|
ARJANTİN RAPORU
KRİZ ÖNCESİ ARJANTİN
Arjantin'de meydana gelen kriz ve olaylar bir anda meydana gelmemiştir.
Ekonomide 43 ay süren durgunluk, bu sürede işsizliğin yüzde 20'lere yükselmesi,
ihracatın azalması, ithalatın artması, vergi gelirlerinin düşmesi, toplumdaki
dışlanmışlık ve karamsarlık duygusunun yükselmesi, iktidara ve siyasete
"güvensizliğin" artması gibi nedenlerden sonra Aralık 2001'ndeki noktaya
gelinmiştir. Bu noktada Arjantin'de kriz öncesi süreçteki bazı tesbitleri
de belirtmekte yarar vardır.
İLK İŞARETLER
Hükümet IMF ile yaptığı anlaşma sonucunda bütçe açıklarını indirebilmek
için kamu harcamalarında yeni kısıtlamalar yapmıştır. Önce 1000 Pesonun
daha sonra da 500 Pesonun üzerinde maaş alan kamu çalışanlarının maaşlarında
yüzde 12 ile 15 arasında indirime gidilmiştir.
Arjantin ekonomisinde geçen yıl 1000'in üstünde şirket konkordato ya
da iflas yoluyla kapanmıştır. Arjantin ekonomisinin 2001'in son 6 ayında
döviz rezervlerinden 11 milyar eksilmiştir. Sadece 30 Kasım 2001 günkü
krizde 1.4 milyar dolar bankalardan çıkmıştır.
Kriz ortamında, Alianza hükümeti ve Partido Justicialista (Adaletçi
Parti) muhalefeti, medyanın da desteğiyle kamuoyuna, Domingo Cavallo'nun
icraatine destek verilmesi gerektiğini, zira Cavallo'nun başarısızlığının
ülkenin çöküşü olacağını ve eğer Cavallo ülkenin ekonomisini düze çıkarmazsa
bunu hiç kimsenin yapamayacağını, alternatifsiz olduğu fikrini yaymaya
çalışmışlardır. Sunulan seçenek, "ya Cavallo ya çöküştür." Cavallo'ya destek
"yönetilebilirliği teminat altına almalıyız" sloganıyla ifade edilmiş,
bu bir süre, sendikaların işverenlerin ve toplumun elini kolunu bağlamıştır.
Bu süreçte, ileride ülkeyi kaosa sürüklemekle itham edilmek pahasına bu
teminata muhalefet, son derece kısıtlı olabilmiştir.
Cavallo'nun ikinci programın reddedilmesi üzerine Arjantin ekonomisi
bir bataklığa saplanmış, bu durum politikaya da sirayet ederek, ülkenin
bugünü ve geleceğiyle ilgili bir endişe havası hakim olmuştur. Hisse senetleri
düşmüş; ülke riski, zirveye tırmanarak, hadiseye borsanın ve finans dünyasının
gözlüğünden bakan Arjantinlilerin "Kara Nisan" diye nitelendirdikleri kaosa
yol açmıştır. Ama, reel ekonominin, yani istihdam ve üretimin maruz kaldığı
kaos, çok daha "kara" tonda olmuştur.
MODELE TOPLUMSAL TEPKİ
Hükümet ve muhalefetin önerisi, ülkede 14,5 milyon Arjantinli'yi yoksulluk
sınırının altında yaşamaya mahkum eden, çocuklarda beslenme bozukluklarına
sebep olan, okul sıralarını boşaltan, toplumsal şiddeti, suçluluk oranını,
çocuk fuhuşunu ve gençlerde uyuşturucu alışkanlığını azdıran bir modelin;
aileleri dağıtan, küçük ve orta boyutlu üreticileri intihara sürükleyen,
hanelerin birikimlerinin kaybolmasına, işsizliğe sebep olan, iş güvenliğini
tehlikeye sokan, kayıt dışı işçiliği, hamallığı, hayatı idame ettirebilmek
için icat edilen işleri, meşru çalışma düzeninin dışında, içler acısı şartlarda
ve karın tokluğuna işçiliği yeniden gündeme getiren bir modelin yönetilebilirliğinin
teminat altına alınmasıdır. Bu model yerleşim bölgelerini sanayi mezarlıklarına
çevirmiş, Arjantin'de eşi görülmemiş bir sanayi çöküşüne sebep olmuş; iflaslarla,
ulusal düzeyde şirketlerin kapanmasıyla sonuçlanmış; dünyanın dört bir
yanından gelen mallar pazarları işgal ederken, Arjantin işgücünü dünyanın
en pahalı işgücü haline getirmekte belirleyici bir rol oynamıştır. Söz
konusu olan, eyaletleri kurutan, ekonomilerini ve tarımını perişan eden
bir yönetim ortamıdır
La Matanza'da ve ülkenin muhtelif yerlerinde yolları keserek, istihdam
ve gıda yardım programları talep eden işsizler, La Plata'dan Federal Başkent'e
yürüyen emekliler, ülkenin birbirinden uzak köşelerinde yaşanan yol kesmeler
ve barışçıl yürüyüşler, hükümetten ziyade ekonomik modele gösterilen toplumsal
tepkinin görünen yüzü olmuştur. Bu tepkilerin dramatik bir tarafı da, sadece
bir hükümete karşı ifade edilen memnuniyetsizlikten ibaret olmaması ve
bu gösterilerin arkasında binlerce Arjantinli için bir hayat memat meselesinin
yatıyor olmasıdır.
Asıl sorun, asıl çöküş, dışlayıcı neoliberal modelin kendisi gibi gözükmektedir.
Bu ekonomik modelin, Arjantinlilerin ihtiyaçlarını ve haklarını, finans
sermayesinin çıkarlarının üstünde tutan, geniş bir toplumsal mutabakat
oluşturulamamış, büyük bir ulusal sözleşme temelinde değişim için mücadele
verilmemiş, sorunun çözümüne, doğru çözümün bulunmasına halk mesafeli kalmış,
katılmamış ve kamuoyu desğteği sağlanamamıştır.
5-6 Nisan 2001 genel grevi, üç büyük sendikanın ALCA'ya (Amerikalararası
Serbest Ticaret Odası) karşı gösteri çağrısını engelleyememiştir. Hükümete
karşı çalışma yasasını protesto amacıyla genel grev yapan sendikalar, Cumhurbaşkanı
Yardımcısının istifasına neden olmuşlardır. 2000 ve 2001 yıllarında sendikalar
7 genel grev yapmışlardır.
Kiliseler, önemli bir sosyal protagonist (taraf) olmaya devam ederken,
krizin vehameti ve değişimin gerekliliği üzerine ilgili uyarıları arttırmışlardır.
Papa'dan yerel piskoposlara kadar, Katolik Kilisesi olsun, ya da Protestan
Kiliselerinin üyesi olduğu Latin Amerika Kiliseler Konseyi olsun, dini
çevreler sürekli olarak sosyo-ekonomik krizle ilgili çok sık ve sert açıklamalarda
bulunmuşlardır.
14 Ekim 2001'de yapılan milletvekili seçimlerinde seçime katılma oranı
çok düşük gerçekleşmiştir. Oyların gizli kullanıldığı, oy vermenin yasal
zorunluluk olduğu Arjantin'de seçime katılım ilk kez yüzde 55 seviyelerine
düşmüştür. Arjantin'in içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve siyasal krize
ve de siyasetçiye tepki gösteren seçmenlerin yüzde 45'i bu seçimde "beyaz
oy-iptal" kullanmışlardır.
2001 Kasım'ında kamuoyu araştırmaları, "Başkan De La Rua, Hükümet ve
Ekonomik politikalarla" ilgili halkın desteğini yüzde 10'larda göstermektedir.
Ülkenin geleceğini tamamen karamsar beklentiler içinde değerlendiren
kamuoyunun, Tüketici Güven Endeksi bir yıl içinde yüzde 42'lerden yüzde
28'lere düşmüştür.
Kurumlara olan güven değerlendirmelerinde 2001 Kasım ayında en az güvenilen
kurumlar yüzde 21 oranı ile bankacılar ve finans kesimi ve yüzde 22 oranı
siyasetçiler olarak gözükmektedir.
2001 Kasım ayındaki kamouoyu araştırmaları tencere-tava protestolarının
(Cacerolazo) halkın yüzde 92 gibi yüksek bir oran ile desteklediğini ve
demokrasiye uygun olduğunu göstermektedir.
Bütün bu gerçekler ve sosyal tepkiler karşısında hükümet halkın durumunu
anlamamakta ısrar etmiş, bu tepkiler izlediği politikaların başarıya ulaşmaması
için yapılan engellemeler ve siyasal davranışlar olarak değerlendirilmiştir.
SOSYO EKONOMİK YAPI
Arjantin'de 1990-1998 yılları arasında gelir artışı yüzde 57 olarak
gerçekleşmiştir. Bu oran Buenos Aires eyaletinde yüzde 127 artmıştır. Milli
gelir artışı, 1975-1990 yıllarında da iki kat olmuştur. 43 aylık ekonomik
durgunluk ve işsizliğin ardından, Arjantin'de Aralık ayında tencere-tava
kapaklarını vurarak başlayan ve sürmekte olan protesto gösterilerini gerçekleştirenler,
orta sınıfın temsilcileridir. Gözlemciler, protestolar sırasında yağmacılık
ve çeşitli saldırganlıkları yapanları, radikal siyasi militanların, olayları
saptırmaları olarak, nitelemektedirler.
|
Sosyo Ekonomik Yapı
|
Nüfustaki Oran %
|
Milli Gelirden Aldıkları
Pay (%)
|
| A,B,C1 |
Üst ve Orta Üst Sınıf |
10
|
25
|
| C2 |
Rekabetçi Orta Sınıf |
30
|
35 (C2+C3)
|
| C3 |
Gelenekçi Orta Sınıf |
15
|
|
| C3 |
Sendika Güvencesi Altındaki
Sınıf |
10
|
10
|
| D |
Yoksullaşmış Orta Sınıf |
25
|
15
|
| E |
Yoksulluk Altındaki Sınıf |
10
|
15
|
Kaynak : IPSOS-Maura Araujo
Ocak 2001
Bilim adamları ve araştırmacılar, Arjantinlileri, "Kendilerini İngiliz
hisseden, İspanyol'ca konuşan İtalyan'lar" olarak tanımlamaktadır. Arjantinlilerin,
Güney Amerika'da yaşamalarına rağmen, kendilerini Avrupa'lı hisseden bir
topluluk olduğu düşünülmektedir.
Arjantin halkının yüzde 54'ü, bilimsel gelişmenin önemini kabul etmekle
birlikte, bilimin önceliklerinin başında gelmediğini düşünmektedir. Bilimin
vazgeçilmez olduğunu ve önceliğin bilime verilmesi gerektiğini düşünenlerse
yüzde 39 düzeyindedir.
Kamuoyunun yüzde 50'si, kürtaja sadece istisnai durumlarda izin verilmesini
düşünmektedir. Kürtajın tamamen yasallaşmasını düşünenler yüzde 26, hiçbir
şekilde yasallaşmasını istemeyenler ise yüzde 13'lük bir gruptur.
Arjantin'de uyuşturucunun
yasallaşmasını isteyenler yüzde 6, yasallaşmaya karşı olanlar yüzde 77,
bu konuda kararsız olanlar ise yüzde 17'dir.
Arjantin devamlı göç alan bir ülke özelliğindedir. Ekonomideki durgunluk
ve işsizliğin artması karşısında, kamuoyu da göçlerin sınırlandırılmasını
istemektedir. Arjantinlilerin yüzde 74'ü, yaklaşık dörtte üçü "göçe bir
sınırlama getirilmelidir, çünkü göçmenler Arjantinlilerin istihdam imkanını
azaltmaktadır" görüşündedir. Arjantinlilerin kendilerine dost olarak gördükleri
ülkelerin başında İspanya gelmektedir.
Arjantinliler, güvenilir kurumları Çiftçiler-Ziraatçiler, Bilim Adamları-Aydınlar,
Adalet ve Hakimler, Sanayiciler olarak değerlendirirken, güvenilmeyen kurumlar
olarak Sendikacılar, Askerler, Siyasi Partiler (Siyasetçiler), Bankacılar
ve Finanscıları sıralamaktadırlar.
Arjantin 15. Yüzyıldan
başlayarak önce Avrupa'dan daha sonra da komşu Güney Amerika ülkelerinden
büyük göç hareketlerine sahne olmuştur. Son yılların sosyo-ekonomik göstergeleri
Arjantin halkının yüzde 74'ünü, bu göçün sınırlanması yönünde bir eğilime
itmiştir. Benzer eğilim çok sayıda Arjantinlinin atalarının İtalya'da da
olduğunu Berlusconi hükümetinin yasalaştırdığı kısıtlamaların güncel tepkilere
yol açtığını vurgulamak isteriz.
Arjantin'in son otuz yılı, darbelerden, Malvinas'i kurtarma operasyonlarından,
kemer sıkma önlemlerinden, sosyal patlamaya, siyaset sınıfına olan güvenin
kaybolmasına uzanan, sıkıntılı bir süreç olmuştur. Siyasi parti ve siyasetçiler,
sendikacılar, askerler, bankalar ve finans kesimi bu dönemden büyük kredi
yitirerek çıkmış, kendilerine güven en alt düzeye inmiştir.
Arjantin etnik ve kültürel yapısıyla, İtalya ve İber yarımada ülkeleri
İspanya ve Portekiz'le uyum göstermektedir. Salazar dönemi Portekiz'i için
söylenen, rejimin halkı bir ölçüde "meşgul ederek" denetim altında tutma
formülü 3F'nin, Arjantin'de de bir karşılığı bulunmaktadır. Salazar'ın
3F'si, Benfica'nın başarılarıyla temayüz eden Eusebio'nun, Lizbon'un Pele'si
olduğu dönemin futbolundan, melankolik içerikli Amelia Rodriges'in en parlak
örneklerini yorumladığı halk şarkısı fado'dan, Meryem Ana'nın 1917'de üç
genç çobana göründüğü iddia edilen Lizbon yakınlarındaki dini ziyaret merkezi
Fatima'dan oluşuyordu. Arjantin'deyse 2003 seçimlerinde Menem'le birlikte
Cumhurbaşkanı yardımcısı adayı olarak seçim kampanyası yürüteceğini şimdiden
duyuran Diego Maradona futbolu, ülkenin son ellibeş yılına damgasını vuran
Peron'cu hareketin azizesi Eva Duarte, ana, eş, yosma sevgili, üçlemesinde
ifadesini bulan Akdeniz Katolik kültürünü Güney Amerika'ya ihraç etmiş
olduğu kutsal kadın kültürünü, tango ise aşk, cesaret, onur ve özlem çığlığının
Necip Celal'le Fehmi Ege'ninkilerden çok farklı, kasvetli ve erotik ifadesini
simgelemektedir.
Ülkenin geçmişinde büyük rol oynayan Arjantinli kadınlar, günümüzdeki
sosyal tepkiye de öncülük etmektedirler. Yeni Cumhurbaşkanı Eduarde Duhalde'nin
eşi Hilda, halk arasında kendisine takılmış olan "Chiche" (oyuncak) ismiyle
Eva Peronculuk oynamaya girişmekte, iki ay süreyle Sosyal Yardımlaşma Bakanlığını
gayri resmi olarak üstlenmektedir. Arjantin kadını İspanya'da erkek anlamına
gelen egemen "macho" kültürünü sorgulamakta, kendisinin ve çocuklarının
geleceğini güvence altına almaya çabalamaktadır. Evita Peron'un mintansızlar
(descamidos) hareketinin günümüzdeki karşılığı, sosyal krize boş tencereleri
çalarak gösterdikleri "cacerolazo" tepkisidir.
Arjantin'lilerin "Açlık kapıdan girdi mi, sevgi pencereden çıkar" sözü
son yıllardaki boşanma oranlarının yüksek düzeyiyle somut bir içerik kazanmıştır.
Yazılı basının yüzde 38-40'lık bir kredibiliteyle güven sıralamasındaki
altıncılığı, durumu az çok kurtarırken, biri devlet, 15'i özel kanallardan
oluşan televizyonların eğlence ağırlıklı yayınlarının çocuk ve gençleri
olumsuz etkilediğinden yakınılmaktadır. Üçü ulusal 27 gazetenin tirajı
2 milyondur. Günümüzdeki sosyal tepki, son bir yıl içindeki kilise çevrelerinden
protestolar ve genel grevlerle, şişe şişe bugünkü zirve noktasına ulaştı.
Arjantinli artık hep bir ağızdan "basta" (yeter) diyor. Yeni Cumhurbaşkanı
Duhalde "Arjantinliler olarak globalleşme sürecinde ortak kader bilincimizi
yitirdik" diyerek yakınıyor.
|