Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
İlgili Sayfalar
ÖNERGELER
ÖNERGENİN GÖRÜŞÜLMESİ
RAPORUN GÖRÜŞÜLMESİ
AÇIKLAMA

Deprem felaketi konusunda yapılan çalışmaların tüm yönleriyle incelenerek alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu'nun raporu... 



(10/66, 67, 68, 69, 70) Esas Numaralı Meclis

Araştırması Komisyonu Raporu

Türkiye Büyük Millet Meclisi

(10/66, 67, 68, 69, 70) Esas Numaralı 23.12.1999

Meclis Araştırması Komisyonu

Sayı : A.01.1.GEÇ.10/66,67,68,69,70-93

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Ülkemizde meydana gelen deprem felaketi konusunda yapılan çalışmaların tüm yönleriyle incelenerek alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük MilletMeclisi Genel Kurulunun 27.8.1999 tarihli birleşiminde alınan karar doğrultusunda kurulan Meclis Araştırması Komisyonumuz çalışmalarını tamamlamış ve rapor Ek’te sunulmuştur.

Bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla.

Atilla Mutman

İzmir

Komisyon Başkanı

I - BAŞLANGIÇ

17 Ağustos 1999 Salı günü saat 03.02’de Marmara Bölgesi’nde, Türkiye’nin batı ve ortasında bulunan bütün yerleşim alanlarında hissedilen 7.4 büyüklüğünde büyük bir deprem meydana gelmiştir. Kuzey Anadolu fayının batı bölümünde oluşan deprem, özellikle Karamürsel, Gölcük, Değirmendere, Yalova, Adapazarı, Kocaeli, Düzce, Bolu, İstanbul, Bursa, Zonguldak ve Eskişehir’i kapsayan çok geniş bir alanı etkilemiştir. Bu coğrafyada çok sayıda yapıların yıkılmasına ya da ağır hasar görmesine, binlerce insanın hayatını kaybetmesine, on binlerce insanın yaralanmasına, yüz binlerce insanın da evsiz kalmasına neden olmuştur. İzmit Körfezi ile Düzce arasında yaklaşık 130 km uzunluğunda yüzey kırığı oluşturmuş olan bu deprem, yöredeki sanayi tesis ve alanlarında önemli zararlara neden olmuştur.

II - KOMİSYONUN KURULUŞU

17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem sonrasında; Türkiye Büyük Millet Meclisinde grupları bulunan siyasi partilere mensup milletvekillerinden; Fazilet Partisi Sakarya Milletvekili Cevat Ayhan ve 47 Arkadaşının 10/66, Demokratik Sol Parti İzmir Milletvekili Atilla Mutman ve 33 arkadaşının 10/67, Milliyetçi Hareket Partisi Erzurum Milletvekili İsmail Köse ve 20 arkadaşının 10/68, Doğru Yol Partisi Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Saffet Arıkan Bedük ile İçel Milletvekili Turhan Güven’in 10/69 ve Anavatan Partisi Grup Başkanvekilleri Kastamonu Milletvekili Murat Başesgioğlu, Bartın Milletvekili Zeki Çakan ile Denizli Milletvekili Beyhan Aslan’ın müşterek imzalı 10/70 Esas numaralı, Anayasanın 98 inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması istemlerine ilişkin önergeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kururlunun 27.08.1999 tarihli 59 uncu birleşiminde görüşülerek kabul edilmiştir.

Genel Kurulun aynı toplantısında kabul edilen önergeler doğrultusunda kurulan Komisyon üyeliklerine Anavatan Partisinden Eskişehir Milletvekili Yaşar Dedelek ile Kocaeli Milletvekili Sefer Ekşi, Demokratik Sol Partiden İstanbul Milletvekili Fadlı Ağaoğlu, İzmir Milletvekili Atilla Mutman ile Yalova Milletvekili Hasan Suna, Doğru Yol Partisinden Bursa Milletvekili Teoman Özalp ile Sakarya Milletvekili Nevzat Ercan, Fazilet Partisinden Ankara Milletvekili Zeki Çelik, İstanbul Milletvekili Abdülkadir Aksu ile Muş Milletvekili Sabahattin Yıldız ve Milliyetçi Hareket Partisinden de Bolu Milletvekili Ersoy Özcan, Kocaeli Milletvekili Cumali Durmuş ve Sakarya Milletvekili Osman Fevzi Zihnioğlu seçilmişlerdir.

Aynı birleşimde, kurulan Komisyonun 13 üyeden oluşması, 3 aylık görev süresinin Başkan, Başkanvekili, sözcü ve katip üye seçimini takiben başlaması ve gerektiğinde Ankara dışında da çalışmalar yapması kararlaştırılmıştır.

Konunun önemi açısından Genel Kurulda yapılan üye seçimini takiben aynı gün toplanan Komisyon üyeleri; yaptıkları seçim sonucunda; Başkanlığa İzmir Milletvekili Atilla Mutman’ı, Başkanvekilliğine Bursa Milletvekili Teoman Özalp’ı, Sözcülüğe Ankara Milletvekili Zeki Çelik’i ve Katip üyeliğe de Kocaeli Milletvekili Sefer Ekşi’yi seçmişlerdir.

Komisyon, Başkanlık Divanı seçimini takiben devam eden toplantısında; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28.09.1999 tarihinden itibaren tatile gireceğini dikkate alarak; Marmara bölgesinde meydana gelen, gerek can ve gerekse mal kaybı bakımından şimdiye kadar ülkemizin yaşadığı en büyük felaket olarak nitelenen bu deprem sonrasında; ülke olarak içine düştüğümüz bu olumsuzluklarla bir daha karşılaşmamamız için neler yapılması gerektiği hususunda sürdüreceği çalışmalarının kesintiye uğramaması için, Genel Kurul’dan tatilde de çalışmalarını sürdürebilmek için izin istemeyi kararlaştırmıştır. Komisyonun bu isteği, Genel Kurul tarafından kabul edilmiş ve Komisyon çalışmaları tatilde de devam etmiştir.

III - KOMİSYONUN ÇALIŞMA SÜRESİ

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27.08.1999 Cuma günü yaptığı 59 uncu birleşimde 648 sayılı, Ülkemizde Meydana Gelen Deprem Felaketi Konusunda Yapılan Çalışmaların Tüm Yönleriyle İncelenerek Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla bir Meclis Araştırması Komisyonu kurulmasına dair kararı ile kurulan Komisyonun çalışma süresi üç ay olarak belirlenmiştir.

Çalışmalarını üç ay içinde tamamlayamayan Komisyon; Genel Kurul’dan, içtüzüğün 105 inci maddesi gereğince süre bitimi olan 28.11.1999 tarihinden itibaren bir aylık ek süre istemiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu 17.11.1999 tarih ve 21 inci birleşiminde aldığı karar gereğince, Komisyonun çalışma süresini 28.11.1999 tarihinden geçerli olmak üzere bir ay uzatmıştır.

IV - GENEL BİLGİLER

1 - Deprem Nedir, Nasıl Oluşur:

Dünyamız 6371 km yarıçapında dıştan içe doğru yerkabuğu, manto ve çekirdek olarak adlandırılan katmanlardan oluşur.

Yerküremiz uzayda sürekli bir hareketlilik gösterdiği gibi kendi içinde de hareketlidir. Derinlik arttıkça sıcaklığı artan yer içinde büyük boyutlu ısı akımları (konveksiyon akımları) vardır. Bu akımlar yeryüzünü kaplayan katı ve kırılgan litosfer parçalarının (levha) hareket etmesine neden olmaktadırlar. Bu hareket sırasında levhalar birbirinden koparlar, birbirini sıyırırlar ya da birbirlerine çarparlar. levhalar üç tür sınırla birbirinden ayrılmışlardır.

1. Uzaklaştıran sınırlar Atlantik Okyanusu sırtı

2. Yaklaştıran sınırlar Girit dalma-batma zonu

3. Yanal atımlı sınırlar Kuzey Anadolu fayı

Levha sınırındaki hareket değeri yılda 25 cm. kadar ulaşabilmektedir. Bu devingenlik ve değişim yeryüzünü kaplayan yerkabuğunda deformasyonlara, gerilme birikimlerine ve giderek kırılmalara neden olmaktadırlar. İşte bu kırılmalar ve var olan kırıklar boyunca oluşan yer değiştirmeler depremlerin oluşmasını sağlamaktadırlar. Deprem yerkabuğunun kırılması ya da var olan bir kırık fay boyunca hareket etmesi işlemidir. Deprem kaynağı ya da fay olarak adlandırdığımız bu yerkabuğu kırıkları boyunca oluşan hareketler sırasında sismik dalgalar oluşur ve çevreye yayılarak deprem dalgalarını oluştururlar. Levha hareketleri sonucunda dünyada her yıl çeşitli büyüklüklerde ortalama 12 milyon deprem olmaktadır. Bu depremlerin bir bölümü insanların hissetmediği küçük depremlerdir.

Yerkürenin oluşumunun başlangıcından bu yana var olan deformasyonlar ve depremler, yerküre ömrünün sonuna kadar var olacaklardır. O halde, insana düşen görev onun özelliklerini anlamak, konutlarını sağlam yapmak ve onu önceden kestirip gerekli önlemlerini almaktır.

2 - Deprem (Sismik) Kaynakları :

Yer sürekli olarak titreşmektedir. Bu titreşimlerin kaynakları doğal ya da doğal olmayan yollardan oluşmaktadır. Titreşimlerin genlikleri bir kaç mikrondan on santimetreye kadar, periyotları ise birkaç yüz devir/saniyeden (Hertz) birkaç saatlik değerlere ulaşır. Titreşimleri oluşturan sismik kaynakları şu şekilde sınıflayabiliriz.

Sismik Kaynaklar
 
  Doğal Olaylar İnsan Tarafından Oluşturulan Olaylar  
  Tektonik Depremler Denetimli Olaylar Tetiklenmiş Olaylar
  Volkonik Depremler - Patlama -Barajların oluşturduğu depremler
  Çöküntü Depremler - Endüstriyel Gürültü  - Madencilik kökenli depremler
  Mikro Sarsıntılar   - Sıvı Yükleme kökenli depremler

3 - Deprem (Sismik) Dalgaları :

Depremi oluşturan faylanma ile birlikte kaynaktan çeşitli türde sismik dalgalar yayılır. Bunlar boyuna dalgalar, enine dalgalar ve yüzey dalgalarıdır. Boyuna dalgalara P dalgası da denmektedir. P dalgaları yayılma doğrultusuna koşut yönde parçacık hareketi oluştururlar. S dalgası olarak da adlandırılan enine dalgalar, yayının doğrultularına dik yönde parçacık hareketine neden olurlar ve sıvı ortamda yayılmazlar. Yapılarda en fazla hasara S dalgaları neden olurlar. S dalgalarının hızı P dalgalarından yavaştır. S dalgaları yatay (SH) ve düşey (SV) yönde polarize olurlar. Love ve Rayleigh dalgaları olarak iki bölüme ayrılan Yüzey dalgaları yeryüzünde en büyük genlikle oluşurlar ve derinlikle azalırlar. S dalgalarından sonra gelen bu dalgalar yakın depremlerde S dalgaları gibi yıkıcı özelliktedir. Oluşturdukları parçacık hareketleri yayılma doğrultusuna diktir.

Depremler “sismograf” adı verilen aletler tarafından kaydedilir. Sismografların yer hareketini büyütme yetenekleri amaca göre değişebilmekte, gerektiğinde bir milyon kez büyütme elde edilebilmektedir. P dalgaları sismografta S dalgalarına göre daha önceden gelir en son yüzey dalgaları ulaşır.

Deprem Parametreleri:

l. Oluş zamanı: Fiziksel anlamda oluş zamanı fay üzerinde ilk kırılmanın olduğu an.

2. Episantr Koordinatı: Deprem odak noktasının yeryüzündeki izdüşümünün (episantr) enlem ve boylam cinsinden koordinatıdır.

3. Odak Derinliği: Depremi oluşturan ilk kırılmanın başladığı yeraltı noktasına depremin odak noktası (hiposantr) ve bu noktanın yeryüzünden olan derinliğine de odak derinliği denir.

4. Depremin büyüklüğü (Manyitüd); Sismograflarda izlenen deprem kayıtlarının genliklerinden hesaplanan Büyüklük “Manyitüd” adı verilen bir ölçek geliştirilmiştir. (C.Rivter 1935) Bu ölçeğin yararı, depremin ölçüsünü gözlemlerimizden ve hasar durumundan bağımsız olarak saptayabilmektedir. Büyüklük ölçeği logaritmiktir. Odak noktasından l00 Km uzaklıkta bulunan özel nitelikli bir sismoğrafın kaydettiği yer hareketinin genliğinin mikron cinsinden değerinin logaritması, M=Richter Büyüklüğü olarak tarif edilir.

4. Depremlerin Büyüklük, Uzaklık ve Derinliklerine Göre Sınıflanması:

Depremler büyüklük, odak derinliği ve uzaklık ölçülerine bağlı olarak aşağıdaki gibi sınıflanabilirler.
 

Büyüklük  Büyüklük Sınıflaması
M = 7 Büyük Deprem
5 = M < 7 Orta Büyüklükteki Deprem
3 = M < 3 Küçük Deprem
1 < M < 3 Mikro-Deprem
M < l Küçük-Mikro Deprem
Derinlik (Km) Derinlik Sınıflaması
H = 60 Sığ Deprem
60 < H = 300 Orta Derin Deprem 
H > 300 Derin Deprem 
Uzaklık d (Km) Uzaklık Sınıflaması
D < 100 Yerel Deprem
100 = D = 1000 Yakın Deprem
1000 = D = 5000 Bölgesel Deprem 
D > 5000 Uzak Deprem 

Normal koşullarda insanlar yerel uzaklıkta olmak koşuluyla, büyüklüğü en az 2’ye kadar olan depremleri algılayabilmektedirler. Daha küçük depremler ise yüksek duyarlıklı sismograflarla algılanmakta ve kaydedilmektedir.

Türkiye’nin Deprem Açısından Dezavantajı:

İnsanlar için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar meydana getiren, yaşamı durdurarak veya kesintiye uğratarak, toplulukları etkileyen doğal olayların başında Depremler gelmektedir.

Ülkemiz jeolojik ve topoğrafik yapısı nedeniyle büyük can ve mal kayıplarına yol açan deprem felaketleriyle sık sık karşılaşan ülkelerin başında gelmektedir.

Son 60 yıl içerisinde ülkemizde meydana gelen doğal afetlerin yol açtığı yapı hasarları istatistikleri dikkate alındığında hasarın % 62’sinin depremler nedeniyle meydana geldiği görülmektedir.

Türkiye bir deprem ülkesidir. Ve yeryüzünün en aktif deprem kuşaklarından birisi olan Akdeniz-Alp-Himalaya deprem kuşağı içerisinde bulunmaktadır.

17 Ağustos deprem öncesine kadar son 99 yıl içerisinde ülkemizde kayıtlara geçen, hasar yapan 146 deprem olmuş ve bu depremler nedeniyle 65.882 yurttaşımız hayatını kaybetmiştir. Yine bu depremler nedeniyle 128 bin yurttaşımızın yaralandığı ve 540 bin yapının yıkıldığı veya ağır hasar gördüğü tahmin edilmektedir.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından hazırlattırılan ve Bakanlar Kurulunun 18.04.1996 tarih ve 96/8109 sayılı kararı ile yürürlüğe giren, Türkiye’nin deprem bölgelerini gösteren harita incelendiğinde, ülkemizin % 96’sının farklı oranlarda deprem tehlikesine sahip bölgeler içerisinde yer aldığı görülmektedir. Bu geniş deprem kuşağının % 66’sı da aktif fay hatları ile kaplıdır. Bir başka deyişle; aralarında nüfusu bir milyonun üzerinde olan 11 büyük kentimiz de dahil olmak üzere, ülke nüfusunun % 70’inin ve büyük sanayi tesislerinin % 75’inin kurulmuş bulunduğu bu bölgelerde, her an büyük bir deprem meydana gelmesi olasılığı yüksektir Depremin yol açtığı zararlar, yıllık toplam millî gelirin % 0,7 kayıp yaratmakta, bu da kalkınma hızını yaklaşık bir puan geriye çekmektedir.

Deprem Çalışmaları:

Deprem zararlarının azaltılması çalışmaları günümüz teknolojisinde iki esas kategoride yapılmaktadır.

- Deprem tehlikesinin ve riskinin belirlenmesi .

- Yerleşme ve yapılaşmada deprem güvenliğinin sağlanması.

Bu iki konu, birbirine paralel, eşzamanlı geliştirilip, etkili yürütüldüğü takdirde çalışmalar yararlı sonuçlar verecektir. Deprem tehlikesinin belirlenmesindeki ilk aşama, depremlerin ülke çapında kayıt edilerek parametrelerinin saptanması yani deprem veri bazının oluşturulmasıdır.

Türkiye’de deprem sorununun önemiyle orantılı somut bir deprem politikası bulunmaması nedenlerini irdelerken önce, geçmiş yıllarda yapılan deprem araştırma çalışmalarına ve kurumsal yapılaşmadaki hızlı değişikliklere kısaca bakmak gerekir.

Kurumsal Yapılanmalar:

Türkiye’de ilk sismograf 1912’lerde Agamemnone tarafından Obervatoire Royal de Constantinople’de kurulmuş ve daha sonra 1935 yılında İstanbul’da Kandilli Sismoloji İstasyonu’nun kurulması ile başlatılmışsa da, bu çalışmalar ülke çapında depremselliğin belirlenmesi amacıyla ve sistematik bir düzenleme içinde yürütülmemiştir.

1962 yılında World Wide Standart Seismic Network’una (WWSSN) ait 1. sınıf bir istasyon İstanbul Teknik Üniversitesinde ve takiben Raman, Kastamonu, Çine, Ankara’da 2. sınıf istasyonlar kurulmuştur.

1969 yılında Millî Eğitim Bakanlığı, Kandilli Rasathanesi Sismoloji Bölümü İngiltere Global Seismology Unit işbirliği ile Marmara Denizi yöresinde Kuzey Anadolu Fay Zonu batı ucunda MARNET (Raido-linked) örüsünü kurmaya başlamıştır.

1974 yılından itibaren ise eski İmar ve İskân Bakanlığı’na bağlı Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından, ülke ölçeğinde Kuvvetli Yer Hareketi İvme Kaydedicileri Ağı kurulmaya başlanmıştır.

1984 yıllarında Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı olan Kandilli Rasathanesi yapısal değişikliğe uğrayarak Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü olarak Boğaziçi Üniversitesine bağlanmıştır.

1980 yılında Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi kararı ile üye ülkelerinde seçilecek test sahalarında depremlerin önceden bilinmesine yönelik deprem araştırmaları Avrupa programının geliştirilmesi için bir çalışma başlatılmıştır. Bu çalışmalar çerçevesinde, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğünce, Sakarya ile Bolu arasında depremi önceden tahmin etme amaçlı araştırma çalışmaları yapmak üzere pilot bölge tesis edilmiştir. Ayrıca 1994 yılında İznik Mekece yöresi pilot alan seçilerek, Kandilli Rasathanesi ve Japon’ların iştiraki ile proje çalışmaları devam etmektedir.

Deprem zararlarının azaltılması çalışmalarının yürütülmesi ile ilgili kurumsal yapılanmanın yasal dayanağı 1051 Sayılı Yasa ile bazı maddeleri değiştirilen 7269 Sayılı Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısı ile Alınacak Tedbirler ve Yardımlara Dair Kanun’un 5. maddesidir. Bu yasa gereği yapılan kurumsal düzenlemeler sürekli şekil değiştirerek günümüze kadar gelmiştir.

1970 yılında İmar ve İskân Bakanlığı içinde Afetler Araştırma Enstitüsü Genel Direktörlüğü kurulmuş, 1971 yılında Bakan Onayı ile İmar ve İskân Bakanlığı’nın Bakanlık Makamına bağlı Deprem Araştırma Enstitüsü haline dönüştürülmüştür. 1983 yılında Deprem Araştırma Dairesi, Yapı Malzemesi ve Deprem Araştırma Genel Müdürlüğü’nün bir dairesi olmuştur.

1984 yılında Bayındırlık ve İskân Bakanlığının kuruluşunu takiben Deprem Araştırma Dairesi, 209 Sayılı KHK gereğince Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğüne bağlanmıştır. 1988 yılında ise adı geçen daire Bakan Olur’u ile idarî olarak Afet İşleri Genel Müdürlüğüne bağlanmış ancak elemanlarının özlük hakları ve genel bütçe harcamaları yetkisi Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü bünyesinde bırakılmıştır.

Bugün de aynı statüsünü muhafaza eden Deprem Araştırma Dairesinin kapsamlı görev tanımına yeterli işlerlik kazandırılamaması sonucunda ülkemizdeki deprem çalışmaları günümüzdeki bilimsel ve teknolojik gelişmelere yaklaşamamıştır.

Bilindiği gibi, büyük boyutlu projelerin uygulanması beraberinde çoğu kez idarî, malî ve teknik zorlukları da getirir. Ancak Hükümetlerce deprem öncesi hazırlık ve zarar azaltma çalışmalarına gereken önem ve önceliğin verilmemesi nedeniyle bazı iyi niyetli çalışmalar etkisiz kalmıştır.

Türkiye’deki Afet Mevzuatı ve Tarihçesi:

Yazılı tarihimiz; Anadolu topraklarının büyük deprem afetlerine maruz kaldığı ve Pamukkale (Hierapolis), Truva, Efes örneklerinde olduğu gibi, bazı medeniyetlerin tarih sahnesinden silindiği veya yerlerinin değiştiğine dair bir çok örnek içermektedir.

Bu nedenle ülkemizde doğal afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılması konusundaki çalışmaları tarihsel bir bakış açısı içerisinde özetlemekte yarar görülmektedir.

Ülkemizde doğal afet zararlarının azaltılması konusundaki çalışmaları; önemli politika değişiklikleri göstermesi açısından üç dönem halinde incelemek mümkündür.

1. 1944 yılı öncesi,

2. 1944-1958 yılları arası,

3. 1958 yılı sonrası,

1944 yılı öncesi:

Doğal afetler ve özellikle depremlerden etkilenen insanlara yardım etmek geleneği çok eski tarihlere kadar uzanmaktadır. Bu konudaki ilk yazılı örnek, 14 Eylül 1509 yılında meydana gelen İstanbul depreminde görülmektedir. 13 bin insanın öldüğü rivayet edilen ve 109 cami ve 1 047 yapının yıkıldığı bilinen bu depremden sonra, zamanın Osmanlı Padişahı II nci Beyazıt, çıkardığı bir fermanla, yeniden ev yapmak amacıyla aile başına 20 altın bağışta bulunmuştur.

Yine bu fermanla, harap olan İstanbul’un yeniden imarı için, 50 bin usta görevlendirilmiş ve 14 ile 60 yaşları arasındaki erkeklerin inşaat işlerinde çalışmaları emredilmiş, deniz kenarındaki dolgu zeminler üzerinde ev yapmak yasaklanmış ve ahşap karkas (bağdadi) ev yapımı teşvik edilmiştir.

Bu fermanın çıkarılmasını müteakip, İstanbul’da 6 ay gibi kısa bir süre içerisinde 2 000 yeni yapı yapılmış ve bazı camiler onarılmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde meydana gelen büyük afetlerde halka padişah fermanları ile acil yardım ve konut yardımı yapıldığına dair başka örnekler de verilebilir. Ancak, tüm bu yardımlar doğal afet zararlarının, afetler olmadan önce azaltılması çalışmaları ile ilgili olmayıp, afetler olduktan sonra yapılan yara sarma çalışmaları olarak devam edegelmiştir.

Bu dönemde, şehirleşme ve yapılaşmaları bazı kurallara bağlama ihtiyacı ilk kez 1848 yılında duyulmuş ve o yıl çıkarılan “Ebniye Nizamnamesi” ile uygulama İmparatorluk sınırları içerisinde yaygınlaştırılmıştır.

1882 yılında çıkarılan “Ebniye Nizamnamesi” ile de, belediye teşkilatı olan yerlerde, alt yapılar ve yolların düzenlenmesi konusu da, yapılarla birlikte esaslara bağlanmıştır.

1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile yerleşme ve yapılaşmalara yeni esaslar getirilmesi, Mübadele, İmar ve İskân Bakanlığı’nın kuruluşu ile başlamış, ancak ilk yıllarında göçmen mübadelesi ve iskânı görevlerini üstlenen bu Bakanlık, bir yıl sonra kaldırılmıştır.

1930 yılında yürürlüğe giren 1580 Sayılı “Belediye Kanunu” ile belediyelere, yerleşme ve yapılaşmalarla ilgili denetim ile ihtiyaç sahipleri için konut inşa ettirmek görevi de verilmiştir.

1933 yılında yürürlüğe giren 2290 Sayılı “Belediye Yapı ve Yolları Kanunu” ile de Osmanlı İmparatorluğu döneminden beri uygulanmakta olan “Ebniye Nizamnamesi” 4-5 maddesi dışında tamamen değiştirilmiş ve şehirlerin imar planlarının hazırlanması, yeni yapılacak yapılar, yollar, ruhsat alınması, fennî mesuliyet, yapı denetimi konularına çağın şehircilik anlayışına uygun olarak yeni esaslar getirilmiştir. Daha sonraki dönemlerde çıkarılan imar kanunlarının ana esasını oluşturan bu Kanunla, yerleşme ve yapılaşmaların sağlık, fen ve sanat kurallarına uygun hale getirilmesi amaçlanmıştır. Her ne kadar yasada doğal afet zararlarının azaltılması konularında doğrudan hükümler bulunmasa da, bu yasanın yerleşme ve yapılaşmalara yeni esaslar getirdiği için, dolaylı olarak doğal afet zararlarının azaltılması çalışmalarına yardımcı olduğu söylenebilir.

1933 yılında yürürlüğe giren “Belediye Yapı ve Yolları Kanunu”nun altı yıllık uygulanmasında görülen aksaklıkları ortadan kaldırmak, meydana gelen doğal afetlerle ilgili Kızılay, İçişleri Bakanlığı vb. gibi teknik olmayan kuruluşlar eliyle yürütülen yardım çalışmalarını bir esasa bağlamak üzere 1939 yılında 3611 Sayılı Kanunla “Bayındırlık Bakanlığı Kuruluş Kanunu” değiştirilmiş ve yukarıda sayılan işlerle ilgili görevler “Yapı ve İmar İşleri Reisliği” adı altında yeniden düzenlenen birime verilmiştir.

26 Aralık 1939 yılında, ülkemizde son yüzyılın en büyük depremi olarak nitelenen Erzincan depreminde 32 962 kişinin hayatını kaybetmesi ve 116 720 yapının yıkılması veya ağır hasar görmesi üzerine, o günkü Cumhuriyet Hükümeti, bazı yasal düzenlemeler yapma ihtiyacı duymuş ve ilk kez 17 Ocak 1940 tarihinde 3773 Sayılı “Erzincan’da ve Erzincan Depreminden Müteessir Olan Mıntıkalarda Zarar Görenlere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun” çıkarılmıştır.

İlk kez bu Kanunla, depremden etkilenen yörelerdeki vergi mükelleflerinin tüm vergileri terkin edilmiş, memur ve diğer çalışanlara 3 maaş tutarında avans verilmesi öngörülmüş ayrıca, evleri yıkılan veya kullanılamayacak hale gelen kişilere ücretsiz arsa verilmesi ve yapı malzemesi yardımı yapılmasına ilişkin esaslar benimsenmiştir.

Daha sonra aynı yıl içerisinde, Erzincan’ın yeni yerleşimi konusunda Belediyeye istimlak yetkisi veren 3980 Sayılı Kanun ile Bütçeye fevkalade ödenek ekleyen, mahkûmların cezalarını affeden, bölgeye yapılacak taşımalarda ücret indirimi getiren, yurt dışından bölge için gönderilen yardım malzemelerine gümrük vergisi ve diğer harçları kaldıran kanunlar çıkarılmıştır.

1944-1958 Yılları Arası:

1939 - 1944 yılları arasında, 26 Aralık 1939 büyük Erzincan depremi ile başlayıp, ortalama olarak 7 ay gibi kısa aralıklarla meydana gelen Niksar-Erbaa, Adapazarı-Hendek, Tosya-Ladik ve Bolu-Gerede depremlerinde; 43 319 kişinin ölmesi, 75 000 kişinin yaralanması ve 200 bin civarında yapının yıkılması veya kullanılamaz hale gelmesi üzerine, o günün Cumhuriyet Hükümeti, deprem olayının doğurduğu sonuçların yalnızca yıkılanın yerine yeni ev yaparak çözülemeyeceğini, ülkemizde mutlaka deprem zararlarının azaltılması için bazı çalışmalar yapılmasının da gerektiği kararına varmıştır. Bunun sonucunda da, 18 Temmuz 1944 tarihinde 4623 Sayılı “Yer Sarsıntılarından Evvel ve Sonra Alınacak Tedbirler Hakkında Kanun” çıkarılmıştır.

Bu yasada; ülkenin deprem tehlikesi ile karşı karşıya kalacak bölgelerinin tespiti, bu bölgelerde yapılacak yapılar için bazı özel yaptırımların yönetmelikle zorunlu hale getirilmesi, acil durumlarda uygulanmak üzere il ve ilçelerde “yardım ve kurtarma programları”nın önceden hazırlanmış olarak bulundurulması, belediyelerin jeolojik etütler yapılmadan yeni gelişme alanlarına izin vermemesi gibi bazı önlemler zorunlu hale getirilmiştir. Ayrıca bu Kanun ile depremler sırasında yapılacak işlemler konusunda, yönetici ve halkın görev ve sorumlulukları da esasa bağlanmıştır. Daimî iskân çalışmaları ise bu kanunda yer almamış ve konunun çözümü için eskiden olduğu gibi, doğal afete uğrayan bölgenin sosyal ve ekonomik yapısına bağlı olarak ayrı ayrı özel kanunlar çıkarma yolu tercih edilmiştir.

Ülkemizde gerçek anlamda doğal afet zararlarının azaltılmasına yönelik çalışmalar, bu kanunla başlamıştır. O yıllarda; Japonya(1924), Amerika Birleşik Devletleri(1933) ve İtalya(1940) haricinde benzer kanuna sahip başka bir ülke bulunmamaktaydı.

Nitekim bu kanun gereğince; Bayındırlık Bakanlığı ilgili üniversitelerle işbirliği yaparak, 1945 yılında Türkiye’nin ilk “deprem bölgeleri haritası” ile “Türkiye Yer Sarsıntısı Bölgeleri Yapı Yönetmeliği”, bugünkü adıyla “Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmelik” hazırlanmış ve uygulanması zorunlu hale getirilmiştir.

1953 yılında Bayındırlık Bakanlığı Yapı ve İmar İşleri Reisliği bünyesinde bir Deprem Bürosu kurulmuştur. Daha sonra 1955 yılında bu büro DE-SE-YA (Deprem-Seylap-Yangın) şubesi haline getirilmiş ve doğal afet zararlarının azaltılması çalışmaları bu şube tarafından yürütülmeye başlanmıştır.

1950’li yılların ortalarından itibaren gittikçe yoğunlaşan sanayileşme, göç ve şehirleşme hareketleri; şehirlerimizde olumsuz gelişmelere yol açmış ve 1933 yılında çıkarılmış olan “Belediye Yapı ve Yollar Kanunu” yerleşme ve yapılaşmaların denetimi açısından yetersiz kalmaya başlamıştır. Bunun üzerine 1956 yılında, zamanına göre hayli ileri sayılan, 6785 Sayılı “İmar Kanunu” çıkarılmıştır. Bu kanunla, yerleşme yerlerinin belirlenmesi sırasında, doğal afet tehlikesinin ortaya çıkarılması ve fennî mesuliyet sistemi ile yapı denetimi sağlanması konularına önem ve öncelik verilmiştir.

Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra, ülkede önemi gittikçe artan imar, konut ve afet politikalarının, görevlerinin yoğunluğu nedeniyle Bayındırlık Bakanlığı tarafından etkili bir şekilde yürütülemeyeceği görüşü ağırlık kazanmış ve bu görevleri üstlenmek üzere “İmar ve İskân Bakanlığı” adı altında yeni bir Bakanlığın kuruluş hazırlıklarına başlanmıştır.

Bu dönemde meydana gelen depremlerden etkilenen kesimlere, ayrı ayrı çıkarılan kanunlar ile iskân yardımları yapılmaya devam edilmiştir.1948 yılında çıkarılan 5243 Sayılı “Erzincan’da Yaptırılacak Meskenler Hakkında Kanun”, 1956 yılında çıkarılan 6746 Sayılı “Aydın, Balıkesir, Bilecik, Edirne, Eskişehir, Konya ve Denizli Vilayetlerinde 1955-1956 Yıllarında Tabiî Afetlerden Zarar Görenlere Yapılacak Yapılar Hakkındaki Kanun” gibi.

1958 Yılı Sonrası:

1958 yılı ve sonrası; ülkemizde doğal afet zararlarının azaltılması çalışmaları açısından önemli politika değişikliklerinin yaşandığı ve uluslararası alandaki yeni gelişmelere paralellik sağlandığı yıllar olmuştur.

Özellikle ana görevi; afetlerden önce ve sonra gerekli tedbirleri almak, ülkenin bölge, şehir ve köylerinin planlanmasını yapmak, konut ve iskân sorunlarını çözmek, ülkedeki yapı malzemelerinin geliştirilmesi ve standartlarını hazırlamak olan İmar ve İskân Bakanlığının, Mayıs 1958 tarihinde 7116 sayılı Kanunla kurulması ve bu konularla ilgili görevleri Bayındırlık Bakanlığı’ndan devir alması, çok olumlu bir gelişme olmuştur.

Yine aynı yıl, 7126 Sayılı “Sivil Müdafaa Kanunu” nun çıkarılması ve bu kanun kapsamına doğal afetler sırasında yapılması gereken kurtarma ve ilkyardım çalışmalarının da dahil edilmesi, bu konuda önemli bir boşluğu doldurmuştur.

En önemli gelişme ise, 15.5.1959 tarihinde, çeşitli değişikliklerle bugün hâlâ yürürlükte olan, 7269 Sayılı “Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun”un çıkarılması olmuştur.

Doğal afet zararlarının azaltılması amacıyla Cumhuriyet döneminde çıkarılmış bulunan tüm kanunları tek bir kanun halinde toplayan ve afet zararlarının azaltılabilmesi için afet öncesi, afet sırası ve afet sonrasında yapılması gereken çalışmaları düzenleyen bu kanunun en önemli özelliği; o güne kadar her afet sonrasında Genel Bütçeden “Fevkalade Tahsisat” adı altında ek ödenek ve ayrı bir kanun çıkarılmasını önlemiş olması ve bu amaç için Genel Bütçe dışında bir “Afetler Fon”u oluşturulmasını öngörmüş olmasıdır.

Çıkarıldığı tarihte, uluslararası alanda en çağdaş ve kapsamlı afet kanunlarından biri olarak değerlendirilen ve bir çok ülke tarafından örnek alınan bu Kanun, ülkemizde 1960 - 1967 yılları arasında çok yoğun olarak yaşanan depremler, su baskınları ve heyelanlardan elde edilen deneyimlerin ve yeni ihtiyaçların ışığı altında, 1968 yılında 1051 Sayılı Kanunla önemli oranda değiştirilmiş ve Kanuna yeni 7 madde eklenmiştir. Bu değişiklik ve ilavelerle, hizmet daha hızlı ve etkili hale getirilmiş ve afetlerden etkilenen vatandaşlara daha geniş yardımlar yapılmasına imkân sağlanmıştır.

1968 - 1971 yılları arasında sırası ile, 1968 yılında Amasra-Bartın, 1969 yılında Demirci ve Alaşehir, 1970 yılında Gediz, 1971 yılında 15 gün ara ile Burdur ve Bingöl depremlerinin meydana gelmesi ve bu depremler nedeniyle 27 bin yapının yıkılması veya ağır hasar görmesi üzerine, zaten gelirleri açısından yetersiz hale gelmiş olan Afetler Fonu’na yeni gelir imkânları aranmış ve 1972 yılında 1571 Sayılı “Bazı Tekel Maddeleri Fiyatlarına Yapılan Zamlardan Elde Edilen Hasılatın T.C. Merkez Bankasında Açılacak Bir Deprem Fonu Hesabında Toplanmasına Dair Kanun” çıkarılmıştır. Böylece, münhasıran Deprem afetlerinin zararlarını karşılamak üzere ayrı bir deprem fonu oluşturulmuştur.

İlk çıktığı yıllarda önemli bir gelir kaynağı olan bu fon sayesinde, meydana gelen depremlerin yaraları sarılmış, ancak maktu olan bu zamlar, zaman içerisinde sabit kaldığı ve inşaat maliyetlerinin de devamlı artması nedeniyle günümüzde önemini yitirmiştir.

Bunun dışında 5.7.1977 tarihinde 2090 Sayılı “Tabiî Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanun” ile 27.10.1983 tarihinde 2835 Sayılı “Olağanüstü Hal Kanunu” yürürlüğe girmiştir.

7269 Sayılı Kanuna, zaman içerisinde ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar ve dolayısıyla yeni gelir kaynaklarına gereksinim duyulması nedeniyle, 1981 yılında 2479 Sayılı Kanunla, 1985 yılında da 3177 Sayılı Kanunla bazı maddeler eklenmiş ya da bazı maddeleri değiştirilmiştir.

1992 yılında Erzincan’da yaşanan deprem felaketi, deprem olaylarının yalnızca fiziksel kayıplara değil, göç, işsizlik, üretim kaybı vb. sosyal ve ekonomik kayıplara yol açtığı gerçeğini ortaya çıkarmış ve halen yürürlükte olan 7269 sayılı Kanunun bu tür sosyal ve ekonomik kayıpları azaltmaya imkân vermediği görülmüştür. Bunun üzerine, 28.8.1992 tarihinde 3838 Sayılı “Erzincan, Gümüşhane ve Tunceli İllerinde Vuku Bulan Deprem Afeti ile Şırnak ve Çukurca’da Meydana Gelen Hasar ve Tahribata İlişkin Hizmetlerin Yürütülmesi Hakkında Kanun” çıkarılmıştır.

7269 Sayılı Kanunun zaman içerisinde eksik kalmış olan yönlerini tamamlayan bu kanunla Erzincan depremi yaraları kısa zamanda sarılmış ve depreme karşı güvenli, yepyeni bir Erzincan inşa edilmiştir.

Yalnızca Erzincan depreminden etkilenen bölgeleri kapsayan bu kanundan sonra, meydana gelen afetlerden etkilenen diğer yöreler için de benzer bir kanun hazırlanması ihtiyacı ortaya çıkmış ve 23.7.1995 tarihinde 4123 sayılı “Tabiî Afet Nedeniyle Meydana Gelen Hasar ve Tahribata İlişkin Hizmetlerin Yürütülmesine Dair Kanun” çıkarılmıştır.

Ancak acele ile hazırlandığı için 3838 Sayılı Kanunu tam olarak yansıtamaması nedeniyle, 1.10.1995 Dinar depreminden sonra, 16.11.1995 tarih ve 4133 Sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Ayrıca, buna ek olarak 5.6.1997 tarih ve 4264 Sayılı “Bazı Yörelerde Meydana Gelen Tabiî Afetlerden Zarar Görenlerin Gelir Vergilerinin Terkini ile Kurumlar Vergisi Kanununun 7’nci Maddesine Bir Bent Eklenmesi ve 28.8.1992 tarih ve 3838 Sayılı Kanunun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun” ile deprem felaketine uğrayanların mağduriyetinin giderilmesine çalışılmıştır.

Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve Afet Yönetiminin Türkiye’deki Organizasyonu:

Afet İşleri Genel Müdürlüğü 7269 Sayılı “Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun” ve bunu değiştiren diğer Kanunlar ve bu kanunlar çerçevesinde hazırlanan yönetmeliklere göre faaliyetini sürdürmektedir.

Bu kanun; deprem, yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, tasman ve benzeri afetlerde yapıları ve kamu tesisleri genel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesi muhtemel olan yerlerde alınacak tedbirlerle yapılacak yardımları belirlemektedir.

Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nün Görevleri:

Afet İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri;

a- Afet öncesinde;

- Afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılması amacıyla alınması gereken tedbirleri araştırmak, bu konudaki temel ihtiyaçlarla hedef ve politikaları belirlemek, ülke içindeki bilimsel, teknik ve idarî çalışmaları koordine etmek, ortak sonuçları tüzük, yönetmelik, talimat ve eğitim yoluyla uygulamaya aktarmak ve denetlemek.

- Afet zararlarının azaltılması amacıyla ulusal ve uluslararası işbirliği, proje ve programları oluşturmak, bu projelerde ülkemizi temsil etmek ve elde edilen sonuçları uygulamaya aktarmak.

- Afete uğramış ve uğrayabilecek bölgeler ile yapı veya ikamet için yasaklanmış afet bölgelerini tespit ve ilan etmek. Afet bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili kuralları, yapı tekniklerini ve projelendirme esaslarını tespit etmek.

- Valiliklerce yapılan acil yardım ve kurtarma planlarının hazırlanmasını, güncelleştirilmesini ve afet anında uygulanmasını sağlamak.

- Deprem zararlarının azaltılması konusunda araştırmalar yapmak, depremleri ve etkilerini incelemek, elde edilen sonuçlara göre deprem katalogları ve ülkenin deprem tehlike haritalarını hazırlamak ve geliştirmek, deprem bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili tedbirleri, yapım tekniklerini ve projelendirme esaslarını belirlemek, depremlerden hasar görmüş yapıların takviye ve onarım yöntemleriyle ilgili çalışmalar yapmak.

- Ülkemizde kurulu bulunan deprem kayıt şebekesi ve kuvvetli yer hareketi kayıt şebekesinin ülke ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde geliştirilmesini sağlamak. Mevcut şebekelerin bakım ve onarımı ile bu şebekelerde kullanılan cihazların geliştirilmesini sağlamak. Her türlü deprem kayıtlarının değerlendirildiği ulusal veri işlem merkezi kurarak, standart deprem veri bazı oluşturmak ve ilgililerin yararlanabilmesini sağlamak.

- Depremlerin önceden bilinmesi amacıyla pilot bölgeler kurmak ve cihazlandırmak. Bu konuda Üniversiteler ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan çalışmaları koordine etmek ve desteklemek. Erken uyarı ve alarm sistemleri kurmak veya bu amaç için kurulmuş bölgesel veya uluslararası sistemlere katılmak.

b- Afet sırasında;

- Afet olduğunda acil yardım uygulaması ve koordinasyonunu sağlamak.

c- Afet sonrasında;

- Afete uğramış veya uğraması muhtemel yerlerin etüt, araştırma, hasar tespitleri, yer seçimleri, harita, plan, aplikasyon, kamulaştırma, tahsis, hak sahipliği, borçlandırma işlerini yapmak veya yaptırmak. Bu yerlerde geçici ve daimî yerleşme ve barınmayı sağlamak amacıyla kısa ve uzun süreli tedbirleri almak. Bu amaç için gerektiğinde bölgesel merkezler kurmak, prefabrik yapı elemanları üretim ve stoklamasıyla ilgili tedbirler almak.

- Afetle ilgili daimî iskân yerleşmelerinde alt yapı tesislerine ait etüt, harita, ön proje ve ihtiyaç programlarını yapmak veya yaptırmak.

olmak üzere 3 ana grupta toplanabilir.

Afetler Fonu:

Afet İşleri Genel Müdürlüğü üstlenmiş olduğu bu görevi yürütürken yararlandığı en büyük malî kaynak ise Afetler Fonudur. Bilindiği gibi, ülkemizde sıkça yaşanan başta deprem olmak üzere; su baskınları, heyelanlar, kaya düşmeleri, yangınlar, çığ, fırtına ve benzeri doğal afetler nedeniyle, bu kuruluşumuza büyük görevler düşmektedir.Yapılan istatistiklere göre, deprem dışındaki afetler nedeni ile her yıl ortalama 5 000 konut ile altyapısının tamamlanması gerekmektedir. Ülkemizde sıkça yaşanan depremler nedeniyle, ortalama 4-5 bin konut ve işyeri ile bunların alt yapılarının tamamlanması gereği de dikkate alınırsa; yılda yaklaşık 10 000 konutun yapılması gerekmektedir. Bütün bunlar, işin malî boyutunun büyüklüğünü ortaya koymaktadır. Ayrıca, programa alınmayı bekleyen, geçmiş yıllardan kalan devletimizin vatandaşa olan konut borcunun da 32 000 civarında olduğu gözönüne alınırsa, bu maliyetin daha da artacağı gerçeği yadsınamaz.

Oysa, Hükümetler tarafından uygulanan ekonomik politikalar nedeniyle, Afetler Fonu, diğer fonlarla birlikte 1992 yılından itibaren Genel Bütçe kapsamına alınmış ve kurum faaliyetlerini, Bütçe’den ayrılan ödenekler çerçevesinde yürütmeye çalışmıştır. Ancak, Bütçe’den ayrılan kaynakların yetersizliği, hizmetlerin düzenli ve planlı bir şekilde yürütülmesine imkân tanımamaktadır.

Bu husus dikkate alındığında; yürürlükteki mevzuata göre yapılması gereken hizmetler yapılamamakta ve afetzedelere olan konut borcu, kaynak sağlanamaması ve Fonun Bütçe dışı bırakılmaması nedeniyle her geçen gün artmaktadır.

Afetten önce ve afet sırasındaki uygulamalar, 7269 Sayılı Kanunun 1051 Sayılı Kanunla değişik 4 üncü maddesi gereğince hazırlanan “Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik” gereğince yapılmaktadır.

Buna göre;

Genel hayatı büyük ölçüde etkileyen afetlerden hemen sonra Ankara’da “Afetler Merkez Koordinasyon Kurulu” toplanmakta ve afet bölgesinden alınan ilk haberlere göre kısa ve uzun vadede alınması gereken tedbirleri belirlemektedir.

Kurul; Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Müsteşarının Başkanlığında; Millî Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı, Çevre Bakanlığı Müsteşarları ile Kızılay Derneği Genel Başkanı veya Genel Müdüründen olu?makta ve Genelkurmay Ba?kanl?ğı Temsilcisi de görev ve sorumlulukları ile ilgili konularda Kurulda temsilci bulundurmaktadır.

Bu Kurulun te?kiline paralel olarak il ve ilçelerde Valiler ve Kaymakamların Başkanlığında “İl/İlçe Kurtarma ve Yardım Komiteleri” bulunmaktadır.

Komite; Vali veya görevlendireceği Vali Yardımcısı Başkanlığında; Belediye Başkanı, İl Jandarma Alay Komutanı, Emniyet Müdürü, Sivil Savunma Müdürü, Millî Eğitim Müdürü, Bayındırlık ve İskân Müdürü, Tarım ve Köyişleri Müdürü, Kızılay Temsilcisi, Garnizon Komutanı veya mahallin en büyük askerî birlik temsilcisinden oluşmaktadır.

İl Kurtarma ve Yardım Komitesine bağlı olarak 9 hizmet grubu oluşturulmuştur. Bunlar öncelik sırasına göre;

- Haberleşme,

- Ulaşım,

- Arama, kurtarma ve yıkıntıları kaldırma,

- İlk yardım ve sağlık,

- Ön hasar tespiti ve geçici iskân

- Güvenlik,

- Satın alma, kiralama, el koyma, dağıtım,

- Tarım,

- Elektrik, su ve kanalizasyon

hizmet gruplarıdır.

Yönetmeliğe göre afetin oluş tarihinden itibaren 15 gün süre ile afetzedelerin acil yardım ihtiyaçlarının karşılanması gerekmekte ve bu süre afetin büyüklüğü veya iklim şartlarına bağlı olarak uzatılabilmektedir.

Acil Yardım süresi içerisinde;

- Haberleşmenin sağlanması,

- Arama, kurtarma ve tedavi,

- Öncelikle kaldırılması gereken enkaz ve yolların açılması,

- Yedirme, giydirme, ısıtma, geçici iskân,

- Güvenlik tedbirleri,

- Ölülerin gömülmesi,

- Alt yapıda meydana gelen hasarların onarımı

gibi hizmetler yapılmaktadır.

Bu hizmetler yerine getirilirken İl Kurtarma ve Yardım Komitesinin yanında Askerî Birlikler, Sivil Savunma, Sağlık Bakanlığı ve Kızılay’a da büyük görevler düşmektedir.

Afet İşleri Genel Müdürlüğü afetin her aşamasında yapmakta olduğu koordinasyon görevinin yanında acil yardımlar için gerekli maddî desteği sağlamakta, tüm yönetici ve personeli ile afet bölgesindeki idareci ve yöneticilere yardımcı olmakta ve genel hayatı etkileyen afetlerde, afetzedelerin konutlarının yapım ve yaptırımına kadar tüm çalışmaları yürütmektedir.

Yönetmeliğe göre tüm il ve ilçelerimizde yapılması gereken afet planları ve örgütlenme, bazı ilçeler hariç tamamlanmış olup zaman içerisinde revize edilmektedir. Ancak çeşitli nedenlerle bu planlar bir afet anında etkili bir şekilde uygulanamamaktadır.

Bu örgütlenmenin yanında Başbakanlık bünyesinde bir Devlet Bakanının Başkanlığında, Bayındırlık ve İskân Bakanı, İçişleri Bakanı, Maliye Bakanı ve Sağlık Bakanından oluşan Doğal Afetler Koordinasyon Kurulu da, gerek mevzuat gerekse mevcut işleyişin iyileştirilmesi konularında çalışmalar yapmaktadır.

Yine Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde oluşturulan ve halen çalışmalarını sürdüren “Doğal Afetler ve Sivil Savunma Planlama ve Çalışmaları İzleme ve Değerlendirme Grubu” bulunmaktadır. Ayrıca afet konularında alınacak tedbirler konusu “Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi” nin de görev alanları içerisine girmektedir. Bu merkezle ilgili Yönetmelik Bakanlar Kurulunun 30.09.1996 tarihli Kararıyla yürürlüğe girmiştir.

Sivil Savunma Genel Müdürlüğünün Görevleri:

Sivil Savunma; düşman saldırılarına, doğal afetlere ve büyük yangınlara karşı halkın can ve mal kaybının en aza indirilmesi, hayatî önemi haiz her türlü resmi ve özel tesis ve kuruluşların korunması ve faaliyetlerinin sürdürülmesi için, acil tamir ve ıslahı ile savunma gayretlerinin sivil halk tarafından azamî surette desteklenmesi ve cephe gerisi maneviyatının muhafazası maksadıyla alınacak her türlü silahsız, koruyucu ve kurtarıcı tedbir ve faaliyetleri ihtiva etmektedir.

Tanımdan da anlaşılacağı üzere sivil savunmanın görevleri barış ve savaş dönemi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

a. Barış Dönemi Görevleri :

(1) Savaşta uygulanacak olan il ve ilçe sivil savunma planlarını hazırlatmak ve güncel bulundurulmasını sağlamak.

(2) Tahliyeye tabi olan bölgelerin tahliye ve kabul planlarını hazırlatmak, güncel bulundurulmalarını sağlamak.

(3) Daire ve müesseselere ait sivil savunma planlarını hazırlatmak ve takibini yapmak.

(4) Belediyelere ait içme suyu, kanalizasyon, gaz tesislerı ile şehir içi ulaştırma tesislerine ait savaş hasarı onarım planlarını hazırlatmak ve güncel bulundurulmasını sağlamak,

(5) Savaşta fiilen çalışacak olan sivil savunma servislerini kurmak, yükümlülerini seçmek ve eğitmek.

(6) Tatbikatlar düzenleyerek hizmette görülen eksiklikleri tespit etmek ve bunları gidermek.

(7) Sığınak yönetmeliğine göre Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile birlikte binalardaki sığınakların kontrolünü yapmak, kayıtlarını tutmak, şehir içindeki genel sığınak olabilecek yerleri belirlemek ve buralarda gerekli düzenlemeyi yaptırmak.

(8) Doğal afetlerde kurtarma, ilkyardım, acil iaşe ve geçici barındırma hizmetleri vermek.

(9) İtfaiye teşkilatının araç, gereç, personel standardının sağlanması için esasları belirlemek.

b. Savaş Dönemi Görevleri :

Yetki ve Sorumluluk : 7126 sayılı Sivil Müdafaa Kanununa göre, yurtta sivil savunmayı teşkilatlandırmak ve sivil savunmanın eğitim, tanıtım, kontrol, genel sevk ve idaresi ile koordinasyonundan, donatımından ve yükümlülerin hizmete çağrılmasından İçişleri Bakanı sorumlu ve yetkili olup, bu hizmetlerin yerine getirilmesi için Sivil Savunma Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

Daha sonra yürürlüğe giren 3152 sayılı “İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun”da Genel Müdürlük, Bakanlığın ana hizmet birimlerinden biri olarak yer almıştır.

Teşkilat ve Personel : Sivil Savunma Genel Müdürlüğü merkez ve taşra teşkilatından oluşmaktadır.

a. Merkez Teşkilatı : Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Genel Müdür, iki Genel Müdür Yardımcısı, dört Daire Başkanlığı ve onbeş Şube müdürlüğü ile Sivil Savunma koleji, Sivil Savunma birlikleri, ikaz ve alarm merkezlerinden meydana gelmektedir.

1960 yılında kurulmuş olan sivil savunma koleji eğitim ve öğretim hizmetlerini kiralık binalarda yürütmüş, 1973 yılında kendi tesislerine taşınmıştır.

Kolejde, sivil savunma teşkilatı personeli, kurum ve kuruluşların Sivil Savunma amirleri ve itfaiye personeli için çeşitli kurslar düzenlenmekte, bu kurslarda sivil savunma, ilk yardım ve yangın önleme; söndürme konularında eğitim verilmektedir.

Kolejde halen 6 öğretmen ve 43 idarî personel görev yapmaktadır.

Sivil Savunma Birliği 1986 yılında sivil savunma koleji bünyesinde Silahlı Kuvvetlerden temin edilen ihtiyaç fazlası erlerden kurulmuş ancak zaman içerisinde silahlı kuvvetlerin ihtiyacı nedeniyle birlik emrine yükümlü verilemediğinden birliğin kadrolu personelden kurulması çalışmalarına başlanmış ve 1993 yılında 55 kadrolu personel ile Ankara Sivil Savunma Birliği kurulmuştur.

Ankara Sivil Savunma Birliği’nden ayrı olarak 1996 yılında Erzurum’da 30, İstanbul’da 25 idarî personelden oluşan çekirdek sivil savunma birlikleri oluşturulmuştur.

İkaz ve alarm merkezleri, Genel Kurmay Başkanlığına bağlı hava kuvvetleri komutanlığı bünyesinde bulunan “Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi (HKHM)” ile Diyarbakır ve Eskişehir’de bulunan silahlı kuvvetlere ait “birleştirilmiş hava harekat merkezleri (BHHM)” içinde oluşturulmuştur. Bu merkezlerde personel sürekli nöbet tutmaktadır.

b. Taşra Teşkilatı :

(1) İllerde Sivil Savunma Müdürlükleri, ilçelerde Sivil Savunma Müdürlük veya Memurlukları,

(2) Afetlerde ve savaşta Sivil Savunma hizmetlerini fiilen yürütecek mahallî kuvvetlerden oluşmaktadır.

Sivil Savunma mahallî kuvvetleri ; acil kurtarma ve yardım ekipleri, sivil savunma servisleri ile korunma kılavuzlukları ve daire müessese sivil savunma servislerinden oluşmaktadır.

Şehir ve kasaba sivil savunma servisleri yükümlülerden, acil kurtarma ve yardım ekipleri ile daire ve müessese sivil savunma servisleri ise kurumların kadrolu personelinden kurulmaktadır.

c. Personel Durumu ve Kadroları :

Halen Sivil Savunma Genel Müdürlüğü merkez teşkilatında 174 kadro mevcut olup, bunların 145’i dolu, 29’u boş bulunmaktadır. Taşra teşkilatındaki 1 324 kadronun 969’u dolu, 355 adedi boştur.

80 ilin Sivil Savunma Müdürlüğü kadrosunun 77’si dolu, 3’ü boştur. Boş kadroların nitelikli personel ile doldurulmasına çalışılmaktadır. İlçelerde de Sivil Savunma Teşkilatı kurulmasına devam edilmektedir. Halen 849 ilçenin 260’ında ilçe sivil savunma müdürlüğü, 141’inde ilçe sivil savunma memurluğu kadrosu bulunmakta, bunlardan 185’inde ilçe sivil savunma müdürü, 141’inde ise ilçe sivil savunma memuru bulunmaktadır.

Boş kadroların yüksekokul mezunları arasından sınavla alınan ve sivil savunma kolejinde hizmet öncesi eğitime tabi tutularak yetiştirilen personel ile doldurulmasına devam edilmektedir.

Kamu kurum ve kuruluşlarında ise 1 249 adet sivil savunma uzmanı kadrosu mevcut olup, bunların 908’i dolu, 341 adedi boştur.

Toplam 3 064 kadronun 2 131 adedi dolu, 933 adedi ise boştur.

İkaz ve Alarm Sistemi :

Ülkemize vaki olacak düşman hava saldırısında, halkımızın saldırıdan önce uyarılarak tedbir almasının sağlanması için ikaz ve alarm merkezleri ve ikaz ve alarm sistemi kurulmuştur. Bu sistemde ülkemiz 35’inci boylam ile ikiye ayrılmış olup, Genel Kurmay Başkanlığına bağlı Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde bulunan “Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi (HKHM)” ile Diyarbakır ve Eskişehir’de bulunan “Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezleri (BHHM)” içinde birer “ikaz ve alarm merkezi” oluşturulmuştur.

Bu merkezlerde bulunan ikaz ve alarm uzmanları aldıkları tehlike haberlerini Türk Telekom kanalıyla tehlikeye maruz kalacak şehirlere duyurmaktadırlar. Ayrıca hava kuvvetleri harekat merkezine bildirilen bu haberler oradaki uzmanlarımız tarafından Jandarma Genel Komutanlığı’na ve Emniyet Genel Müdürlüğüne de iletilmektedir. Bu birimler de kendi muhabere araçlarıyla tehlikeye maruz kalacak şehirleri ayrıca ikaz etmektedirler. Önceden hazırlanmış olan ikaz ve alarm planlarına göre tehlike haberleri siren, telefon, telsiz vb. iletişim araçlarıyla halka, önemli kurum kuruluş ve tesislere iletilerek halkın ve tesislerin korunması için önlemler aldırılmaktadır.

Türkiye genelinde 17 şehirde merkezî telsiz ile uzaktan kumandalı, 12 şehirde telli uzaktan kumandalı siren sistemi, 63 şehirde lokal kumandalı, 11 şehirde elektrikli siren, 85 şehirde ise belediye ses yayın sistemine bağlı siren cihazı bulunmaktadır.

Eğitim ve Tatbikatlar :

a. Eğitim : Sivil Savunma Kolejinde 1960’dan 31 Aralık 1998 tarihine kadar açılan kurslarda gerek teşkilat mensubu, gerekse diğer kamu kurum ve kuruluşlarının sivil savunma hizmetleri ile görevli olan toplam 17 057 personel eğitilmiştir.

1982 yılından başlamak üzere 31 Aralık 1998 tarihine kadar açılan itfaiye mensupları temel eğitim kurslarında toplam 1 440 itfaiye personeli eğitilmiştir.

Ayrıca 1992 yılında illerde kurulan acil kurtarma ve yardım ekiplerinde 11 876 personel görevlendirilmiş ve eğitimleri yaptırılmıştır.

Bugüne kadar silahlı kuvvetler NBC okulunda açılan kurslarda 336 sivil savunma personeli eğitilmiştir.

1962-1998 yılları arasında il ve ilçelerde yapılan Sivil Savunma yükümlü eğitimlerinde toplam 856 737 yükümlü eğitilmiştir.

Geniş kitlelerin sivil savunma konularında bilgilendirilmesi amacıyla genel müdürlükçe yaptırılan filmler televizyonlarda yayınlanmakta, bastırılan kitaplar, afişler ve broşürler il ve ilçelerde dağıtılmakta, ilköğretım okulları ve lise öğrencilerine yönelik eğitici yayınların basım ve dağıtımı sürdürülmektedir. Ayrıca okullarda ve kuruluşlarda Sivil Savunma konularında konferanslar düzenlenmektedir.

b. Tatbikatlar : İl ve ilçelerde her yıl yükümlülerin eğitimleri sonunda Sivil Savunma tatbikatları düzenlenmektedir. Ayrıca merkezden yapılan bir planlama ile de her yıl tüm illerde plan tatbikatı, 12 ilde ise örnek sivil savunma tatbikatı yapılmaktadır.

Ülkemizde kurulmuş bulunan ikaz ve alarm sisteminin işlerliğinin denenmesi ve görülen aksaklıkların giderilmesi amacıyla her yıl Hava Kuvvetleri Komutanlığı koordinatörlüğünde yapılan NATO ve gözcü serisi tatbikatlarına iştirak edilmektedir.

Ayrıca Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin koordinatörlüğünde NATO’nun sivil kanadında yapılan tatbikatlara da İçişleri Bakanlığını temsilen katılmaktadır.

İkmal ve Donatım : Sivil Savunma hizmetlerinde kullanılan araç, gereç, malzeme ve teçhizat 6/3150 sayılı tüzükle belirlenmiş olup bugüne kadar sivil savunma fon bütçesinden ihtiyaç olan malzemenin % 10’u temin edilmiştir.

Halen 56 il ve 1 ilçede hizmet binası bulunmaktadır. Sivil Savunma hizmetleri için 61 ilde pick-up bulunmakta, ayrıca büyük illerde 36 adet binek aracı mevcut olup, 44 ilde ise binek aracı bulunmamaktadır.

Erzincan depremi rehabilitasyon programı çerçevesinde Dünya Bankasından temin edilen 4 102 300 DM (1 087 trilyon TL) kredi ile Ankara Sivil Savunma Birliği hizmetlerinde kullanmak üzere 5 adet komple kurtarma aracı ve iki adet dekontaminasyon aracı toplu konut idaresi tarafından satın alınarak, teslim edilmiştir.

Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’nün Afetteki Görevleri: Sivil Savunmanın afet hizmetleri konusundaki görevleri 7126 ve 7269 sayılı Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun ile 88/12777 sayılı afetlere ilişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik’te düzenlenmiştir.

a. 7126 Sayılı Sivil Müdafaa Kanununda Afetin Yeri :

7126 sayılı Sivil Müdafaa Kanununun 85 sayılı kanun ile ;

- Değişik 1. maddesinde; “sivil savunma düşman taarruzlarına, tabiî afetlere ve büyük yangınlara karşı halkın can ve mal kaybının en az düzeye indirilmesi, hayatî önemi haiz resmî ve özel tesis ve teşekküllerin korunması, faaliyetlerinin devamı için acil tamir ve ıslahı, savunma gayretlerinin sivil halk tarafından azamî surette desteklenmesi, cephe gerisi maneviyatının muhafazası maksadıyla alınacak koruyucu, kurtarıcı, silahsız tedbir ve faaliyetlerdir.” şeklinde tanımlanmaktadır.

- Değişik 2 nci maddesinde; “...tabiî afetlerin tehditlerine maruz kalması muhtemel mahallere (hassas bölge) denir. Buraları öncelikle sivil savunma mecburiyet ve mükellefiyetine tabi tutulur.”

- Değişik 3. maddesinde; “tabiî afet sahaları haricinde kalan hassas bölgeler, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nce tabiî afetlere maruz kalması muhtemel bölgeler ise, 7269 sayılı Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 2. maddesine göre tespit ve ilan olunur.”

- Değişik 5. maddesinde; “mülkî idare amirleri bölgelerine müteveccih düşman taarruzlarına, tabiî afetlere ve büyük yangınlara karşı barıştan itibaren sivil müdafaayı fiilen tahakkuk ettirmekten bizzat mesuldürler.”

- 6. maddesinde; “tabiî afetler ve büyük yangınlarda, yapılacak her türlü kurtarma ve yardım işlerine, mahallî mülkî idare amirliklerce görülecek lüzum üzerine, bu bölgede bulunan sivil müdafaa teşkillerinin de katılması mecburîdir...”

hükümlerini amirdir.

b. 7269 Sayılı Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunda Sivil Savunma :

7269 sayılı Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun değişik 4. maddesinin 3 üncü ve 4 üncü bentlerinde “bu programların uygulanması, Valiliklerce kurtarma ve yardım komitelerince sağlanır. Ancak, 7126 sayılı Sivil Müdafaa Kanununa göre teşkilat kurulan yerlerde acil yardım ve kurtarma işleri, yukarıda belirtilen komite ile, sözü geçen sivil savunma teşkilatı tarafından müştereken yürütülür.” denilmektedir.

Aynı kanunun aynı maddesi gereğince hazırlanıp, 88/12777 karar sayısı ile Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulan yönetmeliğin;

- 7. maddesinin (f) bendinde “vali ve kaymakamlar... mahallî sivil savunma teşkillerinin bölgelerindeki afetlerde sivil savunma planlama esaslarına göre acil yardım hizmetlerine katılmalarını sağlamaya yetkilidirler.”

- 10. maddesinin (c) bendinde “...afetler acil yardım planları hazırlanırken, 1991/1434 sayılı seferberlik ve savaş hali hazırlıkları direktifinde yapılacağı belirtilen sivil savunma planları ile koordine edilir.”

- 12. maddesinin (a) bendinde “ resmi kurum ve kuruluşlar ile tüzel ve gerçek kişiler afet sırasında kendilerine verilen görevleri öncelikle yapmaktan, komitece kendilerinden istenilen her türlü personel, araç, gereç ve teçhizatı zamanında vermekten sorumludurlar.”

- Aynı maddenin (b) bendinde “kurum ve kuruluşlar ile askerî birlikler yapacakları acil yardım planlarında, acil yardım hizmet gruplarının her birine katkılarının ne olacağını açıkça belirtirler.”

- 15. maddenin (a-2) bendinde “valilikçe, gerektiğinde il afet bürosu araç ve gereç yönünden Sivil Savunma Müdürlüğü ve diğer kuruluşlardan takviye edilir.”

- 24. maddesinin (c-5) bendinde “kurtarma ve yıkıntıları kaldırma hizmetinde görev alacak personelin eğitimi Sivil Savunma Müdürlüğü’nce yürütülür.”

- 58. maddesinde İçişleri Bakanlığı’nın Görevleri:

(1) Bölgenin Emniyet ve güvenliğini sağlar, yağmacılığı önlemek amacıyla bölgeye giriş ve çıkışları denetim altına alır,

(2) Bölge içerisindeki trafik düzenini kontrol altına alır,

(3) Afet nedeniyle meydana gelen ölüm ve kayıplarla ilgili nüfus hareketlerini takip eder,

(4) Toplu geçici iskân mahallerinde, can ve mal güvenliğini sağlar,

(5) Her türlü haberleşme sistemleri ile afet haberleşmesine yardımcı olur,

(6) İl ve ilçelere ait afet planlarının yapılmasında mahallî sivil savunma teşkilatının, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nın ilgili birimleri ile işbirliği içinde bulunmasını sağlar,

(7) Afet acil yardım ve kurtarma hizmetleri ile sivil savunma servislerinde görevli personel ve yükümlülerin eğitimlerini yaptırır,

(8) Genel Emniyet ve asayiş planlarında muhtemel afetlerin tür ve çaplarına göre alınacak önlemlerin yer almasını sağlar,

(9) Bu görevleri eksiksiz ve süratle yerine getirmeyi sağlayıcı planları hazırlar, gerekli direktifleri verir ve izler,

şeklinde belirtilmiştir.

c. Sivil Savunmanın 88/12777 Sayılı Yönetmeliğe Göre Görevleri:

7269 sayılı Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun ve bu kanunun değişik 4. maddesi gereğince İçişleri, Sağlık, Tarım ve Köyişleri ile Bayındırlık ve İskân Bakanlıklarınca müştereken hazırlanan 88/12777 sayılı “Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik”le Sivil Savunma Teşkilâtına;

1- İl ve ilçe kurtarma ve yardım komitesinde (madde - 14.A),

2- “Kurtarma ve yıkıntıları kaldırma hizmetleri grubu”nda (madde - 24.A),“Kurtarma ve Yıkıntıları Kaldırma Servisi” (madde - 25) ve İtfaiye Servisi’nde (madde-26),

3- İlk yardım ve sağlık hizmetleri grubunun “İlk Yardım ve Ambulans Servisi”nde (madde - 28),

4- Satınalma, kiralama, el koyma ve dağıtım hizmetleri grubunda ve “dağıtım servisi”nde (madde - 38),

5- Elektrik, su ve kanalizasyon hizmetleri grubunun “kanalizasyon tesisleri yapım ve onarım servisi”nde (madde - 45),

görevler verilmiştir.

Ayrıca, bu yönetmeliğin 24. maddesinin (c-5) bendi uyarınca “kurtarma ve yıkıntıları kaldırma hizmetinde görev alacak personelin eğitiminin Sivil Savunma Müdürlüğü’nce yaptırılacağı” belirtilmiştir.

Ülkenin her yerinde afet olabileceği varsayımına göre hazırlanan 88/12777 sayılı yönetmelikle verilen görevlerin gerektiği şekilde yerine getirilebilmesi için İçişleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü 1989 yılında teşkilatına bir genelge yayımlayarak;

- Bütün il ve ilçeler afete karşı hassas kabul edilerek “Afetlerde Sivil Savunma İcra Planı” yapılması,

- Hassas bölgeler dışındaki şehir ve kasabalarda kurulacak sivil savunma servisleri kadro çizelgesinin, idarî bürolarına ait yükümlü sayısının 2 kat artırılarak, “dağıtım servisi” hizmetlerine, itfaiye servisine ait yükümlü sayıları da 3 kat artırılarak, “İtfaiye Servisi”, “Kurtarma ve Yıkıntıları Kaldırma Servisi” ve “Kanalizasyon Tesisleri Yapım ve Onarım Servisi” hizmetlerine katkılarının sağlanması,

- Her türlü hazırlıkların yapılarak, “il ve ilçe afet acil yardım planları” ile koordinenin sağlanması,

tüm teşkilattan istenmiştir.

Ayrıca bu genelge ekinde bir de “icra planı: örneği” gönderilerek, görevlilere yardımcı olunmuştur.

Deprem Felaketinde Kızılay’ın Etkinlikleri:

1868 Yılında “İstanbul Mecruhin-i Askeriye İane Cemiyeti” (Yaralı ve Hasta Askerlere İmdat ve Yardım Derneği) adı altında Kurulan, 1877’de “Osmanlı Hilaliahmer Cemiyeti” olarak, 1935’te de Atatürk’ün önerisiyle Türkiye Kızılay Cemiyeti olarak değiştirilen bu dernek; kurulduğu zamandan günümüze kadar gerek yurt içinde gerekse yurt dışında pek çok başarıya imza atmıştır. Dünyada benzeri olan diğer dernekler arasında saygınlığı olan bir dernektir.

Türkiye Kızılay Derneği Genel Müdürlüğü bir afetten sonra, özellikle sağlık, çadır, battaniye ve gıda malzemesi ikmali konusunda afetzedelerin yardımına koşmaktadır.

Biri merkezde olmak üzere 6 adet bölge deposu bulunmaktadır. En geç 6 ila 10 saat arasında afet bölgesine ulaşmakta ve 24 saat içerisinde de seyyar mutfaklarını kurarak sıcak yemek dağıtımı yapabilmektedir. Ankara’daki merkez depolarında bir de çadır fabrikası bulunmaktadır. Ancak bu fabrikada kış şartlarına uygun nitelikte üretim yapılamamaktadır.

Bir dernek statüsünde olan Kızılay’ın afetler sırasındaki yardımları, devletin bu işle görevli organlarına yardım ve destek mahiyetindedir. Bu hizmetleri yürütmek ise devletin aslî görevidir.

Sonraki sayfa >>


KAYNAK: TBMM İNTERNET SİTESİ
(BU BELGE 22 TEMMUZ  2000 TARİHİNDE BELGENET ARŞİVİNE ALINMIŞTIR) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş