|
|
 |
Deprem
felaketi konusunda yapılan çalışmaların tüm yönleriyle incelenerek alınması
gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu'nun
raporunun Genel Kurul'da görüşülmesi...
(22 Şubat
2000)
BAŞKAN (Başkanvekili Ali
ILIKSOY) – Komisyon ?..Hazır.
Hükümet ?..Hazır.
İçtüzüğümüze göre, Meclis
Araştırması Komisyonu raporu üzerindeki genel görüşmede, ilk söz hakkı
önerge sahiplerine aittir; daha sonra, İçtüzüğümüzün 72 nci maddesine göre,
siyasî parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz
verilecektir; ayrıca, istemleri halinde, Komisyon ve Hükümete de söz verilecektir;
bu suretle, Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme
tamamlanmış olacaktır.
Konuşma süreleri, komisyon,
hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika, önerge sahipleri için
10'ar dakikadır.
Komisyon raporu 308 sıra
sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Rapor üzerinde söz alan sayın
milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahipleri henüz bildirmediler.
(10/66,67,68,69,70) ESAS
NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ATİLLA MUTMAN (İzmir) – Sayın
Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN – Başlangıçta mı söz
istiyorsunuz?
(10/66,67,68,69,70) ESAS
NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ATİLLA MUTMAN (İzmir) – Evet.
BAŞKAN – Peki.
İlk söz, İçtüzük gereği,
başlangıçta söz isteyen Komisyon Başkanımız Sayın Atilla Mutman'a aittir.
Buyurun Sayın Mutman. (DSP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika efendim.
(10/66,67,68,69,70) ESAS
NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ATİLLA MUTMAN (İzmir) – Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Özellikle, 17 Ağustosta meydana
gelmiş olan acı felakette binlerce insanımızın kaybı, bütün milletimizi
derinden üzdü. Özet olarak, onbinlerce vatandaşımız yaralandı, Türkiye
büyük maddî ve manevî kayba sahne oldu.
17 Ağustos depreminin hemen
akabinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, oybirliğiyle, Meclis araştırması
komisyonu kurmaya karar verdi ve Komisyonumuz, bu büyük deprem sonrası,
alınması gereken tedbirleri belirlemek üzere kuruldu. Üç aylık süre bitmek
üzereyken, 12 Kasımda Düzce'de yaşanmış olan büyük deprem felaketiyle,
bir ay eksüre isteme durumunda kaldık.
Maalesef, 17 Ağustos depremine,
devletimiz ve halkımız hazırlıksız yakalandı. Meclis bir aylık yaz tatiline
girerken, Komisyonumuz görevine başladı ve bölgeye sık sık ziyaretlerde
bulunduk. Gidemediğimiz zamanlarda, özellikle o bölgedeki Komisyon üyesi
milletvekillerimiz sayesinde, gelişmeler konusunda, bölgeyi yakın gözlem
altında tuttuk ve deprem bölgesi ziyaretlerimiz ve komisyon üyelerimizin
bölgede sık sık gözlemleri neticesinde, Başbakanlık Kriz Masasını bilgilendirmeyi,
görevimiz gereği dışında, bir milletvekili gerekliliği içinde düşündük,
değerlendirdik ve olumlu olumsuz her gelişme sonrası, sorunların ve iyi
gelişmelerin tarafımızdan değerlendirilmesi yapılarak, Başbakanlık Kriz
Masasına ve ilgi duyan bakanlarımıza sunuldu.
Özellikle, depremle ilgili
komisyon çalışmalarımız esnasında, pek çok bürokratı, uzmanı dinleme fırsatı
bulduk. Özellikle Kızılay eski Başkanı Sayın Demir'i Meclise davet ettik
ve ilk şok durum esnasında Kızılayın içinde bulunduğu aciz konum hakkında
bazı milletvekillerimizin haklı sorularına Sayın Demir maruz kaldı ve biz,
özellikle deprem konusunda, Türkiye'nin hazırlıksız yakalanmasının gereği,
bundan sonra olası depremlerde bir daha böyle zor durumlar yaşanmaması
açısından, depremle direkt ilgili veya dolaylı ilgili olan kurumların yetkililerini
Meclise davet ettik, onları dinledik.
Şunu direkt olarak söyleyebilirim:
Bölgeye ilk esnada yaptığımız ziyarette, şok durumun hemen akabinde, belli
zorluklar belli bölgelerde yaşanmasına karşın, göreceli olarak, daha sonraki
ziyaretlerimizde, durumun iyileşmekte olduğunu da fark ettik; ama, koordinasyondaki
eksiklikleri, iletişimin bloke olmasını, kurtarma çalışmalarındaki yetersizlikleri,
Kızılayın sergilediği aciz durumu ve enkazların temizlenmesi konusundaki
sorunları söylemeden geçmek mümkün değil; ama, bunun başlıca sebebi, özellikle
Türkiye'nin doğal afet gerçeğini bilip de, yıllarca önce başlatılması gereken
hazırlık çalışmalarının yapılmamış olmasıdır. Ancak, hükümetimizin çok
geçmeden aldığı yerinde kararlarla, depremzedelerin önündeki belirsizlik
kalkmış, geçici barınmayla ilgili sorunlar çözülmüştür.
Bu büyük deprem sonrasında
12 Kasımda Düzce'de yaşanan ikinci deprem, birinci deprem sonrası görülmüş
olan olumsuzlukların yaşanmasına pek sahne olmamıştır. Özellikle koordinasyondaki
eksiklikler, 12 Kasım Düzce depreminde pek görülmemiştir; kriz masaları,
çok daha bilinçli, deneyimli valiler tarafından donatılmıştır. Ayrıca,
17 Ağustos depreminde yaşanmış olan iletişimdeki çöküş, ikinci depremde
görülmemiştir. Ancak, biz yine Komisyonumuza, özellikle Telekomdan yetkili
amiri, bizi bilgilendirmek üzere davet ettik ve 12 Kasımda Düzce'deki depremden
sonra, birinci depremde karşılaşılmış olan komünikasyon zorluklarının pek
yaşanmadığını kendileri ifade ettiler.
Ben, özellikle, konuşmamı,
çalışmamız sonucu hazırlanmış olan raporumuza yönlendirmek istiyorum: Haklı
olarak, bütün parti sözcüleri -ki, çoğu da, zannediyorum, bizim Komisyonumuzda
değerli görevler yapmış arkadaşlarımız olacaktır- kendi bakışlarıyla, çeşitli
boyutlarıyla depremi, deprem sonrasını, sorunlarıyla ve iyi gelişmeleriyle
ele alacaklardır. Ama, biz, raporumuzu, belli kaideler üzerinde, özellikle,
genel bilgiler ve Komisyon çalışmaları birinci bölümde, değerlendirmeler
ikinci bölümde, öneriler üçüncü bölümde yer almak üzere oluşturduk.
Raporumuzun birinci bölümü,
depremin tanımı ile ülkemizin deprem açısından dezavantajları, geçmişten
günümüze uzanan afet olayları, yasal düzenlemeler ve depremle ilgili kurumları
incelememizle başlıyor. Ayrıca, 1884 ile 1999 yılları arasında Türkiye'de
meydana gelmiş 6'dan daha büyük şiddetteki depremlerin tablosu raporumuzda
yer alıyor. 5 ile 6 şiddeti arasındaki depremlerin tablosunun sayfayı taşıracağı
düşüncesiyle, biz alıkoyduk, rapora yerleştirmedik; ancak, o büyük depremlerde
yüzyılı aşkın sürede meydana gelmiş ölüm olaylarının adet olarak tespitini,
raporumuzdaki tablonun bir önceki sayfasına yerleştirdik.
Şunu söylemek gerekir ki,
baktığınız zaman yüzyıllık periyoda, Türkiye, özellikle, Kuzey Anadolu
fay hattında doğudan batıya zaman zaman sallanıyor ve depremler, zaman
zaman çok şiddetli oluyor; hatta 6-7 şiddetinde büyük depremler yaşanıyor
ve yine baktığınız zaman coğrafyamıza, özellikle bölge haritamıza, o bölgede,
batıya doğru büyük yerleşim alanları bulunuyor, bu bölge, büyük nüfuslar
taşıyor ve ayrıca, endüstrimizin en büyük ağırlığı, en büyük kısmı bu bölgede
yer alıyor. Sadece birinci ve ikinci derece deprem bölgesi, Türkiye'de,
yüzde 70 oranında, ayrıca, üçüncü derece, dördüncü derece deprem bölgeleri
de söz konusu; yani, düşünün, birinci, ikinci derece deprem bölgesinin
hemen hemen yüzde 80'i, büyük sanayi tesislerine sahip olan bölge oluyor;
onun için, özellikle, alınması gereken tedbirler konusunda ciddî hazırlıklar
yapılması gerekli. Zaten, Komisyonumuz da bu amaçla sizlerin sayesinde
kuruldu ve çalışmamızı, hakikaten, bir uyum ve dayanışma içinde yürüttük;
bütün arkadaşlar arasında uyum vardı, kesinlikle, dar hesaplar yoktu; çünkü,
ülkemiz büyük bir afetle başbaşa kalmıştı, binlerce insanımızın yaşamı
son bulmuştu, onbinlerce insanımız yaralanmıştı ve zor durumda kalmıştı;
ayrıca, evsiz barksız insanlar, işsizler, bayağı önemli bir rakamı oluşturuyordu.
Değerlendirme bölümünde,
özellikle, kriz masaları, belediyelerin tutumları, kurtarma faaliyetleri,
deprem konusunda teknik olarak araştırma geliştirme çalışmaları, iletişim,
ulaşım, imar mevzuatı gibi konularda değerlendirmelerde bulunduk. Her bir
değerlendirme sonucunda bir öneriye ulaştık; yani, bir sorun var, o sorunun
çözümünü, raporumuzun sonunda, 39 maddeden oluşan öneriler paketinde sunduk.
Ben, önerilere özet olarak
girmek istiyorum. Öncelikle, kısa bir dönem için, Komisyon Başkanlığı gibi
önemli bir görevde bulundum ve bu görevin gereğinin bilinci içerisinde,
değerli arkadaşlarımızla birlikte, kesinlikle uyumlu bir çalışma içerisinde,
çok önemli öneriler geliştirdik. Türkiye, bundan sonra da doğal afet gerçeği
içerisinde var olacağına göre, bu sunduğumuz önerilerin kesinlikle gözardı
edilmemesi gerekir; yani, hazırladığımız raporumuzun Meclis arşivlerinde
tozlanmaması gerekir; bu, çok önemli, altı çizilecek bir olaydır değerli
arkadaşlar.
Önerilerimizin özellikle
1 inci maddesiyle ilgili, devlet, deprem konusunda ciddî bir politika oluşturmalıdır;
yani, bu politika, başlıbaşına kurulacak bir yapısal yönetim içerisinde
olmalı ve Türkiye'nin, depremle ilgili, makro düzeyde, bölgesel düzeyde
ve lokal düzeyde belli mevzi planları, imar planları yapılmalıdır.
2 nci ve 3 üncü önerilerimiz,
özellikle, bilimsel çalışmaları kontrol etmesi için, ayrıyeten araştırma
ve geliştirme çalışmalarını yürütebilmesi için bir "Deprem Araştırma Kurulu"
kurulmasını öngörüyor. Ayrıca, İçişleri Bakanlığı bünyesinde bulunan Sivil
Savunma Genel Müdürlüğü ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bünyesinde bulunan
Afet İşleri Genel Müdürlüğünün bir çatı altında toplanıp -o çatının üzeri
başkanlık mı olur, genel müdürlük mü olur, bakanlık mı olur- direkt olarak
Başbakanlığa bağlanmasında yarar vardır diye düşünüyoruz.
4'le 9 arasındaki öneriler,
en fazla Meclisimizi ilgilendiriyor. Burada, acilen Meclisten geçirmemiz
gereken, Türkiye'nin doğal afet gerçeği içerisinde değerlendirilmesi gereken
yasal düzenlemeler öneriliyor. Mesela, bu yasal düzenlemeler içerisinde,
imar mevzuatı birinci sırada yer alıyor; yani, bu şartlarda, bugüne kadar
gelmiş olan imar mevzuatıyla, depremlerin, bundan sonra alınması gereken
tedbirlerden gerektiği kadar nasibi, gerektiği kadar katkıyı alabilmesi
için, imar mevzuatının acilen Meclise gelip, son şekliyle, çağın gereksinimlerine
uygun şekliyle Meclisten geçmesi gerekiyor.
Ayrıca, 1580 ve 3030 sayılı
belediye yasalarının, Mecliste, elden geçmesi gerekiyor. Hazır, Genel Kurula,
yerel yönetimlerle ilgili yasa tasarısı gelecek; hiç, burada, önergelerle,
bu ilgili yasalarda yapılması gereken düzenlemeleri yapma durumunda kalmadan,
Sayın Bakanımız, bu bizim önerilerimizde yer alan 1580 ve 3030 sayılı belediye
yasalarında gerekli düzenlemeyi yapabilir ve bunlar, Meclise hazır bir
şekilde de gelebilir.
Aynı şekilde, 3360 sayılı
il özel idaresiyle ilgili ve 5442 sayılı il idaresiyle ilgili yasalarda
gerekli düzenlemelerin Meclisten geçmesi gerekiyor.
Bunlardan çok daha önemli
diyebileceğim, yapı sigortasının veya deprem sigortasının, acilen, yasal
baza oturtulması gerekiyor; yani, bundan sonra, vatandaşın dikkatsizce
yapmış olduğu binaların sebebi ve sorumlusu devlet olmamalı.
Tabiî ki, bugüne kadar, belediyelerin
takındıkları tavırlar, imar müsaadesi verdikleri yerlerin imar müsaade
şartlarına uymaması, yani, özellikle, hiç olmayacak alanların imara açılması,
maalesef, bu acı faturayı memleketimizin önüne getirmiştir.
10 uncu öneri, tüm illerde,
belediye teşkilatlarının, kendi bünyeleri içerisinde, afet planlaması ve
yönetim birimini oluşturmalarını gerekli kılıyor; yani, sadece Afet İşleri
Genel Müdürlüğü, Bayındırlık Bakanlığı, kurtarmayla ilgili Sivil Savunma
Genel Müdürlüğü veya bilimsel araştırma ve geliştirmeyle ilgili Deprem
Araştırma Kurulu meşgul olmasın, aynı zamanda, belediye sınırları içerisinde,
belediyeler, kendi bünyelerinde kuracakları bu yönetim birimiyle, olaylara
direkt olarak yön verebilsinler.
11 inci öneride "Kızılayın
kuruluş ve teşkilat yapısı gözden geçirilmelidir" deniliyor. Zaten, bizim
komisyonumuzun kurulmasının ardından, hemen akabinde, Meclisimiz, yine
oybirliğiyle karar vererek, Kızılayla ilgili araştırma komisyonunu kurdu.
Biz, değerli arkadaşlarımızla beraber, Kızılayla ilgili daha fazla öneri
geliştirmeyi uygun bulmadık; onun için, bu önerinin gereğinin yapılacağını
umut ediyoruz.
12 ile 17 arasındaki öneriler,
kurtarma faaliyetleriyle ilgili. Maalesef, 17 Ağustosta o acı olaydan sonra,
yabancı memleketlerden gelen kurtarma ekiplerine mecbur kalmamız, bütün
vatandaşlarımızı ve biz vekilleri de derinden üzmüştür. Oysa, daha önce,
üçyüz beşyüz kişiden oluşan o ordunun 10 misli, 20 misli daha fazla sayıda
kendi insanlarımıza eğitim verilerek, bilinçlendirilerek gönüllü kuruluşlar
oluşturulsaydı, o büyük felakette, belki daha fazla canlı insanımızı enkazların
altından kurtarma durumunda kalabilirdik; ama, bunu başaramadık; fakat,
bundan sonra başarmak zorundayız. Bakınız, orada, 17 Ağustos depremi enkazında
uğraş veren bir iki tane sivil gönüllü kuruluş vardı; ancak, 12 Kasım Düzce
depreminden sonra, âdeta, hiçbir teşvik görmeden, gönüllü kuruluşlar çoğaldı
ve hemen akabinde, Düzce depreminin ardından bölgeye intikal ettiler, kendi
ellerindeki yeterli veya yetersiz birtakım malzemelerle kurtarma çalışmalarına
başladılar. Miktarları iki üçün çok üzerindeydi, belki onbeş yirminin üzerindeydi;
yani, vatandaşımız duyarlı hale gelmeye başladı; yani, biz, 17 Ağustos
depreminin acı felaketinin sonrasında, depremle yaşamayı öğrenmeye başladık
değerli arkadaşlar.
12 ile 17 arasındaki öneriler
arasında, özellikle Meclisimize, yine önemli bir iş düşüyor; 7126 sayılı
Sivil Savunma Yasasını, Türkiye'de bütün Anadolu sathına yaygınlaştıracak
biçimde, yaygınlaştırma imkânı verecek yasal değişikliği yapmak zorundayız.
18 ile 20 arasındaki öneriler,
yaratılacak kaynakla ilgili. Biliyorsunuz, geçtiğimiz onlu yıllar içerisinde,
afetler ve sivil savunma fonları vardı ve bunlar, tamamen doğal afetlerle
ilgili kullanılırdı; şimdi, bütçenin içerisine sokuldu. Bunlar, derhal
serbest bırakılmalıdır ve ayrıca, kaynak çeşitlendirilmelidir, çoğaltılmalıdır.
21 ile 24 arasındaki öneriler,
mühendis ve müteahhitlerin sorumluluklarını içeren önerilerdir ve aynı
zamanda, binaların yapı kalitesini öngören önerilerdir. Biliyorsunuz, mühendislerle
ilgili, halen 1934 yılında çıkmış olan mimar ve mühendislerin yetki ve
sorumluluklarıyla ilgili yasa mevcuttur ve düşünün, onlu yıllar geçmiştir;
artık, bu, hükmünü kaybetmiştir. Bu yasanın acilen değişmesi lazım. Her
mühendislik odasının ayrı meslek yasalarının çıkarılmasında yarar vardır.
Burada, yine, Meclisimize önemli bir görev düşmektedir.
Ayrıca, yapı kalitesi çok
önemlidir. Örneğin, Türkiye'de beton harcı, daha henüz, birtakım bölgelerde,
elle karıştırılmaktadır. Vibratör kullanılmadan karıştırılmanın elle olmasının,
her ne kadar kaliteli malzeme kullanılırsa kullanılsın, kesinlikle randıman
vermesi mümkün değildir; bunu, uzmanlar söylüyor. Ayrıca -çok önemli bir
bilgidir bu- Türkiye'de, üzülerek söylüyorum, daha halen, trasslı çimento
satılıyor. Trasslı çimentonun yüzde 30'u toprak -mukavemetli topraktan-
yüzde 5'i harç, geri kalan yüzde 65'i de klinker denilen çimentonun özünden
oluşuyor. Oysa, hiçbir Batı ülkesinde, bu çimentonun inşaatlarda kullanılmasına
rastlamak mümkün değildir. Değerli arkadaşlar, Türkiye'de, halen, bazı
bölgelerde -duyumumuz vardır- bu çimento, sadece sıvalarda kullanılması
gerekirken, sadece bahçe duvarları örmede kullanılması gerekirken, binalarda
kullanılmaktadır. Bu, çok büyük hatadır ve bakın, 17 Ağustos sonrası ve
12 Kasım sonrası, Marmara depremi bölgelerini oluşturan illerde yapılan
testlerde ve ayrıca Düzce depremindeki alanda yapılan kalite kontrol testlerinde,
bu yıkılmış olan binalardan alınan beton parçalarında, o çimento kalitesinin,
zorunlu olan BS-20 kalitesini karşılamadığı, uzmanlar tarafından söylenmiştir.
BS-8, BS-12 kalitesindeki çimento kullanılmıştır o yapılarda; yani, o gösteriyor
ki, trasslı çimento yani yüzde 65'i klinker olan çimento o yapılarda kullanılmıştır
ve üzülerek söylüyorum, Türkiye'de halen o çimento kullanılmaktadır. O
çimentonun taşıyıcı özelliği olmadığı için, kullanılması derhal yasaklanmalıdır
ve trasslı çimento torbalarının üzerine etiket yapıştırılarak, o çimentonun
satılmasının yasaklanması gereklidir; bunu da derhal, Afet İşleri Genel
Müdürlüğünün yapması gereklidir; bu çok önemli bir konudur. Bunu sadece
ben söylemiyorum...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Mutman, size
2 dakika süre veriyorum; toparlayınız.
(10/66, 67, 68, 69, 70) ESAS
NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ATİLLA MUTMAN (Devamla) –
... aynı zamanda "kamuoyuna duyuru" başlığı altında, Türk Hazır Beton Birliği
Yönetim Kurulunun yayımladığı bildiride de söylüyorlar, bunu kendileri
söylüyor; yani, Türk Hazır Beton Birliği Yönetim Kurulunu oluşturan kişiler,
zaten büyük çimento fabrikalarının temsilcileri, bunlar söylüyor; diyorlar
ki: "Eğer siz, zorunlu gördüğünüz BS-20 kalitesini tutturacak çimentoyu
piyasada yasal satış haline sokamazsanız, halen trasslı çimentolar satılıyorsa,
diğer bölgelerde yüksek şiddette deprem söz konusu olduğunda, o binalar
yerle bir olur." Bunlar gerçeklerdir değerli kardeşlerim.
25 ile 27 arasındaki öneriler,
zemin etütleriyle ilgilidir. Zemin etütleri zorunlu görülmelidir. Ayrıca,
deprem riski yüksek olan bölgelerde, kaya düşmesi, çığ ve heyelan olan
alanların kesinlikle yerleşime açılmalarına müsaade edilmemelidir.
28 ile 38 arasındaki öneriler,
özellikle bu son depremde yaşanmış veya bu depremle açığa çıkmış sorunlara
yöneltilmiş önerilerdir; onları kısaca geçiyorum: Toplumun doğal afetlerle
ilgili bilinçlendirilmesi, yaygın eğitim programları, deprem bölgesindeki
vatandaş ve çocuklarımız için rehabilitasyon çalışmalarına önem verilmesi,
bir afet anında bloke olmayacak haberleşme sisteminin kurulması; Tüpraşta
çıkan yangından hareketle, tehlike yaratabilecek tesislerin, belli bir
zaman dilimi içerisinde, deprem riski az olan bölgelere taşınması; hasar
tespit çalışmalarının deneyimli elemanlarca yapılması; davaların çok olmasından
dolayı, deprem bölgesine savcı ve hâkim gönderilmesi; sık sık deprem senaryoları
yapılması gibi önerileri içermektedir.
Sözlerime son verirken, alınması
gereken tedbirlerin başında, sağlam zemine sağlam bina olduğunu asla unutmamak
gerekir diyorum değerli arkadaşlarım.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
(10/ 66, 67, 68, 69, 70)
ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ATİLLA MUTMAN (Devamla)
– Umut ediyorum ki, araştırma raporundaki önerilerin gereği yapılacak,
deprem felaketleri öncesi, ülkemiz daha hazırlıklı hale gelecektir.
Hepinize saygılar sunarım.
(Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Mutman.
Doğru Yol Partisi Grubu adına,
Bursa Milletvekili Sayın Teoman Özalp. (DYP sıralarından alkışlar)
DYP GRUBU ADINA TEOMAN ÖZALP
(Bursa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizde meydana gelen
deprem felaketi konusunda yapılan çalışmaların tüm yönleriyle incelenerek
alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 104 üncü ve 105 inci maddeleri uyarınca, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulunun 27.8.1999 tarihli birleşiminde alınan karar gereği
kurulan Meclis Araştırması Komisyonu çalışmalarını tamamlayarak, raporunu
Yüce Heyetinize sunmuş bulunmaktadır.
(10/ 66, 67, 68, 69, 70)
esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerinde, Doğru Yol Partisi
Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım
adına, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli millletvekilleri;
öncelikle, 17 Ağustos 1999 ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde meydana gelen
deprem felaketleri nedeniyle hayatını kaybedenlere bir kez daha Yüce Tanrı'dan
rahmet, yakınlarına ve tüm milletimize başsağlığı diler, bu gibi felaketlerin
bir daha yaşanmamasını Cenabı Hak'tan niyaz ederim.
Hepimizin malumu olduğu üzere,
17 Ağustos 1999 Salı günü saat 03.02'de meydana gelen, merkez üssü Kocaeli
olmak üzere, İstanbul, Sakarya, Yalova, Bolu, Bursa, Eskişehir ve Zonguldak
İllerimiz ile bu illerimize bağlı ilçelerimizde meydana gelen deprem, mal
ve can kaybı açısından, cumhuriyet tarihimizin en büyük depremi olmuştur.
Akabinde meydana gelen Düzce-Kaynaşlı depremi, yaralarımızı bir kez daha
derinleştirmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ülkece geçirdiğimiz bu büyük felaketlerden ders almak, gelecekte olabilecek
her türlü doğal felaketlere hazırlıklı olmak, can ve mal kaybını o derece
azaltacaktır. Devletimizce alınan deprem öncesi ve sonrası tedbirler, görüşülmelidir.
Kamu ve özel bina inşaatları, temelden itibaren denetlenmelidir. Sivil
Savunma birliklerinin yetersizliği karşısında, bu birlikleri yeniden yapılandırmak,
teknolojik imkânlarla donatmak gerekir. Ayrıca, bu noktalardan hareketle,
yasal boşluklar tespit edilmeli ve yasal boşluklar, çıkarılacak yasalarla
doldurulmalıdır. Mevcut sorunlar yerinde incelenmeli ve gelişmiş ülkelerin
uygulamaları da dikkate alınarak, sorunların bütünüyle araştırılması ve
çözümler üretilmesi gerekir. Ayrıca, başarılı bir çalışma yapmış bulunan
Komisyonun bu çalışmalarının da çok iyi analiz edilerek önlemlerin alınması
şarttır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
insan aklı, yaşanması olası birtakım tehlikeleri önleyebildiği ölçüde değerlidir.
Yüce Meclis, raporda saptanan gerçekleri ve önerileri yasal düzenlemeye
dönüştürmek için yeni bir doğal afetin yaşanmasını beklememelidir. 57 nci
hükümet, ülkemizin, her an, burun buruna yaşadığı doğal afetlerle ilgili
çalışmaları değerlendirip, bugüne kadar görülen aksaklıkları ortadan kaldıracak
kanun tasarılarını Yüce Meclise getirmelidir. Biz, Doğru Yol Partisi olarak,
pozitif siyaset adına, gerekli desteği vereceğimizi, buradan açıkça ifade
ediyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
araştırma komisyonunun hazırlamış olduğu bu raporun, Yüce Meclis tarafından
ayrı bir önemde değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Komisyonun
incelediği bu konu, ülkemizin mevcut şartlarını ve yapısını anlatan bir
konudur. Bilim adamlarının ifade ettiği gibi, artık, depremle yaşamaya
alışmalıyız. Bu nedenle, her birimiz, bu konuyu, partisel ve bireysel çıkarlarımızın
üzerinde değerlendirmeliyiz. Yüce Meclis, deprem araştırma komisyonunun
raporunu irdelerken, anayasal bir gereğin yerine getirilmesi gibi düşünmemeli;
çözümü bir an önce getirmelidir. Bu komisyon raporu, arşivin tozlu raflarında
ve bilgisayar disketlerinde kalmamalıdır. Şayet, bu Parlamento, doğal afetler
konusunda gerekli düzenlemeleri yapmazsa, büyük bir vebal altında kalacaktır;
bunun sorumluluğunu da mevcut 57 nci cumhuriyet hükümeti taşıyacaktır.
Doğal afetler konusunda, sorunu çözümleyici her türlü yasal düzenlemeyi
desteklemeye hazır olduğumuzu, burada ifade etmek istiyorum. Bizim, bu
iyi niyetli yaklaşımımız dikkate alınmazsa, bütün sorumluluk da mevcut
hükümetin olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
17 Ağustos 1999 depreminden sonra, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Prof.
Dr. Sayın Tansu Çiller'in, derhal deprem bölgesinde olağanüstü hal ilan
edilerek, koordinasyonun sağlanması ve devletin gücünü vatandaşın hissetmesi
yönündeki uyarıları dikkate alınmamıştır. Mevcut komisyon raporunda da,
koordinasyon eksikliği açıkça ifade edilmektedir. Erzincan ve Dinar depremlerinde
başarılı bir sınav vermiş bulunan Doğru Yol Partisi Liderinin uyarıları
dinlenmeyerek, devlet sıkıntıya düşürülmüş, vatandaş kendi kaderine terk
edilmiştir. İnanın, o dönemde, milletin kendi dayanışması olmasa, durum
çok vahim olurdu. Ben, iddia ediyorum ki, devletin kurumları arasında koordinasyonun
verimli bir şekilde sağlanması imkânı olsaydı, can kaybında önemli bir
azalma olurdu. Böyle doğal felaketlerde, muhalefetin olumlu uyarılarını
dikkate almak ve o görüşlerden istifade etmek gerekir. Mevcut hükümet,
o günlerde, muhalefetin olumlu uyarılarını ve önerilerini dikkate almamıştır.
Umarım, bütün partilerin önerileriyle kurulan bu komisyonun raporunda belirtilen
hususları bir an önce uygulamaya koyar.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
ülkemizde, deprem yeni yaşanan bir olay değildir. Daha geçtiğimiz sekiz
yılda, 5 büyük deprem olmuştur; Erzincan'da, Dinar'da, Ceyhan'da, Kocaeli'de
ve Düzce'de büyük depremler olmuştur. Yüzyıllardır ülkemizde deprem olmaktadır.
Her doğal afet sonrası, zararların
azaltılması amacıyla önemli değişiklikler olmaktadır. Bu politika değişikliklerini
ele aldığımızda, 1944 öncesi, 1944-1958 arası ve 1958 sonrası olarak değerlendirebiliriz.
1944 öncesine bakarsak, doğal
afetler ve özellikle depremlerde, insanlara yardım etme geleneği çok eski
tarihlere uzanmaktadır. Bu konuda ilk yazılı örnek, 14 Eylül 1509 tarihinde
meydana gelen İstanbul depreminde görülmektedir. 13 000 insanın öldüğü
rivayet edilen ve 109 cami ve 1 047 yapının yıkıldığı bilinen bu depremden
sonra, zamanın Osmanlı Padişahı II. Bayezit, çıkardığı bir fermanla, yeniden
ev yapmak amacıyla, aile başına 20 altın bağışta bulunmuştur; ayrıca, bu
fermanla, deprem sonrası İstanbul'un yeniden imarı için 50 000 usta görevlendirilmiş
ve 14 ilâ 60 yaş arasındaki erkeklerin inşaat işlerinde çalışmaları emredilmiştir.
Deniz kenarındaki dolgu zeminler üzerinde ev yapmak yasaklanmış ve ahşap
karkas -yani, bağdadî dediğimiz, ahşap karkas- ev yapımı teşvik edilmiştir
değerli milletvekilleri.
1848 yılından önce, depremle
ilgili alınan kararlar, deprem öncesi mal ve can kaybını önleyici kararlar
olmayıp, deprem sonrası yaraları sarmak olarak nitelendirilebilir.
1848 yılında çıkarılan Ebniye
Nizamnamesiyle yapılaşmalarda bazı kurallar getirilmiştir. 1882 yılında
çıkarılan Ebniye Nizamnamesiyle de, belediye teşkilatı olan yerlerde, altyapı
ve yolların düzenlenmesi konusu -yapılarla ilgili- esasa bağlanmıştır.
1923 yılında, cumhuriyetin
ilanıyla birlikte, yapılaşmalara ve yerleşmelere yeni esaslar getirilmesi,
Mübadele, İmar ve İskân Bakanlığının Kuruluşu başlamış; ancak, bu bakanlık,
bir yıl sonra kaldırılmıştır.
1930 yılında yürürlüğe giren
1580 sayılı Belediye Kanunu, 1933 yılında 2290 sayılı Belediye Yapı ve
Yolları Kanunu çıkarılmış, daha sonraları da, bu kanunlarda çeşitli değişiklikler
yapılmıştır.
Böylece, Osmanlı İmparatorluğu
döneminden bu yana uygulanmaya devam edilen Ebniye Nizamnamesi, 4 - 5 madde
dışında, uygulamadan kaldırılmıştır.
1944 - 1958 yılları arasına
bakarsak, 26 Aralık 1939 büyük Erzincan depremi sonrası ülkemizde vuku
bulan Niksar-Erbaa, Adapazarı-Hendek, Tosya-Ladik, Bolu-Gerede depremlerinde
43 319 kişinin ölmesi, 75 000 kişinin yaralanması ve 200 000 civarında
yapının yıkılması sonucu, deprem öncesi ve sonrası zararları azaltmak amacıyla,
18 Temmuz 1944 tarihinde, 4623 sayılı Yer Sarsıntılarından Evvel ve Sonra
Alınacak Tedbirler Hakkında Kanun çıkarılmıştır. Bu dönemin en önemli değişikliği
de budur.
1958 sonrasına bakarsak,
ülkemizde doğal afet zararlarının azaltılması çalışmaları açısından önemli
politika değişikliklerinin yaşandığı ve uluslararası alandaki yeni gelişmelere
paralellik sağlandığı yıllar olmuştur. İmar ve İskân Bakanlığının, 1958
yılında, 7116 sayılı Kanunla Bayındırlık Bakanlığından ayrılması, en önemli
gelişme ise, 15.5.1959 tarihinde, çeşitli değişikliklerle bugün hâlâ ayakta
duran, 7269 sayılı Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirler
ile Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun çıkarılması olmuştur. Ayrıca, doğal
afetler sonrası acil yardım ve kurtarmayla ilgili olarak, 7126 sayılı Sivil
Müdafaa Kanunu çıkarılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
her deprem sonrası birçok yasa çıkmasına rağmen, afet zamanlarında bir
organizasyon eksikliği dikkati çekmektedir. Çağdaş afet yönetimi ve doğal
afetlerle mücadele, her şeyden önce, doğadaki mevcut tehlikelerin doğurabileceği
zararları azaltabilmek için, doğanın en akılcı yol ve yöntemlerle kullanılması
gerekir. Doğal afetle mücadele için, en sade vatandaştan en yetkili makamlara
kadar, herkese görev ve sorumluluklar düşmektedir. Öncelikle, doğal afet
zararlarının, doğal afetler olmadan alınacak yasal, idarî ve teknik önlemlerle
azaltılabileceğine inanmak ve uygulanacak afet sistemini buna göre düzenlemek
gerekir.
Doğal afetlerde meydana gelen
zararlara baktığımızda, hızlı nüfus artışı ve göçlere bağlı olarak, denetimsiz
şehirleşme ve sanayileşme, yasa ve yönetmeliklere aykırı olarak yapılan
kaçak ve çarpık yapılaşmalar; ayrıca, imar afları, kırsal kesimde kontrolsüzlük;
merkezî yönetim, yerel yönetim, özel sektör ve halk arasındaki koordinasyonun
sağlanamaması; her kademedeki bilgi, eğitim ve denetim eksikliği göze çarpmaktadır.
Depremde hasar gören yapılarda görev alan müteahhit ve kontrolörlere dava
açılmaması veya cezaların caydırıcı olmaması; üniversitelerimizin, inşaat
mühendisi, mimar, şehir plancısı ve yer bilimcisi yetiştiren fakültelerinde
doğal afetle ilgili fazla eğitimin verilmemesi...
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
deprem sonrası, depremden zarar gören bazı belediyelerin mağdur edildiği
ortadadır. Geçen hafta, Bursa İlimizin bazı ilçelerini gezdim. İnanın öyle
şikâyetler var ki, şaşırmamak elde değil. Aynı şikâyetleri bazı milletvekilleri
daha önce dile getirmişlerdi. Orhangazi İlçemize bağlı belde belediyelerinin
bir kısmı 17 Ağustos 1999 tarihindeki depremde zarar görmüştür. İktidara
mensup belediyelerin genel bütçeden aldıkları payların çarpım katsayısı
artarken, muhalefet partilerine mensup Narlıca, Sölöz, Yeni Sölöz, Demirtaş
ve Boyalıca Belediyelerinin genel bütçeden aldıkları payların çarpım katsayısı
artırılmamıştır. Bu açıkladığım belediyeler, depremden zarar gören belediyelerdir.
Aynı durum, İzmit-Kuruçeşme belde belediyesinin ve daha birçok belediyenin
başına gelmiştir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
devlet olmak, devleti yönetmek o kadar kolay değildir. Devleti yönetenler,
tüm kişi ve kurumlara eşit şekilde davranmak zorundadır. Bu bendendir,
bu benden değildir mantığı yanlıştır. Bu yanlışı yapanlar, erdemlilik gösterip,
söz konusu yanlışlarından derhal dönmelidirler.
Ayrıca, deprem bölgesinde,
bu kış ayında çadırdan prefabrike evlere taşınmayla ilgili problem vardır.
Söz konusu problemin ana kaynağı, çadırdan prefabrike evlere taşınılınca
verilen 100 milyon liralık kira yardımı ile yemek yardımının kesilmesidir.
Devlet aynı yardımı devam ettirdiği takdirde, prefabrike evlere taşınma
işlemi kolaylaşacak, dolayısıyla da, vatandaş, bu ağır kış şartlarında
kısmen de olsa rahatlayacaktır. Bunun neticesinde, devlete güven yeniden
tesis edilmeye başlanmış olacaktır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
doğal afetlerde can ve mal kaybını asgarî düzeye indirecek tedbirler şu
şekilde özetlenebilir: Yapı sigortası, meslek sigortası, sertifikalı mühendislik,
Devlet İhale Yasası, inşaat müteahhitliği sistemi, inşaat malzemelerinin
standartlara uygunluğu ve denetlenmesi derhal sağlanmalıdır.
Ülkemiz deprem kuşağında
olduğuna göre, bir afet işleri müsteşarlığı kurularak, kurtarma, yardım
ve koordinasyonun bu kurum tarafından yerine getirilmesi gerekir. Ayrıca,
sivil savunma hizmetlerinin de buraya bağlanması faydalı olacaktır.
Doğal afetten sonra, devletin
bir sigorta şirketi gibi görev yapması yerine, deprem bölgelerinde, afet
öncesi deprem sigortasını teşvik edecek yasaları bir an önce çıkarmalı
ve bu yönde çalışmalar yapılmalıdır.
Fennî mesullüğün yerine sertifikalı
mühendislik derhal getirilmelidir. Kalifiye kalfa ve usta yetiştirmek için
tedbir alınmalıdır. Ayrıca, halen yürürlükte olan 7269 sayılı Kanun, daha
sonra çıkarılan 4123 ve 4133 sayılı Kanunlar tek bir yasa halinde, çerçeve
yasa hazırlanmalıdır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
deprem, saniyelerle ölçülen çok kısa bir süreçtir ve yapılacak işlerin
sayısı yok denecek kadar azdır. Bu nedenlerle, deprem öncesi çalışmalar
son derece önemlidir.
338 sıra sayılı deprem araştırma
raporunun 39 maddelik öneriler bölümü çok iyi tahlil edilerek tozlu raflarda
kalması engellenmelidir; çünkü, 345 sıra numaralı Meclis araştırma raporu
25 Kasım 1997 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmüş
ve bugün, burada konuşulan tüm konular, o dönemde tartışılmıştır. Ancak,
55 ve 56 ncı cumhuriyet hükümetleri, konuya gerekli duyarlılığı göstermeyerek
17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen depremin olumsuz koşullarına zemin
hazırlamışlardır.
25 Kasım 1997 günü Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda konuşma yapan hatiplerin bazı ifadelerine
yer vermekte fayda görüyorum.
BAŞKAN – Sayın Özalp, son
1 dakikanız efendim.
Buyurun.
TEOMAN ÖZALP (Devamla) –
Sayın Cengiz Altınkaya: "Bu komisyonun üyesi olan, olmayan bütün milletvekillerimizi
zahmet edip bu raporu okumaya davet ediyorum. Ülkemizin insanlarını seviyorsak,
sadece lafla değil, sadece mikrofonla değil, yürekten seviyorsak, geliniz,
bu raporun sonunda önerilen bütün teklifleri kanun haline getirelim."
Sayın Osman Hazer: "Ana politika
olarak, bir afet anında, gerek merkezde gerekse yerel ölçekte etkili bir
afet yönetimi uygulanmasını sağlayan yeni bir afet yasasına ihtiyaç duyulmaktadır."
Sayın Abdülkadir Akgöl: "Ülkemiz
dünyanın en aktif deprem kuşaklarından olan Akdeniz-Alp-Himalaya deprem
kuşağında olduğundan, nüfusumuzun yaklaşık üçte 2'si, her an büyük bir
depremle karşılaşabilecek bölgelerde yaşamaktadır. Derhal bu konuyla ilgili
çalışma yapılmalıdır."
Konuşmalar böyledir değerli
arkadaşlarım...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – 2 dakika eksüre
veriyorum, toparlayınız efendim.
TEOMAN ÖZALP (Devamla) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Görüldüğü üzere, o tarihlerde,
bu olaylar, iktidara ve muhalefete mensup milletvekillerince dile getirilmiş;
ama, 55 ve 56 ncı hükümetler bu konuya duyarlılık göstermemiştir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
o gün iktidarda bulunan Demokratik Sol Parti ve Anavatan Partisi bugün
de iktidardadır. 345 sıra sayılı komisyon raporunu niçin dikkate almamışlardır?
Bu soruya öncelikle bir cevap vermek zorundadırlar. Yüce Meclisin inceleme
yaparak hazırlamış olduğu raporu dikkate almış olsalardı, bu araştırma
komisyonuna gerek duyulur muydu? Can ve mal kaybının bu kadar fazla olması
önlenemez miydi?
Çadırda ve prefabrike evlerde
kalanlara da, aylık ödenmek şartıyla, 100 milyon nakdî yardım yapılmalıdır.
Bu sağlandığı takdirde depremzedeler prefabrike evlere taşınacaklardır.
Bu yerleşim alanlarında kalanların
çoğu işini kaybetmiştir; akşam evine getireceği bir lokma ekmek veya çocuğuna
vereceği şeker parası dahi yoktur. Hatta, minibüse binecek parasının dahi
olmadığı ifade edilmektedir. Bu durum çözülmediği takdirde çeşitli sıkıntıları
beraberinde getirecektir.
Bu yıl, çadır ve prefabrike
evlere yerleşme işlemiyle geçmiştir; fakat, kalıcı konutların ihalesinin
hâlâ yapılmaması, gelecek yıl için büyük sıkıntı doğuracaktır. Kalıcı konutlara
süratle başlanmalı ve gelecek yıl kurtarılmalıdır. Derhal ihale yapılmadığı
takdirde, depremzedeler, gelecek yıl da kış aylarında çadır ve barakalarda
kalacaklardır. Kışı, yine aynı yerlerde geçireceklerdir.
Değerli milletvekilleri,
kamuoyunda sıkça tartışılan bir konuyu da, bu vesileyle, burada, aktarmayı
uygun buluyorum. Bilindiği gibi, basında deprem yardımlarının nasıl harcandığı
konusunda tartışmalar çıkmış, hatta, bu hususta, bir hükümet yetkilisinin
basında çıkan sözleri yer almıştır; memur maaşlarının deprem yardımlarından
ödendiği belirtilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
TEOMAN ÖZALP (Devamla) –
Gerçekten, deprem yardımları amacı dışında kullanıldıysa, durum çok vahimdir.
Hükümetin, harcamaları nasıl yaptığı ve toplanan iç ve dış yardımlarla
ilgili olarak Meclisimizin detaylı olarak bilgilendirilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçeleri de göz önüne alarak, 57 nci hükümetin, mevcut bulunan 338
sıra sayılı komisyon raporunu önemle ele almasını temenni ediyorum.
Ülkemizin bir daha böyle
üzücü doğal afetlere maruz kalmamasını diler, Yüce Heyete saygılarımı sunarım.
(DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Özalp.
NEVZAT ERCAN (Sakarya) –
Ne olacak, yani, burada önemli bir şey konuşuluyor; biraz daha eksüre verseniz...
BAŞKAN – Efendim, prensibim
gereği vermiyorum.
NEVZAT ERCAN (Sakarya) –
Nedir yani bu?!
BAŞKAN – Efendim, ben, İçtüzüğü
uyguluyorum.
İkinci söz, Anavatan Partisi
Grubu adına, Eskişehir Milletvekili Sayın İbrahim Yaşar Dedelek'in.
Buyurun efendim.
NEVZAT ERCAN (Sakarya) –
Sayın Başkan, sizin, konuya göre duyarlı olmanız lazım. Burada depremle
ilgili bir araştırma komisyonu raporunun önemli sonuçları tartışılıyor;
5 dakika daha konuşsa ne olur?..
BAŞKAN – Efendim, 20 dakikada
her şeyi söylerler.
NEVZAT ERCAN (Sakarya) –
Konuşsun arkadaşlar; dinleyelim, yararlanalım.
BAŞKAN – Sayın Ercan, konuşmacılar
kürsüdeyken, çoğu dinlemiyor, herkes kendi arasında konuşuyor; ben, buradan
görüyorum.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Biz
dinliyoruz...
MURAT AKIN (Aksaray) – Biz
dinliyoruz...
BAŞKAN – Arada bir!..
KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne
demek arada bir; biz, devamlı dinliyoruz.
NEVZAT ERCAN (Sakarya) –
Zabıtlara geçiyor; o bakımdan söylüyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Dedelek.
ANAP GRUBU ADINA İBRAHİM
YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
17 Ağustos 1999 tarihinde ülkemizde meydana gelen deprem felaketi konusunda
kurulan deprem araştırma komisyonu raporuyla ilgili Grubum adına söz almış
bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, hepinizi en derin saygılarımla
selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
17 Ağustos 1999 tarihinde, saat 03.02'de, Kocaeli, Sakarya, Bolu, Yalova
başta olmak üzere, İstanbul, Eskişehir, Bursa ve Zonguldak'ta büyük bir
deprem afeti meydana gelmiştir. Geniş bir coğrafyada etkisini gösteren
7,4 büyüklüğündeki deprem, 20 000'e yakın can kaybına, 100 000 civarında
konut ve işyerinin yıkılmasına veya ağır hasarına neden olmuştur.
Bu büyük felaketin yaraları
sarılmaya çalışılırken, 12 Kasım 1999 tarihinde, Düzce ve Kaynaşlı'yı etkisi
altına alan, 895 insanımızın ölümüne yol açan ikinci bir deprem afeti vuku
bulmuştur.
Bu depremlerle birlikte,
son yıllarda ülkemizde meydana gelen depremlerde 80 000 can kaybı olmuş
ve 500 000'in üzerinde konut yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Yapılan
istatistiklere göre, ülkemizde her dört yılda bir yıkıcı depremler vuku
bulmaktadır.
17 Ağustos depremi, şiddeti,
yaygınlığı, etkilediği nüfus itibariyle dünyada meydana gelen depremlerin
en büyüklerinden biri, ülkemizde ise yaşanan en büyük depremdir. Bu kadar
geniş bir coğrafyada meydana gelen bu depremde, ne kadar önlem alınırsa
alınsın can ve mal kaybının olması kaçınılmazdı; ancak, deprem öncesi alınması
lazım gelen tedbirlerin yetersizliği, bu konuda sivil savunma örgütlerinin
eğitimsizliği, depremlerle ilgili ulusal, bölgesel ve kentsel planlamaların
zamanında ve yeterince yapılamaması, bu depremde can ve mal kaybının daha
fazla olmasına neden olmuştur.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
1950'li yıllardan itibaren ülkemizde köylerden kentlere hızlı bir göç başlamış,
1950'li yıllarda köy nüfusu yüzde 75, kent nüfusu yüzde 25 iken, 2000 yılında
bu oran tam tersine dönmüştür. Bu hızlı nüfus değişimine karşı, maalesef,
yeterli önlemler alınamamış; köyden kente gelen insanımız başını sokacak
barınağını plansız, programsız, sağlık ve altyapı şartlarından yoksun hazine
arazilerine ve hisseli parsel dediğimiz tarım arazilerine yapmışlardır.
Belediyelerimiz, acilen yapılması
gereken imar planlarını hazırlatıp uygulamaya koyamadığı gibi, mantar gibi
çoğalan kaçak yapıların elektrik ve sularını bağlayarak, bunları yasal
hale getirmişlerdir. Özellikle, büyük kentlerimizi dolduran kaçak yapıların
yıkılması yerine, zaman zaman çıkarılan imar afları, bu tür kaçak yapılaşmaya
büyük bir prim vermiştir.
Bu hızlı nüfus değişimi sürecinde
kent nüfusu çoğalırken, deprem, sanayileşme, ulaşım ve kentleşmeyle ilgili
master planlar, maalesef, yeterince yapılmamıştır. Ayrıca, belediyelerimizin
yeni imara açtığı alanların hiçbirisinde jeolojik etütler yoktur. Son depremin
büyük çapta etkilediği alanların birinci derece tarım arazisi olduğu da
bir gerçektir.
Ulusal, bölgesel ve kentsel
planlamaların gecikmesi, sağlıklı ve düşünülerek yapılmaması, sanayileşme
ve kentleşme alanlarının geniş bir satıh yerine, dar bir bölgeye sığdırılması,
son depremdeki büyük kayıplarımızın ana nedenidir.
Türkiye coğrafyasının beşte
1'ini kapsayan bu bölgede, Türkiye nüfusunun yüzde 42'si barınmaktadır.
Yine, Türkiye sanayisinin yüzde 43'ü bu bölgede kurulmuştur. Bu da, uzun
yıllardan bu yana, yapılan bölgelerarası dengesizlikleri ve eşitsizlikleri
gözetmemenin, planlama süreçlerinden kopmuş olmanın somut bir göstergesidir.
Şehircilik ilkeleri ve planlama
kuralları, Yalova'da olması gereken nüfusu, bugün, bizim karşımıza 7 katı
olarak çıkardıysa, bu yığılma Gölcük'de, bu yığılma Değirmendere'de, Karamürsel'de
ve diğerlerinde de oluştuysa, kentin kuruluşundan bugüne kadar, iki üç
sefer yıkıcı depremlere sahne olan Adapazarı'nda yeniden şiddetli deprem
olduysa, Türkiye'de bir şeylerin atlanmış olduğunu görüyoruz.
Deprem üzerine yapılan bilimsel
tartışmalarda, deprem bölgesi, bir satıh değil, bir hat olarak ele alınmaktadır.
Oysa, Türkiye'deki yerleşim alanlarının -sadece, Körfez, Marmara için söylemiyorum-
yüzde 95'i deprem kuşakları üzerine kurulmuş olup, sanayisinin yüzde 98'i
ise risk taşıyan bu alanlardadır. Yani, Türkiye'nin hemen hemen her yerinde,
aynı şiddet ve aynı büyüklükte depremlerin olması muhtemeldir.
Türk toplumu, depremlerle
iç içedir ve depremlerle yaşamak zorundadır diyoruz; ancak, bu gerçeği
ifade ederken, depremler karşısında alacağımız önlemleri de beraberinde
getirmemiz şarttır. Deprem öncesi alınacak önlemlerin yetersizliği ve yine,
deprem esnasında acil yardım, kurtarma, arama çalışmalarındaki başarısızlığımızı
kabul etmemiz gerekir. Bu depremden sonra alınacak önlemleri bilimsel bir
şekilde araştırarak ve yeni bir örgütlenmeye başlayarak, kısa bir zamanda,
afetlerle ilgili büyük bir organizasyon yapmamız artık zarurî hale gelmiştir.
Halkın deprem felaketlerine karşı eğitilmesinden, devletin kurum ve kuruşlarının
depreme karşı bilimsel bir anlayışla örgütlenmesi için, büyük ve ciddî
bir çalışmaya ihtiyaç vardır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
17 Ağustos 1999 depreminde gördüğüm eksiklikleri ve alınacak önlemleri
sizlere arz etmeye çalışıyorum. Sivil savunma teşkilatının deprem afetlerine
karşı hazırlıksız ve eğitimsiz olduğunu, geçirdiğimiz bu depremde gördük.
Kurulduğundan bugüne kadar, sadece klasik ve nükleer savaş hallerindeki
kurtarma çalışmaları dışında hiçbir eğitim almayan sivil savunma teşkilatımızın
bünyesindeki eleman sayısı yetersiz, teknik eleman sayısı yok denilecek
kadar azdır. Sivil Savunma Genel Müdürlüğünün bir daire başkanı, Meclis
deprem araştırma komisyonumuza gelip bilgi verdiğinde, şu çarpıcı örnekleri
kendisinden aldık ve bunları size aktarmak istiyorum:
Şu anda, Sivil Savunma Genel
Müdürlüğü bünyesinde inşaat mühendisi, mimar yok, yani yapıyla ilgili eleman
yok, kadrolu iki mühendisleri var; birisi elektrik, diğeri ise bilgisayar
mühendisi. Ayrıca, il müdürlerinin tamamı teknik vasıflı olmadığı gibi,
tekniker vasfında elemanları da olmayan bir kuruluş halindedir. İl müdürlüklerinde,
daha önceden hazırlanarak bilgisayara yüklenmiş mahalle, semt, cadde, sokak
krokileri ile mevcut binaların krokileri yoktur. Oysa, belediyelerle müşterek
yapılacak bir çalışmayla, kentin tüm binalarının planları çıkarılabilmiş
olsaydı, deprem sonrası kurtarma esnasında, ekipler, çöken binanın neresinden
kurtarma çalışmalarına başlanacağını daha iyi bilir, zaman kaybetmez ve
daha fazla can kurtarabilirlerdi.
Sivil Savunma Genel Müdürlüğünün
ödeneklerinin artırılması şarttır. Sivil savunma il örgütlerinin kadrosu
afetlere karşı eğitilmiş elemanlarla takviye edilmelidir. Ayrıca, il örgütlerine
bağlı mahalle sorumluları, mahalle sorumlularına bağlı sokak temsilcilerinin
oluşturularak, bunların eğitimden geçirilmesi ve bu gönüllü görevliler
sayesinde halkımızın topyekûn eğitiminin sağlanması zarurî hale gelmiştir.
Yine, Silahlı Kuvvetlerimizin
silah altındaki yedek subay ve erlerden bir bölümünü eğitmesi, yerel yönetimlerin
ise kendi güçlerine göre kurtarma ekiplerini kurması şarttır. Gönüllü kurtarma
kuruluşlarına destek verilmelidir. Böylece, bir deprem anında, il bazında
sivil kurtarma birliklerinin kurulması gerçekleşmiş olacaktır.
Depremle ilgili ilk önlem
planlama aşamasında başlar. Deprem riskinin yüksek olduğu bölgelerde, özellikle
depremin şiddetini artırıcı özellikler arz eden alüvyon zeminli alanlarda
yerleşimlerin mutlaka kısıtlanması gerekir. Buna rağmen, konut ve sanayi
alanı olarak kullanılması kaçınılmaz olan bölgelerde ise, depreme dayanıklı
yapı sistemlerinin geliştirilerek uygulanması zorunludur.
Can ve mal kaybını azaltmada
alınacak önlemlerden biri de inşaat yapımı esnasında yapılacak denetimlerdir.
Deprem kuşağında bulunan ülkemizde yaşanmış pek çok acı tecrübe ortadayken,
gerek belediyelerimizin gerek mimar, mühendis ve müteahhitlerimizin gerekse
bunları satın alan insanlarımızın deprem riskini gözardı etmeleri düşündürücüdür.
Ancak, bu sorunun çözümü, inşaat firmalarından ve konutları satın alan
insanlardan çok, inşaat aşamasında yapılacak teknik denetimlerin sağlıklı
ve dürüst olarak yapılmasını sağlayacak şartların oluşturulmasında yatmaktadır.
Ülkemizde, bu alanlarda gerek kontrolörlük hizmetini yapacak gerekse zemin
şartlarına uygun yeni inşaat sistemlerini kuracak yeterli bilgi birikimi
ve yetişmiş teknik eleman mevcuttur; ancak, bunları aktif ve yetkili hale
getirecek yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.
Büyükşehir ve il belediyeleri
dışındaki ilçe ve belde belediyelerimizin pek çoğunda teknik eleman yoktur
veya yok denilecek kadar azdır. Belediyelerimizde mimar, inşaat mühendisi,
jeoloji mühendis, şehir plancısı sayısı son derece azdır ve yetersizdir.
Belediyelerimizin bünyesinde, inşaatın yapımı esnasında beton ve demir
donatı kontrollerini yapacak teknik ekipler mevcut değildir. Belediye,
proje ruhsatını verirken, projelerin üzerine "hesap hataları fennî mesulüne
aittir" kaşesini basarak, inşaatın tüm sorumluluğunu proje müellifine yüklemektedir.
Bundan sonraki inşaat safhasında, yapının sağlamlığı ve projesine uygunluğu,
müteahhitin namusuna, teknik uygulama sorumlusunun denetimine bağlıdır.
Buna çözüm olarak, zorunlu yapı sigorta sisteminin acilen yeni bir düzenlemeyle
uygulamaya konulmasında yarar vardır; ihtisaslaşmış inşaat kontrol birimlerinin
sigorta sistemi içinde yer alması, daha sıkı bir denetimin yapılmasını
sağlayacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bu depremde, Kızılay, maalesef, deprem altında kalmıştır. Geçmişten günümüze
kadar, tabiî afetler vuku bulduğunda afetzedelere yardım elini açan, şefkatle
afetzedeleri sarıp sarmalayan Kızılayımız, kötü yönetimleri sayesinde,
bu depremde halkımızın büyük tepkisini almıştır; bu depremde en küçük bir
başarısı yoktur; bu nedenle, Kızılayın yeniden yapılanmasını sağlayacak
yeni bir yasaya ihtiyaç vardır.
Bu depremle birlikte, vatandaşlarımızın
da eğitimsizliği ortaya çıkmıştır. Tevekkülü yaşam biçimi kabul eden anlayışımızı
artık ortadan kaldırmamız, bilgi toplumu haline gelmemiz için, insanımıza
çağdaş eğitim vermemiz gerekmektedir. Bir başka deyişle, bilimi yaşadığımız
hayata sokmalıyız. Özellikle ilköğretim okullarında, tabiî afetler ve alınacak
önlemler konusunda ilgili derslerin müfredatlara konulması gerekli hale
gelmiştir.
Daha önce de belirttiğim
gibi, ulusal, bölgesel ve kentsel planların son yıllarda yapılmaması, özellikle
deprem bölgesindeki yerleşimlerde aşırı yüklenmeye neden olmuş, yoğunluk
artmıştır. Dünyanın hiçbir uygar ülkesinde, hem turizm hem hizmet hem de
sanayi sektörü, bizde olduğu gibi içiçe geçmiş değildir. Bir örnek vermek
gerekirse, Almanya'da, ağır sanayi, Ruhr Havzasında, bir plan çerçevesinde
geliştirilmiş, limanlardan sadece yükleme, boşaltma ve deniz ulaşımı yapılmaktadır.
Körfezde ise sanayi tesisleri ile deniz ulaşımı içiçedir. Sanayi tesislerinin
atıkları körfezde canlı bırakmamış, sanayi tesisleri ile konut alanları
adeta bütünleşmiştir. Sanayi yatırımlarının, çok zarurî olanlarının dışındakilerinin,
zaman içerisinde boşaltılarak Anadolu'ya kaydırılmasında fayda vardır.
Yerel yönetimlerin yapısının
güçleneceği yerde, zaman içerisinde zayıfladığını ve yozlaştığını bu depremle
görmüş bulunuyoruz. Bazı yerel yöneticiler -hepsi için söylemiyorum- ve
yerel meclisler, yasalarla kendilerine tanınan hakları kötüye kullanarak,
birinci derece tarım arazilerini imara açmışlar, zemin mukavemetini incelemeden
çok katlı yapılara ruhsat vermişler, bulundukları kentleri beton yığınına
çevirmişlerdir. İnşaat esnasında projelerin tam uygulanmaması, denetim
eksikliği, teknik eleman yetersizliği, belediyelerimizin yetkilerinin yeniden
gözden geçirilmesi gerçeğini ortaya koymuştur. Yerel yönetimlerle ilgili
gelecek olan yasaya, bu konuda bazı maddelerin eklenmesinde yarar vardır.
Deprem, özellikle Sakarya
ve Gölcük'ü merkezden vurmuştur. İşyerlerinin tamamına yakınının yıkıldığı
bu ilçe ve ilimizde, maalesef, esnaf perişan durumdadır. Özellikle hizmet
sektörünün yaygın olduğu bu il ve ilçemizdeki esnafımız, Halk Bankasından
düşük faizli ve uzun vadeli kredi talep etmektedir. Bu kredilerin de, bir
an önce ellerine ulaşması için hükümetimizden destek bekliyoruz.
Depremde hasar gören orta
ölçekli sanayi işletmelerine, Halk Bankasınca onarım kredisi verilmeye
başlanması sevindiricidir. Bu krediden yararlanan orta ölçekli sanayici
yeniden üretime başlamıştır; ancak, bu yeterli değildir, artırılması faydalı
olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
araştırmaya önem vermeli ve geliştirmeliyiz. Bu depremde pek çok yerbilimci,
medyada görüşlerini belirtmişlerdir. Birinin görüşü, maalesef, diğerinin
görüşünü tutmamaktadır, aralarında büyük çelişkiler görülmektedir. Yeni
bir deprem enstitüsü kurularak kaynak temini yapılmalı ve bu enstitüde
gerçek, bilimsel araştırmaların yapılmasına imkân tanınmalıdır.
Yine, Sivil Savunma, Afet
İşleri, hatta, Kızılay, Maden Tetkik ve Arama, kurulacak yeni deprem enstitüsü
deprem master planları hazırlayacak ve buna paralel, ulusal, bölgesel ve
kentsel planlamalar yapacak yeni bir organizasyon teşkil ettirilip, mevcut
kurumlarla birleştirilerek, tabiî afetler, imar ve koordinasyon müsteşarlığı
veya bakanlığı kurulmalıdır.
Bakınız, bugün, Sivil Savunma
Teşkilatı, İçişleri Bakanlığında Afet İşleri Bayındırlık ve İskân Bakanlığında,
MTA ise kendi içinde bağımsız durumdadır. Sivil savunma teşkilatlarını
örgütlemek, hatta, Kızılayın, yapılacak bir değişiklikle buraya bağlanmasıyla
birlikte, yeniden yapılanmasını sağlamak, sismik araştırmalar yapmak, jeolojik
etütler yaparak deprem master planını oluşturmak, yerel yönetimleri deprem
konusunda denetlemek, ulusal, bölgesel ve kentsel yerleşim planları yapmak,
depreme uygun yeni inşaat sistemlerini geliştirmek ve uygulamaya koymak,
tabiî afetler, imar ve koordinasyon müsteşarlığı veya bakanlığının görevleri
olmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
cumhuriyet tarihimizin bu en büyük doğal afetinin yıkıcı sonuçlarına karşın,
hâlâ, bu sonucu yaratan nedenler ciddî olarak sorgulanıp ortaya konamaz,
bu sorgulama sadece birkaç müteahhit ve teknik elemanla sınırlı olmanın
ötesine geçemez ve bu çerçevede merkezî yönetimlerden yerel yönetimlere
kadar uzanan zincirin çeşitli kademelerinde yer alan sorumlular ortaya
çıkarılmazsa, bundan sonra beklenen bir depremde daha ciddî kayıpların
olması kaçınılmaz olacaktır.
Burada suçlu kimdir; suçlu
arayacaksak, suçlu hepimiziz; yani, bu deprem, yaşadığımız ilk deprem değil,
sonuncusu da olmayacaktır. Ülkemizde depremlerin olacağını bilimadamları
pek çok defalar işaret ettiler. Depremlerle artık içiçe yaşadığımız gerçeğini,
geçirdiğimiz acı tecrübelerle öğrendik; ama, bu depremin sonuçları Türkiye'nin
sosyoekonomik yapısına bir ayna tutarak, bu konudaki yanlışlıklarımızı,
eksikliklerimizi başka hiçbir depremde olmadığı kadar açık ve çıplak bir
biçimde gözler önüne sermiştir. Toplum, bu aynanın gösterdiklerini ciddî
bir biçimde değerlendirip, ders çıkarabildiği takdirde, bir daha vuku bulacak
depremlerden daha az can ve mal kaybıyla çıkmamız mümkün olacaktır.
Tamamına yakınının deprem
kuşağında, sanayi ve iş yatırımlarıyla nüfusun büyük kısmının yer aldığı
gelişmiş yörelerin ise birinci derece deprem kuşağında yer aldığı ülkemizde,
özellikle gelişmiş yörelerdeki metropollerde, kaçak yapılaşmanın, ruhsatlı
yapılaşmayı aşan bir orana ulaşmış olması, deprem etkilerinin artması açısından
büyük bir risk yaratmaktadır. Kaçak yapıların, sadece, kaçak kentleşen
yörelerin sorunu olmadığı, planlı alanlardaki birçok binanın, az ya da
çok ruhsat dışı ekleri ve kaçak katları olduğu ve yapılan plan tadilatlarıyla,
bu kaçak eklerin ve ilavelerin yasallaştırılarak ruhsata bağlandığı göz
önünde tutulduğunda, yasal gelişmiş bölgelerin bile, kaçak yapılaşmanın
damgasını taşıdığı ve bunun da riski artırdığı görülmektedir.
Ülkemizde, 1950'li yıllarda
başlayan köyden kente hızlı göç sonucu ortaya çıkan gecekondu sorununun,
1970'lerden sonra nitelik değiştirerek, karşılanamayan barınma ihtiyacının
doğurduğu bir sorun olmaktan çıkıp, rant kaynaklı bir kaçak yapılaşmaya,
1980'den sonra ise kaçak yapı sorununun, kaçak kentler haline dönüştüğü
bilinmektedir. Büyük kentlerimizin pek çoğunda çok katlı gecekondu mahalleleri
oluşmuştur.
1948'den başlamak üzere Türkiye'de
toplam 15 kez imar affı çıkarılmıştır. Bu aflar, kaçak yapı yapanlara cesaret
vermiş, nasıl olsa yeni bir imar affı çıkar düşüncesiyle, kaçak yapılar
kentlerimizin yarıdan fazlasını teşkil eder duruma gelmiştir. 17 Ağustosta
meydana gelen depremdeki can kaybının yükselmesine neden olan yaptığımız
bu yanlışlardır, bu hatalardır; bu yanlışlardan ders alabilecek miyiz?
BAŞKAN – Sayın Dedelek, 2
dakika eksüre veriyorum; lütfen, toparlayınız.
İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Devamla)
– Tamamlıyorum efendim.
Yaşadığımız bu acı tecrübelerin
aynasında, Yüce Meclisimizin değerli milletvekillerinin huzurunda, şahsım
ve Partimin görüşlerini sizlere arz etmeye çalıştım. Bu konuda Yüce Meclisimize
önemli görevler düşmektedir. Türk insanı bizim en kutsal varlığımızdır.
Bu Meclisten çıkaracağımız yasaların en önemlileri depremle ilgili yasalar
olmalıdır. Ben, bu depremde, dört ay deprem bölgesinde büyük bir özveriyle
çalışma yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi Deprem Araştırma Komisyonu Başkanı
ve üyelerine ve geniş coğrafyada meydana gelen, geniş çapta can ve mal
kaybına yol açan bu afetin açtığı yaraları kısa zamanda saran hükümetimize
teşekkürü bir borç biliyorum.
Cenabı Allah, bir daha, böyle
afetleri ülkemize ve Yüce Milletimize göstermesin diyorum ve Yüce Meclisimizi
en derin saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Dedelek.
Sonraki
sayfa >>
KAYNAK:
TBMM İNTERNET SİTESİ
(BU BELGE 22 TEMMUZ 2000
TARİHİNDE BELGENET ARŞİVİNE ALINMIŞTIR)
  |