Saadet
Partisi Programı'nın "Ekonomi", "Dış Politika", "Sonuç" bölümleri şöyle:
Yukarıda bahsedildiği gibi partimizin amacı, bütün insanlığın ve elbette
öncelikle ülke insanının tamamının saadetini temin etmektir. Saadetin temel
şartlarından biri refahtır. Refah, İnsanların ihtiyaçlarının kolay ve bol
şekilde karşılanmasıdır. Bu ise ekonomik gelişmişliklerle mümkündür.
IV. 1. Türkiye’nin mevcut ekonomik durumu ne
yazık ki milletimizin özlediği ve hakkettiği tablodan çok uzaktır.
Cenab-ı Hakk’ın ülkemize verdiği nimetlere rağmen bu günkü durum yürekler
acısıdır. Bunu birkaç ekonomik gösterge ile özetleyebiliriz:
İşsiz sayısı.................................... 11 milyon kişi
Çalışabilir nüfusta işsizlik oranı....... % 44
Geçim sıkıntısı had safhada............ Asgari ücret 100 doların altında
Açlık............................................. 13 milyon insan açlık
sınırında
Yoksulluk...................................... 22 milyon insan yoksulluk
sınırında
Fert başına düşen milli gelir............ 2500 doların altında
Gelir dağılımındaki adaletsizlik........ 190 ülke arasında 12. sırada
Ekonomik durumumuzun sosyal neticeleri:
-
Ruhsal bunalımlar, intiharlar,
-
Şiddete başvurma ve suç oranlarının artması,
-
Aile geçimsizliği ve boşanmaların artması,
-
Toplum olarak sosyal patlamaların eşiğine gelindiğine dair işaretler
IV. 2. Türkiye’nin bu duruma düşmesinin sebebi
uygulanan yanlış politikalardır.
Bu yanlış politikalar, ekonomiyi iflasın eşiğine getirmiştir. Göstergeler
ekonominin çökmekte olduğunu ortaya koymaktadır. Bu göstergelerden bazıları;
-
Bir çok banka batmıştır; kalanların büyük çoğunluğu da zor durumdadır.
-
Faizler çok yükselmiştir.
-
Borsadaki istikrarsızlık devam etmektedir.
-
Yatırımlar durmuş, mevcut tesisler satılmaktadır.
-
Yabancı sermaye girişi azalmaktadır.
-
500 büyük firmanın karlarının büyük çoğunluğu faiz gelirlerinden oluşmaktadır.
-
Üretim durma noktasına gelmiştir; tesisler % 30 kapasitelerle çalışmaktadır.
-
Devalüasyonlarla herkes servetinin büyük kısmını kaybetmiştir.
-
Firmalar, şirketler kapanıyor, yüz binlerce insan işini kaybetmektedir.
-
Yatırımlar yurt dışına gitmektedir.
-
İflas eden firmalar, faaliyetlerine son veren şirketler, kapanan iş yerlerinin
sayısı yüz binlerle ifade edilmektedir
-
Tasarruf mevduatı sigorta fonuna devredilen özel bankaların kamuya yükü
20 milyar doları aşmıştır.
-
Devlet bankalarının batan kredilerinin vatandaşa yükü 20 milyar dolara
yaklaşmıştır.
-
Borç yükü hızla artıyor; iç ve dış borç toplamı 190 milyar doları bulmuş,
toplam milli geliri geçmiştir.
-
Devletin vergi gelirlerinin tamamı borç faizleri ödemesini karşılamıyor;
son on yılda 162 milyar dolar, son dört yılda 102 milyar dolar, son iki
yılda 61 milyar dolar borç faizi ödenmiştir.
IV. 3. Teşhis
Bu ekonomik yıkımın sebebi rant ekonomisidir. Rant ekonomisinin oluşumunun
temel sebebi küçük bir rantiye gurubunun, sermaye ve medya gücü ile siyasette
ve bürokraside etkin kadrolarını işbaşına getirmesi ve onlara tesir edebilmesidir.
Rant ekonomisinin temel özellikleri şöyle özetlenebilir:
Vergi, zam, faiz, düşük ücret ve düşük taban fiyatları vasıtası ile alınabilecek
halktan imkanların azamisinin alınması,
Kur, faiz oranları ve enflasyon politikaları vasıtası ile halkın imkanlarının
rantiye grubuna aktarılmasının sağlanması,
Kamu kesimi borçlanma gereğinin azami ölçüde tutulması ve bunun yüksek
faizli iç ve dış borçlanmalarla karşılanması suretiyle, halkın ve devletin
imkanlarının rantiye grubuna aktarılması,
Kredilerin rantiye gruplarına yönlendirilmesi,
Rantiye gruplarının geri ödemediği kredilerin ve hortumlanan banka mevduatlarının,
değişik vasıtalarla vatandaşın sırtına yüklenmesi,
Diğer bütün vasıtalarla da halkın ve devletin elindeki imkanların, rantiye
zümresine intikalinin sağlanması.
Rant ekonomisi düzeninde, ülke kaynaklarının rantiye grubuna aktarılması
için başka yöntemler ve yollar da vardır. Bunlar;
Hazinenin yüksek faizle borçlanması,
Merkez bankasının bankaları fonlaması,
Repo işlemleri,
Kamu kurumu ve kuruluşlarının paralarının ve gelirlerinin özel bankalara
düşük faizle yatırılması,
Kamu kurum ve kuruluşlarının finansman ihtiyaçlarının özel bankalardan
ve yüksek faizlerle karşılanması,
Kamu bankalarının döviz tevdiat hesaplarının yurt dışı şube ve muhabir
bankalara aktarılması ve bunların düşük faizle özel bankalara intikal ettirilmesi,
Kredi tahsisleri,
Bankaların hortumlanması,
İhale yolsuzlukları,
Özelleştirme ve kiralamalardaki yolsuzluklar,
Kamu kurum ve kuruluşlarının özel sektör yatırımlarındaki ortaklıkları,
İsraflar ve atıl yatırımlar,
Devlet yatırımlarının çok uzun yıllara sari olarak yürütülmesi.
Bu rant ekonomisi anlayışı ve uygulamaları ile ülke ekonomisinin düzlüğe
çıkması ve “güçlü ekonomiye geçiş” mümkün değildir. Tam tersine rant ekonomisi,
her geçen gün ekonominin batışını hazırlamakta, gelir dağılımındaki adaletsizliği
daha da derinleştirmekte ve sosyal patlamalara zemin hazırlamaktadır.
Rantiyeye haksız olarak aktarılan imkanlar, reel sektöre, sosyal güvenliğe
ve bütçeye aktarılsaydı, denk bütçe, bol yatırım, bol kaliteli ve ucuz
üretim, bol ihracat temin edilecek, ayrıca sosyal sınıfların insanca yaşaması
sağlanmış olacaktı. Böylece ülkenin kalkınması sağlanacak, insanlarımıza
refah temin edilmiş olacaktı.
IV. 4. Tedavi
Bu izahlardan açık olarak anlaşılacağı gibi, yaşanan ekonomik felaketi
ortadan kaldırmak için yapılacak iş; rant ekonomisinden, reel ekonomiye
geçiştir.
Bizimle diğer siyasi partiler arasındaki temel farklardan biri de budur.
Biz, “REEL EKONOMİ”yi esas alıyoruz, onlar “RANT EKONOMİSİ”nde ısrar ediyorlar.
Biz, TÜRKİYE’NİN BÜTÜNÜYLE KALKINMASINI esas alıyoruz, onlar çoğunlukla
küçük bir azınlık olan “RANTİYE GRUBU”nun kalkınmasını; biz, “HERKESE REFAH”ı
esas alıyoruz onlar çoğunlukla “RANTİYENİN REFAHI”nı esas alıyorlar.
Bu geçişin başarılabilmesi, bazı şartlara bağlıdır:
a. Kadro
-
Milli heyecana ve başarı aşk ve azmine sahip; bilgi, plan, program, takip,
intaç sistemini disiplinle uygulayacak kadro.
b. Zihniyet
-
Milletin kendi kaynaklarına güvenmek ve onları harekete geçirmek; üretim,
istihdam ve ihracat seferberliğini başlatmak; bölüşümde herkesin hakkını
almasını, ülkenin bütününün kalkınmasını ve bütün gelir guruplarına dengeli
refahın sağlanmasını hedef almak.
c. Gözetilecek Temel Esaslar
-
Her türlü israfın ortadan kaldırılması
-
Verimlilik ve toplam kalite
d. Bu tedavi reçetesinin uygulanmasında aşağıdaki hususlara dikkat edilecektir:
İş ahlakı temel ilke olacaktır.
Tüketici haklarının korunması için gerekli yasal mevzuat geliştirilecek
ve sivil toplum kuruluşları desteklenecektir.
Ekonomik faaliyetler serbest piyasa kurallarına göre yürütülecek. Devlet
kartelleşmeyi, tekelleşmeyi, karaborsayı ve haksız rekabeti önleyici ve
üretimi zorlaştıran engelleri ortadan kaldıracak tedbirleri alacaktır.
Herkes teşebbüs özgürlüğüne, iş ve meslek seçme hakkına sahip olacak. Bu
hak ve özgürlüğün önündeki engeller kaldırılacaktır.
Vergi sistemi bütünüyle elden geçirilecek ve verginin adil olması sağlanacaktır.
Vergi çeşitleri azaltılacak, oranları düşürülecek, vergi mevzuatı basit
ve etkin hale getirilecek. Asgari ücretten vergi alınmayacak, yasal tüm
tüketim harcamaları gider sayılacak, gelir vergisi net gelirden alınacaktır.
Sermayenin tabana yayılması ve sermaye piyasasındaki spekülasyonlara son
verilmesi için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.
Finansmanı üyeleri tarafından sağlanan, demokratik esaslarla üyeleri tarafından
yönetilen üreticiler arasında özerk dayanışma sandıkları veya sigortaların
kurulması için gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır.
Devlet yatırımları, özel sektörün yeteri kadar ilgi duymadığı alt yapı,
sağlık ve eğitim yatırımları ile özel sektöre bırakılmasında sakınca görülen
bazı savunma sanayi yatırımları ile sınırlandırılacaktır.
Kamunun alacak ve vereceklerine farklı ceza hadleri uygulamasına son verilecektir.
Doğal kaynaklar kamuya aittir. Stratejik olanlar dışında bu kaynakların
arama ve işletilmesi, kamusal pay alınmak koşuluyla, özel sektör tarafından
yapılmasını sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır. Doğal kaynakların işletilmesinde
etkinliği ve verimliliği arttırıcı tedbirler alınacaktır.
Ormanların işletilmesinde, orman varlığını arttırıcı ve geliştirici tedbirler
ve yasal düzenlemeler yapılarak özel sektörden yararlanılacaktır.
Araştırma ve geliştirme faaliyeti ve yatırımlar tüm sektörlerde desteklenecektir.
Ekonomiye dış müdahaleler önlenecek; yabancı sermayenin ülkeye spekülatif
amaçlarla değil kalıcı yatırımlar için gelmesini sağlayıcı hukuki altyapı
ve güven ortamı tesis edilecektir.
Türkiye’nin bugünkü durumundan kurtulabilmesi için, vatandaşın demokratik
tercihlerini, mutlaka serbest ve etkisiz yapması, buna ilaveten düşünce
ve insan haklarının tam ve kamil manada tatbik edilmesi zorunludur. Nitekim,
özgürlükler arttıkça ekonomi düzelmeğe başlamış, kısıldıkça ekonomi daha
da kötüye gitmiştir. Bu günkü bozulmanın en önemli sebeplerinden biri de
budur.
IV. 5. Dengeli Kalkınma
Türkiye’nin bütünü ile, Bölgeler ve fertler arasındaki dengesizliklerin
giderilmesi suretiyle Türkiye’nin kalkınması ve böylece belirli bir zümreye
değil herkese refah sağlanması gereklidir.
Bunun için;
Yurdun her yanına ulaşabilecek karayolu, demiryolu, hava ve deniz yolu
ağı sağlanacak böylece kaynaklara ve her bölgeye ulaşma imkanı olacaktır.
Bu suretle yurdun her köşesindeki imkanları, istihdam – üretim – ihracat
seferberliğine katılacaktır.
Başta organize sanayi bölgeleri ve küçük sanayi siteleri olmak üzere altyapı
tesislerine önem verilecek ve yaygınlaştırılacaktır. Böylece üretim, istihdam
ve ihracat artırılacaktır.
Teşvikler, üretimi ve ihracatı artırmak için kullanılacaktır. Ekonomimizin
düzlüğe çıkması büyük ölçüde ihracatın artırılmasına bağlıdır. İhracatı
artırmak için üretim maliyetini düşürmek gerekiyor. Ucuz üretim için girdi
maliyeti ve vergilerin dünya şartlarına uydurulması hatta daha da ucuzlatılması
gerekmektedir.
Bölgeler arası dengesizliklerin giderilmesi
Başta Doğu Güneydoğu Anadolu olmak üzere büyük dengesizlik arz eden
bölgelerin kalkındırılması için özel programlar tatbik edilecektir.
Bunun için;
GAP Sulama projesi süratle tamamlanacaktır. GAP bölgesindeki yerleşmeler
de ortaya çıkacak acil alt yapı sorunlarının çözümü sağlanacaktır.
Doğu ve güneydoğu ve diğer geri kalmış bölgelerde yarım kalmış veya işletme
sermayesinin azlığı sebebi ile işletmeye geçirilememiş yatırımların ekonomiye
kazandırılması ve yeni yatırımların yapılması için bu bölgelerde vergi
oranları düşürülecek ve alt yapı yatırımları hızla tamamlanacaktır.
Ülkenin tamamında kadastro otomasyonu tamamlanacaktır.
Köye dönüşü hızlandırıcı önlemler alınacak, bunun için gerekli finansman
sağlanacaktır.
Hazine arazisi ve temizlenecek mayınlı alanlardan uygun olanlar köylüye
verilecektir.
Söz konusu bölge illerine yüksek vasıflı yönetici ve memurlar atanacaktır.
Sınır ticareti geliştirilecek. İran, Irak, Suriye, Gürcistan ve diğer bütün
komşu ülkeleri ile sınır ticareti arttırılacaktır. Sınır ticareti yöntemi
kullanılarak kara tankerleri ile akaryakıt getirilmesi sağlanacak, bütün
tahditler kaldırılacaktır.
Bu bölgelerde okulsuz yerleşim yeri ve öğretmensiz okul ve sağlık hizmetlerinin
ulaşmadığı yer bırakılmayacaktır.
Tarım ve hayvancılık projelerine destek sağlanacaktır.
İşte bizim diğer görüşlerden temel bir farkımız da bu prensiplerdir. Biz,
Türkiye’nin bütünüyle kalkınmasını esas alıyoruz, diğerleri genellikle
küçük bir azınlık olan RANTİYE GRUBUNUN kalkınmasını; biz, “herkese refah”ı
esas alıyoruz, onlar genellikle küçük bir grubun refahını esas alıyorlar.
IV. 6. Özel önemli projelerin gerçekleştirilmesi
Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında bir kavşak ve köprü
durumundadır. Bu kıtalar arasında her türlü mal ve enerji geçişi bölgemiz
üzerinden olmaktadır; bu geçişlerin büyük ölçüde ülkemize kaydırılması
gerekmektedir. Buna ilaveten mübadele edilen malların, ülkemizde üretilmesi
mümkündür. Bu avantajların kullanılması ekonomimize çok büyük katkılar
sağlayacaktır.
Türkiye aynı zamanda Asya ve Afrika’daki bol petrol ve doğal gaz gibi
enerji ve hammaddelerinin Avrupa’ya ulaştırılmasında da köprü konumundadır.
Bu coğrafi konumu ile Türkiye yüklendiği hizmetleri çok daha uygun şekilde
yerine getirebilir. Ayrıca ülkemiz finans merkezi haline gelebilir.
Bunun için;
-
Serbest bölgelere,
-
Oto yollar ve demir yollarına,
-
Büyük limanlara,
-
Ucuz enerji projelerine
önem vermek, öncelikli hedefimizdir.
Vatandaşımızın refahının sağlanması amacıyla, bu tip büyük projelerin
hayata geçirilmesi için yeterli kaynağa sahibiz. Bu kaynaklar, vergi, zam,
faiz, düşük ücret, düşük taban fiyatı iç ve dış borç ile değil; israfların
önlenmesi, üretim ve verimliliğin arttırılması, ihracat imkanlarının seferber
edilmesi ile temin edilecektir.
IV. 7. Dış ticaret politikası
Yukarda açıklanan imkanlar kullanılarak Türkiye, bölgenin ve dünyanın
ticaret merkezi haline getirilecektir.
Refahın ve ekonomik büyümenin en önemli araçlarından biri ihracattır.
İhracatın ithalat rakamlarını karşılamaması, dış ticaret açığı ve dışardan
ek kaynak temini için borçlanma zarureti doğurmaktadır. Zaman içinde bu
dış borçlar ve faizleri halkımıza ve ekonomimize büyük bir yük ve darbe
olmaktadır. Bu durumun meydana gelmemesi için mutlak surette kaliteli ve
ucuz üretim yapılacak ve ihracat desteklenecektir.
Türkiye’nin, klasik pazarlarının yanında yeni pazarlara ve yeni ürünlere
ihtiyacı vardır.
Önümüzdeki yıllarda doğu-batı ulaşım ve enerji koridorları içinde, ülkemiz
ve komşularımız üzerinden milyarlarca dolarlık mal ve hizmet akışı olacaktır.
Bu mal ve hizmet akışından azami istifade sağlanacaktır. Bu çerçevede,
başta komşularımız olmak üzere bölge ülkeleri ve diğer dünya ülkeleri ile,
milli menfaatlerimize aykırı olan, yapay gerginlikleri ve engellemeleri
ortadan kaldırıp her türlü işbirliğine yöneleceğiz; dış ticaretimizi arttırmak
için gerekli düzenlemeleri yapacağız.
Dış ticaret hedefine ulaşmak için imalatçı ve ihracatçı kuruluşları
ile yakın işbirliği yapılacaktır.
KOBİ’lerin ihracatlarını arttırmaları için bilgi, pazar temini ve finansman
imkanları sağlanacaktır.
İhracatın arttırılması için ayrıca şu düzenlemelere ihtiyaç vardır;
“Sanayi Bakanlığı”, “Sanayi ve Dış Ticaret Bakanlığı” olarak yeniden teşkilatlandırılacak,
Dış Ticaret Müsteşarlığı, TÜBİTAK, EXIMBANK ve Teşvik Uygulama bu bakanlığa
bağlanacaktır.
Bu bakanlığın sorumluluk sahası;
İmalat sanayiinin uluslararası piyasalarda rekabet edebilecek kalite ve
maliyette mal üretimini temin etmek için teknolojik yenileme projelerinin
desteklenmesi,
Malzeme, hammadde ve enerji fiyatları ile verimliliğin rekabeti mümkün
kılacak seviyeye getirilmesi,
Yüksek katma değerde mal üretiminin desteklenmesi,
Yeni mal çeşitlerinin ihracata hazırlanması,
Araştırma ve geliştirme çalışmalarının desteklenmesi,
Mevcut ve yeni ihracat pazarlarında genişlemeyi mümkün kılacak tedbirlerin
alınması,
Dış ticaretin sektör, alt sektör, mal grupları, ülkeler ve bölgeler seviyesinde
dinamik olarak takibi ile dengenin lehimize dönmesini mümkün kılacak tedbirlerin
alınması,
Yatırım, üretim ve ihracat teşviklerinin dış ticaret hedeflerine göre uygulanması,
İç pazarın haksız rekabete karşı korunması,
Sanayide, madencilikte ve hizmet sektöründe uluslararası piyasalarda rekabet
edebilecek kalite ve maliyette mal ve hizmet üretimini, teknolojik gelişmeyi
ve pazarlamayı temin etmek ve yatırım ve işletmelere finansman kaynağı
getirmek maksadıyla yabancı sermaye yatırımlarının teşvik edilmesi.
IV. 8. KOBİ’ler; Esnaf ve sanatkarlar
Toplumsal varlığımızın sigortası olan esnaf ve sanatkarlarımız, aynı
zamanda ekonomimizin de can damarlarıdırlar. Saadet Partisi, uygulayacağı
reel ekonominin tabii bir sonucu olarak esnaf ve sanatkarlara ayrı bir
önem vermektedir.
Ülkedeki üretimin ve istihdamın nerdeyse yarısını karşılayan KOBİ’ler
toplam kredinin ancak % 5’ini kullanabilmektedirler. Bu haksızlıktır, ekonomiyi
bilmemektir.
Partimiz, esnaf ve sanatkarları, ürettikleri katma değer ve istihdam ile
orantılı olarak destekleyecek tedbirler alacaktır.
IV. 9. Tarım ve hayvancılık
Türkiye’de bugün nüfusun yüzde 45’i geçimini tarım sektöründen sağlamaktadır.
Buna karşılık tarım kesimi, milli gelirden ancak yüzde 14 pay almaktadır.
Bu gösterge, çiftçinin ve köylünün Türkiye ortalamasının çok altında bir
gelir düzeyine sahip olduğunun kanıtıdır.
Tarımda istihdam ediliyor gibi görünen, çoğu sosyal güvenceden yoksun
kendi yağıyla kavrulan bu gizli işsizlerin büyük bir bölümünün kademeli
olarak başka sektörlere kaydırılması zorunluluğu vardır.
Son yıllarda uygulanan yanlış politikalar neticesi bitkisel ve hayvansal
üretimde büyük düşüşler yaşanmaktadır. İlk defa iki bin yılında tarımsal
ürün ithalatı, tarımsal ürün ihracatından fazla olmuştur. Ayrıca ülkenin
dengeli ve yeterli beslenmesi ile ilgili bir sektör olan tarım, stratejik
bir öneme sahiptir. Saadet Partisi iktidarında tarım ve hayvancılıkta ihracatçı
hale gelinecektir.
Tarımsal ürünlerde dışa bağımlılığın önlenmesi hayati önem taşımaktadır.
Bu yüzden tarım sektöründeki üretim iç ve dış ihtiyaca göre planlanacaktır.
Kota ve kısıtlamalar kaldırılacak, üretim iç ve dış ihtiyaca göre teşviklerle
yönlendirilecektir. AB ülkelerinde olduğu gibi “üretim ve yönlendirme fonu”
kurulacaktır.
Üretimin teşvik edilmesi amacıyla, çiftçilere ucuz kredi imkanı sağlayan
çiftçi bankacılık sistemi kurulacaktır.
Verimliliğin gelişmiş ülkeler düzeyine çıkarılması için, tarımda ileri
teknoloji özendirilecek, bu amaçla kurulan, teşkilatlar desteklenecektir.
Dünya piyasalarında rekabet edilebilecek şekilde, girdi destekleri dahil,
AB ortak tarım politikalarında kullanılan bütün argümanlar kullanılacaktır.
Türkiye iddia edildiği gibi tarımsal toprak zengini bir ülke değildir.
Tarımsal amaç için kullanılan 27 milyon hektar arazinin ancak 12 – 13 milyon
hektarı verimli topraktır. 16 milyon hektarlık alan ise değişik düzeyde
erozyona maruzdur. Verimli alanların büyük kısmı tarımsal amaç dışı kullanımlar
için talan edilmektedir. Toprağı koruyan bir yasa veya bir kurum yoktur.
En kısa zamanda yasal alt yapı oluşturularak tarımsal arazilerin amaç dışı
kullanımı engellenecektir. Tarım arazilerinin keyfi bir şekilde tarım dışı
kullanılması önlenecektir.
Yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızı kullanabilmemiz için gerekli
proje ve yatırımlara öncelik verilecek, teknik ve ekonomik bakımdan sulanabilir
sayılan 8,5 milyon hektarlık tarım arazisinin tamamının, makul olan en
kısa sürede sulanır duruma getirilmesi sağlanacaktır. Bu cümleden olmak
üzere son yıllarda yavaşlatılan GAP bir an önce tamamlanacaktır.
Hayvancılığın geliştirilmesine özel önem verilecek doğal ve teknik alt
yapısı hazır olan bu sektör süratle canlandırılacak, fiyat, girdi desteği
ve teşviklerle yatırımcılar için cazip hale getirilecektir.
Yanlış politikalar neticesi atıl hale gelmiş olan kamuya ve özel sektöre
ait tarımsal sanayi kuruluşlarına el atılacak, öncelikle teşvik edilecektir.
Türkiye’nin ve komşu ülkelerin tarımsal alet ve ekipman ihtiyacını karşılayacak
kapasitede olan bu sektörümüz mutlaka ayağa kaldırılacaktır.
Denizlerden ve iç su kaynaklarından elde edilen su ürünleri üretiminin
arttırılması ve pazarlanması için, üreticilere her türlü destek sağlanacaktır.
Bitkisel üretim, meyve, sebze ve hayvancılıkta teknolojik gelişmeyi,
kaliteyi ve pazarlamayı geliştirmesi ve yatırım ve işletmeye finansman
desteği ve üretimde fiyat istikrarı sağlanması amacıyla sözleşmeli tarım
faaliyeti desteklenecek ve teşvik edilecektir. Tavukçulukta kazanılan tecrübe
başta büyük ve küçükbaş hayvancılık olarak diğer alanlarda da değerlendirilecektir.
Tarım ürünleri ve hayvancılık borsaları desteklenecek ve üretici birlikleri
ile işbirliği yapılacaktır.
Tarım ve hayvancılık sektöründe teknolojiyi, kaliteyi ve pazarlamayı
geliştirmek, ürünleri rekabete hazırlamak ve yatırım ve işletmelere finansman
kaynağı sağlamak üzere yabancı sermaye yatırımları teşvik edilecektir.
IV. 10. Enerji
Türkiye’nin sürdürülebilir bir kalkınmayı gerçekleştirebilmesi, doğru,
tutarlı ve milli bir enerji politikasını uygulamasına bağlıdır. Enerjide
kaynak çeşitliliği sağlayacak önemli projelerin takipçisi olunacaktır.
Enerji günlük hayatımızın, iktisadi ve sosyal faaliyetlerin temel ihtiyaç
maddelerindendir. Bu bakımdan enerjinin kalitesi, maliyeti, yeterliliği
ve devamlılığı öncelikle teminat altına alınacaktır. Ekonomik kısımda belirtilen
hedefler için büyük miktarda enerjiye ihtiyaç vardır. Bunun için enerji
ve doğal gaz yatırımlarının ihtiyaca cevap verecek düzeye getirilmesi gerekir.
Enerjide dışa bağımlılığı asgari seviyede tutmak için öncelikle yerli
kaynaklar değerlendirilecektir. Derelere kadar hidrolik enerji kaynaklarının,
kömür yataklarının, rüzgar ve güneş enerjisinin değerlendirilmesi için
çalışmalar hızlandırılacak ve yatırım ve işletmeler desteklenecektir.
Komşu ve bölge ülkeleri ile enerji üretim ve iletim sahalarında işbirliğine
gidilecek elektrik, gaz ve petrol iletim hatlarında bağlantı sağlanacaktır.
Petrol ve gaz bölgesinde bulunan ülkemizde yurt içi ve yurt dışı sahalarında
arama ve işletme faaliyetleri hızlandırılacaktır. Bu sahada yabancı sermaye
firmaları ile işbirliği yapılacaktır.
Enerji sahasında araştırma-geliştirme çalışmaları ve enerji tesisleri
makine ve teçhizat imalatı desteklenecektir.
Petrol ürünlerinin dağıtımında boru hatları inşa edilerek tanker taşımacılığı
boru hatları ile ikame edilecek, bu sayede tasarruf ve güvenlik sağlanacaktır.
Doğal gaz ısınma ve her kademede üretimde gerekli bir ihtiyaç maddesi
olması ve üretimin maliyetine ve kalitesine tesiri ile ihracatta temel
rekabet unsuru haline gelmiştir. Bu bakımdan bütün illere ve ilçelere doğal
gaz ulaştıracak boru şebekeleri en kısa zamanda inşa edilecektir.
Elektrik enerjisi iletim ve dağıtım hatlarında yenileme yatırımlarına
öncelik verilerek kayıp-kaçak oranları kabul edilebilir seviyeye düşürülecek
bu sayede enerji tasarrufu sağlanacaktır.
IV. 11. Ulaşım ve Haberleşme
Mutlu insanların yaşadığı geleceğin güçlü Türkiye’sini kurmanın, yani
gelişme ve kalkınmanın vazgeçilmez gereklerinden biri de yeterli ve etkin
bir ulaşım ve haberleşme ağıdır.
Ne var ki, son yıllarda enerji ve ulaşım yatırımları, en büyük soygunların
yapıldığı ihalelere dönüşmüştür. Sonuçta milletin katrilyonlarca lirası
talan edildiği gibi ülkenin geleceği de tehlikeye atılmıştır.
Ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinin mükemmelleştirilmesi hedefimizdir.
Sanayiin yurt sathına yayılmasında ve bölgesel gelişmişlik farkının asgariye
indirilmesinde en etkin alt yapının kaliteli ve yaygın bir ulaştırma ve
haberleşme ağı olduğuna inanıyoruz. Bunun için bütün ulaştırma imkanlarının
ekonomik ve dengeli bir tarzda yurt sathına yayılması ile sürekli bir ulaşım
sağlanacaktır.
Hazırlanacak ulaştırma mastır planı ile karayolu, demiryolu, denizyolu
ve havayolu ulaştırmasının ihtiyaca ve yatırım ve işletme maliyetine göre
uygun dağılımı sağlanacaktır.
Son elli yılda ihmal edilen demiryolu ve denizyolu ulaşımı yeniden ele
alınacaktır. Yük ve yolcu naklinde demiryolu ve denizyolunun ağırlığı arttırılacaktır.
Üretim ve tüketim merkezleri ile limanlar ve komşu ülkeler arasında
güvenli ve hızlı demiryolu ve denizyolu taşımacılığı geliştirilecektir.
Bu şekilde nakliye maliyetleri düşürüleceği gibi karayolu trafiğini azaltarak
yol güvenliğine de yardımcı olunacaktır.
Asya-Avrupa, Ortadoğu-Avrupa otoyol ve demiryolu bağlantıları sağlanacaktır.
İlçe, belde ve köy yollarının standartları yükseltilecek ve iller arası
yollar bölünmüş yol haline getirilecektir.
Üretim ve tüketim merkezleri ile limanlar ve komşu ülkeler arasında
otoyollar inşa edilecektir.
Ulaşım sektörü için gerekli olan araç, makine ve teçhizat imalatı desteklenecektir.
IV. 12. Milli Savunma
Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya ve tarihsel gerçekler, kuvvetli
bir savunma gücünü zorunlu kılmaktadır. Savunma gücümüzün üstünlüğünün
sadece sayısal üstünlükle değil, aynı zamanda modern silah, araç ve gereçlerle
teçhiz edilmiş, en mükemmel şekilde eğitilmiş, yüksek moral değerlere sahip
bir orduyla mümkün olabileceğine inanıyoruz.
Silahlı Kuvvetlerimizi, ülkemizi her zaman dış tehditlere ve saldırılara
karşı caydırıcı bir güç olarak, bölgenin ve dünyanın barışı için bir teminat
olarak görüyor, onun mutlak surette iç politika çekişmelerinin dışında
tutulması gerektiğine inanıyoruz.
Savunma sanayiinde dışa bağımlılığın azaltılabilmesi için gerekli stratejik
programlar hazırlanarak, yerli ve yabancı özel sektöre açık, dünya piyasaları
ile rekabet gücüne ve ihracat potansiyeline sahip, kendi kendini yenileyebilen,
dost ve müttefik ülkelerle dengeli işbirliğini mümkün kılan bir Milli Savunma
Sanayii’nin oluşturulması ana hedefimizdir.
Savunma silah ve teçhizat ihtiyacı, orta ve uzun vadeler için belirlenip
savunma sanayiinin hazırlık yapmasına ve yerli kaynaklardan karşılanmasına
özen gösterilecektir.
Savunma silah ve teçhizatının iç ve dış tedariki tek merkezden yönetilecektir.
Silahlı Kuvvetlerin silah ve teçhizatı modernize edilerek ateş ve tesir
gücünün artırılmasına paralel olarak asker sayısı ve askerlik süresi azaltılacaktır.
V. 1. Genel değerlendirme
Programımızın Giriş bölümünde açıkça belirttiğimiz gibi, bizim amacımız
yeryüzünde yaşayan altı milyar insanın mutluluğudur; bütün insanlığın huzur
ve barışını istiyoruz.
Bu amaca erişilmesi için adil bir uluslararası sistemin inşa edilmesi
gerekmektedir. Biz, zengin tarihi mirası ve stratejik coğrafyasıyla Türkiye’nin
adil bir uluslararası sistemin kurulmasına önemli katkılarının olacağına
inanıyoruz.
İnsanlık 20. yüzyıla büyük ümitlerle girmişti. Ancak, maalesef, bu ümitler
gerçekleşmedi. Milyonlarca insanın öldüğü iki dünya savaşı ve bunların
ardından gelen soğuk savaş döneminin acı ve sıkıntıları yaşandı. Teknolojik
gelişmelerin sağladığı bunca imkana rağmen, kaynakların gayri adil ve dengesiz
kullanılması sonucunda, insanoğlu 20. yüzyılda da, yoksulluklar ve açlıkların
yanında suçların artışı, aile yapısının bozulması, çevre felaketleri gibi
sayısız problemle boğuştu, bunaldı, hayal kırıklığına uğradı.
Yeni teknolojik gelişmelerle ve özellikle iletişim devrimiyle, şimdi
gözler ve ümitler 21. yüzyıla çevrilmiş durumdadır. Düşünceden bilime,
teknolojiden ekonomiye, toplumsal ilişkilerden siyasete dünya adeta yeniden
kuruluyor, yeniden yapılanıyor.
İnsanlığın daha adil, daha insancıl ve daha uygar bir dünya arayışı
ve özlemi devam ediyor. Ne var ki, dünya ekonomisi ve siyasetinde oluşan
yeni dengeler, umutları olduğu kadar kuşku ve endişeleri de besliyor.
21. yüzyılda barış ve adil bir uluslararası sistemin kurulabilmesi için,
insanlığa acıyı, savaşları, yoksulluğu ve çevre felaketlerini yaşatan 20.
yüzyılı iyi tahlil etmek zorundayız.
V. 2. Yirminci Yüzyıldan Alacağımız Dersler
Materyalizm mutluluk getirmedi, maneviyatçılığa dönmek gerekir.
20. yüzyılın baskıcı rejimleri, "Kuvvetlinin zayıfı yok etmesi doğanın
temel yasasıdır. Tekamül için bir düşmanın olması ve onunla devamlı mücadele
gerekir." teorisine dayanmışlardır.
Bu maddeci görüşü benimseyen totaliter rejimler, bu kuralı uygulayarak
insanlığa büyük acılar çektirmişlerdir. Bilim bugün bu teorinin yanlışlığını
ortaya koymuştur. Artık temeli düşmanlık ve savaş olan bu zihniyetin yerini,
temeli şefkat, barış, sevgi, huzur ve kardeşlik olan yeni anlayışa bırakmalıdır.
Dünyanın huzuru için çatışma değil diyalog esas alınmalıdır.
Huzur, barış ve mutluluğa giden yol, samimi işbirliği ve dayanışmadan
geçer. Bu da ancak diyalogla olur.
Uluslararası ilişkilerde çifte standart değil adalet esas alınmalıdır.
İki Dünya savaşı, yaşanan acılar ve faşist rejimlerden sonra Birleşmiş
Milletler Teşkilatı’nın kurulması, ardından Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin
yayınlanması ile başlayan süreç en azından dünyanın bir bölümü için insan
haklarına dayalı demokratik sistemler getirmiştir ama bu güzellikleri bütün
insanlık paylaşamamıştır.
Soğuk savaş döneminde maalesef, insan hakları, özgürlükler, demokrasi
gibi kavramlar daha çok propaganda amacıyla kullanıldı, çifte standartlar
hiç eksik olmadı. Kendi ülkelerinde insan hakları ve özgürlüklere sahip
çıkan dünyaya yön veren bir çok ülke çıkarları için totaliter sistemlerle
işbirliği yaptılar.
Soğuk savaş sonrası ortaya atılan “medeniyetler çatışması” tezi de insanların
birbirlerini anlamasını zorlaştırdı.
Şimdi yeni bir dünya kurulacak ve bu dünya adalete dayalı olacaksa çifte
standartlar terk edilmelidir; insan hakları ve özgürlüklerin herkes için
gerekli olduğu kabul edilmelidir.
Büyüklük duygusu terk edilmeli, uluslararası ilişkilerde eşitlik
esas olmalıdır.
İki kutuplu sistemin dağılmasından sonra oluşan “Yeni Dünya Sistemi”nin
küresel hegemonya mücadelesini bitireceğine dair iyimser havalar çoktan
dağılmıştır. Kısa zamanda görülmüştür ki, hegemonya mücadelesi, askeri/stratejik
alandan ekonomik/politik alana kayarak devam etmektedir. Ayrıca yükselen
yeni ekonomik/politik güç merkezleri, küresel avantajlar elde etmek için
bölgesel askeri/stratejik rekabetin nabzını da tutmaya çalışmaktadırlar.
Bu durum da uluslararası ilişkilerde hala eşitsizliklerin hakim olduğunu
göstermektedir. Adil bir uluslararası düzenin kurulabilmesi için bunun
terk edilmesi gerekmektedir.
Sömürü yerine işbirliği esas alınmalıdır.
20. yüzyıla sömürü ve paylaşım yüzyılı dersek yanlış olmaz. Milyonlarca
insanın ölümü ve sakat kalması ile sonuçlanan savaşların temelinde sömürü
vardır. İkinci Dünya Savaşı'nın sebeplerinden biri de, Hitler'in, "Almanya'nın
da sömürgeleri olması gerekir" düşüncesidir.
Sömürgecilikle dünyanın zenginlikleri gelişmiş ülkelere akmış zenginler
daha zengin, fakir ülkeler ise daha fakir hale gelmiştir. Bugün gelişmiş
kuzey ülkeleri ile gelişmekte olan ve geri kalmış güney ülkeleri arasında
gelir dağılımı ve yaşama standardı açısında derin uçurumlar oluşmuştur.
Gelişmekte olan ekonomiler borç yükleri altında ezilmekte, borçlarının
faizlerini bile ödeyemez duruma gelmişlerdir.
Bu durumdan sadece fakir güney ülkeleri değil gelişmiş olan ülkeler
de rahatsız olmaya başlamıştır. Sorun sadece borç ve faizlerin ödenememesinden
değil, refah ve özgürlük isteyen güney ülkelerinin insanlarının gelişmiş
batılı ülkelere akın etmeleri sonucunda göçmen sorunu ortaya çıkmıştır;
bugün dünyanın en ciddi sorunlarından birini göçmenler oluşturmaktadır.
20. Yüzyılın sömürü araçlarından biri gelişmiş ülkelerin gelişmekte
olan ülkelere verdikleri yüksek faizli borçlardır. Bu şekilde ülkeler arası
gelir dağılımı daha da bozulmuştur. Şimdi fakir ülkeler borçlarının faizlerini
dahi ödeyemez hale gelmişlerdir. Bu sefer borç veren ülkeler değil faizleri,
ana paralarını bile silmek zorunda kalmaktadırlar.
Bütün bu sorunlar sömürü ile değil ancak samimi bir işbirliği ile aşılabilir.
Baskı, totalitarizm ve faşizm insanlara acı ve göz yaşı getirmiştir;
insanlığın mutluluğu için insan hakları, özgürlükler ve demokrasinin tüm
dünyaya yayılması gerekir.
20. yüzyılda yayınlanan insan hakları ve özgürlük sözleşmeleri 21. yüzyılda
bütün dünyada hayata geçirilmelidir. Maalesef 20. yüzyılda insanlık bu
konuda iyi sınav verememiştir; yakın tarih insan hakları ihlalleri ile
doludur.
Saadet Partisi, tüm insanlığa saadet getirecek adil bir uluslararası
sistemin kurulması için şu esasların zorunlu olduğuna inanmaktadır:
1. Savaş değil, barış!
2. Çatışma değil, diyalog!
3. Çifte standart değil, adalet!
4. Üstünlük değil, eşitlik!
5. Sömürü değil, işbirliği!
6. Baskı ve tahakküm değil, İnsan hakları, özgürlükler ve demokrasi!
Biz böyle bir dünyanın kurulmasında Türkiye’nin önemli bir rol alacağına
inanmaktayız. Bu açıdan Türkiye, tarihi ve coğrafyası ile büyük imkanlara
sahiptir.
V. 3. Türkiye’nin önemi
Zengin bir tarihi mirasının yanında Türkiye, üç kıtanın birleştiği
yerde Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu gibi dünyanın en sorunlu bölgelerine
komşu ama aynı zamanda enerji ve ticari yolların kavşak noktasında, önemli
bir köprü konumundadır.
Türkiye, bu müstesna jeopolitik konumunun yanında, genç, dinamik ve
yetişmiş insan gücü ve diğer kaynakları ile dünyanın ilgi odağı olmaya
devam eden bir ülkedir.
Partimiz, barış, diyalog, adalet, eşitlik, işbirliği ve insan hakları,
özgürlükler ve demokrasi ilkelerine dayanan politikalarla Türkiye’nin bu
potansiyellerini harekete geçirecektir. Bunun için;
Türkiye, gelişmiş batılı ülkelerle gireceği dengeli ilişkilerle, ekonomik
zenginliklerin yanında özellikle insan hakları ve demokrasi gibi değerlerin
bölgeye taşınmasına katkıda bulunacaktır.
Türkiye’nin kuzeyinde yer alan KEİ ülkeleriyle başta ekonomi olmak üzere
her sahada işbirliğini geliştirmesi ve yukarıdaki ilkelerin bu ülkelerce
de benimsenmesine yardımcı olması ile adil bir uluslararası sistemin kurulmasına
önemli katkılarda bulunacaktır.
Türkiye, doğusunda bulunan tarihi, manevi ve soydaşlık bağlarıyla bağlı
olduğu Türk Cumhuriyetleri ile her türlü ilişkileri en ileri düzeye taşıyarak
bu kardeş ülkelerin kurulacak adil uluslararası sisteme dahil olmalarına
katkıda bulunacaktır.
Türkiye, doğu ve güneyindeki tarihi ve manevi bağlarla bağlı olduğu Müslüman
ülkelerle de aynı şekilde her sahada en ileri derecede işbirliği içinde
olması ile dünya barışı ve adil uluslar arası ilişkilere katkıda bulunacaktır.
D-8 atılımı çerçevesinde kalkınmakta olan ülkelerin en ileri derecede yardımlaşma
ve işbirliğinin sağlanmasının kurulacak adil uluslararası sisteme önemli
bir katkısı olacaktır.
İşte bu tarihi ve coğrafi şartlar Türkiye’ye böyle bir görev yüklemektedir.
Bundan dolayı Türk dış politikasının bu amaçlara göre yürütülmesi, Türkiye’nin
bütün ülkelerle ilişkiler, işbirliği ve yardımlaşmayı en ileri derecede
gerçekleştirmesi gerekmektedir.
Türkiye, soğuk savaş döneminde, dış politikasını batı güvenlik şemsiyesi
ile sınırlarını korumak ve aynı güvenlik sistemi içindeki Yunanistan’la
sorunlara endeksli bir şekilde yürütmüştür.
Ama artık bu profilde bir dış politikanın yürütülmesi mümkün değildir.
Türkiye’nin, geliştireceği esnek ve çok alternatifli stratejilerle, jeopolitik
imkanlarını uluslararası ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkilerinde dinamik
bir şekilde kullanması gerekmektedir. Eğer, dinamizmin yoğun temposu yerine,
statükoculuğun kolaycılığını tercih eden dış politika geleneğinde ısrar
edilirse, bırakın jeo-politiği küresel etkinliklere dönüştürmeyi, cari
sınırları korumada bile yeni sorunlarla karşılaşılacaktır.
Unutulmamalıdır ki, soğuk savaşta Türkiye’nin bütünlüğünü, Sovyetlerin
sıcak denizlere inmesinin önünde bir engel olduğu için destekleyenler,
şimdi Türkiye’nin Ortadoğu’daki su-petrol dengesine dayalı jeo-ekonomik
etkinliğini çıkarları için zararlı görür ve sınırların değişmesini isteyebilirler.
Ayrıca Yugoslavya ve Karabağ krizlerinde de görülmüştür ki, uluslararası
güvenlik şemsiyeleri artık sınırların garantisi değildir; yine Bosna, Çeçenistan
ve Doğu Türkistan’da görüyoruz ki, “evrensel insani değerlere” kimse aldırmamaktadır.
Açıktır ki Türkiye, ortaya çıkan yeni uluslararası konjonktürü ve burada
alacağı konumu ciddi bir şekilde yeniden değerlendirmek zorundadır. Uluslararası
konumun yeniden değerlendirilmesi, ülke-içi kültürel, siyasi ve ekonomik
parametrelerin de göz önüne alındığı bir yenilenme süreci ile uyumlu olmalıdır.
Kendini tanımlamakta bile güçlük çeken bir toplumun uluslararası strateji
oluşturmada siyasi bir irade ortaya koyabilmesi mümkün değildir.
Türkiye’nin çok yönlü yenilenmesinin ve stratejik yönelişinin asgari
şartı, ülke içinde kutuplaşmayı artırmak suretiyle tutucu statükoyu pekiştirmek
değil, ülkenin dinamiklerini ortaya çıkaracak bir düşünce ve ifade özgürlüğü
ortamında demokratikleşmesinin sağlanmasıdır. İnsanımızın istediği olan,
güzel bir ülkede, barış, refah ve huzur içinde, mutlu ve itibarlı yaşamak
ancak bu şekilde mümkün olabilir.
Bizim diğer siyasi partilerden temel bir farkımız da bu husustadır .
Diğerleri, bilerek veya bilmeyerek Türkiye’nin sıradan bir ülke olmasını
hedef aldıkları halde, biz, Türkiye’nin özellikleri dolayısıyla, yeryüzünde
huzur, barış ve bütün insanlığın saadeti için özel hizmetler yapmaya mecbur
olduğunu bilmekte ve Türkiye’nin kendisine saygı ve sevgi duyulan “manen
ve maddeten kalkınmış “YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE” olması gerektiğine inanmaktayız.
V. 4. Dünya ile ilişkilerimiz
Saadet Partisi, ana yaklaşımlar ve temel ilkeler çerçevesinde, ikili
ilişkilerin yanı sıra, başta Mirleşmiş Milletler çalışmaları olmak üzere
uluslararası işbirliği amacı ile oluşturulan tüm kuruluşlara katkıda bulunacaktır.
Ancak partimiz şu ilişkilere özel önem vermektedir:
-
Türkiye’nin batı ile ilişkisi: Avrupa Birliği (AB), ABD
-
Türkiye’nin kuzey ile ilişkisi : KEİ
-
Türkiye’nin doğu ile ilişkisi: Kardeş Türk Cumhuriyetleriyle İşbirliği
-
Türkiye’nin güney ile ilişkisi: Kardeş Müslüman ülkelerle işbirliği
-
Türkiye’nin dünyanın diğer ülkeleri ile ilişkisi: D-8 atılımı
V. 4. 1. Türkiye’nin batı ile ilişkileri
Avrupa Birliği
Saadet Partisi’ne göre, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri, ülkemizde,
insan hakları ve demokrasi uygulamasının AB kriterlerine uygun hale getirilmesi
ve bu değerlerin Avrupa ile birlikte daha da geliştirilmesi açısından önemlidir.
Bu nedenle, Türkiye – AB ilişkilerinde 1999 yılı sonunda Helsinki Belgesi
ile gelinen yeni aşamayı bir fırsat olarak görmekteyiz. Ancak, Türkiye’nin
Katılım Ortaklığı Belgesi’ne karşılık hazırladığı Ulusal Program’ın, özellikle
siyasi kriterlerde, zamanlama ve içerik açısından beklentileri karşılamadığını
düşünüyoruz. Eğer bu program revize edilmezse Türkiye’nin AB üyeliği süresi
yavaşlayacaktır.
Biz Türkiye- AB ilişkilerinin devam etmesi ve Türkiye’nin makul bir
sürede AB üyesi olmasının, hak ve adalete dayalı yeni bir dünyanın kuruluşuna
çok önemli katkılar bulunacağına inanıyoruz. Türkiye’de Kopenhag kriterlerinin
yaşama geçmesi, yani demokrasinin evrensel boyutlara ulaşması, ekonominin
sağlıklı dengelere oturması, Türkiye’yi olduğu kadar dünyayı da rahatlatacaktır.
Biz, tüm uluslararası ilişkilerde olduğu gibi Türkiye-AB ilişkilerinin
de barış, diyalog, adalet, eşitlik ve işbirliği çerçevesinde yürütülmesinden
yanayız. Bu nedenle eşit koşullarda AB’nin geleceği dahil tüm sorunları
tartışmak istiyoruz.
Türkiye - ABD İlişkileri
NATO’da müttefikimiz olan ABD ile, yukarıda açıkladığımız ilkeler çerçevesinde,
ilişkilerimizin geliştirilerek sürdürülmesini istiyoruz.
V. 4. 2. Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ)
Karadeniz havzasındaki ülkelerin ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi
ve teşkilat içinde Türkiye'nin etkinliğinin artırılmasına gayret edilecektir.
Üye ülkelerle ticaret hacmimizin artırılması ve iş adamlarımızın yatırım
yapmalarının teşviki sağlanacaktır.
Karadeniz havzasının bir barış ve işbirliği havzası haline gelmesi için
Türkiye üzerine düşeni yapacaktır.
V. 4. 3. Türk Cumhuriyetleri ile işbirliği
Tarih, kültür, soy ve manevi bağlarla bağlı olduğumuz kardeş Türk Cumhuriyetleri
ile temel ilkeler çerçevesinde en ileri ilişkilerin tesis edilmesini istiyoruz.
Bunun için gerek ikili, gerekse müşterek üye olduğumuz kuruluşlar içindeki
ilişkilerimizi geliştireceğiz. Ekonomik ve kültürel olarak yeni ve ileri
işbirliği imkanlarını araştıracağız.
V. 4. 4. İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)
Türkiye İslâm Konferansı örgütünün güvenilir bir üyesi olarak üye ülkelerle
daha yakın ekonomik ve kültürel ilişki içerisinde olacaktır. Bu ilişkilerin
geliştirilmesi karşılıklı yararımıza olacak şekilde en üst düzeye getirilecektir.
Uygulanan çifte standartların ortadan kaldırılması ve her türlü haksızlığın
önlenebilmesi için İKÖ’nün çok daha etkin bir hale getirilmesi konusunda
Türkiye’ye önemli görevler düşmektedir. Bu konuda her türlü önlemin alınması
ve çabanın gösterilmesi, sadece 1.5 milyarlık İslam dünyasının huzur ve
barışını sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda dünya barışına ve adil bir
uluslararası sistemin kurulmasına önemli katkılar yapacaktır.
Bu çerçevede, Türkiye’nin öncülüğünde faaliyet gösteren İslam Ülkeleri
Ekonomik İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK)’nin daha etkin ve verimli çalışmasını
sağlayacağız.
V. 4. 5. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO)
Genellikle tarihi ve kültürel bağlarımızın bulunduğu ülkelerin üye olduğu
OCO’na ayrı bir önem veriyoruz. Yukarıda belirttiğimiz ilkeler ışığında
ECO üyesi ülkelerle kültürel, ekonomik, altyapı, teknolojik ve diğer alanlarda
işbirliğinin geliştirilmesi için her türlü gayret gösterilecektir.
V. 4. 6. D-8 Atılımı
Türkiye 15 Ağustos 1997'de D-8'lerin kurulmasına öncülük etti. Türkiye
bunu, yeni bir dünyanın kurulmasını, huzur, barış ve mutluluğu, gelişmiş
ve gelişmekte olan ülkelerin birlikte katkılarıyla daha kolay gerçekleşebileceği
inancıyla yaptı.
D-8'lerin kuruluşunu, 20. yüzyılda insanların çektiği acılardan sonra,
yukarda izah edilen altı temel ilke üzerine yeni bir dünyanın kurulması
için, 21. yüzyıla tutulmuş bir ışık olarak görmekteyiz.
Ülkeler arasında sorunların çözümü ve yeni bir dünyanın kurulmasında
yukarıda açıkladığımız altı esas, yeni bir ruh, yeni bir heyecan getirecektir.
Gelişmekte olan 5 milyar toplam nüfuslu 150 ülke adına D-8’ler ile 1 milyar
toplam nüfuslu 30 gelişmiş ülke adına G-8’ler, bir yuvarlak masada bir
araya gelerek, barış, diyalog, adalet, eşitlik, işbirliği, insan hakları
ve demokrasi ilkeleri çerçevesinde sorunları çözüme kavuşturup, özlenen,
adil uluslararası sistemi birlikte kuracaklardır.
V. 4. 7. Komşularımızla İlişkilerimiz
Milli menfaatlerimize aykırı olarak, yapay sebeplerden dolayı komşularımızla
ilişkilerimizi gerginleştirmeyi tamamen yanlış davranış olarak görüyoruz.
Aksine bütün komşularımızla, başta ekonomi olmak üzere, her alanda en
ileri ilişkilerin kurulmasından yanayız. Mevcut sorunlar da bu ilişkiler
sayesinde en iyi şekilde çözümlenecektir.
Türkiye için her zaman hayati önem taşıyan dış ticaret açığımızın kapatılmasında
ve doğal gaz başta olmak üzere hızla artan enerji ihtiyacımızı karşılamak
bakımından komşu ülkelerle ilişkilerimizin geliştirilmesi çok büyük bir
potansiyel taşımaktadır.
V. 5. Türkiye BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi
Olmalıdır.
Yukarıda açıklanan tarihi ve coğrafi nedenler, dünyada barış, diyalog,
işbirliği, eşitlik, adalet ve insan haklar, özgürlükler ve demokrasi ilkeleri
üzerinde kurulacak yeni uluslararası sistem için, Türkiye’nin önemini artırmaktadır.
Bu nedenle Türkiye, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olmalıdır. Partimiz,
bunun bütün dünyaya anlatılması ve gerçekleşmesi için çaba gösterecektir.
Tüm insanlığın saadetini amaç edinmiş olan partimiz, ülkemizin, her
ülke ile adil işbirliğine dayanan ilişkiler kurması ve bu ilişkileri geliştirmesi
için gayret gösterecektir.
Bu program, partimizin diğer partilerden farkını açıkça ortaya koymaktadır.
Saadet Partisi’nin hareket noktası şefkat ve sevgidir; amacı, öncelikle
ülkemizin bütün evlatları olmak üzere tüm insanlığın saadetidir. İnancımız
odur ki, saadete ancak programımızın temel ilkeleriyle ulaşılabilir.
Görüşümüz diğerlerinden farklı olduğu için ayrı bir parti olarak örgütleniyoruz.
Tekrar tekrar yapılan denemeler açıkça göstermiştir ki, yanlış esaslarla
siyaset yapanlar, milletimizin özlemi olan saadeti gerçekleştirememişlerdir.
Temel Farklarımız;
Saadetin temel unsurlarından olan SAYGINLIK ancak bizim görüşümüzle gerçekleşir.
Çünkü;
-
Biz “MANEVİYATÇIYIZ”, diğerleri genellikle “MATERYALİST”.
-
Biz “NEFİS TERBİYESİ”ni esas alıyoruz, onlar genellikle “NEFSE ESARET”i.
-
Biz “MANEN VE MADDEN KALKINMIŞ ÖNCÜ TÜRKİYE”yi esas alıyoruz, onlar genellikle
“SIRADAN TÜRKİYE”yi, esas alıyorlar.
Saadetin temel unsurlarından biri olan HUZUR, BARIŞ, KARDEŞLİK ancak bizim
görüşümüzle gerçekleşebilir. Çünkü;
-
Biz “ŞEFKAT, SEVGİ ve HOŞGÖRÜ”yü esas alıyoruz, diğerleri genellikle “KİN
ve HUSUMET”ı.
-
Bizim amacımız “BÜTÜN İNSANLIĞIN SAADETİ”dir, diğerleri genellikle “KÜÇÜK
BİR AZINLIĞIN SAADETİ”ni esas alıyorlar.
-
Biz “DOĞRUNUN, İYİNİN, GÜZELİN, FAYDALININ ve ADALETİN” egemenliği için
çalışıyoruz, onlar genellikle “YANLIŞIN, ZARARLININ, ZULMÜN” egemenliği
için çalışıyorlar.
Saadetin temel unsurlarından İNSAN HAKLARI ve ÖZGÜRLÜKLER ancak bizim görüşümüzle
gerçekleşir. Çünkü;
-
Biz “TAM VE KAMİL İNSAN HAKLARI”nı istiyoruz, diğerleri genellikle “BASKI”yı
savunuyorlar.
-
Biz “GERÇEK DEMOKRASİ”yı savunuyoruz, diğerleri genellikle “GÜDÜMLÜ DEMOKRASİ”ye
razı oluyorlar.
-
Biz Anayasa’nın 2. Maddesi EVRENSEL anlamda uygulansın diyoruz, diğerleri
genellikle aksini yapıyorlar.
Saadetin temel unsurlarından olan ADALET ancak bizim görüşlerimizle gerçekleşir.
Çünkü;
-
Biz “DOĞRU HAK” anlayışını esas alıyoruz, onlar genellikle
-
“YANLIŞ HAK” anlayışını esas alıyorlar.
Saadetin temel unsurlarından olan REFAH, ancak bizim görüşümüzle gerçekleşir.
Çünkü;
-
Biz “REEL EKONOMİ”yi esas alıyoruz, onlar “RANT EKONOMİSİ”ni esas alıyorlar.
-
Biz “TÜRKİYE BÜTÜNÜYLE KALKINSIN” diyoruz, diğerleri “RANTİYE GRUBU KALKINSIN”
diyorlar.
-
Biz “HERKESE REFAH”ı istiyoruz, onlar “RANTİYEYE REFAH” istiyorlar.
Bu program, tıpkı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra istiklalini kaybetme
tehlikesini gören milletimizin, Müdafaa-i Hukuk hareketi ile ayağa kalkarak
“Ben ölmedim!” deyip mukadderatına sahip çıkmak için başlattığı İstiklal
Savaşı’ndaki şevk ve heyecanı taşıyan,
21. Yüzyılda “Ben de varım!” diye ayağa kalkan Anadolu’nun azmini tüm
dünyaya ilan eden,
Bunu gerçekleştirmek için kendi gücüne ve kaynaklarına güvenen 70 milyonluk
Aziz Milletimizin özgüveninin ifadesidir.
Bu programın ruhu;
-
Ahlak ve maneviyat,
-
Huzur, barış ve kardeşlik,
-
İnsan hakları ve özgürlükler,
-
Adalet,
Gövdesi;
-
İnsan hak ve özgürlükleri ile hukukun egemenliğine dayanan GERÇEK DEMOKRASİ,
-
Merkezi ve mahalli idarede milletin emir ve hizmetinde güçlü ADİL YÖNETİM,
-
Herkese insan onur ve haysiyetine yaraşır SOSYAL GÜVENLİK,
-
Rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçerek Türkiye’nin bütünüyle kalkınması
sonucu HERKESE REFAH,
-
Dış politikada sıradan bir Türkiye yerine huzur ve barışın hakim olduğu
yeni bir dünyanın elbirliği ile kurulmasına etkin katkıda bulunan ÖNCÜ
TÜRKİYE.
Gayesi;
-
Milletimizin ve tüm insanlığın SAADETidir.
Programımızın, insanımızın beklediği ve özlediği saadete kavuşmasına
vesile olmasını diler, Aziz Milletimizin bütün mensuplarını istisnasız
şefkat ve sevgi ile kucaklarız.
|