Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
İlgili Sayfalar
ÖNERGELER
ÖNERGENİN GÖRÜŞÜLMESİ
RAPORUN GÖRÜŞÜLMESİ
AÇIKLAMA

Deprem felaketi konusunda yapılan çalışmaların tüm yönleriyle incelenerek alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu'nun raporu... 


 

V. – KOMİSYON ÇALIŞMALARI

Komisyon çalışmalarını iki şekilde yürütmüştür.

1- Deprem Bölgesinde Yapılan İnceleme ve Bilgilenme Çalışmaları:

Komisyonumuz 27.08.1999 tarihli ilk toplantısında; Genel Kuruldan tatil süresinde de çalışmalarına devam etmek için izin istenmesini, ayrıca depremin oluşturduğu can ve mal kaybını yerinde tespit etmek amacıyla bölgeye bir inceleme ve değerlendirme gezisi yapılmasını kararlaştırmıştır.

Bu karar doğrultusunda, deprem bölgesinde yaşananları yerinde görmek üzere 2.09.1999 tarihinde başlayan ve iki gün süren bir gezi düzenlenmiştir. Böylece; Bolu, Düzce, Gölyaka, Sakarya, Kocaeli, Gölcük, Yalova ve İstanbul Avcılar’ın, deprem sonrasındaki durumunu bizzat yerinde izlemek ve kriz masalarının çalışmalarını gözlemek fırsatı bulunmuştur.

Bu inceleme gezisinde, bölgede yaşanan felaketin üzerinden yaklaşık iki hafta gibi bir süre geçmesine rağmen Kriz masalarının deprem şokundan kurtulamadıkları görülmüştür. Geçmişte yaşanan depremlere rağmen; imar planlarında yanlış yer seçimi, alüvyon arazilerin gerekli zemin etüdleri yapılmadan imara açılması, yapılaşma sürecinde deprem şartlarına uyulmaması, siyasî ve rant kaygılarından kaynaklanan yoğunluk artışı, gereğinden fazla kat yapımına izin verilmesi, ya da kaçak yapılan binalara imar affı ile ruhsat verilmesi sonucunda bölgede ağır hasar ve can kaybının meydana geldiği görülmüştür.

Kaldı ki, imar izni veren yerel yönetimlerin çoğunun, yeterli düzeyde teknik kadroya sahip olmadıkları ve planlama yetkilerini bilimsel verileri dikkate almadan siyasî geleceğe yönelik kullandıkları tesbit edilmiştir. Bütün bunların ötesinde, maalesef gerek Devlet, gerekse vatandaşlar olarak bu derece büyük bir afete karşı hazırlıksız yakalandığımız görülmüştür. İlk incelememizde, moral çöküntüsü içerisinde olan insanların istekleri daha çok barınma, tedavi ve beslenme gibi konularda olmuştur.15.09.1999 - 16.09.1999 tarihlerinde gerçekleştirilen ikinci inceleme gezisinde ise; yerel yöneticiler, sivil toplum örgütleri ve yöre halkını dinleme fırsatı bulunmuştur. Ayrıca depremin üssü olan Donanma Komutanlığı da ziyaret edilerek yetkililerden bilgi alınmıştır. Gölcük’te, deprem şokundan kurtulan yöre halkı; (esnafı, sanayicisi ve yöneticisi ile birlikte) geleceğe yönelik endişelerini ifade ederek devletten beklentilerini sıralamışlardır. Bu beklentilerinin bölge üreticisi; (fındık, mısır, şeker pancarı gibi) ürünlerin bedelinin peşin ödenmesini, çiftçi, esnaf ve sanayiciler ise destek kredileri için yeni imkânlar tanınmasını istemişler, yerel yöneticiler de yörelerinde hayatın bir an önce yaşanır düzeye getirilmesini öncelikle istemişlerdir.

Bu ikinci ziyaret sonrasında Sakarya ve Gölcük haricinde, hemen hemen tüm bölgelerde hayatın iyileşmeye başladığına ilişkin işaretler gözlenmiştir. Bu yörelerde kesin hasar tespitlerinin tamamlandığı, enkaz çalışmalarının hemen hemen bitme noktasına geldiği ve geçici konutlar için altyapı çalışmalarına da başlandığı yetkililerce ifade edilmiştir.

Bu inceleme esnasında Kocaeli Valilik binasında, deprem sonrası TÜPRAŞ’ta meydana gelen yangınla ilgili olarak TÜPRAŞ Genel Müdüründen bilgi alınmıştır.

TÜPRAŞ Genel Müdürü Mustafa Demirkaya ; l7 Ağustos depreminde Rafineride 115 metre boyundaki bir bacanın devrilmesi sonucunda yangın çıktığını, o anda tesiste 130 kişinin görev başında olduğunu, tüm bölgede elektriklerin kesildiğini ve haberleşmenin yapılamadığını, Genel Müdürlük ve Rafineri Kriz Merkezi standardı uyarınca Kriz Merkezinin faaliyete geçirildiğini, evlerinde bulunan 127 kişinin de bölgeye intikali ile derhal yangın söndürme faaliyetlerine başlandığını ifade etmiştir.

Genel Müdür, yangının yayılması üzerine yardım talebinde bulunulduğunu ve gelen Alman, Bulgar, Azeri ekipleri gibi yabancı ekipler yanında TÜPRAŞ’ın İzmir ve Kırıkkale, İstanbul ve İzmit Büyükşehir belediyeleri, PETKİM ve diğer kurumların yangın söndürme ekiplerine havadan söndürme uçaklarının da katıldıkları yoğun çabalar sonucunda 21 Ağustosta yangının tamamen söndürüldüğünü ifade etmiştir.

Genel Müdür, deprem ve yangın sonucunda büyük hasar gören İzmit Rafinerisinde onarım çalışmalarına derhal başlandığını ve ürün dağıtımında herhangi bir sorun yaşanmayacağını da açıklamasında özellikle belirtmiştir.

Daha önceki ziyaretlerimizde, Sakarya ile Gölcük’te diğer alanlara oranla iyileştirme çalışmalarının arzu edilen düzeyde olmadığını tespit eden Komisyonumuz, son gelişmeleri izlemek üzere 29.09.1999 tarihinde sadece Sakarya ve Gölcük’ü kapsayan bir inceleme gezisi yapma ihtiyacı duymuştur.

Bu ziyarette, bölgede hâlâ koordinasyonun sağlanamadığı görülmüştür. Bölgede sık sık meydana gelen artçı depremler nedeniyle halkın tedirginliğini üzerinden atamadığı ve ihtiyaçlarının zaman içerisinde farklılıklar arz ettiği gözlenmiştir. Ancak, daha önceki ziyaretlerimizde rastladığımız belirsizliğin Hükümetin açıklamaları neticesinde azaldığı da tesbit edilmiştir.

Gerek Sakarya gerekse Gölcük’te enkaz çalışmalarında eskiye oranla iyileşmeler olduğu, geçici prefabrike konutların yer seçiminde bazı aksaklıklar olmasına rağmen altyapı çalışmalarının hızla devam ettiği gözlenmiştir.

Sakarya’da ise, deprem sonrasında tahrip olan kanalizasyon ve su şebekesi ile ilgili sorunun ciddiyetini koruduğu, ancak su şebekesinin ve kanalizasyonun takip eden günlerde ihalesinin yapılacağı yetkililerce açıklanmıştır.

Bu ziyaretler sonrasında, yetkililer, yürütülecek iyileştirme çalışmalarında bölge insanına ve müteşebbisine öncelik verilmesinin ticarî hayatın canlanmasına, böylelikle yaşamın daha süratli bir şekilde normale dönmesine katkı sağlayacağını söylediler. Ayrıca bu geziler sonrasında, yöre halkının ihtiyaçları ve istekleri konusunda düzenli olarak Ankara’daki Başbakanlık Kriz Merkezi bilgilendirilmiştir. Böylece, Genel Kurul tarafından verilen araştırma görevi yanında, milletin vekili sıfatıyla, vatandaşın acısını biraz olsun azaltmak için Komisyon olarak her türlü çaba gösterilmiştir.

17 Ağustos tarihindeki deprem, Zonguldak ili ve ilçelerinde de önemli ölçüde hissedilmiştir. Özellikle, Karadeniz Ereğli’si ve Alaplı ilçeleri diğerlerine nazaran daha fazla etkilenmiştir. Bu ilçelerimizin depremde zarar gören diğer bölgelerle aynı kategoride değerlendirilmesinde yarar vardır.

Yardım, kurtarma ve iskân çalışmaları açısından, geçmişte yaşanan benzer felaketler sonrasında nelerin yapıldığını ve ne gibi zorluklarla karşılaşıldığını araştırmak üzere dört alt komisyon kurulmuştur. Yakın geçmişte Erzincan’da meydana gelen Depremi incelemek üzere Yalova Milletvekili Hasan Suna ile İstanbul Milletvekili Fadlı Ağaoğlu, Adana’da meydana gelen depremi incelemek üzere İstanbul Milletvekili Abdulkadir Aksu ile Bolu Milletvekili Ersoy Özcan, 1966 Varto depremini incelemek üzere Muş Milletvekili Sabahattin Yıldız, Yalova Milletvekili Hasan Suna ile İstanbul Milletvekili Fadlı Ağaoğlu ve Eskişehir’deki depremin etkilerini incelemek üzere Eskişehir Milletvekili İ.Yaşar Dedelek, Yalova Milletvekili Hasan Suna, Sakarya Milletvekili Osman Fevzi Zihnioğlu ile Muş Milletvekili Sabahattin Yıldız’dan oluşan bu Alt Komisyonlar; araştırma, inceleme gezileri ışığında çalışmalarını tamamlayarak Komisyonumuzu bilgilendirmişlerdir.

Adana ve Erzincan’da incelemelerini sürdüren Alt Komisyon ; her iki ilde de deprem sonrasında yapılan çalışmaların çevre halkı tarafından memnuniyetle karşılandığını, deprem anında ufak tefek bazı aksaklıklar olmasına rağmen sonuçta devletin yaraların sarılmasında başarılı bir çalışma yaptığını, ancak Marmara depreminde de çadır konusunda yaşanan sıkıntının Erzincan depreminde de yaşandığını ve bu konuda Kızılay’ın dikkatinin çekildiğini söylemişlerdir.

Diğer taraftan 1966 Muş-Varto depremini, inceleyen alt komisyon, Erzincan ve Adana depremleri ile ilgili olumlu izlenimlerin, aradan 33 yıl gibi uzun bir süre geçmesine rağmen, devletin depremzede vatandaşlara olan taahhütlerini hâlâ yerine getirmediğini belirttiler. Vatandaşların büyük bir kısmının hâlâ kötü ve dayanıksız geçici konutlarda yaşadığını, bina yapımı için vaat edilen maddî yardımın yerine getirilmediğini, vatandaşların evlerini yapmak için anlaştıkları kötü niyetli kişilerce dolandırıldıklarını, sözkonusu kişilerin binaları yaptıklarını ifade ederek devletten parasını almalarına rağmen hak sahiplerine evlerini teslim etmediklerini ifade etmişlerdir.

Ayrıca, bazı vatandaşların da 1985 yılında çıkartılan 3177 sayılı yasada öngörülen iki aylık süre içinde başvurularını yenilemedikleri için hak kaybına uğradıklarını belirterek, bu konuların üzerine gidilmesinin devletin sürekliliği ve hak sahiplerinin mağduriyetlerinin giderilmesi açısından önemli olduğunu söylemişlerdir.

Çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdüren Komisyonumuz, bu çalışma temposu içerisinde deprem bölgelerindeki gelişmeleri de izleyebilmek açısından kendi aralarında görev bölümü yapmıştır. Buna göre; Bolu, Düzce, Gölyaka ve Zonguldak’ta Bolu Milletvekili Sayın Ersoy Özcan, Sakarya’da Sakarya Milletvekilleri Sayın Nevzat Ercan ile Sayın Osman Fevzi Zihnioğlu, Kocaeli, Gölcük ve civarında Kocaeli Milletvekilleri Sayın Cumali Durmuş ile Sayın Sefer Ekşi, Yalova ve Çınarcık’ta Yalova Milletvekili Sayın Hasan Suna ile Bursa Milletvekili Sayın Teoman Özalp, İstanbul Avcılar’da İstanbul Milletvekilleri Sayın Abdülkadir Aksu ile Sayın Fadlı Ağaoğlu, Eskişehir’de ise Eskişehir Milletvekili Sayın Yaşar Dedelek görevlendirilmiştir. Görevlendirilen sayın milletvekilleri bölgelerindeki gelişmelerden Komisyonu devamlı olarak bilgilendirmek suretiyle çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Böylece Komisyonumuz bir taraftan çalışmalarını sürdürürken, bölgenin acil gereksinimleri ile ilgili olarak da Başbakanlık Kriz Merkezine devamlı olarak bilgi vermeyi insanî yönden bir görev bilmiştir.

Komisyonumuz çalışmalarını sürdürdüğü sırada, 12 Kasım 1999 Cuma günü akşamı Bolu, Kaynaşlı ve Düzce ili civarında 7.2 büyüklüğünde yeni bir deprem meydana gelmiştir. Bu son gelişme üzerine 21 Kasım 1999 Pazar günü bölgeye giderek yeni durumu yerinde incelemiştir. Bu kez devletimizin Marmara depreminden farklı olarak olaya anında el koyduğu, kriz masalarının deprem deneyimi olan vali yardımcıları ve kaymakamlarla desteklendiği, sivil halkımızın örgütlü bir biçimde kısa süre önce yaşadıkları depremden edindikleri deneyimden de yararlanarak yoğun bir şekilde kurtarma çalışmalarına katıldıkları görülmüştür. Yetkililerden, önceki depremde yaşanan olumsuzlukların bu depremde yaşanmadığını, Kızılay ve Sivil Savunma Teşkilatı, Zonguldak Kömür İşletmeleri çalışanları ve diğer gönüllü kurtarma örgütleri tarafından duruma el konulduğu, sağlık hizmetlerinin kusursuz yürütüldüğü belirtilmiştir. Bununla beraber çadır konusunda daha önce Gölcük depremi için 120 bin çadırın dağıtılmış olması ve yaklaşan kış şartlarına uygun çadır üretiminin zaman alması dolayısıyla sıkıntıya düşüldüğü, ancak gerekli girişimlerin yapıldığı ve bu açığın da kısa sürede giderileceği yetkililerce ifade edilmiştir.

Ülkemiz topraklarının büyük bir bölümünün l. derece deprem kuşağında yer aldığı bilinen bir gerçektir. Diğer taraftan Komisyonumuzu bilgilendiren deprem bilimcileri yapmış oldukları açıklamalarda depremlerin belli periyodlar içerisinde tekrarlandığını ifade etmiştir. Bunun üzerine, deprem karşısında alınması gereken tedbirleri araştırmakla yükümlü olan Komisyonumuz, olası bir deprem tehlikesi karşısında başta İstanbul, İzmir, Bursa ve Eskişehir gibi illerimize özel ilgi göstermiş, gerek nüfus yoğunluğu, gerek sanayimizin büyük ölçüde bu illerde yer alması nedeni ile söz konusu illerimiz olası bir afete karşı ne derece hazırlıklı olduğunu tespit etmeye çalışmıştır.

Bu düşünce ile gerek 17 Ağustos depreminden etkilenmiş olması gerekse birinci derece deprem bölgesinde yer alması sebebiyle ilk çalışma Bursa’dan başlatılmıştır.

Büyükşehir ve bağlı ilçe Belediye Başkanları, Sanayi ve Ticaret Odası, Mimarlar Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Jeofizik Mühendisleri Odası, TEDAŞ, BOTAŞ Şirketleri ile Bursa Esnaf ve Sanatkârlar Odası yetkililerinin katıldığı bir toplantıda, 17 Ağustos depreminin zararları ve olası bir büyük depremde neler yapılması gerektiği tartışılmıştır.

Yetkililer, Bursa ilinin büyük bir kısmının birinci derece, bir kısmının da ikinci derece deprem bölgesinde olduğunu açıklamışlardır. Son Gölcük depreminde ilde bin kadar binanın hasar gördüğünü ve 10 kişinin de hayatını kaybettiğini belirtmişlerdir. Gemlik Belediye Başkanı, Mudanya ve Gemlik’in Kuzey Anadolu fay hattı uzantısında yer aldığını ve zaman zaman özellikle Gemlik’in depremlerin merkez üssü olduğunu hatırlatarak, Gemlik Körfezinde bulunan British Petrolün akaryakıt dolum tesisleri ile TÜGSAŞ’ın Amonyak tesislerinin büyük bir deprem sonrasında sızıntı yapabileceğini, bunun sadece Gemlik için değil, Bursa ve civarı için de büyük bir tehlike arzettiğini vurgulayarak, yöre halkının endişe içinde olduğunu, bu tesislerin daha güvenli yerlere nakledilmesini gerekli gördüklerini söylemiştir.

Nüfus yoğunluğunun ve çarpık kentleşmenin hakim olduğu ve geçmiş tarihte pek çok depremlere maruz kalmış olan İzmir’de de; Komisyonumuz Büyükşehir Belediye Başkanı, Metropol İlçe Belediye Başkanları, Sanayi ve Ticaret Odası, Mimarlar Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Jeofizik Mühendisleri Odası, İzmir Esnaf ve Sanatkarları Birliği, EGİAD ile ESİAD Başkanları ve Üniversite temsilcileri ile geniş katılımlı bir toplantı yapmıştır.

15.10.1999 günü İzmir Vali Konağı’nda yapılan ve vilayet yetkililerinin de katıldığı toplantıda; kırık faylar üzerinde bulunan İzmir Kenti , deprem öncesi hazırlıklar açısından ve deprem riski açısından masaya yatırılmış. Alınması gereken tedbirler konusu tartışılmıştır aşağıdaki görüşler ifade edilmiştir.

Bu tartışmada şu görüşlere yer verilmiştir;

Büyükşehir Belediye Başkanı, belediye tarafından yürütülen deprem çalışmalarına değinerek, geçmiş yıllarda başlatılan RADIUS projesi çalışmalarının devam ettiğini, Büyükşehir olarak Hollanda ile kurtarma faaliyetleri konusunda bir ortak çalışma yürüttüklerini, Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Müdürlüğünde kurtarma çalışmaları için gerekli ekipmanın hemen hemen % 50’sinin temin edildiğini, geri kalanın ise Mart 2000 yılına kadar tamamlanacağını, stratejik öneme haiz konutların depreme dayanıklılıkları konusunda Devlet Daireleri, Hastahaneler, Okullar gibi planlı ve detaylı bir proje çalışmasının yürütüldüğünü, diğer binalar için de genel bir çalışma yapıldığı ifade edilmiş, eğitim çalışmalarına ağırlık verildiğini açıklanmıştır.

İzmir Emniyet Müdürlüğü yetkilileri “Emniyet Arama Kurtarma Harekat Planı” adı ile tanımladıkları bölgedeki her karakolda en az üç kişilik kurtarma ekipleri oluşturmayı hedefleyen bir proje hazırladıklarını ve projeye ilişkin bir yönergeyi de onay için İçişleri Bakanlığına gönderdiklerini ifade etmişlerdir. Söz konusu projeye göre, ilk etapta İzmir Emniyeti bünyesinde 8’er kişiden oluşan 6 tim oluşturulduğunu zaman zaman tatbikat yapan bu timlerin her türlü kurtarma harekatına müdahale etmeye hazır durumda bulunduklarını ve amaçlarının karakollarda oluşturmayı planladıkları ekipler ile il, ilçe, mahalle ve sokak düzeyinde kurtarma çalışmalarında yardımcı olacak 6 400 kişilik bir ekip meydana getirmek olduğunu açıklamalarına eklemişlerdir.

İzmir Ege Üniversitesi Rektör Vekili; Üniversite bünyesinde öğrencilerin doğal afetlerde, kurtarma faaliyetlerine katkılarını daha etkili kılacak örgütlenme çalışmaları yaptıklarını ifade etmiş, bu tür felaketlerde resmî kuruluşlarla nasıl entegre olunacağı konusunda çalışmalar yaptıklarını da sözlerine eklemiştir.

Ege Üniversitesi öğretim görevlisi, İzmir’in etrafının kırık fay hatları ile dolu olduğunu, deprem riskinin çok fazla olduğu İzmir ve bölgesinin sismografik deprem haritalarının çıkartılması gerektiğini, İzmir ve civarının zemininin sıvılaşmaya müsait olduğunu, aynı zamanda İzmir’in heyelan tehlikesi ile de karşı karşıya bulunduğunu ifade ederek; ilköğretim çağından başlayarak tüm İzmir halkının deprem konusunda bilgilendirilmesi gereğini belirtmiştir. Bir diğer öğretim görevlisi, doğal çevre jeolojik yapının hassasiyetine değinerek bu dengenin insanlar tarafından bozulması sonucunda böyle felaketler yaşandığını, İzmir bölgesinde doğal afetlerle ilgili çalışmaların bir şemsiye altında toplanması gereğini vurgulamıştır. Oysa uygulamada böyle bir merciin olmadığını belirten öğretim görevlisi, deprem riski olan her ilin civarındaki üç il ile irtibatlandırılmasının gerektiğini, bunun dışında mutlaka kent içi arazi kullanımının sınırlandırılması ayrıca kent içi ulaşımının da rahatlatılması çalışmaları yapılmasının gereğine işaret etmiştir.

İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı; yürürlükteki Afet İşleri Yönetmeliğini bugünkü felakete sebep olduğunu ileri sürmüş, mutlaka değiştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Devamla, inşaat sektöründe hazır betonun önemine değinerek bu konuda bir denetim mekanizmasına şiddetle ihtiyaç duyulduğunu söylemiştir. Ayrıca, hazır betonun tüm ülke çapında teşviki, yetkin mühendislik konusunda kanunî düzenleme yapılması ve her ilde deprem senaryoları hazırlanarak tatbikat yapılması gereğini ifade etmiştir.

9 Eylül Üniversitesi Genel Sekreteri; Türkiye’de ilk defa Acil Bakım ve Ambulans Teknikerliği branşının kendi üniversitelerinde kurulduğunu ve deprem bölgesine Üniversite tarafından görevlendirilen ambulanslarda bu kişilerin görev yapmasının yararlarını gördüklerini söyleyerek, Üniversitenin bölgeye yapmış olduğu yardım ve katkılara değinmiş ve üniversite bünyesinde dağcılık ve kurtarma birimleri oluşturulduğunu sözlerine eklemiştir.

Daha sonra 9 Eylül Üniversitesinde kurulan Deprem Araştırma Merkezi Başkanı; depremle mücadelenin ancak geçmiş depremlerden ders alarak ileriye doğru tedbir almakla mümkün olacağını söyleyerek bu yolda yapılacak çalışmaların tek merkezde toplanması gerektiğini ifade etmiştir. Üniversite olarak, İzmir ve civarında yapılacak dinleme sonuçlarını değerlendirmek ve İstanbul’da Kandilli Deprem Araştırma Merkezi ile bağlantı kurarak koordineli bir çalışma yapmak üzere üniversitede bir araştırma merkezi kurulduğunu, bu çalışmaların üniversiteler aracılığıyla bütün yurda yayılması gerektiğini savunmuştur. Bu sayede Türkiye’de hangi fayların aktif, hangilerinin durağan durumda olduğunun tespit edileceğini, böylece de koşulların elverdiği ölçüde depremle mücadele için organizasyon imkânı sağlanacağını söylemiş, buna rağmen insanların depremle baş edemeyeceğini sözlerine eklemiştir. Ancak meslek şövenizminden uzak bir şekilde inşaat mühendisleri, mimarlar, şehir plancılar, jeologlar, jeofizik mühendislerinin bir araya gelerek depremden en az zarar görecek şartların yaratılmasını sağlamak için çalışmaları gerektiğine dikkat çekmiştir.

İzmir Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı; İzmir bölgesinin diri fayları ile ilgili ayrıntılı çalışmaların yapılmadığını, bu çalışmaların öncelikle yapılması gerektiğini, yetkin mühendislik konusunun bir an önce çözümlenmesi gerektiğini ayrıca belediyelerin inşaat ruhsatlarını verirken zemin etütleri konusunda hassas davranmalarını istemiştir.

Türkiye nüfusunun altıda birinin yaşadığı, 2 400 bin konutun bulunduğu, çarpık kentleşmenin örneklerini bünyesinde içeren ve 17.8.1999 tarihindeki depremden doğrudan etkilenen İstanbul; olası depremlere hazırlık konusunda incelenmesi gereken illerin başında gelmektedir. Deprem uzmanlarının, Kuzey Anadolu Fay Hattının Marmara Denizindeki fay sisteminde sismik boşluğun varlığı, bu kentimizi olası bir deprem tehlikesi ile karşı karşıya getirebilir. Bu tehlike İstanbul toplantımızı çok önemsememize neden olmuştur. Bu geniş katılımlı toplantıya; İl Müdürleri, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı ile Metropol Belediye Başkanları, Sivil Toplum Örgütleri, Meslek Oda Başkanları, özellikle İnşaat Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Jeofizik Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, Üniversitelerin İnşaat, Mimar, Jeofizik, Jeoloji ve Şehir Planlama Bölümleri Öğretim Üyeleri, Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semih Tezcan, Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Prof. Dr. Atilla Ansal, Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ali Keçeli, Jeofizik Mühendisleri İstanbul Şube Başkanı Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu, Nuh Beton A.Ş. Genel Müdürü Avni Çomu, Parlamentoda grubu bulunan partilerin İl Başkanları ile AKUT, TRAC gibi amatör ve gönüllü kuruluşların temsilcileri katılmıştır. Toplantıda şu görüşlere yer verilmiştir;

İstanbul Valisi Sayın Erol Çakır, İstanbul’da 2 milyon 400 bin konut, 700 bin bina bulunduğunu, bunların % 50’sinin kaçak ve denetimsiz yapılar olduğunu, tüm binaların incelenerek depreme dayanıklı hale getirilmesinin maliyetinin çok büyük olduğunu, kaldı ki yeterli kaynak bulunsa bile bu çalışmaların çok uzun bir süreye yayılacağını açıklamıştır. Valilik olarak öncelikle 700 okul ile 10 bin kamu binasının incelenerek depreme dayanıklı hale getirilmesini planladıklarını, ancak şahıslara ve özel kesime ait yapılara ilişkin iyileştirme çalışmalarının bizzat kendileri tarafından yapılması gerektiğini, bununla beraber iyileştirme çalışmalarını kendi imkânları ile yapamayacak olanlara devletin ucuz kredi sağlamasının isabetli olacağını ifade etmiştir. Depremlerin ne zaman olacağının önceden bilinmesinin mümkün olmadığı, ancak ilk deprem dalgasından sonra gelen yıkıcı dalgaları arasında yaklaşık 8 saniyelik bir süre bulunduğunu ve bu sürenin de elektrik, doğal gaz ve atom reaktörü gibi hassas bazı kuruluşların, sistemlerinin devre dışı bırakılmasına olanak sağlamaya yeteceğine işaretle, buna imkân tanıyacak bir proje için gerekli olan 3 milyon dolarlık bir kaynağı bile henüz temin edemediklerini söylemiştir. Ayrıca, toplumun deprem olgusu ile iç içe yaşamayı öğrenmesi gerektiğini, bu nedenle ilkokul aşamasından başlayarak deprem konusunda temel bilgilerin verilmesini, imar disiplininin yer seçiminden başlayarak her aşamada ciddî bir şekilde denetlenmesini ve asla müsamaha gösterilmemesini, imar mevzuatı konusunda denetimi etkili kılacak yasal düzenlemelerin kısa sürede yapılmasının gereğine değinmiştir.Üniversitelerimizin değerli öğretim üyeleri ve meslek odası temsilcileri ise artık deprem gerçeğini toplum olarak kabullenmemiz gerektiğini vurgulayarak, depremin nerede ve ne zaman olacağı tartışmalarının hiçbir anlamının olmadığını, zira Marmara Denizinin herhangi bir yerinde meydana gelecek depremin, İstanbul’u etkileyeceğini ifade etmişlerdir. Artık toplum olarak tartışmayı bir yana bırakarak depreme hazırlıklı olmak için neler yapmamız gerektiğini araştırıp ona göre davranmamız gerektiğini, depreme hazırlığın depremden hemen sonra yeniden başladığı gerçeğini hiçbir şekilde akılımızdan çıkarmamamızı önermişlerdir.

Depreme hazırlık açısından inceleme ve iyileştirme çalışmalarının çok önemli olduğunu da ifade eden Üniversite Öğretim Üyeleri ve meslek odaları temsilcileri, bu faaliyetlere ilişkin hatalı projelerde maalesef bazı Üniversite hocalarının da imzalarının bulunduğunu bizzat gözlemlediklerini, bu işlemlerin çok detaylı laboratuvar çalışmalarını gerektirdiğini kaldı ki , İstanbul’da bu çalışmaları yapabilecek kalitede çok az laboratuvar bulunduğunu ileri sürerek, hassas olan bu konuda çok dikkat edilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir.

Ayrıca güvenlik, eğitim, sağlık, itfaiye gibi kamu binalarının yapımına çok dikkat edilmesi gerektiğini, İstanbul’da bazı hastahanelerin, bulunduğu sokaklardaki binaların yıkılması halinde hastahaneye giriş ve çıkışların tehlikeye gireceğini hatırlatarak, bundan böyle hastahane ve benzeri tesislerin yapımında bu gibi hususlara dikkat edilmesini önermişlerdir.

Toplantıda; görsel medyada son günlerde yer alan deprem tartışmalarına da değinen değerli hocalar, toplumda geniş tepkiye yol açan ve İstanbulluları huzursuz eden, televizyonlardaki deprem tartışmalarını eleştirerek bu tür bilimsel tartışmaların yerinin medya sahnesi olmadığını, aksine, bilimsel şuralar olduğunu hatırlatarak bu toplantının sonuçlarının yetkili kişi veya kurumlar tarafından açıklanması gerektiğini vurgulamışlardır .

Toplantıda; Marmara Bölgesine kapsamlı sismik kayıt istasyonlarının acilen yerleştirilmesi, sismik ve jeofizik araştırmalara hız verilmesi özellikle vurgulanmıştır. Ayrıca ırmak yatakları, dolgu alanları ve fay hattında inşaata izin verilmemesinin altı çizilmiştir.

Komisyonumuz 26.11.1999 tarihinde Eskişehir’de Valilik, Yerel Yönetimler, Üniversiteler, siyasî parti yöneticileri ve sivil toplum örgütlerinin katıldığı bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıda, yaşadığımız depremler sırasında ve sonrasında yapılan çalışmalar, olası bir deprem öncesi yapılan çalışmalar konusunda bilgi alınarak özellikle geleceğe yönelik çalışmaların, üniversitelerden de yararlanarak bilimsel temel üzerinde inşa edilmesi gerekliliği vurgulanmıştır.

17 Ağustos 1999 Marmara depreminden doğrudan etkilenen Eskişehir’de, biri kalp krizinden olmak üzere 33 kişi ölmüş, 98 kişi yaralanmış, 80 konut, 19 işyeri ağır hasar görmüş ya da yıkılmıştır.

Deprem öncesi çalışmalarda Valilik, Belediyeler, Üniversite ve sivil toplum örgütleri el ele vererek çalıştıklarını ifade etmişlerdir.

Büyükşehir Belediyesi 17 Ağustos depremi sonrası inşaat faaliyetlerini durdurarak mevcut imar planını zemin etütlerini yaptırarak revize etmeyi planladığını, bundan sonra yapı üretim aşamasında kurmakta oldukları laboratuvarı da devreye sokarak, çok ciddî bir denetim sistemi oluşturmak üzere olduklarını belirtmişlerdir. Ayrıca Anadolu Üniversitesinin ilgili bölümünde Eskişehir için bilimsel bir afet senaryosu oluşturulduğu bu çalışmanın Türkiye geneline örnek olabilecek bir çalışma olduğu aktarılmıştır.

2 - Mecliste Yapılan Toplantılar:

Komisyon deprem yöresinde yapmış olduğu çalışmalardan edindiği sonuçlar ve yaptığı tespitler doğrultusunda ihtiyaç duyduğu açıklamaları, Komisyon toplantılarına davet ettiği yetkililerden ve uzmanlardan istemiştir. Komisyonumuzun bilgisine başvurduğu yetkililerden;

Kızılay Eski Başkanı Sayın Kemal Demir; Kızılay’ın sabahın erken saatlerinde 8.30’da Genel Merkezde Kriz Masası teşekkül ederek bölgeye ilk sevkiyatı yaptıklarını ifade ettiği açıklamasında; eldeki mevcutlar hemen bölgeye sevk ettiklerini ancak bunların yetmeyeceğini önceden gördüklerini ve kendisinin bizzat Dışişleri Müsteşarı ile görüşerek uluslararası düzeyde, dünyadaki mevcut çadırların tespit edilerek satın alınmasını istediğini söylemiştir. Üyeler tarafından Kızılay’ın eksiklikleri ile ilgili aşırı eleştirilere maruz kalan eski Başkan, depremzede vatandaşlara çadır sağlamak bakımından sıkıntı çektiklerini ifadeyle, Türk Kızılay’ının dünyada tek olarak kendi çadırını ürettiğini, ancak bunun yeterli olmadığını ve fason yaptırdıklarını açıklamıştır. Gölcük depremi sonrasında Kuruma yapılan eleştirilerin ağırlığına da değinen eski başkan, Kızılay’ın bunu hak etmediğini; 1992 yılında Erzincan, 1995’te Dinar, 1996’da Çorum ve Amasya, 1998’de Bartın sel felaketi, 1998’de Adana Ceyhan’a binlerce çadır gönderdiklerini ifade etmiştir.

Kızılay’ın benzerleri arasında kendi çadırını üreten tek kuruluş olduğunu, ancak bunun yeterli olmadığını ifade eden eski başkan, Kızılay’ın yakın tarihte Bosna-Hersek ve benzer yurt dışı yardımlarına değinmiş ve son olarak mart ayında Kosova olayları nedeniyle elinde yeteri kadar çadır stokunun bulunmadığını söylemiştir. Bütün bunların yanında eldeki bütün çadırların derhal deprem bölgesine gönderildiğini ve Kızıl Haç ile temasa geçilerek daha fazla çadır bulabilmek için her türlü çabanın Kızılay olarak gösterildiğini sözlerine eklemiştir.

Ulaştırma Bakanlığı Telsiz İşleri Genel Müdür Yardımcısı;1980 öncesine kadar Telekomünikasyon sistem ve tesislerinin nükleer savaş düzenine ve sistemine göre yapıldığını, ancak soğuk savaş dönemi ve Kıbrıs harekâtından sonra Türkiye’nin karşılaştığı sorunlar nedeniyle, alt yapı sorunlarının normal yapı tesisleri projesi içerisinde değerlendirildiğini, iletişim santrallerinin bu nedenle depremde yıkıldığını, Bakanlığa ait ekiplerin üç saat içinde bölgeye intikal ettiklerini, ancak bu ekiplerin bölgeye giden yollardaki trafik nedeniyle zorluk çektiklerini, bu yüzden bir gün gecikme olduğunu söylemiştir.

Yaşanan haberleşme sıkıntısının bölgedeki bazı kamu kuruluşlarına ait telsizlerin de devreye sokulamamasından da kaynaklandığını sözlerine ekleyen yetkili, daha sonra bölgeye intikal eden amatör telsizciler sayesinde haberleşmenin sağlanabildiğini ifade etmiştir.

1987 yılında yapılan bir plan çerçevesinde Sivil Savunma Birlikleri, Kızılay ve belediyelerin ortak haberleşme yapabilecekleri bir kanal tespit edilmesine rağmen bu kanalların ilgililer tarafından kullanılmadığını belirten yetkili, bu sıkıntıların bölgedeki kamu kurumları hatta özel kurumların kendi afet yönetim sistemi ve bununla ilgili yönerge ve talimatlarının bulunmadığı için meydana geldiğini vurgulamıştır.

Sivil Savunma Genel Müdürlüğü Temsilcisi; olay sabahı derhal kriz merkezinin faaliyete geçirildiğini, Ankara’dan 56, Erzurum’dan 34, İstanbul’dan 26 kişilik üç sivil savunma birliğinin olay yerinde çalışmalara başladığını, ancak ellerinde müdahale edecek başka birlik bulunmadığını ifade etmiştir.

Bugüne kadar olan depremlerin lokal olması nedeniyle fazla bir sıkıntı yaşanmadığını, ancak Marmara bölgesinde meydana gelen depremin çok geniş bir sahada meydana gelmesi yüzünden, sınırlı personel, araç ve gerece sahip olan kurumun aciz kaldığını belirtmiş, 1997 yılından beri Sivil Savunma teşkilatı ile ilgili yasal düzenlemelerin bir türlü Yüce Meclisten geçmemesi nedeniyle istenilen düzeye gelinemediğini sözlerine eklemiştir.

Ayrıca, Kızılay Genel Müdür Yardımcısı, Bayındırlık Bakanlığı Müsteşarı ile Afet İşleri Genel Müdürü, TÜRKCEL ve TELSİM yetkilileri, Karayolları Genel Müdür Yardımcısı, DSİ ve MTA yetkilileri; yaptıkları çalışmalar hakkında Komisyonu bilgilendirmişlerdir. Komisyon üyelerinin kurtarma araçlarının ve elemanlarının neden yeterli olmadığı, gelen yardımların dağıtımındaki aksaklıkların nelerden kaynaklandığı, ülkenin iletişim ağının böyle bir depremde çok uzun bir süre devre dışı kalmasının sebebinin neler olduğu, ne gibi önlemler alındığı, Kriz masalarındaki karmaşanın neden kaynaklandığı, neden dışarıdan belli adrese gönderilen yardımların yerine ulaşmadığı, devlet yollarının tamirinin uzun süre almasının sebebinin ne olduğu gibi bölgedeki tespitlerine ilişkin bazı soruları da cevaplamışlardır.

Ayrıca deprem felaketi yaşanan bölgede yer alan esnaf ve sanayicinin bankalara olan borçları konusunda neler yapılabileceği konusunu araştıran Komisyonumuz bu çerçevede Türkiye Bankalar Birliği Başkanvekilini dinleyerek konuya ilişkin bilgi almıştır.

Sayın Başkanvekili bu konuda devletin kamu bankaları ile ilgili olarak bazı uygulamalarla, depremden mağdur olan vatandaşlarımızın durumunu kolaylaştırdığını ancak özel bankalarla ilgili bir yaptırımın sözkonusu olamayacağını söylemiştir. Bununla birlikte Bankalar Birliği olarak, deprem bölgesinde mağdur olan sanayici ve esnafın protesto olan çekleri nedeniyle ileride bir sorun yaşanmaması için tedbir aldıklarını ifade etmiştir. Komisyonumuz ayrıca amatör bir anlayış ile felaketzedelerin yardımına koşan Zonguldak Kömür İşletmeleri çalışanları, AKUT, TRAC ve ORDOS gibi kuruluşların temsilcilerini dinleyerek bilgi almıştır.

Komisyonumuz, depremde en çok can ve mal kaybına yol açan yapı sektöründe faaliyet gösteren meslek odalarının temsilcileri sıfatıyla Türkiye Mühendis, Mimar Odaları Birliğine bağlı, İnşaat Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Jeofizik Mühendisleri Odası, Şehir Plancıları Odası temsilcilerini dinlemiştir.

Mimarlar Odası Temsilcisi; TMMOB bünyesindeki odalar olarak, en üst ölçekteki bölgesel planlamadan en alt ölçekteki planlamaya kadar tespitlerin doğru yapılması gerektiğini, yerleşim alanlarının doğru tespit edilmesini, bu alanların zemin etütlerinin ada, parsel hatta bina ölçeğinde doğru yapılmasını, zira binaların bile iki ucu arasındaki toprak dayanımının farklılıklarının söz konusu olduğunu ifade ederek, yerel ölçekteki zemin etütlerinin, projelerinin doğru yapılmasını, seçilen malzemelerin standartlarının uygun olması gerektiğini ve tüm bunların yanında yapım aşamasında sağlıklı denetim yapılmasının gerektiğini söylemiştir.

İnşaat Mühendisleri Odası Temsilcisi; mühendislerin nereden mezun olurlarsa olsunlar, meslek sonrası üniversitelerin ve odaların açmış olduğu kurslara devam ederek veya firmalarda çalışarak belirli bir tecrübe edindikten sonra Bayındırlık ve İskân Bakanlığının, Üniversitenin ve Odaların da içinde bulunduğu komisyonda sınavdan geçtikten sonra yeterliliklerini kanıtlayarak batılıların sertifikalı, bizde ise yetkin mühendislik dediğimiz bir belge aldıktan sonra önemli projelere imza atmalarının uygun olacağını söylemiştir. Oda olarak Orta Doğu Teknik Üniversitesinin hazırlamış olduğu İmar Yasasında ön görülen kontrol mekanizmaları, sertifikalı mühendislik, proje esasları gibi gündeme alınmasını savunduklarını ifade etmiştir.

Ayrıca projelerin bir ekip çalışması olduğunu bu ekibin içerisinde jeolog, jeofizikçi, şehir plancısı, mimar ve inşaat mühendislerinin olduğunu dolayısıyla bizim de aslında müşterek çalışma alışkanlığımızın kuralsal ve yasal yönlerini yerine getirmemiz gerektiğini vurgulamıştır.

Şehir Planlama ve Mimar ve Mühendis Odası Temsilcisi; sayıları artan organize sanayi bölgeleri kurulmaktadır. Bu bölgelerin yer seçim kararları sadece sanayicinin kâr edebilmesi ya da yeni iş olanakları yaratıyor diye izah edilemez. Yeni iş alanları demek şehirlere yeni yoğunlaşmalar demektir. İşte kontrol edemediğimiz göç plansız şehirleşmenin baskı aracı olmaktadır. Buna hiç bir şehir plancısının hiç bir belediyenin karşı koyması mümkün değildir. Dolayısıyla sanayilerin yer seçiminde optimal kârlılık noktası, ulus açısından ülke açısından optimal değildir. Bedeli ağırdır. Tıpkı son depremde yaşadığımız gibi. Devlet kesinlikle kamu arsa stokunu arttırmak durumundadır. Kiralık konut üretimine devlet bütün kurum ve kuruluşlarıyla girmek durumundadır. Kentsel arsa rantını düşürmenin insanları şuursuzca bir konut, ne pahasına olursa olsun, elde edeyim düşüncesinden uzaklaştırabilmek, onlara ucuz ve sağlıklı alternatifler sunmakla mümkündür demiştir.

Ayrıca, Türk Hazır Beton Birliği Yönetim Kurulu Başkanı; yurdumuzun büyük bir kısmının birinci derece deprem bölgesinde olduğunu ifade ederek, bu bölgelerde yapılacak binalarda BS-20’nin altında beton kullanımının kesinlikle yasaklanması gerektiğini söylemiştir. BS-20 ve üstündeki beton standartlarının elle veya şantiye şartlarında vasıfsız elemanlarla yapılmasının mümkün olmadığını, Türkiye’nin Avrupa ülkeleri arasında BS-14 ve BS-16 kullanan tek ülke konumunda olduğunu belirterek deprem sonrasında birlik olarak İstanbul Teknik Üniversitesine yıkılan binalarda yaptırdıkları testlerde betonların BS-10 kalitesinde olduğunu tespit ettiklerini, halbuki bunun 1998 yılından itibaren yürürlüğe giren yönetmeliğe göre BS-20’nin altında olmaması gerektiğini belirtmiştir. Bu evsaftaki betonun çok ciddî tesislerde yapılabileceğini ve ciddî bir şekilde denetlenmesinin gerektiğini sözlerine eklemiştir.

Komisyonumuz, Türkiye Müteahhitler Birliği ve Üniversitelerin ilgili öğretim üyelerini de dinlemiştir. Bu kişilerle yapılan toplantıda, deprem bölgesindeki yapılar ele alınarak, müşterek bir değerlendirme yapılmış ve yapılardaki olumsuzlukların nelerden kaynaklandığı ve bunların giderilmesi için yasal düzenlemeler de dahil, nelerin yapılması gerektiği araştırılmıştır.

Komisyonumuz bütün bu görüşmelerin yanında, kendisine ulaşan; Cumhuriyet Halk Partisinin hazırlamış olduğu deprem raporunun yanı sıra Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, Balıkesir Üniversitesi, TMMOB Mimarlar Odası, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Şehir Plancıları Odası, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, Türk Tabipler Birliği İstanbul Tabipler Odası, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi tarafından oluşturulan depremle ilgili Bilimsel Kurul, İller Bankası Bursa 2 nci Bölge Müdürlüğü, İzmir Köyhizmetleri 16 ncı Bölge Müdürlüğü, İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Eğitim Merkezi, Hazır Beton Birliği, Deprem Vakfı, Jeoloji Mühendisleri Odası, ORDOS (Orta Doğu Doğa Sporları Derneği) ve TRAC (Telsiz ve Radyo Amatörleri Cemiyeti) tarafından gönderilen her türlü bilgi ve belge üzerinde de hassasiyetle durmuş ve çalışmalarında değerlendirmiştir.

17 Ağustos ve 12 Kasım Deprem Sonrası Yapmış Olduğu Çalışmalar Konusunda Hükümetin Açıklaması:

17 Ağustostan sonra Hükümetimiz, depremzede yurttaşlarımızın barınma gereksiniminin karşılanması konusunda 3 aşamalı bir plan öngörmüştü.

Birinci aşama, konutları yıkılan veya oturulamaz duruma gelen yurttaşlarımız için çadırkentler kurulması;

İkinci aşama, kışlık çadırlar kurularak ve prefabrike konutlar inşa edilerek yurttaşlarımızın kış soğuğundan korunmalarının sağlanması,

Üçüncü aşama, kalıcı konutların yaptırılması.

Geçen üç buçuk aylık dönemin sonunda birinci ve ikinci aşama gerçekleştirilmiş; ve on binlerce depremzede ailesi kış koşullarına uygun barınma olanaklarına kavuşturulmuştur.

Bu bağlamda,

Deprem bölgesine 114 bin kadar çadır gönderilmiştir. Ayrıca, 12 kasım depreminden sonra Bolu-Düzce ve çevresine sağlanan çadır sayısı ise 46 bini aşmıştır.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığımızca yaklaşık 26 bin prefabrike konutun tamamlanması için Kasım ayı sonu hedef alınmış ve üstün bir çaba ile bu hedefe ulaşılmıştır. Böylece, rekor sayılabilecek sürede kış koşullarına uygun barınma için önemli bir olanak sağlanmıştır. Gönüllü kuruluşların ve çeşitli ülkelerin yardımlarıyla prefabrike konut sayısı 35 bine ulaşacaktır.

Bolu ve Düzce depreminden sonra, yörede ortaya çıkan yeni barınma gereksinmesinin karşılanması için yaklaşık 5000 prefabrike konutun yapımına da başlanmıştır.

Ekim ayında 107, Kasım ayında 85 bin aileye 100 milyon liralık “Barınma Yardımı” ödenmiştir. Yapılan ödemelerin tutarı Ekim ayında 10.7, Kasım ayında 8.5 trilyon liradır. Bu yardımlar 1 yıl boyunca sürecektir.

Az hasarlı konutların onarımı için konut başına 600 milyon lira olmak üzere yaklaşık 41 bin aileye, 24.5 trilyon lira “Onarım Yardımı” ödenmiştir.

Öte yandan, başta Akdeniz ve Ege sahillerindeki illerimizde olmak üzere kamu konukevleri ve sosyal tesislerinde 33 bin yatak, depremzede yurttaşlarımıza ayrılmıştır. Bu tesislere giden depremzedelerin ulaşımları ve gittikleri yerlerde barınma ve iaşeleri Hükümetimizce sağlanmaktadır.

Böylece, depremzede yurttaşlarımıza, kışı, soğuktan ve diğer olumsuz koşullardan korunarak geçirmeleri için gerekli olanaklar sağlanmıştır. Bunun için devletin ilgili tüm organları ve olanakları seferber edilmiştir.

- Çadırlarda barınmaya çalışan yurttaşlarımızın, kışı sorunsuz geçirebilmeleri için bir an önce tamamlanan prefabrike konutlara veya kendilerini bekleyen sosyal tesislere geçmeleri beklenmektedir.

- Kendi il veya ilçelerinden işi nedeniyle veya başka nedenlerle ayrılma olanağı bulunmayan yurttaşlarımız da eşlerini ve çocuklarını bu tesislere gönderebilirler. Bu tür sosyal tesislerde barınmakta olan yurttaşlarımızın il veya ilçelerinden işi nedeniyle veya başka nedenlerle ayrılma olanağı bulunmayan yurttaşlarımızın da eşlerini ve çocuklarını bu tesislere gönderebileceklerdir. Bu tür sosyal tesislerde barınmakta olan yurttaşlarımızın il veya ilçelerinden ayrılmaları nedeniyle her hangi bir haklarının kaybolması söz konusu değildir. Sağlıklı koşullar sağlandığında bu depremzede aileler asıl yörelerine döneceklerdir. Ayrıca, onlar için çeşitli kuruluşlar tarafından meslek kursları da düzenlenmekte ve ileriye dönük iş olanakları araştırılmaktadır.

Öte yandan, depremde konutları yıkılan veya ağır hasar gören yurttaşlarımızdan konut edinmek isteyenlere

- Köydeki konutlar için 3.5 milyar lira,

- İl ve ilçe merkezlerindeki konutlar için 6 milyar lira

“Evini Yapana Yardım (EYY)” kredisi verilmektedir. Depremde konutu yıkılan veya ağır hasar gören yurttaşlarımız çok düşük faizli ve uzun vadeli olan bu kredi olanaklarından yararlanabilirler.

Konutları orta hasarlı yurttaşlara ise

- Köylerde 1.5 milyar lira,

- İl ve ilçe merkezlerinde 2 milyar lira “Takviye ve Onarım Yardımı” yapılmaktadır. Bu yardım, çok katlı binalarda hasarlı olan her daire için ayrı ayrı ödenmektedir.

Konutları yıkılan ya da ağır hasarlı olan yurttaşlarımızdan kredi kullanarak ev sahibi olanlar dışında kalanların kalıcı konutları ise yine Hükümetçe yapılacak ve kendilerine teslim edilecektir. Bunun için gerekli çalışmalar hızla sürdürülmektedir.

Konutlarla ilgili hak ve olanaklardan yararlanabilmek için yurttaşların Bayındırlık ve İskân Müdürlüklerine başvurarak “Hak Sahipliği” işlemlerini bir an önce yaptırmaları gerekir.

Deprem Bölgesinde ekonomik bakımdan da yeniden normal yaşama dönülebilmesi için Hükümetçe çeşitli önlemler alınmıştır ve alınmaktadır.

- Depremde işyeri, yıkılan veya ağır hasar görenlere 500 milyon lira,

- Orta hasarlı olanlara 350 milyon lira,

- Az hasarlı olanlara 200 milyon lira karşılıksız yardım yapılmaktadır.

Depremzede yurttaşlarımızın

- T.C. Ziraat Bankası,

- T. Halk Bankası,

- T. Emlak Bankası,

- Tarım Kredi Kooperatifleri,

- Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ve

- Orman İdaresi’ne olan borçları ile

- SSK ve Bağ-Kur prim borçları ve

- Vergi borçları ertelenmektedir.

- Deprem bölgesi Ek Vergi Yasası kapsamı dışında tutulmuştur.

- Depremde hurda haline gelenlerin yerine alınan yeni taşıtlardan taşıt alım ve ek taşıt alım vergisi alınmamaktadır.

- Ayrıca, bölgedeki yatırımlar için yeni kolaylıklar getirilmiştir.

Öte yandan, depremzede çocuklarımızın eğitimlerinin aksamadan sürmesi için de her olanak sağlanmıştır.

Kamu sosyal tesislerinde kalan ailelerin çocukları, gittikleri yerlerdeki okullara devam etmektedirler.

Millî Eğitim Bakanlığı depremzede çocuklarımız için, ayrıca ilköğretim ve lise düzeyinde Türkiye genelinde 32 bin kadar “parasız yatılılık” kontenjanı oluşturmuştur.

Parasız yatılı öğrencilerin giyim, kırtasiye, yemek gereksinimi karşılandığı gibi, kendilerine harçlık da verilmektedir.

Depremden zarar görmüş bulunan yüksek öğrenim öğrencilerine de ücretsiz yurt, kredi ve benzeri olanaklar sağlanmıştır. Bu öğrencilerimizden katkı payı ve öğretim ücreti de alınmamaktadır.

Bu tür durumlarda ve öncesinde acil durum yönetiminin etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla Başbakanlığa bağlı Türkiye Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurulmuştur. Benzeri merkezler, kamu kurum ve kuruluşlarında da oluşturulacaktır.

Sivil Savunma hizmetlerinin etkili ve yaygın bir şekilde yerine getirilebilmesi için hazırlıklar hızla sürdürülmektedir. Bu konuda hazırlanan tasarı kısa sürede gündeme gelecektir.

Ülkemizde kentleşmenin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi, mevcut yapılardan gerekenlerin güçlendirilmesi, bundan sonra yapılacakların depreme dayanıklı olarak inşa edilmesi, yerleşme yerlerinin seçimlerinin buna göre yapılması, etkili bir denetim ve sigorta sistemi getirilmesi amacıyla hazırlıklar sürdürülmektedir.

KRİZ YÖNETİM MERKEZİ’NİN HASAR TESPİT RAPORLARI

17 AĞUSTOS DEPREMİ KESİN HASAR TESPİT DURUMU


 
 

12 KASIM DEPREMİ KESİN HASAR TESPİT DURUMU
(8.12.1999 Tarihi itibarıyla)
 
 



 

TÜRKİYE’DE 1894-1999 ARASI ÖNEMLİ DEPREMLER
TARİH YER KOORDİNAT BÜYÜK ŞİDDET    
    DOĞU/BATI M/1o ÖLÜ/BİNA HASAR  
10.07.1894 İSTANBUL 40.80/28.90 7.0/ IX 474/387  
08.11.1901 ERZURUM 40.03/41.53 6.1/ VIII 500/10.000  
28.04.1903 MALAZGİRT 39.10/42.50 6.7/ IX 2.626/4500  
28.04.1903 PATNOS 39.14/42.65 6.3/ IX 3.560/12.000  
04.12.1905 MALATYA 39.0/39.00 6.8/ IX 500/5.000  
19.01.1909 FOÇA 38.00/26.50 6.0/ IX 8/1.700  
09.02.1909 MENDERES 40.00/38.00 6.3/ IX 500/5.000  
09.08.1912 MÜREFTE 40.60/27.20 7.3/ IX 216/5450  
03.10.1914 BURDUR 38.00/30.00 7.1 /IX 4.000/17.000  
24.01.1916 TOKAT 40.27/36.83 7.1 /X 500/5.000  
18.11.1919 SOMA 39.60/27.70 6.9/ IX 3.000/16.000  
13.09.1924 PASİNLER 39.96+1.94 6.9 310/4.300  
13.09.1924 HORASAN 40.00/42.00 6.8/ IX 50/25.000  
18.03.1926 FİNİKE 35.84/29.50 6.9 27/190  
31.03.1928 TORBALI 38.18/27.80 7.0/ IX 50/2.100  
18.05.1929 SUŞEHRİ 40.20/37.90 6.1/ VIII 64/1.357  
06.05.1930 HAKKÂRİ 37.98./44.48 7.2/ X 2.514/3.000  
04.01.1935 ERDEK 40.40/27.49 6.7 / IX 5/600  
01.05.1935 DİGOR 40.09/43.22 6.2 200/1.300  
19.04.1938 KIRŞEHİR 39.44/33.79 6.6/ IX 149/3.860  
22.09.1939 DİKİLİ 39.07/26.94 7.1 / IX 60.1.235  
26.12.1939 ERZİNCAN 39.80/39.51 7.9/ XI 32.962/116720  
20.02.1940 DEVELİ 38.40/35.30 6.7/ VIII 37/530  
23.05.1941 MUĞLA 37.07/28.21 6.0 2/500  
20.12.1942 NİKSAR 40.87/36.47 7.0/ IX 3.000/32.000  
20.06.1943 HENDEK 40.85/30.51 6.6/ IX 336/2.240  
26.11.1943 TOSYA 41.05/33.72 7.2/ X 2824/25.000  
01.02.1944 GEREDE 41.41/32.69 7.2 / X 3.959/20.865  
25.06.1944 GEDİZ 38.79/29.31 6.2/ VIII 21/3.476  
06.10.1944 EDREMİT 39.48/26.56 7.0/ IX 27/1158  
20.03.1945 CEYHAN 37.11/35.70 6.0/ VIII 10/650  
21.12.1945 DENİZLİ 38.04/28.08 6.8/ IX 190/400  
23.07.1949 KARABURUN 38.57/26.29 7.0/ IX 1/824  
17.08.1949 KARLIOVA 39.60/40.60 7.0/ IX 450/3.000  
13.08.1951 KURŞUNLU 40.88/32.87 6.9/ IX 52/3354  
18.03.1953 GÖNEN 39.99/27.36 7.4/ IX 265/9670  
16.07.1955 SÖKE 37.65/27.26 7.0/ IX 23/470  
20.02.1956 ESKİŞEHİR 39.89/30.49 6.4/ VIII 2/1.219  
25.04.l957 FETHİYE  36.42/28.68 7.1/ IX 67/3.100  
26.05.1957 ABANT 40.67/31.00 7.1/ IX 52/4.201  
23.05.1961 MARMARİS 36.80/28.70 6.5 0/1.000  
18.09.1963 ÇINARCIK 40.77/29.l2 6.3/ VII 1/230  
14.06.1964 MALATYA 38.13/38.51 6.0/ VIII 8/678  
06.10.1964 MANYAS 40.30/28.23 7.0/IX 23/5398  
19.08.1966 VARTO 39.17/41.56 6.9/ IX 2.394/20.007  
22.07.l967 ADAPAZARI 40.67/30.69 7.2/ IX 89/5.569  
26.07.1967 PÜLÜMÜR 39.54/40.38 6.2/ VIII 97/1.282  
30.07.1967 AKYAZI 40.70/30.40 6.0 0/1.000  
03.09.1968 BARTIN 41.81/32.39 6.5/ VIII 29/2.073  
14.01.1969 FETHİYE 36.11/29.19 6.2 0/1.000  
23.03.1969 DEMİRCİ 39.10/28.40 6.1/ VII 0/1.000  
25.03.1969 DEMİRCİ 39.25/28.44 6.0 0/1.000  
28.03.1969 ALAŞEHİR 38.55/28.46 6.6/ VIII 41/4.372  
28.03.1970 GEDİZ 39.21/29.51 7.2/ IX 1.086/9452  
12.05.1971 BURDUR 37.64/29.72 6.2/ VIII 57/1.389  
22.05.l97l BİNGÖL 38.85/40.52 6.7/ VIII 878/5.617  
27.03.1975 GELİBOLU 40.45/26.12 6.4/VII 7/980  
06.09.1975 LİCE 38.47/40.72 6.9/ VIII 2.398/8.149  
24.11.1976 ÇALDIRAN 39.12/44.16 7.2/ IX 3840/9552  
30.10.1983 HORASAN 40.20/42.10 6.8/ VIII 1.155/3.241  
07.12.1988 AKYAKA 40.96/44.16 6.9 4/546  
13.03.1992 ERZİNCAN 39.68/39.56 6.8/ VIII 653/6.702  
01.10.1995 DİNAR 38.18/30.02 5.9/ VIII 94/4.909  
27.06.1998 CEYHAN 39.95/35.30 5.9/VIII 145/1.338  
17.08.1999 KOCAELİ 40.70/29.91 7.4/XI  
12.11.1999 DÜZCE       
           

 <<Önceki sayfa   ı  Sonraki sayfa >>


KAYNAK: TBMM İNTERNET SİTESİ
(BU BELGE 22 TEMMUZ 2000 TARİHİNDE BELGENET ARŞİVİNE ALINMIŞTIR) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş