|
ARJANTİN RAPORU
ARJANTİN'DEN TÜRKİYE
Arjantinde kendileriyle görüştüğümüz sendikacı, emekli büyükelçi, uzman,
siyaset adamı ve sokaktaki halk, ortalama bir Kuzey Amerikalı'dan çok daha
fazla Türkiye'yle ilgili, ancak anlaşılabilir bir gerçek olarak fazla bilgili
değiller. Siyasetçi ve siyasal analizciler ise ciddi karşılaştırmalar yapabilecek
bir düzeydedir.
Türkiye'nin başına son otuz yılda epey dert açmış, en değerli diplomatlarının
öldürülmesiyle insanımıza büyük acı çektirmiş bir konuda Alfonsin ve Cavallo'yu
adeta "özür diler" bir havadadırlar. Eski Cumhurbaşkanı Raul Alfonsin "soykırım"ın
tanınması yönünde bir yasa tasarısı için çaba harcamış, daha sonra bilgilendiğinde
yanlış yönlendirildiğini görmüştür. Eşi Ermeni olan eski Ekonomi Bakanı
Domingo Cavallo da, bir konferans için bulunduğu İstanbul'da Türkiye hakkında
çıkarılan söylentilerin ve çizilen tablonun yanlışlığını tesbit etmiştir.
Muhataplarımız iki ülkedeki sosyo-ekonomik tabloyu yerli yerine yerleştirdikten
sonra Türkiye'ye neleri yapmaması gerektiğini dostça hatırlatmak ihtiyacı
duyuyorlardı. Piyasalarda uzun süreli bir durgunluğa göz yumulmamalıydı.
Reel ekonominin canlanması, üretim çarklarının dönmesi, büyümeye geçilmesi,
işsizliğin dayanılmaz boyutlara ulaşmaması sağlanmalıydı. Bütçe disiplinine
uyulmalıydı. Arjantin buna uymamanın cezasını çekiyordu. Gerek merkezi
bütçe, gerek eyalet bütçeleri yıllardır bu yanlışlıkla malüldü. Toplumu
dışlamamak her kesimin talep ve yakınmalarına kulak kabartmak zorunluydu.
Alfonsin neo-liberal politikaların ülkeyi bu hale getirdiğinin altını çizerken,
Cavallo kendi çizgisini savunmayı sürdürüyordu. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
katılımının önemi vurgulanıyor bu treni kaçırmamamız gereğinin, coğrafi
stratejik, ekonomik yönden Arjantin'den çok daha avantajlı konumda olduğumuzun
altını çiziyordu. 11 Eylül, Türkiye için jeopolitik ve jeokültürel ağırlığını
yeniden ortaya çıkması bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir
şans olarak gösteriliyordu. Bütün bu noktalara dikkat etmelisiniz yoksa
bizim gibi olursunuz demeye getiriyorlardı.
Askeri darbe dönemiyle, Menem yönetimi arasında, 1983-1989 yıllarının
Cumhurbaşkanı Raul Alfonsin, kendisini IMF'nin "devirdiğini" söylüyor ve
en büyük hatasının o zamanki Arjantin para birimi "austral"i yüzde 20 oranında
devalüe etmeyip, serbest bırakması olduğunu söylüyordu. Alfonsin'e göre
Menem dönemindeki özelleştirmeler yolsuzluk, rüşvet ve kayırmalarla yürütülmüş,
gelen paralar sanayileşme ve yatırıma yönelmemiştir, para üretime yönelmemiş,
yurtdışına kaçmıştı. De la Rua ise daha iki yıl önce görevi devraldığında,
bugün alınan önlemlerle başlasaydı bugünlere gelinmeyebilirdi. Alfonsin
Türkiye'nin stratejik konumu sayesinde W. Bush yönetiminin desteğiyle krizi
atlatacağını düşünüyor.
Eski Ekonomi Bakanı Domingo Cavallo, Arjantin'in probleminin devalüasyonla
çözülmeyeceğini, merkezi devletin, eyaletlerin bünyesinde, finans yapısında,
reform yapılması gerektiğini söylüyor. Cavallo'ya göre Türkiye uluslararası
desteği sağlamıştı. Süratle Avrupa'yla birleşmesi, İspanya'nınkine benzer
bir destekten yararlanması gerekiyordu.
Nueva Mayoria Araştırma kuruluşu direktörü Dr. Rosenda M. Fraga Türkiye'deki
krizin daha çok 1994 Meksika örneğine benzediğini düşünüyor: "Türkiye Arjantin'in
yanlışını tekrarlamamalı, bankalardaki mevduatı dondurarak güveni sarsmamalıdır.
Türkiye devalüasyon yaparak boç ödeyemez duruma düşmekten kurtulmuştur.
Hem devalüasyon, hem boç ödeyememe felakete yol açardı. Arjantin'in sosyo-ekonomik
ve etnik yapısının, zihniyet kalıplarının incelenmesi, sık sık içine düşülen
krizlerde bu etkenin rolünün anlaşılması, Türkiye bakımından da aydınlatıcı
olacaktır."
| Arjantin Sözlüğü
Argentina : Latince gümüş anlamında ülkenin adı. İspanyollar
Arjantin'de çok gümüş bulmuşlar ve bu ismi birçok yerde kullanmışlardır.
Buenos Aires : Arjantin'in ispanyolca iyi hava anlamına gelen
başkenti
Patagonya : Arjantin'in nüfus yoğunluğu düşük güney bölgesi,
"Büyük ayaklılar" toprağa ilk gelenler bu bölgede yanan ateşler görmüşlerdi.
Ateş Adalar : Arjantin'in güney ucundaki adalar topluluğu
Corralito : Halkın bankalardaki parasının donduruması. Ayda
ancak belli bir miktarın çekilmesine izin verilmesi.
Cacerolazo : Boş tencerelere vurma suretiyle hükümet politikalarını
protesto eylemi
Nuncamas : "Bu son olsun bir daha olmasın" Başkan Alfonsin'in
göreve başlarken söylediği slogan.
Peronist : 1944'de başkan yardımcısı 1946'da Devlet Başkanı
olarak iktidara gelen General Juan Domingo yanlıları.
Mercosur : Arjantin, Brezilya, Uruguay ve Paraguay'ın Güney
Yarımküre Ortak Pazarı.
Casa Rosara (Pembe Ev) : Eva Peron'un pembe evi. Yüzbinlerce
işçiyi toplayıp önünde miting yaptığı ev |
EKONOMİK VERİLER
Fransız L'Expansion dergisinin Ocak 2002 verilerine göre, Güney Amerika
ülkelerinin çoğunluğu 2001'de yüzde 1,5 dolayında bir büyüme kaydetmiş,
Peru, Uruguay ve Arjantin'se gerilemişti. Peru'da yüzde 0.3, Uruguay'da
yüzde 0.8 dolayında olan küçülme, Arjantin'de yüzde 2.1'e çıkmıştır. Arjantin
1990-2000 yıları arasında yılda yüzde 4.3 oranında büyümüş 37 milyon nüfuslu
bir ülkedir. 285 milyar dolar milli gelirden kişi başına ortalama 7500
dolar düşmektedir. 2001'de milli geliri 6 milyar dolar azalmıştır. 2002
içinde ise yüzde 1 dolayında küçülmesi beklenmektedir. Yabancı borç verenler
için Arjantin dünyanın en riskli ülkesi olmuştur. Resesyon (durgunluk)ağırlaşmakta,
vergi gelirleri daralmakta, kamu maliyesi olumsuz bir tablo çizmektedir.
Arjantin işletmeleri Kalkınması Enstitüsü (ıdea)'nın yaptığı bir araştırma
patronlarının 2002'in ilk ayında durumun daha da kötüleşeceğini, yüzde
91'lik bir çoğunlukla da ikinci altı ayın da kötü geçeceğini tahmin ettiklerini
gösteriyor. Bu araştırma Mar Del Plata'da 2001 Kasım başında yapılan patronlar
toplantısı sırasında gerçekleştirilmiştir.Ardından 19 Aralık ve sonrasındaki
tepkiler oluştu.
IMF'ye göre Güney Amerika ülkeleri 2002'de ortalama yüzde 1,5 oranında
büyüyecek, Arjantin en zorda ülke olmayı sürdürecek, Peru, Ekvador, Şili,
Brezilya, Kolombiya ve Venezula biraz daha iyi bir performans gösterecektir.
1990 yıllarının başındaki performansın yakalanması için daha çok beklemek
gerekmektedir.
Arjantin'in ithalatı 27 milyar dolar, ihracatı 26 milyar dolardır. 3
milyon turist yılda 2,5 milyar dolar bırakmaktadır. Arjantin'in dış ticaret
hacmi GSMH'ya göre düşüktür.
Arjantin'de 2'si milli, 13'ü eyalet bankası üzere 15 kamu bankası, yabancı-yerli
oranı yarı yarıya 78 banka, 24 finans şirketi bulunmaktadır.
Altın dahil Merkez Bankası rezervleri1996'da 19.296 milyar dolarken
1999'a 22.831 milyar dolara yükselmiş 2001 Ağustosunda 16.623 milyar dolara
düşmüştür.
Vergi gelirleri 1998'de 50 milyar dolardan, 2000'de 45 milyar dolara
düşmüştür. Bu düşüş 2001 yılında da devam etmektedir.
Arjantinli uzmanlar ekonomilerine kendilerinden daha az imkanlara sahip
Şili gibi dengede tutamadıklarını, hükümetlerin ABD'ye ve Avrupa'ya daha
fazla açılmalarının önünde engel oluşturduğunu söylüyorlar. Güney yarım
küresi ortak pazarı Mercosur içinde Brezilya'ya bağımlı olmak da önemli
bir handikap olarak beliriyor.
Arjantin ekonomisi ödemeler dengesi işleyişinin sürdürülmesi için yılda
15-20 milyar dolar arası bir dış borca gereksinim duyuyor. Bu sayede 18
milyar dolarlık ödemeler dengesi açığı kapatılabiliyor ve yüzde 18'lik
işsizlik oranı korunarak ekonominin çarkları dönmeye devam edebiliyor.
İSTİHDAM VE GÖÇ
Son iki yıl içinde yedi kez genel grev yaşanan Arjantin'de 8 milyon
işsiz bulunmaktadır. Bugünlerde tam bir kaos yaşayan, 43 aydan bugünlere
tam bir durgunluk içinde gelen Arjantin'de, ekonomik durgunluk sürecinde
bir buçuk milyon kişi işlerini kaybetmiştir. Özelleştirilen kamu kuruluşlarından
çıkartılan işçilerin yanı sıra, kriz nedeniyle memurlar, orta kademe yöneticiler,
iflas eden şirketlerdeki beyaz yakalılar, satış elemanları ile hizmet sektöründen
çok sayıda çalışan, işsiz durumdadır. Çalışmakta olanlar ise aylardır ücretlerini
kısmen almakta veya hiç alamamaktadır.
Kentsel
nüfusu 33 milyon 615 bin olan Arjantin'de kentsel aktif nüfus 14 milyon
353 bin olarak verilmektedir. Modern ekonomiden dışlananların (işsizler)
8 milyon 187 bin olarak belirtildiği Arjantin ekonomisinde, isdihdamdan
dışlananların oranı yüzde 57.1 olarak verilmektedir.
İşlerini kaybedenler üzerinde yapılan bir araştırma bu insanların işsiz
kalma nedenlerinin şirket kararı (% 40), talebin düşmesi (%20), yeniden
yapılanma gerekçesi (%20) olduğu tesbit edilmiştir.
Sendikalar da işsizliğe karşı tepkili ve çaresiz durumdalar. Uluslararası
İşçi Federasyonu Genel sekreteri Juan Manuel Palacios görüşlerini "1989-1999
döneminde, bizim Carlos Menem'i desteklememize karşılık, Menem iktidarda
bize arkasını döndü. Önce kamu kuruluşlarında özelleştirme başlayınca,
arkasından da piyasadaki durgunluk sonucunda işçiler büyük ölçüde kapı
dışı edildi. Menem'in bunu bize yapmaması gerekirdi. Peronist Parti'den
Antonio Caffiero'ya karşı ona büyük destek verdik. Hatta bu binada, bu
katta ona bir de çalışma ofisi verdik. Herhalde, "General Juan Domingo
Peron ile Eva Peron'un mezarda kemikleri sızlıyordur" biçiminde dile getirmektedir.
İki güçlü işçi sendikaları konfederasyonunun olduğu Arjantin'de 5 milyon
sendikalı işçi bulunmaktadır.
Dünyadaki bütün İşçi sendikalarının siyasi düşüncelerinin sol eğilimli
olmalarına karşılık, Arjantin'de işçi sendikaları Peron'un uygulamalarının
etkisinde kalarak sağ-faşist eğilimlidirler.
Arjantin'de bir
süreden beri, işçi sendikaları bu ekonomik ortamda işverenle patronlarla
işyeri ve fabrikaları kurtarmak için elele, işbirliği içinde çalışmaktadırlar.
İşsiz kalmamak için, işyerlerinin fabrikaların bir ortağı gibi çaba gösteren,
hükümetlere öneri götüren işçi konfederasyonlarının liderleri işverenlerle
eskiden ücret pazarlığı için bilek güreşi yaparken şimdi omuz omuza çalıştıklarını
belirtmişlerdir.
Evita için "işsizlerin ve fakirlerin annesidir" diyen sendika yöneticileri
Evita'nın 33 yaşında erken ölümünü yoksul halk için bir şanssızlık olarak
değerlendirmektedirler.
En son kalan kapıyı kapatır
Arjantin'de süregelen ekonomik durgunluk ve işsizliğin sonucunda halk
göç etmeye başlamıştır. Yakın zamana kadar Güney Amerika'nın en güçlü ekonomisi
olan Arjantin, Şili, Ekvador, Uruguay ve Paraguay'dan çalışmaya gelen insanların
umudu, göç alan bir ülke durumundaydı.
Arjantin, az sayıdaki yerlilerin yanı sıra, İspanyol ve İtalyanların
çoğunlukta oldukları, Almanlar, İngilizler, Fransızlardan oluşan Avrupa
asıllı bir topluluktur. Yahudi ve Arapların da bulunduğu bu toplulukta
İtalya, İspanya ve Yunanistan'ın da uygulandığı "Nesil ve kana" sahip çıkma
prensibi sonucunda vatandaşların büyük bir çoğunun elinde bu ülkelerin
pasaportu, dolayısıyla Avrupa Birliği vatandaşlık hakkı mevcuttur.
Şimdi, Arjantin'de bankaların önündeki kuyrukların yanı sıra Avrupa'ya
göç etmek isteyen milyonlarca Arjantin'li elçiliklerin ve konsoloslukların
önünde uzun kuyruklar oluşturmaktadırlar. Elçilik önündeki kuyrukta bir
Yunan asıllı kadın Arjantin'in şu andaki durumunu "en son kalan kapıyı
kapatır" sözüyle açıklarken Eski Cumhurbaşkanı Raul Alfonsin ise bu konuda
düşüncelerini duygulu bir ifade ile "Hepsinin geri dönmesini bekleyeceğiz.
Bu konuyu düşünmek bile istemiyorum" şeklinde belirtiyordu.
BORÇLAR (İÇ VE DIŞ)
Arjantin'in en çok satan ve mevcudu bulunamayan Alfredo ve Eric Calcagno'nun
Borçlar üzerine kitabı, Paul Valery'in "Siyaset, insanları, kendilerini
ilgilendiren konulara karıştırmama sanatıdır" cümlesiyle başlıyor.
Arjantin'in borçları 1967-1983 (askeri dönem) eski boçlar, 1991-2001
yeni borçlar olarak değerlendirilmektedir.
Arjantin'in boçları için "her halükarda bu borçların hiçbirinin amacı
Arjantin'i sanayileştirmek veya halkın refahını yükseltmek değildi. Eski
borçlar çıkar gruplarının sermaye kaçırması için, "yeni borçlar" ise ekonominin
çıkar gruplarının menfaatlerine uygun bir şekilde yürütülmesi için alınmıştır"
biçiminde tarif edilmekedir.
Calcogno'lar, borçlananın kimliği, ne amaçla ve kimlere borçlanıldığını
siyasi bir davranış olarak değerlendiriyorlar.
Borcun ödenmesinin bütün toplumu etkilemesi karşısında, borçlanıldığında
daha doğmamış olanlardan, hangi taahhüdün altına gireceklerini anlamaktan
aciz olanlardan ya da de facto bir hükümet döneminde seslerini çıkartmayanlardan,
bu borcun alınmasını ve ödenme şartlarının gizlemeye çalışmasını bir suç
olarak tarif etmektedir.
Arjantin'in "eski" olarak adlandırılan ve 1983'e kadar 45 milyar dolar
olan dış borçların nedenlerini Dünya Bankası üç başlıkta toplamıştır.
| Nedenler |
% |
| Ulusal ve yabancı özel acentalar tarafından kaçırılan sermayenin finansmanı |
44 |
| Yabancı Bankalara faiz ödemesi |
33 |
| Silah alımı ve kayıtdışı ithalat |
23 |
Arjantin'in şu andaki toplam borcu değişik kaynaklara göre farklı veriler
göstermekle birlikte, tüm veriler borçların 240-250 milyar dolar arasında
olduğu anlaşılmaktadır.
Borçların dağılımını ekonomiden sorumlu eski Devlet Bakını Cavallo şöyle
açıklamaktadır:
"Bütün borçlar dolar üzerinden. Merkezi devlet veya eyaletlerin borç
toplamı 150 milyar dolar. Bu miktarın 40 milyar doları IMF'ye, Dünya Bankasına
ve çeşitli dünya devletlerine ait. Kalan 110 milyar dolar'ın yarısı iç
borç, diğer yarısı da "Currency bond" gibi bonolar yoluyla dışarıda bulunuyor.
Özel sektörün iç borcu 50 milyar dolar, dış borcu da bir o kadar. Devletin
de, özel sektörün de iç borçları tasarruf sahipleri ve emeklilik fonlarından
alınmış Arjantin'in toplam borcu 250 milyar dolar. Arjantin'in borç sorunu
iç borçlardan kaynaklandığı için tasarruf sahiplerinin paralarına el koyduk."
Yeni dönemde, konvertibilite işleyişinin ana ekseni, doğrudan yatırım
veya dış borçlanma şeklinde önemli bir yabancı sermaye akışının gerçekleşmesine
ayarlanmıştır. Arjantin ekonomisinin dönmesi için her yıl 15-20 milyar
sermaye girişi gerekmektedir.
Arjantin'in konvertibilitede ısrarlı tutumu, ekonomik dengeleri bozmasının
yanı sıra, ekonomiyi her yıl 15-20 milyar yabancı sermaye ihtiyacına ve
borçların sürekli artmasına yol açmıştır. Borcu, borçla ödeme alışkanlıkları,
ülkede IMF direktiflerine aynen uyulup, uyulmaması tartışmalarını başlatmıştır.
Tartışmanın cevap verilemeyen en önemli sorusu da, Arjantin borçlarının
nasıl ve ne zaman ödeneceği veya ödenip ödenmeyeceği olmuştur.
Bu konuda Duhalde hükümeti acil olarak 15 milyar dolarlık taze bir kaynak
aramaktadır. Son günlerde, IMF Arjantin'e gerçekçi bir bütçe, harcamalarda
ve maliyede disiplin, tutarlı bir plan ile destek olabileceğini işaretlerini
vermektedir. IMF, krizin yerel olduğunu ve yardım edilebileceğini işaret
ediyor. Borçların dondurulması konusu da gündemdeki tartışmaların başka
bir yönünü oluşturmaktadır.
IMF'ye karşı duran Arjantin halkının yüzde 24'üne karşılık yüzde 71'lik
büyük bir grup IMF ile iyi ilişkiler sürdürülmesi gerekliliği görüşündedir.
Arjantin halkının yüzde 63'ü, yani her üç kişiden ikisi Arjantin'in
borçlarını ödeyemeyeceğini ilan etmesini (default) istemektedir. Arjantin'lilerin
yüzde 29'u ise borçların tamamının ödenmesini istemektedir.
BORÇLAR İÇİN DÜŞÜNCELER
Arjantin bugünlerde tarihinin en zor dönemini geçirmektedir. Arjantin
çok zor bir yola girmiştir. Arjantin uygulanan politikalar ve kötü yönetim
sonucu iflas etmiştir. Arjantin zorunlu olarak default (morotoryum) ilan
etmiştir.
Eski Cumhurbaşkanı, Buenos Aires Senatörü Alfonsin bu konuda : "Ekonomide
göreve başlar başlamaz default ilan ettim. Ana para ve faizlerin hiçbirini
ödemedim. Halkın gözyaşlarıyla bu parayı ödeyemezdim. Beşbuçuk sene IMF
(Para Fonu) ile mücadele ettim. Ben orta bir yol bulmaya çalıştım. IMF
ise bana baskı yaparak bazı kararları acele olarak çıkarmamızı istediler.
Son beş ayda teslim olmak zorunda kaldım ve Cumhurbaşkanlığından istifa
ettim." Arjantin'in Default'u çözmesi lazım. Arjantin için yeşil ışık ancak
Default'un çözülmesiyle belirir. Uluslararası para fonu ve mali destekte
bulunan kuruluşlar daha yumuşak davranıp, daha imkanlı krediler veriyorlar.
Buradaki problem ne ekonomik, ne de politik problemdir. Buradaki problem
milliyetçilik (ulusal birlik) problemidir" demektedir.
Bu konuda krizin sorumlusu eski Ekonomiden Sorumlu Bakan Cavallo "iflas
etmiş bir şirketin müzakere yöntemlerini Arjantin için uygulamalıyız" diyor
ve devam ediyor. "Borcun bir kısmının silinmesi, kalanının da ödenilebilir
bir faiz oranlarına bağlanması gerekir. Müzarekereler çetin geçecek, ancak
bir çözüm de bulunacaktır" görüşünde.
Borçların ödenmesi konusunda diğer farklı görüşler üç noktada toplanmaktadır:
Borç hükümet tarafından aynen kabul edilerek dondurulmalı ve çok uzun
zamana yayılmalıdır. Bu birinci görüştür.
İkincisi, borcun alacaklılara ödetilmesi yöntemidir. Borçlar bonolarla
değiştirildikten sonra değerini düşürüp, borcun satın alınması yoluyla
borçlar alacaklılara ödettirilebilir.
Borcu ödeyecek üçüncü grup sermayeyi ülke dışına kaçıranlar olabilir.
I. Dünya Savaşı'nda İngiltere ve Fransa'nın yaptığı gibi vatandaşların
yurtdışındaki varlıklarını beyan mecburiyeti getirmek suretiyle bu yol
işletilebilir.
|