Saadet
Partisi Programı'nın "Giriş", "Devletin Nitelikleri ve İlkeler", "Devletin Yapısı ve Hizmetleri" bölümleri şöyle:
İkinci Dünya Savaşından sonra dünyada büyük çapta bir savaş yaşanmamış
olsa da, bölgesel çatışmaların ardı arkası kesilmemiş; yeryüzünde arzulanan
huzur ve barış ortamı bir türlü tesis edilememiştir. Gelişmiş ülke insanları
için belli bir refah ve özgürlük ortamı sağlanmış ama tüm insanlığı ve
ülkeleri kapsayan adil bir uluslararası ekonomik ve siyasal sistem kurulamamıştır;
baskıcı iktidarların varlığına son verilememiş, ekonomik krizler, yoksulluk
ve açlık sorunları çözümlenememiştir.
Milletimiz Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, vatanı yabancıların istilasından
kurtarmış, dağılan Osmanlı Devleti’nin yerine Atatürk’ün önderliğinde Cumhuriyeti
kurmuş ve hedefine “muasır medeniyete ulaşmayı” koyarak dünya milletleri
arasındaki onurlu yerini almıştır..
Ne var ki Türkiye, bugüne kadar değişik ekonomik modelleri denemiş ve
1950’li yıllardan itibaren çok partili demokratik modele geçmiş olmasına
rağmen, gelişmiş ülkelerdeki refah ve demokrasi standartlarını yakalayamamıştır.
Yeryüzünün en önemli değeri insandır. İnsanın özlemi ise saadet içinde
yaşamaktır. Saadet, ancak sevgi ve kardeşlik, hak ve özgürlük, adalet,
refah ve saygınlık ortamında gerçekleşebilir.
Yaratılmışların en şereflisi olan insana, diğer yaratıklardan farklı
olarak akıl, şuur ve irade; doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden, iyiyi
kötüden, faydalıyı zararlıdan, adaleti zulümden ayırdedebilme yetenekleri
verilmiştir. İnsanın bir başka özelliği de tek başına yaşayamayan sosyal
bir varlık olmasıdır.
İnsanın kendisini ifade edebilmesi, diğer insanlara faydalı olabilmesi
ve kemale erebilmesi, aklını ve iradesini iyiden, güzelden, doğrudan, faydalıdan
ve adaletten yana kullanması ile mümkündür. Bunun için insanların bazı
reddedilmez hakları ve özgürlüklerinin olması ve bunların diğer insanların
tasallutundan korunması gerekmektedir. Ayrıca insanın hayatını sürdürebilmesi
için tek başına karşılayamayacağı çok çeşitli ihtiyaçları vardır. Bu nedenle
insan, aileden devlete kadar çeşitli sosyal ve siyasi oluşumların üyesi
olmak zorundadır.
Tarih boyunca, değişik şekillerde de olsa, bir siyasi organizasyon olarak
devlet, insan hayatında hep önemli bir yer işgal etmiştir.
Siyaset, meşruiyetini bireylerin hak ve özgürlüklerini koruma amacından
alan en üst siyasi organizasyon olan devletin, hak ve adalet ilkeleri çerçevesinde
insanlara hizmet ettirilmesidir. Yani devletin varlık sebebi, millete hizmettir.
Biz sevgi ve kardeşlikten yola çıkan insanlar olarak Saadet Partisi’nde
bir araya geldik. Kin ve düşmanlığı öne çıkaranlardan farklı olarak bizim
görüşümüzün temeli şefkat ve sevgidir.
Amacımız, başta bu ülkede yaşayan insanlar olmak üzere tüm insanlığın
saadetidir. Bu nedenle, devleti saadetin bir engeli değil, bir aracı haline
getirmek için siyaset yapmaya karar verdik.
İnsanların saadeti için her şeyden önce beş temel şartın var olması
gerekir.
Bunlar:
1. Sevgi, huzur, barış ve kardeşlik,
2. İnsan hakları ve özgürlükler,
3. Özgürlükler herkes tarafından en geniş anlamda kullanılırken
insanlar arasında çatışma olduğunda özgürlüklerin sınırlarının adaletle
çizilmesi,
4. Saadet için barış, huzur, özgürlükler ve adalet gereklidir
ama yeterli değildir. Bunun için refah da gereklidir; insanlar ihtiyaçlarını
kolay ve bol bir şekilde karşılayabilmelidirler.
5. Yukarıdaki unsurların hepsi sağlansa da saadet tam olarak
gerçekleşemez; tam saadet için izzet, onur ve saygınlık da gereklidir.
İyi insan olmak ancak herkesin iyiliğini ve saadetini istemekle mümkündür.
Bundan dolayı bizler insanların saadeti için zorunlu olan bu beş temel
şartın tesisi için tüm gayretimizle çalışmayı, bir insanlık görevi olarak
görüyoruz.
İnsanların saadeti için yanlışın değil doğrunun, kötü ve çirkinin değil
iyinin ve güzelin, zararlının değil faydalının, zulmün değil adaletin hakim
olması gerekir.
Bundan dolayı da doğrunun, iyi ve güzelin, faydalının ve adaletin hakim
olması için bütün gücümüzle çalışmayı bir insanlık vecibesi olarak görüyoruz.
Bu amacımıza ulaşmak için;
Çatışma, sürtüşme ve gerginlik değil diyalog, uzlaşma ve barış,
Çifte standart ve ayrımcılık yerine eşitlik ve adalet,
Sömürü değil adil paylaşım ve samimi yardımlaşma,
Baskı ve dayatma yerine demokrasi ve insan hakları,
Çıkarcılık ve maddiyatçılık değil ahlâk ve maneviyat,
Anarşi ve düzensizlik değil karşılıklı rıza esasına dayanan sözleşmelere
sadakat,
temel ilkelerine uyulmasını bir zorunluluk olarak kabul ediyoruz.
|
II.
DEVLETİN NİTELİKLERİ VE İLKELER
|
II. 1. İnsan Hakları ve Özgürlükler
II. 1. 1. Genel
İnsan, hakları varsa insandır. Hakları elinden alınmış insanlardan geriye
sadece biyolojik robotlar kalır.
Üzerinde insanlığın anlaştığı, çoğu uluslararası sözleşmelerde zikredilen
temel haklara, bütün insanlar doğuştan sahiptirler ve bu haklara dokunulamaz.
Bu haklar insan onur ve haysiyetinin koruma zırhıdır.
Saadet Partisi iktidarında, tüm sosyal ve siyasi organizasyonlar, bu
doğal hakların korunmasına hizmet edecektir.
Milletimizin ve onun devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya milletler
ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olması, ancak vatandaşlarının
temel insan haklarının garanti altına alınmasıyla mümkündür.
Saadet Partisi, insan hakları konusunda, doğal hukuku ve ona aykırı
olmayan, insanlığın ortak değerlerinin toplandığı Evrensel İnsan Hakları
Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve diğer benzer uluslararası
sözleşmeleri referans kabul etmektedir.
Maalesef bugün Türkiye’de uluslararası sözleşmelerin getirmiş olduğu
hakları bihakkın garanti altına alan uygulamaların olduğunu söyleyemiyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde yaşayan herkes hür, onurlu ve haklar
bakımından eşittir. Partimiz, devletin, bu ülkede yaşayan herkesin, ırkı,
rengi, cinsiyeti, dili, dini, mezhebi, siyasi görüşü, sosyal menşei, serveti
veya diğer herhangi bir özelliğini gözetmeden, uluslararası sözleşmelerde
ifade edilen tüm haklarını ve özgürlüklerini garanti altına alması için
çalışacaktır.
Saadet Partisi, uluslararası sözleşmelerle garanti altına alınan temel
insan haklarının kullanılması ile Anayasa’nın 2. Maddesinde yazılı olan
Cumhuriyetin temel niteliklerinin korunması arasında bir çelişki görmemektedir.
Aksine, evrensel normlara göre tanımlanmak koşuluyla adaleti ve insan haklarını
esas alan demokratik, laik ve sosyal hukuk devletini, ülke ve milletin
varlığı ve toplumsal barışın vazgeçilmez koşulları olarak görmekteyiz.
Bizim diğer görüşlerden temel farkımız, Anayasanın 2. maddesinde yer alan
devletin temel niteliklerini, gerçek anlamlarıyla, anlamamız ve bunların
evrensel standartlara uygun olarak uygulanmasını esas almamızdır.
Biz ülkemizde, insan hakları ve özgürlüklerin, uluslararası belgelerdeki
anlamları ile tam ve kamil olarak uygulanmasını istiyoruz; diğer görüşler
ise, genellikle değişik zorlama yorumlar ve bahanelerle hak ve özgürlükleri
kısıtlıyorlar.
II. 1. 2. Yaşamak ve güvenlik
Yaşama, özgür olma ve kişi güvenliği her bireyin hakkıdır. Devletin
en temel görevlerinden biri kişi güvenliğini temin etmektir.
Hiç kimseye, zalimane, gayri insani ve haysiyet kırıcı ceza verilemez,
işkence yapılamaz; bu tip muameleler uygulanamaz.
Saadet Partisi, işkence ve kötü muameleyi en büyük insanlık suçu olarak
kabul etmekte; Türkiye’yi işkence, göz altında ölüm, kayıplar ve faili
meçhul cinayetler gibi uygulamalardan kesinlikle kurtarmak için en büyük
titizliği göstereceğini ilan etmektedir.
Bu ülkede hiç kimse özel hayatı, ailesi, meskeni veya haberleşmesi hususunda
keyfi karışmalara, onuru ve kişiliğine karşı tecavüzlere maruz kalamaz;
herkesin bu karışma ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı vardır.
Herkesin ülkede ya da ülke dışında serbestçe seyahat ve ikamet etme hakkı
vardır.
II. 1. 3. Düşünce ve ifade özgürlüğü ve örgütlenme
hakkı
Demokrasinin esası düşünce ve ifade özgürlüğüdür; düşünce ve ifade etme
özgürlüğü ile örgütlenme hakkı, demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Düşünce
ve ifade özgürlüğü, düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, düşünce
ve bilgileri her vasıta ile aramak, elde etmek, yararlanmak ve yaymak hakkını
gerektirir.
Dernek, vakıf, sendika, oda ya da siyasi parti şeklinde örgütlenme hakkı
ile toplantı ve gösteri hakkı düşünce ve ifade özgürlüğünün bir parçasıdır.
Bu nedenle Saadet Partisi, sivil toplum kuruluşlarını ve siyasi partileri,
demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak kabul etmektedir. Yalan haberi,
iftirayı, hakareti ve şiddet içeren beyanları ifade özgürlüğü olarak tanımıyoruz.
Bize göre, düşünce, ifade ve örgütlenme hakkının tek sınırlaması şiddet
ve terördür; hiçbir düşünce ve onun ifadesi, şiddet ve terör içermedikçe
kamu güvenliği ve düzenini tehdit etmez.
Demokratik sistemlerin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partiler farklı
görüşlere sahiptirler. Tek tip düşüncenin farklı adlarla örgütlenmesini
demokrasi sayan anlayışı reddediyoruz. Farklı düşüncelere ve siyasi partiler
üzerinde baskı ve kısıtlamaları, demokratik anlayışa aykırı, gerici bir
zihniyetin ürünü olarak görürüz.
Bu nedenle Saadet Partisi olarak, düşünceyi ifade ve örgütlenme hakkı
ile sivil siyasetin önündeki tüm engellerin kaldırması, öncelikli hedefimiz
olacaktır.
İktidarımızda, habere ulaşma hakkı, yorum ve eleştiri hakkı ve yayınlama
hakkı tam olarak korunacaktır. Bu haklar, basının bilgilendirme ve denetim
rolünü aşıp kamusal ve siyasal alana ait işleri görmesi ve kişi hak ve
özgürlüklerini ihlal etmesi şeklinde anlaşılmamalıdır.
Elbette hak ve özgürlüklerin genel bir sınırlaması da vardır; o da başkasının
hak ve özgürlüklerine tecavüz edilmesidir. Saadet Partisi, Türkiye’de hiç
kimsenin haklarının başkalarının haklarını, özgürlüklerinin başkalarının
özgürlüklerini, mutluluğunun başkalarının mutluluğunu ortadan kaldırma
üzerine kurulamayacağını savunmaktadır. Bundan dolayı özgürlükler çatıştığı
zaman sınırların adaletle çizilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Devletin ve doğal olarak bu yapı içerisinde yer alan yasama, yürütme
ve yargı erklerinin en temel görevi, en geniş anlamda insan hakları ve
özgürlükleri korumak ve adaleti temin etmektir.
II. 1. 4. Din ve vicdan özgürlüğü ve laiklik
Türkiye, din ve laiklik tartışmalarını artık aşmak zorundadır. Bunun
için yapılacak iş evrensel normlara göre bir laiklik tanımı ve uygulamasıdır.
Saadet Partisi, bu ülkede yaşayan herkesin din ve vicdan özgürlüğünü
savunur. Herkes din, kanaat ve vicdan özgürlüğüne, ibadet ve dini vecibelerini
bireysel ve toplu olarak yerine getirme hakkına sahip olmalıdır. Din, vicdan
ve kanaat özgürlüğü temel insan hakları içinde yer alır. Bu hak, din seçme,
dinini tek başına veya topluca, açık olarak ya da özel surette, öğretim,
tatbikat ve ibadetlerle açığa vurma ve örgütlenme özgürlüğünü de içerir.
Hiç kimse din ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz, yine hiçbir kimse
ve kurum, din ve kanaatler konusunda bir başkasına zorlama yapamaz.
Devlet, laikliğin gereği olarak din, inanç ve kanaat konusunda taraf
olmamalıdır. Bu nedenle devlet, herhangi bir dinin inanç, ibadet ve vecibelerini
icbar eden veya bunları yasaklayan bir uygulama içinde olamaz. Her konuda
olduğu gibi din, inanç ve kanaat konusunda da kendisi bir baskı unsuru
olamayacağı gibi toplum kesimlerinden kaynaklanan baskı, dayatma ve şiddet
içeren eylemleri önlemekle de yükümlüdür. Devlet, insanların din ve kanaat
seçimleri ve bunların gereklerini yapmaları yolundaki engelleri kaldırır.
Laiklik, kanunların ilim, akıl ve insanların tecrübelerine dayanarak
yapılmasını gerektirir. Ancak laiklik, asla dinsizlik veya din karşıtlığı
olarak algılanamaz; aksine laiklik, isteyenin istediği inancı ve dini seçebilmesi,
bunun gereklerini özgürce yerine getirebilmesi ve devletin bu konularda
kesinlikle taraf olmaması ve bu hakları korumasıdır.
Saadet Partisi, gelişmiş ülkelerdeki evrensel esaslara uygun bir şekilde
tanımlanmış ve uygulanacak olan laiklik ilkesini toplumsal barışın ve demokrasinin
vazgeçilmez unsuru olarak görmektedir.
II. 2. Demokrasi
Saadet Partisi, ülkede yaşayan herkesin saadetini istemekte ve bunun
ancak insan haklarına, özgürlüklere ve hukukun egemenliğine dayalı tam
bir demokrasi ile mümkün olacağına inanmaktadır.
Demokrasi, milletin egemenliğinin esas olduğu bir sistemdir. Millet,
ortak değerler ve sözleşmeler etrafında buluşan gerçek bireylerden oluşur.
Gerçek bireyler, egemenliği kullanma konusunda eşit haklara sahiptirler;
bu anlamda hiçbir kişi ya da zümrenin herhangi bir ayrıcalığı ve üstünlüğü
olamaz.
Egemenlik, doğrudan halk oylaması yoluyla ya da bireylerin gerçek serbest
seçimler yoluyla seçtikleri temsilcileri aracılığıyla kullanılır. Millet
tarafından TBMM’ne verilen egemenliği kullanma hakkı, hiçbir kişi veya
kuruma kısmen ya da tamamen devredilemez.
İnsan maddi ve manevi varlığı ile bir bütündür. Kendi kendini yönetme
hakkına sahiptir. Bu devredilemez bir haktır. Doğrudan kendisi ile ilgili
kararları alma hakkı sadece kendisine aittir.
Demokrasi insanın kendi kendini yönetme hakkının, katıldığı en üst organizasyon
olan devlette, katılımcı diğer bireylerle birlikte eşit bir hak olarak
doğrudan veya hakkın özü kendinde kalmak koşulu ile serbestçe seçeceği
temsilcileri aracılığı ile kullanılmasıdır.Yani insanların kendi özgür
iradeleri ile yönetme hakkını rızaya dayalı ortak bir halk iradesi haline
getirmeleridir.
Hakların kullanılması başkalarının haklarının başladığı sınır ile sınırlı
olduğuna göre; başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin kaldırılması
için kullanılamaması gerekir. Bu nedenle halk iradesi haline gelen yönetme
hakkı, hakların kaldırılması, yok edilmesi, engellenmesi, amacıyla kullanılamaz.
Demokrasinin sınırı temel haklar ve özgürlüklerdir. Temel hak ve özgürlükler
konusunda halk iradesi kullanılmamalıdır. Ancak hakların ve özgürlüklerin
korunması şartı birlik ve beraberliği sağlayabilir, aksi çatışma ve zulüm
demektir. Haklar ve özgürlükler konusunda halkın iradesi demokratik sayılacak
sayısal çoğunlukla bile tasarruf hakkına sahip olamaz. Yani, millet adına
yasama yetkisini kullanan TBMM, insanların eşit ve devir kabul etmez haklarını
kısıtlama doğrultusunda karar alamaz.
Bunun dışında kalan ortak işlerle ilgili alanın düzenlenmesi yine eşit
hak ve özgürlüklerin korunması ve zarar görmemesi, nimet ve külfetlerin,
görev ve yetkilerin adil dağıtılması ve paylaşılması çerçevesinde halk
iradesinin ortaya çıkarılması hususunda demokrasi usul ve esasları geçerlidir.
Biz, devlet hizmetlerinde halkın arzu ve ihtiyaçlarını esas alan “GERÇEK
DEMOKRASİ”yi temel saydığımız halde, diğer görüşler genellikle, çeşitli
bahaneler ileri sürerek “GÜDÜMLÜ DEMOKRASİ”ye razı olmaktadırlar.
II. 3. Hukukun egemenliği
Saadet Partisi, insan haklarına dayalı demokratik toplumsal yapı için
hukukun egemenliğini vazgeçilmez olarak görür. Hukuk, toplum olarak barış
içinde yaşayabilmenin kaçınılmaz aracıdır.
İnsan haklarının dokunulmazlığını temin için, evrensel tabii hukuk ve
adalet ilkeleri dahilinde, sosyal ve siyasal organizasyonların üzerinde
önceden anlaşılmış ve ilan edilmiş sabit kurallara ihtiyaç vardır. Bu kurallar
siyasal erki kullananları ve tüm bireyleri bağlar. Bu kuralların insan
haklarının dokunulmazlığını koruması ve herkese eşit ve adil bir şekilde
uygulanması hukukun egemenliğini oluşturur.
Hukuk devleti sadece kanunları bulunan devlet değildir; hukuk devleti
kanunları doğal hukuka uygun olan devlettir.
Doğal hukuk şu dört temel hak üzerine şekillenir: 1. Doğuştan var olan
temel insan hakları, 2. Emek harcanarak kazanılan haklar, 3. Karşılıklı
rıza ile yapılan sözleşmelerden doğan hak ve ödevler, 4. Adaletin gereği
olarak doğan haklar; örneğin, eşit işe eşit ücret.
Biz, bu “DOĞRU HAK ANLAYIŞI”nı esas alıyoruz. Diğer görüşlerden bir temel
farkımız da bu noktadır. Çünkü diğerleri genellikle; 1. Kuvvet, 2. Çoğunluk,
3. İmtiyaz, 4. Menfaat’e dayalı “YANLIŞ HAK ANLAYIŞI”nı esas alıyorlar.
Bu sebeplerden gerçek hak doğmaz. Bu yanlış hak anlayışıyla yapılan uygulamalar
sonunda adalet değil zulüm olur.
Saadet Partisi, gücün hukukunu reddetmektedir; biz, hukukun gücünü, hukukun
üstünlüğünü savunan geleneğin temsilcileriyiz kaba kuvvete karşı hakkı,
hukuku, adaleti savunuyoruz. Partimiz, hukuka dayalı bir düzen, hakka dayalı
olan ilişkiler ve adaletin belirlediği paylaşım için siyaset yapacaktır.
Saadet Partisi, siyasi hedefleri olarak belirlediği, tam demokrasi,
insan hakları, özgürlükler, kalkınma, refah, barış ve sosyal dayanışmanın,
ancak bir hukuk devletinde gerçekleşebileceğine inanmaktadır. Bu nedenle
Saadet Partisi, hukukun üstünlüğünün tam bir savunucusudur.
Ülkemizde hukuk devleti anlayışının sorunlu olduğu herkes tarafından
ifade edilmektedir. Evrensel standartlarda bir hukuk devleti uygulaması
için başta Anayasa olmak üzere yasalarda ve uygulamalarda önemli düzenlemelere
ihtiyaç vardır.
II. 4. Sosyal devlet
Devlet halka hizmet için vardır. Sosyal devlet, halkın bütününü gözeten;
hizmetlerinde tüm halkın arzu ve ihtiyaçlarını karşılayan devlettir. Sosyal
devlet, refah ve gelir dağılımı bakımından da dengesizlikleri giderecek
tedbirlere önem verir; bütün vatandaşların geçimini, sağlığını ve eğitimini
güvenceye alır.
Anayasanın 2. Maddesinde devletin temel nitelikleri olarak yazılı olan
insan hakları, adalet, demokrasi, laiklik, hukuk devleti ve sosyal devlet,
programımızın da ana hedefini oluşturmaktadır. Saadet Partisi, bu niteliklerin
evrensel standartlarla uygun tanımlanıp uygulamasını istemektedir.
Anlayışımız ve programımızı diğer siyasi görüşlerden ayıran temel nokta
da budur. Bu temel nitelikler çoğu zaman yanlış, evrensel normlara aykırı
olarak yorumlanıp uygulanmıştır. Anayasanın 2. maddesinde devletin adalet
ve insan haklarına dayalı olması öngörülüyor ama uygulamalarda insan haklarının
çiğnendiği baskıcı ve dayatmacı bir anlayışla karşı karşıya kalıyoruz.
Demokrasi uygulaması da bir türlü evrensel standartlara ulaşamamıştır;
millete, “bize özgü” güdümlü bir demokrasi dayatılmaktadır. Laiklik de
çoğu kere “din karşıtlığı” olarak algılanmış ve uygulanmıştır. Sosyal devlet
deniliyor ama geniş halk kesimlerinin arzu ve ihtiyaçları gözetilmiyor;
alınan kararlarda hep bir avuç rantiye grubun çıkarları esas alınıyor.
Hukuk devleti diye uygulanan da daha çok kanuncu bir toplum mühendisliğidir.
II. 5. Ahlak ve maneviyat
Ahlak, insan ilişkilerini düzenleyen bu ilişkilerde sürtüşme çekişme
ve çatışmaları ortadan kaldıran, ihtilafları azaltan, huzur ve barışa yol
açan temel normlardan biridir. Ahlaki ve manevi değerlere bağlı milletlerin
büyük uygarlıklar kurduklarına bu değerlerden uzaklaşanların ise güçlerini
yitirdiklerine tarih şahittir. Yeniden Büyük Türkiye’nin ancak ahlak ve
maneviyat temeli üzerine kurulacağına inanıyoruz. Bu nedenle Saadet Partisi
olarak güzel ahlakın kökleşmesi ve geliştirilmesini toplumsal hayatın sağlıklı
bir şekilde sürdürülebilmesi için zorunlu görüyoruz.
Saadet için zorunlu olan yukarıda belirtilen beş temel şart ancak “önce
ahlak ve maneviyat” prensibi ile gerçekleşebilir.
Nitekim 1995 yılında yayınlanan Birleşmiş Milletler Kopenhag Sosyal
Kalkınma Deklerasyonu’nda da toplumsal barış ve adil bir uluslararası sistemin
kurulmasında etik ve manevi bakış açısının önemine dikkat çekilmiştir.
Ayrıca, Anayasanın 5. maddesinde, “insanın maddi ve manevi varlığının geliştirilmesi
için gerekli şartları hazırlamak” devletin temel amaç ve görevleri arasında
sayılmıştır.
Partimiz insanların manevi gelişmesine özel önem vermektedir.
Diğer görüşlerden en önemli farkımız maneviyatçılığımızdır.
Biz maneviyatçılığımızın gereği olarak “nefis terbiyesini” esas alıyoruz,
“maneviyatçılık” boyutu olmayan diğer görüşler genellikle “nefse esareti”
esas almaktadırlar. Saadete ancak maddi boyutun maneviyatçılıkla tamamlanması
ile erişilebilir. İç barış, huzur, hürriyet, adalet, ekonomik gelişme,
saygınlık ve yurt savunmasından adalet teşkilatının yükünün azaltılmasına
kadar her şeyin temeli “Önce Ahlak ve Maneviyat”a dayanır.
|
III.
DEVLETİN YAPISI VE HİZMETLERİ
|
III. 1. Anayasa
Saadet Partisi, insanımızın özlemi olan kalkınmış, adil paylaşımın olduğu,
özgür Türkiye’nin mevcut Anayasa ile kurulamayacağına inanmaktadır. Yapılışı
ve kabul edilişi tartışmalı olan ve içerik olarak baştan sona yasaklar
ve kısıtlamalarla dolu olan bu Anayasa ile tam ve kamil bir demokrasi mümkün
değildir.
Bu Anayasa, bizi yarınlara taşıyamaz, çoğunluğu genç, dinamik ve istekli
olan bu toprağın insanlarına ufuk açamaz. Bu Anayasa, demokrasinin temel
ilkelerine, evrensel hukuk normlarına ve insan haklarına aykırı uygulamalar
için kullanılmaya açık bir metindir. Bu Anayasanın sadece bazı maddelerini
değiştirerek bir yere varmak asla mümkün değildir.
Bu nedenle Saadet Partisi, ülkeyi 21. yüzyılda taşıyacak ve demokrasinin
temel ilkelerine, evrensel hukuk normlarına ve insan haklarına aykırı her
türlü uygulamayı kesin olarak önleyecek bir Anayasanın biran evvel yürürlüğe
girmesi için her türlü gayreti göstermeyi temel görev sayar.
Yeni Anayasa, değişen dünya koşullarını göz önünde bulunduran, bireyi
esas alan, temelinde insan haklarının noksansız bir şekilde yer aldığı,
özgürlüklerin insana yaraşır bir şekilde korunduğu, kuvvetler ayrımı ilkesini
tam anlamıyla hayata geçiren, sosyal devleti ve hukukun üstünlüğünü çağdaş
bir anlayışla ele alan sivil, özgürlükçü bir Anayasa olacaktır.
III. 2. Yasama
Mevcut durumda yasama yürütmenin egemenliği altındadır. Yasa tasarıları
daha çok bürokrasi, hatta dış ekonomik çevreler tarafından hazırlanıp iktidar
tarafından TBMM’ne onaylattırılmaktadır.
Partimiz, getireceği Anayasa değişikliği ile kuvvetler ayırımını tam
olarak tesis edip yasamayı bütünüyle millet iradesine bağlı hale getirecektir.
Yine yapacağımız Anayasa değişikliği ile referandum müessesesini işletip
önemli yasaların milletin oyuna sunulmasını sağlayacağız.
Ayrıca, vatandaştan ve sivil toplum kuruluşlarından belli sayıda imza
ile gelen tekliflerin TBMM’nde görüşülmesinin yolunu açacağız.
Anayasa değişikliği hayata geçinceye kadar, mevcut Anayasa çerçevesinde
TBMM çalışmalarının, yapılacak içtüzük değişiklikleri ile, muhalefetin
ve milletin sesine kulak verecek şekilde yürütülmesini sağlayacağız.
Yine içtüzük değişikliği ile Meclis komisyonlarının etkinliğini artıracağız.
Siyasi partilerin serbestçe ve demokratik kurallara bağlı olarak çalışmalarını
ve seçmen iradesinin parti karar organları ve Meclis çalışmalarına tam
olarak yansımasını sağlayacak yeni siyasi partiler ve seçim kanunları hazırlanacaktır.
III. 3. İdari reform
Saadet Partisi, Türkiye’nin artık merkeziyetçi hantal idari yapı ile
yönetilemeyeceğine inanmaktadır.
Bundan dolayı, Türkiye’nin, iyi düşünülmüş köklü bir idari reforma ihtiyacı
vardır.
Kurumları yerli yerine koyan, şeffaf, esnek ve dinamik bir işleyişi
esas alan, yerel yönetimleri güçlendiren, onlara inisiyatif veren, her
aşamada demokratik denetimi işleten ve bütün bunları yaparken milletin
iradesini öne çıkaran bir idari yapı ve işleyiş için başta Anayasa olmak
üzere yasalar ve uygulamalarda değişiklik yapan bir idari reformu gerçekleştirmek
ana hedefimizdir. Türkiye’de bakanlık sayısı çok fazladır; etkin ve işlevsel
bir idare için bakanlık sayısı ve görev alanlarını yeniden belirleyen düzenlemeler
yapılacak.
Tüm özerk kurulların üyelerinin TBMM tarafından seçilmesine imkan verecek
düzenlemeler yapılacaktır.
Milli Güvenlik Kurulu’nu çağdaş demokratik ülkelerde olduğu gibi, savunma
konusunda siyasi iktidarlara danışmanlık yapan bir kurula dönüştürülecektir.
III. 4. Kamu düzeni ve güvenlik
Devletin asli görevlerinden biri kamu düzenini korumak ve iç güvenliği
sağlamaktır. Bu hizmet yapılırken insan hakları ve insan onur ve haysiyetine
azami dikkat gösterilmesi esastır.
Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması ve vatandaşlar
arasında dostluk ve kardeşliğin geliştirilmesi, huzur ve güven ortamının
tesis edilmesi en önemli önceliğimizdir.
Milli, manevi ve ahlaki değerlerimiz huzur ve barış ortamının tesisi
ve devamında en önemli dayanağımızdır.
Vatanımızın bölünmezliği, milletimizin birliği, beraberliği ve kardeşliği
temel esastır.
İç güvenlik hizmetlerini yürüten birimler tek çatı altında toplanacak,
her türlü donanıma ve imkana kavuşturulacaktır.
III. 5. Yolsuzlukla mücadele
Yolsuzluk ve rüşvet olayları, aşırı bürokratik, şeffaflık ve demokratik
denetim mekanizmalarından yoksun idari yapı, rant dağıtan devletçi ekonomik
model ve materyalist anlayışı besleyen eğitim nedeniyle, maalesef ülkemizde,
had safhaya ulaşmıştır. Ülkemiz dünya sıralamalarında en üst noktalarda
görüldüğü tek alanın yolsuzluk sıralaması olması milletimizin onurunu zedelemektedir.
Ülkedeki geri kalmışlık ve yoksulluğun en önemli nedenlerinden biri de
yolsuzluklardır.
Çare, manevi ve ahlaki değerlerimizin hayata geçirilmesi, bürokratik
idari yapının ıslahı, devlet harcamalarının tümünde şeffaflığın sağlanması,
yine tüm kamu harcamalarında demokratik denetim mekanizmalarının geliştirilmesi
ve işletilmesi, devletin rant dağıtma işlevine son veren bir ekonomik modele
geçilmesidir.
Saadet Partisi, getireceği yasal düzenlemeler ve uygulamalarla yolsuzluklara
ve rüşvete son verilmesini sağlayacaktır.
III. 6. Yerel yönetimler
Partimiz, yerel yönetimlere özel bir önem vermektedir. Gereksiz endişelerden
kurtulup imkanları ve yetkiyi tüm ülkeye yayacak, cesur bir yerel yönetimler
yasasına ihtiyaç vardır. Bu durum, toplumun kendine güvenini artıracağı
gibi, hantal işleyişi ve kamudaki israfı azaltacağından ekonomiye de önemli
katkılar yapacaktır. Halkımızın özlemi olan, nefes alan yaşanabilir şehirler
de ancak bu şekilde inşa edilebilir.
Halen ülkemizde belediye hizmetleri kent içi alanlarla sınırlıdır. Bu durum
biri birine çok yakın iki belediye arasında bile personel, araç ve kaynak
israfına yol açmaktadır. Küçük belediyeler nitelikli personel ve araç konusunda
sıkıntılar yaşarken yanı başında bir il belediyesinde personel işsiz, araçlar
atıl durumda beklemektedir.
Büyük şehir ve il merkez belediyeleri, köyler dahil bütün il coğrafyasını
içine alacak bir şekilde yeniden düzenlenecektir.
İl belediyeleri büyük şehir belediyeleri gibi il sınırları içindeki tüm
yerleşim alanlarının imar, planlama, alt yapı hizmetleri ve koordinasyondan
sorumlu olacak; ilçe belediyeleri ise ilçe sınırları içindeki tüm yerleşim
alanlarının fiziki üst yapı ile çevre trafik, koruyucu sağlık hizmetlerinden
ve kanunla kendilerine verilen diğer hizmetlerden sorumlu olacaklardır.
Savunma, dış politika, adalet, genel iç güvenlik, vergi ve hizmetlerin
koordinasyonu gibi genel ve zorunlu hizmetlerin dışında kalan merkezi idare
görevleri belli bir programla illere ve mahalli idarelere devredilecektir.
İllerin yatırım ve cari giderler için genel bütçeden alacakları pay toplu
olarak illere tahsis edilecektir. Bu payın ilde sektörlere, il içi bölgelere,
projelere ve işletmelere tahsisi il genel meclisi tarafından il bütçesi
olarak yapılacaktır. Uygulama ve denetim mahallinde olacaktır. Merkezi
idare genel standartları vazedecek ve genel denetim yapacaktır.
Birden fazla belediye ve ili ilgilendiren projelerde yatırım ve işletme
safhasında ortak yönetimler kurulacaktır.
Belli hizmetler için sınırlı sayıda üst seviyede idareci dışında illerde
çalışan kamu görevlileri sözleşmeli olarak ve mahallinde çalışmak üzere
istihdam edilecektir.
İl Genel ve Belediye meclisleri güçlendirilecek idarenin çalışması daha
etkili şekilde denetlenecektir.
III. 7. Yargı
Yüzlerce yılı birlikte yaşayarak ürettiği ortak değerler ve yaptığı
ortak tarihle bu toprakları yurt edinmiş olan milletimiz, kimsenin hakkının
yenmeyeceği, kimsenin çaresiz kalmayacağı, kimsenin horlanmayacağı bir
Türkiye istiyor.
Bu ülkede yaşayan insanların tamamının hukuki kişilikleri vardır; bu
ülkede herkes kanun önünde eşittir ve ayırımsız olarak hukukun eşit korunmasından
istifade eder.
Herkesin, uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve yasalarla tanınan temel
haklara aykırı muamelelere karşı mahkemelere müracaat hakkı vardır. Yine
herkesin, kendisine bir suç isnadı yapıldığında, tam bir eşitlik içinde
bağımsız ve tarafsız bir mahkemede hakkaniyet ve açık bir şekilde yargılanma
hakkı vardır.
Hiç kimse keyfi olarak tutulamaz, alıkonulamaz veya sürülemez. Suç isnat
edilen kişi, savunması için kendisine gerekli bütün imkanların sağlandığı
açık bir yargılanma ile kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır.
Elbette ki adalet mülkün temelidir. Ne var ki, bugün ülkemizde insanımız,
bir haksızlığa uğratıldığında hakkının zamanında ve tam olarak kendisine
teslim edileceğinden emin değildir. Bu durum, hukuk devleti ilkesinin sözde
kaldığının delilidir.
Mevzuattaki sorunların yanında, özellikle büyük yükünden dolayı, ülkemizde
yargının çok yavaş işlediği de bir gerçektir.
İnsanlarımız bu yavaş işleyişten dolayı hak hukuk, alacak borç ilişkilerinde
zorlandığında, hukukun yerini alacak kabul edilemez arayışlara girmek zorunda
kalmaktadır.
Bu ülkenin insanları, haklarının yenmeyeceği, zamanında ve tam olarak
teslim edileceğinden emin olmalıdırlar; bu, toplumsal barışın vazgeçilmez
koşullarından biridir.
Saadet Partisi, ülkenin en başta gelen ihtiyaçlarından birinin yargı
reformu olduğuna inanmaktadır, bu nedenle iktidarımızda ilk sırada ele
alacağımız konulardan biri budur.
Düşündüğümüz yargı reformunun temel amaçlarından biri yargı bağımsızlığıdır.
Yargı bağımsızlığından, yargıçların her türlü etkiden uzak kalarak, kararlarını
adil bir şekilde verebilmeleri için gerekli koşulların hazırlanmasını anlıyoruz.
Siyaset ve idare, yargıya karışmamalıdır; yargının tam bağımsızlığı esas
olmakla birlikte yargıya siyasallaşma ve siyaseti yönlendirme yolu da kapatılmalıdır.
Yargı bağımsızlığından söz edebilmek için yargının yürütmeden bağımsız
hale getirilmesi gerekmektedir. Bu yargı erkini kullananların hiçbir yere
bağımlı olmamaları anlamına gelmemelidir. Egemenliği kullanan üç unsurdan
biri olan yargının da egemenliğin asil sahibi olan millete bağlı olması
gerekir; nitekim kararlarını millet adına vermektedir.
Bu bağın kurulabilmesi ise yargı kurumu yöneticilerinin, ya doğrudan
millet tarafından demokratik bir şekilde seçilmesi ya da milletin temsilcileri,
yani TBMM tarafından seçilmesi ile mümkündür.
Anayasa değişikliği yapılarak yargı kurumu yöneticilerinin Meclis tarafından
gizli oyla belli sureler için seçilmesi ve yargıçların özlük hakları, sosyal
ihtiyaçları, maaşları ve diğer yargı harcamaları bütçesinin, bu kurul tarafından
hazırlanarak Meclis Plan ve Bütçe Komisyonuna gönderilmesi ve burada genel
bütçe ile birleştirilmesi uygun olacaktır.
Türkiye’de mahkemelerin yerleşme şekli bile, iddia makamı ile savunmanın
eşit olmadığını göstermektedir. Bu nedenle mahkeme salonları, savcılar
ve avukatların aynı seviyede oturmalarını sağlayacak şekilde düzenlenmesi
gerekir.
Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hızlı çalışmasının temini için;
-
Terfi sistemi ile yargıç sorumluluğu ve güvencesinin sağlanması için yeni
çalışmalar yapılacaktır.
-
Yargıya ayrılan bütçe payı artırılıp kadro sorunları çözülecektir.
-
Adli kolluk kurulacaktır.
-
Özel hukuk davaları için tahkim kurumu genişletilecektir.
-
DGM’ler kaldırılarak bunların görev alanına giren davalar ceza mahkemelerine
devredilecektir.
-
Usul kanunları mahkemelerin hızlı çalışmasını sağlayacak şekilde değiştirilecektir.
-
Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilecektir.
-
Yargı hatalarının azaltılması için genel mahkemeler arasında ihtisaslaşmayı
sağlayacak tedbirler alınacaktır.
-
Mahkemelerde jüri sistemi getirilecektir.
-
İstinaf mahkemeleri kurulacaktır.
-
İnsan hakları ihlalleri konusunu ele alan insan hakları mahkemeleri kurulacaktır.
Ceza infaz sistemi de derhal ele alınması gereken önemli konulardan biridir.
Saadet Partisi, ceza infaz kurumlarının, sadece alınan cezanın gerektirdiği
kadar kısıtlayıcı tedbirlerin uygulandığı yerler olduğuna; tutuklu ve hükümlülerin
diğer haklarının asla kısıtlanamayacağı ilkesine inanmakta; insancıl bir
ceza infaz rejimini istemektedir. Bu nedenle iktidarımızda fizik koşulları,
mevzuatı, uygulamaları ve sivil denetimi ile insan onuruna yakışan bir
ceza infaz sistemi için gerekler yapılacaktır.
III. 8. Eğitim, öğretim ve terbiye
Herkesin eğitim hakkı vardır; ilk ve temel öğretim parasızdır; ilköğretim
mecburidir. Teknik ve mesleki öğretimden herkes istifade edebilmelidir.
Yüksek öğretim liyakatlerine göre herkese tam eşitlikte açık olmalıdır.
Eğitim insan kişiliğinin tam gelişmesini, insan hakları ve temel özgürlüklere
saygının kuvvetlenmesini sağlayıcı nitelikli olmalıdır; tüm insanlar ve
gruplar arasında anlayış, hoşgörü, dostluğu ve barışı teşvik etmelidir.
Partimiz eğitim, öğretim ve terbiye konusunu, demokrasi, insan hakları
ve özgürlüklerin değer olarak yükseldiği, bunun yanında uluslararası rekabetin
alabildiğine hızlandığı bu çağda, ihtiyaç duyulan insan kaynaklarını en
iyi şekilde yetiştirme gayesine yönelik olarak ele alacaktır.
Eğitim ve öğretimde insanların sadece bilgi ve becerilerle donatılması
yeterli değildir, insanlara bazı yüksek değerlerin de kazandırılması gerekir;
o nedenle biz eğitim ve öğretimin terbiye boyutunu da önemsiyoruz.
Siyasi ve ideolojik mülahazalarla sürekli müdahale edilen ülkenin eğitim
sistemi, artık başlı başına bir sorun haline gelmiştir. Kalite düşmüş,
eğitimde fırsat eşitliği ortadan kaldırılmış, hatta bir çok gencin eğitim
hakkı elinden alınmıştır. Üniversiteler bilim üreten ve yayan kurumlar
olmaktan çıkarılmış, yaşama biçimi dayatmanın araçları haline getirilmiştir.
Bilimi, bilimsel araştırma ve yayınları bile çeşitli bahanelerle potansiyel
bir tehlike olarak gören ve bunun için kısıtlamalar koyan anlayışla ülkenin
önünü açamayız, çağdaş uygarlığı yakalayamayız.
Bu anlayışı değiştirmek zorundayız, çünkü özgürlüğün bulunmadığı bir
ortamda bilginin üretilmesi mümkün değildir. Bilgi ve teknoloji üretmeyen
toplumların da bilgi çağında ayakta durmaları mümkün değildir.
Yeni kuşaklar, özgüven duygusuna sahip, kendi başına karar verebilen,
kendi toplumunun tarihi birikiminden ve imkanlarından haberdar olan, küresel
gerçekleri bilen, evrensel anlayış ve değerlerle bütünleşmiş şekilde donatılamazsa
milletin özlemlerini gerçekleştiremeyiz.
Bu nedenle Saadet Partisi, çağın gereklerine uygun bir eğitim reformunu
programına almaktadır.
Sanat, bilim, araştırma, eğitim ve öğretim serbesttir. İnsan haklarına
ve Anayasaya aykırı olmayan her düzeyde ve alanda eğitim ve öğretim kurumlarının
açılması serbest olacaktır.
Eğitim kurumlarında insan hakları ve demokrasi ile din kültürü ve ahlak
dersleri okutulması zorunlu olacaktır.
Zorunlu eğitim ve öğretim 5+3 şeklinde kademeli olacaktır; zorunlu eğitim
bir geçiş döneminden sonra 11 yıla çıkarılacaktır.
Zorunlu eğitimin ikinci ve üçüncü kademesi mesleki ve teknik eğitime geçişi
kolaylaştıracak şekilde programlanacaktır; yüksek öğretime geçişte fırsat
eşitliği ilkesi esas olacaktır. Mesleki ve teknik eğitim ile çıraklık eğitimi
ve meslek edindirme kursları geliştirilecektir.
Din eğitimi 18 yaşına kadar velilerin, 18 yaşından sonra bireylerin kendi
isteğine bağlı olarak her kademede serbest olacaktır.
Devlet ilk ve orta öğretimde müfredatları belirlemek, standartları koymak
ve denetlemekle yükümlü olacaktır.
Üniversitelerin asli görevi olan bilgi üretme ve yayma işini sağlıklı bir
şekilde yapabilmeleri için özgür bir ortam ve işleyen bir idari yapı sağlayacak
ve kaynak sorunlarını çözecek, köklü bir yüksek öğretim reformunu yapılacaktır.
Yüksek öğretim kuruluşları açmak serbest olacaktır. Devlet, yüksek öğretimle
ilişkin planlama yapmak, standartları belirlemek, yüksek öğretim kurumlarının
faaliyetlerinin kanunlara uygunluğunu denetlemekle yükümlü olacaktır. YÖK
kaldırılacak, yerine yüksek öğretim konusunda devlete düşen görevleri ve
üniversiteler arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere, üyeleri TBMM tarafından
seçilecek, bir üst kurul oluşturulacaktır.
Özürlülerin eğitimine önem verilecek, bunun için kurumlar geliştirilecek
ve desteklenecektir.
Halk eğitimine önem verilecek; bu konuda sivil toplum kuruluşları ve yerel
yönetimlerin önündeki engeller kaldırılacaktır.
III. 9. Kültür
Saadet Partisi, Türkiye’nin uluslararası konumunun güçlendirilmesi,
vatandaşları mutlu ve müreffeh bir ülke olmasının, sözünü ettiğimiz ekonomik
ve sosyal politikaların yanında, milletimizin değerlerini ortaya çıkaran,
komplekslerden uzak köklü bir kültür politikası ile mümkün olacağına inanmaktadır.
Saadet Partisi, Türkiye’nin kalkınmasının , kültür ve sanatın gelişmesinin
ancak özgür bir ortamda olacağına inanmaktadır. Bu nedenle biz, Türkiye’nin
tam demokratikleşmesini, insan hakları ve özgürlüklere dayalı bir sistemin
tesis edilmesini her konunun önünde ve her şeyden önemli sayıyoruz.
Her türlü kültür ve sanat faaliyeti, ifade özgürlüğü çerçevesinde serbest
olacak. Devlet kültür ve sanat üretmeyecek. Kültür ve sanat faaliyetleri,
tamamen bireylere ve sivil topluma ait alan olarak kamusal koruma altında
olacaktır.
İnsanlığın ortak değeri olan kültür mirasının korunması için titiz davranılacaktır.
III. 10. Turizm
Türkiye’nin doğal güzelliklerini, zengin tarihi ve kültürel mirasını
tüm insanlıkla paylaşmak, insanlar arasında dostluğun ve kardeşliğin gelişmesine
hizmet etmek için turizm faaliyetlerinin serbest piyasa kuralları içerisinde
gelişmesini sağlayacak gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Bunun aynı zamanda
ülke ekonomisine önemli katkıları olacağı açıktır.
III. 11. Çalışma hayatı
Çalışma hayatında barış, kardeşlik, işbirliği ve karşılıklı hakların
korunması ve verimlilik esas olmalıdır.
İşyeri çalışma koşullarının uluslararası normlara, sağlık koşullarına
sahip ve insan onuruna yaraşır şekilde olmasının sağlanması ve denetlenmesi
devletin görevleri arasındadır.
İktidarımızda herkes, işini serbestçe seçecek, adil ve uygun çalışma
koşullarına sahip olacaktır; herkese, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit
çalışma karşılığında eşit ücret hakkı sağlanacaktır.
Bütün diğer hak ve özgürlüklerde olduğu gibi, sendikal haklar alanında
da çağın çok gerisinde uygulamalar yaşanmaktadır. İktidarımızda, adalet,
güvenlik, temsili görevler ve idarenin üst düzey görevlileri hariç, işçi
memur ayırımı yapılmadan, tüm kamu çalışanlarına toplu sözleşme ve grevli
sendika kurma hakkı verilmesini sağlayan düzenlemeler yapılacaktır.
Çalışma hayatında kadınlar ve engelliler için özel tedbirler alınacaktır.
III. 12. Sosyal güvenlik
Sosyal güvenlik temel bir insan hakkıdır. İnsan yeryüzüne burada geçireceği
süre içerisinde ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkanlar, yetenekler ve
toprak, hava su güneş gibi nimetler sunularak gönderilmiştir.
Nimetler tüm insanlar için sunulmuş durumdadır.
İnsan bu nimetlerden emeğini ve yeteneklerini kullanarak yararlanır
ve ihtiyaçlarını giderir.
İnsan kendisine ait nedenlerden veya iradesi dışında harici nedenlerden
dolayı asli ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli miktarda pay alamayabilir.
O zaman bu insanın, insan olarak hayatını sürdürebilmesi mümkün olamaz.
Oysa o insanın nimetlerden yararlananlarla aynı oranda insan emeği ürünü
olmayan nimetlerde hakkı vardır.
Dolayısıyla herkese ait olandan kendi emeği ve yetenekleri ile payını
alan insanın aldığı bu payın tümünün kendine ait olması mantıken mümkün
değildir. Onun içinde diğerlerine ait olan bir kısmın olması tabiidir
İşte bu diğerlerine ait olan payın dağıtılması sosyal güvenliğin temel
dayanağını oluşturmaktadır ki; bu bir haktır.
Bireysel alanda yapılan yardımlaşma elbette ki çok saygıdeğer bir insani
erdemdir; insani amaçlarla yardım yapmak, bağışta bulunmak bireyin hakları
arasında olup sosyal güvenliğin önemli unsurlarındandır, engellenmemesi
gerekir.
Ayrıca bireysel ve kamusal alan dışında sosyal güvenliği ilgilendiren
çok geniş bir sivil alan bulunmaktadır ki; insanlar gerek dernek kurarak
ve gerekse tarihimize damgasını vuran vakıf müessesesi aracılığı ile sosyal
güvenlik hizmetine katılabilmelidir, katılmışlardır da. Bu alanda da engel
çıkarılmamalıdır. Çünkü bütün bu organize faaliyetler bireylerin ve toplumun
sağlıklı bir şekilde gelişmesine hizmet edecektir.
Bu organizasyonların en üst düzeyde olanı şüphesiz ki devletlerdir.
Devletlerin temel meşruiyet dayanağı insan haklarının korunması ve elde
edilir olmasını sağlamak olduğundan, sosyal güvenliğin tesis ve temini
de devletin asli görevleri arasındadır.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 25. maddesinde;
“Herkesin, kendisi ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim,
konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes; işsizlik, hastalık, sakatlık,
dulluk, yaşlılık ve kendi denetiminin dışındaki koşullardan doğan geçim
sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.
Analar ve çocukların özel bakım ve yardım hakkı vardır.Tüm çocuklar,
evlilik içi ya da dışı doğmuş olmalarına bakılmaksızın, aynı toplumsal
korumadan yararlanır.” hükmü yer almaktadır.
Anayasamızın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında devletimiz
“sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlanmıştır.
Yine anayasanın 5. maddesinde devletin temel amaç ve görevleri belirtilirken
“..kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için
gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” hükmü yer almaktadır.
Bir ülkede sosyal güvenliği kamil manada işler hale getirebilmek için
önce temel hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması gerekir. Eğer sosyal
güvenliğin bireysel ve sivil alanı görmezden gelinir, hatta engellenerek
işlemez hale getirilirse sadece kamusal alanda yapılacak düzenlemelerle,
getirilecek müeyyidelerle bu önemli mesele çözümlenemez.
Sosyal güvenliğin görünmez bir kısmı vardır ki; o da milletimizin kültüründen
ve inancından beslenen aile yapımızdır. Yıllardır eğitim sistemimizde özendirilen
çekirdek aile modeline direnen milli aile yapımız yaşlısına, engellisine,
yoksuluna sahip çıkmakta, aile fertleri arasında diğer toplumları kıskandıracak
düzeyde bir dayanışma ve yardımlaşma sergilemekte; beceriksiz hükümetler
eliyle sık sık düşürüldüğü ekonomik krizlerin oluşturacağı sosyal patlamaları
sinesinde söndürebilmektedir. Benzer yardımlaşma ve dayanışmayı komşuluk
ilişkilerinde de göstermektedir.
Biz burada çok önemli bir noktayı vurguladığımıza inanıyoruz. Belirttiğimiz
bu inanç ve kültür yapımızın, kurmaya çalıştığımız sosyal güvenliğin sigortası
olduğuna inanıyoruz. Bu yapımızı göz bebeğimiz gibi korumalı ve gelişmesi
için elimizden geleni yapmalıyız. Çünkü kurulan sistemler her an krize
girebilir, çökebilir. Bu gün çok güçlü ekonomilere sahip olan ülkeler bile
sosyal güvenlik sistemlerini çalıştırmada zorlanmaktadırlar.
Herkesin sürdürülebilir bir yaşam için geçim, barınma, sağlık ve eğitim
giderlerini karşılayacak sosyal güvenliğe sahip olma hakkı vardır.
Bu alanlarda ve eğitimin her kademesinde sosyal güvenlikten yararlanmak
için kamusal desteğe ihtiyacı olan herkese doğrudan destek yapılacaktır.
Bu amaçla Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu oluşturulacak ve bu kurulda
kamu ve sivil toplum kuruluşları demokratik bir şekilde yer alacak. Bu
kurulun kaynakları, gelirden alınan fon vergilerinden ve diğer kaynak ve
imkanların verimli kullanılması ile doğacak fazlalıklardan pay ayrılmak
suretiyle oluşturulacaktır.
Emeklilik ve sağlık sigortaları birbirinden ayrılacak; bütün sosyal
güvenlik kuruluşları tek çatı altında toplanacaktır.
Kişilerin emeklilik sigortası ile arasında yapacağı serbest sözleşmeyle
emeklilik yaşını belirlenmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.
III. 13. Sağlık
Ülkemizde bir çok alanda olduğu gibi sağlıkta da büyük sorunlar mevcuttur;
sağlık hizmetlerinden herkes yeteri kadar istifade edememektedir. Partimiz
bütün insanların sağlık hizmetlerinden eşit olarak yararlanmaları için
gerekli düzenlemeleri yapacaktır. Bunun için;
Genel sağlık sigortası uygulamasına geçilecek, özel sağlık sigortalarından
sigorta hizmeti satın alınacak, sağlık sigortası olmayan tek kişi bırakılmayacaktır.
Sağlık sigortası primini ödeyemeyenlerin primleri Sosyal Güvenlik Kurumu
tarafından ödenecektir.
Sağlık sigortası bilgileri tek merkezde toplanarak mükerrer sigorta uygulaması
önlenecektir.
Tedavi edici sağlık hizmetleri bireye odaklı olarak sağlık sigortası aracılığı
ile satın alınmak suretiyle yapılacaktır.
Tedavi edici hizmetlerin arzı sağlık işletmeleri tarafından yapılacaktır.
Kamu hastaneleri özelleştirilecek; özel sektör ve vakıflar sağlık yatırımları
yapmaları için teşvik edilecektir.
Tüm yurtta aile hekimliği sistemine geçilecek; oluşturulan kademelere uyulmak
koşuluyla herkes hastane ve hekim seçme hakkına sahip olacaktır.
Sağlık Bakanlığı, personel, yönetim, organizasyon ve hizmet sunumu bakımından
uygulayıcı değil, politikalar geliştiren, planlamalar yapan, standart koyan
ve denetleyen bir fonksiyon icra edecektir. Bakanlık sadece özel sektör,
vakıf ve yerel yönetimlerce sağlık hizmeti verilemeyen yerlere sağlık hizmeti
götürmekle yükümlü olacaktır.
Koruyucu sağlık hizmetlerine büyük önem verilecek ve bu hizmetler yerel
yönetimlere devredilecektir.
III. 14. Aile
Evlilik çağına gelen her erkek ve kadının evlenme ve aile kurma hakkı
vardır. Evlilik akdi ancak kadın ve erkeğin serbest ve tam rızası ile yapılır.
Aile, toplumun doğal ve temel unsurudur; ailenin, toplum ve devlet tarafından
korunma hakkı vardır.
Geçmişle gelecek arasında köprü olan aile, kültürümüzün, kimlik ve kişiliğimizin
oluşması ve yaşatılmasında en etkili olan kurumdur. Ailenin korunması,
bölünmemesi ve geliştirilmesi tüm kurum ve kuruluşların görevidir.
Bu nedenle Partimizin sosyal ve ekonomik politikalarının şekillenmesinde
temel unsur aile olacaktır. İktidarımızda evlilik ve aile kurumu her yönü
ile teşvik edilecek ve desteklenecektir.
Modernleşme ile beraber gelen sanayileşme, kentleşme ve değişen gündelik
yaşam, etkisini en çok aile kurumu üzerinde göstermiştir. Modern insanın
birey olarak temayüz etmesi, toplumsal ilişkilere olumlu katkılarda bulunmuştur
ama aileyi tehdit eder sonuçlar doğurmuştur.
Bugün gelişmiş batılı toplumların en başta gelen sıkıntılarından biri,
ailenin parçalanması, insanların büyük kısmının yalnız yaşamak zorunda
kalması, güvensizlik ve yalnızlığın getirdiği, ruhsal rahatsızlıklar, şiddet
ve intihar eğilimleri, alkol ve madde bağımlılığı gibi sorunlardır.
Bu sebepten dolayıdır ki, gelişmiş ülkeler ve uluslararası kuruluşlar;
ailenin korunması ve sorunlarının giderilmesi için programlar yapmakta
önemli ölçüde bütçeler ayırmaktadır.
Hiç kuşku yok ki, batılı ülkelerden farklı olarak Türkiye’de aileyi
tehdit eden en önemli sorun, işsizlik ve yoksulluktur.
Partimiz uygulayacağı ekonomik politikalarla reel sektöre ve istihdama
önem vererek işsizlik sorununu azaltırken uygulayacağı sosyal politikalarla
da yoksullukla mücadele edecektir.
Özürlü çocukları ve yaşlılarına kendileri bakan aileler, vergi indirimi
ya da doğrudan yardımlarla desteklenecektir; ayrıca bu ailelere çocuklarının
eğitimi ve rehabilitasyonu için kurumsal yardımlar verilecektir.
Aile ile ilgili ele alınması gereken konulardan biri de, kadınların
toplumsal konumu ve haklarıdır. Hem kentte hem de kırsal kesimde kadının
en önemli sorunu, işi ile ailesi arasında yaşadığı ikilemdir. Kadının çalışarak
aile bütçesine katkıda bulunması ve kendisini geliştirmesinin bedeli, çocuklarını
ve ailesini ihmal olmamalıdır. Partimiz çalışma hayatında, kadının annelik
ve aile sorumluluğunu da yerine getirebilecek düzenlemeleri yapacaktır.
Sokak çocukları ülkemizin en büyük ayıplarından biridir; ülkenin bu
ayıptan kurtarılması için gerekli tedbirler alınacaktır.
Yaşlıların daha iyi bir yaşama ulaşma imkanlarını geliştirecek düzenlemeler
yapılacaktır.
III. 15. Gençlik ve spor
Gençlik bir milletin geleceğidir. Gençliğin ahlaklı, bilgili, sağlıklı
yetişmesi ve hayata hazırlanması için tüm kurum ve kuruluşlar hizmet verecektir.
Ayrıca bunun için sivil toplum kuruluşları da teşvik edilecektir.
Devlet, kamusal desteğe ihtiyaç duyan her gence eğitimin her kademesinde
yeterli desteği sağlayacaktır. İktidarımızda imkansızlıklar nedeniyle eğitimden
yoksun hiçbir genç kalmayacaktır.
Saadet Partisi, gençliği ülkenin en önemli zenginliklerinden biri olarak
görmektedir. Her alanda gençliğin dinamizminden yararlanmak gerektiğini
düşünmekteyiz. Bu nedenle seçilme yaşını 25’e indirerek bu dinamizmi siyasete
taşıyacaktır.
Tecrübesizlikleri ve merakları bazen gençleri kendilerinin de istemedikleri
bir takım alışkanlıklara sürüklemektedir. Sigara, alkol, çeşitli ilaçlar
ve kimyasal maddeler, uyuşturucu ve uyarıcılar, kumar, pornografi vs. nin
hedef kitlesi gençliktir. Gençlerin kötü alışkanlıklardan korunması için
gerekli bütün önlemler alınacaktır.
Genç nüfusumuzun çokluğuyla spor dallarında kazandığımız uluslararası
başarılar doğru orantılı değildir. Partimiz, spor faaliyetlerine gerekli
önemi verecektir. Bu amaçla spor için gerekli alt yapı hazırlanacaktır.
Sporun yaygınlaşması için mevzuattan ve bürokrasiden kaynaklanan engeller
kaldırılacak, spor alanında faaliyet gösteren başta spor klüpleri olmak
üzere kuruluşlar ve sporcular teşvik edilecektir. Geleneksel sporlarımızın
yeniden ihya edilmesi için ulusal ve uluslar arası organizasyonlar desteklenecektir.
III. 16. Yurtdışında Bulunan Vatandaşlar
Saadet Partisi, ülke dışındaki vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde
her türlü haklarının korunması ve geliştirilmesi için devletin hizmetini
insanlarımıza ulaştıracak, sahipsiz kalmalarını önleyecek ve Türkiye Cumhuriyetinin
vatandaşı olmanın haklı onurunu tüm insanlarımız gibi yurtdışındaki insanlarımıza
da sağlayacaktır.
Yurt dışında temsilcilikler açarak oralarda yaşayan yurttaşlarımızın
her türlü sorunları ile yakından ilgilenecek çalışmalar yapacağız.
Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın ülkenin yönetiminde söz sahibi
olmalarını sağlayacak seçim mevzuatı düzenlemesi yapılacaktır.
III. 17. Çevre
Bir bilge Kızılderili’nin ifadesi ile, yeryüzü, bize atalarımızdan kalan
bir miras değil, torunlarımızın bize emanetidir.
Özenli bir planlama ve yönetim ile dünyanın doğal kaynakları, hava,
su, toprak, flora ve fauna, özellikle de doğal eko sistemleri korunmalıdır.
Kalkınma ve sanayileşme çabalarını sürdüren ülkemizde ciddi çevre sorunları
vardır. Ülke genelinde erozyon, çarpık kentleşme ve buna bağlı altyapı
sorunları yoğun olarak yaşanırken, özellikle batı bölgelerimizde sanayileşmeden
kaynaklanan çevre kirlenmesi tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Ülkemizin
büyük bir bölümünde bitki örtüsü ve ormanlar azalmaktadır.
Sürdürülebilir bir kalkınma , partimizin başlıca hedeflerinden biridir.
Saadet Partisi, üretim ve tüketimde insan ile doğa arasındaki dengeyi,
insan sağlığını ve doğal dokunun korunmasını esas alan çevre politikaları
geliştirecektir. Bu politikaların temeli eğitim olacaktır; her kademede
çevre bilincinin geliştirilmesi için eğitim programları hazırlanacaktır.
Çevre konusunda uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları
ile işbirliğine ve yerel yönetimlerin etkin kılınmasına imkan sağlayacak
yasal düzenlemeler yapılacaktır.
|