Sosyaldemokrat Halk Partisi'nin
(SHP) programı: (2)
DEVLETİ YENİDEN YAPILANDIRACAĞIZ
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin örgütlenme yapısı artık toplumu taşıyamamaktadır.
İdari, iktisadi ve toplumsal örgütlenmemizin bugünkü yapısı ve işleyişi
değişmeden, Türkiye'nin büyük atılımları gerçekleştirmesi beklenemez. Bu
nedenle genel nitelikleri aşağıda belirtilen yeni bir Anayasa yapılması
gerekmektedir.
Devlet yönetiminin çağdaş bir anlayışla yeniden örgütlenmesi gereklidir.
Yeni devlet yapısı, siyasal toplum, sivil toplum, birey ve yurttaş kavramları
üzerine inşa edilecektir.
Devlet, yurttaştan soyutlandırılarak, onun üzerinde "kutsanmış" bir
örgüt olarak görülemez.
Devlet toplumun en üst örgütlenme biçimidir. Ancak devlet yalnızca siyasal
toplumdan değil, aynı zamanda sivil toplumdan da oluşur. Yargı, yürütme
ve yasama güçleri ile onlarla bağlantılı örgütlenmeler siyasal toplum kuruluşları,
bunların dışında kalan tüm yurttaş örgütlenmeleri de sivil toplum kuruluşlarıdır.
SHP, devlete ve demokrasiye ilişkin olarak geçmişte yaşadığımız ve bugün
de yaşamakta olduğumuz siyasal bunalımların temelinde, yürütme gücünün
devlete neredeyse tek başına egemen olmasını, güçler ayrılığı ilkesinin
işletilmemesini görmektedir.
Yürütme erkini elinde bulunduranların yönlendirdiği devlet, toplumdaki
egemen güçlerin baskı ve etkilemesine açık bir yapı oluşturmaktadır. Böyle
bir yapıda devletin bir hukuk devleti anlayışının gereklerini yerine getirebilmesi
oldukça güçtür.
Yoğun bir biçimde yaşamakta olduğumuz ahlak bozukluğunun, kamu kuruluşları
içindeki çeteleşmenin, yolsuzluk ve haksızlıkların, kayıt dışı üretim ve
kazançların nedeni bu yapı içinde aranmalıdır. Böyle bir yapıda yurttaşın
devlete güveni sarsılmaktadır. Oysa ki devletin yurttaşına, yurttaşın da
devletine güven duyması gerekmektedir.
Türkiye Devletinin yeniden örgütlenmesinde; saydamlık, hukuksallık,
yasallık, işlerlik, verimlilik, hesap verilebilirlik ilkelerinin yanı sıra
katılımcılık ilkesine ve o arada kamusal yetkilerin paylaşımına özel bir
önem veriyoruz.
Yetki paylaşımı öncelikle siyasal toplum ile sivil toplum ve yurttaş
arasında olacaktır. Siyasal toplum buyurgan, yurttaş ve sivil toplum da
uygulayan durumunda olmayacaktır.
Yurttaş hem seçim yoluyla siyasal toplum kuruluşlarına meşruiyet
ve görev veren hem de örgütleri aracılığıyla siyasal toplum kuruluşlarının
karar ve uygulamalarına etkileme gücüyle katılan ikili bir role sahiptir.
Yurttaş bu rolleri ile devletin asli unsuru ve paydaşıdır. Merkezi yönetimde
ve yerel yönetimlerde, olanaklı görünen her alanda kamu yönetimi yurttaşlarla
karar, uygulama ve denetleme süreçlerinde karşılıklı etkileşim ve örgütlü
iletişim içinde olacaktır. Yurttaşın yönetim paydaşı olması anlayışı, hem
hizmette verimlilik artışını hem de kamu kaynaklarının daha iyi denetlenmesini
sağlayacaktır. Yurttaşın yönetim paydaşı olduğu devlet güvenilir bir devlet
olacaktır.
SHP etkin, işlevsel ve demokrat yapılı devletten yanadır. SHP amaçlarının
gerçekleşmesinde bu anlamıyla güçlü devlet, temel araçtır.
SHP'ye göre devletin gücünü çalıştırdığı insan sayısı, sahip olduğu
banka sayısı, fabrika sayısı ya da Gayri Safi Milli Hasıla içindeki kamu
harcamalarının payı belirlemez.
Güçlü devlet, işlevlerini verimli ve etkin bir biçimde gerçekleştiren
ve siyasal toplumu sivil toplum tarafından denetlenen ve dengelenen bir
yapıdır.
Hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını gerçekleştirmek ana ilkemiz
olacaktır. Adaletin zamanında ve herkes için ırk, dil, din, mezhep ve statü
farkı gözetilmeden eşit uygulanması amacıyla yargı için gerekli olan bütçe
ve yeni eğitim yapılanması sağlanacaktır. Yasama dokunulmazlığı yalnızca
kürsü ve parlamento çalışmalarıyla sınırlı tutulacaktır. Parlamenterlere
tanınan ayrıcalıklara son verilecektir. Yolsuzluk ve haksızlıklar için
hesap sorma zaman aşımına uğratılmadan sürekli bir işlem haline getirilecektir
Bir başka yetki paylaşımı, kamu yönetiminin kendi içinde merkezi yönetim
ve yerel yönetimler arasında olacaktır.
Merkezi yönetimin görevleri ulusal güvenlik, ulusal kalkınma, adalet,sosyal
güvenliğin sağlanması, eğitim ve sağlık hizmetlerinde fırsat eşitliği yaratılmasıdır.
Ulusumuzun bilgi toplumuna geçmesi yerel düzeyde sağlanamaz. Stratejik
planlama yetkisi merkezi yönetim tarafından kullanılmak durumundadır. Ülkenin
ortak değerlerini ve çıkarlarını uluslararası düzeyde koruma ve kollama
görevi merkezi yönetim tarafından yerine getirilmelidir. Ülke ölçeğinde
beşeri ve fiziksel altyapıların gerçekleştirilmesi ve kaynakların bölgeler
arasında, gelişmişlik ve gelir farklılıklarını dengeleyecek biçimde hakça
dağıtımının sağlanması merkezi yönetimin görevi olacaktır.
Bunların dışındaki tüm hizmetler, yerel ortak gereksinme niteliğindedir
ve yerel yönetimlerce üstlenilecektir. Ancak SHP yerel yönetimlerin bugünkü
yapı ve işleyişlerinin de yeniden örgütlenmesi ve yeniden yerelleştirilmesi
gerektiği inancındadır.
Merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasındaki böyle bir yetki paylaşımı
aslında merkezi yönetimin gücünü ve önemini de azaltmayacaktır. Aksine
bir çok yükünü devretmiş olan merkezi yönetim, işlevlerini daha başarılı
ve daha etkili olarak yerine getirecektir.
ÇALIŞAN VE ÜRETENDEN YANAYIZ
SHP, emek öncelikli demokratik bir kitle partisidir. SHP'nin toplumsal
tabanını, meslekteki mevkileri ve sıfatları ne olursa olsun, tüm çalışanlar,
işsizler, kırsal ve kentsel üreticiler ve emekliler oluşturur. SHP'nin
öncelikli siyasal tercihleri bu kesimlerden yanadır. Ancak ulusal ekonomiye
katkıda bulunan, üreten, verimlilik ve istihdam sağlayan tüm toplumsal
katmanları da destekler.
SHP bu toplum kesimleri uğruna siyaset yapar; dışlanmış, ezilmiş, yoksullaşmış
halkımızı temsil eder.
SHP için "insan hakları" yalnızca siyasal bir anlam taşımaz. SHP, gelir
dağılımının adaletsizliğini toplumsal barışı tehdit etmesi nedeni ile insan
haklarına yönelik bir tehlike olarak değerlendirir.
ÜRETİMDEN, BÜYÜMEDEN VE HAKÇA PAYLAŞIMDAN YANAYIZ
Türkiye olabildiğince yüksek ama sürdürebileceği bir büyüme hızıyla
kalkınacaktır. Bu yalnızca ulusal refah düzeyini yükseltmek ve paylaşılabilir
iktisadi fazla elde etmek için değil, ülke güvenliği ve bölge barışı için
de gereklidir.
Türkiye kalkınmasını; kendi insanı ve tüm insanlık için önem taşıyan
değerlerini ve çevresini tahrip etmeden, tersine onları geliştirerek sağlayacaktır.
SHP için kalkınma ve sosyal adalet eşzamanlı olarak işleyecek süreçlerdir.
Toplumsal yapıyı tahrip etme pahasına iktisadi büyüme kabul edilemez.
İktisat siyasetimizin temelinde; iktisadi büyümeyi eşitlikçi hedeflerle
bağdaştırmak ve o yolla iktisadi büyümenin yüküne katlanmada ve sonuçlarından
yararlanmada işlevsel ve adaletli çözümler hazırlamak, uluslararası pazarlarda
daha büyük paylar elde etmek, tüketiciyi korumak, doğa kaynaklarının yok
edilmesine engel olmak, toplumun bugünü kadar geleceğini de düşünmek gibi
temel tercihlerimiz vardır.
SHP çalışandan ve üretenden yanadır. Tüm iktisadi kararlarda tercihini
bu kesimlerden yana kullanır. SHP piyasa ekonomisini ve üretim araçları
üzerinde özel mülkiyeti, Sosyalist Enternasyonelin anlayış ve ilkelerine
uygun olarak kabul eder. SHP için önemli olan üretimin ve özellikle istihdamın
artması, gelir dağılımının iyileştirilmesidir. Piyasa ekonomisi bu ve benzeri
yollarla toplumsallaştırılacaktır.
SHP devletin piyasa ekonomisine gerektiğinde müdahale edebilmesini savunur.
Müdahalenin koşulları, tekelleşmenin önlenmesi, gelirin sınıfsal ve bölgesel
paylaşımının iyileştirilmesi gibi toplumsal yararlar ve ülkenin stratejik
çıkarlarıdır.
Yatırımlarda devletin yerinin ve payının belirleyicisi, teknik ve toplumsal
altyapı yaratmak ve gelirin sınıfsal ve bölgesel dağılımını iyileştirerek
toplumsal istikrarı sağlamaktır. Dünyadaki ekonomik ve teknolojik gelişmelere
paralel olarak, Türkiye'nin çıkarları ve gereksinimleri doğrultusunda yüksek
teknoloji gerektiren, özel sektörün girmediği alanlarda yeni kamu kuruluşlarının
oluşturulması öngörülmektedir. Toplumumuza son yıllarda yeni bir özgüven
kazandıran Bor ve Trona gibi stratejik madenlerimiz bu anlayış içinde değerlendirilecektir.
Özelleştirmeler SHP için bir amaç değildir. SHP için özelleştirme, kamu
iktisadi kuruluşlarında ekonomiye katkının, verimliliğin arttırılmasının
ve katma değer yaratılmasının bir aracıdır. Özelleştirme politikalarının
oluşturulmasında iktisadi rasyonellik arayışı ile stratejik ve toplumsal
değerlendirmeler belirleyici olacaktır. SHP özelleştirmenin mülkiyetin
tabana yayılması doğrultusunda yapılmasını tercih eder, çalışanların haklarının
korunmasını temel ilke olarak benimser.
SHP, iktisadi kalkınmamızın planlanmasında artık tıkanmış olan sektörel
ve parasal planlama anlayışını terk ederek, ulusal stratejik planlama anlayışına
geçecektir. İşçi ve işveren örgütlerinin, esnaf ve sanatkar kuruluşlarının,
meslek odalarının, tarım odalarının, çevreci örgütlerin içinde yer alacağı
yönlendirici nitelikte bir üst düzey kurul, hükümet temsilcileri ile birlikte
ulusal stratejik plana yön verecektir. Yeni planlama anlayışı içinde ayrıca
bölgesel ve fiziksel planlama uygulaması yapılacaktır. Bu uygulama yalnızca
kaynakların daha etkin ve daha verimli bir biçimde kullanılmasını, projelerden
daha başarılı sonuçlar alınmasını ve katılımcı bir yönetimi sağlamakla
kalmayacak, aynı zamanda imar planlarıyla ilişkilendirilerek beldelerin
ve kentlerin yüksek çevre standartlarıyla donatılmasını da sağlayacaktır.
SHP, tarım kesimini ve kırsal yerleşim alanlarını yeni idari, iktisadi,
toplumsal ve fiziksel kurumlarla geliştirecektir. Bu süreçte kendileri
de yeni bir anlayışa kavuşturulacak olan kooperatifler ve üst örgütleri
en temel dayanağımız olacaktır. Tarım kesiminde nitelikli ve rekabet fiyatlarına
dayalı üretimin arttırılması, kırsal gelir paylaşımının iyileştirilmesi,
köylülüğün üreticiliğe dönüştürülmesi, kırsal yerleşimin düzenlenmesi temel
amaçlarımızdır. Çiftçilerimiz desteklenecek ve bu destekleme zaten subvansiyonlu
olan "dünya fiyatları" mantığına terk edilmeyecektir. SHP, özel sektörün
tarıma girmesini özendirecek ve destekleyecektir. Toprak Reformu, pazar
ekonomisi koşulları içinde uygulanacaktır. Ancak toprak reformu bizim için
artık yalnızca feodaliteyi tasfiye ve yeter gelirli işletmeler oluşturmak
değil; güçlü, arazisi bütün, örgütlü, pazar koşulları içinde rekabet edebilen,
köylülükten çıkmış ve üretici olmuş işletmelerin kurulmasıdır. Bu çerçevede
SHP, toprak reformunu salt toprak dağıtımını öngören değil, onun yanısıra
tarımda yeniden yapılanmayı sağlayacak bir siyaset olarak düşünmektedir.
Toprak reformu özellikle sulama projeleri izlenerek, toprak toplulaştırılması
ile birlikte rekabetçi işletmelerin yaratılması için kullanılacaktır.
Ziraat Bankası özerk bir kurum olarak örgütlenecek; üreticiler, kooperatifler
ve özel sektörün bitkisel üretim, hayvancılık, balıkçılık projelerinde
öncü bir rol üstlenecektir.
SHP, sanayileşme hareketine yeniden hız verecektir. Sanayileşmeye ilişkin
birikimimizi ve artan sanayici sayısını en büyük güvence olarak görmekteyiz.
Yalnızca göreceli olarak başarılı olduğumuz sektörlerle yetinilemez. Uluslararası
pazarlarda sıçrama yapabileceğimiz, özgün tasarımlar geliştirebileceğimiz,
markalar yaratabileceğimiz yeni sektörlere de girmeliyiz. Bu amaçla yeni
girişimciler, yeni iş alanları ve yeni teknolojiler desteklenecektir. Bunun
için yalnızca kendi kaynaklarımızla yetinmemiz söz konusu olamaz. Yabancı
sermayenin de sabit sermaye yatırımlarına girmesini sağlayacak politikalar
geliştirilecektir.
Üretimin en önemli girdisi olan enerji, ülkemizde giderek pahalılaşmaktadır.
Yerel kaynaklarımızı iktisadi boyutlarda olanaklı olan en üst düzeyde kullanmak,
yenilenebilir enerji kaynaklarımızı geliştirmek, ithalatta ise ülke ve
kaynak çeşitlendirmesi yaparak enerji güvenliğini sağlamak kararlılığındayız.
Türkiye'nin ulaşım şebekesi yeniden tasarlanacak ve bunun içinde özellikle
deniz ulaşımı ve raylı sisteme öncelik tanınacaktır. 1930'ların demiryolu
coşkusu hızlı trenle yeniden yaşatılacaktır.
KOBİ'ler büyümenin, istihdamın, eğitimin ve yeni iktisadi yapılanmaların
temeli olarak alınacaktır. Halk Bankası başta KOBİ'ler, esnaf ve sanatkarlarımız
olmak üzere bu kesimlerin finansmanı için özerk bir yapıya kavuşturulacaktır.
SHP, ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan kayıt dışı ekonominin
kayıt altına alınmasını ve buna neden olan sorunların giderilmesini bir
zorunluluk olarak görmektedir. Bunu vergi adaletinin sağlanmasının ve vergi
yükünün hafifletilmesinin en önemli adımı olarak değerlendirir.
Gelir dağılımının bozulmasının en önemli nedenlerinden biri olan yüksek
enflasyon, ülkemizde neredeyse yirmi beş yıldır kökleşmiştir. Kamu ve özel
sektör işletmelerinin iktisadi yapılarında tahribat yapan enflasyonun yükünü
azaltabilmek amacıyla yeni kurumsal düzenlemelere gidilmesi sağlanacaktır.
SHP, Türkiye ekonomisinin başarısını, yalnızca mali piyasalarla,
borsa endeksleriyle değil; üretim düzeyiyle, yatırım hacmiyle, enflasyon
oranlarıyla, işçi ücretleri ve memur maaşlarıyla, çiftçinin eline geçen
fiyat endeksleriyle, KOBİ'lerin durumuyla ve gelir dağılımının iyileştirilmesiyle
izleyecektir.
SHP olarak en temel taahhütümüz, gelirin sınıfsal ve bölgesel paylaşımının
iyileştirilmesidir.
SHP'nin hedefi, uğruna siyaset yaptığı kesimlerin toplumsal refahtan
aldıkları payın düzenli ve sürekli olarak arttırılmasıdır.
YOKSULLUĞU YENECEĞİZ
SHP'nin gelirin hakça paylaşılması tanımında ve hedefinde, yurttaşların
yoksulluk çizgisinin üzerine çıkması ve gittikçe artan bir gelir düzeyine
sahip olması esastır. Ülkede geçerli olan yoksulluk çizgisi, devletin ne
kadar " sosyal " olması gerektiğinin, yoksulluğu yenmek için ne kadar harcama
yapması gerekeceğinin belirleyicisidir. Devletin; eğitim, sağlık ve sosyal
güvenlik harcamaları ile istihdama yönelik örgütlenmesi, reel sektöre ve
mali sektöre yapacağı müdahale, buna göre şekillenecektir. Bunun için devlet
kaynaklarının yetersiz kalabileceği görüşüne, SHP kesinlikle katılmamaktadır.
Eğer devlet kaynakları yetersiz ise bu, yeterince kaynak yaratılmadığı
ya da mevcut kaynakların yerinde ve verimli kullanılamadığı anlamına gelir.
SHP yoksulluğu yenme hedefine yönelik olarak varolan uygulamaların
ötesinde ve çok daha geniş kapsamlı bir Sosyal Refah Bütçesi hazırlamayı
öngörmektedir. Bütçeden ayrılan kaynaklara ek olarak farklı kaynaklara
ve farklı bir işleyişe sahip olacak bu bütçe, SHP'nin yoksulluğa yönelik
politikalarını uygulamaya dönüştürecek bir araç olarak kullanılacaktır.
SHP, kentlerin varoşlarında iktisadi ve toplumsal sorunları iç içe yaşayan
yurttaşlarımızın yaşam koşullarının iyileştirilmesinde ve kimlik sorunlarının
çözümünde kentsel rantların yeniden paylaşılmasını ve kentsel harmanlamayı
öngören projeleri temel çözüm aracı olarak değerlendirir.
SHP, bugün büyük ölçüde yoksullaşmış köylülerimizin ve çiftçilerimizin
yaşam koşullarının iyileştirilmesine özel bir önem verir. Bu amaçla yalnızca
toprak reformunu gerçekleştirmeyi değil; girdi kullanımında, teknoloji
kullanımında ve pazara ulaşmada da reformcu düzenlemeleri gerekli görür.
Bu yaklaşım, 1990'lı yılların olağanüstü koşullarında köylerinden uzaklaşarak
kentlerde yoksulluk çizgisinin altında yaşamaya çalışan yurttaşlarımızın
geri dönüşlerini sağlayacak özel projeler için de uygulanacaktır.
Gerek kent varoşlarında, gerekse kırsal alanda gelir dağılımının iyileştirilmesinde
kadınlarımızın üretime yönelik örgütlenmeleri desteklenecektir.
SHP sosyal güvenlik kurumlarını, sosyal devletin en etkin ve geliştirilmesi
zorunlu araçları olarak görür. SHP, devletin bu yönde sonuç alacak etkin
mali, iktisadi ve idari politika, kurum ve araçları oluşturmasını ve kullanmasını
kesin bir zorunluluk olarak değerlendirir.
TAM İSTİHDAM VAZGEÇİLMEZ HEDEFİMİZDİR
Çalışabilir durumda olanlar için çalışmak, SHP'nin anlayışına göre
çok temel bir insanlık hakkıdır. Bu nedenle tüm çalışabilir nüfusun çalışması
ve üretime katılması SHP'nin en önemli hedeflerindendir. Tam istihdam SHP'nin
temel taahhütüdür.
SHP iktidarında istihdam sorunu, "gerçek çalışma" ile çözülecektir.
İşsizlerin bir devlet kuruluşunda işçi veya memur olarak maaşa bağlanması
gerçek anlamda çalışma değildir. Gerçek çalışma herkesin tarımda, sanayide,
hizmet sektöründe katma değer yaratabileceği bir konuma gelmesidir.
Her yurttaşa yeteneğine, eğitimine ve seçimine uygun bir iş olanağı
sağlamak; çalışırken onları korumak, çalışma gücünü yitirdiklerinde her
türlü güvenceyi sağlamak devletin birincil görevidir.
EĞİTİM VE SAĞLIKTA EŞİTLİK SAĞLAYACAĞIZ
Dünyada "iletişim ve bilişim devrimi" olarak tanımlanan teknolojik devrim;
yeni bir toplumsal biçimlenmenin ortaya çıkmasına yol açmış, daha çok bilgi,
daha çok teknoloji ve daha farklı düşünce gerektiren değişikliklere neden
olmuştur.
Bilgi toplumu sürecini değerlendirerek; akılcı, bilimsel düşünen, Cumhuriyetin
çağdaş değerlerine bağlı, laik, hak ve sorumluluklarının bilincinde olan,
üretken ve modern becerilerle donatılmış, demokrasiden ödün vermeyen, ahlaki
değerleri önemseyen özgür birey, toplumsal gelişmenin öncüsüdür.
SHP toplumun gelişmesinin ve fırsat eşitliğini sağlayan bir yapıya kavuşturulmasının
temel koşulunun insana yapılacak yatırım olduğu inancındadır. Bu yatırım
hiçbir gerekçe ile ertelenemez, düşük düzeyde tutulamaz.
Yurttaşlarımıza eksiksiz eğitim ve sağlık hizmeti verilecektir. Bu
bizim Sosyal Demokrat ilkelerimizin de özüdür.
Eğitimde insanların becerilerini yeteneklerini en üst düzeye çıkarabilmelerine
olanak verecek bir fırsat eşitliği kesinlikle sağlanacaktır. Bu bağlamda
zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması, ücretsiz olması SHP'nin öncelikli
taahhütüdür. Eğitmenlerin eğitim programları yeniden yapılandırılarak nitelikli
eğitimci yetiştirilmesi, eğitim ve öğretim birliğinin geliştirilmesi, kurulduğu
günden bugüne varlığı ve işleyişi çatışma konusu olan yüksek öğretim örgütlenmesinin
(YÖK) üniversiteler arası planlama ve eşgüdüm sağlamak üzere yeni bir yapıya
dönüştürülmesi, üniversitelerin idari özerkliğe kavuşturulması, mesleki
ve teknik eğitimin niteliklerinin geliştirilerek AB standartlarına yükseltilmesi
sağlanacaktır.
Türkiye'de sağlık sorunu temel olarak; parası olmayanların sağlık
hizmetine nasıl ulaşacağı sorusunda ve koruyucu sağlık hizmetleri alanında
ortaya çıkmaktadır. SHP koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerini birlikte
örgütleyerek, toplumun gereksinim duyan kesimlerine ücretsiz olarak ve
mümkün olan en üst düzeyde sunabilmeyi en temel görevleri arasında sayar.
|