| Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Programı'nın "Takdim" ile "Genel Değerlendirme", "Devlet Yönetimi", "İnsan Hakları ve Adli Yapı"
"Devlet Politikaları ve Devletin Asli Görevleri" başlıklı 1, 2, 3 ve 4. bölümleri şöyle:
TAKDİM
Bu program, isabetli teşhis ve tespitlere bağlı, kalıcı çözüm yollarını
ortaya koyan, teori ile pratiği birleştiren bir icraat programıdır.
Siyasi görüşü ne olursa olsun yediden yetmişe milletimizin tek vücut
olması, kederde ve kıvançta bir ve beraber olarak ülkeye hizmette bütünleşmesi
gerektiğine inanıyoruz.
Kalbi, vatan ve millet sevgisi ile dolu, ülkemizi ve milletimizi yüceltmeyi
gaye edinen, devletimizin ilelebet yaşatılmasında kararlı kadrolarla; inanç,
fikir ve azimle insanımıza hizmet etmeyi gaye ediniyoruz.
Partimiz; Atatürk İlke ve İnkılaplarına, hürriyetçi parlamenter demokratik
sisteme, Anayasa’ya ve kanunlara bağlıdır. Ülkeye ve millete hizmette siyaseti
bir vasıta kabul eder. Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, toplumsal
barış ve uzlaşmayı her şeyin üstünde tutar.
İnsanı merkeze koyan bir tez mantığıyla milletimizin emrinde olacağımızı
taahhüt ederiz.
Bu programın ülkemiz ve milletimize hayırlı olmasını dileriz.
I- GENEL DEĞERLENDİRME
DEĞİŞEN DÜNYADA TÜRKİYE’NİN YERİ
Hedef Ülke: Türkiye
Türkiye;
-
Ekonomik çıkar çatışmalarının sınır ülkesi;
-
İdeolojik çatışmaların tampon bölgesi;
-
Doğu ve Batı kültürlerinin fay hattı üzerinde, bu kırılma noktalarının
tam ortasında yer almaktadır.
Doğu Bloku’nun çökmesi sonucu ideolojik çatışma, büyük ölçüde ortadan kalktı
ama ekonomik çıkar çatışmaları bütün dünyayı da içine alacak şekilde genişledi.
Dinsel ve etnik çatışmalar, ekonomik çıkar çatışmasının güdümünde daha
da keskinleştirildi.
a- Mevcut Durumun Tespiti
Geçmişte Türk Milleti, kendisini yükselten ve yücelten tarihi misyonuna
sahip çıktığı dönemlerde dünyaya hükmetmiş; insanlığa adaleti, insan haklarını,
ilmi, teknolojiyi ve medeniyeti öğretmiştir. 1700’lü yıllarda başlayan
duraklama dönemiyle birlikte milletimiz ideolojik ve etnik entrikalar sonucunda
her cepheden hücumlara maruz kalmıştır. I.Dünya Harbinde yok olma tehlikesiyle
karşı karşıya kalan milletimiz, İstiklal Savaşı’yla bir ölüm kalım mücadelesi
vermiştir. Bu sıcak savaşlar, aslında asırlar boyu sinsi bir şekilde yürütülen
siyasal, kültürel, sosyal faaliyetlerin bir sonucu idi.
Neticede İstiklal Savaşı’nda bu millet, Büyük Önder Atatürk'ün öncülüğünde
Kuvayı Milliye ruhuyla kendine dönmüştür. Milli iradenin, tecelli ettiği,
bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuş ve özgürlük mücadelesi veren ülkelere
örnek olmuştur. Türk milleti, bir yok oluş olan Sevr Antlaşmasının dayattığı
şartları kabul etmemiş Lozan Antlaşması ile özgür ve bağımsız bir devlet
olduğunu kabul ettirmiştir.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, çeşitli sahalarda kalkınma plan ve
projeleri uygulanmıştır. Kısmi sonuçlar alınmışsa da amaçlanan çağdaş medeniyet
seviyesine ulaşılamamıştır. Bunun başlıca sebebi, milli kimlik ve bağımsızlık
iradesinin 1938’den sonra büyük ölçüde yitirilmesidir. Oluşturulan yapay
gerilimler, ülke insanının enerjisini tüketmiş, kalkınmayı sekteye uğratmıştır.
b- Bu Badireden Çıkış Yolu
b.1) Sorunların Çözümünde Yaklaşım Tarzımız
Önce insan diyoruz. Çözümler insana hizmete yönelik olmalıdır. İnsanın
kendi yararına kazanılması ve çalışmaların bu yönde yapılması gerektiğine
inanıyoruz. Her meselenin çözümünü kendi şartları ve disiplini içinde aramak
lazımdır.
Her problemin çözümünde bilgi, beceri, plan ve programın yanında iyi
niyet, samimiyet, dürüstlük, saygı ve insan sevgisinin asıl olduğuna inanıyoruz.
b.2) Bugün Gelinen Durum
Sorunların tesbiti ve çözümünde demokratik-hukuk devleti ilkesi esas
alınmalıdır.
Bu bağlamda Türkiye’nin siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik vb. sorunları
analiz edildiğinde en başta gelen tehdit ve tehlikenin milli bütünlüğümüze
yönelik olduğunu görüyoruz.
Türkiye’ye karşı adeta ikinci bir Sevr projesi dayatılmaktadır. Bu tehlike
ve tehditler Cumhuriyet’in kuruluşunda da aynıyla yaşanmış M. Kemal Atatürk
de bizzat ‘dahili ve harici düşmanların’ olacağından bahsetmiştir. Bugün
sanki tarih tekerrür ediyor gibi aynı tehlikeli gelişmeler yaşanıyor. Bu
olumsuz gelişmeleri insanımızın ve milletimizin geleceği açısından tehlikeli
buluyor ve tedbir alınması gerektiğine istiyoruz.
- Türkiye’nin şu andaki genel gidişatının bir olumsuzluklar
portresi oluşturduğu ve bir meseleler yumağı haline geldiği gözden kaçırılmamalıdır.
- Uzun zamandan beri ülkemizde temel sıkıntılar giderek ağırlaşmakta
ve kangrenleşmektedir.
- Terör, dış odakların siyasallaştırma çabalarıyla bölücülük noktasına
yaklaşmaktadır.
- Enflasyon, yolsuzluklar, israf; plansız ve dengesiz icraatlar ekonomimizin
kara deliklerini oluşturmaktadır.
- Dış odakların kışkırtması sonucu iç barış, birlik ve bütünlüğümüz
ciddi tehdit altındadır.
- Pahalılık, işsizlik ve yoksulluk artmakta, eğitim, adalet, sağlık
kurumları fonksiyonlarını sağlıklı bir biçimde yerine getirememektedir.
- İnsanımızın kendine güveni azalmakta, ahlaki değerler çöküntüye uğramakta,
inkültürasyon faaliyetleri milli kimliği yok etmektedir.
- Ümitsizlik, güvensizlik had safhaya çıkmıştır.
- Yanlış politikalar, Türkiye’ye sürekli bir şekilde içte ve dışta
itibar kaybettirmektedir.
- Küreselleşme ve AB süreciyle ülkemize adeta yeni bir Sevr dayatılmaktadır.
Bu kötü şartlar, bütün bu sıkıntıların üstesinden gelecek yeni ve sağlam
bir siyasi yapılanmayı şart koşmaktadır.
Şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, vatanıyla milletiyle bölünmez
bir bütündür.
Bayrağı ve sancağı ile, askeriyle, siviliyle; milli ve manevi değerleriyle
ülkemizin toprak bütünlüğünün hassasiyetle korunması ve bundan taviz verilmemesi
gerektiğine inanıyoruz. Ancak günümüzde ülkemiz siyasi, kültürel ve ekonomik
kuşatma altına alınmış durumdadır. Türkiye adeta diz üstüne çökertilmek
istenmekte ve bağımsızlığı tehdit edilmektedir.
Bugün içinde bulunduğumuz şartlarda, Misak-ı Milli sınırları içinde
yeniden bir Kuvayı Milliye ruhuna muhtacız. Kurtuluş Savaşı’nda olduğu
gibi bugün de Kuvayı Milliye’nin bütün milletin katılması gereken milli
bir görev ve bir vatanseverlik olduğunu düşünüyoruz.
Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehdit ve tehlikeler karşısında,
kronik hale gelmiş problemler ve bütün bunlara karşı alınacak tedbirler
ve getirilecek çözümler için ülkemizin bütün kurum ve kuruluşlarının, her
vatandaşımızın birlik beraberlik içinde hareket etmesi bir zarurettir.
Millet olarak en önemli meselemizin, birlik ve bütünlüğümüzün korunması
olduğuna ve bütün problemlerin bu şuurla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz.
Esasen bu husus, her türlü şahsi mülahaza ve siyasi menfaatin üzerinde
tutularak ülkenin tamamında ulusal bir uzlaşma sağlanması, arzu edilen
bir durumdur.
b.3) Yeni Bir Siyasal Oluşumun Zarureti
Türkiye’yi içine düştüğü badireden çıkaracak, milli kimlik ve şahsiyeti
kuşanarak sorunlarını çözecek ve onu dünyada önder ülke yapacak yeni bir
siyasi oluşum artık zaruridir.
Bu siyasi oluşumun diğer siyasi yapılanmalardan üç yönden farklı olması
gerekir:
1- Tahlil, teşhis, tesbit ve çözüm hususunda bakış açısı, gaye
ve niyeti farklı ve samimi olacak.
2- Gerçekçi çözümlere ulaşmak için hayali projeler yerine tatbik
edilebilir projeler sunacak ve bunları zamanında gerçekleştirecek.
3- Bütün bunları hayata geçirecek ehliyetli ve yeterli kadroya
sahip bulunacak.
Bu, vatanımıza ve milletimize sahip çıkma, onu layık olduğu yere taşıma
misyonudur.
II- DEVLET YÖNETİMİ
Demokrasi, halkın iradesini öne çıkaran bir hürriyet ortamı vadeder.
Bu ortam, inanç, fikir ve teşebbüs hak ve hürriyetlerinin sağlıklı gelişmesini
sağlar. Hukuk ise, keyfiliği ve despotluğu ortadan kaldıran hak ve adalet
arayışının bir yolu olarak bilinmeli ve bu çerçevede hukukun üstünlüğü
esas alınmalıdır.
-
Ülkemizde milli irade hakkıyla tecelli ettirilecek ve bu konudaki aksaklıklar
düzeltilecektir.
-
Siyasilerle halkın bütünleşmesi sağlanacak, devlet-millet kaynaşması, toplumsal
barış ve uzlaşması sağlanacaktır.
-
Devletin bütün kurum, kural, işlem ve eylemlerinin, insan haklarına dayalı
demokratik bir anayasaya uygun olarak yapılanması ve çalışması ile ‘hukuk
devleti’ ilkesi gerçekleşecektir.
-
Adalet, demokrasi ve hukukun hakim olması ile tecelli ettirilecektir. Adalet,
haklıya hakkını vermek, haksıza da haddini bildirmektir. Hukuku üstün kılarak
adaleti hızla dağıtmak devletin görevidir.
Böylece devletle milletin kaynaştığı bir toplum oluşacaktır. Bunun da tabii
sonucu; hak, adalet, hürriyet ortamı içinde kalkınmak ve güçlenmektir.
-
ATATÜRK İLKELERİ LAİKLİK ve İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ
a-Laiklik ve İnanç Özgürlüğü
Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ilkesidir ve genel olarak,
din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını ifade eder.
Laiklik, din ve vicdan özgürlüğümüzün hem teminatı hem de sınırıdır.
Laiklik prensibiyle bu iki hedef birden sağlanmak istenmiştir.
Birincisi; devletin temel düzeninin dini esaslara dayandırılmamasını
sağlamak, kutsal din duygularının şahsi nüfuz veya menfaat temini için
kullanılarak istismar edilmesini önlemektir.
İkincisi ise; devletin dine müdahalesini önlemek, din ve vicdan özgürlüğünü
sağlamaktır. Böylece laiklik, bir yandan devleti dine karşı öbür yandan
dini, devlet gücüne ve şahsi nüfuz hırsına karşı korumayı öngörerek bir
denge sağlanmıştır.
Laikliğin yukarıda belirtilen esaslara göre uygulanması sağlanacaktır.
b- Atatürk İlke ve İnkılapları
Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri, 1982 Anayasası’nın 2.maddesinde
sayılmıştır. Bu madde, Anayasa’nın ilk üç maddesiyle beraber yine Anayasa’nın
4.maddesine göre değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddesidir.
Bu maddenin metni şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı
içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
devletidir.”
Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri, Atatürk’ün devlet anlayışına hakim
olan üç temel ilkeden kaynaklanmaktadır. Bunlar; ulusal devlet, tam bağımsızlık
ve ulusal egemenliktir.Bu üç temel ilkenin açılımını ifade eden ilkeler
ise şunlardır:
Cumhuriyetçilik
Milliyetçilik
Halkçılık
Devletçilik
Laiklik
İnkılapçılık
Bütün icraatlarımızda bu anlayış ve ilkeler temel oluşturacaktır.
III- İNSAN HAKLARI ve ADLİ YAPI
İnsan hakları, insanın doğuştan getirdiği en temel haklardır. Bu sebeple
bu hakların korunması ve bu husustaki ihlallerin önlenmesi için; hukukun
üstünlüğü sağlanacak, insan hakları hayata geçirilecektir.
Bu çerçevede insan haklarına saygılı yönetim anlayışı esas alınacaktır.
İnsan haklarının en büyük teminatının, yasal güvencelerle birlikte bu
haklara saygılı eğitilmiş insan olduğu gerçeğinden hareketle, Anayasa’mızın
tanımladığı hak ve ödevlere bağlı insan yetiştirilmesi sağlanacaktır. İnsan
hakları ve hukukun üstünlüğünü sağlayan adalet sisteminin etkin ve hızlı
çalışması için gerekli reformlar yapılacaktır.
Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu yeniden yapılandırılarak Yargı bağımsızlığı
sağlanacaktır.
Yargıya ayrılan pay artırılarak, Yargıç, yargı personelinin mali imkanları
ve yargı altyapısı güçlendirilecektir.Yeni kadrolar verilerek yeni mahkemeler
kurulacaktır. Yargıda bilgisayar otomasyonuna geçilecektir.
Avukatlar yargı sürecinin ayrılmaz parçası olduğundan hareketle, savcıyla
aynı statüye girecektir.
Dava öncesi tahkim ve sulh müessesine işlerlik ve etkinlik kazandırarak
gereksiz dava yığılmaları önlenecek ve adalet geciktirilmeden dağıtılmış
olacaktır.
Müeyyidelerin adalet ve caydırıcılık ilkelerine göre düzenlenerek, müeyyideler
etkin bir şekilde uygulanacaktır.
Yasa değişiklikleri hukuk mantığına uygun yapılarak çelişkiler giderilecektir.
Ceza ve harçlar yeniden düzenlenerek gereksiz dava yığılmaları önlenecektir.
IV- DEVLET POLİTİKALARI ve DEVLETİN ASLİ GÖREVLERİ
Devlet Politikasının Önemi
Bir devletin yaşayabilmesi için bölgesinde, dünyadaki dengeleri de dikkate
alan bir devlet politikası takip etmesi gerekir.
Bu genel politika çerçevesinde devletin görev alanına giren konular
planlanacaktır. İç ve dış politikalar, eğitim, sağlık, askeri, kültürel,
maddi manevi kalkınmanın bütün sahaları, bu genel politikaya göre belirlenecek
ve yönlendirilecektir.
Devletin Asli Görevleri
Devlet, öncelikle devlet millet kaynaşmasını temin edecek; toplumsal
barış ve uzlaşmayı sağlayacaktır.
‘Sosyal devlet’ ve ‘sosyal adalet’ ilkeleri hayata geçirilecektir.
Hepsinden önemlisi devlet; iç ve dış güvenlik, adalet, eğitim, sağlık,
gibi genel hizmetleri yürütecek; makro plandaki alt yapı projelerine öncülük
edecek, diğer sahalarda özel teşebbüse teşvikçi ve yönlendirici olacaktır.
Devletimizin küçültülmesi değil, her sahada güçlendirilmesi esas olacaktır.
Devlet olmadan milletin, millet olmadan da devletin olamayacağı hakikati
esas alınacaktır.
Devlet, milletine dayanacak ve güvenecektir.
Devlet kurumlarının verimli ve karlı çalışmasına önem verilecektir.
Özelleştirmenin hukuki altyapısı hazırlanacaktır.
Ulusal güvenlik açısından stratejik önemi olan KİT’ler(Kamu İktisadi
Teşekkülleri) hariç diğerleri özelleştirilecektir.
|