Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
PARTİLER VE PROGRAMLARI

LİBERAL DEMOKRAT PARTİ...
1994
Liberal Demokrat Parti, 26 Temmuz 1994'te Besim Tibuk ve arkadaşlarınca kuruldu.
 
Liberal Demokrat Parti (LDP) programının "Devlet Yönetimi" ve "Ekonomi" bölümleri şöyle:
 
 
 
 
Giriş Devlet Yönetimi Ekonomi Sosyal Yaşam Belediyeler

Siyasetin önce insan, sonra toplum, sonra da tüm insanlık âlemine hizmet için yapılması gerektiği; amaç toplumsal ve küresel refah ve mutluluk ise, aracın birey olduğuna; bireysel refah ve mutluluğun öncelikle insan haklarına saygılı toplumsal düzenden geçtiğine inanıyoruz.

Liberal Demokrat Parti birey hak ve özgürlüklerini tam anlamıyla teminat altına alan; ifade, din ve girişim özgürlüklerinin vazgeçilmez olduğu; toplum iradesinin kayıtsız şartsız egemen olduğu; devletin gerek ekonomik, gerek sosyal, gerekse kültürel yaşama müdahalesinin asgari düzeyde bulunduğu; çağdaş, demokratik hukuk devletinin tesisini başlıca görevi olarak görmektedir.

Bu devlet, toplum düzenini, adaleti, iç ve dış güvenliği sağlamak ve çevre ile tüketici hakları gibi, bireyin düzenlemesi zor olan alanları sahiplenmekle yükümlüdür.

Devlet icra etmez, yönetir. Devletten ayrılan sosyal ve ekonomik kurumlar, bireyin, halkın yaratıcı gücü ile yeniden şekillenecek ve gelişecektir. Böylelikle, devlet bugünkü hantallığından kurtulup, etkin ve dinamik bir yapıya kavuşacaktır.

Liberal demokratik sistemde devlet ekonomide rekabete dayalı ortamın oluşması ve gelişmesi gereğine inanır çünkü, böylelikle kaynak dağılımı, yatırımlar ve üretim optimum esaslarda gerçekleşecektir.

Liberal demokraside devlet din ve vicdan hürriyetlerini ve laikliği birbirini tamamlayan unsurlar olarak görür.

Temel Sorun

1946' dan bu yana uygulanan çok partili parlâmenter sistemin, toplumumuz ve insanımız için Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile amaçlanan sonuçları vermemiş olmasının temelinde, yürürlüğe konulan hiçbir anayasamızın demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez koşulu olan kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsememiş olduğu gerçeği yatmaktadır.

Yargı, yürütme ve yasama olarak ifade edilen bu üç güç, demokratik hukuk devletinde birbirinden bağımsız ve fakat, yargı ağırlıklı olarak, birbiri ile koordineli biçimde işlev verirler.

Oysa, ülkemizde bu üç güce, hiç kuşkusuz, yasama (Parlâmento egemen olagelmiştir. Örneğin:

Aslında yürütmenin (Hükümet) başı olması gereken Devlet Başkanı'nı (Cumhurbaşkanı) toplum iradesi değil, Parlâmento belirlemekte yani, tarafsızlığı öngörülen bu makam, Parlâmento'da çoğunluk oyuna sahip siyasi irade tarafından seçilmektedir. Parlâmento'da çoğunluk oyuna sahip siyasi iradenin seçtiği Devlet Başkanı'nın (Cumhurbaşkanı'nın) öngörülen tarafsızlığı bu nedenledir ki, her zaman tartışma konusu olmuştur.

Öte yandan, yürütmenin (Hükümet) başı yani, Başbakan, yine yasama organı (Parlâmento) tarafından belirlenmekte ve/veya onaylanmaktadır yani, Parlâmentodaki siyasi iradeye tâbidir, onun temsilcisidir. Oysa, yürütme toplum bütününe karşı sorumludur; Parlâmento'da oy çokluğuna sahip bir siyasi iradeye değil ve dolayısıyla, toplum tarafından seçimle belirlenmelidir.

Yargıçlarımızın karar aşamasında çok veciz biçimde ifade ettikleri üzere ("Yaz kızım, Türk milleti adına...") yargı gücünün de yine toplum adına kullanılması için, toplumsal iradenin ürünü olması yani, toplum tarafından seçimle belirlenmiş olması gerekir. Türkiye'de yargının Parlâmento'da çoğunluğu bulunan siyasi iradenin seçtiği bir Başbakan ve onun belirlediği Adalet Bakanı'na bağlı olması, yargı bağımsızlığını tartışılır kılmaktadır.

Özetle: Yargı ve yürütme, topluma doğrudan sorumludur. Dolayısıyla, bu iki gücü toplum adına kullanan organlar, toplumsal iradenin ürünü olmak yani, toplum tarafından mutabakatla belirlenmek zorundadırlar.

Yasama ise, doğaldır ki, toplum bütününü oluşturan karşıt demokratik grupların çıkar iradelerine dayanarak seçtikleri vekillerden değil, temsilcilerden oluşur. Bu·nedenle de, doğaldır ki, Parlâmento bir toplumsal mutabakatın ürünü değildir; olması da beklenemez. Yasama organının (Parlâmento'nun) üyeleri millet bütününe değil, mensup oldukları siyasi partilere oy vermiş olan vatandaşlara karşı sorumludurlar.

Zaten bu nedenledir ki, Liberal Demokrat Parti yasama organını Temsilciler Meclisi; bu organın üyelerini ise Temsilci olarak anmaktan yanadır.

Dördüncü Güç

Çağdaş demokratik hukuk devletinde yukarıda sözü edilen üç güce bir yenisi eklenmiştir: Medya.

İletişim teknolojisindeki akıl almaz gelişmeler sonucu ulaştığımız Bilgi Çağında medya (kitle iletişim organları) bireylerin ve toplumun liberal anlayışla gelişmesinde son derece etkin rol oynayabilir, oynamaktadır, oynamalıdır.

Bu anlayışla, medyayı dördüncü güç olarak mütalâa etmekte; bu gücün devletin işleyişindeki rolüne anayasada ifade bulan özel sorumluluk ve görev atfetmekteyiz.

Toplumsal SözIeşme

Yukarıda özetlenen anlayışın ifade bulacağı ilk metin, bir toplumsal sözleşme niteliği taşıyan Anayasa `dır.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir demokratik hukuk devleti olarak devamlılığını teminat altına almak üzere, köklü değişiklikleri öngören bu Anayasa'nın aşağıda belirtilen hususları gözeten, çok kısa bir metin olması gerektiğine inanıyor; bir referandum ile yürürlüğe konulmasını öneriyoruz.

Demokratik hukuk devletinin tesisi için önerilen ve yeniden yapılanmanın temel taşlarını belirleyecek olan yeni Anayasa ile öngördüğümüz ilkelere, programın bu ilk bölümünde yer verilmektedir.

Bu Anayasa çerçevesinde devletin asli görevleri olarak belirlenen yargı ve adalet, toplum düzeni ve iç güvenlik, dış politika ve savunma konularına da, programın yine ilk bölümünde yer verilmektedir.

I.1 Anayasa

I.1.1. TC Anayasası, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez özelliği olan kuvvetler ayrılığı ilkesi uyarınca, yasama, yürütme ve yargının birbirinden tamamen bağımsız şekilde işlemesini temin eden hükümlere yer verecek; birbirlerini denetleyen ve dengeleyen bu güçlerin, birbirleri ile işbirliği ve koordinasyon esaslarını belirleyecektir.

I.1.2. TC Anayasası, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez özelliği olan kuwetler ayrılığı ilkesinin işlerliğini teminen, yürütme gücünün (hükümetin) iki turlu seçimle millet bütünü tarafından seçilen ve asgari %51 oy alan bir Başkan'a ve bu Başkan'ın belirleyeceği bir Kabine'ye verilmesi ilkesine ve Başkanlık Sistemi olarak adlandırılan bu yapının işleyiş esaslarına ye.r verecektir.

I.1.3. TC Anayasası, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez özelliği olan kuvvetler ayrılığı ilkesinin işlerliğini teminen, yargının Başkan ve üyelerini toplumsal iradenin belirleyeceği bir Yüksek Mahkeme'ye ve bu makama bağlı etkin bir adli mekanizmaya verilmesi ilkesine ve bu yapının işleyiş esaslarına yer verecektir.

I.1.4. TC Anayasası, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez özelliği olan kuvvetler ayrılığı ilkesinin işlerliğini teminen, yasamanın (Parlâmento) dar bölge ve iki turlu seçimle asgari %51 oy alan siyasi parti temsilcilerinin oluşturduğu Temsilciler Meclisi ile yürütüleceği ilkesine ve bu yapının işleyiş esaslarına yer verecektir.

I.1.5. TC Anayasası çağdaş demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez özelliği olan insan hak ve özgürlükleri bağlamında, TC devleti tarafından zaten kabul edilmiş bulunan, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi iIkeIerine tam anlamıyla sadık kalınacağı; aynı konuda uluslararası anlaşmalarda ifade bulabilecek tüm gelişmelerin peşinen kabul edileceği hükmüne yer verecektir. Anayasa bu konuda Türkiye ve Türk toplumuna özel başka hiçbir hükme yer vermeyecektir.

I.1.6. TC Anayasası çağdaş demokratik hukuk devletinin dördüncü gücü olarak kabul edilen medyanın (kitle iletişim organları) liberal anlayış çerçevesinde ve çağdaş demokratik hukuk devletine saygılı hizmet vermesini esasa bağlayan ilkelere özel bir yer verecektir.

I.1.7. TC Anayasası'nda demokratik hukuk devletinin gereği olarak, anayasanın onaylanması velveya değiştirilmesi hakkının, Devlet Başkanı'nın önerisi ile, toplum iradesine tanıdığı ilkesine yer verecektir.

I.2. Adli Sistem

I.2.1. Anayasa Mahkemesi kaldırılacaktır. Yerine, önemli konularda son kararı toplum iradesinden aldığı yetki ve güçle veren bir Yüksek Mahkeme kurulacaktır. Adli mekanizma,seçimle göreve getirilen üyelerden oluşan bu Yüksek Mahkeme'ye bağlanacaktır.

I.2.2. Adli mekanizmanın parasal ihtiyaçları, bu amaca hizmetle oluşturulacak bağımsız bir fondan karşılanacaktır. Bu fonun temel girdisini, günün şartlarına uygun, gerçekçi biçimde belirlenen adli harçlar oluşturacaktır. Adli sistem içinde görevli yargıçların ve diğer personelin gelir düzeyleri her zaman görevin önemine uygun düzeylerde tutulacaktır.

1.2.3. İdari yargı kaldırılacak; görev normal mahkemelerce yerine getirilecektir.

1.2.4. Çevre koruma ve tüketici hakları konularında özel ihtisas mahkemeleri ihdas edilecektir.

1.2.5. Adli sistem hızlı ve etkin hizmet verecek şekilde yeniden yapılandırılacak; mahkemelerin kuruluş ve işleyiş esaslarını belirleyen kanunlar yeniden ele alınacak; mevzuat ve usul düzenlemeleri yapılacaktır.

1.2.6. Yürürlükteki kanunlar, içtihat kararları ve gerekli tüm diğer bilgiler bilgisayar sistemine geçirilecek; teknolojinin tüm imkânları devreye sokulacaktır.

I.3. Temsil

I.3.1. Yasama organı (Parlâmento) dar bölge sistemi ve iki turlu seçimle, asgari al 51 oy alan siyasi parti temsilcilerinden oluşacak; bu organın adı Temsilciler Meclisi olarak değiştirilecektir.

I.3.2. Temsilciler meclisi üyelerinin Devlet Başkanı tarafından Kabine'ye atanmaları halinde, üyelikleri düşecektir.

I.3.3. Temsilciler Meclisi üyelerinin meclis dışı dokunulmazlıkları kaldırılacak; suç işlediği öne sürülen bir temsilcinin sorgulanması ve yargılanması, her TC vatandaşına uygulanan esaslar ve yasalar çerçevesinde yapılacaktır.

I.3.4. Temsilciler Meclisi'nin verimli bir şekilde çalışmasını teminen, teknolojinin tüm imkânlarından yararlanılacaktır.

I.3.5. Seçim Kanunu'nda yapılabilecek değişikliklerin bir sonraki seçimde uygulanabilirlik esası getirilecektir.

I.3.6. Siyasi partilerin işleyişi, parti üyelerine güven esasına oturtulacaktır. On seçimler mazbut parti üyeleri arasında ve yargı organlarının denetiminde yapılacak; delege sistemi kaldırılacaktır.

I.3.7. Siyasi partilere üye olabilmek için 18 yaşını bitirmiş olmak yeterli olacaktır.

I.3.8. Seçme yaşı 18, seçilme yaşı 25 olarak belirlenecek; Temsilciler Meclisi'ne adaylık, sekiz yıl temel eğitim almış olmak koşuluna bağlanacaktır.

I.3.9. Yurt dışında yerleşik TC vatandaşlarının elçilik ve konsolosluklar aracılığı ile oy kullanmalarına imkân sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.

I.4. İdari Yapı

I.4.1. İl sayısı asgariye indirilecek; ilçeleri il yapma savurganlığına son verilecektir.

I.4.2. Valiler ilde en yüksek mülki amir sıfatıyla, merkezden atama yoluyla görevlendirilecekler; yetkileri yeniden gözden geçirilecektir.

I.4.3. Seçimle gelen belediyelerin yerel parlâmentolar şeklinde görev vermelerine imkân tanıyan yetki ve sorumlulukla donatılmaları sağlanacaktır.

I.5. Toplum Düzeni ve İç Güvenlik

I.5.1. TC vatandaşlarının temiz bir çevrede, tüketici hakları korunarak, güvenli, sağlıklı, huzurlu, çağdaş bir şekilde yaşamalarını temin etmek, devletin asli görevidir.

I.5.2. Bu amaca hizmetle, çevre ve tüketici haklarını korumaya dönük geniş kapsamlı,özel yasalar çıkartılarak; yetkiler özel ihtisas mahkemelerine verilecektir. (bkz.l.2.4.)

I.5.3. Kadın-erkek eşitliği ilkesine sadık kalınarak mevcut sistemde özellikle kadınların istismarına yol açan mevzuat kaldırılacak; kadınların, çocukların ve ailenin korunması konularına önem verilecektir.

I.5.4. Fırsat eşitliği tesis edilecektir. Devletin bu alana doğrudan katkısı sınırlı kalacak (örn. fakir ve aciz vatandaşlarına eğitim bursu vermek) ancak, fırsat eşitliği uygulanan liberal ekonomik ve sosyal politikalarla teşvik edilecektir.

I.5.5. Liberal demokrasinin olmazsa olmaz unsurlarından dernekler ve vakıfların işleyişi yeni yasalarla daha geniş kapsamlı ve çağdaş yapıya kavuşturulacaktır.

I.5.6. SSK, Bağ-Kur gibi kurumlar kaldırılacak, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerinin vakıflar ve özel kuruluşlar vasıtasıyla etkin biçimde yerine getirilmesi sağlanacaktır. Sigorta sektörü, finans sektörünün bir parçası olması nedeniyle, vergi muafiyeti tanınarak, teşvik edilecektir. (bkz. II.2.l,II.2.6)

I.5.7. SSK ve Bağ-Kur'un emeklilere olan görev ve sorumlulukları devletin öze/ bir bütçesinden ve fakat, yine vakıflar ve özel kuruluşlar aracılığı ile, çok daha etkin biçimde yerine getirilecektir.

I.5.8. Devlet hastahaneleri vakıf kuruluşları şeklinde özelleştirilecek; etkin ve çağdaş hizmet vermelerini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.

I.5.9. İşsizlik sigortası asgari düzeyde, süreli ve istismara yol açmayacak şekilde ihdas edilecektir

I.5.10. Özürlü vatandaşların yaşamlarını kolaylaştırıcı tüm önlemler kanunlarla belirlenecek; aciz durumda olanlara devletin özel bir bütçesinden yardım, sosyal güvenlik hizmetleri vermek üzere oluşturulan vakıflar ve özel kuruluşlar aracılığı ile sağlanacaktır (bkz. II.2.1.,II.2.6.)

I.5.11. Devlet nüfus plânlaması politikası gütmeyecektir. Nüfus plânlaması Türk halkının sağ duyusuna ve bu konuda faal özel kurum ve kuruluşların becerisine bırakılacaktır.

I.5.12. Çalışma hayatı iş barışının temini ve sürekliliği sağlanacak kanunlarla düzenlenecek; işveren ve işçi ilişkileri karşılıklı saygı, sevgi, anlayış ve toplumsal sorumluluk temeline oturtulacaktır.

I.5.13. Oda ve sendikalara mecburi üyelik kaldırılacak; gönüllü üyelik ihdas ve teşvik edilecektir. Şu anlayışla ki, oda veya sendikanın görevi üyeliğini talep ettiği kişi ve/veya kuruluşa hizmet vermektir ve bu hizmetin mükemmeliyeti oranında üye kaydedilir ya da üye sayısı artırılabilir.

I.5.14. İç güvenlik güçlü, eğitimli, her türlü teknik ve teknolojik donanıma sahip bir polis örgütünce sağlanacaktır. Polisin ve polis örgütünün vatandaşla saygı ve sevgi bağları sıkılaştırılacaktır.

I.5.15. Polis örgütünde görev yapan personelin gelirleri, görevin önemi uyarınca, her zaman doyurucu düzeylerde tutulacaktır. Poliste rezerv sistemi ihdas edilecektir.

I.5.16. Jandarma iç güvenlikten sorumlu bir kurum olarak, polis örgütüne bağlanacaktır.

I.5.17. İç güvenlik sorunlarında askeri birlikler hiçbir şekilde görev almayacaklardır.

I.6. Dış Güvenlik ve Savunma

I.6.1. Liberal Demokrat Parti dış güvenlik ve savunmayı devletin asli görevlerinden bir diğeri olarak değerlendirmektedir.

I.6.2. Bu anlayışla, Türk ordusu çağın en gelişmiş teknolojik imkânları ile donanımlı; küçük ve fakat, dinamik, güçlü, profesyonel bir caydırıcı güç olarak hizmet vermek üzere, yeniden yapılandırılacaktır.

I.6.3. Ordumuz sadece ülkenin dışa karşı güvenliğinden sorumlu tutulacak; olası sıkıyönetim vb hallerde yurt içi görevde kullanılmayacaktır.

I.6.4. Devletin savunma sanayi yatırımları özel sektöre devredilecektir. Devlet, prensip olarak, yerli savunma sanayi geliştirme gibi bir politika gütmeyecektir. (bkz. II.5.7.)

I.6.5. Türk ordusu, dünya barışını teminen NATO ve ülkemizin dahil olacağı tüm benzeri ittifaklarda aktif rol alacaktır.

I.6.6. Liberal Demokrat Parti NATO' nun Birleşmiş Milletler'in vurucu gücü olarak, yeniden yapılanması gereğine inanmaktadır (bkz. I.7.4.)

I.7. Dış Politika

I.7.1. Liberal Demokrat Parti tüm öz kaynakları ile (bkz. Genel Değerlendirme) Türkiye'nin dünya politikasında ağırlıklı bir ülke olduğuna inanmaktadır. Bu durum hangi siyasi partinin iktidarda olduğu ya da ülkemizin ekonomik durumu vb gerçeklerden bağımsızdır. Türkiye Cumhuriyeti dünya üzerindeki bu konumunun gereğini yerine getirmek; dünya barışının tesisi bağlamında bu konumunun dayattığı sorumluluğu üstlenmek zorundadır.

I.7.2. Ülkemizin Birleşmiş Milletler'e bağlılığı, güçlendirilerek, sürdürülecek; bu örgütün daha da güçlendirilmesine katkıda bulunulacaktır

I.7.3. Bu anlayışla, ülkemizin BM Güvenlik Konseyi'nde veto hakkı olan daimi üye olması gerektiğine inanıyoruz. Şöyle ki: Türkiye, dünya barışının temini bağlamında, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinden (ABD, Ingiltere, Fransa, Rusya ve Çin) en az ikisinin (Fransa ve Çin) çok ötesinde siyasal öneme sahiptir.

I.7.4. Liberal Demokrat Parti NATO' nun, Birleşmiş Milletler'in vurucu gücü olarak, yeniden yapılanması gereğine inanmaktadır. Komünist bloğun çökmesi ile amaçsız kalan bu örgüt bugüne kadar dünya barışına büyük katkıda bulunmuştur. Bu görevini sürdürebilmesi için, misyonuna daha büyük ve insani perspektif kazandırılmalı; NATO, insan haklarının tesisi bağlamında, Birleşmiş Milletler'in vurucu gücü olarak görev yapacak şekilde, yeniden yapılandırıl malıdır. Böyle bir gelişmenin tüm dünya ülkeleri için barışın teminatı olacağına inanmaktayız.

I.7.5. Liberal Demokrat Parti, Türkiye'nin sınır komşuları ile ilişkilerini sağlam ve sağlıklı temellere oturtmayı devletin öncelikli görevlerinden biri olarak değerlendirmektedir.

I.7.6. Bu anlayışla, sınır komşularımızı ilgilendiren sorunlarda Türkiye'nin, herhangi bir diğer ülkeden daha sorumlu hareket etmesi gerektiğine inanmaktayız. Örneğin, Türkiye, Azerbaycan-Ermenistan sorununun çözümünü ABD ve Rusya'ya bırakmamalı ya da en az bu iki ülke kadar sorumluluk ve yetki üstlenmelidir.

I.7.7. Türkiye, bu sorumluluk ve yetkiyi üstlenirken, komşularına kesin sınır garantisi verecektir.

I.7.8. Liberal Demokrat Parti, ülkemizin dış politikasını yürütmekle yükümlü bürokratik kadroların kariyerden olmayan ve fakat, ulusal ve uluslararası düzeyde başarısı kanıtlanmış kişilerce desteklenmesi ilkesini benimsemektedir. Bu yaklaşımın işleyiş esasları, yasalarla belirlenecektir.
 
 
Giriş Devlet Yönetimi Ekonomi Sosyal Yaşam Belediyeler

Liberal ekonomide ekonominin motoru, serbest piyasa düzeninde özgürce işlev veren birey ve bireysel girişimlerdir.

Liberal Demokrat Parti, bireysel yeteneklerin rekabete dayalı liberal sistemde en iyi şekilde değerlendirileceğine; bireyin ve toplumun yaratıcı gücünün, dinamik müesseselerin özgürce oluşmasının başlıca nedeni olacağına içtenlikle inanmaktadır.

Liberal modelin benimsenmesi sonucu gelişecek sosyal ve ekonomik yapı, insan refah ve mutluluğunun en sağlam teminatı olacaktır.

Liberal anlayışa göre, devletin ekonomiye müdahale etmesi yani, devletçilik, devlette çalışan memurlar ve işçiler de dahil olmak üzere, herkesin ve toplumun aleyhinedir. Neden?

Doğası gereği olarak devlet, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir sistemde kaliteli ve ucuz mal, hizmet üretemez; üretememiştir. Üstelik, ürettiği pahalı mal/hizmetin faturası da, yüksek vergilerle yine bireye ve topluma yansır. Devletin bu şekilde oluşturduğu sınırlı ve kısıtlı "pasta", toplumun her düzeyindeki bireye yine, son derece sınırlı ve adil olmayan biçimde dağılır.

Rekabete dayalı liberal ekonomide devlet, sanayi ve ticaret dahil, hiçbir ekonomik faaliyet içinde yer almaz; ekonominin işleyişine hiçbir şekilde müdahale etmez.

Devlet, özel sektörün paraya tahvil edemeyeceği, kâr edemeyeceği bazı örneğin, altyapı projelerine girebilse de; bu durumda dahi, özel sektörün olanakları sonuna kadar araştırılır ve bu tür yatırımları da özel sektörün üstlenebilmesinin yolları araştırılır, bunu teşvik edecek sistemler geliştirilir.

Öngörülen bu sistemde devletin büyük bütçelere gereksinimi yoktur ve dolayısıyla, enflasyonist ortam oluşmaz, vergiler makul düzeylere iner.

Liberal Demokrat Parti Türkiye'nin iç ve dış pazarlarda rekabet gücünün artması için, finansal, mali vb politikalarda köklü yapısal düzenlemelere gidilmesini başlıca hedefi olarak görmektedir.

Yakın Geçmiş

Ekonominin belirleyicisi siyasi irade yani, siyasi tercihlerdir. Bu bakımdan, yakın geçmişimize bir göz atmak, hangi siyasi tercihlerin ekonomimize nasıl yansıdığını değerlendirmek gerekir.

Liberal Demokrat Parti aşağıda yer alan değerlendirmelerinde yer yer gelmiş geçmiş iktidarların eleştirisini zorunlu olarak yapacaktır. Ancak, bilinmelidir ki, biz dün ile değil, bugün ile ilgiliyiz çünkü, Türk insanı ve Türk halkının dünden aldığı dersini tamamladığına ve artık, yarın ile ilgilendiğine inanıyoruz.

Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllar ve çok partili parlâmenter düzene geçtiği dönemde Türkiye, ekonomisinde görece gelişmeler kaydetmekte birlikte, 80'li yılların başına kadar tümüyle kapalı bir düzende, devletçilik anlayışı ile yönetilmiş; bu nedenle de, hızla gelişen dünyanın kalkınmakta olan ülkeler grubundan bir türlü çıkamamıştır.

II. Dünya Savaşı'nı izleyen yılların hızlı ekonomik kalkınma için sunduğu olanaklar, maalesef değerlendirilememiş; dönemsel olarak görece hızlı kalkınma iki ayrı dönemde yaşanmıştır: 50'li ve 80'li yıllarda Demokrat parti ve Anavatan hükümetleri dönemlerinde.

Türkiye'nin çok partili parlâmenter sisteme geçişini de, 1950 öncesi sergilediği yapıcı muhalefet üslûbu ile önemli ölçüde kolaylaştıran Demokrat Parti, 1950-54 arasında bir dizi liberal ekonomi politikasını yürürlüğe koymuştur

Bu noktada, Cumhuriyet tarihinde ilk kez Türk halkı ve Türk insanına girişim yeteneğini ispat etme. şansı veren bu dönemin politikacılarını, başta Adnan Menderes olmak üzere, minnetle andığımızı belirtmek isteriz.

Dünya ticaretinin geliştiği ve genişlediği 60 ve 70'li yıllarda göreve gelen hükümetler DP ile başlayan bu liberalleşme hareketini devam ettirememiş ve bu dönemde Türkiye, hızla kalkınan Güney Kore gibi ülkelerin bile gerisinde kalmıştır.

80'li yıllarda ANAP hükümetlerince gerçekleştirilen bazı köklü reformlarla ülkemiz ekonomisi ilk kez dünyaya açılmış; benimsenen rekabete dayalı serbest piyasa düzeninde Türkiye, dünyada korumacılığın arttığı bu dönemde bile, hızlı kalkınma imkânına kavuşmuştur.

80'li yıllar Türk insanının ve halkının girişimci, cesur, yaratıcı, yetenekli ve üretken kimliğinin adeta sınavdan geçmesine yol açmış ve Türkiye bu sınavı başarıyla vererek, tümüyle, özgür, dünyaya açık bir düzende mucizeler yaratabileceğini kanıtlamıştır.

Bu noktada da, dönemin politikacılarını başta Turgut Özal olmak üzere, minnetle andığımızı ifade etmek isteriz.

Ancak, 80'li yılların belki de siyasi koşulların dayattığı temel zaafı, yine devletçilik anlayışının tam anlamıyla terk edilememiş olmasıdır. Bu dönemde devlet piyasalara müdahalesini sürdürmüş; yer yer bireysel girişimin, özel sektörün en çetin, en acımasız rakibi olarak ekonomide rol almıştır.

Özelleştirme programı başlatılmakla birlikte, tamamlanamamış; sosyal devlet anlayışı hatta, aldatmacası ile gerçekleştirilen altyapı ve savunma projeleri ile, evet devlet ama, sonuç itibariyle bu ülkenin insanları altından kalkılamayacak boyutlarda iç ve dış borca mahkûm edilmiştir.

Yine aynı dönemde, rekabete dayalı serbest piyasa düzeni ve dünyaya açılmanın gerektirdiği ve ekonomik olduğu kadar, siyasi ve idari yapısal reformlar da istenilen ölçüde gerçekleştirilememiş; anayasa, devlet yönetimi, bürokrasi, mali ve finansal kurumlar vb konularda köklü düzenlemeler yapılamamıştır.

80'li yılların sonu ve 90'lı yılların başından itibaren yaşanılan siyasi istikrarsızlık, ekonomik yaşama dev aynasından yansırcasına, yansımış; özellikle, ekonomide varılan noktadan doğru kararlarla ivme şansı heba edilmiştir. Komünist bloğun çökmesi ile Türkiye'nin önüne çıkan eşsiz fırsatlar değerlendirilememiş; ne siyasi, ne sosyal, ne de ekonomik alanda kararlı ve cesur adımlar atıla bilmiştir.

Bugün

Bugün, devletçilik anlayışının bir ürünü olan kamu borçlanması %15 seviyelerine çıkmış; 80'li yılların sonunda %26'lara ulaşan ulusal tasarruf %l5lere düşmüştür. Bunun anlamı, devletin borçlanma gereğinin ekonominin tüm tasarruflarından fazla olmasıdır.

1994 sonu itibariyle, devletin iç borçlanma miktarının,faizleri ile birlikte, 570 trilyon Liraya ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Yine, 1994 yılının ilk yarısında dış ticaret ve bütçe açıkları, bir önceki yıla kıyasla ürkütücü boyutlarda artmıştır.

Uygulana gelen ekonomik sistemde neye güvenerek yapıldığının anlaşılması zor olan bu büyük borç, 60 milyon vatandaşımızın sırtındadır; 60 milyon vatandaşımız tarafından ödenmesi beklenmektedir. İşin dramatik yönü, yaratılmış bulunan ortamın vatandaşlarımızın girişim gücünü, yaratıcılığını, üretkenliğini tümüyle köreltici mahiyette olmasıdır. iş yapmak, üretmek çok zor hatta, imkânsız hale getirilmiştir.

Özelleştirme konusu hâlâ sürüncemededir. Vergiler son derece adaletsiz ve gerçekçilikten uzak bir sisteme oturtulmuş olması nedeniyle, gerçekleştiği oranlarda toplanamamaktadır. Vergi dışı ekonomi giderek büyümektedir. Oluşan vergilerin tümünün toplanabilmesi halinde bile, devlet iç borçlarının sadece yarısını karşılayabilecektir.

Özetle: Bugün Türkiye siyasi ve sosyal alanlarda olduğu kadar, ekonomik alanda da çok ciddi bir istikrarsızlık dönemine, bir kez daha girmiş bulunmaktadır. Dahası, ülkemiz Cumhuriyet tarihinin belki de en ağır, en buhranlı yıllarını yaşamaktadır.

Böylesi bir ortam, tartışmasız biçimde ekonominin motoru olduğuna inandığımız, üretkenliğinden medet umduğumuz bireyin, özel girişimcinin elini, kolunu bağlamakta; üretkenliği yok etmekte; özel girişim üzerinde fevkalâde caydırıcı rol oynamaktadır. '

Sokaktaki insan çaresiz, mutsuz, endişeli ve karamsardır. Bireysel ve toplumsal refah, huzur ve mutluluk her zamankinden daha uzak görünmektedir. Oysa, ülkemiz öz kaynakları itibariyle (bkz. Genel Değerlendirme) çok kısa sürede dünyanın lider ülkelerinden birisi olabilecek potansiyele sahiptir.

Devlet yönetiminde ve ekonomik sistemde köklü reformlar yapmamız; bireye değer veren, bireyi ön planda tutan, bireyin yaratıcı ve üretken gücüne içtenlikle inanan yepyeni bir sistemi, liberal sistemi, cesur kararlarla, tam anlamıyla hakim kılmamız; genç ve inançlı kadrolarla yürüterek, geliştirmemiz gerekmektedir.

Liberal Demokrat Parti, ekonomik gelişmenin amacının da, aracının da insan olduğu anlayışı ile, bireyin ve bireyin oluşturduğu kurumların tam anlamıyla özgür, özgür olduğu kadar akılcı bir ekonomik sistemin kurulmasını hedef almakta; bu amaçla ülkemiz ekonomisini yeniden yapılandırmayı amaçlamaktadır.

II.1. Ekonomide Devletin Yeri

II.1.1. Devlet icra etmez, yönetir. Bu anlayışla, devlet hiçbir ekonomik faaliyet içinde yer almayacak, rol oynamayacaktır. Böylelikle, devletin harcamaları azalacak; yüksek enflasyona yol açarak, ekonomiyi felç eden kamu açığı yani, devletin iki yakasını bir araya getirememesi durumu ortadan kalkacaktır.

II.1.2. Devletin çalışması her düzeyde verimlilik esasına dayandırılacak; sınırlı sayıya indirgenecek ve orada tutulacak olan kamu personeli, üretkenlik ve başarı esasına göre, hak ettikleri düzeyde ödüllendirilecektir.

II.1.3. Merkez Bankası özerkleştirilecektir. Merkez Bankası'nın görevi sadece ve sadece ekonominin ihtiyacı kadar para basmak olacak; bu ihtiyaç ekonominin gelişme hızına göre belirlenecektir.

II.1.4. Bütün kamu iktisadi kuruluşları (KIT'ler) özelleştirilecek; rasyonel çalışması mümkün olmayanlar, kapatılacaktır.

II.1.5. Devletin ekonomideki başlıca görevlerinden biri, serbest piyasa düzeninde rekabete dayalı sistemin işleyişini yasalarla güvence altına almak; diğeri ise, tekelleşme ve tröstleşmeyi engellemek olacaktır. (bkz.l.2.4.) Girişimciyi olduğu kadar, tüketiciyi korumaya dönük bu görevini devlet yasal düzenlemeler ve bağımsız, etkin yargı tesisi ile ifa edecektir.

II.2. Vergi ve Teşvik

II.2.l. Gerek iç, gerek dış finansman sektörleri tümüyle vergiden muaf tutulacaktır. Böylelikle, finansman maliyetlerinin düşürülmesi ve ekonomik aktivitenin canlandırılması öngörülmektedir.

II.2.2. Vergilendirmede esas, belirli bir sektör için haksız rekabet yaratmamaktır.

II.2.3. Vergi mevzuatı basitleştirilecektir. Vergiler genel olarak % 10 seviyelerine düşürülecek ve böylelikle, vergi verme özendirileceği gibi, kapsamı yaygınlaştırılmış olacaktır.

II.2.4. Vergi denetimi ve vergi toplama özel kuruluşlar aracılığı ile ve en etkin yöntemler kullanılarak, gerçekleştirilecek; vergi ödememenin cezası ağırlaştırılacaktır.

II.2.5. Progresif vergi (gelir dilimine göre tahakkuk ettirilen vergi) uygulaması kaldırılacak; çok kazanan cezalandırılmamış olacaktır.

II.2.6. Teşvikler kaldırılacak; bu amaçla kurulmuş bulunan DPT dahil, tüm kamu kuruluşları kapatılacaktır.

II.2.7. Yöresel ve sektörel teşvik, uygulanan vergi politikası ile sağlanacaktır.

II.2.8. Yerli ve yabancı medya ve kültür sektörleri tümüyle vergiden muaf tutulacaktır ya da,. %1 gibi çok düşük düzeylerde vergiye tâbi kılınacaklardır. Böylelikle, Bilgi Çağı' na uyum hızlandırılacak; özellikle yabancı medya kültür kurum ve kuruluşlarının Türkiye'yi merkez edinmeleri özendirilecektir. Bu ortamın yaratılması ülkemizin dünya ile entegrasyonu ve tabii, imajı bakımından son derece yararlı olacaktır.

II.2.9. Vergi ile teşviklerde devlet süre taahhüdü vermekle yükümlendirilecektir.

II.3. Mali Piyasalar ve Sigortacılık

II.3.l. Bankalar ve finans kurumları gibi, halkın tasarruflarını ekonomiye kanalize eden kuruluşlar vergiden muaf tutulacaktır (bkz II.2.l.) Bu kuruluşlar sadece yıllık kârları üzerinden gelir vergisi ödemekle yükümlü olacaklardır.

II.3.2. Mali piyasalara yönelik uygulamalarda temel amaç, ekonomide demokrasinin sağlanmasıdır. Ekonomide demokrasiyi sağlamanın bir diğer koşulu, mali piyasalarda rekabetçi ortamın gelişmesidir.

II.3.3. Bu anlayışla, piyasa mekanizmasının işleyişi ve işleyiş kuralları tüm mali piyasalara egemen kılınacak; para ve sermaye piyasaları ile, bu piyasalara özgü kurum ve kuruluşlar bütünlük içinde ele alınarak, yeniden yapılandırılacaklardır. Mali piyasalara güvenin pekiştirilmesini de öngören bu anlayış, bu piyasaların ekonomiye kaynak aktarımı gibi, asli işlevlerini en iyi şekilde yapmalarını sağlayacaktır.

II.3.4. Türkiye mali piyasalarının dünya mali piyasaları ile bütünleşmesi sağlanacak; bu piyasalarda yatırımcının korunmasına dönük tüm düzenlemeler yapılacaktır.

II.3.5. Sermaye piyasalarını geliştirmek ve bu piyasalara istikrar kazandırmak amacıyla, şirketlerin halka açılmasını kolaylaştıracak mevzuat değişiklikleri yapılacaktır. Bu durum ise sermayenin tabana yayılmasına ve gelir dağılımının düzelmesine katkıda bulanacaktır.

II.3.6. Türkiye sermaye piyasası uluslararası standârtlara kavuşturulacaktır. Bu yolla piyasanın açıklık, güven ve istikrar içinde işlemesi temin edilecektir.

II.3.7. Halkın aydınlatılması ve bilgilendirilmesi amacıyla, yatırımcıların karar alma sürecinde kullandıkları bilgilere doğru ve düşük maliyette ulaşmasına yönelik düzenlemelere gidilecektir.

II.3.8. Yatırımcıların mali kuruluşlar karşısındaki haklarının korunmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılacaktır.

II.3.9. Banka mevduatları özel sigorta şirketleri tarafından sigortalanacak; her banka mevduatının hangi sigorta şirketi tarafından ve ne kapsamda sigortalandığını halka ve mudilerine açık biçimde duyuracaktır.

II.3.10. Mevduatını sigorta kapsamında bulundurmayan bankaların faaliyetine izin verilecek ancak, bu bankaların da mudilerini bu bağlamda en açık biçimde bilgilendirmeleri koşulu getirilecektir.

II.3.11. Banka kurmak kolaylaştırılacak; bankalar isteyen herkes tarafından, herhangi bir şirket gibi. özel izin alınmaksızın kurulabilecektir.

II.4. Dış Ekonomik İIişkiler ve Yabancı Sermaye

II.4.I. Dış ekonomik ilişkilerde öncelik Türkiye'nin sınır komşularına verilecektir' Liberal Demokrat Parti komşularımızın refah ve mutluluğunun, kendi refah ve mutluluğumuz kadar önem taşıdığına inanmaktadır.

II.4.2. Aynı anlayışla, sınır ticareti serbest bırakılacaktır.

II.4.3. Dünya ülkeleri ile ekonomik ilişkiler genel olarak liberal politikaların oluşturacağı çerçeveye oturtulacaktır. Bir diğer ifade ile, Türk insanının girişim gücüne tam özgürlük tanınırken; Türkiye de dünya girişimcisine de aynı özgürlük tanınacaktır. Liberal Demokrat Parti bu tutumunun dünya barışına dâ büyük katkıda bulanacağına; dünya insanları arasındaki para, mal/hizmet ve insan gücü trafiğinin yoğunlaşmasına katkının, barış, huzur ve refah getireceğine inanmaktadır.

II.4.4. Türkiye'nin doğu-batı ve kuzey-güney arasında doğal köprü olma avantajı sonuna kadar kullanılacak; ülkemiz kapıları ayırım gözetmeksizin tüm dünya girişimcilerine açılacaktır. Türkiye için refahın kilidinin ülkemizin eşsiz doğal konumu olduğuna inanmaktayız.

II.4.5. Büyük blokların dünya, ticaretine hakim olacağı 21.yüzyıla girerken Türkiye'nin tüm dünya ile ekonomik ilişkilerini canlı tutmak; tüm tabularından arınmak zorunda olduğuna inanıyoruz.

II.4.6. Bu anlayışla, gümrüklerimiz tümüyle açılarak, gümrük vergileri sıfıra indirilecektir. Sadece silâh ve uyuşturucu için etkin gümrük denetimi yapılacak; silâh ve uyuşturucu ticareti yapanlar en ağır biçimde cezalandırılacaklardır.

II.4.7. Türkiye'nin Avrupa Birliği' ne tam üyelik konusuna bel bağlamaması gerektiğine inanıyoruz. Dolayısıyla, gümrüklerimiz sadece Avrupa Birliği üyeleri için açılmayacak; tüm dünya ülkeleri için açılacak ve gümrük vergileri sıfırlanacaktır. Türkiye Avrupa Birliği'ne girme hedefinden vazgeçmemekle birlikte, bu birliğin bürokratik cenderesine girmeyi reddedecektir.

II.4.8. Kabotaj Kanunu kaldırılacak; deniz ulaşımı serbestleştirilecek; tüm liman ve iskeleler özelleştirilecektir.

II.4.9. Yabancı sermayeye hiçbir sınırlama getirilmeyecek; yabancı sermaye yerli sermaye muamelesi görerek, aynı mevzuata tâbi kılınacaktır. Böylelikle, finansmanı vergiden muaf tutan ülkemiz (bkz. II.2.l.) yabancı sermaye için de cazip bir ülke haline gelecektir.

II.4.10. İhracata teşvik verilmeyecektir (bkz. II.2.5 ve II.2.6) Dış ticarette gümrüklerin kaldırılması, ihracat sektörüne verilebilecek en büyük teşvik olarak değerlendirilmektedir.

II.4.11. Aynı durum ithalât için de söz konusudur. Silâh ve uyuşturucu dışında, herhangi bir malın Türkiye'ye sıfır gümrükle ve vergisiz girerek, depolanması mümkün kılınacaktır. Vergi, bu malların ülke içinde satışından alınacaktır.

II.5. Tarım ve Sanayi

II.5.l. Ülkemiz nüfusunun o/o40'ı tarımla uğraşmaktadır. Tarımda mekanizasyon ve modernizasyonun sağlanması ve tarımın ticaretin bir parçası haline getirilmesi birincil hedefimizdir ancak, bu sektörde de alışılagelen teşvik yöntemleri uygulanmayacaktır. (bkz. II.2.5, II.2.6, II.2.7).

II.5.2. Tarım girdilerinde üreticiye asgari teşvik vergi muafiyeti yoluyla sağlanacaktır. Vergi muafiyeti, tarımsal ürünlerin ticaretini yapanları da kapsayacaktır. Bir diğer ifade ile, tarımda vergi muafiyeti sadece üretene değil, satın alana, depolayana, işleyene de tanınacaktır. Bu durumun üreticiye dolaylı olarak yansıması öngörülmektedir.

II.5.3. Toprak Mahsulleri Ofisi, Fiskobirlik vb kamu kuruluşlarının faaliyetine son verilecektir. Bu müesseseler devlete bağımlı olmaları nedeniyle, spekülasyon görevlerini hakkıyla yerine getirememektedirler. Bu son derece önemli görevin beceriksizce ve duyarsızlıkla yerine getirilmiş olması sonucu, ödediğimiz vergilerle ucuz ya da pahalı satın alınan tarımsal ürünler sürekli olarak depolarda çürütülmüş ya da yakılmış; ne üretici, ne alıcı, ne de tüketici memnun edilmiştir.

II.5.4. Tarımsal ürünlerde de spekülasyonun önemli işlevine inanmakta; bu görevin büyük sermayeli yerli ve yabancı özel spekülatör kuruluşlar tarafından yerine getirilmesini öngörmekteyiz. Böylelikle, köylümüz çok daha çağdaş ve etkin bir sistemle neyi üretirse, kaça satabileceğini erkenden ve kesin olarak bilecek; tarımsal üretimin heba olması önlenecek; sonuçta üretici de, tüketici de memnun edilecektir.

II.5.5. Devlet herhangi bir sanayi yatırım politikası gütmeyecektir. Yaratılan liberal ekonomi ortamında sanayicinin bireysel inisiyatifi ile devletten çok daha çabuk ve doğru kararlar alarak, ülke sanayiinin gerçekçi biçimde gelişmesinde çok daha etkin rol oynayacağına inanmaktayız.

II.5.6. Finansmana vergi muafiyeti (bkz. II.2.l) sağlanması yoluyla sanayi sektöründe ucuz kaynak yaratılmış olacaktır. Türkiye'nin doğal köprü konumunun sağladığı pazarlama avantajı ise, sanayicinin en büyük teşvik kaynağı olacaktır.

II.5.7. Devlet savunma sanayiindeki girişimlerini özel sektöre devredecektir. Ülkemiz için savunma alanında gerekli en son teknolojinin ürünleri en ucuz biçimde, kimden ya da nereden temin edilebiliyorsa, oradan satın alınacaktır. Türk ordusunun çağın en gelişmiş araç ve gereçleri ile donatılması birincil amaç olmakla birlikte, yerli savunma sanayiini geliştirmek gibi bir devlet politikası benimsenmeyecektir. (bkz.I.6.2,I.6.3)

II.6. Altyapı

II.6.l. Devlet ulaştırma, haberleşme ve enerji olarak tanımlanan altyapı yatırımlarından tümüyle çekilecek; bu yatırımların özel sektör kuruluşları aracılığı ile gerçekleştirilmesi ortamı yaratılacaktır. Devlet sadece özel sektörün paraya tahvil edemeyeceği altyapı yatırımlarını üstlenecektir, (örneğin, köy yolları vb.)

II.6.2. Devlet özel bir enerji yatırım politikası gütmeyecektir. Liberal ekonomi ortamında enerji de tıpkı herhangi bir mal/hizmet gibi, en ucuza ve en etkin biçimde nereden temin edilebiliyorsa, oradan temin edilecektir.

II.6.3. Aynı durum petrol, kömür, doğal gaz gibi primer enerji ihtiyacımız için de söz konusu olacaktır.

II.6.4. Enerji konusunda devletin rolü tüketici hakları ve çevre koruma bağlamında, bireyi ve toplumu gözetme ile sınırlı olacak; devlet bu görevini kapsamlı yasal çerçeve içinde, bağımsız ve etkin yargı ortamında gerçekleştirmekle yükümlendirilecektir. (bkz. I.2.5)

 

Önceki Sayfa    Sonraki Sayfa



(14 EYLÜL 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.