|
|
 |
Fazilet
Partisi Kongresi... 14 Mayıs 2000
MİLLİYET GAZETESİ'NDE
YAYINLANAN YORUMLAR
TAHA
AKYOL - 13 MAYIS 2000
Değişim...
FAZİLET Partisi'nin önde gelen yenilikçilerinden Cemil Çiçek'le
konuşuyorum, "baskıların tepki doğurduğunu" söylüyor:
- Elbette baskılardan etkilenenler var ama tepki duyanlar da artıyor.
İnsanlar iradelerine baskı yapılmasından rahatsız oluyorlar...
Evet, "insanın kendi iradesinin" bilincine varması fevkalade önemli
bir süreçtir ve değişen Türkiye'nin bir yansımasıdır.
Yine yenilikçilerin önde gelen başka bir ismi Salih Kapusuz'un söyledikleri:
- Rica etseler, vefadan bahsetseler etkili olabilirlerdi ama baskı
yapıyorlar, tüzük değişikliği ile delege iradesini baskı altına aldılar.
Bütün bunlar tepki çekiyor.
Evet, değişen Türkiye'nin FP'deki yansımalarıdır bunlar. Fazilet'teki mücadelenin
siyasi kültürümüz açısından fevkalade önemli olmasının sebebi, bir tarafta
"itaat,
biat" gibi, öbür tarafta "serbest irade, seçim" gibi kavramların
vurgulanmasıdır.
* * *
BÜTÜN milletlerin geçmişinde otoriter kültürler vardır. Birey ve
liberal değerler bütün milletlerde belli bir sosyal gelişme aşamasında
ortaya çıkmıştır.
Bizde Birinci Meclis'in tutanaklarında sadece istilacı düşmana karşı değil,
saltanat rejiminde cisimleşen "istibdat"a karşı da büyük bir tepki
görülür.
Halbuki, eski 'siyasetname'lerde "istibdat" güç ve kuvvet göstergesi
olarak övülürdü... Avrupa'da laik siyasi doktrinlerin öncülerinden biri
olan Jean Bodin, "mutlakiyet"i savunurken Doğu'nun "istibdat"ını
örnek veriyordu!
Hürriyet ve birey fikrinin laik otorite ile çeliştiği nokta modern liberalizmin
ve demokrasinin en önemli aşamalarından biridir.
Bizde de 1946'dan sonraki siyasi yazılara bakıldığında, "istibdat"a
ilişkin tepkilerin bu defa Tek Parti idaresine, "şeflere inkiyad eden
disiplinli cemiyet" ideolojisine yöneltildiği görülür.
1946'daki DP kongresinde Osman Bölükbaşı, "Çankaya'daki kızıl sultan"
diye
konuştuğunda alkıştan yer yerinden oynamıştı.
* * *
BUGÜNKÜ Türkiye demokrasi konusunda bir hayli mesafe almıştır.
Ancak
"gelenekten"
ve "töre"den gelen otoriterlikler ve Jakoben
resmi ideoloji hala önemli oranda etkilidir.
Bireyi ve demokrasiyi üreten temel sosyolojik süreç ise kentleşme, ekonomik
gelişme ve eğitimdir. Bu sürecin bireyi ve demokrasiyi üreten etkilerinin
FP'de gecikmiş olması normaldir. Çünkü FP "kenarda kalanların" partisidir.
Ama FP'li kitlelerde de eğitim, ekonomi, kentleşme ve demokrasi içinde
siyaset pratiği geliştikçe "birey" ortaya çıkmakta, eski köylü "itaat"ın
yerini "bireysel irade" duyarlığı almaktadır.
"28 Şubat" askeri müdahalesinin İslami kitleleri eğitimden, ekonomik
girişimcilikten, kentsel kamu alanlarından ve siyasetten atmaya kalkışması
hem demokrasi, hem toplumsal modernleşme açısından affedilmez bir hatadır!
İstibdat ve mutlakiyeti öven çağların din, siyaset ve laiklik anlayışıyla
hürriyet ve bireyi öne çıkaran çağımızın din, siyaset ve laiklik anlayışı
elbette farklı olmuştur; Türkiye işte bu farklılaşma sürecini yaşıyor.
Devleti liberalleşmeye zorlayan sebeplerle, FP'yi 'yenilenmeye' zorlayan
sebepler aynıdır.
FP'de pazar günü kim kazanır, bilmem... Bildiğim, Gül'ün iyi bir oy almasının
Türkiye'de ve FP'de demokrasiyi güçlendireceğidir.
HASAN
CEMAL - 13 MAYIS 2000
Hoca'yla
Tayyip!
Fazilet'in yarınki büyük kongresinde esas kapışma Erbakan Hoca'yla Tayyip
Erdoğan arasında. Gelenekçi kanatla Yenilikçiler'in yolları ayrılmış durumda.
Nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, dananın kuyruğu asıl kongreden sonra kopacak!
Fazilet'te Hoca'yla Tayyip kapışması...
Fazilet Partisi'nin yarın Ankara'da büyük kongresi yapılıyor. Milli Görüş
camiasının hiç de alışık olmadığı türden bir kongre bu.
Daha demokratik havalı!
Çünkü sahnede hiç olmazsa iki genel başkan adayı, iki de yönetim kurulu
listesi çarpışıyor. Geçmişte böyle değildi. Erbakan Hoca'nın liderliği
tartışılamazdı.
Hoca'ya sade biat edilirdi!
Erbakan Hoca her büyük kongrede sahneye çıkar, kendi listesiyle genel başkanlığa
ittifakla seçilir giderdi.
Şimdi iki aday var:
Recai Kutan'la Abdullah Gül. Sahnede bu ikili oynuyor. Ama
ya baş oyuncular? Perde arkasında onlar:
Erbakan Hoca'yla Tayyip Erdoğan...
Bu herkesin malumu bir sır. Yarınki büyük kongrede gerçek kapışma, bu ikili
arasında gerçekleşiyor. Genel başkan adayları Recai Kutan'la Abdullah Gül
emanetçi,
öyle
mi? Öyle sayılırlar.
Emanetçi rolündeler. Erbakan'la Recep Tayyip Erdoğan'ın perde arkasındaki
destekleri olmadan, Kutan'la Gül oynayamazdı.
Hoca ne yapmak istiyor?
Tabii ki siyaset yasağından bir afla bir an önce kurtulup partisinin başına
geçmek için yanıp tutuşuyor. O zamana kadar da 'tapulu arazime gecekondu
diktirtmem!' havasında...
Milli Görüş camiasındaki en güvendiği dava arkadaşlarından biri olan Recai
Kutan bunun için Fazilet'in başında. Hoca'nın bir başka mutemet dava arkadaşı
Oğuzhan
Asiltürk yine Hoca adına tüzük oyunu dahil parti içi darbe operasyonlarını
yürütmekte...
Fazilet içinde Hoca'nın takipçilerine gelenekçiler ya da eskiler
deniyor.
Bu sınıflandırmada gerçek payı var.
Ama abartılmaması şartıyla...
Hoca'nın saflarındaki bazı kişiler de kafa yapısı olarak, Tayyip Erdoğan'ın
Yenilikçiler
kanadına
dahil edilebilir. Örneğin bir Recai Kutan ille de eski kafalı sayılmaz.
Ya da bir Numan Kurtulmuş...
Fazilet'in İstanbul İl Başkanı olan bu genç siyasetçinin birçok Yenilikçi'ye
göre daha modern, daha aydınlık kafalı olduğu söylenebilir. Bir akademisyen
olan, iyi sosyal ilişkilere sahip, ağzı laf yapan Numan Kurtulmuş'u Erbakan
Hoca, Tayyip Erdoğan'ın etkisini İstanbul'da kırsın, dengelesin diye İl
Başkanlığı koltuğuna oturtmuştu.
Bunun gibi, örneğin Bülent Arınç gibi Yenilikçi saflarda
bulunmakla birlikte, gelenekçi kanadın göbeğinde de yadırganmayacak
siyasetçiler var.
Yanlış anlaşılmasın.
Fazilet'teki saflaşma küçümsenecek bir olay değil.
Ciddi bir çatlak!
Siyasal bir temeli var. Fazilet tabanındaki Hoca büyüsünü de bayağı bozabilecek
bir iddiayla geliyorlar.
Erbakan Hoca'nın çizgisi malum...
Milli Görüş hareketi bu!
Milli Nizam Partisi'yle (MNP) başlayıp kapatıla kapatıla Milli
Selamet Partisi (MSP) ve Refah Partisi'yle (RP) Fazilet'e ulaşan
bir akım. Gerçekte demokrasiyle, laiklikle ilgisi göstermelik olan, gönlünde
asıl İslami düzen yatan, onun için de öteden beri devletle kavgalı
bir
hareket bu...
Tayyip Erdoğan'ın perde arkasındaki liderliğiyle oluşturulmak istenen
Yenilikçi
hareket ise Erbakan Hoca kafasıyla artık yol alınamayacağına inanıyor.
Eski lider kadrosuyla, eski insan malzemesiyle bundan böyle ciddi bir iktidar
yürüyüşü yaratılamayacağı görüşünde Yenilikçiler...
Yollar ayrılıyor!
Yenilikçi kanat o yüzden uzunca bir süreden beri fikri ve teknik hazırlık
içinde.
Örneğin dini motifleri kullanmayan, parti dili devletle kavgalı
olmayan, demokrasiyi özellikle vurgulayan yeni bir hareketin peşinde olduklarını
belirtiyorlar.
Şu da söylenebilir:
Yenilikçiler siyaset sahnesinde muhafazakar - liberal karışımı,
hatta dört eğilimi buluşturmayı amaçlayan, Özalvari bir siyasal
oluşumu gerçekleştirmek istiyorlar.
Bunun için Recep Tayyip Erdoğan'a ve onda mevcut olduğuna inandıkları "karizma"ya
kesin güveniyorlar.
İnançları şu:
Mesut Yılmaz'la Tansu Çiller'in inişte olmalarına karşılık, siyaseten yasaklı
olmasına rağmen Tayyip Erdoğan'ın yükselen değer olduğu...
Yollar ayrılmış Fazilet'te!
Yarınki büyük kongre nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, dananın kuyruğu esas
bundan sonra kopacak.
GÜNERİ
CIVAOĞLU - 13 MAYIS 2000
İslam'ın
bronzlaşan yüzü
FP'de kapışmanın asıl nedeni,
kireçli kabuğu çatlatarak, deri değişimini zorlayan tabandaki İslami
yeni
oluşumlardır.
Örneğin...
Mücahit Bilici'nin deyimiyle, "İslam'ın bronzlaşan yüzü..."
Artık içki servisi ve gazinosu olmayan...
Kadın ve erkeklerin ayrı ayrı plajlarda denize girdiği, namaz vakitlerinde
otel hoparlörlerinden ezan okunduğu 5 yıldızlı oteller devreye girmiş
bulunmakta.
Ali Bulaç, "modern tatil kültürünün bir parçası olduk... Buna dayalı
bir İslam endüstrisi de gelişti.
Denize girmeyi meşrulaştıran mayolar, şortlar üretilmeye başlandı" diye
yazıyor.
Tabii...
Sadece 5 yıldızlı oteller değil, modern tatil kültürünün, İslami
kesimde
artık herkesin kendi olanakları ölçüsünde yaşanmakta olduğunu söyleyebiliriz.
FP'nin ak saçlıları, isteseler de istemeseler de bronzlaşan
İslam'da simgeleşen farklı zihniyetin yenilikçilere sempati duyduğunu
hissediyorlar.
Müslüman Kemalistler
Buket
Türkmen'in "Laikliğin Dönüşümü: Liseli Gençler, Türban ve Atatürk
Rozeti" araştırmasından da birkaç satır:
"......... Her ne kadar okul bitince türban takacaklarını, bunu okulda
yasaklamanın saçma olduğunu söyleseler de, yakalarında Atatürk rozeti taşıyorlar
ve Atatürkçülüğü bir aidiyet olarak sahipleniyorlar."
Ve türbanlı lise öğrencileriyle yapılan mülakatlardan biri:
"Geçen gün çocuğun biri böyle... Burada söyleyemem, çok kötü bir şey
söyledi.
Atatürk hakkında...
Ben de onu ittim, dedim 'doğru konuş' biz böyle, yani Atatürkçüyüz hepimiz!"
Soru:
"Rozetleriniz de var.
Neden takıyorsunuz?"
Cevap:
"Eee hepimiz Atatürkçüyüz."
Ekolojist İslam
Yeni İslam, çevreciliği de benimsiyor.
Çünkü...
Oğuz Erdur'a göre tabiat, "insana, Tanrı'nın varlığını kanıtlayan
Makrokozmik Vahiy'dir. Tabiat, yaratılışın Kuran'ıdır."
Kuran'a göre bütün tabiat olayları birer ayet, birer işaret, birer simgedir.
Birer fani olarak insanlar, misafir ahlakı denebilecek çerçevede Tanrı'nın
tabiatla kendisine sunduğu nimetleri israf etmemeli, Tanrı'nın diğer mahluklarına
iyi davranmalıdır.
Yeni Müslüman zengini
Erbakan'ın adil düzeni, "İslam'ın tüketimi" modeliydi.
Şimdi ise kapitalizmle ve İMKB ile örtüşen MÜSİAD üyeleri, "tüketimin İslami
modeli"ni oluşturdular.
Artık TÜSİAD zenginleriyle boy ölçüşen MÜSİAD zenginleri var.
Ve onların eşleri, kız kardeşleri, kızları, oğulları...
Kendileri ve delikanlıları, pırıltılı Versace kravatlarla dolaşıyorlar.
Hanımlar ise İslami basında "Türk Tesettür Modası ABD'de" başlıklarıyla
sunulan, markalı "veiled fashion (peçeli moda)" giysileri kullanıyorlar.
Tesettür defilelerinde seçim yapıyorlar.
İslam feministleri
İlk zamanlar İslam radyolarında kadın sesi olmazdı.
Şimdi hemen hepsinde kadın spikerler, programcılar var.
Umut Azak, "İslami Radyolar ve Türbanlı Spikerler" yazısında, bu türbanlı
programcılardan biriyle yapılmış röportajı yansıtıyor:
"........ Dinleyici çok bağnaz fikirli. Bunlar hiç otobüse binmiyorlar
mı?
......... Programına bir bey çağıracaksın. Tepkiler geliyor. İkisi bir
odada nasıl yan yana durur diye.
Yani mantığı ben anlayamıyorum.
Ne gibi bir sakıncası olabilir bunun?"
............
Sonuç: FP'de yenilikçilik hareketi, örneklerini verdiğimiz bu yeni
tabanın arayışlarıdır.
FP'de bugün olmazsa bile, yarınlarda deri değişimi kaçınılmaz.
............
NOT: Alıntılar; Nilüfer Göle, "İslam'ın Yeni Kamusal Yüzleri", Metis Yayınları.
DOĞAN
HEPER - 13 MAYIS 2000
Kongrenin
işi hem zor, hem kolay
Yarın FP'de kongre var.
Birçokları gibi ben de; sonuç şimdiden belli, Erbakan galip, Gül mağlup
diyorum.
Neden?
Erbakan'ın partileri yokken o kesim çeşitli partilere dağılmıştı.
Bu dağınık gruba özel bir elbise biçen, diken Erbakan oldu. MNP; MSP ve
RP ile.
Yani, İslamcı kesim çeşitli partilerde yanaşma olmaktan kurtuldu, partisine
kavuştu, yeni bir hüviyet kazandı, siyasi güç olarak büyüdü. İktidara da
geldi.
Kim ne derse desin, bir sosyal akışı, dağınık, çekingen tabii bir toplumsal
oluşumu kanalize edip marka haline getiren Erbakan'dır.
Erbakan olmasaydı, FP'ye kadar varan farklı bir organize siyasal güç doğabilir
miydi?
* * *
BAKIN FP'ye; Erbakan'ın gücünde, etkinliğinde hala bir kişi yok. Recai
Kutan saygın bir emanetçi görüntüsü veriyor. Şu andaki gücü de belki bu
fonksiyonundan geliyor.
Gül ve arkadaşları cesur ama Erbakan'ı partide aşacak güçte, deneyimde
ve tarihi birimde değiller. Hiç olmazsa bu aşamada.
Öyleyse yarınki kongrede FP'de değişim, demokratikleşme, gençleşme, yenileşme
bekleyenler hayal kuruyorlar demektir.
* * *
KURDUĞU, liderliğini yaptığı üç parti de kapatılan bir liderin, Erbakan'ın
taktik değiştirmemesi de ilginç değil mi?
Bu toplum onun partisini iktidar da yapıyor, kendisini başbakan da, ama
o düzeni sarsıcı, yasalara aykırı, toplumda vatandaşları birbirine karşı
tahrik edici, rejimi değiştirme arzularını ortaya koyucu mesajlar vermekten
vazgeçmiyor. Hem de karşılaştığı ağır müeyyidelere rağmen.
Yoksa, geniş bir kütleyi siyasi parti tabelası altında, mütecanis bir şekilde
tutmanın anahtarı bunda mı görülüyor?
* * *
FP'de gençlerin, yenilikçilerin genel başkan adayı Abdullah Gül, partide
gizlice yapılan tüzük değişikliğini dün eleştiriyordu:
"Bu değişiklikle 1200 delegenin üzerini çizdiği bir isim yönetime girerken,
1200 delegenin oybirliği ile istediği bir kişi ise yönetime giremeyecektir."
Gül'ün bu sözlerinden daha ilginci, bu tüzük değişikliğinden Genel Başkan
Kutan'ın haberinin olmadığını söylemesiydi.
Yani, partiye hakim nokta genel merkezin dışında bir yerdeydi. Ve bu merci
FP'de dikensiz gül bahçesi istiyordu, ama bu gül Abdullah Gül değildi...
* * *
BAŞTA da dediğimiz gibi, FP'de mevcut yönetim yarın herhalde kazanır.
Yani Erbakan galip gelir.
Ama bu uzun vadede FP'ye ne kazandırır, ne kaybettirir?
Bugün adı FP olan siyasi oluşuma Türkiye'de ihtiyaç var.
O bir görüşü temsil ediyor. O bir vakıa. Öyleyse, üç partinin kapatılmasına
yol açan yanlışlara sapanların etkisini partide azaltacak bir denge formülünü
bu kongre bulmalı.
DERYA
SAZAK - 13 MAYIS 2000
Gül'ün
ayak sesleri
Fazilet Partisi'ndeki değişim rüzgarları
gelecek seçime Erbakan'la girmeyi planlayan "emanetçi" kadroyu çileden
çıkardı; Abdullah Gül'ün önünü kesmek için girişilen son "tüzük darbesi"
bile
kongrenin hayli sert bir mücadeleye sahne olacağını gösteriyor.
Siyasal tarihimizde örneği boldur; seçmen iradesine müdahale niteliğindeki
baskılar ters teper!
Oğuzhan Asiltürk'ün kongreyi demokratik bir yarış olmaktan çıkarmaya yönelik
"Balgat
odaklı" faaliyetleri, Recai Kutan'dan çok, Gül'ün işine gelecek gibi.
Hoca'ya bağlı il başkanlarına "Gül'e oy verirseniz, ahiretiniz yanar"
diyecek
kadar ileri giden "köleci" anlayışın aksine tabanın bu tür hesapları
boşa çıkardığı nice kongre izledik. Gerçi Erbakan geleneğinde,
"parti
kapattırıp yenisini kurmak, seçimle genel başkan değiştirmekten önce gelir"
ama
Fazilet de çağa ayak uyduruyor.
Kutan'ın karşısında, genç bir aday var - 50 yaşındaki Gül'ü, partinin mollaları
çocuk görüyormuş! - 18 Nisan'da oyları yüzde 15'e düşmüş Fazilet'i Türkiye'nin
partisi yaparak iktidara taşıma söylemi tabanda coşku buluyor.
Aksi olsa, Gül'ün ayak sesleri böylesine güçlü işitilmese Erbakancı kadro,
"Oyuna
geliyoruz. Parti bölünmesin. Abdullah Gül bir dönem daha beklesin"
diye
paniğe kapılır mıydı?
En komiği de Gül'ün kamuoyundaki desteğini "kartelin adayı" diye
azaltmaya çalışma çabasıdır.
Acaba? Yeni Şafak yazarları da "bir kısım medya" saflarına mı katıldılar?
Fehmi Koru, Nazlı Ilıcak, Ahmet Taşgetiren Gül'ü desteklerken herhalde
"kartel"e
bakmıyorlar; daha demokrat, çağdaş ve yenilikçi buldukları için Abdullah
Bey'in arkasında duruyorlar.
Ya Tayyip Erdoğan'a, Bülent Arınç'a FP'nin Meclis Grup Başkanvekili Abdüllatif
Şener, Salih Kapusuz gibi isimlerin desteğine ne demeli? Onlar Erbakan
döneminde, toplumun önde gelen kurumlarıyla çatışmanın partiye hiçbir şey
kazandırmadığını gördüler.
28 Şubat'a sürüklenilmesinde Refahyol'un yanlışlarının hiç mi payı yoktu?
Seçimdeki büyük gerilemenin nedenleri konusunda özeleştiri yapmanın zamanı
gelmedi mi?
Fazilet, tarihi bir dönemeçte...
Erbakan rüzgarıyla Kutan'a kongre kazandırmaya çalışmak, Anayasa Mahkemesi'ndeki
kapatılma davasında partiyi daha da zora sokmaz mı?
Lider değişikliği bu açıdan da rahatlatıcı olabilir.
Abdullah Gül, "hayırda yarışalım" diyor. Recai Bey kazanacaksa bile
mücadele "adil" götürülmelidir. Parti asıl, haksızlık yapılırsa
bölünür!
RUŞEN
ÇAKIR - 13 MAYIS 2000
Demokrasiyi
tanıyacaklar
İlginç bir tarihte Demokrat
Parti'nin iktidar geldiği 14 Mayıs'ta yapılacak kongrede, 30 yıllık Erbakan
otoritesi ilk kez sorgulanacak
Demokrat Parti 14 Mayıs 1950'de iktidara gelmişti. Bu nedenle 14 Mayıs
bugüne kadar Türkiye'de demokrasiye geçişin miladı olarak kabul ediliyordu.
FP yönetimi de "DP'nin devamcısı" olduklarını ileri sürerek partinin 1.
Olağan Kongresi'ni özellikle bu tarihe almıştı.
14 Mayıs 2000 ise, daha günler öncesinden, bir başka dönüşümün miladı oldu:
Otuz yılı aşkın bir süredir tek bir otorite (Necmettin Erbakan) ve onun
bir avuç kurmayı (Şevket Kazan, Oğuzhan Asiltürk, Recai Kutan, Fehim Adak,
Süleyman Arif Emre...) tarafından yönetilen Milli Görüş hareketi de bu
tarihte, yani yarın demokrasiyle tanışacak.
Ancak bu hareket bugünlere kolay gelmedi; hareketin son partisi FP'nin
demokratikleşmesi epey sancılı oldu ve bu sorunlar kongre günü de bitmeyecek;
hatta daha da artacağa benziyor.
Kutan geride, Asiltürk önde
Başlarda FP'yi denetiminde tutan Erbakan ve gelenekçi kanat yenilikçilerin
Recai Kutan'ın karşısına aday çıkaracağına ihtimal vermediler. Abdullah
Gül'ün adaylığını da başta önemsemediler. Ancak Gül'ün tek başına değil,
çoğunluğu milletvekili olan geniş bir grupla, önceden hazırlanmış olduğu
belli olan bir stratejiyle etkili bir kampanya yürütmesi gelenekçileri
telaşlandırdı.
RP'nin kapatılma davasından itibaren "insan hakları, sivil toplum, demokrasi
ve hukuk devleti" gibi kavramları öne çıkartmış olan Milli Görüşçüler,
bu kampanyayı engellemeye yönelik anti - demokratik girişimlerden başlangıçta
uzak durdular. Fakat iknayla yenilikçileri devre dışı bırakamayacaklarını
anlayınca ellerindeki iktidarı kullanmaya yöneldiler.
Bu noktada ortaya hep GİK üyesi Oğuzhan Asiltürk çıktı. Kutan, Genel Başkan
olmasına rağmen yenilikçilere yönelik engellemelerden ya haberdar olmadı
ya da bunları açıkça sahiplenmedi. Gelenekçilerin bu taktiğinin Gül ve
arkadaşlarını epey zor durumda bıraktıkları söylenebilir. Çünkü karşılarına
hep Asiltürk çıkıyordu, ama rakipleri tüm ülke kamuoyunun "ılımlı ve uzlaşmacı"
kimliğiyle tanıdığı Kutan'dı.
Tayyip faktörü
Gelenekçiler, işin ciddiye bindiğini
hissettikleri andan itibaren birkaç yönden "kara propaganda"ya giriştiler.
Buna göre:
1) Yenilikçilerin ardında Recep Tayyip Erdoğan vardı;
2) Erdoğan'ın esas hesabı FP'den kopup, bir grup sağcıyla birlikte, TÜSİAD
ve ABD'nin de desteğini alarak "yeni bir oluşum" kurmaktı.
3) Gül'ün adaylığına baştan beri karşı çıkan Erbakan, onu çok seviyor ve
Tayyip'ten kurtarmaya çalışıyordu;
4) Gül de gerçekleri görüp kongre günü adaylıktan çekilecekti.
Erdoğan'la ilişkilerini hiçbir zaman reddetmeyen, hatta onun karizmasından
geniş bir şekilde istifade etmeye niyetli olan yenilikçiler bu tür propagandalar
yüzünden zor durumda kaldılar. Erdoğan'ın bu tür dedikoduları alenen yalanlamaya
yönelik ciddi bir girişiminin de olmaması işleri iyice karıştırdı.
Kampanya stratejilerini tüm teşkilatları dolaşıp yüzyüze görüşmeler yapma
temeline oturtan yenilikçiler bu tür dedikoduları yalanlamaktan fırsat
buldukça nasıl bir parti istediklerini anlatabildiler.
Herhalde bunda belli bir ölçüde başarılı oldular ki Erbakan olaya bizzat
el koyma gereği duydu. Yenilikçilere oy vermesinden şüphelenilen bazı delegeleri
Balgat'taki konutunda kabul etti. Ve bu harekette kendisine rağmen, hele
kendisine karşı bir adıma izin vermeyeceğini bir kez daha ilan etti.
Kongreden ne sonuç çıkarsa çıksın FP'nin, dolayısıyla Milli Görüş hareketinin
içine girdiği demokratikleşme sürecini Erbakan bile durdurabileceğe benzemiyor.
Erbakan'a hutbe morali
Necmettin Erbakan dün cuma namazından çıkışta kongre şovu yaptı. Kapatılan
RP'nin Genel Merkezi'nin yanındaki Hamidiye Camii'nde namaz kılan Erbakan,
imamın okuduğu hutbeyle moral buldu. Namazda okunan hutbede "Başta anne
ve babanız olmak üzere büyüklerinize saygılı olunuz. Anne babanıza yüz
çevirmeyin" sözleri dikkati çekti.
Erbakan namaz çıkış FP'lilere el öptürdü. Konya ve Bingöl delegelerinin
katıldığı namazda Konya'dan gelen bir grup Erbakan'a "Hocam nerede biz
oradayız", "Sevdamız bu vatan, liderimiz Erbakan", "Mücahit Erbakan" sloganları
attı. Konya Milletvekili Lütfü Yalman'ın organize ettiği gövde gösterisinde
Erbakan alkışlar arasında Balgat'a gitti. Namazda, siyasi yasaklılar Şevket
Kazan, Ahmet Tekdal, Hasan Hüseyin Ceylan dışında, milletvekilleri Oğuzhan
Asiltürk, Yasin Hatipoğlu, Rıza Ulucak, Fethullah Erbaş, Lütfü Yalman yer
alırken, yenilikçi gruptan kimse katılmadı.
Yenilikçiler tüzük iptalini
tartıştı
Oğuzhan Asiltürk'ün yaptırdığı tüzük değişikliğine tepki gösteren yenilikçiler,
bunun iptali için YSK'ya dilekçe verip vermemeyi tartıştı.
Hukukçu milletvekili Mehmet Ali Şahin'in önderliğindeki yenilikçiler, tüzük
değişikliğinin Anayasa'nın 10. maddesi ve Siyasi Partiler Yasası'nın 21.
maddesine aykırı olduğu üzerinde durdu.
Dilekçenin işe yarayıp yaramayacağını değerlendiren yenilikçiler, kısa
vadede bir sonuç alınmasının imkansız olduğu düşüncesiyle başvurudan vazgeçti.
Şahin önceki gün "Bütün yasal hakkımızı sonuna kadar kullanacağız" derken,
dün de "Başvuru yapmıyoruz" açıklamasını yaptı.
Yenilikçilerin bu kararında "Bir sonuç alınamayacak başvuru için restleşmeyelim"
düşüncesinin öne çıktığı belirtildi. FP Genel Başkanı Recai Kutan da dün
cuma namazı çıkışı tüzük değişikliğinden haberi olduğunu ifade ederek,
"Daha önce Eminönü ve Üsküdar'daki ilçe kongrelerinde listelerin üzerindeki
çizikler iptal edilmişti. Bu yöndeki delege oylarını hakimler geçersiz
saymıştı. Milli iradenin sandığa yansıması için böyle davrandık. Oylar
geçersiz olmasın diye yaptık" diye konuştu.
İnternet anketinde açık ara
Gül çıktı
Fazilet Partisi'nde Genel Başkanlık yarışı büyük bir mücadeleye dönüşürken,
kamuoyunda Abdullah Gül'ün adı ağır basıyor. Milliyet İnternet sitesinde
yapılan ve Türkiye'nin tüm kentlerinden katılımın olduğu ankette, Abdullah
Gül'ü Fazilet Partisi Genel Başkanı olarak görmek isteyenlerin oranı yüzde
82 çıktı.
Toplam 13 bin 989 kişinin katıldığı internet anketinde, 11 bin 480 kişi
Gül'ün Genel Başkanlık yarışını kazanacağını söyledi. Recai Kutan'ın Genel
Başkan olmasını isteyenlerin sayısı ise 2 bin 509'da kaldı.
MİLLİYET GAZETESİ İNTERNET
SİTESİ
(13 MAYIS 2000)
  |