Büyük
Birlik Partisi'nin (BBP) Programı şöyle:
İnanan, inandığı gibi yaşamak isteyen her insan, siyasetle ilgilenmek,
siyaset yapmak zorundadır. Çünkü, her inancın kendi inanç çerçevesi içerisinde
siyaseti vardır. Bu siyasetini hayata geçirmesi için de siyaset yapmak
durumundadır. Aksi halde siyasi iktidar; değer tanımayan bir avuç azınlık
içinde dolaşan bir nimet haline gelecek ve inananlar yönetilen çoğunluk
olarak kalmaya mahkum olacaklardır. Öncelikle kötülükleri hayattan söküp
atmak ve yerlerine insan fıtratına uygun iyiyi, güzeli koymak için siyaset
bir mecburiyettir. Nefse tapınmaya, iktidar hırsına, tahakküm arzusuna
dayanan siyaset anlayışı; iyilikleri emredenler meydanı boş bıraktığı anda
hükümran olacaktır.
Nitekim bugün Türkiye’nin yönetim seçkinleri, hep küçük bir azınlık
olarak kalmışlardır. Onların yönetiminde Hakk’ın ve halkın rızası değil,
Batı’nın rızası aranmıştır. Birbirinden farkı olmayan partilerin oluşturduğu
siyasi yapı; lider sultaları, şahsi kaprisler ve yalanlar üzerine inşa
edilmiştir. Halk çaresiz, en az kötüyü seçmeye zorlanmış, demokrasinin
temeli olan seçme hürriyeti işlemez hale gelmiştir. Gelenin gidenin arattığı;
siyasetin devlet imkanlarını peşkeş çekmek, halkı soymak için yapıldığı
bir ülkede demokrasiden, Hakk’ın ve halkın rızasına dayalı siyasi iktidardan
söz edilemez. Toplumu ve devleti batıracak olan bu anlayış, siyasetin tek
ve geçerli şekli olamaz.
Bizler bu çarpık siyaset anlayışını yıkmak, milletimize çare olmak için
Büyük Birlik Partisi çatısı altında biraraya geldik. Siyasetle, iktidar
olmakla ilgili değer tanımaz bütün anlayışları reddediyor ve milletimize
yepyeni bir ufuk vaad ediyoruz.
Siyasi iktidara talibiz. İktidarı bir avuç azınlığın elinden alıp, gerçek
sahibi olan milletimize iade edeceğiz.
Siyasete ahlakı hakim kılacağız. Siyasete seviye ve itibar kazandıracağız.
Siyaseti kendi başına bir gaye olmaktan çıkarıp, milletimize ulaşmanın
ve hizmetin bir vasıtası yapacağız.
Siyaseti parçalayan, insanları birbirine düşman eden bir kavga sahası
olmaktan kurtaracak, hoşgörüye, uzlaşmaya ve birliğe dayalı gönüllerin
fethi hareketine dönüştüreceğiz.
Milletimizin, belirsizliklerle dolu geleceğimizin, bizden beklediği
bunlardır. Zamanın artık gelmiş olduğuna hükmederek kutlu bir sefere çıkıyoruz.
Türk Milleti, İslam alemi ve bütünüyle dünya, belirsizliklerle dolu
yeni bir çağa adım atıyor. İnsanlık tarihi yeni bir döneme giriyor.
Son iki yüzyıldır hasta adam, azgelişmiş ülke sıfatlarıyla anılan ülkemiz
için gelmekte olan çağ, geniş bir ufuk, parlak bir istikbal vaad ediyor...
Türk Dünyası, yüzyıllardır arasına konulan engelleri birer birer parçalıyor.
Türk aleminin sosyal ve ekonomik işbirliğinin gerçekleştireceği bir ufuk
önümüzde uzanıyor. Türkiye, uzun tarihi tecrübesi ve bünyesindeki dinamik
enerjiyle yeni dünyanın kurucu gücü olmaya aday bir konumda bulunuyor.
Bu umut vaad eden geleceğe karşılık daha şimdiden önümüze bir yığın engel
çıkartılıyor, doğmakta olan gücümüzü boğmak için bin türlü oyun oynanıyor.
Güneydoğu’da yüzyıllardır aynı dini, aynı tarihi, aynı kaderi paylaştığımız
ve bölünmez bir milletin mensupları olduğumuz kardeşlerimiz, bizden koparılmak
isteniyor. Türkiye, Orta Asya’daki soydaşlarımıza Batı’nın menfaatlerini,
çürümüş değerlerini taşıyan bir taşeron konumuna itiliyor.
Belirsizliklerle dolu yeni çağda müreffeh ve adil bir toplum kurmamız,
insanlığa huzur ve barış armağan edecek bir güce ulaşmamız, milletimizde
zaten var olan hasletleri milli politikalara dönüştürmemize bağlıdır.
Türkiye’nin mevcut siyasi yelpazesi ve bu yelpaze içinde kurulu partiler,
dev bir bünyeye giydirilmek istenen cüce elbiseleri gibi durmaktadırlar.
Türk milletinin, gelecek yeni çağda, siyasi geçim kaynağı olarak gören,
devlet imkanlarını sağa-sola peşkeş çekme yarışı olarak anlayan, halkını
ezen, yoksulluğa mahkum eden, lider sultalarını devam ettirmeyi temel şart
sayan siyaset anlayışlarının gelişme bulabileceğine inanmıyoruz.
Milletimizin insanlığa huzur vermiş hasletlerini, inançlarını rehber
edinen, adil-huzurlu bir toplum kurmayı amaçlayan ve siyaseti bir benlik
kavgası olarak değil, milli iradeyi hakim kılma gayreti olarak gören gücünü
milletin inançlarından alan bir siyasi partiye ihtiyaç duyduğu aşikardır.
Allah’ın izniyle niyetimiz, milletimizin beklediği kadro olmak ve şerefle
dolu yeni bir tarihi başlatmaktır.
Siyasete yeniden itibar kazandıracak birleştirecek ve kucaklayacak,
katılımcı ve sivil bir anlayış üzerinde yükselerek, Türkiye’yi 21. Yüzyıl’da
layık olduğu mevkie getirecek, adaleti ve birliği tesis edecektir. Büyük
Birlik Partisi, işte bu partidir.
ÖNCE İNSAN
İnsan, varlıkların en şereflisidir. İnsanı en muazzez varlık kabul ediyor,
siyasi, sosyal ve ekonomik her esasın ve politikanın merkezine insanı yerleştiriyoruz.
İnsandan daha üstün bir değer ve kurum tanımıyoruz.
Türkiye’yi yarınından endişe etmeyen, huzurlu ve mutlu insanların yaşadığı,
insanı insana kul eden haksızlığın, eşitsizliğin ve fakirliğin ortadan
kalktığı bir ülke haline getirmek istiyoruz.
Her insanı hür iradesiyle yaşama ve maddi-manevi varlığı geliştirme
hakkına sahiptir. Bu şartları sağlamak öncelikli hedefimizdir.
Devlet, vatandaşlarının başkalarına muhtaç olmadan, insanca bir hayat
sürebilmelerini temin edebilecek, ekonomik ve sosyal imkanları hazırlamak
mecburiyetindedir.
DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ
Din ve vicdan hürriyetine hiçbir şekilde sınırlama getirilemez. İnsanların
inançlarının gerektirdiği şekilde yaşayabilmeleri için devlet bütün imkanlarını
hazırlayacaktır. Devlet, din ve vicdan hürriyetleri konusunda sınırlayıcı
değil, geliştirici ve teminat altına alıcı bir mevkide bulunacaktır.
HUKUK
Ülkemizde uygulanan hukuk sistemi, milletimizin örfü, adeti, ahlaki
değerleri, sosyolojik ve psikolojik gerçekleri dikkate alınmadan Batı’dan
tercüme edilmiştir. Bu sistem insanımıza adalet, huzur ve mutluluk getirmemiştir.
Bu sistemi insanımızın fıtratına, hasletlerine uygun yeni bir hukuk sistemiyle
değiştireceğiz.
EŞİTLİK
İnsana adalet ve iyilikle muamele edilmesi esastır. İnsan şahsiyetini
muhafaza edecek şekilde kanun önünde herkes eşittir.
ADALET
Gecikmiş adalet adaletsizliktir. Devlet, adalet dağıtımını süratlendirecek
her türlü tedbiri almak ve düzenlemeyi yapmakla mükelleftir.
Kamu hukuku, bütün ülke sathında tekdir. Özel hukuk alanında devlet,
milletimizin müşterek moral değerlerini gözönüne alan hukuki sistemlerin
gelişmesine ve icra gücü kazanmasına yardımcı olacaktır.
FIRSAT EŞİTLİĞİ
Devlet, bütün imkanlarını fırsat eşitliği ilkesine uygun olarak vatandaşlarının
hizmetine sunmakla mükelleftir.
ÇOĞULCU EĞİTİM
Devlet, vatandaşlarına her türlü eğitim imkan ve vasıtasını hazırlamakla
mükelleftir. İnsanlar istedikleri eğitimi almakta serbesttirler. Özel ve
tüzel kişiler genel ahlaka aykırı olmamak kaydıyla eğitim kurumları meydana
getirebilirler. Bu amaçla Tevhid-i Tedrisat Kanunu gözden geçirilecektir.
Din eğitimi kişinin seçme hürriyetini sınırlamayan bir müfredat içinde
bütün eğitim kurumlarında mecburidir.
İŞKENCE
İnsan hayatı kutsaldır. İşkence ve eziyet insanlık suçudur. İşkence
suçluları cezalandırılacaktır.
SAĞLIK
Her fert devletin sosyal güvenlik şemsiyesi altında olacaktır. Doğumdan
ölüme kadar herkes sağlık sigortasının teminatı altında olacaktır.
İŞSİZLİK
Her fert asgari geçimini temin edebileceği bir güvenceye kavuşturulacaktır.
Devlet, yeni iş alanları oluşturmak, ferdi teşebbüsü teşvik başta olmak
üzere, isteyen her vatandaşa asgari geçimini temin edebilecek seviyede
de olsa iş bulmak mecburiyetindedir. Bu manada asgari ücret vergiden muaf
tutulacaktır.
SPOR
Her yaştaki fertlerin beden ve ruh sağlığı ile kabiliyetlerini geliştirmek
için spor yapmalarına imkan sağlamak, bunun için gerekli altyapıyı oluşturmak
devletin görevidir.
ÖZÜRLÜLER
Özürlülerin topluma kazandırılmaları, kendilerini geliştirmeleri ve
üretici insanlar haline gelmelerini temin etmek için devlet her türlü imkanı
hazırlayacaktır
SİVİL TOPLUM
Aile toplumun temelidir. Geleneksel Türk-İslam ailesinin gücünü muhafaza
etmek için toplum ve devlet her türlü faaliyet men edilecektir. Toplumu
ahlaken ifsad eden muzır neşriyat kaynağından engellenecektir. Bu tür neşriyatları
hazırlayanlar ve tevziini yapanlar cezalandırılacaktır.
Toplumda yardımlaşmayı, dayanışmayı sağlayan teşebbüsler teşvik edilecektir.
Devlet bünyesinde yer alan devlet kuruluşları (Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu vs. ) halkın yönetimine
bırakılacak, devlet bu kuruluşlara gelir temin edecektir.
Toplumda adalet ve hakkaniyet duygusunu hakim kılmak, sarsılan maşeri
vicdanı yeniden sağlamlaştırmak için sosyal tesanütü, yardımlaşmayı ve
hakkaniyeti cesaretlendirecek uygulamalar hayata geçirilecektir.
Yoksulluk, rüşvet ve suistimallerin kökü kazınacaktır. Bunun için rüşvet
alanı koruyan, suçun belirlenmesini zorlaştıran kanuni kayıtlar kaldırılacak
ve bütün devlet kurum ve kuruluşları halkın denetimine açık hale getirilecektir.
Kamu kurum ve kuruluşlarının harcamalarını denetlemek için her vatandaş
yetkili olacaktır. Yolsuzluk, rüşvet ve suistimale yolaçan kamu görevlileri
en ağır şekilde cezalandırılacaktır.
Partimiz, siyasi iktidar dışında, halkın merkezi ve mahalli iktidara
katılımını sağlayacak bütün kanalları açacak ve işletecektir. Her kademede
halkın yönetme iştiraki ana prensip olacaktır.
Sivil toplum, kendisine sahip çıkan toplumdur. İnsanlar, iktidarlarını,
kendi rızaları doğrultusunda, katılımcı dayanışma ve işbirliği temellerinde
gerçekleştirmelidir. Devlet bir ideal değil, bir vasıtadır; insanları daha
mutlu , daha müreffeh, daha şahsiyetli kılmak için milleti meydana getiren
fertlerin tecessüm etmiş iradesidir. Devlet, halkına hizmet için vardır.
Milletinin iradesini içerde ve dışarıda gerçekleştirmek için vardır. Devleti
insanları için bir vasıta ve hizmet kapısı olarak tutacak kuvvet sivil
toplumdur. Yoksa, iktidarı elinde tutanlar kendi şahsi heves ve arzularını,
devletin iradesi olarak takdim ve icraya kalkışırlar. Gaye olan insanı,
devletin arkasına sığınıp vasıta haline getirirler. Türkiye’de bugüne kadar
yapılan budur. Bunu engelleyecek güç, devleti halkının hizmetkarı yapacak
olan sivil toplumdur.
Bu mülahazalarla sivil toplumu ve onun iktidarını bütün Türkiye sathında
kurmaya başlayacağız. Sivil inisiyatif Programı adını verdiğimiz sivil
toplumu kurma; sosyal iktidarı gerçekleştirme çabamızın esasları şunlardır.
1. Her fert çevresindeki insanlardan sorumludur. Bu
sorumluluğun gereği olarak çevresinde yaşanan haksızlıkları ortadan kaldırmak,
zarar görenlerin zararını gidermek ve zor durumda olanların yardımına koşmak
zorundadır.
2. Mahalle, köy, ilçe, işyeri gibi yerlerde meşveret meclisi
oluşturularak sivil inisiyatif esasları hayata geçirilecektir. Heyette,
siyasi görüşlerine bırakılmaksızın ehliyetli, liyakatli, mahallin önde
gelenleri yeralacaktır. Heyetler, mutabakat çarımızda yer alan prensiplere
göre teşekkül edecek ve çalışacaktır.
3. Sivil inisiyatif heyetleri mahallede yaşayan bir yetimden,
ülkenin tamamındaki her konudan sorumludur. Bu sorumluluğunu elde ettiği
halk desteğini ve sahip olduğu bütün imkanları kullanarak yerine getirecektir.
4. Heyetler, devlet kuruluşlarında (okul, hastane, adliye vs.)
cereyan eden haksızlıkların üzerine gidecek, bütün kamu kurum ve kuruluşlarını
denetleyecek, gördüğü yanlış uygulamaları, halkı seferber ederek düzeltecektir.
5. Sivil inisiyatif heyetleri, hukuki-meşru sınırlar içinde her
türlü hak arama yolunu kullanacaktır. Dilekçe, protesto, pasif direniş,
yürüyüş, teşhir vs. gibi.
6. Yeni nesillerin ahlakı ve faziletli insanlar olarak yetişmesi,
sivil inisiyatif programının en önemli gayesidir. Bu gaye ile toplumu ifsat
eden her türlü ahlaksızlık ve yozlaşmaya karşı Türkiye çapında bir kampanya
açılarak; bulunan mahallerde ahlaksızlık kaynağı olan faaliyet ve vasıta
engellenecektir.
7. Program, sosyal hayatın her kesimini, her anını ihtiva etmektedir.
En geniş anlamda sendikalaşma ve teşkilatlanma yanında mahallin özelliklerine
göre iktidar üzerinde baskı kurularak gerçekleştirilecektir.
MİLLİ SİYASET
Siyaset anlayışımızın kaynağı ve dayandığı temel esas HALKA HİZMETTİR.
Milletimizi yüzyıllardır ayakta tutan ve tarihte şerefli bir mevki
işgal etmemizi sağlayan inançlarımız ve kültürel değerlerimizdir. Müslüman
Türk kimliğinin belirleyicisi olan inançlarımız, milletimizi bugün ve gelecekte
layık olduğu yere ulaştıracak vazgeçilmez prensipleri vermektedir. Bizler
de siyasetimizin temeline bu prensipleri yerleştiriyoruz.
ÇOKLUK İÇİNDE BİRLİK
Siyasetimiz bölmek ve parçalamak için değil, birleştirmek ve toparlamak
içindir. Hedefimiz, temel prensiplerimiz etrafında bütün milli güçleri
milli menfaatler ve ülküler etrafında toplamaktır. Bunun için Çokluk İçinde
Birlik esasına dayalı olarak mutabakat arıyoruz. Çokluk İçinde Birlik prensibini,
mutlak hakikatler dışında her türlü farklılığın, her türlü görüş ve kavrayış
biçiminin meşru ve makul kabul edilmesi olarak anlıyoruz. Bu inanç ve kabul
ile, kendilerini değişik isimlerle niteleyen farklı grup ve meşreplerin
oluşturduğu milli güçlerin milli menfaat ve ülküler etrafında toplanmalarını
savunuyoruz. Milli güçleri, tarihimizin faili yapacak anlayışın, milli
mutabakat olduğuna inanıyor ve bu mutabakatı tesis etmek, için her türlü
fedakarlığa ve feragate hazır olduğumuzu beyan ediyoruz.
SİYASET BİR HİZMETTİR
Siyaset iyiliği emretmek, kötülükleri yasaklamak için lüzumlu olan bir
vasıtadır. Siyaset hiçbir zaman gaye olamaz. Siyasetimiz savunduğumuz prensiplerin
emrinde bir hizmet aracı olarak kaldığı sürece meşruiyetini sürdürecektir.
Siyaseti baskıcı bir iktidar aracı olarak değil, teklif ve tebliğ edici
bir ikna aracı olarak görüyoruz.
MEŞVERET
Siyasi karar ve uygulamalarımızda, her safhada ve her alanda uyacağımız
usul meşverettir. Meşveret, tabandan tavana kadar her ferdin siyasi kararlara
fikir bildirerek, tenkit ederek ve uygulamaları bi'l-fiil denetleyerek
iştirak etmesidir. Bu bakış açısıyla demokratik kurum ve kuralların daha
çoğunu ve daha kapsamlısını talep ederek savunuyoruz. Demokrasiyi, halkın
seçtiği temsilciler eliyle yönetilmesi, yani iktidarın küçük bir azınlığa
teslim edilmesi değil; halkın her safhada yönetime katılması olarak tarif
ediyoruz. Temsili demokrasi anlayışı yerine katılımcı demokrasiyi, halkın
kendini yöneten bir güç olarak, siyasi iktidarın zirvesine yerleştilirmesini
talep ediyoruz.
PARTİ ANLAYIŞIMIZ
İnsanların yanılmazlığı, putlaştırılması üzerine inşa edilmiş lider
sultalarını, lider karizmalarına dayalı siyaset anlayışını reddediyoruz.
Büyük Birlik Partisi, bir lider partisi değil, sürekli istişare eden, denetlenen
bir kadro partisidir. Parti yönetimi halkın sözünü, düşüncesini siyasete
aktarmak, halkın iradesini temsil etmekle görevlidir.
LAİKLİK
Büyük Birlik Partisi, Cumhuriyetin temel niteliklerine saygılıdır. Laiklik,
din ve vicdan hürriyetinin temel kabul edildiği, tüm din ve inanç sistemlerine
karşı tarafsız davranıldığı bir sistemdir. Laiklik, devletin felsefe ve
din karşısındaki tarafsızlığıdır. Laiklik insanlara değil, kurumlara, yani
devlete özgü bir durum olup, devlet kamu hizmeti sunarken, kanun önünde
eşitlik, temel hak ve hürriyetler ilkelerini ihlal edemez. Bu anlamda herkes
düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, bir din veya
inanca sahip olma veya kendi seçtiği bir inancı kabul etme özgürlüğü ile
bunları kişisel olarak veya toplu bir şekilde kapalı bir yerde veya açıkça
dini seremoniler, uygulamalar ve öğrenim şeklinde gerçekleştirme özgürlüğünü
de içerir.
İSLAMİYET
İslamiyet insanlara huzur, barış ve adalet getiren, fert ve millet olarak
bizlere şeref ve mutluluk bahşeden yüce dinimizdir. İslamiyet’i, bize temel
düsturlarımızı veren ve istikametimizi gösteren kutlu güç kaynağımız olarak
idrak ediyoruz. İslamiyet’in birleştirici, bütünleştirici, huzur ve adalet
getiren mesajına bugün sadece Müslümanların değil, bütün insanların ihtiyacı
olduğuna inanıyoruz. Bu inancın yanında, İslamiyet’i temsil iddiasında
değil, İslamiyet’e hizmet iddiasındayız. Bir siyasi partinin kendini müslümanların
temsilcisi olarak takdim etmesini hatalı buluyoruz. Çağdaş ve demokratik
değerlerle, İslamiyet’in çelişeceğini kabul etmiyoruz.
MİLLİYETÇİLİK
Türk milletini, yüzyıllardır kader birliği etmiş, aynı inançla yoğrulmuş,
aynı gayeye yönelmiş, bundan böyle de birlikte varolma iradesini serdetmiş
insanlarımızın müşterek birliği olarak idrak ediyoruz. Milliyetçiliği;
odak noktasında inançlarımız olmak üzere, bulunduğumuz coğrafyada yüzyıllardır
birlikte yaşadığımız insanlarımızın tamamını kucaklayan, koruyan ve geliştiren
bir değer hükmü, bir üst kimlik anlayışı olarak kabul ediyoruz. Irk esası
üzerine oturtulmuş her türlü bölücülüğü reddediyoruz.
BÜROKRATİK CUMHURİYET DEĞİL, DEMOKRATİK CUMHURİYET
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, demokratik bir hukuk devletidir. Demokratik
devlet anlayışımız, devletin üniter ve milli devlet niteliklerini koruyarak,
bürokratik anlayışın getirdiği hantal – işlemez yapıyı değiştirmektir.
Demokratik devlet, topluma kamu hizmeti sunan devlettir.
Bu açıdan devletin yeniden yapılandırılması bir zorunluluktur. Bu yapılandırmada
devletin asli görevleri dışındaki kamu hizmetlerinin merkezi devlet dışındaki
organizasyonlara devredilmesi gerekmektedir.
HUKUK DEVLETİ
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir hukuk devletidir. Hukuk devleti, vatandaşlarının
temel hak ve hürriyetlerine saygı gösteren, toplum – devlet, devlet - siyaset
ilişkilerini bir hukuki çerçeve içinde ve hiçbir zaman bu hukuki çerçevenin
dışına taşırmadan adaletle düzenleyen devlettir. Hukuk devletinin en temel
sayılan özelliklerinden birisi de devlet içinde tüm kamusal hayat ve idarenin
yargı denetimi altında olmasıdır. Çağdaş, çoğulcu, demokratik hukuk devlet
düzeninde bireyler arasındaki uyuşmazlıklar kadar, yasama ve idarenin etkinliklerinin
de denetlemesini mümkün kılan kurumlarla donatılması idealdir.
HADİM DEVLET
Devlet, hükümranlık sınırları içinde yaşayan vatandaşların iradesinin
cisimleştirdiği bir kurumdur. Devlet, vatandaşlarına hizmet için vardır.
Devleti insanlardan bağımsız bir amaç ve tabu haline getiren her türlü
anlayışı reddediyoruz.
Devlet, anlayışımız hakim devlet değil, hadim devlet prensibine dayanmaktadır.
SOSYAL DEVLET
Devletlerin sosyal bir karakter kazanmış olmalarından ziyade, toplumların
sosyal devlete ihtiyaç duyma gerekçeleri daha önemlidir. Sanayi devriminin
toplum içinde meydana getirdiği hizip ve kamplaşma, toplumun bazı kesimlerinin
diğerlerine karşı korunma mecburiyetini ortaya çıkarmıştır. Devletin sosyal
karakteri, toplumun bir kesiminin, toplumun tamamına egemen olması tehlikesine
karşı güvence olmasıdır. Bu gerekçelerle vatandaşlarının refahından sorumlu
olan sosyal devlet anlayışını savunuyoruz. Mevcut sosyal ve ekonomik yapılanma
içerisinde devlet karakterinin sosyal nitelikte olmasını zorunlu görmekteyiz.
Cumhuriyet tarihi boyunca izlenmiş politikaların toplumumuz üzerinde bıraktığı
yaraların sarılması, sosyal devlet anlayışımızın bir gereğidir.
SOSYAL ADALET
Sosyal kesimler arasına kin tohumlarının ekilmesinin en önemli sebeplerinden
olan gelir dağılımındaki çarpıklığın düzeltilmesi, üretimin sosyal adalet
ilkeleri çerçevesinde dağılımın güvence altına alınması sosyal devlet anlayışının
en çarpıcı ve önemli unsurudur. Enflasyon, vergi adaletsizliği, haksız
kazanç ülke ve toplum yararına olamayan kaynak transferleri ve gelir dağılımını
bozan benzeri sosyal çarpıklıkları tümüyle ortadan kaldıracağız.
MAHALLİ İDARELER
Mahalli idareler, sivil toplum kuruluşlarının en etkinlerinden biridir.
Mahalli idarelere, Osmanlı Devletinin son dönemlerinden bu yana yönetim
sistemi içinde yer verilmesine rağmen bu birimler, merkezi yönetimin taşradaki
uzantıları olarak görülmektedir. Bu ise mahalli yönetimlerin tüzel kişilikler
olarak görülmesini engellemektedir.
Mahalli idareler, merkezi yönetimin gücünü dengeleyen kuruluşlar olarak
bütün demokratik toplumların vazgeçilmez kurumlarıdır. Hem hizmetlerin
etkinliği ve verimliliği açısından hem de toplumsal düzeyde katılımın ve
yönetmeyi sağlama açısından, mahalli idarelerin güçlendirilmesi gerekmektedir.
Özellikle belediyelerin, kent halkının kendileri ile ilgili alanlarda öz
haklarının ve yönetme haklarının kazanılmasında büyük önemi bulunmaktadır.
Bu açıdan, bugünkü merkezi yönetim tarafından verilen mahalli mahiyetteki
kamu hizmetlerinin bir çoğunun mahalli idare devredilerek, mahalli idarelerinde
mali açıdan güçlendirilmesi ve yönetim sistemi içinde olması gereken noktaya
çekilmesi gerekmektedir.
Özellikle, mahalli mahiyetteki kamu hizmetlerinin belediyelere devredilmesi
yolu ile hem bu kurumların, hem de Türk demokrasisinin güçlenmesi konusunda
hemen harekete geçilecektir.
İl Özel İdareleri bugünkü statüleri itibari ile verimsiz çalışan kurumlardır.
Bu kurumlar üzerindeki merkezi yönetimin etkisi kırılarak, İl Özel İdareleri’nin
seçimle gelen yöneticilerin yönettiği ve alanı, görevi belirli mahalli
idare kurumları haline getirilmeleri bir zarurettir. Yeni görevlerine uygun
personel ve gelir açısından da bu kurumların donatılması gerekmektedir.
Aynı şekilde tamamen eskimiş Köy Kanunu’nun yeniden düzenlenmesi ve köyün
bir mahalli yönetim birimi olarak faaliyetine devam etmesi, köy maliye
sisteminin meydana getirilerek uygulamaya sokulması ile sağlanacaktır.
Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkındaki Kanun yeniden gözden
geçirilecek ve özellikle büyükşehir belediyelerinin bazı yetkilerinin ilçe
belediyelerine devri sağlanacaktır. Ayrıca büyükşehir belediyesi ile ilçe
belediyeleri arasındaki görev ve gelir uyuşmazlıkları da ilçe belediyeleri
lehine yeniden düzenlenecektir.
Anayasa’da yeralan mahalli yönetim yöneticilerinin görevden alınabilmesi
ile ilgili hüküm değiştirilmesi ve mahalli yönetimlerin muhtariyetlerinin
sağlanması konusunda çalışmalar yapılacaktır. Bunun için idari vesayetin
kaldırılarak, sadece koordinasyon amacıyla kullanılması temin edilecektir.
|