Liberal
Demokrat Parti (LDP) programının "Devlet Yönetimi" ve "Ekonomi" bölümleri
şöyle:
| Giriş |
Devlet
Yönetimi |
Ekonomi |
Sosyal
Yaşam |
Belediyeler |
|
Siyasetin önce insan, sonra toplum, sonra da tüm insanlık âlemine hizmet
için yapılması gerektiği; amaç toplumsal ve küresel refah ve mutluluk ise,
aracın birey olduğuna; bireysel refah ve mutluluğun öncelikle insan haklarına
saygılı toplumsal düzenden geçtiğine inanıyoruz.
Liberal Demokrat Parti birey hak ve özgürlüklerini tam anlamıyla teminat
altına alan; ifade, din ve girişim özgürlüklerinin vazgeçilmez olduğu;
toplum iradesinin kayıtsız şartsız egemen olduğu; devletin gerek ekonomik,
gerek sosyal, gerekse kültürel yaşama müdahalesinin asgari düzeyde bulunduğu;
çağdaş, demokratik hukuk devletinin tesisini başlıca görevi olarak görmektedir.
Bu devlet, toplum düzenini, adaleti, iç ve dış güvenliği sağlamak ve
çevre ile tüketici hakları gibi, bireyin düzenlemesi zor olan alanları
sahiplenmekle yükümlüdür.
Devlet icra etmez, yönetir. Devletten ayrılan sosyal ve ekonomik kurumlar,
bireyin, halkın yaratıcı gücü ile yeniden şekillenecek ve gelişecektir.
Böylelikle, devlet bugünkü hantallığından kurtulup, etkin ve dinamik bir
yapıya kavuşacaktır.
Liberal demokratik sistemde devlet ekonomide rekabete dayalı ortamın
oluşması ve gelişmesi gereğine inanır çünkü, böylelikle kaynak dağılımı,
yatırımlar ve üretim optimum esaslarda gerçekleşecektir.
Liberal demokraside devlet din ve vicdan hürriyetlerini ve laikliği
birbirini tamamlayan unsurlar olarak görür.
Temel Sorun
1946' dan bu yana uygulanan çok partili parlâmenter sistemin, toplumumuz
ve insanımız için Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile amaçlanan sonuçları
vermemiş olmasının temelinde, yürürlüğe konulan hiçbir anayasamızın demokratik
hukuk devletinin vazgeçilmez koşulu olan kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsememiş
olduğu gerçeği yatmaktadır.
Yargı, yürütme ve yasama olarak ifade edilen bu üç güç, demokratik hukuk
devletinde birbirinden bağımsız ve fakat, yargı ağırlıklı olarak, birbiri
ile koordineli biçimde işlev verirler.
Oysa, ülkemizde bu üç güce, hiç kuşkusuz, yasama (Parlâmento egemen
olagelmiştir. Örneğin:
Aslında yürütmenin (Hükümet) başı olması gereken Devlet Başkanı'nı (Cumhurbaşkanı)
toplum iradesi değil, Parlâmento belirlemekte yani, tarafsızlığı öngörülen
bu makam, Parlâmento'da çoğunluk oyuna sahip siyasi irade tarafından seçilmektedir.
Parlâmento'da çoğunluk oyuna sahip siyasi iradenin seçtiği Devlet Başkanı'nın
(Cumhurbaşkanı'nın) öngörülen tarafsızlığı bu nedenledir ki, her zaman
tartışma konusu olmuştur.
Öte yandan, yürütmenin (Hükümet) başı yani, Başbakan, yine yasama organı
(Parlâmento) tarafından belirlenmekte ve/veya onaylanmaktadır yani, Parlâmentodaki
siyasi iradeye tâbidir, onun temsilcisidir. Oysa, yürütme toplum bütününe
karşı sorumludur; Parlâmento'da oy çokluğuna sahip bir siyasi iradeye değil
ve dolayısıyla, toplum tarafından seçimle belirlenmelidir.
Yargıçlarımızın karar aşamasında çok veciz biçimde ifade ettikleri üzere
("Yaz kızım, Türk milleti adına...") yargı gücünün de yine toplum adına
kullanılması için, toplumsal iradenin ürünü olması yani, toplum tarafından
seçimle belirlenmiş olması gerekir. Türkiye'de yargının Parlâmento'da çoğunluğu
bulunan siyasi iradenin seçtiği bir Başbakan ve onun belirlediği Adalet
Bakanı'na bağlı olması, yargı bağımsızlığını tartışılır kılmaktadır.
Özetle: Yargı ve yürütme, topluma doğrudan sorumludur. Dolayısıyla,
bu iki gücü toplum adına kullanan organlar, toplumsal iradenin ürünü olmak
yani, toplum tarafından mutabakatla belirlenmek zorundadırlar.
Yasama ise, doğaldır ki, toplum bütününü oluşturan karşıt demokratik
grupların çıkar iradelerine dayanarak seçtikleri vekillerden değil, temsilcilerden
oluşur. Bu·nedenle de, doğaldır ki, Parlâmento bir toplumsal mutabakatın
ürünü değildir; olması da beklenemez. Yasama organının (Parlâmento'nun)
üyeleri millet bütününe değil, mensup oldukları siyasi partilere oy vermiş
olan vatandaşlara karşı sorumludurlar.
Zaten bu nedenledir ki, Liberal Demokrat Parti yasama organını Temsilciler
Meclisi; bu organın üyelerini ise Temsilci olarak anmaktan yanadır.
Dördüncü Güç
Çağdaş demokratik hukuk devletinde yukarıda sözü edilen üç güce bir
yenisi eklenmiştir: Medya.
İletişim teknolojisindeki akıl almaz gelişmeler sonucu ulaştığımız Bilgi
Çağında medya (kitle iletişim organları) bireylerin ve toplumun liberal
anlayışla gelişmesinde son derece etkin rol oynayabilir, oynamaktadır,
oynamalıdır.
Bu anlayışla, medyayı dördüncü güç olarak mütalâa etmekte; bu gücün
devletin işleyişindeki rolüne anayasada ifade bulan özel sorumluluk ve
görev atfetmekteyiz.
Toplumsal SözIeşme
Yukarıda özetlenen anlayışın ifade bulacağı ilk metin, bir toplumsal
sözleşme niteliği taşıyan Anayasa `dır.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir demokratik hukuk devleti olarak devamlılığını
teminat altına almak üzere, köklü değişiklikleri öngören bu Anayasa'nın
aşağıda belirtilen hususları gözeten, çok kısa bir metin olması gerektiğine
inanıyor; bir referandum ile yürürlüğe konulmasını öneriyoruz.
Demokratik hukuk devletinin tesisi için önerilen ve yeniden yapılanmanın
temel taşlarını belirleyecek olan yeni Anayasa ile öngördüğümüz ilkelere,
programın bu ilk bölümünde yer verilmektedir.
Bu Anayasa çerçevesinde devletin asli görevleri olarak belirlenen yargı
ve adalet, toplum düzeni ve iç güvenlik, dış politika ve savunma konularına
da, programın yine ilk bölümünde yer verilmektedir.
I.1 Anayasa
I.1.1. TC Anayasası, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez
özelliği olan kuvvetler ayrılığı ilkesi uyarınca, yasama, yürütme ve yargının
birbirinden tamamen bağımsız şekilde işlemesini temin eden hükümlere yer
verecek; birbirlerini denetleyen ve dengeleyen bu güçlerin, birbirleri
ile işbirliği ve koordinasyon esaslarını belirleyecektir.
I.1.2. TC Anayasası, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez
özelliği olan kuwetler ayrılığı ilkesinin işlerliğini teminen, yürütme
gücünün (hükümetin) iki turlu seçimle millet bütünü tarafından seçilen
ve asgari %51 oy alan bir Başkan'a ve bu Başkan'ın belirleyeceği bir Kabine'ye
verilmesi ilkesine ve Başkanlık Sistemi olarak adlandırılan bu yapının
işleyiş esaslarına ye.r verecektir.
I.1.3. TC Anayasası, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez
özelliği olan kuvvetler ayrılığı ilkesinin işlerliğini teminen, yargının
Başkan ve üyelerini toplumsal iradenin belirleyeceği bir Yüksek Mahkeme'ye
ve bu makama bağlı etkin bir adli mekanizmaya verilmesi ilkesine ve bu
yapının işleyiş esaslarına yer verecektir.
I.1.4. TC Anayasası, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez
özelliği olan kuvvetler ayrılığı ilkesinin işlerliğini teminen, yasamanın
(Parlâmento) dar bölge ve iki turlu seçimle asgari %51 oy alan siyasi parti
temsilcilerinin oluşturduğu Temsilciler Meclisi ile yürütüleceği ilkesine
ve bu yapının işleyiş esaslarına yer verecektir.
I.1.5. TC Anayasası çağdaş demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez
özelliği olan insan hak ve özgürlükleri bağlamında, TC devleti tarafından
zaten kabul edilmiş bulunan, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi iIkeIerine tam anlamıyla sadık kalınacağı; aynı konuda uluslararası
anlaşmalarda ifade bulabilecek tüm gelişmelerin peşinen kabul edileceği
hükmüne yer verecektir. Anayasa bu konuda Türkiye ve Türk toplumuna özel
başka hiçbir hükme yer vermeyecektir.
I.1.6. TC Anayasası çağdaş demokratik hukuk devletinin dördüncü
gücü olarak kabul edilen medyanın (kitle iletişim organları) liberal anlayış
çerçevesinde ve çağdaş demokratik hukuk devletine saygılı hizmet vermesini
esasa bağlayan ilkelere özel bir yer verecektir.
I.1.7. TC Anayasası'nda demokratik hukuk devletinin gereği olarak,
anayasanın onaylanması velveya değiştirilmesi hakkının, Devlet Başkanı'nın
önerisi ile, toplum iradesine tanıdığı ilkesine yer verecektir.
I.2. Adli Sistem
I.2.1. Anayasa Mahkemesi kaldırılacaktır. Yerine, önemli konularda
son kararı toplum iradesinden aldığı yetki ve güçle veren bir Yüksek Mahkeme
kurulacaktır. Adli mekanizma,seçimle göreve getirilen üyelerden oluşan
bu Yüksek Mahkeme'ye bağlanacaktır.
I.2.2. Adli mekanizmanın parasal ihtiyaçları, bu amaca hizmetle
oluşturulacak bağımsız bir fondan karşılanacaktır. Bu fonun temel girdisini,
günün şartlarına uygun, gerçekçi biçimde belirlenen adli harçlar oluşturacaktır.
Adli sistem içinde görevli yargıçların ve diğer personelin gelir düzeyleri
her zaman görevin önemine uygun düzeylerde tutulacaktır.
1.2.3. İdari yargı kaldırılacak; görev normal mahkemelerce yerine
getirilecektir.
1.2.4. Çevre koruma ve tüketici hakları konularında özel ihtisas
mahkemeleri ihdas edilecektir.
1.2.5. Adli sistem hızlı ve etkin hizmet verecek şekilde yeniden
yapılandırılacak; mahkemelerin kuruluş ve işleyiş esaslarını belirleyen
kanunlar yeniden ele alınacak; mevzuat ve usul düzenlemeleri yapılacaktır.
1.2.6. Yürürlükteki kanunlar, içtihat kararları ve gerekli tüm
diğer bilgiler bilgisayar sistemine geçirilecek; teknolojinin tüm imkânları
devreye sokulacaktır.
I.3. Temsil
I.3.1. Yasama organı (Parlâmento) dar bölge sistemi ve iki turlu
seçimle, asgari al 51 oy alan siyasi parti temsilcilerinden oluşacak; bu
organın adı Temsilciler Meclisi olarak değiştirilecektir.
I.3.2. Temsilciler meclisi üyelerinin Devlet Başkanı tarafından
Kabine'ye atanmaları halinde, üyelikleri düşecektir.
I.3.3. Temsilciler Meclisi üyelerinin meclis dışı dokunulmazlıkları
kaldırılacak; suç işlediği öne sürülen bir temsilcinin sorgulanması ve
yargılanması, her TC vatandaşına uygulanan esaslar ve yasalar çerçevesinde
yapılacaktır.
I.3.4. Temsilciler Meclisi'nin verimli bir şekilde çalışmasını
teminen, teknolojinin tüm imkânlarından yararlanılacaktır.
I.3.5. Seçim Kanunu'nda yapılabilecek değişikliklerin bir sonraki
seçimde uygulanabilirlik esası getirilecektir.
I.3.6. Siyasi partilerin işleyişi, parti üyelerine güven esasına
oturtulacaktır. On seçimler mazbut parti üyeleri arasında ve yargı organlarının
denetiminde yapılacak; delege sistemi kaldırılacaktır.
I.3.7. Siyasi partilere üye olabilmek için 18 yaşını bitirmiş
olmak yeterli olacaktır.
I.3.8. Seçme yaşı 18, seçilme yaşı 25 olarak belirlenecek; Temsilciler
Meclisi'ne adaylık, sekiz yıl temel eğitim almış olmak koşuluna bağlanacaktır.
I.3.9. Yurt dışında yerleşik TC vatandaşlarının elçilik ve konsolosluklar
aracılığı ile oy kullanmalarına imkân sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.
I.4. İdari Yapı
I.4.1. İl sayısı asgariye indirilecek; ilçeleri il yapma savurganlığına
son verilecektir.
I.4.2. Valiler ilde en yüksek mülki amir sıfatıyla, merkezden
atama yoluyla görevlendirilecekler; yetkileri yeniden gözden geçirilecektir.
I.4.3. Seçimle gelen belediyelerin yerel parlâmentolar şeklinde
görev vermelerine imkân tanıyan yetki ve sorumlulukla donatılmaları sağlanacaktır.
I.5. Toplum Düzeni ve İç Güvenlik
I.5.1. TC vatandaşlarının temiz bir çevrede, tüketici hakları
korunarak, güvenli, sağlıklı, huzurlu, çağdaş bir şekilde yaşamalarını
temin etmek, devletin asli görevidir.
I.5.2. Bu amaca hizmetle, çevre ve tüketici haklarını korumaya
dönük geniş kapsamlı,özel yasalar çıkartılarak; yetkiler özel ihtisas mahkemelerine
verilecektir. (bkz.l.2.4.)
I.5.3. Kadın-erkek eşitliği ilkesine sadık kalınarak mevcut sistemde
özellikle kadınların istismarına yol açan mevzuat kaldırılacak; kadınların,
çocukların ve ailenin korunması konularına önem verilecektir.
I.5.4. Fırsat eşitliği tesis edilecektir. Devletin bu alana doğrudan
katkısı sınırlı kalacak (örn. fakir ve aciz vatandaşlarına eğitim bursu
vermek) ancak, fırsat eşitliği uygulanan liberal ekonomik ve sosyal politikalarla
teşvik edilecektir.
I.5.5. Liberal demokrasinin olmazsa olmaz unsurlarından dernekler
ve vakıfların işleyişi yeni yasalarla daha geniş kapsamlı ve çağdaş yapıya
kavuşturulacaktır.
I.5.6. SSK, Bağ-Kur gibi kurumlar kaldırılacak, sağlık ve sosyal
güvenlik hizmetlerinin vakıflar ve özel kuruluşlar vasıtasıyla etkin biçimde
yerine getirilmesi sağlanacaktır. Sigorta sektörü, finans sektörünün bir
parçası olması nedeniyle, vergi muafiyeti tanınarak, teşvik edilecektir.
(bkz. II.2.l,II.2.6)
I.5.7. SSK ve Bağ-Kur'un emeklilere olan görev ve sorumlulukları
devletin öze/ bir bütçesinden ve fakat, yine vakıflar ve özel kuruluşlar
aracılığı ile, çok daha etkin biçimde yerine getirilecektir.
I.5.8. Devlet hastahaneleri vakıf kuruluşları şeklinde özelleştirilecek;
etkin ve çağdaş hizmet vermelerini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.
I.5.9. İşsizlik sigortası asgari düzeyde, süreli ve istismara
yol açmayacak şekilde ihdas edilecektir
I.5.10. Özürlü vatandaşların yaşamlarını kolaylaştırıcı tüm önlemler
kanunlarla belirlenecek; aciz durumda olanlara devletin özel bir bütçesinden
yardım, sosyal güvenlik hizmetleri vermek üzere oluşturulan vakıflar ve
özel kuruluşlar aracılığı ile sağlanacaktır (bkz. II.2.1.,II.2.6.)
I.5.11. Devlet nüfus plânlaması politikası gütmeyecektir. Nüfus
plânlaması Türk halkının sağ duyusuna ve bu konuda faal özel kurum ve kuruluşların
becerisine bırakılacaktır.
I.5.12. Çalışma hayatı iş barışının temini ve sürekliliği sağlanacak
kanunlarla düzenlenecek; işveren ve işçi ilişkileri karşılıklı saygı, sevgi,
anlayış ve toplumsal sorumluluk temeline oturtulacaktır.
I.5.13. Oda ve sendikalara mecburi üyelik kaldırılacak; gönüllü
üyelik ihdas ve teşvik edilecektir. Şu anlayışla ki, oda veya sendikanın
görevi üyeliğini talep ettiği kişi ve/veya kuruluşa hizmet vermektir ve
bu hizmetin mükemmeliyeti oranında üye kaydedilir ya da üye sayısı artırılabilir.
I.5.14. İç güvenlik güçlü, eğitimli, her türlü teknik ve teknolojik
donanıma sahip bir polis örgütünce sağlanacaktır. Polisin ve polis örgütünün
vatandaşla saygı ve sevgi bağları sıkılaştırılacaktır.
I.5.15. Polis örgütünde görev yapan personelin gelirleri, görevin
önemi uyarınca, her zaman doyurucu düzeylerde tutulacaktır. Poliste rezerv
sistemi ihdas edilecektir.
I.5.16. Jandarma iç güvenlikten sorumlu bir kurum olarak, polis
örgütüne bağlanacaktır.
I.5.17. İç güvenlik sorunlarında askeri birlikler hiçbir şekilde
görev almayacaklardır.
I.6. Dış Güvenlik ve Savunma
I.6.1. Liberal Demokrat Parti dış güvenlik ve savunmayı devletin
asli görevlerinden bir diğeri olarak değerlendirmektedir.
I.6.2. Bu anlayışla, Türk ordusu çağın en gelişmiş teknolojik
imkânları ile donanımlı; küçük ve fakat, dinamik, güçlü, profesyonel bir
caydırıcı güç olarak hizmet vermek üzere, yeniden yapılandırılacaktır.
I.6.3. Ordumuz sadece ülkenin dışa karşı güvenliğinden sorumlu
tutulacak; olası sıkıyönetim vb hallerde yurt içi görevde kullanılmayacaktır.
I.6.4. Devletin savunma sanayi yatırımları özel sektöre devredilecektir.
Devlet, prensip olarak, yerli savunma sanayi geliştirme gibi bir politika
gütmeyecektir. (bkz. II.5.7.)
I.6.5. Türk ordusu, dünya barışını teminen NATO ve ülkemizin
dahil olacağı tüm benzeri ittifaklarda aktif rol alacaktır.
I.6.6. Liberal Demokrat Parti NATO' nun Birleşmiş Milletler'in
vurucu gücü olarak, yeniden yapılanması gereğine inanmaktadır (bkz. I.7.4.)
I.7. Dış Politika
I.7.1. Liberal Demokrat Parti tüm öz kaynakları ile (bkz. Genel
Değerlendirme) Türkiye'nin dünya politikasında ağırlıklı bir ülke olduğuna
inanmaktadır. Bu durum hangi siyasi partinin iktidarda olduğu ya da ülkemizin
ekonomik durumu vb gerçeklerden bağımsızdır. Türkiye Cumhuriyeti dünya
üzerindeki bu konumunun gereğini yerine getirmek; dünya barışının tesisi
bağlamında bu konumunun dayattığı sorumluluğu üstlenmek zorundadır.
I.7.2. Ülkemizin Birleşmiş Milletler'e bağlılığı, güçlendirilerek,
sürdürülecek; bu örgütün daha da güçlendirilmesine katkıda bulunulacaktır
I.7.3. Bu anlayışla, ülkemizin BM Güvenlik Konseyi'nde veto hakkı
olan daimi üye olması gerektiğine inanıyoruz. Şöyle ki: Türkiye, dünya
barışının temini bağlamında, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinden
(ABD, Ingiltere, Fransa, Rusya ve Çin) en az ikisinin (Fransa ve Çin) çok
ötesinde siyasal öneme sahiptir.
I.7.4. Liberal Demokrat Parti NATO' nun, Birleşmiş Milletler'in
vurucu gücü olarak, yeniden yapılanması gereğine inanmaktadır. Komünist
bloğun çökmesi ile amaçsız kalan bu örgüt bugüne kadar dünya barışına büyük
katkıda bulunmuştur. Bu görevini sürdürebilmesi için, misyonuna daha büyük
ve insani perspektif kazandırılmalı; NATO, insan haklarının tesisi bağlamında,
Birleşmiş Milletler'in vurucu gücü olarak görev yapacak şekilde, yeniden
yapılandırıl malıdır. Böyle bir gelişmenin tüm dünya ülkeleri için barışın
teminatı olacağına inanmaktayız.
I.7.5. Liberal Demokrat Parti, Türkiye'nin sınır komşuları ile
ilişkilerini sağlam ve sağlıklı temellere oturtmayı devletin öncelikli
görevlerinden biri olarak değerlendirmektedir.
I.7.6. Bu anlayışla, sınır komşularımızı ilgilendiren sorunlarda
Türkiye'nin, herhangi bir diğer ülkeden daha sorumlu hareket etmesi gerektiğine
inanmaktayız. Örneğin, Türkiye, Azerbaycan-Ermenistan sorununun çözümünü
ABD ve Rusya'ya bırakmamalı ya da en az bu iki ülke kadar sorumluluk ve
yetki üstlenmelidir.
I.7.7. Türkiye, bu sorumluluk ve yetkiyi üstlenirken, komşularına
kesin sınır garantisi verecektir.
I.7.8. Liberal Demokrat Parti, ülkemizin dış politikasını yürütmekle
yükümlü bürokratik kadroların kariyerden olmayan ve fakat, ulusal ve uluslararası
düzeyde başarısı kanıtlanmış kişilerce desteklenmesi ilkesini benimsemektedir.
Bu yaklaşımın işleyiş esasları, yasalarla belirlenecektir.
| Giriş |
Devlet
Yönetimi |
Ekonomi |
Sosyal
Yaşam |
Belediyeler |
|
Liberal ekonomide ekonominin motoru, serbest piyasa düzeninde özgürce
işlev veren birey ve bireysel girişimlerdir.
Liberal Demokrat Parti, bireysel yeteneklerin rekabete dayalı liberal
sistemde en iyi şekilde değerlendirileceğine; bireyin ve toplumun yaratıcı
gücünün, dinamik müesseselerin özgürce oluşmasının başlıca nedeni olacağına
içtenlikle inanmaktadır.
Liberal modelin benimsenmesi sonucu gelişecek sosyal ve ekonomik yapı,
insan refah ve mutluluğunun en sağlam teminatı olacaktır.
Liberal anlayışa göre, devletin ekonomiye müdahale etmesi yani, devletçilik,
devlette çalışan memurlar ve işçiler de dahil olmak üzere, herkesin ve
toplumun aleyhinedir. Neden?
Doğası gereği olarak devlet, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir sistemde
kaliteli ve ucuz mal, hizmet üretemez; üretememiştir. Üstelik, ürettiği
pahalı mal/hizmetin faturası da, yüksek vergilerle yine bireye ve topluma
yansır. Devletin bu şekilde oluşturduğu sınırlı ve kısıtlı "pasta", toplumun
her düzeyindeki bireye yine, son derece sınırlı ve adil olmayan biçimde
dağılır.
Rekabete dayalı liberal ekonomide devlet, sanayi ve ticaret dahil, hiçbir
ekonomik faaliyet içinde yer almaz; ekonominin işleyişine hiçbir şekilde
müdahale etmez.
Devlet, özel sektörün paraya tahvil edemeyeceği, kâr edemeyeceği bazı
örneğin, altyapı projelerine girebilse de; bu durumda dahi, özel sektörün
olanakları sonuna kadar araştırılır ve bu tür yatırımları da özel sektörün
üstlenebilmesinin yolları araştırılır, bunu teşvik edecek sistemler geliştirilir.
Öngörülen bu sistemde devletin büyük bütçelere gereksinimi yoktur ve
dolayısıyla, enflasyonist ortam oluşmaz, vergiler makul düzeylere iner.
Liberal Demokrat Parti Türkiye'nin iç ve dış pazarlarda rekabet gücünün
artması için, finansal, mali vb politikalarda köklü yapısal düzenlemelere
gidilmesini başlıca hedefi olarak görmektedir.
Yakın Geçmiş
Ekonominin belirleyicisi siyasi irade yani, siyasi tercihlerdir. Bu
bakımdan, yakın geçmişimize bir göz atmak, hangi siyasi tercihlerin ekonomimize
nasıl yansıdığını değerlendirmek gerekir.
Liberal Demokrat Parti aşağıda yer alan değerlendirmelerinde yer yer
gelmiş geçmiş iktidarların eleştirisini zorunlu olarak yapacaktır. Ancak,
bilinmelidir ki, biz dün ile değil, bugün ile ilgiliyiz çünkü, Türk insanı
ve Türk halkının dünden aldığı dersini tamamladığına ve artık, yarın ile
ilgilendiğine inanıyoruz.
Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllar ve çok partili parlâmenter düzene
geçtiği dönemde Türkiye, ekonomisinde görece gelişmeler kaydetmekte birlikte,
80'li yılların başına kadar tümüyle kapalı bir düzende, devletçilik anlayışı
ile yönetilmiş; bu nedenle de, hızla gelişen dünyanın kalkınmakta olan
ülkeler grubundan bir türlü çıkamamıştır.
II. Dünya Savaşı'nı izleyen yılların hızlı ekonomik kalkınma için sunduğu
olanaklar, maalesef değerlendirilememiş; dönemsel olarak görece hızlı kalkınma
iki ayrı dönemde yaşanmıştır: 50'li ve 80'li yıllarda Demokrat parti ve
Anavatan hükümetleri dönemlerinde.
Türkiye'nin çok partili parlâmenter sisteme geçişini de, 1950 öncesi
sergilediği yapıcı muhalefet üslûbu ile önemli ölçüde kolaylaştıran Demokrat
Parti, 1950-54 arasında bir dizi liberal ekonomi politikasını yürürlüğe
koymuştur
Bu noktada, Cumhuriyet tarihinde ilk kez Türk halkı ve Türk insanına
girişim yeteneğini ispat etme. şansı veren bu dönemin politikacılarını,
başta Adnan Menderes olmak üzere, minnetle andığımızı belirtmek isteriz.
Dünya ticaretinin geliştiği ve genişlediği 60 ve 70'li yıllarda göreve
gelen hükümetler DP ile başlayan bu liberalleşme hareketini devam ettirememiş
ve bu dönemde Türkiye, hızla kalkınan Güney Kore gibi ülkelerin bile gerisinde
kalmıştır.
80'li yıllarda ANAP hükümetlerince gerçekleştirilen bazı köklü reformlarla
ülkemiz ekonomisi ilk kez dünyaya açılmış; benimsenen rekabete dayalı serbest
piyasa düzeninde Türkiye, dünyada korumacılığın arttığı bu dönemde bile,
hızlı kalkınma imkânına kavuşmuştur.
80'li yıllar Türk insanının ve halkının girişimci, cesur, yaratıcı,
yetenekli ve üretken kimliğinin adeta sınavdan geçmesine yol açmış ve Türkiye
bu sınavı başarıyla vererek, tümüyle, özgür, dünyaya açık bir düzende mucizeler
yaratabileceğini kanıtlamıştır.
Bu noktada da, dönemin politikacılarını başta Turgut Özal olmak üzere,
minnetle andığımızı ifade etmek isteriz.
Ancak, 80'li yılların belki de siyasi koşulların dayattığı temel zaafı,
yine devletçilik anlayışının tam anlamıyla terk edilememiş olmasıdır. Bu
dönemde devlet piyasalara müdahalesini sürdürmüş; yer yer bireysel girişimin,
özel sektörün en çetin, en acımasız rakibi olarak ekonomide rol almıştır.
Özelleştirme programı başlatılmakla birlikte, tamamlanamamış; sosyal
devlet anlayışı hatta, aldatmacası ile gerçekleştirilen altyapı ve savunma
projeleri ile, evet devlet ama, sonuç itibariyle bu ülkenin insanları altından
kalkılamayacak boyutlarda iç ve dış borca mahkûm edilmiştir.
Yine aynı dönemde, rekabete dayalı serbest piyasa düzeni ve dünyaya
açılmanın gerektirdiği ve ekonomik olduğu kadar, siyasi ve idari yapısal
reformlar da istenilen ölçüde gerçekleştirilememiş; anayasa, devlet yönetimi,
bürokrasi, mali ve finansal kurumlar vb konularda köklü düzenlemeler yapılamamıştır.
80'li yılların sonu ve 90'lı yılların başından itibaren yaşanılan siyasi
istikrarsızlık, ekonomik yaşama dev aynasından yansırcasına, yansımış;
özellikle, ekonomide varılan noktadan doğru kararlarla ivme şansı heba
edilmiştir. Komünist bloğun çökmesi ile Türkiye'nin önüne çıkan eşsiz fırsatlar
değerlendirilememiş; ne siyasi, ne sosyal, ne de ekonomik alanda kararlı
ve cesur adımlar atıla bilmiştir.
Bugün
Bugün, devletçilik anlayışının bir ürünü olan kamu borçlanması %15 seviyelerine
çıkmış; 80'li yılların sonunda %26'lara ulaşan ulusal tasarruf %l5lere
düşmüştür. Bunun anlamı, devletin borçlanma gereğinin ekonominin tüm tasarruflarından
fazla olmasıdır.
1994 sonu itibariyle, devletin iç borçlanma miktarının,faizleri ile
birlikte, 570 trilyon Liraya ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Yine, 1994 yılının ilk yarısında dış ticaret ve bütçe açıkları, bir
önceki yıla kıyasla ürkütücü boyutlarda artmıştır.
Uygulana gelen ekonomik sistemde neye güvenerek yapıldığının anlaşılması
zor olan bu büyük borç, 60 milyon vatandaşımızın sırtındadır; 60 milyon
vatandaşımız tarafından ödenmesi beklenmektedir. İşin dramatik yönü, yaratılmış
bulunan ortamın vatandaşlarımızın girişim gücünü, yaratıcılığını, üretkenliğini
tümüyle köreltici mahiyette olmasıdır. iş yapmak, üretmek çok zor hatta,
imkânsız hale getirilmiştir.
Özelleştirme konusu hâlâ sürüncemededir. Vergiler son derece adaletsiz
ve gerçekçilikten uzak bir sisteme oturtulmuş olması nedeniyle, gerçekleştiği
oranlarda toplanamamaktadır. Vergi dışı ekonomi giderek büyümektedir. Oluşan
vergilerin tümünün toplanabilmesi halinde bile, devlet iç borçlarının sadece
yarısını karşılayabilecektir.
Özetle: Bugün Türkiye siyasi ve sosyal alanlarda olduğu kadar, ekonomik
alanda da çok ciddi bir istikrarsızlık dönemine, bir kez daha girmiş bulunmaktadır.
Dahası, ülkemiz Cumhuriyet tarihinin belki de en ağır, en buhranlı yıllarını
yaşamaktadır.
Böylesi bir ortam, tartışmasız biçimde ekonominin motoru olduğuna inandığımız,
üretkenliğinden medet umduğumuz bireyin, özel girişimcinin elini, kolunu
bağlamakta; üretkenliği yok etmekte; özel girişim üzerinde fevkalâde caydırıcı
rol oynamaktadır. '
Sokaktaki insan çaresiz, mutsuz, endişeli ve karamsardır. Bireysel ve
toplumsal refah, huzur ve mutluluk her zamankinden daha uzak görünmektedir.
Oysa, ülkemiz öz kaynakları itibariyle (bkz. Genel Değerlendirme) çok kısa
sürede dünyanın lider ülkelerinden birisi olabilecek potansiyele sahiptir.
Devlet yönetiminde ve ekonomik sistemde köklü reformlar yapmamız; bireye
değer veren, bireyi ön planda tutan, bireyin yaratıcı ve üretken gücüne
içtenlikle inanan yepyeni bir sistemi, liberal sistemi, cesur kararlarla,
tam anlamıyla hakim kılmamız; genç ve inançlı kadrolarla yürüterek, geliştirmemiz
gerekmektedir.
Liberal Demokrat Parti, ekonomik gelişmenin amacının da, aracının da
insan olduğu anlayışı ile, bireyin ve bireyin oluşturduğu kurumların tam
anlamıyla özgür, özgür olduğu kadar akılcı bir ekonomik sistemin kurulmasını
hedef almakta; bu amaçla ülkemiz ekonomisini yeniden yapılandırmayı amaçlamaktadır.
II.1. Ekonomide Devletin Yeri
II.1.1. Devlet icra etmez, yönetir. Bu anlayışla, devlet hiçbir
ekonomik faaliyet içinde yer almayacak, rol oynamayacaktır. Böylelikle,
devletin harcamaları azalacak; yüksek enflasyona yol açarak, ekonomiyi
felç eden kamu açığı yani, devletin iki yakasını bir araya getirememesi
durumu ortadan kalkacaktır.
II.1.2. Devletin çalışması her düzeyde verimlilik esasına dayandırılacak;
sınırlı sayıya indirgenecek ve orada tutulacak olan kamu personeli, üretkenlik
ve başarı esasına göre, hak ettikleri düzeyde ödüllendirilecektir.
II.1.3. Merkez Bankası özerkleştirilecektir. Merkez Bankası'nın
görevi sadece ve sadece ekonominin ihtiyacı kadar para basmak olacak; bu
ihtiyaç ekonominin gelişme hızına göre belirlenecektir.
II.1.4. Bütün kamu iktisadi kuruluşları (KIT'ler) özelleştirilecek;
rasyonel çalışması mümkün olmayanlar, kapatılacaktır.
II.1.5. Devletin ekonomideki başlıca görevlerinden biri, serbest
piyasa düzeninde rekabete dayalı sistemin işleyişini yasalarla güvence
altına almak; diğeri ise, tekelleşme ve tröstleşmeyi engellemek olacaktır.
(bkz.l.2.4.) Girişimciyi olduğu kadar, tüketiciyi korumaya dönük bu görevini
devlet yasal düzenlemeler ve bağımsız, etkin yargı tesisi ile ifa edecektir.
II.2. Vergi ve Teşvik
II.2.l. Gerek iç, gerek dış finansman sektörleri tümüyle vergiden
muaf tutulacaktır. Böylelikle, finansman maliyetlerinin düşürülmesi ve
ekonomik aktivitenin canlandırılması öngörülmektedir.
II.2.2. Vergilendirmede esas, belirli bir sektör için haksız
rekabet yaratmamaktır.
II.2.3. Vergi mevzuatı basitleştirilecektir. Vergiler genel olarak
% 10 seviyelerine düşürülecek ve böylelikle, vergi verme özendirileceği
gibi, kapsamı yaygınlaştırılmış olacaktır.
II.2.4. Vergi denetimi ve vergi toplama özel kuruluşlar aracılığı
ile ve en etkin yöntemler kullanılarak, gerçekleştirilecek; vergi ödememenin
cezası ağırlaştırılacaktır.
II.2.5. Progresif vergi (gelir dilimine göre tahakkuk ettirilen
vergi) uygulaması kaldırılacak; çok kazanan cezalandırılmamış olacaktır.
II.2.6. Teşvikler kaldırılacak; bu amaçla kurulmuş bulunan DPT
dahil, tüm kamu kuruluşları kapatılacaktır.
II.2.7. Yöresel ve sektörel teşvik, uygulanan vergi politikası
ile sağlanacaktır.
II.2.8. Yerli ve yabancı medya ve kültür sektörleri tümüyle vergiden
muaf tutulacaktır ya da,. %1 gibi çok düşük düzeylerde vergiye tâbi kılınacaklardır.
Böylelikle, Bilgi Çağı' na uyum hızlandırılacak; özellikle yabancı medya
kültür kurum ve kuruluşlarının Türkiye'yi merkez edinmeleri özendirilecektir.
Bu ortamın yaratılması ülkemizin dünya ile entegrasyonu ve tabii, imajı
bakımından son derece yararlı olacaktır.
II.2.9. Vergi ile teşviklerde devlet süre taahhüdü vermekle yükümlendirilecektir.
II.3. Mali Piyasalar ve Sigortacılık
II.3.l. Bankalar ve finans kurumları gibi, halkın tasarruflarını
ekonomiye kanalize eden kuruluşlar vergiden muaf tutulacaktır (bkz II.2.l.)
Bu kuruluşlar sadece yıllık kârları üzerinden gelir vergisi ödemekle yükümlü
olacaklardır.
II.3.2. Mali piyasalara yönelik uygulamalarda temel amaç, ekonomide
demokrasinin sağlanmasıdır. Ekonomide demokrasiyi sağlamanın bir diğer
koşulu, mali piyasalarda rekabetçi ortamın gelişmesidir.
II.3.3. Bu anlayışla, piyasa mekanizmasının işleyişi ve işleyiş
kuralları tüm mali piyasalara egemen kılınacak; para ve sermaye piyasaları
ile, bu piyasalara özgü kurum ve kuruluşlar bütünlük içinde ele alınarak,
yeniden yapılandırılacaklardır. Mali piyasalara güvenin pekiştirilmesini
de öngören bu anlayış, bu piyasaların ekonomiye kaynak aktarımı gibi, asli
işlevlerini en iyi şekilde yapmalarını sağlayacaktır.
II.3.4. Türkiye mali piyasalarının dünya mali piyasaları ile
bütünleşmesi sağlanacak; bu piyasalarda yatırımcının korunmasına dönük
tüm düzenlemeler yapılacaktır.
II.3.5. Sermaye piyasalarını geliştirmek ve bu piyasalara istikrar
kazandırmak amacıyla, şirketlerin halka açılmasını kolaylaştıracak mevzuat
değişiklikleri yapılacaktır. Bu durum ise sermayenin tabana yayılmasına
ve gelir dağılımının düzelmesine katkıda bulanacaktır.
II.3.6. Türkiye sermaye piyasası uluslararası standârtlara kavuşturulacaktır.
Bu yolla piyasanın açıklık, güven ve istikrar içinde işlemesi temin edilecektir.
II.3.7. Halkın aydınlatılması ve bilgilendirilmesi amacıyla,
yatırımcıların karar alma sürecinde kullandıkları bilgilere doğru ve düşük
maliyette ulaşmasına yönelik düzenlemelere gidilecektir.
II.3.8. Yatırımcıların mali kuruluşlar karşısındaki haklarının
korunmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılacaktır.
II.3.9. Banka mevduatları özel sigorta şirketleri tarafından
sigortalanacak; her banka mevduatının hangi sigorta şirketi tarafından
ve ne kapsamda sigortalandığını halka ve mudilerine açık biçimde duyuracaktır.
II.3.10. Mevduatını sigorta kapsamında bulundurmayan bankaların
faaliyetine izin verilecek ancak, bu bankaların da mudilerini bu bağlamda
en açık biçimde bilgilendirmeleri koşulu getirilecektir.
II.3.11. Banka kurmak kolaylaştırılacak; bankalar isteyen herkes
tarafından, herhangi bir şirket gibi. özel izin alınmaksızın kurulabilecektir.
II.4. Dış Ekonomik İIişkiler ve Yabancı Sermaye
II.4.I. Dış ekonomik ilişkilerde öncelik Türkiye'nin sınır komşularına
verilecektir' Liberal Demokrat Parti komşularımızın refah ve mutluluğunun,
kendi refah ve mutluluğumuz kadar önem taşıdığına inanmaktadır.
II.4.2. Aynı anlayışla, sınır ticareti serbest bırakılacaktır.
II.4.3. Dünya ülkeleri ile ekonomik ilişkiler genel olarak liberal
politikaların oluşturacağı çerçeveye oturtulacaktır. Bir diğer ifade ile,
Türk insanının girişim gücüne tam özgürlük tanınırken; Türkiye de dünya
girişimcisine de aynı özgürlük tanınacaktır. Liberal Demokrat Parti bu
tutumunun dünya barışına dâ büyük katkıda bulanacağına; dünya insanları
arasındaki para, mal/hizmet ve insan gücü trafiğinin yoğunlaşmasına katkının,
barış, huzur ve refah getireceğine inanmaktadır.
II.4.4. Türkiye'nin doğu-batı ve kuzey-güney arasında doğal köprü
olma avantajı sonuna kadar kullanılacak; ülkemiz kapıları ayırım gözetmeksizin
tüm dünya girişimcilerine açılacaktır. Türkiye için refahın kilidinin ülkemizin
eşsiz doğal konumu olduğuna inanmaktayız.
II.4.5. Büyük blokların dünya, ticaretine hakim olacağı 21.yüzyıla
girerken Türkiye'nin tüm dünya ile ekonomik ilişkilerini canlı tutmak;
tüm tabularından arınmak zorunda olduğuna inanıyoruz.
II.4.6. Bu anlayışla, gümrüklerimiz tümüyle açılarak, gümrük
vergileri sıfıra indirilecektir. Sadece silâh ve uyuşturucu için etkin
gümrük denetimi yapılacak; silâh ve uyuşturucu ticareti yapanlar en ağır
biçimde cezalandırılacaklardır.
II.4.7. Türkiye'nin Avrupa Birliği' ne tam üyelik konusuna bel
bağlamaması gerektiğine inanıyoruz. Dolayısıyla, gümrüklerimiz sadece Avrupa
Birliği üyeleri için açılmayacak; tüm dünya ülkeleri için açılacak ve gümrük
vergileri sıfırlanacaktır. Türkiye Avrupa Birliği'ne girme hedefinden vazgeçmemekle
birlikte, bu birliğin bürokratik cenderesine girmeyi reddedecektir.
II.4.8. Kabotaj Kanunu kaldırılacak; deniz ulaşımı serbestleştirilecek;
tüm liman ve iskeleler özelleştirilecektir.
II.4.9. Yabancı sermayeye hiçbir sınırlama getirilmeyecek; yabancı
sermaye yerli sermaye muamelesi görerek, aynı mevzuata tâbi kılınacaktır.
Böylelikle, finansmanı vergiden muaf tutan ülkemiz (bkz. II.2.l.) yabancı
sermaye için de cazip bir ülke haline gelecektir.
II.4.10. İhracata teşvik verilmeyecektir (bkz. II.2.5 ve II.2.6)
Dış ticarette gümrüklerin kaldırılması, ihracat sektörüne verilebilecek
en büyük teşvik olarak değerlendirilmektedir.
II.4.11. Aynı durum ithalât için de söz konusudur. Silâh ve uyuşturucu
dışında, herhangi bir malın Türkiye'ye sıfır gümrükle ve vergisiz girerek,
depolanması mümkün kılınacaktır. Vergi, bu malların ülke içinde satışından
alınacaktır.
II.5. Tarım ve Sanayi
II.5.l. Ülkemiz nüfusunun o/o40'ı tarımla uğraşmaktadır. Tarımda
mekanizasyon ve modernizasyonun sağlanması ve tarımın ticaretin bir parçası
haline getirilmesi birincil hedefimizdir ancak, bu sektörde de alışılagelen
teşvik yöntemleri uygulanmayacaktır. (bkz. II.2.5, II.2.6, II.2.7).
II.5.2. Tarım girdilerinde üreticiye asgari teşvik vergi muafiyeti
yoluyla sağlanacaktır. Vergi muafiyeti, tarımsal ürünlerin ticaretini yapanları
da kapsayacaktır. Bir diğer ifade ile, tarımda vergi muafiyeti sadece üretene
değil, satın alana, depolayana, işleyene de tanınacaktır. Bu durumun üreticiye
dolaylı olarak yansıması öngörülmektedir.
II.5.3. Toprak Mahsulleri Ofisi, Fiskobirlik vb kamu kuruluşlarının
faaliyetine son verilecektir. Bu müesseseler devlete bağımlı olmaları nedeniyle,
spekülasyon görevlerini hakkıyla yerine getirememektedirler. Bu son derece
önemli görevin beceriksizce ve duyarsızlıkla yerine getirilmiş olması sonucu,
ödediğimiz vergilerle ucuz ya da pahalı satın alınan tarımsal ürünler sürekli
olarak depolarda çürütülmüş ya da yakılmış; ne üretici, ne alıcı, ne de
tüketici memnun edilmiştir.
II.5.4. Tarımsal ürünlerde de spekülasyonun önemli işlevine inanmakta;
bu görevin büyük sermayeli yerli ve yabancı özel spekülatör kuruluşlar
tarafından yerine getirilmesini öngörmekteyiz. Böylelikle, köylümüz çok
daha çağdaş ve etkin bir sistemle neyi üretirse, kaça satabileceğini erkenden
ve kesin olarak bilecek; tarımsal üretimin heba olması önlenecek; sonuçta
üretici de, tüketici de memnun edilecektir.
II.5.5. Devlet herhangi bir sanayi yatırım politikası gütmeyecektir.
Yaratılan liberal ekonomi ortamında sanayicinin bireysel inisiyatifi ile
devletten çok daha çabuk ve doğru kararlar alarak, ülke sanayiinin gerçekçi
biçimde gelişmesinde çok daha etkin rol oynayacağına inanmaktayız.
II.5.6. Finansmana vergi muafiyeti (bkz. II.2.l) sağlanması yoluyla
sanayi sektöründe ucuz kaynak yaratılmış olacaktır. Türkiye'nin doğal köprü
konumunun sağladığı pazarlama avantajı ise, sanayicinin en büyük teşvik
kaynağı olacaktır.
II.5.7. Devlet savunma sanayiindeki girişimlerini özel sektöre
devredecektir. Ülkemiz için savunma alanında gerekli en son teknolojinin
ürünleri en ucuz biçimde, kimden ya da nereden temin edilebiliyorsa, oradan
satın alınacaktır. Türk ordusunun çağın en gelişmiş araç ve gereçleri ile
donatılması birincil amaç olmakla birlikte, yerli savunma sanayiini geliştirmek
gibi bir devlet politikası benimsenmeyecektir. (bkz.I.6.2,I.6.3)
II.6. Altyapı
II.6.l. Devlet ulaştırma, haberleşme ve enerji olarak tanımlanan
altyapı yatırımlarından tümüyle çekilecek; bu yatırımların özel sektör
kuruluşları aracılığı ile gerçekleştirilmesi ortamı yaratılacaktır. Devlet
sadece özel sektörün paraya tahvil edemeyeceği altyapı yatırımlarını üstlenecektir,
(örneğin, köy yolları vb.)
II.6.2. Devlet özel bir enerji yatırım politikası gütmeyecektir.
Liberal ekonomi ortamında enerji de tıpkı herhangi bir mal/hizmet gibi,
en ucuza ve en etkin biçimde nereden temin edilebiliyorsa, oradan temin
edilecektir.
II.6.3. Aynı durum petrol, kömür, doğal gaz gibi primer enerji
ihtiyacımız için de söz konusu olacaktır.
II.6.4. Enerji konusunda devletin rolü tüketici hakları ve çevre
koruma bağlamında, bireyi ve toplumu gözetme ile sınırlı olacak; devlet
bu görevini kapsamlı yasal çerçeve içinde, bağımsız ve etkin yargı ortamında
gerçekleştirmekle yükümlendirilecektir. (bkz. I.2.5)
|