Sevgili Demokratik Solcular, Sayın konuklar, Değerli gazeteciler;
Demokratik Sol Parti’nin Beşinci Kurultayı dolayısıyla sizlere saygılar
sevgiler sunarım. Kurultayın Partimize ve Ulusumuza hayırlı olmasını dilerim.
DSP, 1985 yılında, iki odalı bir zemin katında, yoksunluklar ve zorluklar
içinde doğdu. Engellerle boğuşa boğuşa ilerledi. 1995 yılında yüzde14’ün
üstünde oyla (14,07) solun birinci partisi, 1999 yılında da yüzde21.71
oyla Türkiye’nin birinci partisi olmayı başardı.
Daha birinci parti olmadan önce, 7 Ocak 1999’da, başka partiler, seçim
hükûmeti kurma görevini DSP’ye vermekte birleştiler.
Böylece seçimlere DSP’nin tek başına kurduğu azınlık Hükûmetiyle gidildi.Çünkü
bütün partiler DSP’ye güveniyorlardı. Onun kuracağı Hükûmetle seçimlere
her bakımdan güvenlik içinde gidileceğine inanıyorlardı. Nitekim DSP’nin
kurduğu azınlık Hükûmeti döneminde hiç bir partiden en küçük bir yakınma
gelmedi.
7 Ocak 1999’da kurulan bu DSP azınlık Hükûmeti 18 Nisan 1999’da kimsenin
toz konduramadığı genel seçimleri gerçekleştirdi ve Türkiye’nin birinci
partisi oldu.
28 Mayıs 1999’da da üç partili koalisyon Hükûmetini kurdu. Demokratik
Sol Parti’nin seçimlere gidilirken ve seçimler ardından elde ettiği bu
sonuçlar, siyasette dürüstlüğün, temizliğin, güvenilirliğin ve tutarlılığın
zaferi oldu.
Seçimler öncesinde kurulan ve 7 Ocak 1999’dan 28 Mayıs’a kadar görevde
kalan DSP azınlık Hükûmetine bu kısa sürede herhangi bir yasama çalışması
olanağı verilmedi. Ama seçimlerin huzur içinde yapılabilmesi sağlandığı
gibi, binlerce yurttaşımızın ölümüne neden olan PKK’nın başı Abdullah Öcalan
Afrika’da yakalanarak Türkiye’ye getirildi. Böylece bölücü terör örgütüne
ağır bir darbe indirilmiş oldu.
Son seçimler ardından başkanlığımızda kurulan 3 partili koalisyon döneminde
ise din sömürücüsü terörizme ve başka terörist gruplara darbe üstüne darbeler
indirildi. Hizbullah adlı cinayet örgütü de darmadağın edildi. Yalnız terörizme
değil, mafyalara da, çetelere de, her türlü cinayet örgütüne de göz açtırılmaz
oldu.
Çünkü artık iç güvenlik güçlerinin ardında Başkanlığımızdaki üçlü koalisyon
Hükûmetinin siyasal iradesi ve kararlı desteği vardı.
Yıllardır karanlıkta kalmış olan faili meçhul cinayetler de aydınlığa
çıkarıldı.
Yolsuzluklar da biribiri ardından çözüldü.
"Balina", "Buffalo", "Kasırga", "Fırtına", "Hayal", "Sis", "Paraşüt", "Beyaz
Enerji" gibi adlarla her türlü suç örgütü adalete teslim edildi.
Cezaevleri de terör örgütlerinin silâhlı karargâhı olmaktan kurtarıldı.
Yine bugünkü 57’nci Hükûmet döneminde Avrupa Birliğinde aday üyeliğimiz
sağlandı.
Uzun yılların müzmin ekonomik ve sosyal hastalığı olan enflasyona karşı
kararlı bir mücadele açıldı. Enflasyon hızı yüzde 90’lardan yüzde 30’ların
altına inmeye başladı.
Uzun yıllardır savsaklanan reformlar biribirini izledi.
Büyük Millet Meclisinde gece-gündüz verimli bir çalışma, üçlü koalisyon
Hükûmetinde de eşi görülmemiş bir uyum sağlandı.
DSP demokrasinin gereği olan uzlaşı kültürünü geliştirdi.
55’inci koalisyon Hükûmetinin 1997’de başlattığı kapsamlı eğitim reformu,
56’ncı ve 57’nci Hükûmetler döneminde de hızla sürdürüldü.
Lâiklik karşıtı örgütlerin etkisi büyük ölçüde sınırlandı. Bu örgütlerin
öğrenci yurtlarından bir çoğu Devlet yönetimine alındı.
Kur’an kursları lâiklik karşıtı akımların elinden kurtarıldı. Devlet güvencesine
alındı.
Türban sorunu büyük ölçüde çözüldü.
Bütün bunlar toplumda sarsıntıya yol açılmaksızın ve dindar yurttaşlarımız
incitilmeksizin sağlandı.
Öğretmen açığı hızla kapatılmaya başladı.
Yatılı İlköğretim Bölge Okulları ile pansiyonlu okulların sayısı büyük
ölçüde artırıldı.
Açık öğretimin düzeyi yükseltilmeye başladı.
Sosyal güvenlikte atılımlar yapıldı.
İşsizlik sigortası getirildi.
Özel emeklilik yasası çıkarıldı.
47 bin geçici işçi sürekli işçiliğe kavuşturuldu.
Köy hizmetleri hızlandırıldı.
Köykentlerin temelleri atılmaya başladı.
Önümüzdeki haftalarda köykentlerin ilk örnekleri gözler önüne serilmeye
başlayacaktır. Tek tek köylere öğretmen yetiştirilemiyor, hekim, hemşire,
ebe ve sosyal hizmetler yetiştirilemiyor. Bu sorun köykent düzenlemesiyle
çözülecek. Köykentlerde, köyler değil, hizmetler birleştirilecek, okullar
birleştirilecek, sağlık ocakları birleştirilecek. Bir köy kendi başına
fabrika kuramaz. Ama biribirine yakın konumda olan ve emekleri, bilgileri
ve maddi olanakları birleşen köykentler sayesinde, köylüler, verimli tarım
işletmelerinin yanısıra, ortaklaşa sanayi işletmeleri de kurabilecekler.
Kültür ve spor tesislerinden ortaklaşa yararlanabilecekler. Öylelikle kentlerin
tüm olanakları köylere de ulaşmış olacak.
Kentlere akım azalacak ve köyler bulundukları yerlerde kentleşecekler.
Köylüler kent uygarlığının tüm nimetlerinden göçe zorlanmaksızın yararlanabilecekler.
Bazı büyük kentlerdeki varoşların gerilimi de böylece git gide sona erecek.
Bu arada, terörün büyük ölçüde sona ermesiyle birlikte Güneydoğu ve
Doğu Anadolu’da köye dönüş hareketi başladı.
O bölgelerimizde, köykentlerin yanı sıra, merkez köyler yapımına da
başlandı. Böylelikle dağınık köylerin ve mezraların yerini alacak olan
merkez köylerde hem güvenlik daha kolay sağlanabilecek hem de verimli çiftçilik
ve hayvancılık yapılabilecek. Yerel ürünlerin işlendiği sanayi tesisleri
kurulabilecek.
Aynı zamanda, terör yüzünden yıllarca hayvancılığa kapanmış olan meralar
hızla açılmaya başladı.
Terör nedeniyle veya feodal yapı nedeniyle sınaileşmeden büyük ölçüde
yoksun kalan bu bölgelerimize üretken yatırımların özendirilmesi için bir
yasa çıkardık.
Belirli ölçüler içinde sınır ticaretine olanak sağladık. Bir yandan
da gerek ekonomik gerek sosyal açıdan zorunlu olan reform niteliğinde yasaları
biribiri ardından çıkardık ve çıkarmaktayız. O arada demokrasimizin eksikliklerini
de gidermekteyiz.
Örneğin "Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası"nı çıkarttık.
İşkencecilere verilen cezayı arttırdık.
Memurların yargılanabilmesini kolaylaştırıcı bir yasa çıkarttık.
Pişmanlık Yasasını çıkarttık.
Basın-yayın suçlarına verilen cezaları erteleyen bir yasa çıkarttık.
Şartla Salıverme Yasasını çıkarttık.
Disiplin cezalarının affı ve yüksek öğretim affı ile ilgili
yasaları çıkarttık.
Ekonomik ve sosyal alanda ise:
Bankalarla ve vergilerle ilgili yeni yasalar çıkarttık.
Gümrük Reformunu gerçekleştirdik.
Sermaye piyasası ile ilgili düzenlemeler yaptık.
Ekonomik ve Sosyal Konsey Yasasını çıkarttık.
Merkez Bankasıyla, Fonların tasfiyesiyle, iletişim sektörüyle, elektrik
piyasasının serbestleşmesiyle, organize sanayi bölgeleriyle ve ekonomiyi
canlandıracak daha birçok konularla ilgili yasaları biribiri ardından çıkarmaktayız.
Son günlerin yeni yasaları arasında Şeker Kanunu, Bütçede Değişiklik
Kanunu, Doğalgaz Kanunu, Sivil Havacılık Kanunu, Kamulaştırma Kanunu yer
alıyor.
Ne var ki bütün bu atılımlara ve olumlu gelişmelere karşın, ekonomide
biribiri ardından gelen Kasım ve Şubat bunalımları önlenememiştir. Bunun
nedenleri bir değil bir çoktur.
Nedenlerin en başında Türkiye’yi yıllardır sarsan ağır enflasyon hastalığı,
ve bu hastalığı sömüren enflasyon lobisi yer almaktadır.
Kamu yönetimindeki ve geniş toplum kesimlerindeki savurganlığın sonucu
olan iç ve dış borç yükü ve kamu yönetimindeki ve geniş toplum kesimlerindeki
geleneksel savurganlık, zaman içinde, ağır bir iç ve dış borç birikimi
oluşturmuştur; ve Türkiye borç ödeyebilmek için gitgide daha çok borç yükü
altına girmiştir.
Öte yandan bankalar sektörü ile reel sektör, yani üreten sektör arasında,
işlevsel uyum sağlanamamıştır. Bankalar sanayicilerin ve dışsatımın kredi
gereksinmelerini karşılamakta zorlanırken kimi banka sahipleri, müşterilerinin
parasıyla kendi kasalarını doldurmuşlardır.
Köylülerin, çiftçilerin, esnafın, kobi’lerin gereksinmeleri gereğince
karşılanamamıştır; bu da onları dış rekabet karşısında güç durumda bırakmıştır.Bu
olumsuz birikimler nihayet patlama noktasına varmıştır ve Kasım ve Şubat
sarsıntılarına yol açmıştır.
Ne var ki 57’nci Hükûmetin müzmin enflasyona, yolsuzluğa ve teröre karşı
en kararlı mücadeleyi veren ve yıllardır ihmal edilmiş reformları başlatan
Hükûmet olduğu gözardı edilemez.
İnanıyorum ki Kasım ve Şubat bunalımları kısa sürede aşılacak ve 57’nci
Hükûmetin ekonomik ve sosyal atılımları ve enflasyona karşı mücadelesi
daha etkin biçimde devam edecektir; ekonomimiz de yeniden canlanacaktır.
Gerçi son günlerde, muhalefetin de körüklemesiyle, yer yer, "Hükûmet
istifa" sloganları haykırılıyor.
Fakat bu çağrıları yapanlar, 57’nci Hükûmet çekilirse yerine nasıl bir
hükûmet gelebileceğini bilemiyorlar. Bilseler söylerlerdi, fakat söyleyemiyorlar.
Çünkü, son aylarda çekilen sıkıntılara karşın, ufukta, 57’nci Hükûmet kadar
etkin, uyumlu ve güven verici bir hükûmet formülü görünmemektedir.
Üç koalisyon ortağı parti; Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Hareket
Partisi ve Anavatan Partisi, ne pahasına olursa olsun iktidarda kalma hırsıyla
değil, görev sorumluluğuyla Hükûmeti sürdürmektedirler. Şu sırada yeni
bir hükûmet arayışına kalkışmak, hele bir de seçime gitmek, ekonomiyi esenliğe
çıkarma umutlarına ağır bir darbe olur.
Kimi iş çevrelerinin de belirttiği gibi, bugün Türkiye bir "Ekonomik
Kurtuluş Savaşı" veriyor. 57’nci Hükûmet bu savaşı sonuna kadar sürdürecektir.
Ve bu savaş kazanılacaktır.
Dediğim gibi, Türkiye, yılların birikimi olan ağır bir borç yükü altındadır.
Yıllardan beri, borcu borçla ödeye ödeye o noktaya vardık ki artık toplanan
vergilerin büyük çoğunluğu borç faizine gidiyor.Sadece bu gerçek bile Türk
ekonomisinin artık duvara dayandığını gösteriyor. Fakat yılgınlığa gerek
yoktur. Yeter ki hem kamu yönetimi olarak hem de toplum olarak savurganlıktan
kendimizi kurtaralım. Yeter ki kaynaklarımızı iyi değerlendirebilelim.
Başında bulunduğumuz 57’nci Hükûmetin yapmaya çalıştığı budur.
Ulusça bir süre sıkıntı çekeceğiz, ama kısa sürede esenliğe çıkacağız.
Kaynaklarımızın başında insan gücümüz geliyor. Yetenekli ve dayanıklı bir
halkımız var. Çalışkan ve iyi yetişmiş bir işçi kesimimiz var. Dünyanın
dört bucağında kendini kanıtlayan bir girişimci kuşağımız var. Artık milyonlarca
turist çeken zengin bir doğamız ve eşsiz kültür hazinelerimiz var. Öyle
ki bu yaz turizmden enaz 10 milyar dolar bekliyoruz.
Türk’ün kararlılığı ile dayanışması bir araya geldi mi neler başarabileceği
1999 depremlerinde görüldü. Kısa sürede tüm depremzedelerin gereksinmelerini
karşılayacak kadar geçici pre-fabrike konut yapıldı. 41 bin kadar da kalıcı
konut yapılıyor. Şimdiden bir çoğu yapıldı. Kimse aç ve açıkta bırakılmadı.
Çocuklar okulsuz, hastalar hekimsiz kalmadı. Hasarlı konutlar onarıldı.
Bir yandan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, bir yandan da
Ziraat ve Halk Bankaları, ve Kızılay, ve sivil toplum örgütleri deprem
bölgesindeki halkın, o arada esnafın, tüccarın her yardımına koşuştular.
Bildiğimiz kadar hiçbir ülkede depremzedelerin gereksinmeleri Türkiye’deki
kadar hızlı ve doyurucu biçimde karşılanamamıştır.
Aynı toplumsal dayanışmayı ve kararlılığı ekonomide de gösterirsek,
ekonomik kurtuluş savaşını kısa sürede kazanırız. Bunun başta gelen bir
koşulu özveride adalettir.
57’nci Hükûmet, özveride adaletin bir örneğini kamu yönetiminde göstermeye
başlamıştır. Yeterli kaynak sağlar sağlamaz ilk yerine getireceğimiz görev
de memur ücretlerindeki adaletsizliğin giderilmesi olacaktır. Kaynak artırabilmenin
başta gelen bir yolu dışsatımı arttırmaktır.
Dalgalı kur sistemine geçmiş olmamız da dışsatımı hızlandıracaktır.
Çünkü dalgalı kurla Türk parasında meydana gelen düşüş, eğer süratle
ve iyi değerlendirilirse, dışsatımın önünü açacaktır.
Bunun ilk işaretleri görülmeye başlamıştır. Dışsatımımızın hızlanmasıyla
birlikte iç üretimimiz ve tüketimimiz de büyük ölçüde artacaktır. Çünkü,
yine dalgalı kur düzeni ile, dışsatımcılar ara malı ve yatırım malı gereksinmelerini
artık büyük ölçüde yurt içinden karşılama gereğini duyacaklardır.
Böylelikle, iç üretimi artırmak ve işsizliği azaltmak bakımından önemli
bir fırsat elimize geçmiş olmaktadır. Hükûmetimiz de dışsatımı desteklemek
için gerekli desteği sağlamaya başlamıştır.
Dalgalı kur turizmi de güçlendirecektir.
Her iki sektör, gerek dışsatım gerek turizm sektörleri, başka pek çok
sektörün de kapısını açacak birer anahtar niteliğindedir. Görülüyor ki
ekonomimizin yakın geleceğine umutla ve güvenle bakabilmek için birçok
nedenimiz vardır. Yeter ki olanaklarımızı zamanında ve iyi değerlendirebilelim.
Ekonomik ve sosyal sorunlarımızın başında işsizlik geliyor. İşsizliğin
çaresi yatırım. Yatırımın çaresi de kaynak. Onun için kaynaklarımızı en
verimli biçimde harekete geçirtmek ve ekonomiyi hızla büyültmek zorundayız.
Türk toplumu kadar kabına sağamayan dinamik bir toplum uzun süre daralmaya
katlanamaz. Önemli olan büyümeyi sosyal adaletle bağdaştırmaktır.
Bunun önündeki ciddi bir engel de kayıtdışı ekonomidir. "Kayıtdışı",
adı üstünde, kayda geçmeyen ekonomi olduğu için bu kesimde çalışanların
kesin sayısı bilinemiyor. Ama sayının enaz kayıtlı işçi sayısı kadar olduğu
düşünülüyor. Bu kesimde çalışanların ne vergisi ne sigortası ödenir. Hiçbir
hakları güvence altında değildir. Toplu sözleşme grev haklarından da başka
sendikal haklardan da yararlanamazlar. Bu durum, yalnız işçiler açısından
değil, işçisinin vergisini sigortasını ödeyen ve tüm yasal haklarına saygı
gösteren işveren açısından da büyük adaletsizliktir. Çünkü yasal yükümlülüklerini
yerine getiren işveren kayıtdışı etkinliklerle rekabet edememektedir.
Yasasını yeni çıkarttığımız Ekonomik ve Sosyal Konseyle birlikte bu
sorunu, kayıtdışı işçilik sorununu, çözmek zorundayız.
Geçici işçilik sorunuyla, yıllarca, hiçbir iktidar ilgilenmemişti. Bu
sorunu 57’nci Hükûmet çözdü. Adı "geçici" olan, gerçekte ise sürekli çalışması
gereken 47 bin işçiyi daimiliğe biz geçirdik.
Kayıtdışı işçilik sorununu da, kamu görevlilerinin sorunlarını da çözmek
umarım bize nasip olacaktır.
Yıllardır halkımıza ağır acılar çektiren, sayısız şehitler vermemize
neden olan bölücü terör 57’nci Hükûmetimiz döneminde büyük ölçüde sona
erdi.
Şimdi sıra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun yaralarını sarmakta, gecikmiş
kalkınmasını hızlandırmakta...
Şimdi sıra boşalan köyleri geçmiştekinden çok daha sağlıklı bir yerleşim
düzeniyle canlandırmakta.
Şimdi sıra yıllardır koyunsuz kuzusuz kalmış meralara köylüleri yeniden
kavuşturmakta...Şimdi sıra bu bölgeye girişimcileri çekmekte.
Hükûmetimiz bunların uğraşı içindedir.
Eğitimin eksikliklerini gidermeye de bu bölgeden başlandı. İnsanlar
arasında adaletle bölgeler arası adalet bizim gözümüzde eşdeğerdedir.
Türkiye’nin Batısında neler varsa Doğusunda da onlar olacaktır.
Hızlı ve sağlıklı kalkınabilmenin, hızlı sınaileşebilmenin ve çağa uyum
sağlıyabilmenin başta gelen koşulu eğitimi toplumun her kesimine yaymak
ve bilgi ve iletişim teknolojilerini özümsemektir.
8 yıllık zorunlu ilköğretimle bu yolda önemli bir adım attık. Şimdi
önümüzdeki hedef 11 yıllık zorunlu eğitime geçmektir.
8 yıllık ilköğretimle ilköğretim öğrenci sayımız 4 yılda bir milyon
arttı. İlköğretimdeki kız öğrenci sayısı kentlerde yüzde14, köylerde yüzde23
artış gösterdi. Yatılı ve pansiyonlu ilköğretim okulu sayısı 174’den 497’ye;
yatılı öğrenci sayısı da 75 binden 179 bine yükseldi. İki yılda 2802 ilköğretim
okuluna 3188 bilgi teknolojisi sınıfı kuruldu. Bu rakamlar eğitimde olanak
eşitliği bakımından, kız öğrenci sayısının artışı bakımından ve bilgi toplumuna
geçiş bakımından üç-dört yılda bir hayli mesafe aldığımızı gösteriyor.
Eğitim seferberliğine toplumun da büyük katkısı oluyor.
Şimdi bir atılım daha yapıyoruz.
Meslek liselerinde okuyan gençlerimiz kendi alanlarındaki yüksek okullara
sınavsız geçebileceklerdir. Böylelikle yüksek öğrenimde büyük ölçüde adalet
sağlanacağı gibi, ekonominin gerektirdiği yetişmiş eleman sayısı da arttırılmış
ve işsizlik sorununa büyük bir çözüm getirilmiş olacaktır.
Açık öğretimde ilk adım, 1974’de, benim Başbakanlık dönemimde atılmıştı.
Şimdi hedefimiz, açık öğretimle örgün öğretim arasında işlevsel bağlantı
kurarak ve çağdaş bilgi ve iletişim teknolojilerini yaygınlaştırarak, açık
yüksek öğretimin niteliğini en üst düzeye yükseltmektir.
Aynı zamanda öğretmenlerin ve yüksek öğretim görevlilerinin sorunlarını
olabildiğince kısa sürede çözmeye kararlıyız. 57’nci Hükûmet her alanda
hak eşitliğine büyük önem vermektedir.
Uygar ve özgür bir toplumda eşitliklerin başında kadın-erkek eşitliği
gelir. Biz bu konuda en ileri bir yasayı hazırladık. İnanıyorum ki bu yasa
kısa sürede yürürlüğe girecektir. Kadın hakları konusunda birçok adımlara
Atatürk öncülük etmişti. Yeni yasa da Atatürk’ün ruhunu şad edecektir.
Çocuk hakları konusunda da bütün eksikliklerimiz giderilecektir.
Engellilerin huzurunu ve esenliğini sağlamak ise başta gelen bir insanlık
görevidir.
Konuşmamı bitirmeden önce dış ilişkilerimize de kısaca değinmek isterim.
Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda en önemli adım 57’nci Hükûmet döneminde
atıldı: Üyeliğe adaylığımız kesinleşti. Avrupa Birliği’nin kapısını yüzümüze
kapattığı dönemlerde ben halkımıza şöyle sesleniyordum: "Merak etmeyin,
çok geçmeden Avrupa Birliği kapımıza dayanacak ve bizi ısrarla tam üyelik
sürecine çağıracaktır", diyordum. Nitekim öyle oldu. 11 Aralık 1999’da
Helsinki’deki Avrupa Birliği toplantısından üç yetkili bir özel uçakla
Ankara’ya geldiler ve gece yarısı Başbakanlık kapısını çaldılar. Bazı kaygılarımızı
gidererek bizi üye adaylığı için Helsinki’deki Birlik toplantısına ısrarla
davet ettiler. Tam üyelik yolunda gereken adımları kararlı biçimde atıyoruz.
O arada, Türkiye’nin, daha güçlü ve sağlam bir ekonomi, daha ileri insan
hakları ve daha ileri bir demokrasi için kararlılığını kanıtlayan "Ulusal
Program"ı da hazırladık. Bu Program Avrupa Birliği çevrelerinde olumlu
karşılandı. En duyarlı konuları da içeren bu Programın Hükûmette onaylanması,
üçlü Koalisyonun ne kadar uyumlu çalıştığını göstermektedir.
Ben, Avrupa Birliği’nde adaylıktan tam üyeliğe geçişi beklenenden daha
erken gerçekleştirebileceğimize inanıyorum. Yeter ki ekonomimizi enflasyon
batağından kısa sürede kurtarıp esenliğe çıkarabilelim.
Bu açıdan bakıldığında görülür ki, Avrupa Birliği için hazırladığımız
kapsamlı Ulusal Programla, Uluslararası Para Fonu (IMF) için hazırladığımız
Ekonomik Program örtüşmekte, biribirini bütünlemektedir.
Uluslararası Para Fonu için hazırlanan Ekonomik Program bir süre bizi
toplum olarak bazı sıkıntılara sokacaktır. O sıkıntılara katlanmaksızın
toplumumuz yeniden kalkınma ve büyüme yoluna çıkamaz. Ama bu sıkıntılı
dönem kısa sürede aşılacaktır.
Halkımızın güç dönemlerde gösterdiği özveri ve dayanışma bunu sağlıyacaktır.
Ekonomiyi hızla esenliğe çıkarabilmek için, bir yandan ulusal gücümüzü
etkin biçimde harekete geçirirken, bir yandan da yeterli dış destek elde
etmemiz gereklidir.
Son günlerde bu bakımdan umut verici işaretler geliyor. Bu umut verici
işaretler hem Uluslararası Para Fonu ile Dünya Bankası’ndan hem de Amerika
Birleşik Devletlerinden, Avrupa’daki bazı dost ülkelerden ve G-7’ler denen
varlıklı ülkelerden geliyor. Bu olumlu gelişmeler Türkiye’nin son zamanlarda
aldığı etkili önlemlerin ve bunları uygulamadaki kararlılığının uyandırdığı
güven vericilikten kaynaklanıyor.
Konuşmamı bitirirken Kuzey Kıbrıs’daki kardeşlerimizi de selâmlamak
isterim.
Kıbrıs Barış Harekâtı öncesinde Kıbrıslı Türkler sürekli soykırım tehdidi
altındaydılar. Uluslararası anlaşmalardan ve Kıbrıs Anayasasından kaynaklanan
bütün hakları ellerinden alınmıştı. Birçok şehit ve kurban vermişlerdi.
Bütün ekonomik etkinlikleri ellerinden alınmıştı. Oysa şimdi özgür ve bayındır
bir Türk devleti var Kuzey Kıbrıs’da... Ve bu Devletin Türkiye gibi güçlü
bir güvencesi var...
Bugünlerin sıkıntılarından belki yakınırken, yakın geçmişin dayanılmaz
acılarını ve zalimliklerini unutmamak gerekir. Kaldı ki bugünlerin sıkıntıları
aşılmaz değildir. Türkiye, kendi sorunları şu sırada ne kadar ağır olursa
olsun, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bütün sorunlarını taşıyabilecek
ve çözebilecek durumdadır. Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Rum Yönetiminin kendilerine
hazırladığı tuzaklarla kandırılamayacak kadar tarih bilgisine sahiptirler.
Sevgili Kıbrıslı Türkler: Türkiye her zaman sizlerle beraberdir ve beraber
olacaktır.
Ağır güçlükleri göğüsleye göğüsleye, DSP nasıl ülkemizde solun birinci
partisi konumuna geldi ve ardından nasıl Türkiye’nin birinci partisi olabildi?
Bunu herhalde siyaset bilimcileri ilerde merakla inceleyeceklerdir. Ben
şimdiden bazı ipuçları vereyim...Biz gücümüzü güçlülerden değil halktan
aldık. Çıkarcılara ve her türlü yolsuzluğa kapımızı sımsıkı kapalı tuttuk.
Her konuda açık ve dürüst olduk. Her türlü koşullar altında tutarlılığımızı
koruduk. Hizipçilikle bölünmedik. Solun her türünü bir araya getirmeye
kalkışmak gibi olmayacak hayallere kapılmadık. Birliğimizi, doğrultu tutarlılığımızı
ve saydamlığımızı, şeffaflığımızı, öyle koruyabildik. Koalisyonları içimize
sindirdik, ama hiçbir partiyle ittifak aramadık.
Kendi partimizde birliğe de ulusal birliğe de ödünsüz özen gösterdik.
Taklitçi değil, ulusal solcu olduk. Bu özelliklerimizle Türkiye’nin birinci
partisi konumuna ulaştık. Dindarları incitmeden lâikliği güçlendirdik.
Partizanlık yapmadık, eş-dost kayırmadık.
Sonuç olarak da, bizim düşüncelerimizi beğenmeyenlere bile güven verdik.
Ve böylece, kimseye ödün vermeden, Türkiye’nin birincisi olduk. Anketçiler
bizim solda birinci parti olacağımızı akıllarından bile geçirmiyorlardı.
Ama solda birinci parti olduk. Hele Türkiye’nin birinci partisi olacağımızı
düşünenler herhalde çok azdı. Ama Türkiye’nin birinci partisi olduk.
Şimdi önümüzde bir hedef kaldı: O da tek başına çoğunluk iktidarı olmak...
Ben fazla iddialı konuşmayı sevmem ama bu konuda da anketçileri şaşırtabiliriz.
Ama halkımız bize ne görev verirse, yolumuzdan şaşmadan, o görevi yaparız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki Demokratik Sol Parti Grubu da çok değerli
bir görev anlayışı sergiliyor. Gerilimi arttırıcı polemiklerden uzak duruyor.
Yasama çalışmalarının verimliliğini sağlamada da, DSP Grubu, en önde yer
alıyor. Meclis çalışmalarında en devamlı partinin DSP olduğunu da yurttaşlarımız
Meclis ekranında izliyorlar. Bunun için Meclis Grubumuzu kutluyorum.
Sözlerimi bitirmeden önce, Kurultayımızın huzur ve güvenlik içinde gerçekleşmesine
katkıları dolayısı ile değerli polislerimize teşekkür ederim.
25 Nisan Perşembe günü TBMM’den geçen Polis Yüksek Öğretim Kanunu ile
polislerimizin önüne yeni ufuklar açılmaktadır. Bu Kanunla polislerimiz
yüksek ve çağdaş bir öğrenim düzeyine ve yeni olanaklara kavuşmuş olacaklardır.
Bu Kanun tüm emniyet görevlilerimize kutlu olsun.
Sevgili Demokratik Sol Partililer, aziz yurttaşlarım, Kıbrıs’daki ve
başka ülkelerdeki kardeşlerimiz:
Demokratik Sol Parti’nin Beşinci Büyük Kongresi, Beşinci Kurultayımız,
hepinize hayırlı olsun.
Sizlere sevgiler saygılar sunarım.
|