Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
 BELGENET 
 ARŞİV
 BELGELER 
 İlgili Sayfalar
MİLLİYET
HÜRRİYET
RADİKAL
SABAH
CUMHURİYET 
ZAMAN
YENİ ŞAFAK

Fazilet Partisi Kongresi... 14 Mayıs 2000

AKSİYON DERGİSİ

ADNAN ÖKSÜZ   


Bundan sonra ne olacak?
FP'de y(ara)lı dönem...
 
Kutan Kongreyle birlikte kendisini bugüne kadar yönlendirenlere karşı bir mevzi kazanmış oldu. Kutan muhtemelen bundan sonra eskisi gibi manipulelere açık olmayacak, bir bakıma kendine özgü politikalarını partiye taşıyacak, damgasını vuracak..

Yenilikçiler mi? Onlar havlularını, spor ayakkabılarını çantadan çıkarmadan, uzun yürüyüşlerini sürdürüyorlar.
 
"Bu koşu burada bitmez". Yenilikçilerden birisi, oylamanın hemen sonrasında Aksiyon'a böyle diyordu. Cümle, Tayyip Erdoğan mahkum olduğunda sevenleri tarafından kendisine atfen dile getirilen 'Bu şarkı burada bitmez' sloganını hatırlatıyordu. Bu koşunun daha ne kadar süreceği, şarkının daha ne kadar seslendirileceği bilinmez ama, Fazilet tabanında ciddi bir değişimin göstergesi olarak algılandı, son kongre. Bu çizginin geçmişine baktığınız zaman çok iddialı bir cümleydi ancak; 'sular bir kere daha geriye akmayacaktı'...
 
Mesajın fazileti
Fazilet Partisi'nin 1. Olağan Kongresi yapıldı. Oylama sonucunda gelenekçilerin temsilcisi Recai Kutan 633 oy alırken, yenilikçilerin Genel Başkan adayı Abdullah Gül 521 oyda kaldı. Bunun anlamı şu; parti tabanı yenileşmeyi, değişmeyi büyük oranda benimserken, henüz yönetim değişikliğine hazır değil. Türkiye'nin demokrasiye geçişinin de başlangıç tarihi olan 14 Mayıs'ta, Ankara'nın bir hayli kenar semtinde bulunan ASKİ Spor Salonu'nda gerçekleştirilen Kongre sabahı esasen hiçbir şey belli değildi; delegeler başlangıçta ve sonrasında da sonucu belirleyecek hiçbir tavır ve tutumda bulunmadılar. Ta ki, Erbakan'ın mesajı okununcaya kadar; siyasi yasaklı Necmettin Erbakan'ın mesajı okunduğunda yaklaşık 15 dakika salon ayakta alkışladı ve tempo tuttu, aynı zamanda dev ekrandan da 'mücahit Erbakan' yazısı geçmeye başladı. İşte tam da bu noktada, salonun ortasında bulunan delegelerin yaklaşık üçte ikisinin, 'kerhen' alkışladıkları gözlendi, ya da öyle anlaşıldı. Erbakan'ın mesajını Divan Başkanlığı da doğrusu çok iyi kullanmıştı; yenilikçi kanadın listelerde oynamayı sağlayan değişiklik önergesi, daha Erbakan'ın mesajıyla ilgili tezahüratlar sona ermeden oturumu yöneten Yasin Hatiboğlu tarafından okundu ve reddedildi. Delegeler aslında neyi reddedip, neyi kabul ettiklerini bile anlamamışlardı. Kim vurduya gitmişti, yenilikçilerin tüzük değişikliği atağı. Erbakan'ın mesajının bir hedefi daha vardı; delegeleri baskı altına almak. Bu da sonuçta gerçekleşti denilebilir. Gelenekçiler bir taşla iki kuş vurmuşlardı, daha oylamaya geçilmeden.
 
Herşey hazırdı ama...
Oylamaya kadar yapılan konuşmalarda, beklenenin dışında bir konuşma yapılmadı. Recai Kutan, Veysel Candan, Avni Doğan, Numan Kurtulmuş gelenekçilerin; Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdullatif Şener ve Melih Gökçek ise yenilikçilerin ağırlıklı konuşmacılarıydı. Gelenekçilerin konuşmaları hemen hemen aynı çizgileri taşıyordu; 'Fazilet Partisi üzerinde bir oyun oynanmakta. Bu da oyunun bir parçası. Bizi bölmek, parçalamak istiyorlar, bu oyuna gelmeyelim'.

Kongrede farklı üslup, yenilikçilerin sesiydi. Genel Başkan adayı Abdullah Gül başta olmak üzere Bülent Arınç, Abdullatif Şener'in verdiği mesaj 'FP'yi büyütelim ve iktidara taşıyalım. Ancak bu mevcut yönetimle gerçekleşemez' oldu. Abdulah Gül'ün konuşmasını özenle hazırladığı belliydi. Kelimeleri ve cümleleri özenle seçmişti. Ancak iki noktada Gül'e eleştiriler yöneltildi, konuşmasına yönelik; Bir cümlesinin arasında 'pörsümüş' kelimesini kullanması hataydı. Gereksiz yere 'biryerler' ve buna bağlı olarak delegelerin bir kısmı bundan alınmış olabilirdi. İkincisi ise Gül'ün ısrarla 'kendisinin genç olmayıp 50 yaşına geldiğini' vurgulamasıydı. Yenilikçilerin bir kısmının görüşüne göre 'Yaşının genç olmasını dezavantaj değil, avantaj olarak kullanabilmeli, 'evet genç olarak geliyorum' diyebilmeliydi', Abdullah Gül. Birşey daha dikkat çekti; Gül, konuşmaların yapıldığı yüksek platforma çıkarkten yürüyerek değil, koşar adımlarla çıkmış, konuşurken terini birkaç kez mendili ile sildikten sonra ceketini çıkararak konuşmasını sürdürmüştü. Amerikan tarzını hatırlatan bu hareketlerin önceden planlanan 'ataklar' olduğu belliydi. Zaten yenilik adına ne varsa yenilikçi kanattan gelmişti.  Salona, Kutan'dan önceden gelen Gül, Genel Başkan'ı geldiğinde kendisine iki adet kırmızı gül vermiş ve ardından da kucaklaşmıştı.
 
Kırılma noktası...
Kongrede Recai Kutan'ın, bir gün sonra yaptığı basın toplantısında da ifade ettiği gibi gerçekten de yumruklaşma olmamış, küfürleşmeler gerçekleşmemiş, sandalyeler havada uçuşmamıştı, ama önemli bir kırılma noktası yaşanmıştı; bu çizginin kongrelerinde ilk kez 'iki taraftar topluluğu' karşı karşıya gelmiş ve kimilerine göre seviyeli bir muhalefet yapılmıştı. Platforma göre salonun hemen sağında bulunan tribünlerde Abdullah Gül lehine, hemen solunda ise küçük bir grup Kutan lehine gün boyu slogan atıp durdu. Gül'cüler 'Başbakan Abdullah, Başkan Abdullah', Kutan'cılar ise 'Başkan Kutan' diye slogan attılar. Zaman zaman bazı salon görevlileri ile Gül'ün taraftarları arasında küçük tatsızlıklar olduysa da bunlar anında başka görevliler tarafından bastırıldı. Ancak, salonun geneline egemen olan, Hoca'nın mutlak hakimiyetiydi. 'Hoca nerede biz oradayız' sloganı hemen salonun tek ortak sesi idi. Tüm bu sloganlar bile Fazilet çizgisinde belli bir kırılmanın artık kaçınılmaz olduğunu gösteriyordu. Bugüne kadar gerçekleştirilen kongrelerde tek ses, tek güç ve tek yumruk olurken, son kongre artık bunun böyle gitmeyeceğinin de bir tesbiti oldu. Hiç umulmayan bir anda Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek'in Genel Merkezi ve yönetimi eleştirmesi karşısında salonda bir anlık bir şok yaşandı. Gökçek'in eleştirilerine yarım ağızla Yasin Hatiboğlu, kısmen de Veysel Candan cevap verdiler ancak Gökçek'le yönetim arasındaki bu çekişmenin Kongre Salonu ile sınırlı kalmayacağı kesindi.
 
Parti olma yolunda...
Kongrenin ortaya koyduğu bir gerçek de Fazilet tabanının artık istenilen yerde durmayacağının anlaşılması bakımından da anlamlıydı. Daha düne değin, 'Şurada iki saat duracaksın' denildiğinde bunu gözünü kırpmadan, tartışmadan, konuşmadan gerçekleştiren delegeler ve partililer, bunun böyle gitmeyeceğini de gösterdiler. Delegelerden bazıları açıkça 'artık biz de cemaat değil parti olmak istiyoruz' dediler. Yenilikçi kanat, çalışmalarına çok geç başlamasına ve yarışı çok arkadan takip etmesine karşın, Anadolu'da yaptıkları geziler ve propagandalar bir bakıma istenilen rakama ulaşmıştı. Sonuç, her ne denilirse denilsin ümit vericiydi. Delegeler, üzerlerinde olan her türlü baskıya boyun eğmemişlerdi.  Kaldı ki bu kararlı tutum, Kongre öncesindeki gelişmelerden de belliydi; özellikle Doğu ve Güneydoğu'dan gelen delegeler, ne FP Genel Merkezi ve yöneticilerinin, kısa adıyla gelenekçilerin, ne de yenilikçilerin propaganda çalışmalarından tam anlamıyla ikna olmamışlar, kendi iç mekanizmalarını çalıştırmışlardı. İl ve ilçe başkanları, özelde parti yönetimleri başta olmak üzere genelde partililerle 'anket ve istişare çalışması' yapmış,  genel eğilimi bu şekilde ceplerine koymuşlardı. Bunu, daha dar kapsamda ise delegeler gerçekleştirmişlerdi. Kimse peşin peşin 'Kutan ya da Gül' dememişti kısacası. Ankara'ya gelirken her delegenin cebinde bir isim saklıydı. Buna bir de Salon'daki genel hava eklenince ortaya son tablo çıkmıştı. Ancak delegelerin büyük bölümünün, kararını önceden verdiği, salonda yapılan konuşma ve tezahüratların kararlarında  etkili olmadığı anlaşılıyordu. Zaten, tribünlerin aksine, delegelerin konuşmalar sırasında -birkaç konuşma ve mesajın dışında-tepkili olmamaları da bunun kanıtıydı.
 
Bundan sonrası...
Asıl önemli can alıcı soru 'bundan sonra ne olacak'tı. Kutan çok az bir oy farkıyla kazandığı Kongre sonrası, yenilikçileri silip atacak mıydı? Yoksa 'gelin bakalım' deyip  oturup yeniden konuşup anlaşacak mıydı? Çoğunlukla parti kongrelerinin sonrasında bir tasfiye harekatı yaşanır bu, genellikle karşıt isimlerin seçimlerde milletvekili aday listelerine konulmaması şeklinde ortaya çıkardı. Ancak, daha genel seçimlere çok vardı ve seçimlere kadar şimdiki yönetimin devam edip etmeyeceği de tam bir meçhuliyet taşımaktaydı. Ama meçhul olmayan, Kutan'ın da kendisini bugüne kadar yönlendiren ortak (Oğuzhan Asiltürk) ve diğerlerine karşı bir mevzi kazanmış olduğuydu. Kutan muhtemelen bundan sonra eskisi gibi manipulelere açık olmayacak, bir bakıma kendine özgü politikalarını partiye taşıyacak.

Yenilikçiler mi? Onlar havlularını, spor ayakkabılarını çantadan çıkarmadan, uzun yürüyüşlerini sürdürüyorlar.
 


(17 MAYIS 2000) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş