Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
PARTİLER VE PROGRAMLARI

BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ
2001
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 25 Eylül 2001'de kuruldu. Partinin Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş'dır.
 
 
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Programı'nın "Takdim" ile "Genel Değerlendirme", "Devlet Yönetimi", "İnsan Hakları ve Adli Yapı" "Devlet Politikaları ve Devletin Asli Görevleri" başlıklı 1, 2, 3 ve 4. bölümleri şöyle:

TAKDİM

Bu program, isabetli teşhis ve tespitlere bağlı, kalıcı çözüm yollarını ortaya koyan, teori ile pratiği birleştiren bir icraat programıdır.

Siyasi görüşü ne olursa olsun yediden yetmişe milletimizin tek vücut olması, kederde ve kıvançta bir ve beraber olarak ülkeye hizmette bütünleşmesi gerektiğine inanıyoruz.

Kalbi, vatan ve millet sevgisi ile dolu, ülkemizi ve milletimizi yüceltmeyi gaye edinen, devletimizin ilelebet yaşatılmasında kararlı kadrolarla; inanç, fikir ve azimle insanımıza hizmet etmeyi gaye ediniyoruz.

Partimiz; Atatürk İlke ve İnkılaplarına, hürriyetçi parlamenter demokratik sisteme, Anayasa’ya ve kanunlara bağlıdır. Ülkeye ve millete hizmette siyaseti bir vasıta kabul eder. Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, toplumsal barış ve uzlaşmayı her şeyin üstünde tutar.

İnsanı merkeze koyan bir tez mantığıyla milletimizin emrinde olacağımızı taahhüt ederiz.

Bu programın ülkemiz ve milletimize hayırlı olmasını dileriz.
 

I- GENEL DEĞERLENDİRME

DEĞİŞEN DÜNYADA TÜRKİYE’NİN YERİ

Hedef Ülke: Türkiye

Türkiye;

  • Ekonomik çıkar çatışmalarının sınır ülkesi;
  • İdeolojik çatışmaların tampon bölgesi;
  • Doğu ve Batı kültürlerinin fay hattı üzerinde, bu kırılma noktalarının tam ortasında yer almaktadır.
Doğu Bloku’nun çökmesi sonucu ideolojik çatışma, büyük ölçüde ortadan kalktı ama ekonomik çıkar çatışmaları bütün dünyayı da içine alacak şekilde genişledi. Dinsel ve etnik çatışmalar, ekonomik çıkar çatışmasının güdümünde daha da keskinleştirildi.

a- Mevcut Durumun Tespiti

Geçmişte Türk Milleti, kendisini yükselten ve yücelten tarihi misyonuna sahip çıktığı dönemlerde dünyaya hükmetmiş; insanlığa adaleti, insan haklarını, ilmi, teknolojiyi ve medeniyeti öğretmiştir. 1700’lü yıllarda başlayan duraklama dönemiyle birlikte milletimiz ideolojik ve etnik entrikalar sonucunda her cepheden hücumlara maruz kalmıştır. I.Dünya Harbinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan milletimiz, İstiklal Savaşı’yla bir ölüm kalım mücadelesi vermiştir. Bu sıcak savaşlar, aslında asırlar boyu sinsi bir şekilde yürütülen siyasal, kültürel, sosyal faaliyetlerin bir sonucu idi.

Neticede İstiklal Savaşı’nda bu millet, Büyük Önder Atatürk'ün öncülüğünde Kuvayı Milliye ruhuyla kendine dönmüştür. Milli iradenin, tecelli ettiği, bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuş ve özgürlük mücadelesi veren ülkelere örnek olmuştur. Türk milleti, bir yok oluş olan Sevr Antlaşmasının dayattığı şartları kabul etmemiş Lozan Antlaşması ile özgür ve bağımsız bir devlet olduğunu kabul ettirmiştir.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, çeşitli sahalarda kalkınma plan ve projeleri uygulanmıştır. Kısmi sonuçlar alınmışsa da amaçlanan çağdaş medeniyet seviyesine ulaşılamamıştır. Bunun başlıca sebebi, milli kimlik ve bağımsızlık iradesinin 1938’den sonra büyük ölçüde yitirilmesidir. Oluşturulan yapay gerilimler, ülke insanının enerjisini tüketmiş, kalkınmayı sekteye uğratmıştır.

b- Bu Badireden Çıkış Yolu

b.1) Sorunların Çözümünde Yaklaşım Tarzımız

Önce insan diyoruz. Çözümler insana hizmete yönelik olmalıdır. İnsanın kendi yararına kazanılması ve çalışmaların bu yönde yapılması gerektiğine inanıyoruz. Her meselenin çözümünü kendi şartları ve disiplini içinde aramak lazımdır.

Her problemin çözümünde bilgi, beceri, plan ve programın yanında iyi niyet, samimiyet, dürüstlük, saygı ve insan sevgisinin asıl olduğuna inanıyoruz.

b.2) Bugün Gelinen Durum

Sorunların tesbiti ve çözümünde demokratik-hukuk devleti ilkesi esas alınmalıdır.

Bu bağlamda Türkiye’nin siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik vb. sorunları analiz edildiğinde en başta gelen tehdit ve tehlikenin milli bütünlüğümüze yönelik olduğunu görüyoruz.

Türkiye’ye karşı adeta ikinci bir Sevr projesi dayatılmaktadır. Bu tehlike ve tehditler Cumhuriyet’in kuruluşunda da aynıyla yaşanmış M. Kemal Atatürk de bizzat ‘dahili ve harici düşmanların’ olacağından bahsetmiştir. Bugün sanki tarih tekerrür ediyor gibi aynı tehlikeli gelişmeler yaşanıyor. Bu olumsuz gelişmeleri insanımızın ve milletimizin geleceği açısından tehlikeli buluyor ve tedbir alınması gerektiğine istiyoruz.

- Türkiye’nin şu andaki genel gidişatının bir olumsuzluklar portresi oluşturduğu ve bir meseleler yumağı haline geldiği gözden kaçırılmamalıdır.
- Uzun zamandan beri ülkemizde temel sıkıntılar giderek ağırlaşmakta ve kangrenleşmektedir.
- Terör, dış odakların siyasallaştırma çabalarıyla bölücülük noktasına yaklaşmaktadır.
- Enflasyon, yolsuzluklar, israf; plansız ve dengesiz icraatlar ekonomimizin kara deliklerini oluşturmaktadır.
- Dış odakların kışkırtması sonucu iç barış, birlik ve bütünlüğümüz ciddi tehdit altındadır.
- Pahalılık, işsizlik ve yoksulluk artmakta, eğitim, adalet, sağlık kurumları fonksiyonlarını sağlıklı bir biçimde yerine getirememektedir.
- İnsanımızın kendine güveni azalmakta, ahlaki değerler çöküntüye uğramakta, inkültürasyon faaliyetleri milli kimliği yok etmektedir.
- Ümitsizlik, güvensizlik had safhaya çıkmıştır.
- Yanlış politikalar, Türkiye’ye sürekli bir şekilde içte ve dışta itibar kaybettirmektedir.
- Küreselleşme ve AB süreciyle ülkemize adeta yeni bir Sevr dayatılmaktadır.
Bu kötü şartlar, bütün bu sıkıntıların üstesinden gelecek yeni ve sağlam bir siyasi yapılanmayı şart koşmaktadır.

Şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, vatanıyla milletiyle bölünmez bir bütündür.

Bayrağı ve sancağı ile, askeriyle, siviliyle; milli ve manevi değerleriyle ülkemizin toprak bütünlüğünün hassasiyetle korunması ve bundan taviz verilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Ancak günümüzde ülkemiz siyasi, kültürel ve ekonomik kuşatma altına alınmış durumdadır. Türkiye adeta diz üstüne çökertilmek istenmekte ve bağımsızlığı tehdit edilmektedir.

Bugün içinde bulunduğumuz şartlarda, Misak-ı Milli sınırları içinde yeniden bir Kuvayı Milliye ruhuna muhtacız. Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi bugün de Kuvayı Milliye’nin bütün milletin katılması gereken milli bir görev ve bir vatanseverlik olduğunu düşünüyoruz.

Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehdit ve tehlikeler karşısında, kronik hale gelmiş problemler ve bütün bunlara karşı alınacak tedbirler ve getirilecek çözümler için ülkemizin bütün kurum ve kuruluşlarının, her vatandaşımızın birlik beraberlik içinde hareket etmesi bir zarurettir. Millet olarak en önemli meselemizin, birlik ve bütünlüğümüzün korunması olduğuna ve bütün problemlerin bu şuurla çözülmesi gerektiğine inanıyoruz.

Esasen bu husus, her türlü şahsi mülahaza ve siyasi menfaatin üzerinde tutularak ülkenin tamamında ulusal bir uzlaşma sağlanması, arzu edilen bir durumdur.

b.3) Yeni Bir Siyasal Oluşumun Zarureti

Türkiye’yi içine düştüğü badireden çıkaracak, milli kimlik ve şahsiyeti kuşanarak sorunlarını çözecek ve onu dünyada önder ülke yapacak yeni bir siyasi oluşum artık zaruridir.

Bu siyasi oluşumun diğer siyasi yapılanmalardan üç yönden farklı olması gerekir:

1- Tahlil, teşhis, tesbit ve çözüm hususunda bakış açısı, gaye ve niyeti farklı ve samimi olacak.
2- Gerçekçi çözümlere ulaşmak için hayali projeler yerine tatbik edilebilir projeler sunacak ve bunları zamanında gerçekleştirecek.
3- Bütün bunları hayata geçirecek ehliyetli ve yeterli kadroya sahip bulunacak.

Bu, vatanımıza ve milletimize sahip çıkma, onu layık olduğu yere taşıma misyonudur.

II- DEVLET YÖNETİMİ

Demokrasi, halkın iradesini öne çıkaran bir hürriyet ortamı vadeder. Bu ortam, inanç, fikir ve teşebbüs hak ve hürriyetlerinin sağlıklı gelişmesini sağlar. Hukuk ise, keyfiliği ve despotluğu ortadan kaldıran hak ve adalet arayışının bir yolu olarak bilinmeli ve bu çerçevede hukukun üstünlüğü esas alınmalıdır.

  • Ülkemizde milli irade hakkıyla tecelli ettirilecek ve bu konudaki aksaklıklar düzeltilecektir.
  • Siyasilerle halkın bütünleşmesi sağlanacak, devlet-millet kaynaşması, toplumsal barış ve uzlaşması sağlanacaktır.
  • Devletin bütün kurum, kural, işlem ve eylemlerinin, insan haklarına dayalı demokratik bir anayasaya uygun olarak yapılanması ve çalışması ile ‘hukuk devleti’ ilkesi gerçekleşecektir.
  • Adalet, demokrasi ve hukukun hakim olması ile tecelli ettirilecektir. Adalet, haklıya hakkını vermek, haksıza da haddini bildirmektir. Hukuku üstün kılarak adaleti hızla dağıtmak devletin görevidir.
Böylece devletle milletin kaynaştığı bir toplum oluşacaktır. Bunun da tabii sonucu; hak, adalet, hürriyet ortamı içinde kalkınmak ve güçlenmektir.
  • ATATÜRK İLKELERİ LAİKLİK ve İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ
a-Laiklik ve İnanç Özgürlüğü

Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ilkesidir ve genel olarak, din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını ifade eder.

Laiklik, din ve vicdan özgürlüğümüzün hem teminatı hem de sınırıdır.

Laiklik prensibiyle bu iki hedef birden sağlanmak istenmiştir.

Birincisi; devletin temel düzeninin dini esaslara dayandırılmamasını sağlamak, kutsal din duygularının şahsi nüfuz veya menfaat temini için kullanılarak istismar edilmesini önlemektir.

İkincisi ise; devletin dine müdahalesini önlemek, din ve vicdan özgürlüğünü sağlamaktır. Böylece laiklik, bir yandan devleti dine karşı öbür yandan dini, devlet gücüne ve şahsi nüfuz hırsına karşı korumayı öngörerek bir denge sağlanmıştır.

Laikliğin yukarıda belirtilen esaslara göre uygulanması sağlanacaktır.

b- Atatürk İlke ve İnkılapları

Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri, 1982 Anayasası’nın 2.maddesinde sayılmıştır. Bu madde, Anayasa’nın ilk üç maddesiyle beraber yine Anayasa’nın 4.maddesine göre değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez maddesidir. Bu maddenin metni şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”

Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri, Atatürk’ün devlet anlayışına hakim olan üç temel ilkeden kaynaklanmaktadır. Bunlar; ulusal devlet, tam bağımsızlık ve ulusal egemenliktir.Bu üç temel ilkenin açılımını ifade eden ilkeler ise şunlardır:

Cumhuriyetçilik
Milliyetçilik
Halkçılık
Devletçilik
Laiklik
İnkılapçılık


Bütün icraatlarımızda bu anlayış ve ilkeler temel oluşturacaktır.

III- İNSAN HAKLARI ve ADLİ YAPI

İnsan hakları, insanın doğuştan getirdiği en temel haklardır. Bu sebeple bu hakların korunması ve bu husustaki ihlallerin önlenmesi için; hukukun üstünlüğü sağlanacak, insan hakları hayata geçirilecektir.

Bu çerçevede insan haklarına saygılı yönetim anlayışı esas alınacaktır.

İnsan haklarının en büyük teminatının, yasal güvencelerle birlikte bu haklara saygılı eğitilmiş insan olduğu gerçeğinden hareketle, Anayasa’mızın tanımladığı hak ve ödevlere bağlı insan yetiştirilmesi sağlanacaktır. İnsan hakları ve hukukun üstünlüğünü sağlayan adalet sisteminin etkin ve hızlı çalışması için gerekli reformlar yapılacaktır.

  • ADALET REFORMU
Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu yeniden yapılandırılarak Yargı bağımsızlığı sağlanacaktır.

Yargıya ayrılan pay artırılarak, Yargıç, yargı personelinin mali imkanları ve yargı altyapısı güçlendirilecektir.Yeni kadrolar verilerek yeni mahkemeler kurulacaktır. Yargıda bilgisayar otomasyonuna geçilecektir.

Avukatlar yargı sürecinin ayrılmaz parçası olduğundan hareketle, savcıyla aynı statüye girecektir.

Dava öncesi tahkim ve sulh müessesine işlerlik ve etkinlik kazandırarak gereksiz dava yığılmaları önlenecek ve adalet geciktirilmeden dağıtılmış olacaktır.

Müeyyidelerin adalet ve caydırıcılık ilkelerine göre düzenlenerek, müeyyideler etkin bir şekilde uygulanacaktır.

Yasa değişiklikleri hukuk mantığına uygun yapılarak çelişkiler giderilecektir. Ceza ve harçlar yeniden düzenlenerek gereksiz dava yığılmaları önlenecektir.

IV- DEVLET POLİTİKALARI ve DEVLETİN ASLİ GÖREVLERİ

Devlet Politikasının Önemi

Bir devletin yaşayabilmesi için bölgesinde, dünyadaki dengeleri de dikkate alan bir devlet politikası takip etmesi gerekir.

Bu genel politika çerçevesinde devletin görev alanına giren konular planlanacaktır. İç ve dış politikalar, eğitim, sağlık, askeri, kültürel, maddi manevi kalkınmanın bütün sahaları, bu genel politikaya göre belirlenecek ve yönlendirilecektir.

Devletin Asli Görevleri

Devlet, öncelikle devlet millet kaynaşmasını temin edecek; toplumsal barış ve uzlaşmayı sağlayacaktır.

‘Sosyal devlet’ ve ‘sosyal adalet’ ilkeleri hayata geçirilecektir.

Hepsinden önemlisi devlet; iç ve dış güvenlik, adalet, eğitim, sağlık, gibi genel hizmetleri yürütecek; makro plandaki alt yapı projelerine öncülük edecek, diğer sahalarda özel teşebbüse teşvikçi ve yönlendirici olacaktır.

Devletimizin küçültülmesi değil, her sahada güçlendirilmesi esas olacaktır.

Devlet olmadan milletin, millet olmadan da devletin olamayacağı hakikati esas alınacaktır.

Devlet, milletine dayanacak ve güvenecektir.

Devlet kurumlarının verimli ve karlı çalışmasına önem verilecektir.

Özelleştirmenin hukuki altyapısı hazırlanacaktır.

Ulusal güvenlik açısından stratejik önemi olan KİT’ler(Kamu İktisadi Teşekkülleri) hariç diğerleri özelleştirilecektir.
 

Sonraki Sayfa



(28 EYLÜL 2002)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2002 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.