Büyük
Birlik Partisi'nin (BBP) Programı şöyle: (2)
SOSYAL POLİTİKALAR
SOSYAL GÜVENLİK
Ülkemizde üç sosyal güvenlik kuruluşu olan; Emekli Sandığı, SSK ve
Bağ-Kur birleştirilerek sosyal güvence şemsiyesi genişletilecek ve yaygınlaştırılacaktır.
Sosyal güvenlik, günlük siyasi politikaların etkilerinden kurtarılarak,
ekonomik olarak güçlendirilecek ve sosyal güvenliğin yaygınlaştırılmasında
özel sektörün etkin yeralması sağlanacaktır.
İş ve İşçi Bulma Kurumu; İstihdamı Geliştirme Müdürlüğü’ne dönüştürülecek,
mesleki eğitim ve planlamaya öncelik veren bir kuruluş olacaktır.
Yurtdışında çalışan işçilerimizin hakları, karşılıklı olarak ikili ve
uluslararası anlaşmalarla çift yönlü sosyal güvence altına alınacaktır.
Sosyal güvenlik şemsiyesi dışında bulunan tarım kesiminde çalışan insanlarımızın
sosyal güvenliğe kavuşturulması için gerekli kanuni düzenlemeler yapılacak,
gelecekleri devlet garantisine alınacaktır. Sosyal güvenlik şemsiyesi altındaki
tüm insanlara en iyi sağlık hizmetleri sunulması için gerekli köklü iyileştirmeler
yapılacaktır. Kadınlarımızın çalışma hayatına aktif olarak katılması için,
geleneksel aile yapımıza uygun yeni kanuni düzenlemeler yapılacak ve çalışan
kadın ile çocukların özel olarak korunması sağlanacaktır.
İŞSİZLİK SİGORTASI
İşsizlik sigortasının uygulamaya konulabileceği ekonomik ve sosyal bir
yapının inşasından sonra, mutlaka işsizlik sigortası uygulamasına geçilecektir.
Bu uygulamaya geçilirken kıdem ve ihbar tazminatı müesseseleri ile ahenk
sağlanacak, işçi-işveren-devlet üçlüsünden her birine düşen sorumluluk,
katılım ve fedakarlık güçlerine nispetle adil bir şekilde dağıtılacaktır.
SENDİKALAR
Sendikalar amaçladığımız sivil toplum düzeninin asli unsurlarındandır.
Sendikalar, temsilcisi oldukları kesimlerin ekonomik hak ve çıkarlarını
meşru bir zeminde koruyan ve geliştirmeye çalışan sivil toplum örgütlenmeleridir.
Sendikalar, sadece toplu-iş sözleşmesi yapan kuruluşlar olmaktan çıkarılıp
daha geniş bir çerçevede üyelerinin iktisadi ve kültürel inkişaflarını
sağlamaya çalışan kuruluşlar olmalıdır. Esasen işveren sendikaları üyeleri,
işveren olmaları münasebetiyle tabii olarak bu imkana sahiptirler. İşçi
sendikalarının ise üyelerinin iktisadi imkanlarını geliştirecek ve ticari
örgütlenmeler yapmalarını temin edecek düzenlemeler yapması gerektiğine
inanıyoruz. Memur sendikalarının kurulabilmesini ve sendikal haklarla donatılmasını
savunuyoruz.
İŞÇİ - İŞVEREN - DEVLET
İşçi ve işveren kesiminin olduğu çalışma hayatında devletin rolü uzlaştırıcı
ve düzenleyici olmalıdır. Çalışma hayatında devlet - işçi - işveren üçlüsünün
birlikte politikalar üretmek ve uygulamasını sağlamak gerektiği görüşündeyiz.
TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ DÜZENİ GREV VE LOKAVT
Toplu iş sözleşmesi yapma imkanını, çalışma hayatında ücretlerin belirlenmesi
konusunda temel araç olarak kabul ediyoruz. Ancak kanuni süre içerisinde
yenilenemeyen ve grev uygulamasına geçirilen uyuşmazlıklarda belirli bir
süre devam eden grev neticesinde greve devam edilmesi ya da sona erdirilmesi
konusunda işçilerin iradelerine başvurmayı katılımcı demokrasinin bir gereği
olarak kabul ediyoruz.
Lokavtı, ancak grev uygulamasına karşı savunma aracı kabul ediyor, grev
uygulamasına bağlı olmaksızın uygulamasını kabul etmiyoruz.
ÇALIŞMA HAYATI
Çalışma barışının sağlandığı bir ülke, sosyal devlet olma yolunda en
önemli engeli aşmış demektir. Bu nedenle devlet, kanuni düzenlemelerle
çalışanların haklarını koruyacak ve çalışma barışını oluşturacaktır.
Çalışma hayatının üç unsuru olan; devlet-işçi-işveren arasında koordinasyon
sağlanacaktır.
Sendikal örgütlenme, Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO)standartlarına
uygun olarak düzeltilecek, emeğin karşılığının alın teri kurumadan alınması
devlet güvencesinde olacaktır.
Çalışma hayatını tanzim edici milletlerarası sözleşmeleri sırf batı
dünyasına entegrasyon için değil, ülkemiz şartlarına uygunluğu bakımından
değerlendiriyor, kabul ya da reddetmiyoruz.
ÜCRET POLİTİKASI
İşçi-işveren-devlet üçlüsünden oluşan, belirli dönemlerde yenilenmesi
gerekli toplu iş sözleşmeleri için ülke ekonomisinin ve diğer şartların
objektif olarak değerlendirilerek tavan ücret zamanının belirleneceği bir
konseyin kurulması gerektiği kanaatindeyiz. Bu çerçeve içerisinde, tarafların
kendi özel şartlarına göre ücretlerini belirlemesi gerektiğine inanıyoruz.
ESNAF VE ZENAATKARLAR
Toplumun iktisadi yapısı içerisindeki en geniş kesimi oluşturan esnaf
ve zenaatkarlarımıza gerekli kanuni düzenlemelerle daha fazla söz sahibi
olma imkanı sağlanacak ve her türlü teşebbüsleri teşvik edilecektir.
VAKIFLAR
Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de vakıfların politikayla
uğraşmasının serbest bırakılması, hatta kendi aralarında konfederasyona
giderek dünya vakıf teşkilatları ile işbirliği yapması gerektiğine inanıyoruz.
Bu gelişmeler üzerine eskisi ve yenisiyle ülkemizde faaliyet gösteren
vakıfların durumu daha da önem kazanmıştır. Hatta vakıfların hukuki dayanağını
ve çalışma esaslarını düzenleyen yürürlükteki kanun, tüzük ve yönetmelikler
ile mazbut vakıfların yönetimini düzenleyen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün
mevcut statüsü ve teşkilat yapısı ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır. Yeniden
oluşturulacak vakıflar yönetimi, Türk Medeni Kanunu’na göre kurulan vakıfların
mütevelli heyet başkanlarının da yeralacağı geniş tabanlı bir Dayanışma
Kurulu’na, seçimle gelmiş bir yönetim kadrosuna sahip, genel hükümler çerçevesinde
denetlemeye tabi, özel hukuk hükümlerine göre yönetilir, ayrı bütçeli müstakil
bir yönetime sahip olmalıdır.
KENTLEŞME VE KONUT
Türkiye, hızlı kentleşmekte olan bir ülkedir. İktisadi gelişme için
kentleşme kaçınılmazdır. Ancak düzensiz kentleşme de pek çok problemi beraberinde
getirmektedir. Konut açığı, gecekondu, çevre problemleri bunlardan bazılarıdır.
Türkiye’de mahalli gelişme ve sanayileşme politikaları, uygun bir kentleşme
politikasının uygulamaya konulmasını gerektirmektedir. Bu çerçevede orta
ölçekli kentler geliştirilerek, bazı tedbirler alınmalıdır. Bu sayede bir
yandan büyük kentlerdeki konut açığı kapanacak, büyük şehirlerin gecekondulaşmayla
birlikte ağırlaşan problemleri de çözülecektir.
Konut politikaları yeniden gözden geçirilerek, başta kırsal alan konutlarının
ve gecekonduların iyileşmesini sağlayacak tedbirler alınacak, konut açığının
önlenmesi için sosyal mesken uygulamasına hız verilecektir. Mesken bir
barınak olarak düşünülüp, insan ruhuna uygun hale gelecek biçimde iyileştirilecektir.
Kentlerdeki, yeşil alan ihtiyacını karşılayacak alanlarla birlikte,
sosyal güvenlik ve sosyal hizmet kurumları oluşturulacaktır.
Trafikten, hava kirliliğine, kültür merkezlerinden, kentlere kimlik
vermeye kadar bir dizi gayretle, kentlerin yaşanabilir alanlar haline getirilmesi
acilen ele alınacaktır.
Sonuç olarak; kıyı yağmacılığı, verimli tarım alanlarında betonlaşma
ve haksız kullanıma son vermek için, kentleşme mesken planları uygulamaya
konulacaktır.
ÇEVRE
Türkiye uzun vadede ciddi çevre problemleriyle karşı karşıyadır. Mevcut
teknolojik üretim çevre problemlerini de beraberinde getirmektedir. Çevre
problemlerinin temel etkeni, hakim siyasi-sosyal düşüncedir.
Mevcut çevre problemlerinin hafifletilmesi ve yeni problemlere yolaçılmaması
için, insanoğlunun mevcut üretim tüketim ve hayat tarzlarının yeniden sorgulanması
gerekmektedir. Problem global olduğu için çözümü de globaldir ve topyekün
bir zihniyet dönüşümünü gerektirmektedir. Bu sebeple büyük ölçekli üretimden
vazgeçilip, mevcut tüketim alışkanlıklarını körükleyen uygulamalara son
verilecektir. Gelişme ve kalkınma anlayışı yeniden sorgulanacak, sınırlı
çerçeve sınırsız büyümenin imkansızlığı gözden uzak tutulmayarak, doğal
kaynakların kullanımında gelecek nesiller gözönünde bulundurulacaktır.
Türkiye’miz için ise; öncelikle tabiatla ahenk içinde yaşamanın yolları
aranacak, Türkiye’nin sağlıklı bir çevre envanteri çıkarıldıktan sonra
bütün sanayi faaliyetlerinden önce, çevre etki değerlendirmesi yapılarak
, çevreyi kirletici tesislere izin verilmeyecektir.
Toplumda çevre duyarlılığının oluşturulması için yoğun bir bilgilendirme
kampanyasına girilecek ve özellikle devlet, bu alanda sorumluluklar üstlenecektir.
Mevcut çevre kanunları gözden geçirilip, uygulanabilir bir biçimde tek
yasa altında toplanıp, en büyük çevre kirletici olan devletin, kirleticiliğine
son verilmesi sağlanacaktır.
Sivil İnisiyatif Programı doğrultusunda , her bir ferdin , gönüllü çevreci
bir zihniyete sahip olabilmesi sağlanacaktır. Tüm partilerle birlikte çevre
korunması takip edilecektir.
EREZYON
Güzel ülkemizde erezyon sebebiyle her yıl ciddi toprak kayıplarına uğramaktayız.
En fazla erezyon barajlar ve su havzalarının ağaçlandırılmamasından meydana
gelmekte ve bu sebeple baraj ve su havzaları rusubatla dolmakta, ekonomik
ömürleri kısalmaktadır. Bunun önüne geçmek için baraj ve su havzalarımız
süratle ağaçlandırılacaktır. Mevcut bitki örtüsünün korunması ve çoğaltılması
için, orman ve koruluklar Köy Hizmet Birlikleri kanalı ile gelirinin belli
bir kısmı köylüye kalmak ve köylünün faydalanmasını sağlamak bakımından
köy tüzel kişiliğine kiralanacak veya devredilecektir. Orman ve korulukların
bitki örtüsünü yenileme ve mevcudun korunması da Orman Genel Müdürlüğü
tarafından kontrol edilecektir.
SAĞLIK
İnsanımızın sağlıklı bir yapıya sahip olması için, eğitim - beslenme
- koruyucu hekimlik - hastane zinciri iyi bir şekilde koordine edilecek
ve tam uygulanması sağlanacaktır.
Halkın ruh ve beden sağlığını korumanın çok önemli bir görev olduğunu
öngörüyor ve sağlık problemini ön plana çıkarmanın gereğine inanıyoruz.
Türkiye’de, sağlık probleminin, organizasyon bozukluğundan kaynaklandığına,
bugünkü mevcut imkanlar ve kadrolarla bile daha fazla hizmet verilebileceğine
inanıyoruz.
Sağlık hizmetinin illerde mahalli yönetimlerce, tek elden yürütülmesini
savunuyoruz.
Sürekli hizmetin verilebilmesi için, malzeme, yardımcı personel ve hekim
unsurlarının ahenginin sağlanması, sağlık hizmetinin zorluklarından dolayı
bu personelin hayat şartlarını, hizmeti aksatmayacak düzeye çıkarmayı amaçlıyoruz.
İllerde sağlık kuruluşlarının kontrolünde ve desteklenmesinde sivil
toplum organizasyonları devreye sokulacaktır.
Bölgelerarası hekim ve yardımcı personel ile teknik imkanların dengesizliği
giderilecektir.
Bölge ihtisas ve araştırma hastaneleri büyük şehirlerde yığılmayı önleyecek
tarzda yaygınlaştırılacaktır.
Sağlık konusu aynı zamanda hayri bir iş olması nedeniyle vakıflar devreye
sokulacaktır.
Sağlık konusunun istismar edilmesini önlemek için takip organizasyonları
geliştirilip, etkin hale getirilecektir. Böylece sağlık kuruluşlarımız
ve hastanelerimiz ıstırap yerleri olmaktan çıkarılıp, şefkatle şifa dağıtan
yerler haline getirilecektir.
Sağlığın ticaret aracı olmadığı gibi, siyaset konusu olmaması gerektiğinin
savunucusu olacağız.
Sağlık politikasında eğitici tedavi hizmetlerinin yanı sıra koruyucu
sağlık hizmetlerine de öncelik kazandırarak tedavi sağlık hizmetlerine
ağırlık verilecektir.
Getireceğimiz Genel Sağlık Sigortası Sistemi ile; vatandaşlarımızın
hekim seçme hürriyetinin olduğu ve hasta ile hekim arasında para alışverişinin
bulunmadığı, hastaların bölgesine göre sosyal adalet içinde dağılımının
sağlandığı Doğrudan Tedavi Sistemi’nin savunucusu olacağız. Tedavi için,
fakir ilmuhaberi peşinde koşan vatandaşın onurunu koruyacağız.
Nüfusumuzun yarısı sosyal güvenlik kapsamı dışındadır. Bu kesimin de
güvenlik kapsamına alınarak, sağlık primlerini kendilerinin ödeyeceği,
ödeyemeyecek gelir düzeyinde bulunanların primlerinin devlet tarafından
ödeneceği bir sistem olan Genel Sağlık Sigortası, ülke şartlarında yürürlüğe
konulacaktır. Böylece, milletimiz ödediği prime karşılık, hizmete sahip
çıkacak ve Sivil İnisiyatif Programı doğrultusunda denetleme şuurunu kazanacaktır.
Özellikle, resmi kurumlarda meydana gelen ve vurgun düzeyine ulaşan
ilaç israfının önlenmesi için gerekli tedbirler alınacaktır.
İLETİŞİM (Basın - Yayın )
Modern dünyada iletişim başlı başına bir sosyal alan ve sektör olma
yolundadır. Türkiye’nin modern dünyada güçlü bir devlet olarak varolabilmesinin
temel şartlarından biri olan iletişim endüstrisindeki yeni teknolojilerin
süratle alınması ve bu alanda kalifiye elemanların yetiştirilmesi ile mümkündür.
İletişim sermayesinin dağılımında ve teknolojilerini kullanımı reklam
metaı olarak istismarı önleyecek insanın özü ve toplum ahlakıyla çelişmeyecek
her türlü üretici çalışma teşvik edilecektir.
EĞİTİM
Eğitim anlayışımız, milli ve manevi değerlere sahip, çağın ilim ve teknolojisiyle
mücehhez, hür düşünceli, üretken, ahlaklı ve yenilikçi nesiller yetiştirmektir.
Eğitim sistemi, fertlere milli kültürün aktarılması yanında, fertlerin
kabiliyetlerinin ortaya çıkmasını sağlayacak bir uygulamanın içinde olacaktır.
Eğitim meselesinin çözümünde temel etken unsur olan öğretmenlerimizin
yetiştirilmesi içi gerekli müesseseler oluşturulacaktır.
Öğretmenlere eğitim ve öğretimde azami verimli olabilmeleri için gerekli
bütün imkanlar sağlanacaktır.
Eğitimin her kademesinde çağın şartlarına ve teknolojisine uygun okullaşma
temin edilecektir.
Eğitimde fırsat eşitliği sağlanacaktır. Bölgelerarası dengesizlikler
ortadan kaldırılacak, sivil toplum kuruluşlarıyla gerekli koordinasyon
sağlanarak, eğitime katkıları azami düzeye çıkarılacaktır.
Eğitimde hür düşünce esas alınacaktır. Düşünce ve inanç hürriyetini
engelleyici kısıtlamalar kaldırılacaktır. Eğitim ve öğretimin her kademesinde
kılık ve kıyafet hürriyeti sağlanacaktır.
Eğitimde merkezi yönetim uygulamasından vazgeçilerek, bu konuda halkın
inisiyatifi arttırılacaktır.
Yabancı dil bilgisi, nitelikli insan gücünün ifadesidir. Bu meyanda
yabancı dil öğretimi teşvik edilecektir. Ancak yabancı dille eğitime son
verilecektir.
Türkçe’nin uluslararası kuruluş ve topluluklarda kullanılan bir dil
olması için gerekli hassasiyet gösterilecektir.
Üniversitelerin gerçek anlamda ilmi araştırmalar yapan ve teknoloji
üreten ilmi kuruluşlar özelliğini kazanması sağlanacaktır.
Eğitimin GSMH ve konsolide devlet bütçesi içindeki payı arttırılacaktır.
MEB’in payı yüzde 25’in üzerine çıkarılacaktır.
Eğitim sistemimiz ülke gerçeklerine uygun biçimde 21. Asrı Türk ve İslam
asrı kılacak, nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi hususunda düzenlenecektir.
KÜLTÜR
Türkiye’de son 150 yıldır toplumumuza dayatılan yabancı unsurların ithaline
karşıyız. Müslüman Türk toplumunun en asli özelliklerini ve hasletlerini
günden güne tahrip eden yabancı kültürlerin insanımıza olan yabancılığı
açıktır. Milli kültürümüzü sosyal hayatın her safhasına yaymak hedefimizdir.
Türkiye’de inançlarına, tarihi geçmişine bağlı, milli değerlerine saygılı
olarak yetişmesini istediğimiz bir nesil için, milli kültürün tahrip edilmesinin
önlenmesini önşart olarak kabul ediyoruz. Türk toplumunun mazisiyle tekrar
barışması, ancak Türkiye’de sosyal hayatın temeline milli kültür unsurlarının
yerleştirilmesiyle gerçekleşebilecektir.
SANAT
Sanat, bir toplumun dünya görüşündeki estetik ve inceliğin bir göstergesidir.
Türk insanının inançlarıyla ters düşmeyen sanat, milli kültürümüzün de
süregelen bir parçasıdır. Bu ölçüler içerisinde sanata, haiz olduğu kıymetini
verip, sanatçının desteklenmesi ve korunması hedeflerimiz arasındadır.
BİLİM VE ARAŞTIRMA
Çağımızda toplum, bilim ve teknolojideki hızlı gelişmelerle, enformasyon
toplumuna dönüşmekte ve yoğun bilgi, üretimi ve maliyeti etkileyen en önemli
faktör olmaktadır. Rekabet üstünlüğü , ancak çalışanların teknolojik yeniliklere
paralel olarak bilgi ve beceri düzeyini yükseltmekle sağlanabilmektedir.
Böylece ülkelerarası rekabette eğitim stratejik bir önem kazanmaktadır.
ÜNİVERSİTELER
Bir toplumun en önemli sermayesi yetişmiş insan gücüdür. Bu sermayenin
kaynağı olan üniversiteler siyasi dalgalanmalardan özerk yapılar olarak
korunacak, faaliyetleri devletin içindeki hiyerarşik-bürokratik yapılarca
değil, açık seçik ortaya konacak hukuki mevzuatlarla düzenlenecek ve üniversitelerin
kendi iç örgütleri eliyle denetlenecektir. İlmi faaliyetlere daha fazla
mali ve teknolojik destek verilecek, bu destek GSMH’in belli bir oranı
olarak gözetilecektir.
EKONOMİ
Büyük Birlik Partisi serbest piyasa ekonomisini benimseyen bir partidir.
Türk milletinin refahını artırmak, adil gelir dağılımını sağlamak ve Türkiye’yi
milletlerarası alanda ekonomik güç haline getirmek ana gayemizdir. Ekonominin
en yüksek büyümeyi gerçekleştirmesi, sosyal dengenin iyileştirilmesi sağlanacak,
üretken ve dinamik bir ekonomik yapı oluşturulacaktır.
HÜR TEŞEBBÜS
Ekonominin dinamik gücü Türk insanının teşebbüs ve atılım gücüdür. Bu
güç devlet tarafından teşvik edilmeli ve teminat altına alınmalıdır. Teşebbüs
kabiliyeti olan insanların aktif gücünü ekonomiye çekmek için, ciddi ve
faydalı özel projeler desteklenecektir.
Özel mülkiyet korunacak ve servetin geniş kitlelere yayılması için tedbirler
alınacaktır.
ENFLASYON
Enflasyon, dar gelirli halkın soyulmasıdır. Enflasyona yol açan KİT
zararları önlenecek, kamu açıkları ve kamu borçları asgari düzeye indirilecek
ve mali politikalarla enflasyonun hızı kesilecektir. Ekonominin üretken
dinamizmi için gerekli bütün şartlar oluşturulacak, mal ve hizmet arzının
arttırılması ile enflasyon olgusu ülke gündeminden bütünüyle çıkarılacaktır.
Sürekli bir hastalık haline gelen Dış Ödemeler Dengesi açıklarını azaltıcı
tedbirler alınacak ve yerli sanayinin ihracat imkanları arttırılacaktır.
Ekonomik yapıyı bir bütün olarak iyi işletmek amacıyla sınırlı kaynaklar
ile acil kısa ve uzun vadeli ihtiyaçlar arasında en uygun kaynak - kullanım
dengesini sağlayıcı iktisadi, mali, para - kredi politikalarına öncelik
verilecektir.
İKTİSADİ HAYATTA DEVLETİN VE ÖZEL KESİMİN YERİ
(ROLÜ)
İktisadi hayatta sürekliliği sağlayıcı bir ortamın oluşturulabilmesi
için:
İç güvenlik problemlerinin giderilmesi ve ülkenin her bölgesinin yatırım
yapılabilir halde tutulması,
Kaynakların en uygun sahalara aktarılabilmesini temin için uzun vadeli
planlama ve gerçekçi projeksiyonların yapılması, DPT'nın daha fonksiyenel
bir hale getirlimesi,
Devletin doğrudan kaynak istismarına açık teşvik politikalarından vazgeçilerek
altyapı ve yüksek teknolojiye dönük yatırımlar için teşvik sistemine geçilmesi
gerekir. Bu amaçla, Milli Teknoloji Araştırma Enstitüsü ve merkezlerinin
kurulması,
Kamu kuruluşlarının kendileri ve birbirleri ile olan münasebetlerinin verimliliği
arttırıcı, birbirlerinin faaliyet sahalarına müdahaleyi önleyici şekilde
yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bu sayede devlet sağlıklı bir iktisadi
hayatın temini konusunda planlama görevine sahip olacaktır. Yol gösterici
ve istismara kapalı araçlarla teşvik edici bir devlet, özel kesimin uygun
sahalara yönelmesine yardımcı olacaktır.
Bölgelerarası dengesizliğin temelinde varolan, bölgelerin yatırıma uygunluğu
farkı özel kesimin daha rasyonel düşünerek bu bölgelere yönelmesini engellemektedir.
Yatırımları teşvik etmede kullanılan mevcut kaynakların, geri kalmış bölgelere
uygun yatırım konuları seçilerek, o bölgelere başlangıçta kamu yatırımı
olarak gitmesini zorunlu hale getirmektedir. Devletin bu bölgelere bu yolla
mutlaka temel yatırımları götürmesi sağlanacaktır.
Temel prensip olarak devlet, ekonomideki rolü itibariyle yatırımcı olarak
küçülmelidir. Ancak planlayıcı, teşvik edici, koordine edici olarak büyümelidir.
ÖZELLEŞTİRME
Türkiye ekonomisinin gerektirdiği alanlarda bir gereklilik olarak özelleştirmeyi
kabul ediyoruz. Verimlilikten uzak, zarar eden, devlete-millete yük olan,
enflasyonun temel kaynaklarından biri olan KİT’lerin özelleştirilmesi temel
amacımız olacaktır.
Kamu yararı açısından hayatını idame ettirmesi zorunlu olan KİT’lerin
ise, rehabilite edilerek, ekonomik prensiplere uygun yönetilmesi ve memleket
ekonomisine faydalı hale getirilmesi sağlanacaktır. Bunun için gerekli
mevzuat düzenlemeleri yapılarak, KİT’lerin siyasi müdahalelerden arındırılması
sağlanacaktır.
VERGİLER
Ticari teşebbüs heveslerini kırmayacak, ilgili tarafların kolaylıkla
anlayıp, uygulayabilecekleri ve üzerinde yapılacak spekülasyonlarla haksız
kazanç sağlamaya mani olucu, adil bir vergi reformunu gerçekleştirmek gerekmektedir.
Kaynağından tahsil edilen vergiler kadar kolay olmamakla birlikte hasılattan
alınan vergilerde de esaslı bir düzenlemeye gidilecektir. Yapılacak vergi
reformu, ilgili tarafların temsilcilerinin katılımı ile gerçekleştirilecektir.
Bu konuda özellikle maliye teşkilatının daha verimli çalışabilmesi için
her iş koluna mahsus tek düzen hesap sistemlerinin uygulanması sağlanacak
ve muhasebecilik mesleğinin ilgili odalar nezdinde mesleki yaptırım ve
sorumlulukları arttırılacaktır. Ayrıca vergi konusu ile ilgili cezai müeyyidelerin
caydırıcılık gücünü arttırıcı tedbirlerin alınması da zaruridir.
Devletin temel gelir kaynağı vergilerdir. Vergi tahsilatında verimsizlik
bütçe açıklarına ve devlet hizmetlerinin aksamasına sebep olmaktadır. Bu
sebeple adil bir vergi düzenini sağlayıcı ve vergi kaçağını önleyici bir
vergi reformuna gidilecektir.
HİZMETLER
Günümüzde refah toplumu olabilmenin en genel ölçüsü, hizmetler kesiminin
GSMH’den aldığı payla ifade edilmektedir. Toplumda topyekün bir sosyal
ve ekonomik gelişme ancak hizmetler kesiminin genişlemesi ile mümkün olabilmekte
ve yaygınlık kazanmaktadır. Özellikle işsizliğin büyük boyutlara ulaştığı
ülkelerde hizmet sektörü eme, yoğun bir sektör, bir mücadele aracı ve çare
durumundadır.
Dış ödemeler dengesi açıklarının kapatılmasında diğer döviz kazandırıcı
işlemlerden sağlanan gelirler şeklinde zikredilen hizmetler kesiminin gelirlerinin
arttırılması bu bakımdan da önemlidir.
Turizm, dış müteahhitlik ve taşımacılık faaliyetlerinde sağlanacak gelişmeler
aynı zamanda ülkemizin dış imajı, itibarı ve güvenilirliği ile de yakından
ilgilidir.
FONLAR
Zaman içerisinde ihdas edilmiş fonları, kaynak oluşturma ve ilgili yerlere
sarfı konusunda bir kolaylık ve bilirlilik unsuru olarak değerlendirmekteyiz.
Özellikle fonksiyonel olarak işleyen fonların çok iyi yönlendirilmeleri
ve kontrol edilmeleri gerekmektedir.
Fonlar yoluyla kaynak tahsis edilen projeleri öncelikli projeler olarak
kabul etmekteyiz. Ancak, sözkonusu öncelikli kesintisiz uygulanması ve
neticelenmesi konusunda son derece ısrarlı olacağız.
Fonlar yoluyla sağlanan kaynakların en verimli şekilde kullanılmaları
ve bunlar üzerinde keyfi tasarrufta bulunmayı engelleyici tedbirlerin alınması
zorunlu olacaktır.
ALTYAPI YATIRIMLARI VE GAP
Her türlü enerji, ulaştırma ve haberleşme yatırımları devletin asli
görevleridir. Bahsedilen yatırımlar aynı zamanda iktisadi gelişmenin de
temel ölçüsü olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple devlet, altyapı yatırımlarına
özel bir önem ve öncelik vermek mecburiyetindedir. Bunların herbirisini
ayrı bir proje olarak ele almakta, proje finansman kaynaklarının tahsisi
olarak değerlendirmekte ve sözkonusu yatırımları bir an önce gerçekleştirmede
sayısız faydalar olacaktır.
Bu açıdan özellikle GAP projesine devletin milli altyapısı projesi olarak
bakmakta, ülkenin hem bölgesel hem de genelinde sağlayacağı iktisadi iyileşme
açısından bu konuda her türlü fedakarlığa katlanılması gerektiğine inanmaktayız.
SANAYİ
Sanayi sektöründe sağlanacak gelişme, sanayileşme ile kalkınmayı eş
anlamlı olarak kullanılır hale getirmiştir. Bu sebeple sanayileşmeyi ana
hedef almak, sanayileşmek durumuna gelmiş bulunmaktadır. Günümüz dünyasında
hedef, gelişmiş ülkelerin sanayileşme seviyelerine ulaşmak, teknoloji üreten
ülke olmak şeklinde ifade edilmektedir.
Ekonominin iyi işleyen dengeler üzerine oturtulabilmesi ve enflasyonun
kaynaklarını kurutabilmesi için bu tür işlemler konusunda hassas davranmak
mecburiyeti bulunmaktadır. Genel olarak tasarrufların teşviki ve uygun
projelerin proje karşılığında finanse edilmek suretiyle yönlendirilmeleri
temel prensip olacaktır.
Ülkemizde, otomotiv, demir-çelik, tekstil, beyaz eşya üretimi gibi bazı
sektörlerde uluslararası rekabet gücü olan lokomotif kuruluşlar desteklenecek
ve bu sektörlerin civarında oluşturulacak orta ölçekli yan sanayi kuruluşları
ile istihdam arttırılarak sanayileşme tabana yayılacaktır.
Sanayileşmede büyük payı olan organize ve küçük sanayi sitelerinin çağdaş
altyapıya sahip olarak yapılanması sağlanacaktır.
Esnaf ve sanatkar birliklerinin desteklenmesi ve kurulacak olan genel
müdürlükler, altyapı, eğitim ve kredilendirme işlemleri yeniden organize
edilecektir.
Devlet, sanayileşmede öncülüğünü tamamladığı sektörlerdeki kamu iktisadi
teşebbüslerini özelleştirerek, hizmet sektörüne ağırlık verecektir.
Büyük sermaye birikimi ve yeni teknoloji gerektiren sahalarda milli
menfaatleri gözden uzak tutmadan, yabancı sermaye girişi temin edilecek
ve bu konuda gerekli tedbirler alınacaktır.
Bütün teknolojik atılımların ana kaynağı olan savunma sanayiine özel
önem verilecektir.
TARIM
Tarım politikamızın esası, tarımda çalışanların refah seviyelerini yükseltmek,
ihtiyacımız olan gıdanın ve tarıma dayalı sanayinin ihtiyaç duyduğu hammaddenin
tamamını yurt içinde karşılamak, ihtiyaç fazlası ürünleri de ihraç ederek
ülkemizin döviz gelirini arttırmaktır.
TARIMDA HEDEFLERİMİZ
Tarımda arazi parçalılığı geniş oranda emek ve sermaye kaybına yol açtığı
gibi rasyonel ve planlı işletmeciliği de engellediğinden bunun önlenmesi
için gerekli hukuki ve tarımsal tedbirler alınacaktır.
Çiftçilerimiz, kendi haklarını koruyabilmek, ürünlerini değer fiyatla
satabilmek, ucuza üretim girdisi temin edebilmek ve kendi adlarına araştırma
yapabilmek için kendi yönettikleri "Milli Çiftçi Birlikleri" kurulacaktır.
Bu birlikte "sosyal iktidar" ve "sivil toplum" anlayışımızın bir icabı
ve bir ürünü, aynı zamanda da devletin sektör üzerindeki bağlayıcı, kısıtlayıcı
özelliğine alternatif teşkil edecektir.
Çiftçi birlikleri, elde ettikleri ham ürünleri işleyen tesisler kurarak,
hem tarım sektöründeki ihtiyaç fazlası işgücünü değerlendirmiş olacak,
hem de tarım sektörünün dengeli olarak sanayileşmesine çiftçiler önderlik
etmiş olacaktır.
Devlete ait tahıl siloları, tarım işletmeleri, et kombinaları, süthaneler,
çay fabrikaları, Tarım Kredi ve Tarım Satış Kooperatifleri ve benzeri tesisler
üreticilerin ortağı durumundaki çiftçi birliklerine devredilecektir.
Üretimin yapıldığı hammadde kaynağına yakın 10-20 kadar köy ve yerleşim
merkezlerinin gelişmeye uygun olan bir merkez seçilip, tarımsal küçük sanayinin
ve diğer birçok hizmetlerin bu merkezde toplulaştırılmasıyla küçük ve orta
ölçekli "Tarıma Dayalı Sanayi Merkezleri" kurulacaktır. Bu merkezlerin
faaliyetleri soncunda da iç göç önlenecek, böylece sosyal denge sağlanacaktır.
Hayvansal üretimde, besi kabiliyeti ve verimi fazla, bölge şartlarına
uygun, melez hayvan materyalinin artması sağlanacak, canlı hayvan yerine
işlenmiş hayvan ürünlerinin ihracatına önem verilecektir.
Bozulan mera alanlarının ıslahı, yem bitkilerinin ekim alanlarının teşvikle
arttırılması, hayvancılık politikamızın bir gereği olarak ele alınacaktır.
Üç tarafı denizlerle çevrili, tabii akarsu ve göl kaynaklarınca zengin
ülkemizde balık ve diğer su ürünlerinin arttırılması sağlanacaktır.
İklim, toprak ve tarım tekniği ile ilgili gelişmişlik seviyeleri gözönüne
alınarak, ülkemizin geri kalmış, düşük gelirli bölgelerindeki çiftçilerle
gelişmiş bölgelerdeki çiftçilerin gelir farklılıkları arasındaki dengesizlik
ortadan kaldırılacaktır.
Kaynağı tarımsal ithalat ve ihracattan sağlanan "Tarım Fonu" kurulacak
ve bu fon, sadece az gelişmiş bölgelerimizin çiftçilerini kalkındırmak
için kullanılacak, böylece tarımda sosyal bir denge sağlanmış olacaktır.
Sulanabilir tarım arazilerinin miktarı arttırılacak, sulama suyunun
dengeli ve yeterli olarak kullanılmasına özen gösterilecektir.
Tarım Sigortası Kanunu bir an önce çıkartılacaktır.
Televizyondaki bir kanalın tarımla ilgili konulara tahsis edilmesi sağlanacaktır.
Kırsal kesimlerde çeşitli el sanatlarının yaygınlaştırılması, dar gelirli
çiftçi ailelerinin gelir seviyelerini yükseltmede uyguladığımız önemli
bir politika olacaktır.
Türk Cumhuriyetleri ile birlikte Ortak Tarım Teşkilatı kurulacaktır.
Tarımda modern teknoloji ve politikaların, şartlara bağlı olarak uygulanması,
tarımın gelişmesi açısından faydalı olacağı gibi, üründe; kalite ve çeşitliliği
artıracağı gibi, dış pazarlarda rekabetimizi kolaylaştıracaktır.
TABİİ KAYNAKLAR
Dünyada yenilenemeyen tek kaynak olan yer altı zenginliklerinin ekonomik
olarak değerlendirilmesi ve korunması için Madencilik Bakanlığı kurulacaktır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı sadece Maden Dairesi tarafından
ruhsatlandırılan ülkemiz madenciliği için tek kanuni düzenleme olan Maden
Kanunu, çağımız gereklerine ve ülke menfaatlerine göre yeniden düzenlenecektir.
Ülkemiz ihtiyaçlarına yetecek ve hatta Bor gibi bazı önemli madenlerde
dünya piyasasını yönlendirecek miktarda rezerve sahibi ülkemizde, tüm madenlerin
rantabl işletilmesi için devlet desteğini verecek ve denetimini yapacaktır.
Büyük şehirlerimizin ve sanayinin ucuz ve temiz enerjiye sahip olması
için, yerli doğalgaz araştırılarak, üretimine ağırlık verilecek, doğalgazın
yaygın olarak kullanılması için gerekli yatırımlar yapılacaktır. Çevresel
etkileri gözönüne alındığında en az zararlı olduğu bilinen ve ülkemizde
yeterli rezervi olmayan antrasit ve semi-antrasit gibi kömür türlerinin
büyük şehirlerde, devletin denetim ve kontrolünde mahalli yönetimlerce
ithal edilerek kullandırılması ve bu durumda ülkemiz kömür madenciliğinin
menfi yönde etkilenmemesi için gerekli tedbirlerin alınması sağlanacaktır.
TKİ, Etibank, TTK ve Çinkur gibi kamu madencilik sektörleri, yüksek
teknolojiye uygun olarak ıslah edilecektir. Stratejik madenler dışındaki
maden işletmeciliği devletin kontrolünde özel sektöre devredilecektir.
Ülkemizdeki petrol arama ve işletme konusunda yetkili KİT’ler olan TPAO,
TÜPRAŞ, POAŞ, BOTAŞ gibi kuruluşların koordineli çalışmaları sağlanarak,
araştırma ve geliştirmeye kaynak aktarımı sağlanacaktır.
TPAO’nun öncelikle, önemli ölçüde petrol rezervlerine sahip olan Türk
Cumhuriyetleri başta olmak üzere, diğer ülkelerde arama ve işletme yapabilecek
yüksek teknolojiye sahip, uluslararası bir kuruluş olması sağlanacaktır.
ORMAN
Orman, geleceğimizin bize emanetidir, sağlıklı bir hayat için gerekli
kaynaktır. Orman doğal dengenin olmazsa olmaz şartıdır. Geleceğimizi, ülke
topraklarımızı, doğal hayatı, her türlü tahrifattan korunmanın en önemli
yolu; mevcut ormanları ülke içinden ve dışından gelebilecek her türlü tehdide
karşı korumanın yanında ekilebilir alanların dışında kalan, bütün yüzeyleri,
tepeleri, yamaçları ağaçlandırmaktır. Bunun içinde gerekli her türlü proje,
politika, donanım ve faaliyet eksiksiz bir şekilde sürdürülecektir.
DENİZLERİMİZ
Denizlerimizi her türlü kirlenmeden korumak için milli ve milletlerarası
bütün imkanlardan yararlanılacaktır. Denizlerimizdeki ekonomik potansiyel
en etkili biçimde harekete geçirilecektir. Denizlerimizdeki milli hükümranlık
haklarımız her platformda eksiksiz savunulacaktır. Deniz ticaret filomuzun
geliştirilmesi ve dünya ile rekabet edebilme imkanları sonuna kadar kullanılacaktır.
ULAŞIM
Mevcut karayolları ağının geliştirilmesinin yanısıra demiryolu taşımacılığına
özel önem verilecektir. Demiryolu taşımacılığı için ileri sürülen karlı
olmama gerekçesine dayanılarak, demiryolu taşımacılığının gözardı edilmesini
doğru bulmuyoruz. İnsan toplu taşımı ve meta taşıması için ülkenin sosyal,
coğrafi, ekonomik şartları içinde yapılabilecek her türlü yatırım, dünyadaki
gelişmeler de dikkate alınarak, eksiksiz yapılacaktır. Ülkemiz çağın gerektirdiği
ulaşım imkanlarından azami şekilde istifade ettirilecektir.
GÜÇLÜ TÜRKİYE VE ADİL BİR DÜNYA
Türkiye jeo-politik ve jeo-stratejik açıdan dünyanın önemli bölgelerinden
birinde yeralmaktadır.
Son birkaç yıllık gelişmelerden de görüldüğü üzere, Türkiye bölge istikrarının
temini noktasında en etkili ve sorumlu ülkelerden biridir. Tarihi konumu
Türkiye’nin sorumluluklarını arttırmaktadır. Bugüne kadar iki kutuplu bir
dünyaya göre, güvenlik ve dış ilişkiler politikası üreten Türkiye’nin artık
bu anlayışını terk etmesi gerekmektedir. Hem bölgenin, hem de Türkiye’nin
güvenliği Türkiye’nin bundan sonra uygulayacağı politikalara sıkı sıkıya
bağlıdır.
Türkiye bölgenin istikrar unsuru olarak, tarihi fonksiyonunu geliştirmek
zorundadır. Burada komşu ülkelerin istikrarı önemlidir. Hatta bu ülkelerin
istikrarının korunmasında Türkiye’nin rolü olmak zorundadır. Ancak, bu
fonksiyonunu yerine getirmesi güçlü ve istikrarlı bir ülke olmaktan geçmektedir.
Ülke problemlerini, ülke bütünlüğü esasından taviz vermeden, demokratik
kurallar çerçevesinde bir an önce çözmek zorunluluğu bulunmaktadır. Bu
çerçevede güçlü ve istikrarlı ekonomik ve siyasi yapının yanında güçlü
bir orduya da ihtiyaç bulunmaktadır. Güçlü bir ordu, sayı olarak kalabalık
bir ordu değil, teknoloji ile donanmış çevik bir ordudur.
DIŞPOLİTİKA
Sovyetler Birliği’nin dağılışıyla dünya iki kutupluluktan çok kutupluluğa
doğru bir eğilim içine girmiştir. Türkiye artık güvenliğini ve uluslararası
konumunu kendi öz gücüyle sağlamak zorundadır.
Bugüne kadar Türkiye’nin izlediği politikalar çeşitli dönemlerde çeşitli
güçler yanında, onların verdiğine razı olmak istikametinde aleyhine olmuştur.
Ancak bugün dünyada meydana gelen gelişmeler, Türkiye’nin önüne çok önemli
fırsatlar çıkartmış, eline çok önemli kozlar vermiştir.
Türkiye 70 yıl önce terk etmek zorunda bırakıldığı tarihi misyonundan
vazgeçemez, görmezden gelemez. Türkiye’nin ilgi sahası sadece Anadolu coğrafyasındaki
insanlarıyla mukayyet değildir.
Türkiye’nin dış politikası sadece Türk soylu ve Müslüman toplulukların
yaşadığı coğrafyaları değil, dünyanın neresinde mağdur, mazlum, aç ve açıkta
topluluklar varsa orayı da kucaklamalıdır.
Türkiye, tarihinin ve coğrafyasının ona gösterdiği istikamette bir süper
güç olarak, bir güç merkezi olarak dünya siyasetindeki yerini almak zorundadır.
Temel dış politikamız Türkiye’yi yeni düzen içinde bir güç merkezi haline
getirmektir. Bunu sağlamak için sivil ve asker uzmanlardan oluşmuş, dış
politika konularında strateji ve politikalar üretecek, ülkeyi idare edenlere
danışmanlık hizmetleri verecek bir İlmi ve Stratejik Araştırmalar Kurumu
ihdas edilecektir.
BALKANLAR
Türkiye’nin, Osmanlı Devleti’nin asli mirasçısı olarak Balkanlar’da
aynı ortak tarihi ve kaderi paylaştığı kardeşleri yaşamaktadır. Türkiye,
Balkanlar’daki müslümanların tek hamisidir. Bu sebeplerden dolayı, Türkiye’nin
Balkanlar’da aktif ve belirleyici bir rol oynaması, sahipsiz kalan müslümanların
haklarını gözetmesi zaruridir. Balkanlar’daki dış politikamız, sadece müslüman
halklara değil, bölgenin diğer halklarına karşı da tarihten gelen sorumluluğumuzun
yerine getirilmesine ve saldırgan bir tutum izleyen odakların saldırganlıklarından
fiili olarak vazgeçmesine dayanmaktadır.
SİYASİ VE İKTİSADİ ULUSLAR ARASI BİRLİKLER
Türk dış politikası tek eksenli ve tek yönlü olmaktan çıkartılıp, küresel
ve bölgesel işbirliklerine açık hale getirilecektir. Bu anlamda Pasifik
Birliği, Nafta, Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz, milli devletimizin hak
ve menfaatlerini geliştirici ve uluslararası iktisadi, sosyal ve siyasal
alanlarda karşılıklı hak ve menfaatlere saygı prensibi doğrultusunda geliştirilecektir.
KIBRIS
Kıbrıs, Türkiye’nin değerli ve stratejik bir parçasıdır. Güçlü bir Türkiye
imajı dış politikada Kıbrıs konusundaki bütün manüplasyonları bozacaktır.
Kıbrıs’ta kalıcı ve barışçı çözüm için tek yolun, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin,
tüm dünya ülkeleri tarafından DEVLET olarak resmen tanınması ile olacağına
inanıyoruz. Kıbrıs Türk toplumu kendi kararını vermiş ve bağımsız bir devlet
kurmuşlardır. Dünyanın yapması gereken, Türk toplumunun bu kararına saygı
göstermek ve problemlerin çözümü için, eşit kimlik’e sahip iki devletin
biraraya gelerek anlaşmasına yardımcı olmaktır.
YURT DIŞINDAKİ VATANDAŞLAR
Yurtdışındaki vatandaşlar, ülkemizin yurtdışındaki temsilcileri anlamında
algılanmalıdır. Hangi statüde olursa olsun, bir yönüyle ülkemizi temsil
etmektedirler. Yurtdışındaki vatandaşlarımızın yaşamakta olduğu ülke mevzuatından
ve uygulamalarından kaynaklanan, her türlü haksız muameleye karşı temel,
insani hak, özgürlük ve değerler açısından korunmaları ve kollanmaları
görevimizdir. Bu vatandaşlarımızın ekonomik ve kültürel bakımdan gelişmesi
için gereken her türlü teşebbüs eksiksiz yapılacaktır.
TÜRK DÜNYASI
Önümüzdeki çağ, Türk milletinin, geniş bir coğrafyaya uzanan kütlesiyle,
Türk asrı olacaktır. Türkiye büyük bir devlet olarak, Bağımsız Türk Cumhuriyetleri
ile birlikte, İktisadi ve Sosyal Türk Birliği’ni kuracaktır. Bu politikanın
temeli din, dil, kültür birliği ve milli şuura dayalı, kardeşlik ruhu içerisinde
birlikte kalkınmayı, birlikte büyümeyi, iktisadi, sosyal ve kültürel zenginleşmeyi
gerçekleştirecektir. Türk dünyasının mevcut kaynakları entegrasyon içinde
dünya insanlığının hizmetine sunulacaktır. İktisadi ve Sosyal Türk Birliği,
dünyanın süper gücü haline getirilecektir.
İSLAM DÜNYASI
İslam dünyası güçlü bir liderden mahrum olduğu için dünya politikasında
arzu edilen gücü ve etkiyi göstermemektedir. Türkiye, bu liderliği üstlenecek
ve İslam aleminin bugün çoğalan sıkıntılarına ve problemlerine çözümler
üretecektir. İslam ülkeleri dışında yaşanan ve her türlü haksızlığa uğrayan
müslümanları koruyacak ve kollayacaktır.
Gerek İslam alemi gerekse bağımsızlığını kazanan Türk devletlerinin
halen Türkiye’de olduğu gibi yönetim kademeleriyle halk arasında kopukluk
vardır. Bu devletlerde yönetim kademelerinin bir kısmı yeni dünya düzeninin
taraftarı, bir kısmı ise hala komünist düşüncenin tesiriyle BDT içinde
faaliyet gösterilmesi doğrultusunda karar almaktadır. Halk ve yönetim kopukluğu
sebebiyle ülkemizde; özellikle müslüman diğer milletlere karşı düşmanlık
pompalanmaktadır. Aynı şekilde o ülkelerde de Osmanlı fikri pompalanmaktadır.
Gerek ülkemizde, gerekse diğer müslüman ve Türk ülkelerde, halkları ile
halkımızın dostluğuna dayanan çalışmalar geliştirilecek, ilişkilerin daha
düzenli hale getirilmesi için çalışılacaktır.
ORTADOĞU VE DİĞER İSLAM COĞRAFYALARI
Ortadoğu bugün, suni yapılanmaların sonucu, ülkeler mozayiği niteliği
taşımaktadır. Suni yapılanmayla oluşmuş bu devletler kendi dışlarındaki
güç odakların siyaset kulvarında yürümektedirler.
Afrika’da müslüman ülkeler arasında ciddi görüş ayrılıklarının varlığı
bilindiği gibi Türkiye’den daha kötü durumda, dış güçler tarafından yönlendirilmektedir.
Halen açlıktan insanların öldüğü bu coğrafyanın halkı Türkiye’nin ve tüm
İslam aleminin ayıbıdır.
İslam ülkeleri dışında yaşayan ve her türlü haksızlığa maruz kalan müslümanları
Türkiye koruyacak ve kollayacaktır.
|