Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
İlgili Sayfalar
ÖNERGELER
ÖNERGENİN GÖRÜŞÜLMESİ
KOMİSYON RAPORU
AÇIKLAMA

Deprem felaketi konusunda yapılan çalışmaların tüm yönleriyle incelenerek alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu'nun raporunun Genel Kurul'da görüşülmesi... 




(22 Şubat 2000)


BAŞKAN (Başkanvekili Ali ILIKSOY) – Komisyon ?..Hazır.

Hükümet ?..Hazır.

İçtüzüğümüze göre, Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerindeki genel görüşmede, ilk söz hakkı önerge sahiplerine aittir; daha sonra, İçtüzüğümüzün 72 nci maddesine göre, siyasî parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz verilecektir; ayrıca, istemleri halinde, Komisyon ve Hükümete de söz verilecektir; bu suretle, Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerindeki genel görüşme tamamlanmış olacaktır. 

Konuşma süreleri, komisyon, hükümet ve siyasî parti grupları için 20'şer dakika, önerge sahipleri için 10'ar dakikadır. 

Komisyon raporu 308 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Rapor üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahipleri henüz bildirmediler.

(10/66,67,68,69,70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ATİLLA MUTMAN (İzmir) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN – Başlangıçta mı söz istiyorsunuz? 

(10/66,67,68,69,70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ATİLLA MUTMAN (İzmir) – Evet.

BAŞKAN – Peki.

İlk söz, İçtüzük gereği, başlangıçta söz isteyen Komisyon Başkanımız Sayın Atilla Mutman'a aittir. 

Buyurun Sayın Mutman. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakika efendim. 

(10/66,67,68,69,70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ATİLLA MUTMAN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle, 17 Ağustosta meydana gelmiş olan acı felakette binlerce insanımızın kaybı, bütün milletimizi derinden üzdü. Özet olarak, onbinlerce vatandaşımız yaralandı, Türkiye büyük maddî ve manevî kayba sahne oldu. 

17 Ağustos depreminin hemen akabinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, oybirliğiyle, Meclis araştırması komisyonu kurmaya karar verdi ve Komisyonumuz, bu büyük deprem sonrası, alınması gereken tedbirleri belirlemek üzere kuruldu. Üç aylık süre bitmek üzereyken, 12 Kasımda Düzce'de yaşanmış olan büyük deprem felaketiyle, bir ay eksüre isteme durumunda kaldık. 

Maalesef, 17 Ağustos depremine, devletimiz ve halkımız hazırlıksız yakalandı. Meclis bir aylık yaz tatiline girerken, Komisyonumuz görevine başladı ve bölgeye sık sık ziyaretlerde bulunduk. Gidemediğimiz zamanlarda, özellikle o bölgedeki Komisyon üyesi milletvekillerimiz sayesinde, gelişmeler konusunda, bölgeyi yakın gözlem altında tuttuk ve deprem bölgesi ziyaretlerimiz ve komisyon üyelerimizin bölgede sık sık gözlemleri neticesinde, Başbakanlık Kriz Masasını bilgilendirmeyi, görevimiz gereği dışında, bir milletvekili gerekliliği içinde düşündük, değerlendirdik ve olumlu olumsuz her gelişme sonrası, sorunların ve iyi gelişmelerin tarafımızdan değerlendirilmesi yapılarak, Başbakanlık Kriz Masasına ve ilgi duyan bakanlarımıza sunuldu. 

Özellikle, depremle ilgili komisyon çalışmalarımız esnasında, pek çok bürokratı, uzmanı dinleme fırsatı bulduk. Özellikle Kızılay eski Başkanı Sayın Demir'i Meclise davet ettik ve ilk şok durum esnasında Kızılayın içinde bulunduğu aciz konum hakkında bazı milletvekillerimizin haklı sorularına Sayın Demir maruz kaldı ve biz, özellikle deprem konusunda, Türkiye'nin hazırlıksız yakalanmasının gereği, bundan sonra olası depremlerde bir daha böyle zor durumlar yaşanmaması açısından, depremle direkt ilgili veya dolaylı ilgili olan kurumların yetkililerini Meclise davet ettik, onları dinledik. 

Şunu direkt olarak söyleyebilirim: Bölgeye ilk esnada yaptığımız ziyarette, şok durumun hemen akabinde, belli zorluklar belli bölgelerde yaşanmasına karşın, göreceli olarak, daha sonraki ziyaretlerimizde, durumun iyileşmekte olduğunu da fark ettik; ama, koordinasyondaki eksiklikleri, iletişimin bloke olmasını, kurtarma çalışmalarındaki yetersizlikleri, Kızılayın sergilediği aciz durumu ve enkazların temizlenmesi konusundaki sorunları söylemeden geçmek mümkün değil; ama, bunun başlıca sebebi, özellikle Türkiye'nin doğal afet gerçeğini bilip de, yıllarca önce başlatılması gereken hazırlık çalışmalarının yapılmamış olmasıdır. Ancak, hükümetimizin çok geçmeden aldığı yerinde kararlarla, depremzedelerin önündeki belirsizlik kalkmış, geçici barınmayla ilgili sorunlar çözülmüştür. 

Bu büyük deprem sonrasında 12 Kasımda Düzce'de yaşanan ikinci deprem, birinci deprem sonrası görülmüş olan olumsuzlukların yaşanmasına pek sahne olmamıştır. Özellikle koordinasyondaki eksiklikler, 12 Kasım Düzce depreminde pek görülmemiştir; kriz masaları, çok daha bilinçli, deneyimli valiler tarafından donatılmıştır. Ayrıca, 17 Ağustos depreminde yaşanmış olan iletişimdeki çöküş, ikinci depremde görülmemiştir. Ancak, biz yine Komisyonumuza, özellikle Telekomdan yetkili amiri, bizi bilgilendirmek üzere davet ettik ve 12 Kasımda Düzce'deki depremden sonra, birinci depremde karşılaşılmış olan komünikasyon zorluklarının pek yaşanmadığını kendileri ifade ettiler.

Ben, özellikle, konuşmamı, çalışmamız sonucu hazırlanmış olan raporumuza yönlendirmek istiyorum: Haklı olarak, bütün parti sözcüleri -ki, çoğu da, zannediyorum, bizim Komisyonumuzda değerli görevler yapmış arkadaşlarımız olacaktır- kendi bakışlarıyla, çeşitli boyutlarıyla depremi, deprem sonrasını, sorunlarıyla ve iyi gelişmeleriyle ele alacaklardır. Ama, biz, raporumuzu, belli kaideler üzerinde, özellikle, genel bilgiler ve Komisyon çalışmaları birinci bölümde, değerlendirmeler ikinci bölümde, öneriler üçüncü bölümde yer almak üzere oluşturduk.

Raporumuzun birinci bölümü, depremin tanımı ile ülkemizin deprem açısından dezavantajları, geçmişten günümüze uzanan afet olayları, yasal düzenlemeler ve depremle ilgili kurumları incelememizle başlıyor. Ayrıca, 1884 ile 1999 yılları arasında Türkiye'de meydana gelmiş 6'dan daha büyük şiddetteki depremlerin tablosu raporumuzda yer alıyor. 5 ile 6 şiddeti arasındaki depremlerin tablosunun sayfayı taşıracağı düşüncesiyle, biz alıkoyduk, rapora yerleştirmedik; ancak, o büyük depremlerde yüzyılı aşkın sürede meydana gelmiş ölüm olaylarının adet olarak tespitini, raporumuzdaki tablonun bir önceki sayfasına yerleştirdik. 

Şunu söylemek gerekir ki, baktığınız zaman yüzyıllık periyoda, Türkiye, özellikle, Kuzey Anadolu fay hattında doğudan batıya zaman zaman sallanıyor ve depremler, zaman zaman çok şiddetli oluyor; hatta 6-7 şiddetinde büyük depremler yaşanıyor ve yine baktığınız zaman coğrafyamıza, özellikle bölge haritamıza, o bölgede, batıya doğru büyük yerleşim alanları bulunuyor, bu bölge, büyük nüfuslar taşıyor ve ayrıca, endüstrimizin en büyük ağırlığı, en büyük kısmı bu bölgede yer alıyor. Sadece birinci ve ikinci derece deprem bölgesi, Türkiye'de, yüzde 70 oranında, ayrıca, üçüncü derece, dördüncü derece deprem bölgeleri de söz konusu; yani, düşünün, birinci, ikinci derece deprem bölgesinin hemen hemen yüzde 80'i, büyük sanayi tesislerine sahip olan bölge oluyor; onun için, özellikle, alınması gereken tedbirler konusunda ciddî hazırlıklar yapılması gerekli. Zaten, Komisyonumuz da bu amaçla sizlerin sayesinde kuruldu ve çalışmamızı, hakikaten, bir uyum ve dayanışma içinde yürüttük; bütün arkadaşlar arasında uyum vardı, kesinlikle, dar hesaplar yoktu; çünkü, ülkemiz büyük bir afetle başbaşa kalmıştı, binlerce insanımızın yaşamı son bulmuştu, onbinlerce insanımız yaralanmıştı ve zor durumda kalmıştı; ayrıca, evsiz barksız insanlar, işsizler, bayağı önemli bir rakamı oluşturuyordu. 

Değerlendirme bölümünde, özellikle, kriz masaları, belediyelerin tutumları, kurtarma faaliyetleri, deprem konusunda teknik olarak araştırma geliştirme çalışmaları, iletişim, ulaşım, imar mevzuatı gibi konularda değerlendirmelerde bulunduk. Her bir değerlendirme sonucunda bir öneriye ulaştık; yani, bir sorun var, o sorunun çözümünü, raporumuzun sonunda, 39 maddeden oluşan öneriler paketinde sunduk.

Ben, önerilere özet olarak girmek istiyorum. Öncelikle, kısa bir dönem için, Komisyon Başkanlığı gibi önemli bir görevde bulundum ve bu görevin gereğinin bilinci içerisinde, değerli arkadaşlarımızla birlikte, kesinlikle uyumlu bir çalışma içerisinde, çok önemli öneriler geliştirdik. Türkiye, bundan sonra da doğal afet gerçeği içerisinde var olacağına göre, bu sunduğumuz önerilerin kesinlikle gözardı edilmemesi gerekir; yani, hazırladığımız raporumuzun Meclis arşivlerinde tozlanmaması gerekir; bu, çok önemli, altı çizilecek bir olaydır değerli arkadaşlar.

Önerilerimizin özellikle 1 inci maddesiyle ilgili, devlet, deprem konusunda ciddî bir politika oluşturmalıdır; yani, bu politika, başlıbaşına kurulacak bir yapısal yönetim içerisinde olmalı ve Türkiye'nin, depremle ilgili, makro düzeyde, bölgesel düzeyde ve lokal düzeyde belli mevzi planları, imar planları yapılmalıdır. 

2 nci ve 3 üncü önerilerimiz, özellikle, bilimsel çalışmaları kontrol etmesi için, ayrıyeten araştırma ve geliştirme çalışmalarını yürütebilmesi için bir "Deprem Araştırma Kurulu" kurulmasını öngörüyor. Ayrıca, İçişleri Bakanlığı bünyesinde bulunan Sivil Savunma Genel Müdürlüğü ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bünyesinde bulunan Afet İşleri Genel Müdürlüğünün bir çatı altında toplanıp -o çatının üzeri başkanlık mı olur, genel müdürlük mü olur, bakanlık mı olur- direkt olarak Başbakanlığa bağlanmasında yarar vardır diye düşünüyoruz. 

4'le 9 arasındaki öneriler, en fazla Meclisimizi ilgilendiriyor. Burada, acilen Meclisten geçirmemiz gereken, Türkiye'nin doğal afet gerçeği içerisinde değerlendirilmesi gereken yasal düzenlemeler öneriliyor. Mesela, bu yasal düzenlemeler içerisinde, imar mevzuatı birinci sırada yer alıyor; yani, bu şartlarda, bugüne kadar gelmiş olan imar mevzuatıyla, depremlerin, bundan sonra alınması gereken tedbirlerden gerektiği kadar nasibi, gerektiği kadar katkıyı alabilmesi için, imar mevzuatının acilen Meclise gelip, son şekliyle, çağın gereksinimlerine uygun şekliyle Meclisten geçmesi gerekiyor.

Ayrıca, 1580 ve 3030 sayılı belediye yasalarının, Mecliste, elden geçmesi gerekiyor. Hazır, Genel Kurula, yerel yönetimlerle ilgili yasa tasarısı gelecek; hiç, burada, önergelerle, bu ilgili yasalarda yapılması gereken düzenlemeleri yapma durumunda kalmadan, Sayın Bakanımız, bu bizim önerilerimizde yer alan 1580 ve 3030 sayılı belediye yasalarında gerekli düzenlemeyi yapabilir ve bunlar, Meclise hazır bir şekilde de gelebilir.

Aynı şekilde, 3360 sayılı il özel idaresiyle ilgili ve 5442 sayılı il idaresiyle ilgili yasalarda gerekli düzenlemelerin Meclisten geçmesi gerekiyor. 

Bunlardan çok daha önemli diyebileceğim, yapı sigortasının veya deprem sigortasının, acilen, yasal baza oturtulması gerekiyor; yani, bundan sonra, vatandaşın dikkatsizce yapmış olduğu binaların sebebi ve sorumlusu devlet olmamalı. 

Tabiî ki, bugüne kadar, belediyelerin takındıkları tavırlar, imar müsaadesi verdikleri yerlerin imar müsaade şartlarına uymaması, yani, özellikle, hiç olmayacak alanların imara açılması, maalesef, bu acı faturayı memleketimizin önüne getirmiştir.

10 uncu öneri, tüm illerde, belediye teşkilatlarının, kendi bünyeleri içerisinde, afet planlaması ve yönetim birimini oluşturmalarını gerekli kılıyor; yani, sadece Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Bayındırlık Bakanlığı, kurtarmayla ilgili Sivil Savunma Genel Müdürlüğü veya bilimsel araştırma ve geliştirmeyle ilgili Deprem Araştırma Kurulu meşgul olmasın, aynı zamanda, belediye sınırları içerisinde, belediyeler, kendi bünyelerinde kuracakları bu yönetim birimiyle, olaylara direkt olarak yön verebilsinler. 

11 inci öneride "Kızılayın kuruluş ve teşkilat yapısı gözden geçirilmelidir" deniliyor. Zaten, bizim komisyonumuzun kurulmasının ardından, hemen akabinde, Meclisimiz, yine oybirliğiyle karar vererek, Kızılayla ilgili araştırma komisyonunu kurdu. Biz, değerli arkadaşlarımızla beraber, Kızılayla ilgili daha fazla öneri geliştirmeyi uygun bulmadık; onun için, bu önerinin gereğinin yapılacağını umut ediyoruz.

12 ile 17 arasındaki öneriler, kurtarma faaliyetleriyle ilgili. Maalesef, 17 Ağustosta o acı olaydan sonra, yabancı memleketlerden gelen kurtarma ekiplerine mecbur kalmamız, bütün vatandaşlarımızı ve biz vekilleri de derinden üzmüştür. Oysa, daha önce, üçyüz beşyüz kişiden oluşan o ordunun 10 misli, 20 misli daha fazla sayıda kendi insanlarımıza eğitim verilerek, bilinçlendirilerek gönüllü kuruluşlar oluşturulsaydı, o büyük felakette, belki daha fazla canlı insanımızı enkazların altından kurtarma durumunda kalabilirdik; ama, bunu başaramadık; fakat, bundan sonra başarmak zorundayız. Bakınız, orada, 17 Ağustos depremi enkazında uğraş veren bir iki tane sivil gönüllü kuruluş vardı; ancak, 12 Kasım Düzce depreminden sonra, âdeta, hiçbir teşvik görmeden, gönüllü kuruluşlar çoğaldı ve hemen akabinde, Düzce depreminin ardından bölgeye intikal ettiler, kendi ellerindeki yeterli veya yetersiz birtakım malzemelerle kurtarma çalışmalarına başladılar. Miktarları iki üçün çok üzerindeydi, belki onbeş yirminin üzerindeydi; yani, vatandaşımız duyarlı hale gelmeye başladı; yani, biz, 17 Ağustos depreminin acı felaketinin sonrasında, depremle yaşamayı öğrenmeye başladık değerli arkadaşlar. 

12 ile 17 arasındaki öneriler arasında, özellikle Meclisimize, yine önemli bir iş düşüyor; 7126 sayılı Sivil Savunma Yasasını, Türkiye'de bütün Anadolu sathına yaygınlaştıracak biçimde, yaygınlaştırma imkânı verecek yasal değişikliği yapmak zorundayız. 

18 ile 20 arasındaki öneriler, yaratılacak kaynakla ilgili. Biliyorsunuz, geçtiğimiz onlu yıllar içerisinde, afetler ve sivil savunma fonları vardı ve bunlar, tamamen doğal afetlerle ilgili kullanılırdı; şimdi, bütçenin içerisine sokuldu. Bunlar, derhal serbest bırakılmalıdır ve ayrıca, kaynak çeşitlendirilmelidir, çoğaltılmalıdır. 

21 ile 24 arasındaki öneriler, mühendis ve müteahhitlerin sorumluluklarını içeren önerilerdir ve aynı zamanda, binaların yapı kalitesini öngören önerilerdir. Biliyorsunuz, mühendislerle ilgili, halen 1934 yılında çıkmış olan mimar ve mühendislerin yetki ve sorumluluklarıyla ilgili yasa mevcuttur ve düşünün, onlu yıllar geçmiştir; artık, bu, hükmünü kaybetmiştir. Bu yasanın acilen değişmesi lazım. Her mühendislik odasının ayrı meslek yasalarının çıkarılmasında yarar vardır. Burada, yine, Meclisimize önemli bir görev düşmektedir. 

Ayrıca, yapı kalitesi çok önemlidir. Örneğin, Türkiye'de beton harcı, daha henüz, birtakım bölgelerde, elle karıştırılmaktadır. Vibratör kullanılmadan karıştırılmanın elle olmasının, her ne kadar kaliteli malzeme kullanılırsa kullanılsın, kesinlikle randıman vermesi mümkün değildir; bunu, uzmanlar söylüyor. Ayrıca -çok önemli bir bilgidir bu- Türkiye'de, üzülerek söylüyorum, daha halen, trasslı çimento satılıyor. Trasslı çimentonun yüzde 30'u toprak -mukavemetli topraktan- yüzde 5'i harç, geri kalan yüzde 65'i de klinker denilen çimentonun özünden oluşuyor. Oysa, hiçbir Batı ülkesinde, bu çimentonun inşaatlarda kullanılmasına rastlamak mümkün değildir. Değerli arkadaşlar, Türkiye'de, halen, bazı bölgelerde -duyumumuz vardır- bu çimento, sadece sıvalarda kullanılması gerekirken, sadece bahçe duvarları örmede kullanılması gerekirken, binalarda kullanılmaktadır. Bu, çok büyük hatadır ve bakın, 17 Ağustos sonrası ve 12 Kasım sonrası, Marmara depremi bölgelerini oluşturan illerde yapılan testlerde ve ayrıca Düzce depremindeki alanda yapılan kalite kontrol testlerinde, bu yıkılmış olan binalardan alınan beton parçalarında, o çimento kalitesinin, zorunlu olan BS-20 kalitesini karşılamadığı, uzmanlar tarafından söylenmiştir. BS-8, BS-12 kalitesindeki çimento kullanılmıştır o yapılarda; yani, o gösteriyor ki, trasslı çimento yani yüzde 65'i klinker olan çimento o yapılarda kullanılmıştır ve üzülerek söylüyorum, Türkiye'de halen o çimento kullanılmaktadır. O çimentonun taşıyıcı özelliği olmadığı için, kullanılması derhal yasaklanmalıdır ve trasslı çimento torbalarının üzerine etiket yapıştırılarak, o çimentonun satılmasının yasaklanması gereklidir; bunu da derhal, Afet İşleri Genel Müdürlüğünün yapması gereklidir; bu çok önemli bir konudur. Bunu sadece ben söylemiyorum...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Mutman, size 2 dakika süre veriyorum; toparlayınız.

(10/66, 67, 68, 69, 70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ATİLLA MUTMAN (Devamla) – ... aynı zamanda "kamuoyuna duyuru" başlığı altında, Türk Hazır Beton Birliği Yönetim Kurulunun yayımladığı bildiride de söylüyorlar, bunu kendileri söylüyor; yani, Türk Hazır Beton Birliği Yönetim Kurulunu oluşturan kişiler, zaten büyük çimento fabrikalarının temsilcileri, bunlar söylüyor; diyorlar ki: "Eğer siz, zorunlu gördüğünüz BS-20 kalitesini tutturacak çimentoyu piyasada yasal satış haline sokamazsanız, halen trasslı çimentolar satılıyorsa, diğer bölgelerde yüksek şiddette deprem söz konusu olduğunda, o binalar yerle bir olur." Bunlar gerçeklerdir değerli kardeşlerim. 

25 ile 27 arasındaki öneriler, zemin etütleriyle ilgilidir. Zemin etütleri zorunlu görülmelidir. Ayrıca, deprem riski yüksek olan bölgelerde, kaya düşmesi, çığ ve heyelan olan alanların kesinlikle yerleşime açılmalarına müsaade edilmemelidir. 

28 ile 38 arasındaki öneriler, özellikle bu son depremde yaşanmış veya bu depremle açığa çıkmış sorunlara yöneltilmiş önerilerdir; onları kısaca geçiyorum: Toplumun doğal afetlerle ilgili bilinçlendirilmesi, yaygın eğitim programları, deprem bölgesindeki vatandaş ve çocuklarımız için rehabilitasyon çalışmalarına önem verilmesi, bir afet anında bloke olmayacak haberleşme sisteminin kurulması; Tüpraşta çıkan yangından hareketle, tehlike yaratabilecek tesislerin, belli bir zaman dilimi içerisinde, deprem riski az olan bölgelere taşınması; hasar tespit çalışmalarının deneyimli elemanlarca yapılması; davaların çok olmasından dolayı, deprem bölgesine savcı ve hâkim gönderilmesi; sık sık deprem senaryoları yapılması gibi önerileri içermektedir.

Sözlerime son verirken, alınması gereken tedbirlerin başında, sağlam zemine sağlam bina olduğunu asla unutmamak gerekir diyorum değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(10/ 66, 67, 68, 69, 70) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ATİLLA MUTMAN (Devamla) – Umut ediyorum ki, araştırma raporundaki önerilerin gereği yapılacak, deprem felaketleri öncesi, ülkemiz daha hazırlıklı hale gelecektir.

Hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Mutman.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Teoman Özalp. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA TEOMAN ÖZALP (Bursa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizde meydana gelen deprem felaketi konusunda yapılan çalışmaların tüm yönleriyle incelenerek alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 üncü ve 105 inci maddeleri uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 27.8.1999 tarihli birleşiminde alınan karar gereği kurulan Meclis Araştırması Komisyonu çalışmalarını tamamlayarak, raporunu Yüce Heyetinize sunmuş bulunmaktadır. 

(10/ 66, 67, 68, 69, 70) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına, Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum. 

Sayın Başkan, değerli millletvekilleri; öncelikle, 17 Ağustos 1999 ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde meydana gelen deprem felaketleri nedeniyle hayatını kaybedenlere bir kez daha Yüce Tanrı'dan rahmet, yakınlarına ve tüm milletimize başsağlığı diler, bu gibi felaketlerin bir daha yaşanmamasını Cenabı Hak'tan niyaz ederim. 

Hepimizin malumu olduğu üzere, 17 Ağustos 1999 Salı günü saat 03.02'de meydana gelen, merkez üssü Kocaeli olmak üzere, İstanbul, Sakarya, Yalova, Bolu, Bursa, Eskişehir ve Zonguldak İllerimiz ile bu illerimize bağlı ilçelerimizde meydana gelen deprem, mal ve can kaybı açısından, cumhuriyet tarihimizin en büyük depremi olmuştur. Akabinde meydana gelen Düzce-Kaynaşlı depremi, yaralarımızı bir kez daha derinleştirmiştir. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkece geçirdiğimiz bu büyük felaketlerden ders almak, gelecekte olabilecek her türlü doğal felaketlere hazırlıklı olmak, can ve mal kaybını o derece azaltacaktır. Devletimizce alınan deprem öncesi ve sonrası tedbirler, görüşülmelidir. Kamu ve özel bina inşaatları, temelden itibaren denetlenmelidir. Sivil Savunma birliklerinin yetersizliği karşısında, bu birlikleri yeniden yapılandırmak, teknolojik imkânlarla donatmak gerekir. Ayrıca, bu noktalardan hareketle, yasal boşluklar tespit edilmeli ve yasal boşluklar, çıkarılacak yasalarla doldurulmalıdır. Mevcut sorunlar yerinde incelenmeli ve gelişmiş ülkelerin uygulamaları da dikkate alınarak, sorunların bütünüyle araştırılması ve çözümler üretilmesi gerekir. Ayrıca, başarılı bir çalışma yapmış bulunan Komisyonun bu çalışmalarının da çok iyi analiz edilerek önlemlerin alınması şarttır. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insan aklı, yaşanması olası birtakım tehlikeleri önleyebildiği ölçüde değerlidir. Yüce Meclis, raporda saptanan gerçekleri ve önerileri yasal düzenlemeye dönüştürmek için yeni bir doğal afetin yaşanmasını beklememelidir. 57 nci hükümet, ülkemizin, her an, burun buruna yaşadığı doğal afetlerle ilgili çalışmaları değerlendirip, bugüne kadar görülen aksaklıkları ortadan kaldıracak kanun tasarılarını Yüce Meclise getirmelidir. Biz, Doğru Yol Partisi olarak, pozitif siyaset adına, gerekli desteği vereceğimizi, buradan açıkça ifade ediyoruz. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; araştırma komisyonunun hazırlamış olduğu bu raporun, Yüce Meclis tarafından ayrı bir önemde değerlendirilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Komisyonun incelediği bu konu, ülkemizin mevcut şartlarını ve yapısını anlatan bir konudur. Bilim adamlarının ifade ettiği gibi, artık, depremle yaşamaya alışmalıyız. Bu nedenle, her birimiz, bu konuyu, partisel ve bireysel çıkarlarımızın üzerinde değerlendirmeliyiz. Yüce Meclis, deprem araştırma komisyonunun raporunu irdelerken, anayasal bir gereğin yerine getirilmesi gibi düşünmemeli; çözümü bir an önce getirmelidir. Bu komisyon raporu, arşivin tozlu raflarında ve bilgisayar disketlerinde kalmamalıdır. Şayet, bu Parlamento, doğal afetler konusunda gerekli düzenlemeleri yapmazsa, büyük bir vebal altında kalacaktır; bunun sorumluluğunu da mevcut 57 nci cumhuriyet hükümeti taşıyacaktır. Doğal afetler konusunda, sorunu çözümleyici her türlü yasal düzenlemeyi desteklemeye hazır olduğumuzu, burada ifade etmek istiyorum. Bizim, bu iyi niyetli yaklaşımımız dikkate alınmazsa, bütün sorumluluk da mevcut hükümetin olacaktır. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustos 1999 depreminden sonra, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Sayın Tansu Çiller'in, derhal deprem bölgesinde olağanüstü hal ilan edilerek, koordinasyonun sağlanması ve devletin gücünü vatandaşın hissetmesi yönündeki uyarıları dikkate alınmamıştır. Mevcut komisyon raporunda da, koordinasyon eksikliği açıkça ifade edilmektedir. Erzincan ve Dinar depremlerinde başarılı bir sınav vermiş bulunan Doğru Yol Partisi Liderinin uyarıları dinlenmeyerek, devlet sıkıntıya düşürülmüş, vatandaş kendi kaderine terk edilmiştir. İnanın, o dönemde, milletin kendi dayanışması olmasa, durum çok vahim olurdu. Ben, iddia ediyorum ki, devletin kurumları arasında koordinasyonun verimli bir şekilde sağlanması imkânı olsaydı, can kaybında önemli bir azalma olurdu. Böyle doğal felaketlerde, muhalefetin olumlu uyarılarını dikkate almak ve o görüşlerden istifade etmek gerekir. Mevcut hükümet, o günlerde, muhalefetin olumlu uyarılarını ve önerilerini dikkate almamıştır. Umarım, bütün partilerin önerileriyle kurulan bu komisyonun raporunda belirtilen hususları bir an önce uygulamaya koyar. 

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizde, deprem yeni yaşanan bir olay değildir. Daha geçtiğimiz sekiz yılda, 5 büyük deprem olmuştur; Erzincan'da, Dinar'da, Ceyhan'da, Kocaeli'de ve Düzce'de büyük depremler olmuştur. Yüzyıllardır ülkemizde deprem olmaktadır. 

Her doğal afet sonrası, zararların azaltılması amacıyla önemli değişiklikler olmaktadır. Bu politika değişikliklerini ele aldığımızda, 1944 öncesi, 1944-1958 arası ve 1958 sonrası olarak değerlendirebiliriz. 

1944 öncesine bakarsak, doğal afetler ve özellikle depremlerde, insanlara yardım etme geleneği çok eski tarihlere uzanmaktadır. Bu konuda ilk yazılı örnek, 14 Eylül 1509 tarihinde meydana gelen İstanbul depreminde görülmektedir. 13 000 insanın öldüğü rivayet edilen ve 109 cami ve 1 047 yapının yıkıldığı bilinen bu depremden sonra, zamanın Osmanlı Padişahı II. Bayezit, çıkardığı bir fermanla, yeniden ev yapmak amacıyla, aile başına 20 altın bağışta bulunmuştur; ayrıca, bu fermanla, deprem sonrası İstanbul'un yeniden imarı için 50 000 usta görevlendirilmiş ve 14 ilâ 60 yaş arasındaki erkeklerin inşaat işlerinde çalışmaları emredilmiştir. Deniz kenarındaki dolgu zeminler üzerinde ev yapmak yasaklanmış ve ahşap karkas -yani, bağdadî dediğimiz, ahşap karkas- ev yapımı teşvik edilmiştir değerli milletvekilleri.

1848 yılından önce, depremle ilgili alınan kararlar, deprem öncesi mal ve can kaybını önleyici kararlar olmayıp, deprem sonrası yaraları sarmak olarak nitelendirilebilir. 

1848 yılında çıkarılan Ebniye Nizamnamesiyle yapılaşmalarda bazı kurallar getirilmiştir. 1882 yılında çıkarılan Ebniye Nizamnamesiyle de, belediye teşkilatı olan yerlerde, altyapı ve yolların düzenlenmesi konusu -yapılarla ilgili- esasa bağlanmıştır. 

1923 yılında, cumhuriyetin ilanıyla birlikte, yapılaşmalara ve yerleşmelere yeni esaslar getirilmesi, Mübadele, İmar ve İskân Bakanlığının Kuruluşu başlamış; ancak, bu bakanlık, bir yıl sonra kaldırılmıştır. 

1930 yılında yürürlüğe giren 1580 sayılı Belediye Kanunu, 1933 yılında 2290 sayılı Belediye Yapı ve Yolları Kanunu çıkarılmış, daha sonraları da, bu kanunlarda çeşitli değişiklikler yapılmıştır. 

Böylece, Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana uygulanmaya devam edilen Ebniye Nizamnamesi, 4 - 5 madde dışında, uygulamadan kaldırılmıştır. 

1944 - 1958 yılları arasına bakarsak, 26 Aralık 1939 büyük Erzincan depremi sonrası ülkemizde vuku bulan Niksar-Erbaa, Adapazarı-Hendek, Tosya-Ladik, Bolu-Gerede depremlerinde 43 319 kişinin ölmesi, 75 000 kişinin yaralanması ve 200 000 civarında yapının yıkılması sonucu, deprem öncesi ve sonrası zararları azaltmak amacıyla, 18 Temmuz 1944 tarihinde, 4623 sayılı Yer Sarsıntılarından Evvel ve Sonra Alınacak Tedbirler Hakkında Kanun çıkarılmıştır. Bu dönemin en önemli değişikliği de budur.

1958 sonrasına bakarsak, ülkemizde doğal afet zararlarının azaltılması çalışmaları açısından önemli politika değişikliklerinin yaşandığı ve uluslararası alandaki yeni gelişmelere paralellik sağlandığı yıllar olmuştur. İmar ve İskân Bakanlığının, 1958 yılında, 7116 sayılı Kanunla Bayındırlık Bakanlığından ayrılması, en önemli gelişme ise, 15.5.1959 tarihinde, çeşitli değişikliklerle bugün hâlâ ayakta duran, 7269 sayılı Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirler ile Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun çıkarılması olmuştur. Ayrıca, doğal afetler sonrası acil yardım ve kurtarmayla ilgili olarak, 7126 sayılı Sivil Müdafaa Kanunu çıkarılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her deprem sonrası birçok yasa çıkmasına rağmen, afet zamanlarında bir organizasyon eksikliği dikkati çekmektedir. Çağdaş afet yönetimi ve doğal afetlerle mücadele, her şeyden önce, doğadaki mevcut tehlikelerin doğurabileceği zararları azaltabilmek için, doğanın en akılcı yol ve yöntemlerle kullanılması gerekir. Doğal afetle mücadele için, en sade vatandaştan en yetkili makamlara kadar, herkese görev ve sorumluluklar düşmektedir. Öncelikle, doğal afet zararlarının, doğal afetler olmadan alınacak yasal, idarî ve teknik önlemlerle azaltılabileceğine inanmak ve uygulanacak afet sistemini buna göre düzenlemek gerekir.

Doğal afetlerde meydana gelen zararlara baktığımızda, hızlı nüfus artışı ve göçlere bağlı olarak, denetimsiz şehirleşme ve sanayileşme, yasa ve yönetmeliklere aykırı olarak yapılan kaçak ve çarpık yapılaşmalar; ayrıca, imar afları, kırsal kesimde kontrolsüzlük; merkezî yönetim, yerel yönetim, özel sektör ve halk arasındaki koordinasyonun sağlanamaması; her kademedeki bilgi, eğitim ve denetim eksikliği göze çarpmaktadır. Depremde hasar gören yapılarda görev alan müteahhit ve kontrolörlere dava açılmaması veya cezaların caydırıcı olmaması; üniversitelerimizin, inşaat mühendisi, mimar, şehir plancısı ve yer bilimcisi yetiştiren fakültelerinde doğal afetle ilgili fazla eğitimin verilmemesi...

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; deprem sonrası, depremden zarar gören bazı belediyelerin mağdur edildiği ortadadır. Geçen hafta, Bursa İlimizin bazı ilçelerini gezdim. İnanın öyle şikâyetler var ki, şaşırmamak elde değil. Aynı şikâyetleri bazı milletvekilleri daha önce dile getirmişlerdi. Orhangazi İlçemize bağlı belde belediyelerinin bir kısmı 17 Ağustos 1999 tarihindeki depremde zarar görmüştür. İktidara mensup belediyelerin genel bütçeden aldıkları payların çarpım katsayısı artarken, muhalefet partilerine mensup Narlıca, Sölöz, Yeni Sölöz, Demirtaş ve Boyalıca Belediyelerinin genel bütçeden aldıkları payların çarpım katsayısı artırılmamıştır. Bu açıkladığım belediyeler, depremden zarar gören belediyelerdir. Aynı durum, İzmit-Kuruçeşme belde belediyesinin ve daha birçok belediyenin başına gelmiştir. 

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; devlet olmak, devleti yönetmek o kadar kolay değildir. Devleti yönetenler, tüm kişi ve kurumlara eşit şekilde davranmak zorundadır. Bu bendendir, bu benden değildir mantığı yanlıştır. Bu yanlışı yapanlar, erdemlilik gösterip, söz konusu yanlışlarından derhal dönmelidirler.

Ayrıca, deprem bölgesinde, bu kış ayında çadırdan prefabrike evlere taşınmayla ilgili problem vardır. Söz konusu problemin ana kaynağı, çadırdan prefabrike evlere taşınılınca verilen 100 milyon liralık kira yardımı ile yemek yardımının kesilmesidir. Devlet aynı yardımı devam ettirdiği takdirde, prefabrike evlere taşınma işlemi kolaylaşacak, dolayısıyla da, vatandaş, bu ağır kış şartlarında kısmen de olsa rahatlayacaktır. Bunun neticesinde, devlete güven yeniden tesis edilmeye başlanmış olacaktır. 

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; doğal afetlerde can ve mal kaybını asgarî düzeye indirecek tedbirler şu şekilde özetlenebilir: Yapı sigortası, meslek sigortası, sertifikalı mühendislik, Devlet İhale Yasası, inşaat müteahhitliği sistemi, inşaat malzemelerinin standartlara uygunluğu ve denetlenmesi derhal sağlanmalıdır.

Ülkemiz deprem kuşağında olduğuna göre, bir afet işleri müsteşarlığı kurularak, kurtarma, yardım ve koordinasyonun bu kurum tarafından yerine getirilmesi gerekir. Ayrıca, sivil savunma hizmetlerinin de buraya bağlanması faydalı olacaktır. 

Doğal afetten sonra, devletin bir sigorta şirketi gibi görev yapması yerine, deprem bölgelerinde, afet öncesi deprem sigortasını teşvik edecek yasaları bir an önce çıkarmalı ve bu yönde çalışmalar yapılmalıdır. 

Fennî mesullüğün yerine sertifikalı mühendislik derhal getirilmelidir. Kalifiye kalfa ve usta yetiştirmek için tedbir alınmalıdır. Ayrıca, halen yürürlükte olan 7269 sayılı Kanun, daha sonra çıkarılan 4123 ve 4133 sayılı Kanunlar tek bir yasa halinde, çerçeve yasa hazırlanmalıdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; deprem, saniyelerle ölçülen çok kısa bir süreçtir ve yapılacak işlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Bu nedenlerle, deprem öncesi çalışmalar son derece önemlidir. 

338 sıra sayılı deprem araştırma raporunun 39 maddelik öneriler bölümü çok iyi tahlil edilerek tozlu raflarda kalması engellenmelidir; çünkü, 345 sıra numaralı Meclis araştırma raporu 25 Kasım 1997 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmüş ve bugün, burada konuşulan tüm konular, o dönemde tartışılmıştır. Ancak, 55 ve 56 ncı cumhuriyet hükümetleri, konuya gerekli duyarlılığı göstermeyerek 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen depremin olumsuz koşullarına zemin hazırlamışlardır. 

25 Kasım 1997 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda konuşma yapan hatiplerin bazı ifadelerine yer vermekte fayda görüyorum.

BAŞKAN – Sayın Özalp, son 1 dakikanız efendim.

Buyurun.

TEOMAN ÖZALP (Devamla) – Sayın Cengiz Altınkaya: "Bu komisyonun üyesi olan, olmayan bütün milletvekillerimizi zahmet edip bu raporu okumaya davet ediyorum. Ülkemizin insanlarını seviyorsak, sadece lafla değil, sadece mikrofonla değil, yürekten seviyorsak, geliniz, bu raporun sonunda önerilen bütün teklifleri kanun haline getirelim."

Sayın Osman Hazer: "Ana politika olarak, bir afet anında, gerek merkezde gerekse yerel ölçekte etkili bir afet yönetimi uygulanmasını sağlayan yeni bir afet yasasına ihtiyaç duyulmaktadır."

Sayın Abdülkadir Akgöl: "Ülkemiz dünyanın en aktif deprem kuşaklarından olan Akdeniz-Alp-Himalaya deprem kuşağında olduğundan, nüfusumuzun yaklaşık üçte 2'si, her an büyük bir depremle karşılaşabilecek bölgelerde yaşamaktadır. Derhal bu konuyla ilgili çalışma yapılmalıdır." 

Konuşmalar böyledir değerli arkadaşlarım...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 2 dakika eksüre veriyorum, toparlayınız efendim.

TEOMAN ÖZALP (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Görüldüğü üzere, o tarihlerde, bu olaylar, iktidara ve muhalefete mensup milletvekillerince dile getirilmiş; ama, 55 ve 56 ncı hükümetler bu konuya duyarlılık göstermemiştir. 

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; o gün iktidarda bulunan Demokratik Sol Parti ve Anavatan Partisi bugün de iktidardadır. 345 sıra sayılı komisyon raporunu niçin dikkate almamışlardır? Bu soruya öncelikle bir cevap vermek zorundadırlar. Yüce Meclisin inceleme yaparak hazırlamış olduğu raporu dikkate almış olsalardı, bu araştırma komisyonuna gerek duyulur muydu? Can ve mal kaybının bu kadar fazla olması önlenemez miydi? 

Çadırda ve prefabrike evlerde kalanlara da, aylık ödenmek şartıyla, 100 milyon nakdî yardım yapılmalıdır. Bu sağlandığı takdirde depremzedeler prefabrike evlere taşınacaklardır. 

Bu yerleşim alanlarında kalanların çoğu işini kaybetmiştir; akşam evine getireceği bir lokma ekmek veya çocuğuna vereceği şeker parası dahi yoktur. Hatta, minibüse binecek parasının dahi olmadığı ifade edilmektedir. Bu durum çözülmediği takdirde çeşitli sıkıntıları beraberinde getirecektir. 

Bu yıl, çadır ve prefabrike evlere yerleşme işlemiyle geçmiştir; fakat, kalıcı konutların ihalesinin hâlâ yapılmaması, gelecek yıl için büyük sıkıntı doğuracaktır. Kalıcı konutlara süratle başlanmalı ve gelecek yıl kurtarılmalıdır. Derhal ihale yapılmadığı takdirde, depremzedeler, gelecek yıl da kış aylarında çadır ve barakalarda kalacaklardır. Kışı, yine aynı yerlerde geçireceklerdir. 

Değerli milletvekilleri, kamuoyunda sıkça tartışılan bir konuyu da, bu vesileyle, burada, aktarmayı uygun buluyorum. Bilindiği gibi, basında deprem yardımlarının nasıl harcandığı konusunda tartışmalar çıkmış, hatta, bu hususta, bir hükümet yetkilisinin basında çıkan sözleri yer almıştır; memur maaşlarının deprem yardımlarından ödendiği belirtilmiştir. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEOMAN ÖZALP (Devamla) – Gerçekten, deprem yardımları amacı dışında kullanıldıysa, durum çok vahimdir. Hükümetin, harcamaları nasıl yaptığı ve toplanan iç ve dış yardımlarla ilgili olarak Meclisimizin detaylı olarak bilgilendirilmesi gerekmektedir. Bu gerekçeleri de göz önüne alarak, 57 nci hükümetin, mevcut bulunan 338 sıra sayılı komisyon raporunu önemle ele almasını temenni ediyorum. 

Ülkemizin bir daha böyle üzücü doğal afetlere maruz kalmamasını diler, Yüce Heyete saygılarımı sunarım. (DYP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özalp. 

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Ne olacak, yani, burada önemli bir şey konuşuluyor; biraz daha eksüre verseniz... 

BAŞKAN – Efendim, prensibim gereği vermiyorum. 

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Nedir yani bu?!

BAŞKAN – Efendim, ben, İçtüzüğü uyguluyorum. 

İkinci söz, Anavatan Partisi Grubu adına, Eskişehir Milletvekili Sayın İbrahim Yaşar Dedelek'in. 

Buyurun efendim. 

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Sayın Başkan, sizin, konuya göre duyarlı olmanız lazım. Burada depremle ilgili bir araştırma komisyonu raporunun önemli sonuçları tartışılıyor; 5 dakika daha konuşsa ne olur?.. 

BAŞKAN – Efendim, 20 dakikada her şeyi söylerler. 

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Konuşsun arkadaşlar; dinleyelim, yararlanalım. 

BAŞKAN – Sayın Ercan, konuşmacılar kürsüdeyken, çoğu dinlemiyor, herkes kendi arasında konuşuyor; ben, buradan görüyorum. 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Biz dinliyoruz...

MURAT AKIN (Aksaray) – Biz dinliyoruz... 

BAŞKAN – Arada bir!.. 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne demek arada bir; biz, devamlı dinliyoruz. 

NEVZAT ERCAN (Sakarya) – Zabıtlara geçiyor; o bakımdan söylüyorum. 

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dedelek.

ANAP GRUBU ADINA İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Eskişehir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustos 1999 tarihinde ülkemizde meydana gelen deprem felaketi konusunda kurulan deprem araştırma komisyonu raporuyla ilgili Grubum adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustos 1999 tarihinde, saat 03.02'de, Kocaeli, Sakarya, Bolu, Yalova başta olmak üzere, İstanbul, Eskişehir, Bursa ve Zonguldak'ta büyük bir deprem afeti meydana gelmiştir. Geniş bir coğrafyada etkisini gösteren 7,4 büyüklüğündeki deprem, 20 000'e yakın can kaybına, 100 000 civarında konut ve işyerinin yıkılmasına veya ağır hasarına neden olmuştur. 

Bu büyük felaketin yaraları sarılmaya çalışılırken, 12 Kasım 1999 tarihinde, Düzce ve Kaynaşlı'yı etkisi altına alan, 895 insanımızın ölümüne yol açan ikinci bir deprem afeti vuku bulmuştur. 

Bu depremlerle birlikte, son yıllarda ülkemizde meydana gelen depremlerde 80 000 can kaybı olmuş ve 500 000'in üzerinde konut yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Yapılan istatistiklere göre, ülkemizde her dört yılda bir yıkıcı depremler vuku bulmaktadır. 

17 Ağustos depremi, şiddeti, yaygınlığı, etkilediği nüfus itibariyle dünyada meydana gelen depremlerin en büyüklerinden biri, ülkemizde ise yaşanan en büyük depremdir. Bu kadar geniş bir coğrafyada meydana gelen bu depremde, ne kadar önlem alınırsa alınsın can ve mal kaybının olması kaçınılmazdı; ancak, deprem öncesi alınması lazım gelen tedbirlerin yetersizliği, bu konuda sivil savunma örgütlerinin eğitimsizliği, depremlerle ilgili ulusal, bölgesel ve kentsel planlamaların zamanında ve yeterince yapılamaması, bu depremde can ve mal kaybının daha fazla olmasına neden olmuştur. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1950'li yıllardan itibaren ülkemizde köylerden kentlere hızlı bir göç başlamış, 1950'li yıllarda köy nüfusu yüzde 75, kent nüfusu yüzde 25 iken, 2000 yılında bu oran tam tersine dönmüştür. Bu hızlı nüfus değişimine karşı, maalesef, yeterli önlemler alınamamış; köyden kente gelen insanımız başını sokacak barınağını plansız, programsız, sağlık ve altyapı şartlarından yoksun hazine arazilerine ve hisseli parsel dediğimiz tarım arazilerine yapmışlardır. 

Belediyelerimiz, acilen yapılması gereken imar planlarını hazırlatıp uygulamaya koyamadığı gibi, mantar gibi çoğalan kaçak yapıların elektrik ve sularını bağlayarak, bunları yasal hale getirmişlerdir. Özellikle, büyük kentlerimizi dolduran kaçak yapıların yıkılması yerine, zaman zaman çıkarılan imar afları, bu tür kaçak yapılaşmaya büyük bir prim vermiştir. 

Bu hızlı nüfus değişimi sürecinde kent nüfusu çoğalırken, deprem, sanayileşme, ulaşım ve kentleşmeyle ilgili master planlar, maalesef, yeterince yapılmamıştır. Ayrıca, belediyelerimizin yeni imara açtığı alanların hiçbirisinde jeolojik etütler yoktur. Son depremin büyük çapta etkilediği alanların birinci derece tarım arazisi olduğu da bir gerçektir.

Ulusal, bölgesel ve kentsel planlamaların gecikmesi, sağlıklı ve düşünülerek yapılmaması, sanayileşme ve kentleşme alanlarının geniş bir satıh yerine, dar bir bölgeye sığdırılması, son depremdeki büyük kayıplarımızın ana nedenidir.

Türkiye coğrafyasının beşte 1'ini kapsayan bu bölgede, Türkiye nüfusunun yüzde 42'si barınmaktadır. Yine, Türkiye sanayisinin yüzde 43'ü bu bölgede kurulmuştur. Bu da, uzun yıllardan bu yana, yapılan bölgelerarası dengesizlikleri ve eşitsizlikleri gözetmemenin, planlama süreçlerinden kopmuş olmanın somut bir göstergesidir.

Şehircilik ilkeleri ve planlama kuralları, Yalova'da olması gereken nüfusu, bugün, bizim karşımıza 7 katı olarak çıkardıysa, bu yığılma Gölcük'de, bu yığılma Değirmendere'de, Karamürsel'de ve diğerlerinde de oluştuysa, kentin kuruluşundan bugüne kadar, iki üç sefer yıkıcı depremlere sahne olan Adapazarı'nda yeniden şiddetli deprem olduysa, Türkiye'de bir şeylerin atlanmış olduğunu görüyoruz.

Deprem üzerine yapılan bilimsel tartışmalarda, deprem bölgesi, bir satıh değil, bir hat olarak ele alınmaktadır. Oysa, Türkiye'deki yerleşim alanlarının -sadece, Körfez, Marmara için söylemiyorum- yüzde 95'i deprem kuşakları üzerine kurulmuş olup, sanayisinin yüzde 98'i ise risk taşıyan bu alanlardadır. Yani, Türkiye'nin hemen hemen her yerinde, aynı şiddet ve aynı büyüklükte depremlerin olması muhtemeldir. 

Türk toplumu, depremlerle iç içedir ve depremlerle yaşamak zorundadır diyoruz; ancak, bu gerçeği ifade ederken, depremler karşısında alacağımız önlemleri de beraberinde getirmemiz şarttır. Deprem öncesi alınacak önlemlerin yetersizliği ve yine, deprem esnasında acil yardım, kurtarma, arama çalışmalarındaki başarısızlığımızı kabul etmemiz gerekir. Bu depremden sonra alınacak önlemleri bilimsel bir şekilde araştırarak ve yeni bir örgütlenmeye başlayarak, kısa bir zamanda, afetlerle ilgili büyük bir organizasyon yapmamız artık zarurî hale gelmiştir. Halkın deprem felaketlerine karşı eğitilmesinden, devletin kurum ve kuruşlarının depreme karşı bilimsel bir anlayışla örgütlenmesi için, büyük ve ciddî bir çalışmaya ihtiyaç vardır. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustos 1999 depreminde gördüğüm eksiklikleri ve alınacak önlemleri sizlere arz etmeye çalışıyorum. Sivil savunma teşkilatının deprem afetlerine karşı hazırlıksız ve eğitimsiz olduğunu, geçirdiğimiz bu depremde gördük. Kurulduğundan bugüne kadar, sadece klasik ve nükleer savaş hallerindeki kurtarma çalışmaları dışında hiçbir eğitim almayan sivil savunma teşkilatımızın bünyesindeki eleman sayısı yetersiz, teknik eleman sayısı yok denilecek kadar azdır. Sivil Savunma Genel Müdürlüğünün bir daire başkanı, Meclis deprem araştırma komisyonumuza gelip bilgi verdiğinde, şu çarpıcı örnekleri kendisinden aldık ve bunları size aktarmak istiyorum: 

Şu anda, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü bünyesinde inşaat mühendisi, mimar yok, yani yapıyla ilgili eleman yok, kadrolu iki mühendisleri var; birisi elektrik, diğeri ise bilgisayar mühendisi. Ayrıca, il müdürlerinin tamamı teknik vasıflı olmadığı gibi, tekniker vasfında elemanları da olmayan bir kuruluş halindedir. İl müdürlüklerinde, daha önceden hazırlanarak bilgisayara yüklenmiş mahalle, semt, cadde, sokak krokileri ile mevcut binaların krokileri yoktur. Oysa, belediyelerle müşterek yapılacak bir çalışmayla, kentin tüm binalarının planları çıkarılabilmiş olsaydı, deprem sonrası kurtarma esnasında, ekipler, çöken binanın neresinden kurtarma çalışmalarına başlanacağını daha iyi bilir, zaman kaybetmez ve daha fazla can kurtarabilirlerdi. 

Sivil Savunma Genel Müdürlüğünün ödeneklerinin artırılması şarttır. Sivil savunma il örgütlerinin kadrosu afetlere karşı eğitilmiş elemanlarla takviye edilmelidir. Ayrıca, il örgütlerine bağlı mahalle sorumluları, mahalle sorumlularına bağlı sokak temsilcilerinin oluşturularak, bunların eğitimden geçirilmesi ve bu gönüllü görevliler sayesinde halkımızın topyekûn eğitiminin sağlanması zarurî hale gelmiştir. 

Yine, Silahlı Kuvvetlerimizin silah altındaki yedek subay ve erlerden bir bölümünü eğitmesi, yerel yönetimlerin ise kendi güçlerine göre kurtarma ekiplerini kurması şarttır. Gönüllü kurtarma kuruluşlarına destek verilmelidir. Böylece, bir deprem anında, il bazında sivil kurtarma birliklerinin kurulması gerçekleşmiş olacaktır. 

Depremle ilgili ilk önlem planlama aşamasında başlar. Deprem riskinin yüksek olduğu bölgelerde, özellikle depremin şiddetini artırıcı özellikler arz eden alüvyon zeminli alanlarda yerleşimlerin mutlaka kısıtlanması gerekir. Buna rağmen, konut ve sanayi alanı olarak kullanılması kaçınılmaz olan bölgelerde ise, depreme dayanıklı yapı sistemlerinin geliştirilerek uygulanması zorunludur. 

Can ve mal kaybını azaltmada alınacak önlemlerden biri de inşaat yapımı esnasında yapılacak denetimlerdir. Deprem kuşağında bulunan ülkemizde yaşanmış pek çok acı tecrübe ortadayken, gerek belediyelerimizin gerek mimar, mühendis ve müteahhitlerimizin gerekse bunları satın alan insanlarımızın deprem riskini gözardı etmeleri düşündürücüdür. Ancak, bu sorunun çözümü, inşaat firmalarından ve konutları satın alan insanlardan çok, inşaat aşamasında yapılacak teknik denetimlerin sağlıklı ve dürüst olarak yapılmasını sağlayacak şartların oluşturulmasında yatmaktadır. Ülkemizde, bu alanlarda gerek kontrolörlük hizmetini yapacak gerekse zemin şartlarına uygun yeni inşaat sistemlerini kuracak yeterli bilgi birikimi ve yetişmiş teknik eleman mevcuttur; ancak, bunları aktif ve yetkili hale getirecek yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır.

Büyükşehir ve il belediyeleri dışındaki ilçe ve belde belediyelerimizin pek çoğunda teknik eleman yoktur veya yok denilecek kadar azdır. Belediyelerimizde mimar, inşaat mühendisi, jeoloji mühendis, şehir plancısı sayısı son derece azdır ve yetersizdir. Belediyelerimizin bünyesinde, inşaatın yapımı esnasında beton ve demir donatı kontrollerini yapacak teknik ekipler mevcut değildir. Belediye, proje ruhsatını verirken, projelerin üzerine "hesap hataları fennî mesulüne aittir" kaşesini basarak, inşaatın tüm sorumluluğunu proje müellifine yüklemektedir. Bundan sonraki inşaat safhasında, yapının sağlamlığı ve projesine uygunluğu, müteahhitin namusuna, teknik uygulama sorumlusunun denetimine bağlıdır. Buna çözüm olarak, zorunlu yapı sigorta sisteminin acilen yeni bir düzenlemeyle uygulamaya konulmasında yarar vardır; ihtisaslaşmış inşaat kontrol birimlerinin sigorta sistemi içinde yer alması, daha sıkı bir denetimin yapılmasını sağlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu depremde, Kızılay, maalesef, deprem altında kalmıştır. Geçmişten günümüze kadar, tabiî afetler vuku bulduğunda afetzedelere yardım elini açan, şefkatle afetzedeleri sarıp sarmalayan Kızılayımız, kötü yönetimleri sayesinde, bu depremde halkımızın büyük tepkisini almıştır; bu depremde en küçük bir başarısı yoktur; bu nedenle, Kızılayın yeniden yapılanmasını sağlayacak yeni bir yasaya ihtiyaç vardır.

Bu depremle birlikte, vatandaşlarımızın da eğitimsizliği ortaya çıkmıştır. Tevekkülü yaşam biçimi kabul eden anlayışımızı artık ortadan kaldırmamız, bilgi toplumu haline gelmemiz için, insanımıza çağdaş eğitim vermemiz gerekmektedir. Bir başka deyişle, bilimi yaşadığımız hayata sokmalıyız. Özellikle ilköğretim okullarında, tabiî afetler ve alınacak önlemler konusunda ilgili derslerin müfredatlara konulması gerekli hale gelmiştir.

Daha önce de belirttiğim gibi, ulusal, bölgesel ve kentsel planların son yıllarda yapılmaması, özellikle deprem bölgesindeki yerleşimlerde aşırı yüklenmeye neden olmuş, yoğunluk artmıştır. Dünyanın hiçbir uygar ülkesinde, hem turizm hem hizmet hem de sanayi sektörü, bizde olduğu gibi içiçe geçmiş değildir. Bir örnek vermek gerekirse, Almanya'da, ağır sanayi, Ruhr Havzasında, bir plan çerçevesinde geliştirilmiş, limanlardan sadece yükleme, boşaltma ve deniz ulaşımı yapılmaktadır. Körfezde ise sanayi tesisleri ile deniz ulaşımı içiçedir. Sanayi tesislerinin atıkları körfezde canlı bırakmamış, sanayi tesisleri ile konut alanları adeta bütünleşmiştir. Sanayi yatırımlarının, çok zarurî olanlarının dışındakilerinin, zaman içerisinde boşaltılarak Anadolu'ya kaydırılmasında fayda vardır. 

Yerel yönetimlerin yapısının güçleneceği yerde, zaman içerisinde zayıfladığını ve yozlaştığını bu depremle görmüş bulunuyoruz. Bazı yerel yöneticiler -hepsi için söylemiyorum- ve yerel meclisler, yasalarla kendilerine tanınan hakları kötüye kullanarak, birinci derece tarım arazilerini imara açmışlar, zemin mukavemetini incelemeden çok katlı yapılara ruhsat vermişler, bulundukları kentleri beton yığınına çevirmişlerdir. İnşaat esnasında projelerin tam uygulanmaması, denetim eksikliği, teknik eleman yetersizliği, belediyelerimizin yetkilerinin yeniden gözden geçirilmesi gerçeğini ortaya koymuştur. Yerel yönetimlerle ilgili gelecek olan yasaya, bu konuda bazı maddelerin eklenmesinde yarar vardır. 

Deprem, özellikle Sakarya ve Gölcük'ü merkezden vurmuştur. İşyerlerinin tamamına yakınının yıkıldığı bu ilçe ve ilimizde, maalesef, esnaf perişan durumdadır. Özellikle hizmet sektörünün yaygın olduğu bu il ve ilçemizdeki esnafımız, Halk Bankasından düşük faizli ve uzun vadeli kredi talep etmektedir. Bu kredilerin de, bir an önce ellerine ulaşması için hükümetimizden destek bekliyoruz. 

Depremde hasar gören orta ölçekli sanayi işletmelerine, Halk Bankasınca onarım kredisi verilmeye başlanması sevindiricidir. Bu krediden yararlanan orta ölçekli sanayici yeniden üretime başlamıştır; ancak, bu yeterli değildir, artırılması faydalı olacaktır. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; araştırmaya önem vermeli ve geliştirmeliyiz. Bu depremde pek çok yerbilimci, medyada görüşlerini belirtmişlerdir. Birinin görüşü, maalesef, diğerinin görüşünü tutmamaktadır, aralarında büyük çelişkiler görülmektedir. Yeni bir deprem enstitüsü kurularak kaynak temini yapılmalı ve bu enstitüde gerçek, bilimsel araştırmaların yapılmasına imkân tanınmalıdır. 

Yine, Sivil Savunma, Afet İşleri, hatta, Kızılay, Maden Tetkik ve Arama, kurulacak yeni deprem enstitüsü deprem master planları hazırlayacak ve buna paralel, ulusal, bölgesel ve kentsel planlamalar yapacak yeni bir organizasyon teşkil ettirilip, mevcut kurumlarla birleştirilerek, tabiî afetler, imar ve koordinasyon müsteşarlığı veya bakanlığı kurulmalıdır. 

Bakınız, bugün, Sivil Savunma Teşkilatı, İçişleri Bakanlığında Afet İşleri Bayındırlık ve İskân Bakanlığında, MTA ise kendi içinde bağımsız durumdadır. Sivil savunma teşkilatlarını örgütlemek, hatta, Kızılayın, yapılacak bir değişiklikle buraya bağlanmasıyla birlikte, yeniden yapılanmasını sağlamak, sismik araştırmalar yapmak, jeolojik etütler yaparak deprem master planını oluşturmak, yerel yönetimleri deprem konusunda denetlemek, ulusal, bölgesel ve kentsel yerleşim planları yapmak, depreme uygun yeni inşaat sistemlerini geliştirmek ve uygulamaya koymak, tabiî afetler, imar ve koordinasyon müsteşarlığı veya bakanlığının görevleri olmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyet tarihimizin bu en büyük doğal afetinin yıkıcı sonuçlarına karşın, hâlâ, bu sonucu yaratan nedenler ciddî olarak sorgulanıp ortaya konamaz, bu sorgulama sadece birkaç müteahhit ve teknik elemanla sınırlı olmanın ötesine geçemez ve bu çerçevede merkezî yönetimlerden yerel yönetimlere kadar uzanan zincirin çeşitli kademelerinde yer alan sorumlular ortaya çıkarılmazsa, bundan sonra beklenen bir depremde daha ciddî kayıpların olması kaçınılmaz olacaktır. 

Burada suçlu kimdir; suçlu arayacaksak, suçlu hepimiziz; yani, bu deprem, yaşadığımız ilk deprem değil, sonuncusu da olmayacaktır. Ülkemizde depremlerin olacağını bilimadamları pek çok defalar işaret ettiler. Depremlerle artık içiçe yaşadığımız gerçeğini, geçirdiğimiz acı tecrübelerle öğrendik; ama, bu depremin sonuçları Türkiye'nin sosyoekonomik yapısına bir ayna tutarak, bu konudaki yanlışlıklarımızı, eksikliklerimizi başka hiçbir depremde olmadığı kadar açık ve çıplak bir biçimde gözler önüne sermiştir. Toplum, bu aynanın gösterdiklerini ciddî bir biçimde değerlendirip, ders çıkarabildiği takdirde, bir daha vuku bulacak depremlerden daha az can ve mal kaybıyla çıkmamız mümkün olacaktır. 

Tamamına yakınının deprem kuşağında, sanayi ve iş yatırımlarıyla nüfusun büyük kısmının yer aldığı gelişmiş yörelerin ise birinci derece deprem kuşağında yer aldığı ülkemizde, özellikle gelişmiş yörelerdeki metropollerde, kaçak yapılaşmanın, ruhsatlı yapılaşmayı aşan bir orana ulaşmış olması, deprem etkilerinin artması açısından büyük bir risk yaratmaktadır. Kaçak yapıların, sadece, kaçak kentleşen yörelerin sorunu olmadığı, planlı alanlardaki birçok binanın, az ya da çok ruhsat dışı ekleri ve kaçak katları olduğu ve yapılan plan tadilatlarıyla, bu kaçak eklerin ve ilavelerin yasallaştırılarak ruhsata bağlandığı göz önünde tutulduğunda, yasal gelişmiş bölgelerin bile, kaçak yapılaşmanın damgasını taşıdığı ve bunun da riski artırdığı görülmektedir. 

Ülkemizde, 1950'li yıllarda başlayan köyden kente hızlı göç sonucu ortaya çıkan gecekondu sorununun, 1970'lerden sonra nitelik değiştirerek, karşılanamayan barınma ihtiyacının doğurduğu bir sorun olmaktan çıkıp, rant kaynaklı bir kaçak yapılaşmaya, 1980'den sonra ise kaçak yapı sorununun, kaçak kentler haline dönüştüğü bilinmektedir. Büyük kentlerimizin pek çoğunda çok katlı gecekondu mahalleleri oluşmuştur. 

1948'den başlamak üzere Türkiye'de toplam 15 kez imar affı çıkarılmıştır. Bu aflar, kaçak yapı yapanlara cesaret vermiş, nasıl olsa yeni bir imar affı çıkar düşüncesiyle, kaçak yapılar kentlerimizin yarıdan fazlasını teşkil eder duruma gelmiştir. 17 Ağustosta meydana gelen depremdeki can kaybının yükselmesine neden olan yaptığımız bu yanlışlardır, bu hatalardır; bu yanlışlardan ders alabilecek miyiz?

BAŞKAN – Sayın Dedelek, 2 dakika eksüre veriyorum; lütfen, toparlayınız.

İBRAHİM YAŞAR DEDELEK (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

Yaşadığımız bu acı tecrübelerin aynasında, Yüce Meclisimizin değerli milletvekillerinin huzurunda, şahsım ve Partimin görüşlerini sizlere arz etmeye çalıştım. Bu konuda Yüce Meclisimize önemli görevler düşmektedir. Türk insanı bizim en kutsal varlığımızdır. Bu Meclisten çıkaracağımız yasaların en önemlileri depremle ilgili yasalar olmalıdır. Ben, bu depremde, dört ay deprem bölgesinde büyük bir özveriyle çalışma yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi Deprem Araştırma Komisyonu Başkanı ve üyelerine ve geniş coğrafyada meydana gelen, geniş çapta can ve mal kaybına yol açan bu afetin açtığı yaraları kısa zamanda saran hükümetimize teşekkürü bir borç biliyorum. 

Cenabı Allah, bir daha, böyle afetleri ülkemize ve Yüce Milletimize göstermesin diyorum ve Yüce Meclisimizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dedelek.

Sonraki sayfa >>


KAYNAK: TBMM İNTERNET SİTESİ
(BU BELGE 22 TEMMUZ 2000 TARİHİNDE BELGENET ARŞİVİNE ALINMIŞTIR) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş