|
Fazilet
Partisi Kongresi... 14 Mayıs 2000
SABAH GAZETESİ'NDE
YAYINLANAN YORUMLAR
GÜNGÖR
MENGİ - 13 MAYIS 2000
Ne biçim kongre
Rejimin ana muhalefet partisi
din, peygamber söylemleri ve camide yapılan Cuma gösterileri ile kongreye
gidiyor.
Yasaklı Erbakan, partiyi
Abdullah Gül önderliğindeki yenilikçilere kaptırmamak için yasalara meydan
okumak ve Fazilet'in kapatılması tehlikesini büyütmek pahasına mücadelenin
ön saflarına kendini atmış durumda.
İki seçeneği vardı:
Ya yeni değerleri savunan
Gül ve arkadaşlarının kongrede hakça bir yarışa girmesine razı olacak,
bunun risklerine rağmen Fazilet'in Refah'tan farklı bir parti olduğu tezini
kuvvetlendirecekti..
Veya "Parti elimden
gideceğine kapatılsın daha iyi" diyecekti.
İkinciyi seçmiş görünüyor.
Bunu da hem boğazına
kadar Fazilet'in kongresini etkilemeye uğraşarak hem de bu uğraşı laikliğe
karşı ağır suçlar işleyerek yapıyor. Balgat'taki evinde kabul ettiği delegelere
verdiği uzun vaazlarından sonuncusunu Ankaralılar dinledi.
Onlara "Uhud'da peygamberi
dinlemeyenler perişan oldu" dedi..
Allah ıslah etsin..
Erbakan'ın anlattığı,
Hz. Muhammed önderliğindeki Müslümanlarla Mekkeliler arasında Uhud Dağı
eteklerinde yapılan, peygamberin yaralanması ve Müslümanların yenilgisiyle
sonuçlanan savaştır.
Bin kişilik bir orduyla
daha iyi mevzilenen Müslümanlar burada sayıca üstün Mekkelilerin ilk saldırısını
püskürtmüş, düşmanın dağılmaya başlaması üzerine Müslümanlar peygamberin
aksi yöndeki emrine rağmen ganimet toplamaya girişmişti.
Durumdan yararlanan
Mekkeliler toparlanıp geriye dönerek saldırıya geçmiş, bu hata savaşın
kaybedilmesine sebep olmuştu.
Şimdi bu kongrenin,
1375 yıl önce yaşanmış bir savaşla ne benzerliği var?
Yenilikçiler-Gelenekçiler
mücadelesine sahne olacak kongre Uhud'un rövanşı mı oluyor?
Tövbe tövbe, peygamber
rolü kimin?
Hangi taraf Medine
müslümanları?
Mekke'nin putperestleri
kimler?
Yarın yapılacak Fazilet
kongresini, içinde barındırdığı çağdaş değişim özlemlerinden ötürü önceden
kutlamayı arzu ederdik.
Ama şimdi, günahkârları
için "Allah ıslah etsin", memleketimiz için de "Allah bunlara fırsat vermesin"
diye dua etmekten başka bir şey yapamıyoruz!
YAVUZ
DONAT - 13 MAYIS 2000
Hem canlı,
hem heyecanlı
Perşembe akşamı
"Fazilet kulislerini" dolaştık... Gördük ki "Fazilet kazanı" fokur, fokur...
Ve yine gördük ki, Fazilet'te "at ile arpa kavga halinde."
"İlk soruyu"
bir meslektaşa sorduk.
Nazlı
Hanıma...
- Neler
oluyor?
Ilıcak
"yenilikçilerden."
"Gül cephesinde
panik yok" dedi.
- Ama
Gül cephesinin kazanması da kolay görünmüyor... Ne dersiniz Nazlı Hanım?
- Kazanamasa
bile 500-550 oy alır diye düşünülüyor... Çok az farkla kaybeder... Bu başlangıçtır...
Gerisi gelir... Gelişim, değişim engellenemez.
***
Recai Kutan
cephesine gelince...
Recai
Bey "sakin... Yumuşak... Hoşgörülü."
Şeyh Edebali'nin,
Osman Bey'e nasihatını kendisine "ilke" edinmiş...
Edebali
"Osmanlı devletinin kurucusuna" diyor ki...
Oğul!
Açık sözlü
ol. Her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildin bilme.
Üç kişiye
acı:
Cahiller
arasındaki alime,
Zenginken
fakir düşene,
Hatırlı
iken itibarını kaybedene.
Unutma
ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı
olduğunda mücadeleden korkma.
Bilesin
ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.
***
Kutan "haklı
olduğuna" inanıyor.
"Kongreyi
alacağına" da.
O nedenle
"sertleşmiyor."
Ama "çevresi"
çok farklı.
Çevre
düşünüyor ki...
"Yılanın
başı küçükken ezilir... Gül'e... Arkadaşlarına... Öyle bir tokat atılsın
ki... Sesi Halep'ten, Şam'dan duyulsun... Ve bir daha... Kimse... Hoca'ya
kafa tutmaya kalkmasın."
Gerçi,
Abdullah Gül "Hoca'ya karşı tek söz söylemiyor" ama...
Genel
merkezciler, Gül'ün çıkışını "Hoca'ya başkaldırı" olarak kabul ediyor.
***
- Nazlı Hanım,
ne diyorsunuz?
- Hoca
ile hiç ilgisi yok... Gül hareketinin özü şu... Fazilet camiası artık "mağdur,
mazlum, mahkum... İkinci sınıf" görünmekten çıkarılsın.
***
- Sayın Cemil
Çiçek, siz ne diyorsunuz?
- Siyasetçinin
yanlışı, doğrusundan önemlidir... Yanlış yaparsa... Kendisini, geleceğini
ve partisini sıkıntıya sokar.
Çiçek
ekliyor:
- Siyasetin
işi sorun çözmek... Sorun çıkarmak değil... Hele hele, siyasetin kendisi
"sorun haline" gelmemeli.
Çiçek
"Gül taraftarı."
"Değişim"
diyor, başka şey söylemiyor.
***
O karargah...
Bu karargah...
Perşembe
akşamı "bir başka karargaha" doğru uzanınca...
Gördük
ki "Aksaray delegeleri" Balgat'ta... Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın kapısının
önünde.
Hoca,
bugünlerde "üç vardiya" çalışıyor.
***
Dolaşmaktan
yorulduk... Acıktık...
Ve kendimizi
Balgat'taki Hüsrev Lokantası'na attık. TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut da
oradaydı. Eşiyle... Ve Başdanışmanı Orhan Demirtaş ile birlikte.
- Çankaya
seçimi... Fazilet kongresi... Derken... İşler durdu... Meclis çalışamaz
oldu... Halkın sorunu ise çok... Meclis ne zaman vites yükseltecek?
Yıldırım
Bey güldü:
- Meclisi
hükümet çalıştırır... Haydi, çalıştırsın ya... Ayrıca... Beş lider anlaşıyor...
Her sorun çözüyorlar... Haydi anlaşsınlar... Çözsünler... Ne duruyorlar?
***
Hüsrev Lokantası'ndan
sonra, kulislerde bir tur daha attık.
Ve "şu
sonuca" vardık...
Fazilet
14 Mayıs'ta kongre yapar...
Ama "15
Mayıs'tan itibaren" Fazilet de... Siyaset de... Çok daha canlı... Çok daha
heyecanlı hale gelir.
RAUF
TAMER - 13 MAYIS 2000
Bir tuhaf...
Bu nedir?
Fazilet'e
dışardan, özellikle Erbakan'dan yapılan her müdahale, uzantı parti izlenimi
versin diye mi?
Amaç bunun
tescili mi?
Çünkü
gizlisi kapaklısı kalmadı. Eski kurmayların egemen tavırları, artık iyice
aleniyet kazandı.
İnsan
şüpheleniyor.
Binadakilerin
hepsini dışarı çıkarıp, sonra da seçmece biçimde yeni bir oluşum mu tasarlanıyor?
Öyle ya...
bu derece kuşak sarkıtma'nın anlamı ne ola?
*
Biz bu filmin
benzerini görmüştük.
Hatırlatalım.
1983'te
siyasi partiler tekrar kurulurken Büyük Türkiye Partisi, eski AP'nin misyonunu
yüklenerek çıkmıştı ortaya.
Ama bir
baktık, Genel Başkan Ali Fethi Esener, partiyi çalıp götürmeye yönelik
davranışlar sergiliyor. Yahut o izlenimi veriyor... Yâni emanetçiliği kabullenmiyor,
doğrudan patronluğa doğru yürüyor.
Öyleyse
al sana...
Bütün
eski AP'liler, birden bire partiye doluşuverdi... 48 saat içinde öyle katılımlar
oldu ki, Büyük Türkiye Partisi, adeta ben eski AP'yim, kapatılan AP'nin
ta kendisiyim diye neredeyse avaz avaz bağırdı.
12 Eylül
yönetimi buna izin verir mi?
Derhal
kapattı partiyi...
Doğmadan
öldü parti.
Güzel
taktik.
Kitabına
da uygun.
*
Biz, hiç bir
partinin kapatılmasını istemeyiz.
Refah'ın
kapatılmasını da onaylamadık.
Ama ne
yapılım ki yasaya bakarak yapıldı o işlem... Erbakan ve üç beş arkadaşı
siyaset yasağı kapsamına girdi.
Peki,
yasa çiğnemek bu memlekette moda mı?
5+5 oylamasında
göstere göstere oy kullanmak, ne kadar kural dışıysa, şimdi hâlen yasaklı
siyasetçilerin -hiç bir kısıtlama yokmuş gibi- Fazilet'in içine kepçe atmaları,
aynı derecede kural dışı.
Tekrar
edelim:
Siyaset
Yasağı'na karşıyız.
Ama yasaların
çiğnenmesinden hoşlanmıyoruz.
*
Acaba kasten
mi yapıyorlar bunu?
Halen
mahkemelik olan Fazilet'i Refah'ın devamıdır, hattâ ta kendisidir diye
ihbar mı ediyorlar?
Eğer öyleyse
neyi amaçlıyorlar?
Anlayamıyoruz.
Erbakan'ın
tapulu arazime gecekondu kurdurtmam der gibi bir hali var.
Gibisi
fazla.
YILMAZ
KARAKOYUNLU - 13 MAYIS 2000
Erdemli partinin
demokrasisi...
Marilyn Monroe'nun
ayak parmakları altı tane idi. Rivayet olunur ki Kennedy, vuslat rehavetinde
bu hilkat garibesine hayranlığını anlatırken heyecandan titriyormuş: "Ayak
parmakların Amerikan demokrasisine benziyor; tümüyle kurallara aykırı;
ama insanlar seninle yatmak için bu hilkat garibesine can atacaklar..."
Yarın
Fazilet Partisi'nin büyük kongresi yapılacak. Yenilikçilere göre; gelenekçilerin
son hafta içinde takındığı tavır ve oynadığı oyunlar Marilyn Monroe'nun
ayak parmaklarına benziyor.
Bazıları
için "iştah açıcı hilkat garibesi" yaratıldığını söylüyorlar.
Abdullah
Gül, bu erdemli partinin demokrasi anlayışında kurallara saygılı tek uygulama
kalmadığını belirtiyor... Baksanıza; Balgat tezgahlarında dokunan kanaviçeden
Kutan'ın bile haberi yokmuş...
***
Eskilerin deyimi
ile demokrasimiz. "efradını câmi, ağyârını mâni" değildir. Günümüz Türkçesiyle
demokrasimiz "gerekenleri içermiyor, gerekmeyenleri dışlamıyor."
Aksine
"gerekmeyenleri içeren, gerekenleri dışlayan" nitelikleriyle dikkat çekmekte.
Anayasa
hocamız merhum Bahri Savcı bu tür örnekler için "bir devekuşunun gözü,
beyninden büyüktür" derdi.
***
Demokrasilerde
tek bilen, tek yorumlayan, tek yargılayan ve tek uygulayan siyasetçiler
yarattık. Çok kişi önünü ardını düşünmeden bütün umutlarını tek kişiye
bağladı. Hâlâ bir partinin erdem anlayışı, demokrasiye tek kişinin üslubuyla
yaklaşmakta...
Bu üslup
demokrasiye yakışır mı?
Teoriye
göre hayır... Pratiğe göre evet...
Türkiye
bu pratiği çok denedi. Demokraside hâlâ sorun yaşanması buradan geliyor...
Bu pratiği
savunan yüzlerce sözcü tanıyorum.
Erdemli
partinin demokrasi anlayışını savunanlar geçen hafta yapılan tüzük değişikliği
için "siyasette her şey mubahtır" diyorlardı. Erdemli partinin demokrasi
anlayışı bile Makyavel'i aşmış...
Anayasa
hocamız merhum Bahri Savcı, bu tür örnekler için "bukalemunların dilleri,
vücutlarının iki katından daha uzundur" derdi...
***
Varlığını tehdit
altında hisseden iktidar, her yöntemi meşru görür. Makyavel üslubuyla mücadeleyi
meziyet sayar. Bu üslubun tavanda da, tabanda da kavgalar yaratmasını umursamaz.
Bu üslup
sonunda lider sultasına dönüşür.
Parti
içi demokrasinin en ciddi ihlali budur. Eğer aksine bir gelişme olur, lider
sultasına itibar edilmez ise, bu kere sultacı liderler, demokrasi ve fazilet
aslanı kesilirler. Bu tür örnekler için anayasa hocamız merhum Bahri Savcı,
"menfaatin ucunu göster; dinozorlar, insanlardan yedi kat daha hızlı koşar"
derdi.
***
Yarın Fazilet
Partisi'nin kongresinde Kutan ile Gül yarışacaklar... Kurucular kurulunun
yaptığı tüzük değişikliğinden sonra yarış şartlarının eşit olmadığı ortadadır.
Belli ki Gül, birilerinin gözünü korkutmuş ve telaşa vermiştir. Böyle örnekler
için anayasa hocamız merhum Bahri Savcı: "ahlak ile fazileti birbirinden
ayıran sağduyu yoksa; vicdan görevini yapamaz" derdi.
***
Erdemli olduğunu
söyleyen partinin siyaset anlayışında demokrasinin yeri ve etkinliği yarınki
kongrede görülecektir.
Gül, kendindeki
niteliklere aşırı inandırılmıştır. Ya da havası öyledir. Bu nedenle göz
ucuyla bakar; dudak ucuyla konuşur. Kutan ise, bayram şekeri gibi konuşur
ve gözlerinin içi güler. Ama bilerek, isteyerek haksızlığa uğratılan ve
tertiplerle yolu kesilen Gül'dür... Yarın çarpışacak olanlar büyük burun
ile güleryüz değildir. Her şey Fazilet delegelerinin vicdan ve sağduyusuna
kalmıştır. Fazilet'in vicdanı, haksızlığa uğratılan Gül ile destekli gösterilen
Kutan arasında hüküm verecektir. Fazilet'in sağduyusu, demokrasiden yana
olanlarla olmayanları ayıracak olgunluğun sınavından geçecektir.
***
Bütün ömrünü
Allah ve Peygamber emrine verdiğini iddia eden yaşlı şeyh, yürekli bir
delikanlıyı sürekli kötüleyerek başarılı olmasını engelliyormuş.
Durumu
Şirazlı Sadi'ye anlatıp şeyhin halini sormuşlar. Sadi, uzun süre gülmüş
ve eklemiş. "Eğer dediği gibi şeyh gerçekten Allah ve Peygamber yolunda
olsaydı, delikanlı ile uğraşacak vakti olmazdı..."
SABAH GAZETESİ İNTERNET
SİTESİ
(13 MAYIS 2000)
  |