Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
2001 ŞUBAT KRİZİ

CHP ARJANTİN RAPORU...
(3)
Ocak 2002
Arjantin'de 2001 yılı sonunda yaşanan ekonomik kriz ve yolaçtığı sosyal ve siyasal çalkantılar konusunda CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın Başdanışmanı Bülent Tanla'nın hazırladığı rapor...
ARJANTİN RAPORU

ARJANTİN'DEN TÜRKİYE

Arjantinde kendileriyle görüştüğümüz sendikacı, emekli büyükelçi, uzman, siyaset adamı ve sokaktaki halk, ortalama bir Kuzey Amerikalı'dan çok daha fazla Türkiye'yle ilgili, ancak anlaşılabilir bir gerçek olarak fazla bilgili değiller. Siyasetçi ve siyasal analizciler ise ciddi karşılaştırmalar yapabilecek bir düzeydedir.

Türkiye'nin başına son otuz yılda epey dert açmış, en değerli diplomatlarının öldürülmesiyle insanımıza büyük acı çektirmiş bir konuda Alfonsin ve Cavallo'yu adeta "özür diler" bir havadadırlar. Eski Cumhurbaşkanı Raul Alfonsin "soykırım"ın tanınması yönünde bir yasa tasarısı için çaba harcamış, daha sonra bilgilendiğinde yanlış yönlendirildiğini görmüştür. Eşi Ermeni olan eski Ekonomi Bakanı Domingo Cavallo da, bir konferans için bulunduğu İstanbul'da Türkiye hakkında çıkarılan söylentilerin ve çizilen tablonun yanlışlığını tesbit etmiştir.

Muhataplarımız iki ülkedeki sosyo-ekonomik tabloyu yerli yerine yerleştirdikten sonra Türkiye'ye neleri yapmaması gerektiğini dostça hatırlatmak ihtiyacı duyuyorlardı. Piyasalarda uzun süreli bir durgunluğa göz yumulmamalıydı. Reel ekonominin canlanması, üretim çarklarının dönmesi, büyümeye geçilmesi, işsizliğin dayanılmaz boyutlara ulaşmaması sağlanmalıydı. Bütçe disiplinine uyulmalıydı. Arjantin buna uymamanın cezasını çekiyordu. Gerek merkezi bütçe, gerek eyalet bütçeleri yıllardır bu yanlışlıkla malüldü. Toplumu dışlamamak her kesimin talep ve yakınmalarına kulak kabartmak zorunluydu. Alfonsin neo-liberal politikaların ülkeyi bu hale getirdiğinin altını çizerken, Cavallo kendi çizgisini savunmayı sürdürüyordu. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımının önemi vurgulanıyor bu treni kaçırmamamız gereğinin, coğrafi stratejik, ekonomik yönden Arjantin'den çok daha avantajlı konumda olduğumuzun altını çiziyordu. 11 Eylül, Türkiye için jeopolitik ve jeokültürel ağırlığını yeniden ortaya çıkması bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir şans olarak gösteriliyordu. Bütün bu noktalara dikkat etmelisiniz yoksa bizim gibi olursunuz demeye getiriyorlardı.

Askeri darbe dönemiyle, Menem yönetimi arasında, 1983-1989 yıllarının Cumhurbaşkanı Raul Alfonsin, kendisini IMF'nin "devirdiğini" söylüyor ve en büyük hatasının o zamanki Arjantin para birimi "austral"i yüzde 20 oranında devalüe etmeyip, serbest bırakması olduğunu söylüyordu. Alfonsin'e göre Menem dönemindeki özelleştirmeler yolsuzluk, rüşvet ve kayırmalarla yürütülmüş, gelen paralar sanayileşme ve yatırıma yönelmemiştir, para üretime yönelmemiş, yurtdışına kaçmıştı. De la Rua ise daha iki yıl önce görevi devraldığında, bugün alınan önlemlerle başlasaydı bugünlere gelinmeyebilirdi. Alfonsin Türkiye'nin stratejik konumu sayesinde W. Bush yönetiminin desteğiyle krizi atlatacağını düşünüyor.

Eski Ekonomi Bakanı Domingo Cavallo, Arjantin'in probleminin devalüasyonla çözülmeyeceğini, merkezi devletin, eyaletlerin bünyesinde, finans yapısında, reform yapılması gerektiğini söylüyor. Cavallo'ya göre Türkiye uluslararası desteği sağlamıştı. Süratle Avrupa'yla birleşmesi, İspanya'nınkine benzer bir destekten yararlanması gerekiyordu.

Nueva Mayoria Araştırma kuruluşu direktörü Dr. Rosenda M. Fraga Türkiye'deki krizin daha çok 1994 Meksika örneğine benzediğini düşünüyor: "Türkiye Arjantin'in yanlışını tekrarlamamalı, bankalardaki mevduatı dondurarak güveni sarsmamalıdır. Türkiye devalüasyon yaparak boç ödeyemez duruma düşmekten kurtulmuştur. Hem devalüasyon, hem boç ödeyememe felakete yol açardı. Arjantin'in sosyo-ekonomik ve etnik yapısının, zihniyet kalıplarının incelenmesi, sık sık içine düşülen krizlerde bu etkenin rolünün anlaşılması, Türkiye bakımından da aydınlatıcı olacaktır."
 
 
Arjantin Sözlüğü

Argentina : Latince gümüş anlamında ülkenin adı. İspanyollar Arjantin'de çok gümüş bulmuşlar ve bu ismi birçok yerde kullanmışlardır.
Buenos Aires : Arjantin'in ispanyolca iyi hava anlamına gelen başkenti
Patagonya : Arjantin'in nüfus yoğunluğu düşük güney bölgesi, "Büyük ayaklılar" toprağa ilk gelenler bu bölgede yanan ateşler görmüşlerdi.
Ateş Adalar : Arjantin'in güney ucundaki adalar topluluğu
Corralito : Halkın bankalardaki parasının donduruması. Ayda ancak belli bir miktarın çekilmesine izin verilmesi.
Cacerolazo : Boş tencerelere vurma suretiyle hükümet politikalarını protesto eylemi
Nuncamas : "Bu son olsun bir daha olmasın" Başkan Alfonsin'in göreve başlarken söylediği slogan.
Peronist : 1944'de başkan yardımcısı 1946'da Devlet Başkanı olarak iktidara gelen General Juan Domingo yanlıları.
Mercosur : Arjantin, Brezilya, Uruguay ve Paraguay'ın Güney Yarımküre Ortak Pazarı.
Casa Rosara (Pembe Ev) : Eva Peron'un pembe evi. Yüzbinlerce işçiyi toplayıp önünde miting yaptığı ev

EKONOMİK VERİLER

Fransız L'Expansion dergisinin Ocak 2002 verilerine göre, Güney Amerika ülkelerinin çoğunluğu 2001'de yüzde 1,5 dolayında bir büyüme kaydetmiş, Peru, Uruguay ve Arjantin'se gerilemişti. Peru'da yüzde 0.3, Uruguay'da yüzde 0.8 dolayında olan küçülme, Arjantin'de yüzde 2.1'e çıkmıştır. Arjantin 1990-2000 yıları arasında yılda yüzde 4.3 oranında büyümüş 37 milyon nüfuslu bir ülkedir. 285 milyar dolar milli gelirden kişi başına ortalama 7500 dolar düşmektedir. 2001'de milli geliri 6 milyar dolar azalmıştır. 2002 içinde ise yüzde 1 dolayında küçülmesi beklenmektedir. Yabancı borç verenler için Arjantin dünyanın en riskli ülkesi olmuştur. Resesyon (durgunluk)ağırlaşmakta, vergi gelirleri daralmakta, kamu maliyesi olumsuz bir tablo çizmektedir. Arjantin işletmeleri Kalkınması Enstitüsü (ıdea)'nın yaptığı bir araştırma patronlarının 2002'in ilk ayında durumun daha da kötüleşeceğini, yüzde 91'lik bir çoğunlukla da ikinci altı ayın da kötü geçeceğini tahmin ettiklerini gösteriyor. Bu araştırma Mar Del Plata'da 2001 Kasım başında yapılan patronlar toplantısı sırasında gerçekleştirilmiştir.Ardından 19 Aralık ve sonrasındaki tepkiler oluştu.

IMF'ye göre Güney Amerika ülkeleri 2002'de ortalama yüzde 1,5 oranında büyüyecek, Arjantin en zorda ülke olmayı sürdürecek, Peru, Ekvador, Şili, Brezilya, Kolombiya ve Venezula biraz daha iyi bir performans gösterecektir. 1990 yıllarının başındaki performansın yakalanması için daha çok beklemek gerekmektedir.

Arjantin'in ithalatı 27 milyar dolar, ihracatı 26 milyar dolardır. 3 milyon turist yılda 2,5 milyar dolar bırakmaktadır. Arjantin'in dış ticaret hacmi GSMH'ya göre düşüktür.

Arjantin'de 2'si milli, 13'ü eyalet bankası üzere 15 kamu bankası, yabancı-yerli oranı yarı yarıya 78 banka, 24 finans şirketi bulunmaktadır.

Altın dahil Merkez Bankası rezervleri1996'da 19.296 milyar dolarken 1999'a 22.831 milyar dolara yükselmiş 2001 Ağustosunda 16.623 milyar dolara düşmüştür.

Vergi gelirleri 1998'de 50 milyar dolardan, 2000'de 45 milyar dolara düşmüştür. Bu düşüş 2001 yılında da devam etmektedir.

Arjantinli uzmanlar ekonomilerine kendilerinden daha az imkanlara sahip Şili gibi dengede tutamadıklarını, hükümetlerin ABD'ye ve Avrupa'ya daha fazla açılmalarının önünde engel oluşturduğunu söylüyorlar. Güney yarım küresi ortak pazarı Mercosur içinde Brezilya'ya bağımlı olmak da önemli bir handikap olarak beliriyor.

Arjantin ekonomisi ödemeler dengesi işleyişinin sürdürülmesi için yılda 15-20 milyar dolar arası bir dış borca gereksinim duyuyor. Bu sayede 18 milyar dolarlık ödemeler dengesi açığı kapatılabiliyor ve yüzde 18'lik işsizlik oranı korunarak ekonominin çarkları dönmeye devam edebiliyor.

İSTİHDAM VE GÖÇ

Son iki yıl içinde yedi kez genel grev yaşanan Arjantin'de 8 milyon işsiz bulunmaktadır. Bugünlerde tam bir kaos yaşayan, 43 aydan bugünlere tam bir durgunluk içinde gelen Arjantin'de, ekonomik durgunluk sürecinde bir buçuk milyon kişi işlerini kaybetmiştir. Özelleştirilen kamu kuruluşlarından çıkartılan işçilerin yanı sıra, kriz nedeniyle memurlar, orta kademe yöneticiler, iflas eden şirketlerdeki beyaz yakalılar, satış elemanları ile hizmet sektöründen çok sayıda çalışan, işsiz durumdadır. Çalışmakta olanlar ise aylardır ücretlerini kısmen almakta veya hiç alamamaktadır.

Kentsel nüfusu 33 milyon 615 bin olan Arjantin'de kentsel aktif nüfus 14 milyon 353 bin olarak verilmektedir. Modern ekonomiden dışlananların (işsizler) 8 milyon 187 bin olarak belirtildiği Arjantin ekonomisinde, isdihdamdan dışlananların oranı yüzde 57.1 olarak verilmektedir.

İşlerini kaybedenler üzerinde yapılan bir araştırma bu insanların işsiz kalma nedenlerinin şirket kararı (% 40), talebin düşmesi (%20), yeniden yapılanma gerekçesi (%20) olduğu tesbit edilmiştir.

Sendikalar da işsizliğe karşı tepkili ve çaresiz durumdalar. Uluslararası İşçi Federasyonu Genel sekreteri Juan Manuel Palacios görüşlerini "1989-1999 döneminde, bizim Carlos Menem'i desteklememize karşılık, Menem iktidarda bize arkasını döndü. Önce kamu kuruluşlarında özelleştirme başlayınca, arkasından da piyasadaki durgunluk sonucunda işçiler büyük ölçüde kapı dışı edildi. Menem'in bunu bize yapmaması gerekirdi. Peronist Parti'den Antonio Caffiero'ya karşı ona büyük destek verdik. Hatta bu binada, bu katta ona bir de çalışma ofisi verdik. Herhalde, "General Juan Domingo Peron ile Eva Peron'un mezarda kemikleri sızlıyordur" biçiminde dile getirmektedir.

İki güçlü işçi sendikaları konfederasyonunun olduğu Arjantin'de 5 milyon sendikalı işçi bulunmaktadır.

Dünyadaki bütün İşçi sendikalarının siyasi düşüncelerinin sol eğilimli olmalarına karşılık, Arjantin'de işçi sendikaları Peron'un uygulamalarının etkisinde kalarak sağ-faşist eğilimlidirler.

Arjantin'de bir süreden beri, işçi sendikaları bu ekonomik ortamda işverenle patronlarla işyeri ve fabrikaları kurtarmak için elele, işbirliği içinde çalışmaktadırlar. İşsiz kalmamak için, işyerlerinin fabrikaların bir ortağı gibi çaba gösteren, hükümetlere öneri götüren işçi konfederasyonlarının liderleri işverenlerle eskiden ücret pazarlığı için bilek güreşi yaparken şimdi omuz omuza çalıştıklarını belirtmişlerdir.

Evita için "işsizlerin ve fakirlerin annesidir" diyen sendika yöneticileri Evita'nın 33 yaşında erken ölümünü yoksul halk için bir şanssızlık olarak değerlendirmektedirler.

En son kalan kapıyı kapatır

Arjantin'de süregelen ekonomik durgunluk ve işsizliğin sonucunda halk göç etmeye başlamıştır. Yakın zamana kadar Güney Amerika'nın en güçlü ekonomisi olan Arjantin, Şili, Ekvador, Uruguay ve Paraguay'dan çalışmaya gelen insanların umudu, göç alan bir ülke durumundaydı.

Arjantin, az sayıdaki yerlilerin yanı sıra, İspanyol ve İtalyanların çoğunlukta oldukları, Almanlar, İngilizler, Fransızlardan oluşan Avrupa asıllı bir topluluktur. Yahudi ve Arapların da bulunduğu bu toplulukta İtalya, İspanya ve Yunanistan'ın da uygulandığı "Nesil ve kana" sahip çıkma prensibi sonucunda vatandaşların büyük bir çoğunun elinde bu ülkelerin pasaportu, dolayısıyla Avrupa Birliği vatandaşlık hakkı mevcuttur.

Şimdi, Arjantin'de bankaların önündeki kuyrukların yanı sıra Avrupa'ya göç etmek isteyen milyonlarca Arjantin'li elçiliklerin ve konsoloslukların önünde uzun kuyruklar oluşturmaktadırlar. Elçilik önündeki kuyrukta bir Yunan asıllı kadın Arjantin'in şu andaki durumunu "en son kalan kapıyı kapatır" sözüyle açıklarken Eski Cumhurbaşkanı Raul Alfonsin ise bu konuda düşüncelerini duygulu bir ifade ile "Hepsinin geri dönmesini bekleyeceğiz. Bu konuyu düşünmek bile istemiyorum" şeklinde belirtiyordu.

BORÇLAR (İÇ VE DIŞ)

Arjantin'in en çok satan ve mevcudu bulunamayan Alfredo ve Eric Calcagno'nun Borçlar üzerine kitabı, Paul Valery'in "Siyaset, insanları, kendilerini ilgilendiren konulara karıştırmama sanatıdır" cümlesiyle başlıyor.

Arjantin'in borçları 1967-1983 (askeri dönem) eski boçlar, 1991-2001 yeni borçlar olarak değerlendirilmektedir.

Arjantin'in boçları için "her halükarda bu borçların hiçbirinin amacı Arjantin'i sanayileştirmek veya halkın refahını yükseltmek değildi. Eski borçlar çıkar gruplarının sermaye kaçırması için, "yeni borçlar" ise ekonominin çıkar gruplarının menfaatlerine uygun bir şekilde yürütülmesi için alınmıştır" biçiminde tarif edilmekedir.

Calcogno'lar, borçlananın kimliği, ne amaçla ve kimlere borçlanıldığını siyasi bir davranış olarak değerlendiriyorlar.

Borcun ödenmesinin bütün toplumu etkilemesi karşısında, borçlanıldığında daha doğmamış olanlardan, hangi taahhüdün altına gireceklerini anlamaktan aciz olanlardan ya da de facto bir hükümet döneminde seslerini çıkartmayanlardan, bu borcun alınmasını ve ödenme şartlarının gizlemeye çalışmasını bir suç olarak tarif etmektedir.

Arjantin'in "eski" olarak adlandırılan ve 1983'e kadar 45 milyar dolar olan dış borçların nedenlerini Dünya Bankası üç başlıkta toplamıştır.
Nedenler %
Ulusal ve yabancı özel acentalar tarafından kaçırılan sermayenin finansmanı 44
Yabancı Bankalara faiz ödemesi 33
Silah alımı ve kayıtdışı ithalat 23

Arjantin'in şu andaki toplam borcu değişik kaynaklara göre farklı veriler göstermekle birlikte, tüm veriler borçların 240-250 milyar dolar arasında olduğu anlaşılmaktadır.

Borçların dağılımını ekonomiden sorumlu eski Devlet Bakını Cavallo şöyle açıklamaktadır:

"Bütün borçlar dolar üzerinden. Merkezi devlet veya eyaletlerin borç toplamı 150 milyar dolar. Bu miktarın 40 milyar doları IMF'ye, Dünya Bankasına ve çeşitli dünya devletlerine ait. Kalan 110 milyar dolar'ın yarısı iç borç, diğer yarısı da "Currency bond" gibi bonolar yoluyla dışarıda bulunuyor. Özel sektörün iç borcu 50 milyar dolar, dış borcu da bir o kadar. Devletin de, özel sektörün de iç borçları tasarruf sahipleri ve emeklilik fonlarından alınmış Arjantin'in toplam borcu 250 milyar dolar. Arjantin'in borç sorunu iç borçlardan kaynaklandığı için tasarruf sahiplerinin paralarına el koyduk."

Yeni dönemde, konvertibilite işleyişinin ana ekseni, doğrudan yatırım veya dış borçlanma şeklinde önemli bir yabancı sermaye akışının gerçekleşmesine ayarlanmıştır. Arjantin ekonomisinin dönmesi için her yıl 15-20 milyar sermaye girişi gerekmektedir.

Arjantin'in konvertibilitede ısrarlı tutumu, ekonomik dengeleri bozmasının yanı sıra, ekonomiyi her yıl 15-20 milyar yabancı sermaye ihtiyacına ve borçların sürekli artmasına yol açmıştır. Borcu, borçla ödeme alışkanlıkları, ülkede IMF direktiflerine aynen uyulup, uyulmaması tartışmalarını başlatmıştır. Tartışmanın cevap verilemeyen en önemli sorusu da, Arjantin borçlarının nasıl ve ne zaman ödeneceği veya ödenip ödenmeyeceği olmuştur.

Bu konuda Duhalde hükümeti acil olarak 15 milyar dolarlık taze bir kaynak aramaktadır. Son günlerde, IMF Arjantin'e gerçekçi bir bütçe, harcamalarda ve maliyede disiplin, tutarlı bir plan ile destek olabileceğini işaretlerini vermektedir. IMF, krizin yerel olduğunu ve yardım edilebileceğini işaret ediyor. Borçların dondurulması konusu da gündemdeki tartışmaların başka bir yönünü oluşturmaktadır.

IMF'ye karşı duran Arjantin halkının yüzde 24'üne karşılık yüzde 71'lik büyük bir grup IMF ile iyi ilişkiler sürdürülmesi gerekliliği görüşündedir.

Arjantin halkının yüzde 63'ü, yani her üç kişiden ikisi Arjantin'in borçlarını ödeyemeyeceğini ilan etmesini (default) istemektedir. Arjantin'lilerin yüzde 29'u ise borçların tamamının ödenmesini istemektedir.

BORÇLAR İÇİN DÜŞÜNCELER

Arjantin bugünlerde tarihinin en zor dönemini geçirmektedir. Arjantin çok zor bir yola girmiştir. Arjantin uygulanan politikalar ve kötü yönetim sonucu iflas etmiştir. Arjantin zorunlu olarak default (morotoryum) ilan etmiştir.

Eski Cumhurbaşkanı, Buenos Aires Senatörü Alfonsin bu konuda : "Ekonomide göreve başlar başlamaz default ilan ettim. Ana para ve faizlerin hiçbirini ödemedim. Halkın gözyaşlarıyla bu parayı ödeyemezdim. Beşbuçuk sene IMF (Para Fonu) ile mücadele ettim. Ben orta bir yol bulmaya çalıştım. IMF ise bana baskı yaparak bazı kararları acele olarak çıkarmamızı istediler. Son beş ayda teslim olmak zorunda kaldım ve Cumhurbaşkanlığından istifa ettim." Arjantin'in Default'u çözmesi lazım. Arjantin için yeşil ışık ancak Default'un çözülmesiyle belirir. Uluslararası para fonu ve mali destekte bulunan kuruluşlar daha yumuşak davranıp, daha imkanlı krediler veriyorlar. Buradaki problem ne ekonomik, ne de politik problemdir. Buradaki problem milliyetçilik (ulusal birlik) problemidir" demektedir.

Bu konuda krizin sorumlusu eski Ekonomiden Sorumlu Bakan Cavallo "iflas etmiş bir şirketin müzakere yöntemlerini Arjantin için uygulamalıyız" diyor ve devam ediyor. "Borcun bir kısmının silinmesi, kalanının da ödenilebilir bir faiz oranlarına bağlanması gerekir. Müzarekereler çetin geçecek, ancak bir çözüm de bulunacaktır" görüşünde.

Borçların ödenmesi konusunda diğer farklı görüşler üç noktada toplanmaktadır:

Borç hükümet tarafından aynen kabul edilerek dondurulmalı ve çok uzun zamana yayılmalıdır. Bu birinci görüştür.

İkincisi, borcun alacaklılara ödetilmesi yöntemidir. Borçlar bonolarla değiştirildikten sonra değerini düşürüp, borcun satın alınması yoluyla borçlar alacaklılara ödettirilebilir.

Borcu ödeyecek üçüncü grup sermayeyi ülke dışına kaçıranlar olabilir. I. Dünya Savaşı'nda İngiltere ve Fransa'nın yaptığı gibi vatandaşların yurtdışındaki varlıklarını beyan mecburiyeti getirmek suretiyle bu yol işletilebilir.

 

Önceki sayfa    Sonraki sayfa

(16 MART 2002)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2002 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.