgütlü olarak hak ve özgürlüklerin kullanılması ve idarenin hukuka
bağlılığının sağlanması temel değerlerdir. Bunlar, AK Partinin hükümet
etme mantığının da olmazsa olmazlarıdır. AK Parti, kamu yönetiminde güvenin
kalıcı olarak tesis edilmesinin yolunun bu değerlerden geçtiğine inanmaktadır.
Hukuk ve adalet anlayışımız gereği, hukukun üstünlüğü içerisinde, devletin,
topluma ve bireylere dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî
inanç, din ve mezhep aidiyeti gibi sebeplerle ayırım gözetmesi söz konusu
olmayacaktır. Bu konular etrafında ayrımcı politikalar peşinde koşanlar,
karşılarında, AK Parti hükümetini aşılmaz bir engel olarak bulacaklardır.
Mevzuatımızdaki pek çok yasakçı hükümler nedeniyle, ülkemiz, hukuk devletinden
çok kanun devleti görünümü vermektedir.
İktidarımız süresince tüm çalışmalarımız, ülkemiz hukukunu evrensel
hukuk ilkelerine uygun hale getirmek, temel hak ve özgürlükler rejimini
evrensel standartlara çıkarmak, ülkemizi gerçek anlamda bir hukuk devleti
yapmak, hukukun üstünlüğünü hakim kılmak ve uluslararası camiada saygın
bir yer kazandırmak olacaktır. Seçimlerden başarıyla çıkar çıkmaz, Avrupa
Birliği turuna çıkmamız ve bu turun neticesinde, ülkemizin Avrupa Birliğine
tam üyeliği için Aralık 2004 tarihine müzakere için müzakere tarihi alma
başarısı göstermemiz, bu hassasiyetlerimizin tescili olarak ortaya çıkmıştır.
İnsan haklarının evrensel düzeye çıkarıldığı ve kullanıldığı, hukukun
üstünlüğünün gerçekleştirildiği ve demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla
işlediği hukuk sistemini oluşturmak için, iktidarımız süresince gerçekleştireceğimiz
temel düzenlemelerden bazıları şunlar olacaktır:
Artık ülkemize dar gelen yürürlükteki Anayasa yerine, katılımcı ve özgürlükçü,
yeni bir anayasa hazırlayacağız. Bu anayasanın hazırlanmasında, kendi fikirlerimiz
kadar, muhalefet partilerinin ve tüm toplumsal kesimlerin katılımını en
etkin biçimde sağlama çabası içerisinde olmaya söz veriyoruz. Birtakım
hükümleri sürekli değiştirilmek zorunda olan bir anayasa yerine, ülkemizi
geleceğe taşıyacak bir anayasa yapmak, çocuklarımızın geleceği adına yerine
getirmemiz gereken bir sorumluluktur. Yeni Anayasamız, güçlü bir toplumsal
meşruiyete sahip, başta Avrupa Birliği olmak üzere, uluslararası normlara
uygun, bireyin hak ve özgürlüklerini üstün tutan, çoğulcu ve katılımcı
demokrasiyi esas alan, demokratik hukuk devleti anlayışını taşıyacaktır.
Siyasî partileri katılıma açmak, halkın partiler üzerindeki denetim
ve etkinliğini artırmak, parti içi demokrasiyi ve şeffaflığı sağlamak ve
istikrarı bozmayacak şekilde temsilde adaleti sağlamak üzere, Siyasî Partiler
Kanunu ve Seçim Kanunları, tüm kesimlerin üzerinde mutabakatı aranarak
değiştirilecektir.
Amacımız, şiddet, baskı ve suçtan arınmış, özgürlüklerin nimetlerinden
yararlanan ve korkunun olmadığı bir barış toplumu haline gelmektir. İhtilafları
çıkmadan önlemek amacıyla “koruyucu hukuk” uygulamaları başlatılacak, ayrıca
ihtilafların dostane yollarla çözümlenmesi anlayışı yerleştirilecektir.
Türk Ceza Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, İcra İflas Kanunu ve İş Kanunu
gibi temel kanunlarımız, çağdaş gelişmeler ve Avrupa Birliği normları dikkate
alınarak, güncelleştirilecektir. Bu kanunların bir bölümü Meclise sevk
edilmiştir, bir bölümü de yıl sonuna hazır olacaktır. 59 uncu hükümet döneminde,
58 inci hükümet döneminde yapılan çalışmaların yol göstericiliğinde ilerleneceğinden,
etkili bir şekilde sonuç almak daha da kolay olacaktır.
Sayın milletvekilleri, adalet sisteminin işleyişi konusunda, hukuk devleti
prensibiyle tam uyumlu bir görüntü verdiğimiz söylenemez. Adalet sistemi
çok yavaş işlemekte, bu durum adalete güven duygusunu zayıflatmaktadır.
Vatandaşlarımız, kimi zaman, haklarını mahkemelerde aramak yerine “ihkakı
Hakka” kakışmakta ya da yargı dışı organizasyonları devreye sokmakta veya
umutsuz bir şekilde, hak aramaktan vazgeçerek haksızlığa boyun eğmektedir.
Tam ve zamanında adaletin tesisi için, gereken her türlü düzenleme yapılacaktır.
Adliyeler, çağın gelişmelerine ve hizmetin gereklerine uygun bir şekilde,
modern araç ve gereçlerle donatılacaktır. Mahkemelerin, elektronik arşiv
imkânlarından yararlanması sağlanarak, gerekli bilgi ve belgeler ile emsal
kararlara zamanında erişim mümkün hale getirilecek, yargı organları arasında
kurulacak bir bilgi ağıyla, adlî sistemi bilgi toplumuna taşıyacak bir
düzen oluşturulacaktır. Bu çerçevede hazırlanan Ulusal Yargı Ağı Projesi(UYAP)
yıl sonunda tamamlanacaktır. Konuya gösterdiğimiz hassasiyetin bir sonucu
olarak, Adalet Bakanlığı bütçesi içerisindeki en büyük ödenek bu kaleme
ayrılmıştır.
İnfaz mevzuatı çağdaş normlara uygun hale getirilecek, modern bir örgütlenme,
yeterli sayıda personel ve fizikî imkânların sağlanmasıyla ceza ve tutukevlerinin
sorunları çözülecektir.
Kamu yönetimi sistemimizin, çağdaş bir yönetim anlayışına uygun bir
yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Hükümetimiz, bu dönüşümü sağlamak
kararlılığındadır. Bu kapsamda, merkeziyetçi ve hantal yapıların aşılması
bakımından, katılımcı ve çoğulcu demokrasi ve yönetimde etkinlik ilkeleri
doğrultusunda, Hükümetimiz döneminde, kapsamlı bir yerel yönetim reformu
gerçekleştirilecektir.
Ulusal öncelikler ile yerel farklılıklar barıştırılarak kamu hizmetlerinin
yerinden karşılanması temel ilke olacak, merkezî yönetim tarafından yürütülmesi
zorunlu olmayan hizmetler, kaynaklarıyla birlikte yerel yönetimlere devredilecektir.
Yerel düzeyde demokratikleşmeye önem verilecek, seçimlerle oluşan yerel
organlar üzerindeki merkezî idarenin denetimi, hukuka uygunluk denetimiyle
sınırlandırılacaktır.
Yerel Yönetim reformu çerçevesinde, merkezî idare ile yerel idareler
arasında görev, yetki ve kaynak paylaşımı, üniter devlet anlayışımıza dayalı
olarak, etkinlik, verimlilik ve çağdaş yönetim ilkelerine uygun olarak
yeniden belirlenecektir.
İl idareleri yeniden yapılandırılarak; Bakanlıkların taşradaki görev
ve yetkileri, valiliklere ve il özel idarelerine devredilecektir. Yerel
tercihler dikkate alınarak, sağlık, eğitim, kültür, sosyal yardımlaşma,
turizm, çevre köy hizmetleri, tarım, hayvancılık, imar ve ulaşım hizmetlerinin
il düzeyinde karşılanması sağlanacaktır.
Devlette Genel Kurumsal Gözden Geçirme çalışması yapılarak, bakanlıkların
sayısı ve ölçekleri, ilgili ve bağlı kuruluşlar ile diğer kamu kuruluşlarının
bir bütün olarak görevleri yeniden tanımlanacaktır.
Merkezî yönetimdeki gereksiz kuruluşlar elenecek, benzer işlevler gören
yapılar birleştirilecek ve kuruluş içi yönetim kademeleri azaltılarak işlemler
basitleştirilecektir. Bu konuda başlatılmış çalışmalar süratle tamamlanacaktır.
Toplumsal denetim ve katılımın artırılması bakımından, kamu alanındaki
“sır” kavramının yeni ve çağdaş bir anlayışla ele alınması gerekmektedir.
AK Partinin hükümet etme döneminde, “sır” kavramı, bilgi edinme hakkı lehine
kısıtlanacaktır.
Bilgi edinme hakkı, toplumun bütün kesimlerine yaygınlaştırılacak ve
bunu sağlamak için “Vatandaşın Bilgi Edinme Hakkı Kanunu” çıkarılacaktır.
Bu kanunun taslağı hazırdır ve Ak Partinin katılımcı siyaset anlayışı çerçevesinde,
vatandaşlarımızın bilgisine, eleştirilerine ve katkılarına açılmıştır.
Yeni bilgi ve iletişim teknolojilerinden yararlanılarak, kamu kuruluşlarının
hizmet ve işlemleri halka duyurulacak, yönetimde şeffaflık sağlanacaktır.
Kamuda verimliliğin artırılması ve şeffaflığın sağlanması için hizmet
birimlerinin, Parlamentoya ve kamuoyuna performans raporu sunmaları yönünde
çalışmalar başlatılacaktır.
Kırtasiyecilik, şekilcilik ve verimsizliğin azaltılması bakımından;
vatandaşa doğrudan hizmet sağlayan alanlarda mevzuat ve idarî usuller sadeleştirilecektir
Kamu kuruluşlarında bilgi ve iletişim teknolojileri azamî ölçüde kullanılarak,
e-devlet uygulaması yaygınlaştırılacaktır.
Yatırımcının önündeki bürokratik engeller kaldırılacak, mükerrer belge
ve bilgi talepleri önlenecektir.
Örgütsel büyüme ve hantallığın giderilmesi bakımından; kamu personeli
eğitilecek, geçici ve nitelik gerektirmeyen işler için ilave personel alımı
önlenecektir.
Kuruluşiçi, kuruluşlararası ve bölgelerarası personel dağılımı yeniden
düzenlenerek, vatandaşa doğrudan hizmet verilen noktalardaki personel açığı
giderilecektir.
Kayırmacılığın ve yozlaşmanın önlenmesi bakımından; personel alımında
objektif kriterler getirilecek, terfilerde liyakat ve fırsat eşitliği esas
alınacaktır.
Ulusal düzeyde Ekonomik ve Sosyal Konsey etkin olarak çalıştırılacak,
bölgesel ve yerel düzeyde özel kesimin ve sivil toplum örgütlerinin kamu
yöneticileri ve siyasî yetkililerle bir araya geleceği benzeri yapılar
geliştirilerek yaygınlaştırılacaktır. Uzun zaman boyunca toplanmayan Ekonomik
ve Sosyal Konseyin, 58 inci hükümetimiz döneminde toplanması, söylediklerimizin
en ciddî kanıtıdır.
Değerli milletvekilleri, merkezî idare reformuna Başbakanlıktan başlanmış
olup, Başbakanlığa bağlı kuruluşlar, ilgili icracı bakanlıklara devredilmiş
ve Başbakanlık önemli oranda icracı bir bakanlık olmaktan çıkarılmıştır.
Başbakana yardımcı olacak Devlet Bakanlarının sayısı azaltılmış ve böylece,
Bakanlar Kurulu, verimlilik esasına göre teşekkül ettirilmiştir. Bu doğrultuda
bazı adımları yakın zamanda atmaya devam edeceğimizi, kamuoyuna buradan
duyuruyorum.
Hükümetimizin reformist yapısını ortaya koyan bu ilk icraatlar, toplumun
geniş kesimlerinde takdir görmüş ve piyasalarda güvenin oluşumuna katkıda
bulunmuştur.
Bu çerçevede, ekonomi yönetimi tek bir çatı altında toplanacaktır. Bununla
ilgili yasal düzenleme gerçekleştirilecektir.
Mevcut hizmet bakanlıklarının sayısı, ölçüleri, ilgili ve bağlı kuruluşlar
bir bütün olarak ele alınacak, merkezî idare reformunun en önemli uygulaması
olarak bakanlıkların görev ve yetkileri yeniden tanımlanacaktır.
|