Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun
Anayasa Mahkemesi'ne başvuru metni şöyle:
(21 Ağustos 2001)
T.C.
YARGITAY
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI
SAYI: SP.112 Hz. 2001/8
KONU:
TEDBİR KARARI İSTEMLİDİR.
ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
| BAŞVURUYU
YAPAN : |
Kamu adına
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
Sabih KANADOĞLU |
| ALEYHİNE
BAŞVURULAN: |
Adalet ve
Kalkınma Partisi |
| BAŞVURUNUN
KONUSU : |
Siyasi Partiler Yasasının
104.maddesinde öngörülen ihtar ve tedbir kararı verilmesi
istemi. |
| DELİLLER
: |
Cumhuriyet Başsavcılığı
Siyasi Partiler Sicil Bürosunda Adalet ve Kalkınma Partisine ait dosyadaki
kurucuların adli sicil kayıtları ve diğer belgeler |
AÇIKLAMALAR :
Anayasamızın 2 nci maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin Demokratik, laik
bir hukuk Devleti olduğu vurgulanmaktadır. 68/2 maddesinde ise siyasi partilerin
demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları oldukları belirtilmiş,
tüzük ve programları ile eylemlerinin hukuk devleti ve laik Cumhuriyet
ilkelerine aykırı olamayacağı açıklanmış, 69/son maddesinde kuruluş ve
çalışmalarının, denetleme ve kapatılmalarının kanunla düzenleneceği
hüküm altına alınmıştır.
Anayasa ve Siyasi Partiler Kanununun Cumhuriyet Başsavcılığımıza verdiği
görev ve yetkiler kapsamında Adalet ve Kalkınma Partisinin kuruluş bildirisi
ve belgeleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda;
A- Hukuk Devleti ilkelerine uygunluk bakımından
Hukuk Devleti ilkesi gereği siyasi partilerin de kuruluşundan başlayarak
bütün faaliyetlerinin Anayasa ve yasalara uygun yürütülmesi zorunludur.
Hukukun üstünlüğünün sonucu olarak hiçbir siyasi parti Anayasa ve yasaların
emredici hükümleri dışına çıkamaz, bu konularda hukuka karşı hile yoluna
sapamaz.
İçişleri Bakanlığının, Cumhuriyet Başsavcılığımıza göndermiş olduğu
(Adalet ve Kalkınma Partisi'nin) kuruluş bildiri ve belgelerinin incelenmesinde,
kurucu üyelerden Recep Tayyip ERDOĞAN'ın 06.12.1997 suç tarihi ve Türk
Ceza Kanununun 312/2, 59 maddeleri gereğince Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik
Mahkemesinin kesinleşen 21.04.1998 tarih ve 36-69 sayılı ilamı ile 10 ay
hapis cezasına mahkum olduğu, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesinin 13.07.1999
tarihli şartla salıverilme kararı ile tahliye edildiği anlaşılmış ve adı
geçen'in kurucular kurulu tarafından Parti Genel Başkanlığına seçildiği
tesbit edilmiştir.
2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasasının 8.maddesinin 1.fıkrasında "siyasi
partiler, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip en az
otuz Türk vatandaşı tarafından kurulur." Hükmü yeralmıştır.
Anayasanın 76 ncı maddesinde milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin
sınırlama, 2839 Sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun milletvekili seçilemeyeceklerle
ilgili 11.maddesinin f/3 fıkrasında tekrarlanarak affa uğramış olsalar
bile "Türk Ceza Kanununun 312'nci maddesinin ikinci fıkrasında
yazılı halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin
ve düşmanlığa açıkça tahrik etme suçlarından mahkum olanların" Milletvekili
olamayacakları belirtilmiştir.
Bilindiği üzere, Genel Af, suçu, başka bir deyimle işlenen fiilin suç
olma niteliğini ve hükmolunmuş ise cezayı ve mahkumiyetin bütün neticelerini
ortadan kaldıran bir kurumdur.
Anayasa ve yasa koyucu TCK.nun 312 nci maddesinde öngörülen suçu niteliği
ve vahameti yönünden o derece önemli görmektedir ki, Genel Affa uğramış
olsalar bile bu suçtan mahkum olanların, milletvekili seçilme yeterliliği
bulunmadığını kabul etmiştir.
Gerek 4454 ve gerekse 4616 Sayılı Kanunlar ise 23.4.1999 tarihine kadar
işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesine ilişkindir.
Bu Kanunlar Af Kanunu nitelik ve özelliğini taşımazlar. 4454 Sayılı
Kanunun Ertelenmenin sonuçları başlığını taşıyan 2 nci maddesinin son fıkrasında
1 nci madde kapsamına giren kasıtlı bir cürümden dolayı 3 yıllık süreyi
yeniden mahkum edilmeksizin geçiren şahıs hakkındaki rnahkumiyetin vaki
olmamış sayılacağı öngörülmüştür.
Genel Atfa uğramış olmasına rağmen TCK.nun 312/2 maddesinden mahkum
olanlara milletvekilliği seçilme yeterliliği tanımayan yasa koyucunun,
bu kanunla ilgisi ve benzerliği dahi bulunmayan ertelemeden yararlanacaklara
yeterlilik sağladığı ileri sürülemez.
Bu itibarla,
Adalet ve Kalkınma Partisi kurucu üyesi ve Genel Başkanı Recep Tayyip
ERDOĞAN'ın, TCK.nun 312/2 maddesi uyarınca 10 Ay Hapis cezasına mahkum
olduğu cihetle milletvekilliğine seçilme yeterliliği bulunmadığı ve bu
nedenle 2820 Sayılı Kanunun 8 nci maddesine göre bir siyasi Parti Kurucu
üyesi olamayacağı anlaşıldığından ve adı geçenin bu hukuki durumu
diğer tüm kurucular tarafından açıkça bilinmesine rağmen kurucu üye olarak
katılımı istenmiş ve hatta Genel Başkan olarak seçilmiş olması karşısında,
2820 Sayılı Kanunun 8 nci maddesinde yer alan emredici hükme bilerek yapılan
bu aykırılık sebebiyle, aynı Kanunun 104 ncü maddesi uyarınca dayalı siyasi
parti hakkında adı geçenin kurucu üyelikten çıkartılması suretiyle aykırılığın
giderilmesi için ihtar kararı verilmesinin istenmesi zaruri görülmüştür.
Milletvekilliğine seçilme yeterliliği bulunmayan, hatta bir siyasi
parti üyesi olamayacak ve üye kaydedilemeyecek olan adı geçenin ayrıca
TBMM'de grubu bulunan bir partinin Genel Başkanlığına seçilmesi ayrı bir
talihsizlik oluşturmuştur.
Türkiye'nin, ekonomik ve siyasal türlü güçlüklerle karşılaştığı bir
dönemde siyasi yaşamda büyük rol oynayabilecek bir siyasi partinin genel
başkanı olarak görevine devam etmesinin davalı partiye yasa gereği verilmesi
zorunlu sürede gözönüne alındığında, kamu düzeni, kamu yararı ve ivedilik
gözönünde bulundurularak, ileride muhtemel ve giderilmesi olanaksız sakıncalar
yaratacağından Recep Tayyip ERDOĞAN'ın davalı Parti Tüzüğünün 77 nci maddesinde
yazılı görev ve yetkilerini KULLANMASININ TEDBİREN ÖNLENMESİNE karar
verilmesinin istenmesi de ayrıca zorunlu görülmüştür.
B- Laik Cumhuriyet İlkelerine Uygunluk Bakımından
Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan ve Türkiye için öncelikli özel
önemi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da vurgulanan laiklik ilkesi,
Anayasanın 68/4.maddesi gereğince Siyasi Partilerin uymaları gereken temel
ilkedir. Bu itibarla bir siyasi partinin kuruluşunda kurucu üyelerin bu
ilkeye sadakatle bağlı olduklarını ortaya koyacak söylem, eylem ve davranış
birliği içinde olmaları gerekmektedir. Bu konuda kuşku doğuracak simgesel
dayatmalarda bulunamazlar. Adalet ve Kalkınma Partisinin Anayasa Mahkemesinde
de bulunan kuruluş dosyasındaki fotoğraflarından kurucu üyeleri Ayşe Börürler,
Ayşe Nur Kurtoğlu, Habibe Güner, Sema Ramazanoğlu, Fatma Ünsal Bostan ve
Serap Yahşi Yaşar'ın türbanı bu amaçla kullandıkları anlaşılmıştır.
Siyasi partilerin kamu hukuku veya özel hukuk kuruluşu oldukları konusunda
farklı görüşler olmakla beraber, demokratik siyasi hayatın unsurları olmaları
itibariyle, kamu hukuku kurallarından hareketle kamu gücüyle ilgili yetkiler
kullandıkları kuşkusuzdur. Kamu gücünü kullanan partilerin devlet idaresinin
oluşumunda payları büyüktür.
Siyasi Partilerin kamu hukuku kurumları olmamaları nedeniyle devlet
örgütü içinde yer almamalarına rağmen, iktidar olduklarında bakan olanlar
ile milletvekili seçilenlerin meclis genel kuruluna katılmaları halinde
kamu alanı ve düzeni itibariyle uymaları gereken kurallar mevcuttur. Örneğin;
TBMM İçtüzüğünün 56.madddesinde TBMM Genel Kurul Çalışmalarında kimlerin
hangi kıyafetleri giyinecekleri hususu düzenlenmiştir. Kaldı ki türban
konusunda Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Organlarının
görüşleri ortadadır. Fazilet Partisinin milletvekillerinin türban konusundaki
tutumları nedeniyle kapatıldığı ve Refah Partisi Genel Başkanının
türbanla ilgili görüş ve açıklamalarının da RP'nin kapatılmasında öncelikli
gerekçe olduğu bilinmektedir. Anayasa Mahkemesinin 1998/2-1, 9.1.1998
günlü RP’nin kapatılması kararında bu husus adı geçenin "Anayasa Mahkemesi
kararlarını gözardı ederek, resmi daire ve üniversitelerde türban ye başörtüsü
kullanmayı teşvik eden konuşmaları, laik düzen karşıtları için bir mesaj
oluşturmuştur. Nitekim ülkenin çeşitli yerlerindeki üniversitelerde ve
cami önlerinde kamu düzeninin bozulmasına yol açan birçok eylem yapılmıştır"
şeklinde ifade edilmiştir. Kaldı ki RP'nin kapatılması kararına karşı yapılan
başvuru üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 31.7.2001 günlü kararında
da ilgili Devletin ülkede iç barış ve Demokratik rejimi tehlikeye atacak
siyasi bir hedefin gerçekleşmesini, eylemler somut hale dönüşmeden engelleyebileceği
vurgulanmıştır.
Görüldüğü gibi, gerek TBMM İçtüzüğünün 56.maddesindeki düzenleme, gerek
Anayasa Mahkemesi (Anayasa m.153/son) ve mahkeme kararlarının (Anayasa
m.138/son) bağlayıcılığı karşısında Adalet ve Kalkınma Partisi kurucularının
bu kararları etkisiz kılacak biçimde davranmaları mümkün değildir. Dolayısıyla,
iktidar olmak amacıyla kurulan ve faaliyette bulunan bir partinin, iki
ayrı partinin kapatılmasına neden olan türbanı, bilinen simge olarak kullanmasının,
seçmene verilen mesajdan başka bir anlama gelmeyeceği kuşkusuzdur. Zira
kişilerin özel yaşamları bakımından yasak konusu olmayan türbanın, bir
parti tarafından laik demokratik düzeni yıkmak amacıyla kullanılmasının
Anayasal ilkelere dayalı yargı kararlarıyla sistem dışına itildiğine
ilişkin gerçeğe rağmen, yeni bir partinin kurucuları arasında türbanlıların
da yer alması, kaba bir zorlama ve dayatmadır. Dolayısıyla, türbanlı kuruculardan
oluşan bir kurucular kurulunun Adalet ve Kalkınma Partisini iktidara getirdiklerinde,
özel yaşamda serbest olan türbanı, iktidar yoluyla kamusal alana taşımak
için kullanacakları yolundaki mesaj açıklama gerektirmeyecek kadar nettir.
Çünkü, kapatılan partilerce türbanın laik demokratik düzene karşı kullanıldığına
ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı karşısında, yeni bir partinin kimi yöntem
farklılıkları ile ayni sonucu doğurucu tutum içerisinde olmasının
bir başka izahı olamaz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararında belirtildiği
gibi, demokratik rejime yönelik tehlikelerin somut eylem boyutuna
ulaşmadan ve demokratik rejimin kendisini savunamayacak duruma gelmesine
fırsat vermeden sona erdirilmesi gerekmektedir.
Diğer yönden,
Devlet sistemimizde, türban hakkında verilen yargı kararları (Any. MK,
7.3,1989, 1/12; ve Danıştay Kararları), "dinin, bireyin manevi yaşamını
aşarak toplumsal yaşamı etkileyen eylem ve davranışlara ilişkin bölümlerinde,
kamu düzenini, güvenliğini ve yararını korumak amacıyla sınırlamalar yapılması
ve dinin kötüye kullanılmasının ve sömürülmesinin yasaklanması" (.........)
"Yükseköğretim kurumlarında dinsel giyim esaslarını içeren düzenleme, dinsel
kurallardan arındırılmış devlet düzenine, giyim nedeniyle dinsel bir elatmada
bulunmaktadır" gerekçeleriyle üniversite öğrencileri için türbanı
sistem bakımından tehlikeli görürken, iktidara geldiğinde devlet
iradesinin oluşumunda söz sahibi olacak bir partinin kurucularının, üniversitedeki
öğrenciden daha az tehlikeli olacağı söylenemez. Yani, devlet okullarında
yargı kararları ile yasaklanan ve demokratik rejim bakımından tehlike olarak
kabul edilen ve iki siyasi partinin kapatılma nedeni olan türbanın, iktidara
geldiğinde devlet düzenine yön verecek siyasi parti kurucuları tarafından
gelecekteki amacı sağlama yönünde kullanıldığında kuşku yoktur. Bir partinin
kuruluş harcının, hem de Anayasa Mahkemesi kararlarında türbanın "laik
düzen karşıtlarına mesaj" niteliği taşıdığının belirtilmesine rağmen, türbanla
atılmasındaki amaç budur
Kaldı ki, türbanı simge olarak kullanan bir kişinin milletvekili seçilmesi
ve TBMM'de yasama faaliyetinde bulunması mevcut genel düzenlemeler karşısında
mümkün değildir. Bu kişinin milletvekili seçilme yeterliliği yoktur.
Bu nedenlerle,
Adalet ve Kalkınma Partisinin kurucu üyelerinden Ayşe Böhürler, Ayşe
Nur Kurtoğlu, Habibe Güner, Sema Ramazanoğlu, Fatma Ünsal Bostan ve Serap
Yahşi Yaşar'ın türbanı simge ve dayatma unsuru olarak kullandıkları ve
bu halleriyle Milletvekili seçilme yeterliliğine bu nedenle sahip bulunmadıkları
anlaşıldığından kurucu üyelikten çıkartılmaları için davalı partiye ihtar
kararı verilmesi istenmiştir.
SONUÇ VE İSTEM :
Açıklanan nedenlerle,
Adalet ve Kalkınma Partisinin kurucu üyelerinden olan ve parti Genel
Başkanlığına seçilen Recep Tayyip ERDOĞAN'ın ; Anayasanın 76/2, 2820
Sayılı Siyasi Partiler Kanununun 8/1 ve 2839 Sayılı Milletvekili Seçimi
Kanununun 11-f/3 maddeleri uyarınca Kurucu üye olamayacağı anlaşıldığından,
yasal zeminde olmayan adı geçenin davalı Siyasi Parti Tüzüğünün 77 nci
maddesinde yeralan Genel Başkanlık görev ve yetkilerini kullanmasının TEDBİREN
ÖNLENMESİNE ve Recep Tayyip ERDOĞAN ile Ayşe Böhürler, Ayşe Nur Kurtoğlu,
Habibe Güner, Sema Ramazanoğlu, Fatma Ünsal Bostan ve Serap Yahşi Yaşar'ın
kurucu üyelikten çıkartılmaları için davalı Siyasi Partiye Siyasi Partiler
Kanununun 104 ncü maddesi uyarınca İHTAR kararı verilmesi arz ve
talep olunur.
| |
Sabih KANADOĞLU
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
|
|