Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
PARTİLER VE PROGRAMLARI

SOSYALDEMOKRAT HALK PARTİSİ
2002

 
 
Sosyaldemokrat Halk Partisi'nin (SHP) programı: (2)

DEVLETİ YENİDEN YAPILANDIRACAĞIZ

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin örgütlenme yapısı artık toplumu taşıyamamaktadır. İdari, iktisadi ve toplumsal örgütlenmemizin bugünkü yapısı ve işleyişi değişmeden, Türkiye'nin büyük atılımları gerçekleştirmesi beklenemez. Bu nedenle genel nitelikleri aşağıda belirtilen yeni bir Anayasa yapılması gerekmektedir.

Devlet yönetiminin çağdaş bir anlayışla yeniden örgütlenmesi gereklidir. Yeni devlet yapısı, siyasal toplum, sivil toplum, birey ve yurttaş kavramları üzerine inşa edilecektir.

Devlet, yurttaştan soyutlandırılarak, onun üzerinde "kutsanmış" bir örgüt olarak görülemez.

Devlet toplumun en üst örgütlenme biçimidir. Ancak devlet yalnızca siyasal toplumdan değil, aynı zamanda sivil toplumdan da oluşur. Yargı, yürütme ve yasama güçleri ile onlarla bağlantılı örgütlenmeler siyasal toplum kuruluşları, bunların dışında kalan tüm yurttaş örgütlenmeleri de sivil toplum kuruluşlarıdır.

SHP, devlete ve demokrasiye ilişkin olarak geçmişte yaşadığımız ve bugün de yaşamakta olduğumuz siyasal bunalımların temelinde, yürütme gücünün devlete neredeyse tek başına egemen olmasını, güçler ayrılığı ilkesinin işletilmemesini görmektedir.

Yürütme erkini elinde bulunduranların yönlendirdiği devlet, toplumdaki egemen güçlerin baskı ve etkilemesine açık bir yapı oluşturmaktadır. Böyle bir yapıda devletin bir hukuk devleti anlayışının gereklerini yerine getirebilmesi oldukça güçtür.

Yoğun bir biçimde yaşamakta olduğumuz ahlak bozukluğunun, kamu kuruluşları içindeki çeteleşmenin, yolsuzluk ve haksızlıkların, kayıt dışı üretim ve kazançların nedeni bu yapı içinde aranmalıdır. Böyle bir yapıda yurttaşın devlete güveni sarsılmaktadır. Oysa ki devletin yurttaşına, yurttaşın da devletine güven duyması gerekmektedir.

Türkiye Devletinin yeniden örgütlenmesinde; saydamlık, hukuksallık, yasallık, işlerlik, verimlilik, hesap verilebilirlik ilkelerinin yanı sıra katılımcılık ilkesine ve o arada kamusal yetkilerin paylaşımına özel bir önem veriyoruz.

Yetki paylaşımı öncelikle siyasal toplum ile sivil toplum ve yurttaş arasında olacaktır. Siyasal toplum buyurgan, yurttaş ve sivil toplum da uygulayan durumunda olmayacaktır.

Yurttaş hem seçim yoluyla siyasal toplum kuruluşlarına meşruiyet ve görev veren hem de örgütleri aracılığıyla siyasal toplum kuruluşlarının karar ve uygulamalarına etkileme gücüyle katılan ikili bir role sahiptir. Yurttaş bu rolleri ile devletin asli unsuru ve paydaşıdır. Merkezi yönetimde ve yerel yönetimlerde, olanaklı görünen her alanda kamu yönetimi yurttaşlarla karar, uygulama ve denetleme süreçlerinde karşılıklı etkileşim ve örgütlü iletişim içinde olacaktır. Yurttaşın yönetim paydaşı olması anlayışı, hem hizmette verimlilik artışını hem de kamu kaynaklarının daha iyi denetlenmesini sağlayacaktır. Yurttaşın yönetim paydaşı olduğu devlet güvenilir bir devlet olacaktır.

SHP etkin, işlevsel ve demokrat yapılı devletten yanadır. SHP amaçlarının gerçekleşmesinde bu anlamıyla güçlü devlet, temel araçtır.

SHP'ye göre devletin gücünü çalıştırdığı insan sayısı, sahip olduğu banka sayısı, fabrika sayısı ya da Gayri Safi Milli Hasıla içindeki kamu harcamalarının payı belirlemez.

Güçlü devlet, işlevlerini verimli ve etkin bir biçimde gerçekleştiren ve siyasal toplumu sivil toplum tarafından denetlenen ve dengelenen bir yapıdır.

Hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını gerçekleştirmek ana ilkemiz olacaktır. Adaletin zamanında ve herkes için ırk, dil, din, mezhep ve statü farkı gözetilmeden eşit uygulanması amacıyla yargı için gerekli olan bütçe ve yeni eğitim yapılanması sağlanacaktır. Yasama dokunulmazlığı yalnızca kürsü ve parlamento çalışmalarıyla sınırlı tutulacaktır. Parlamenterlere tanınan ayrıcalıklara son verilecektir. Yolsuzluk ve haksızlıklar için hesap sorma zaman aşımına uğratılmadan sürekli bir işlem haline getirilecektir

Bir başka yetki paylaşımı, kamu yönetiminin kendi içinde merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasında olacaktır.

Merkezi yönetimin görevleri ulusal güvenlik, ulusal kalkınma, adalet,sosyal güvenliğin sağlanması, eğitim ve sağlık hizmetlerinde fırsat eşitliği yaratılmasıdır. Ulusumuzun bilgi toplumuna geçmesi yerel düzeyde sağlanamaz. Stratejik planlama yetkisi merkezi yönetim tarafından kullanılmak durumundadır. Ülkenin ortak değerlerini ve çıkarlarını uluslararası düzeyde koruma ve kollama görevi merkezi yönetim tarafından yerine getirilmelidir. Ülke ölçeğinde beşeri ve fiziksel altyapıların gerçekleştirilmesi ve kaynakların bölgeler arasında, gelişmişlik ve gelir farklılıklarını dengeleyecek biçimde hakça dağıtımının sağlanması merkezi yönetimin görevi olacaktır.

Bunların dışındaki tüm hizmetler, yerel ortak gereksinme niteliğindedir ve yerel yönetimlerce üstlenilecektir. Ancak SHP yerel yönetimlerin bugünkü yapı ve işleyişlerinin de yeniden örgütlenmesi ve yeniden yerelleştirilmesi gerektiği inancındadır.

Merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasındaki böyle bir yetki paylaşımı aslında merkezi yönetimin gücünü ve önemini de azaltmayacaktır. Aksine bir çok yükünü devretmiş olan merkezi yönetim, işlevlerini daha başarılı ve daha etkili olarak yerine getirecektir.

ÇALIŞAN VE ÜRETENDEN YANAYIZ

SHP, emek öncelikli demokratik bir kitle partisidir. SHP'nin toplumsal tabanını, meslekteki mevkileri ve sıfatları ne olursa olsun, tüm çalışanlar, işsizler, kırsal ve kentsel üreticiler ve emekliler oluşturur. SHP'nin öncelikli siyasal tercihleri bu kesimlerden yanadır. Ancak ulusal ekonomiye katkıda bulunan, üreten, verimlilik ve istihdam sağlayan tüm toplumsal katmanları da destekler.

SHP bu toplum kesimleri uğruna siyaset yapar; dışlanmış, ezilmiş, yoksullaşmış halkımızı temsil eder.

SHP için "insan hakları" yalnızca siyasal bir anlam taşımaz. SHP, gelir dağılımının adaletsizliğini toplumsal barışı tehdit etmesi nedeni ile insan haklarına yönelik bir tehlike olarak değerlendirir.

ÜRETİMDEN, BÜYÜMEDEN VE HAKÇA PAYLAŞIMDAN YANAYIZ

Türkiye olabildiğince yüksek ama sürdürebileceği bir büyüme hızıyla kalkınacaktır. Bu yalnızca ulusal refah düzeyini yükseltmek ve paylaşılabilir iktisadi fazla elde etmek için değil, ülke güvenliği ve bölge barışı için de gereklidir.

Türkiye kalkınmasını; kendi insanı ve tüm insanlık için önem taşıyan değerlerini ve çevresini tahrip etmeden, tersine onları geliştirerek sağlayacaktır.

SHP için kalkınma ve sosyal adalet eşzamanlı olarak işleyecek süreçlerdir. Toplumsal yapıyı tahrip etme pahasına iktisadi büyüme kabul edilemez.

İktisat siyasetimizin temelinde; iktisadi büyümeyi eşitlikçi hedeflerle bağdaştırmak ve o yolla iktisadi büyümenin yüküne katlanmada ve sonuçlarından yararlanmada işlevsel ve adaletli çözümler hazırlamak, uluslararası pazarlarda daha büyük paylar elde etmek, tüketiciyi korumak, doğa kaynaklarının yok edilmesine engel olmak, toplumun bugünü kadar geleceğini de düşünmek gibi temel tercihlerimiz vardır.

SHP çalışandan ve üretenden yanadır. Tüm iktisadi kararlarda tercihini bu kesimlerden yana kullanır. SHP piyasa ekonomisini ve üretim araçları üzerinde özel mülkiyeti, Sosyalist Enternasyonelin anlayış ve ilkelerine uygun olarak kabul eder. SHP için önemli olan üretimin ve özellikle istihdamın artması, gelir dağılımının iyileştirilmesidir. Piyasa ekonomisi bu ve benzeri yollarla toplumsallaştırılacaktır.

SHP devletin piyasa ekonomisine gerektiğinde müdahale edebilmesini savunur. Müdahalenin koşulları, tekelleşmenin önlenmesi, gelirin sınıfsal ve bölgesel paylaşımının iyileştirilmesi gibi toplumsal yararlar ve ülkenin stratejik çıkarlarıdır.

Yatırımlarda devletin yerinin ve payının belirleyicisi, teknik ve toplumsal altyapı yaratmak ve gelirin sınıfsal ve bölgesel dağılımını iyileştirerek toplumsal istikrarı sağlamaktır. Dünyadaki ekonomik ve teknolojik gelişmelere paralel olarak, Türkiye'nin çıkarları ve gereksinimleri doğrultusunda yüksek teknoloji gerektiren, özel sektörün girmediği alanlarda yeni kamu kuruluşlarının oluşturulması öngörülmektedir. Toplumumuza son yıllarda yeni bir özgüven kazandıran Bor ve Trona gibi stratejik madenlerimiz bu anlayış içinde değerlendirilecektir.

Özelleştirmeler SHP için bir amaç değildir. SHP için özelleştirme, kamu iktisadi kuruluşlarında ekonomiye katkının, verimliliğin arttırılmasının ve katma değer yaratılmasının bir aracıdır. Özelleştirme politikalarının oluşturulmasında iktisadi rasyonellik arayışı ile stratejik ve toplumsal değerlendirmeler belirleyici olacaktır. SHP özelleştirmenin mülkiyetin tabana yayılması doğrultusunda yapılmasını tercih eder, çalışanların haklarının korunmasını temel ilke olarak benimser.

SHP, iktisadi kalkınmamızın planlanmasında artık tıkanmış olan sektörel ve parasal planlama anlayışını terk ederek, ulusal stratejik planlama anlayışına geçecektir. İşçi ve işveren örgütlerinin, esnaf ve sanatkar kuruluşlarının, meslek odalarının, tarım odalarının, çevreci örgütlerin içinde yer alacağı yönlendirici nitelikte bir üst düzey kurul, hükümet temsilcileri ile birlikte ulusal stratejik plana yön verecektir. Yeni planlama anlayışı içinde ayrıca bölgesel ve fiziksel planlama uygulaması yapılacaktır. Bu uygulama yalnızca kaynakların daha etkin ve daha verimli bir biçimde kullanılmasını, projelerden daha başarılı sonuçlar alınmasını ve katılımcı bir yönetimi sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda imar planlarıyla ilişkilendirilerek beldelerin ve kentlerin yüksek çevre standartlarıyla donatılmasını da sağlayacaktır.

SHP, tarım kesimini ve kırsal yerleşim alanlarını yeni idari, iktisadi, toplumsal ve fiziksel kurumlarla geliştirecektir. Bu süreçte kendileri de yeni bir anlayışa kavuşturulacak olan kooperatifler ve üst örgütleri en temel dayanağımız olacaktır. Tarım kesiminde nitelikli ve rekabet fiyatlarına dayalı üretimin arttırılması, kırsal gelir paylaşımının iyileştirilmesi, köylülüğün üreticiliğe dönüştürülmesi, kırsal yerleşimin düzenlenmesi temel amaçlarımızdır. Çiftçilerimiz desteklenecek ve bu destekleme zaten subvansiyonlu olan "dünya fiyatları" mantığına terk edilmeyecektir. SHP, özel sektörün tarıma girmesini özendirecek ve destekleyecektir. Toprak Reformu, pazar ekonomisi koşulları içinde uygulanacaktır. Ancak toprak reformu bizim için artık yalnızca feodaliteyi tasfiye ve yeter gelirli işletmeler oluşturmak değil; güçlü, arazisi bütün, örgütlü, pazar koşulları içinde rekabet edebilen, köylülükten çıkmış ve üretici olmuş işletmelerin kurulmasıdır. Bu çerçevede SHP, toprak reformunu salt toprak dağıtımını öngören değil, onun yanısıra tarımda yeniden yapılanmayı sağlayacak bir siyaset olarak düşünmektedir. Toprak reformu özellikle sulama projeleri izlenerek, toprak toplulaştırılması ile birlikte rekabetçi işletmelerin yaratılması için kullanılacaktır.

Ziraat Bankası özerk bir kurum olarak örgütlenecek; üreticiler, kooperatifler ve özel sektörün bitkisel üretim, hayvancılık, balıkçılık projelerinde öncü bir rol üstlenecektir.

SHP, sanayileşme hareketine yeniden hız verecektir. Sanayileşmeye ilişkin birikimimizi ve artan sanayici sayısını en büyük güvence olarak görmekteyiz. Yalnızca göreceli olarak başarılı olduğumuz sektörlerle yetinilemez. Uluslararası pazarlarda sıçrama yapabileceğimiz, özgün tasarımlar geliştirebileceğimiz, markalar yaratabileceğimiz yeni sektörlere de girmeliyiz. Bu amaçla yeni girişimciler, yeni iş alanları ve yeni teknolojiler desteklenecektir. Bunun için yalnızca kendi kaynaklarımızla yetinmemiz söz konusu olamaz. Yabancı sermayenin de sabit sermaye yatırımlarına girmesini sağlayacak politikalar geliştirilecektir.

Üretimin en önemli girdisi olan enerji, ülkemizde giderek pahalılaşmaktadır. Yerel kaynaklarımızı iktisadi boyutlarda olanaklı olan en üst düzeyde kullanmak, yenilenebilir enerji kaynaklarımızı geliştirmek, ithalatta ise ülke ve kaynak çeşitlendirmesi yaparak enerji güvenliğini sağlamak kararlılığındayız.

Türkiye'nin ulaşım şebekesi yeniden tasarlanacak ve bunun içinde özellikle deniz ulaşımı ve raylı sisteme öncelik tanınacaktır. 1930'ların demiryolu coşkusu hızlı trenle yeniden yaşatılacaktır.

KOBİ'ler büyümenin, istihdamın, eğitimin ve yeni iktisadi yapılanmaların temeli olarak alınacaktır. Halk Bankası başta KOBİ'ler, esnaf ve sanatkarlarımız olmak üzere bu kesimlerin finansmanı için özerk bir yapıya kavuşturulacaktır.

SHP, ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasını ve buna neden olan sorunların giderilmesini bir zorunluluk olarak görmektedir. Bunu vergi adaletinin sağlanmasının ve vergi yükünün hafifletilmesinin en önemli adımı olarak değerlendirir.

Gelir dağılımının bozulmasının en önemli nedenlerinden biri olan yüksek enflasyon, ülkemizde neredeyse yirmi beş yıldır kökleşmiştir. Kamu ve özel sektör işletmelerinin iktisadi yapılarında tahribat yapan enflasyonun yükünü azaltabilmek amacıyla yeni kurumsal düzenlemelere gidilmesi sağlanacaktır.

SHP, Türkiye ekonomisinin başarısını, yalnızca mali piyasalarla, borsa endeksleriyle değil; üretim düzeyiyle, yatırım hacmiyle, enflasyon oranlarıyla, işçi ücretleri ve memur maaşlarıyla, çiftçinin eline geçen fiyat endeksleriyle, KOBİ'lerin durumuyla ve gelir dağılımının iyileştirilmesiyle izleyecektir.

SHP olarak en temel taahhütümüz, gelirin sınıfsal ve bölgesel paylaşımının iyileştirilmesidir.

SHP'nin hedefi, uğruna siyaset yaptığı kesimlerin toplumsal refahtan aldıkları payın düzenli ve sürekli olarak arttırılmasıdır.

YOKSULLUĞU YENECEĞİZ

SHP'nin gelirin hakça paylaşılması tanımında ve hedefinde, yurttaşların yoksulluk çizgisinin üzerine çıkması ve gittikçe artan bir gelir düzeyine sahip olması esastır. Ülkede geçerli olan yoksulluk çizgisi, devletin ne kadar " sosyal " olması gerektiğinin, yoksulluğu yenmek için ne kadar harcama yapması gerekeceğinin belirleyicisidir. Devletin; eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik harcamaları ile istihdama yönelik örgütlenmesi, reel sektöre ve mali sektöre yapacağı müdahale, buna göre şekillenecektir. Bunun için devlet kaynaklarının yetersiz kalabileceği görüşüne, SHP kesinlikle katılmamaktadır. Eğer devlet kaynakları yetersiz ise bu, yeterince kaynak yaratılmadığı ya da mevcut kaynakların yerinde ve verimli kullanılamadığı anlamına gelir.

SHP yoksulluğu yenme hedefine yönelik olarak varolan uygulamaların ötesinde ve çok daha geniş kapsamlı bir Sosyal Refah Bütçesi hazırlamayı öngörmektedir. Bütçeden ayrılan kaynaklara ek olarak farklı kaynaklara ve farklı bir işleyişe sahip olacak bu bütçe, SHP'nin yoksulluğa yönelik politikalarını uygulamaya dönüştürecek bir araç olarak kullanılacaktır.

SHP, kentlerin varoşlarında iktisadi ve toplumsal sorunları iç içe yaşayan yurttaşlarımızın yaşam koşullarının iyileştirilmesinde ve kimlik sorunlarının çözümünde kentsel rantların yeniden paylaşılmasını ve kentsel harmanlamayı öngören projeleri temel çözüm aracı olarak değerlendirir.

SHP, bugün büyük ölçüde yoksullaşmış köylülerimizin ve çiftçilerimizin yaşam koşullarının iyileştirilmesine özel bir önem verir. Bu amaçla yalnızca toprak reformunu gerçekleştirmeyi değil; girdi kullanımında, teknoloji kullanımında ve pazara ulaşmada da reformcu düzenlemeleri gerekli görür. Bu yaklaşım, 1990'lı yılların olağanüstü koşullarında köylerinden uzaklaşarak kentlerde yoksulluk çizgisinin altında yaşamaya çalışan yurttaşlarımızın geri dönüşlerini sağlayacak özel projeler için de uygulanacaktır.

Gerek kent varoşlarında, gerekse kırsal alanda gelir dağılımının iyileştirilmesinde kadınlarımızın üretime yönelik örgütlenmeleri desteklenecektir.

SHP sosyal güvenlik kurumlarını, sosyal devletin en etkin ve geliştirilmesi zorunlu araçları olarak görür. SHP, devletin bu yönde sonuç alacak etkin mali, iktisadi ve idari politika, kurum ve araçları oluşturmasını ve kullanmasını kesin bir zorunluluk olarak değerlendirir.

TAM İSTİHDAM VAZGEÇİLMEZ HEDEFİMİZDİR

Çalışabilir durumda olanlar için çalışmak, SHP'nin anlayışına göre çok temel bir insanlık hakkıdır. Bu nedenle tüm çalışabilir nüfusun çalışması ve üretime katılması SHP'nin en önemli hedeflerindendir. Tam istihdam SHP'nin temel taahhütüdür.

SHP iktidarında istihdam sorunu, "gerçek çalışma" ile çözülecektir. İşsizlerin bir devlet kuruluşunda işçi veya memur olarak maaşa bağlanması gerçek anlamda çalışma değildir. Gerçek çalışma herkesin tarımda, sanayide, hizmet sektöründe katma değer yaratabileceği bir konuma gelmesidir.

Her yurttaşa yeteneğine, eğitimine ve seçimine uygun bir iş olanağı sağlamak; çalışırken onları korumak, çalışma gücünü yitirdiklerinde her türlü güvenceyi sağlamak devletin birincil görevidir.

EĞİTİM VE SAĞLIKTA EŞİTLİK SAĞLAYACAĞIZ

Dünyada "iletişim ve bilişim devrimi" olarak tanımlanan teknolojik devrim; yeni bir toplumsal biçimlenmenin ortaya çıkmasına yol açmış, daha çok bilgi, daha çok teknoloji ve daha farklı düşünce gerektiren değişikliklere neden olmuştur.

Bilgi toplumu sürecini değerlendirerek; akılcı, bilimsel düşünen, Cumhuriyetin çağdaş değerlerine bağlı, laik, hak ve sorumluluklarının bilincinde olan, üretken ve modern becerilerle donatılmış, demokrasiden ödün vermeyen, ahlaki değerleri önemseyen özgür birey, toplumsal gelişmenin öncüsüdür.

SHP toplumun gelişmesinin ve fırsat eşitliğini sağlayan bir yapıya kavuşturulmasının temel koşulunun insana yapılacak yatırım olduğu inancındadır. Bu yatırım hiçbir gerekçe ile ertelenemez, düşük düzeyde tutulamaz.

Yurttaşlarımıza eksiksiz eğitim ve sağlık hizmeti verilecektir. Bu bizim Sosyal Demokrat ilkelerimizin de özüdür.

Eğitimde insanların becerilerini yeteneklerini en üst düzeye çıkarabilmelerine olanak verecek bir fırsat eşitliği kesinlikle sağlanacaktır. Bu bağlamda zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması, ücretsiz olması SHP'nin öncelikli taahhütüdür. Eğitmenlerin eğitim programları yeniden yapılandırılarak nitelikli eğitimci yetiştirilmesi, eğitim ve öğretim birliğinin geliştirilmesi, kurulduğu günden bugüne varlığı ve işleyişi çatışma konusu olan yüksek öğretim örgütlenmesinin (YÖK) üniversiteler arası planlama ve eşgüdüm sağlamak üzere yeni bir yapıya dönüştürülmesi, üniversitelerin idari özerkliğe kavuşturulması, mesleki ve teknik eğitimin niteliklerinin geliştirilerek AB standartlarına yükseltilmesi sağlanacaktır.

Türkiye'de sağlık sorunu temel olarak; parası olmayanların sağlık hizmetine nasıl ulaşacağı sorusunda ve koruyucu sağlık hizmetleri alanında ortaya çıkmaktadır. SHP koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerini birlikte örgütleyerek, toplumun gereksinim duyan kesimlerine ücretsiz olarak ve mümkün olan en üst düzeyde sunabilmeyi en temel görevleri arasında sayar.
 

Önceki sayfa      Sonraki sayfa



(28 HAZİRAN 2002)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2002 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.