|
|
 |
Deprem
felaketi konusunda yapılan çalışmaların tüm yönleriyle incelenerek alınması
gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu'nun
raporunun Genel Kurul'da görüşülmesi...
(22 Şubat
2000)
BAŞKAN – Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Nazif Okumuş.
Buyurun Sayın Okumuş. (MHP
sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
MHP GRUBU ADINA NAZİF OKUMUŞ
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustos 1999 tarihinde,
merkez üssü Gölcük olan ve 7,4 şiddetindeki deprem, başta Kocaeli, Sakarya,
İstanbul, Yalova, Eskişehir, Bolu, Zonguldak ve civar illerde büyük çapta
can ve mal kaybına sebep olmuştur.
Dünya çapında yüzyılın en
büyük felaketlerinden biri sayılan deprem, sadece Marmara Bölgesi ve civar
illerde değil, bütün yurt çapında yaşayan insanlarımızı mağdur etmiş ve
derin üzüntüye boğmuştur. Hiç beklenmedik bir anda meydana gelen bu depremde
binlerce insanımız hayatını kaybetmiş, onbinlerce insanımız da sakat kalmıştır.
Resmî kayıtlara göre, 17
Ağustos depremi, 70 000 konut ve binlerce işyerine mal olmuştur; ayrıca,
yine, yaklaşık 70 000 konut ve yaklaşık 10 000 işyeri de orta hasar görmüştür,
80 000 konut ise, az hasar görmüştür.
Düzce-Kaynaşlı-Bolu merkezli
depremde ise, yine, yaklaşık 10 000 konut yıkılmış veya ağır hasar görmüş,
6 000 konut da orta hasarlı olmuştur. Felaket, yukarıda verdiğimiz rakamlardan
da anlaşılacağı üzere, çok büyük olmuştur.
Şimdi, burada, 17 Ağustosta
yaşanan acıları, sonrasındaki sıkıntıları hepimiz bildiğimiz için, tekrar
etmek ve siz değerli milletvekillerini, tabiri caizse, meşgul etmek istemiyorum.
Böylesine bir felaket sonrasında,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve 57 nci hükümet, yine, Türk Milletiyle gönülleri
birleştirerek, milletimizin bu derin yarasını sarabilmek için, iyniyetle,
özveriyle, çalışmalarını başlatmıştır. Devletimiz bütün imkânlarını seferber
etmiş, hükümetimiz, gece gündüz demeden, yaraları sarma çabası içerisinde
yerini almıştır. Bakanlarından bürokratlarına, en alt birimden en üst birimdeki
bütün çalışanlarına kadar, devlet, devleti temsil eden kuruluşlar, deprem
bölgesinde yerlerini almış; âdeta, geceli gündüzlü çalışarak, bir seferberlik
içerisinde, bugünlere kadar gelmişlerdir. Bu çalışmalarda özellikle Türk
Milletinin vefakâr ve asil evlatlarını, çeşitli gönüllü kuruluşlar çerçevesinde
bir araya gelmiş evlatlarını unutmamak ve önemle yâd etmek gerekiyor.
Felaketin yaygın bir alanı
kapsaması, ulaşım ve haberleşme ağlarının felce uğraması, çok sayıda binanın
ağır hasar görüp enkaz haline gelmesi, kurtarma ve ilkyardım çalışmalarını
ilk başta olumsuz yönde etkilemiştir. Buna rağmen, başta gönüllü kuruluşlarımız,
bu milletin has evlatları, bu milletin güzel evlatları olmak üzere, bütün
kurum ve kuruluşlarıyla olağanüstü bir gayretin içerisine girilmiştir.
Ancak, Türkiye'deki sorun,
afet sonrasındaki çabaların yeterliliği veya yetersizliğinden ziyade, deprem
öncesi çalışma ve tedbirlerin yeterliliği ve yetersizliği noktasında düğümlenmektedir.
Yeni inşaat alanları, toplukonut ve gecekondu önleme bölgeleri tayin ve
tespit edilirken, depremle mücadele şartları, maalesef, yeterince dikkate
alınmamaktadır. Birinci derecede deprem kuşağındaki yerleşim merkezlerinde
depreme dayanıklı konut üretimi projeleri bugüne kadar uygulanmamıştır;
yerel yönetimler, bu tür konutların üretimi ve kontrolü konusunda yeterli
duyarlılığı tam olarak gözetmemişlerdir. Türk inşaat sektörü, son yıllarda,
dünya çapında haklı bir şöhrete ulaşmış, teknolojik donanım ve tecrübe
olarak dünya standartlarını yakalamıştır, bundan gurur duyuyoruz; ancak,
buna rağmen, kendi coğrafyamızda kendimize âdeta nankör davranmışız ve
inşaat konusunda gerekli hassasiyet ve titizliği gösteremediğimiz ortaya
çıkmıştır. İnşaat alanında süratle bir mevzuat yenilenmesine gidilmesi
ve inşaat sektörünün daha iyi şekilde denetlenmesi zarurî hale gelmiştir.
Dolayısıyla, benden önce bu kürsüden Genel Kurulumuza hitap eden değerli
hatiplerin de ifade ettiği gibi, Türkiye'de, sıkıntılar, geçmişten bu tarafa
yapılan uygulamalara dikkat gösteremediğimizden de kaynaklanmıştır. Türkiye'de,
yıllardır iktidar olup, bu sıkıntıları çözmek yerine daha da derinleştiren
ve muhtemel afetlerde yaraların artmasına vesile olanların da, şimdi, geçmişteki
sıkıntıları dikkate alıp, âdeta itirafta bulunmaları önemli bir gelişmedir.
Dolayısıyla, 17 Ağustos depreminin Türkiye'de yeni bir devir, yeni bir
inkılap açacağını ümit ettiğimizi ifade ederken, bunları da düşünüyor ve
bugün gelinen noktada, Yüce Meclisin çatısı altında bulunan, hangi siyasî
partiye mensup olursa olsun, bütün sayın milletvekillerinin ve dolayısıyla
gruplarımızın birleştiklerini müşahede etmenin haklı olarak sevincini ve
mutluluğunu yaşıyoruz. Umarız ki, siyasetteki deformasyon ve bencilliğin
ortadan kalkması yolunda, bu düşünceler önemli bir adımı da oluşturur.
Binaenaleyh, bütün bu noktalardan
hareketle, yasal boşlukları tespit etmek ve doldurmak, gelişmiş ülkelerin
uygulamalarını da dikkate alarak sorunları bütünüyle incelemek ve araştırmak,
çözümler üretmek gerekmektedir.
Bütün bu hususların Meclis
zemininde sağlıklı bir şekilde incelenip araştırılması amacıyla, tüm siyasî
partilerimizin değerli üyeleri tarafından birer Meclis araştırması önergesi
verilmiştir. 5 önerge Genel Kurulda birleştirilerek, araştırma komisyonu
kurulması kararlaştırılmıştır.
Neticede, burada, tüm siyasî
partilere ve önerge sahiplerine, böylesine hassas bir konuda duyarlı oldukları
için teşekkür ediyoruz. Özellikle, böyle büyük bir felaketi siyasî çıkar
sağlayacak şekilde istismar etmedikleri için, tüm siyasî partilere bir
kez daha teşekkür ediyoruz. Siyasî rantlardan arınmış bir şekilde, iyi
niyetle ve özveriyle kurulan Komisyon kurulduğu zaman Genel Kurul tatile
girdiğinden, tatilde de çalışmalarını sürdürdüğü için, Komisyonun Sayın
Başkan ve değerli üyelerine ayrıca teşekkür ediyoruz. Komisyon üyelerinin
bu özverili çalışmaları, ifade ettiğimiz gibi, ayrıca takdir konusudur.
Komisyon çalışmaları sonucunda,
görüyoruz ki "kriz masaları kurularak çalışmaya başlanılmasına rağmen,
kurtarma ve yardım komiteleri ile sivil savunma mükelleflerinin yeterince
organize olamadığı ve olaylara müdahalede aksamalar olduğu görülmüştür"
deniliyor. Kriz masalarında görev alan kamu yöneticileri, muhakkak ki,
iyi niyetle ve özveri içerisinde çalışmalarını sürdürdüler; ancak, doğal
afetlerde, ellerinde acil müdahale plan ve programlarının bulunmadığı,
varsa bile, hadisenin dehşeti karşısında uygulayamadıkları anlaşılmaktadır.
Zor günlerin kurumu olarak en hazırlıklı kurum olması beklenen Kızılayın,
17 Ağustos Marmara depreminde, aslî görevleri olan sağlık, çadır, gıda
malzemesi ve ikmali gibi konularda bekleneni verdiğini söylemek de mümkün
değildir.
Deprem sonrasında açıkta
kalan vatandaşlarımızın barınmalarını sağlamak üzere çadırkentlerin oluşturulması
ve sonrasında geçici prefabrike evlerin yapımında, devletimizin ve devleti
temsil eder konumdaki 57 nci hükümetin, verdiği sözü tutarak, zamanında
bunları teslim etmesi, vatandaşlarımızın ümitlenmesine ve devlet ile millet
arasındaki köprünün, yine sağlam bir şekilde tesis edilmesine vesile olmuştur.
Buradan, başta 57 nci hükümetin
değerli üyelerine ve hassaten Bayındırlık ve İskân Bakanlığı olmak üzere
bu konuda emeği ve gayreti geçenlere, huzurlarınızda teşekkür etmek istiyoruz.
Aynı gayreti ve çalışmayı kalıcı konutların yapımında da göstereceklerinin
sözünü verdiklerine göre, bu konuda onlara yine güvenimiz tamdır ve güvenimizi
yenilemek istiyoruz.
Ayrıca, depremden hemen sonra
bölgeye ulaşan Sayın Hasan Gemici’nin başında bulunduğu Devlet Bakanlığı
ve çalışanlarına ve halen bölgede canla başla çalışan Sağlık Bakanlığının
tüm personeline ve Sayın Bakana da teşekkür etmek istiyoruz.
Türkiye coğrafyasının yüzde
96’sının deprem kuşağında yer aldığı gerçeğinin bilinciyle, ülke olarak,
17 ağustos deprem felaketi karşısında, bu derece hazırlıksız yakalanmamak,
can ve mal kaybı bakımından da, bu derece ağır bir fatura ödememek için,
topyekûn bir mücadelenin yapılması şarttır. Bu mücadele içerisinde, en
sade vatandaştan en yetkili makamlara kadar herkese görev ve sorumluluk
düşmektedir.
Komisyonun özveriyle çalışarak
hazırlamış olduğu raporundaki önerilerin hepsi fevkalade önemli konulardır.
Raporun dikkatle ele alınarak, yapılması gereken mevzuat değişikliklerinin
bir an evvel yapılması, tekliflerin ilgili kurum ve kuruluşlarca en kısa
sürede hayatiyete geçirilmesi hepimizin temennisi.
Bu raporu, başta 57 nci hükümet
olmak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinin siz sayın üyeleri, sivil toplum
örgütleri, basın yayın organları ve ilgili tüm kamu ve özel kurum ve kuruluşların,
dikkatlice okuyup değerlendirerek üstlerine düşen görevi yapması gerektiğini
Yüce Heyetinizin huzurunda istirham ediyorum. Milletimiz için, hepimiz
için bunu özellikle vurguluyorum. Umarım, herkes, yaşanan bu felaket karşısında
üstüne düşen vazifeyi idrak etmiştir. Alacağımız önlem ve tedbirlerle,
ileride vuku bulabilecek -Allah esirgesin- herhangi bir afet sonrası bu
tür can kayıpları ve zayiatlar, inşallah bir daha gerçekleşmez.
Az önce, Doğru Yol Partisinin
sayın temsilcisi değerli hatip Bursa Milletvekili Teoman Özalp Bey de önceki
bu tip komisyonların raporlarını gündeme getirdi ve o önceki raporları
hatırlatarak, önerilerin dikkate alınması yolundaki dilek ve temennilere
dikkat çekti. Kendisine ve şahsında siz değerli milletvekillerine bir müjde
vermek istiyorum. 57 nci hükümetin ve özellikle Bayındırlık Bakanlığının
bu konudaki çalışmaları başlamıştır ve birer birer de hayata geçmektedir.
17 Ağustos depreminden sonra yapılan mevzuat değişiklikleri ve yenilikleri,
tıpkı şu anda siz değerli milletvekillerinin de elinde bulunan komisyonumuzun
hazırlamış olduğu raporda yer alan teklif ve öneriler çerçevesindedir.
Her şeyden önce, 1580 sayılı Yasaya tabi belediyelerin imar yönetmelikleri
değiştirilerek, jeoteknik raporların hazırlanması, TSE'ye uygun malzeme
seçimi, çevre düzeni planı yapımı ve müellifin görüşünün alınması, plan
ve projelerin denetimi zorunlu hale getirilmiş; ayrıca, mahallî idarelerin
eleman yetersizliğini giderecek tedbirler alınmıştır.
Yine, depremden etkilenen
illerdeki orta ve az hasarlı yapıları güçlendirmek veya onarmak isteyen
kişilere yardımcı olmak üzere proje kontrol müşavirliği belgesi uygulamaya
konulmuştur.
Yine, yapıda can ve mal güvenliğini
sağlamak, kontrolsüz ve kalitesiz yapılaşmayı önlemek için yapı denetimi
hakkındaki kanun hükmünde kararname hazırlanarak Başbakanlığa gönderilmiş
olup imza aşamasındadır. Bu kanun, bütün siyasî partilerin ve özellikle,
Türkiye'de yıllardır iktidar olan siyasî partilerin arzu ettikleri, istedikleri;
fakat, gerçekleştiremedikleri ve inşallah, hepimizin gayretleriyle, 17
Ağustos depreminden de çıkardığımız dersle, 57 nci hükümetin çıkaracağı
en önemli kanun olacaktır.
Fennî mesul yerine uzman
mühendis ve mimarlık hakkında kanun hükmünde kararname hazırlanmış olup,
yine, imza safhasındadır. Bununla ilgili olarak da, meslek odaları tarafından
sınavla uzmanlık belgesi verileceği hepimiz tarafından bilinmektedir.
Değerli milletvekilleri,
yine, Genel Kurul gündeminde çokça ifade edildiği gibi, ihale ve imar kanunuyla
ilgili çalışmalar devam etmektedir ve 2000 yılı sonuna kadar, yasalaşması
için Yüce Meclise hükümet tarafından sunulacağı, burada, hepimize duyurulmaktadır.
İhale Yasasıyla, anahtar teslimi ihale sistemi benimsenmiş olup "uygulama
projesi ve yeterli ödeneği olmayan işler ihale edilmeyecektir" diye hükümetin
bir düşüncesi ve hayata sokmaya çalıştığı çalışması vardır.
Yine, zorunlu deprem sigortasıyla
ilgili kanun hükmünde kararnamenin çıkarılarak uygulamaya başlanıldığını
hepimiz bilmekteyiz. Gerek bu yasa gerekse yapı denetimi kanunu yürürlüğe
girince, deprem ve afetlerden dolayı konutları hasar görenlere yardım yapılması
ve kalıcı konut yapımı gündemden çıkarak, bütçeden herhangi bir harcama
yapılmayacak, böylece, bu gibi afetler karşısında, doğrudan devleti bağlayıcı,
devletin bütçesini sarsıcı bir eylemin içerisine girilmemiş olunacaktır.
Afet İşleri Genel Müdürlüğü,
yeniden yapılanacak şekilde Bakanlığın kuruluşu hakkındaki kanun hükmünde
kararnamede değişikliklere başlanıldığını ve 2000 yılı içerisinde, modern
ve teknik açıdan güçlü bir sistem ve organizasyon yapısının sağlanacağını,
yine hepimiz bilmekteyiz.
Binaenaleyh, yine 2000 yılı
içerisinde yapılacak olan çalışmalar vardır. Bunlar, bütün Türkiye'de,
imar planlarının yeniden değiştirilmesini hedeflemektedir. Bu konudaki
çalışmalar, ilgili bakanlık ve kuruluşlarda, ivedi bir şekilde devam etmektedir.
Depreme karşı planlama çalışmaları,
yeni yönetmeliklere göre, tüm Türkiye'de iyileştirilecektir. Bölge planlamasının
yapılması için hukukî çalışmalar da gözden geçirilmektedir ve bu çalışmaların
önemli bir tarafını oluşturmaktadır.
Deprem bölgesinde, coğrafyamız
dikkate alındığı zaman, depremin tahmin ve değerlendirmelerinde, bilimsel
kurallara uygun ve etik esasların getirilmesi çalışmaları da devam etmektedir.
Her şeyden önemlisi, bölgede, rant ekonomisi yaratacak hususların da önüne
geçilmeye çalışılmaktadır.
Deprem kültürünün oluşması
için, eğitim programları da, hepimizin bildiği gibi, başta Millî Eğitim
ve Kültür Bakanlıklarımız olmak üzere, sosyal konularla meşgul olan devlet
bakanlıklarımızın bünyesinde, planlı ve koordineli bir şekilde sürdürülmektedir.
Yine, en önemlisi, imar yetkileri
yetkisiz ellerden kurtarılacaktır.
Yeri gelmişken ifade etmek
istiyorum ki, ayrıca, şu anda 57 nci hükümetin önünde bulunan mahallî idareler
kanun tasarısı, hepimiz için, Yüce Parlamento için, çok önemli bir fırsattır.
Hükümetimizin, bu tasarının içerisine, afetler karşısında, mahallî ve mülkî
idare amirliklerine, gerekli yetki, sorumluluk ve malî imkânları verebilecek
hükümleri koyması da, en büyük arzu ve temennimizden biridir. Binaenaleyh,
böyle bir çalışma, mahallî idareler kanun tasarısında dikkate alınır ve
gereği de yerine getirilirse, umut ediyoruz ki, Türkiye için, imar konusunda,
yeni bir dönemin de başlamasına vesile olunacaktır.
Değerli milletvekilleri,
17 ağustos Marmara, 12 kasım Düzce, Kaynaşlı ve Bolu merkezli depremlerde
hayatını kaybeden birlerce kardeşimize, evladımıza Cenabı Allah'tan rahmet,
yaralılara acil şifaler diliyoruz.
Ayrıca, depremin yaşandığı
bölgelerimizdeki bütün insanlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi yineliyor
ve Türk Milletiyle Türk Devletinin el ele vermesiyle yeni ve güzel bir
geleceğin, bölge halkı için, beklenenden daha kısa zamanda gerçekleşeceğine
olan inancımızı, Yüce Meclisin siz değerli üyeleriyle de Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına paylaşmak istiyorum.
Yeni yüzyılımızın Türk Milleti
için aydınlık ve refah içerisinde olması temennilerimle Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Okumuş.
Demokratik Sol Parti Grubu
adına, Yalova Milletvekili Sayın Hasan Suna konuşacaktır.
Buyurun Sayın Suna.
Sayın Suna, süreniz 20 dakikadır.
DSP GRUBU ADINA HASAN SUNA
(Yalova) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Deprem Araştırma Komisyonu
raporu üzerinde Demokratik Sol Partinin görüşlerini aktarmak üzere karşınızdayım.
Yüce Heyetinizi, bizleri izlemekte olan değerli vatandaşlarımızı, Grubum
ve şahsım adına en samimi duygularımla selamlıyorum.
Bilindiği gibi ülkemiz, yeryüzünün
en aktif deprem kuşaklarından birisi olan Akdeniz-Alp-Himalaya deprem kuşağı
üzerindedir. Topraklarımızın yüzde 96'sı farklı oranlarda deprem tehlikesine
sahip, yüzde 66'sı aktif fay hatlarıyla kaplıdır.
Nüfusu 1 milyonun üzerinde
olan 11 büyük kentimiz olmak üzere nüfusumuzun toplam yüzde 70'i, büyük
sanayi kuruluşlarımızın yüzde 75'i bu riskli alanlar üzerinde bulunmaktadır.
Böylesine depremselliğe sahip ülkemizde, ortalama birbuçuk yıl aralıklarla,
can ve mal kaybına neden olan büyüklükte depremleri bütün olumsuzluklarıyla
yaşamaktayız.
Depremlerin yol açtığı zararlar,
yıllık toplam millî gelirden binde 7'lik kayıp yaratmakta, bu da kalkınma
hızımızı 1 puan geriye çekmektedir. Bu maddî kayıpların yanında, son yüzyılda
65 önemli depremde yaklaşık 96 bin vatandaşımızı kaybettik. Bu kadar zayiattan
sonra, böylesine önemli bir doğal afet karşısında, bundan sonra yapılması
gerekenleri doğru tespit edebilmek için geçmişte yapılanları doğru tahlil
etmek durumundayız.
Konuyla ilgili olarak ülkemizde
bugüne kadar yapılan yasal ve kurumsal çalışmaları, 1944 yılı öncesi, 1944-1958
yılları arası ve 1958 yılından sonraki çalışmalar olmak üzere üçe ayırmak
mümkündür. Önümüzdeki yıllarda bu çalışmaları tasnif etmek isteyenler,
1999 sonrası diye yeni bir süreci tarif edeceklerdir; çünkü, yaşadığımız
son felaketlerden sonra, hükümetimiz, yeni yasal ve kurumsal yapıyı oluşturmak
için hızla çalışmaktadır.
1944 yılı öncesi çalışmalara
göz atacak olursak, bu konuda ilk yazılı örneği oluşturan 1509 İstanbul
depremiyle 1939 Erzincan depreminde olduğu gibi, diğer depremlerde de görünen
şudur: Meydana gelen depremlerden sonra, devlet, yaraları sarmak için yardıma
koşmuş, yıkılan binaların yerine yenileri yapılmış, mağdurların vergi borçları
ertelenmiş ya da terkin edilmiş ve böylece depremden doğan zararları gidermeye
çalışmıştır.
1944-1958 yılları arasında
ise, 1939-1944 yılları arasında büyük Erzincan depremiyle başlayıp kısa
aralıklarla meydana gelen Niksar-Erbaa, Adapazarı-Hendek, Tosya-Ladik,
Bolu-Gerede depremlerinde 43 319 kişinin ölmesi, 75 000 vatandaşımızın
yaralanması, 200 000 civarında yapının yıkılması nedeniyle, o günün cumhuriyet
hükümeti, deprem olayının doğurduğu sorunların, yalnızca, yıkılanın yerine
yeni ev yaparak çözülemeyeceğini, ülkemizde mutlaka deprem zararlarının
azaltılması için bazı çalışmaların yapılmasının da gerektiği kararına vararak
4623 sayılı Yer Sarsıntılarından Evvel ve Sonra Alınacak Tedbirler Hakkında
Kanunu çıkarmıştır. Bu yasayla, ülkenin deprem tehlikesiyle karşı karşıya
kalacak bölgelerinin tespiti, bu bölgelerde yapılacak yapılar için bazı
özel yaptırımların zorunlu hale getirilmesi, acil durumlarda uygulanmak
üzere il ve ilçelerde yardım ve kurtarma programlarının önceden hazırlanması,
jeolojik etütler yapılmadan yeni yerleşim alanlarına izin verilmemesi gibi
önlemler getirilmiş; deprem sırasında yönetici ve halkın görev ve sorumlulukları
da tarif edilmiştir. Ülkemizde gerçek anlamda doğal afet zararlarının azaltılmasına
yönelik çalışmalar bu yasayla başlamıştır.
O yıllarda, Japonya, Amerika
Birleşik Devletleri, İtalya'nın dışında, benzer kanuna sahip başka bir
ülke bulunmamaktaydı. Bu kanun uyarınca Bayındırlık Bakanlığı, üniversitelerle
işbirliği yaparak, 1945 yılında, Türkiye'nin ilk deprem bölgeleri haritasıyla,
Türkiye Yer Sarsıntısı Bölgeleri Yapı Yönetmeliği, bugünkü adıyla, Afet
Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik hazırlanmış ve uygulanması
zorunlu hale getirilmiştir.
1950'li yılların ortalarından
itibaren başlayan sanayileşme, göç ve şehirleşmedeki hızlı gelişme nedeniyle,
1956 yılında, 6785 sayılı İmar Kanunu çıkarılmıştır. Bu yasayla yerleşme
yerlerinin belirlenmesi sırasında, doğal afet tehlikesinin ortaya çıkarılması
ve yapı denetiminin sağlanması konularına öncelik verilmiştir. Bu kanunun
yürürlüğe girmesiyle, ülkede önemi gittikçe artan imar, konut ve afet politikalarının
daha sağlıklı yürütülmesi için, İmar ve İskân Bakanlığı adı altında yeni
bir bakanlığın kuruluş hazırlıkları başlamıştır.
1958 yılı sonrası çalışmalarında
ise -ülkemizde doğal afet zararlarının azaltılması çalışmaları bu dönemde
başlamıştır- uluslararası alandaki yeni gelişmelere paralel olarak bu konuda
önemli politika değişikleri yapılmıştır. 1958 yılında 7116 sayılı Kanunla
kurulan İmar ve İskân Bakanlığının temel görevleri, afetlerden önce ve
sonra gerekli tedbirleri almak, ülkenin bölge, şehir ve köylerinin planlarını
yapmak, konut ve iskân sorunlarını çözmek, ülkedeki yapı malzemelerinin
geliştirilmesi ve standartlarını hazırlamaktı. Yine, aynı yıl, 7126 sayılı
Sivil Müdafaa Kanunu çıkarılarak, bu kanun kapsamına, doğal afetler sırasında
yapılması gereken kurtarma ve ilk yardım çalışmalarının da dahil edilmesi,
bu konuda önemli bir boşluğu doldurmuştur.
En önemli gelişme ise, 1959
yılında çeşitli değişikliklerle, bugün, hâlâ, yürürlükte olan 7269 sayılı
Umumî Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirler Yapılacak Yardımlara
Dair Kanunun çıkarılması olmuştur. Afet zararlarının azaltılması için,
afet öncesi, afet sırası ve afet sonrasında yapılması gereken çalışmaları
düzenleyen bu yasanın en önemli özelliği, hazırlanan çalışma programının
bir bütçeyle destekleniyor olmasıdır. O güne kadar, her afetten sonra,
genel bütçeden "Fevkalade Tahsisat" adı altında ek ödenek ve ayrı bir yasa
çıkarılarak afet sonrası yaralar sarılmaya çalışılmıştır. Halbuki, 7269
sayılı Yasayla, genel bütçe dışında afet fonu oluşturularak çalışmalara
süreklilik kazandırılmıştır. Ancak, 7269 sayılı Kanuna, zaman içinde ortaya
çıkan yeni ihtiyaçlar ve yeni gelir kaynaklarına gereksinim duyulduğundan
1981'de 2479, 1985'te 3177 sayılı kanunlarla bazı maddeler eklenmiş, bazı
maddeleri de değiştirilmiştir.
1992 yılında Erzincan'da
yaşanan deprem felaketi, yalnızca fiziksel kayıplara değil, göç, işsizlik,
üretim kaybı gibi sosyal ve ekonomik kayıplara yol açtığı gerçeğini ortaya
çıkarmıştır. Yürürlükte olan 7269 sayılı Kanunun, bu tür sosyal ve ekonomik
kayıpları azaltmaya imkân vermediği görülmüştür. Bu eksikliği gidermek
için 1992 yılında 3838 sayılı Yasa çıkarılarak Erzincan depremi yaraları
kısa zamanda sarılmıştır. Daha sonra meydana gelen depremlerde benzer ihtiyaçları
karşılayabilmek için, 1995'te 4123 ve 4133, 1997'de 4264 sayılı yasalarla,
7269 sayılı Yasa takviye edilerek deprem yaraları sarılmaya çalışılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bu yasal süreçte çok önemli görevler üstlenmiş olan İmar ve İskân Bakanlığı
kapatılmış, afet zararlarının azaltılması için yapılması gereken çalışmaların
sürdürülmesi amacıyla Afet İşleri Genel Müdürlüğü; arama, kurtarma çalışmalarını
yürütmek üzere Sivil Savunma Genel Müdürlüğü görevlendirilmiştir. Başlangıçta,
bütçeleri fonlarla karşılanan bu programlar çok başarılı olmuşlardır; ancak,
hükümetler tarafından uygulanan ekonomik politikalar nedeniyle, Afetler
Fonu, diğer fonlarla birlikte, 1992 yılından itibaren genel bütçe kapsamına
alınmıştır. Kurum, faaliyetlerini, bütçeden ayrılan sınırlı ödeneklerle
sürdürmeye çalışmıştır. Ayrılan kaynağın sınırlı olması, çalışmaların planlı
bir şekilde yürütülmesine olanak tanımamıştır.
Afet öncesi çalışmalar bu
noktada iken, 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 felaketlerini yaşadık. 17 Ağustos
depremi, etkilediği alan, şiddeti, salınım süresi, çekirdek derinliği,
yerleşim alanlarına yakınlığı olarak incelendiğinde, yeryüzünde ender görülen
büyüklükte bir felaketti. Aletsel büyüklüğü 7,4; yıkım şiddeti 11; salınım
süresi 50 saniye, üstelik, kısa aralıklarla oluşan 4 merkezli bu depremlerde
18 000 canımızı kaybettik, onbinlerce insanımız yaralandı, 75 000 konut,
12 500 işyeri yıkıldı. 74 000 konut, 11 000 işyeri orta hasar; 89 000 konut,
9 500 işyeri az hasar gördü. Binlerce resmî bina yıkıldı ya da hasar gördü.
150 000 ailemiz evsiz kaldı. Böylesine büyük bir felaketin altından kalkmak
için, mevcut mevzuatın yeterli olmayacağını gören hükümetimiz, yerinde
bir kararla, kanun hükmünde kararnamelerle sorunu çözme yolunu seçti.
Bir yandan hasar tespiti,
enkaz kaldırma çalışmaları sürerken, bir yandan da, barınma sorununu üç
aşamada çözme kararı verildi. Birinci aşamada, konutları yıkılan ve orta
hasarlı olan yurttaşlarımız için çadır kentlerde 160 000 çadır kuruldu.
İkinci aşamada, insanlarımızın kış soğuğundan korunabilmeleri için kışlık
çadır ve 31 000'i Bayındırlık Bakanlığımızca olmak üzere, yardımlarla 35
000 prefabrike konut üretilip, zamanında hak sahiplerine teslim edildi.
Üçüncü aşamada, kalıcı konutların yapılması planlandı. Kalıcı konutlarla
ilgili yer seçimi çalışmaları halen sürmektedir.
Bunun yanında, barınma sorununu
kendi çözen 110 000 aileye, bir yıl ödenmek üzere, her ay 100 milyon lira
barınma yardımı yapılmaktadır.
Az hasarlı konutların onarımı
için, konut başına 600 milyon liralık onarım yardımı yapılmıştır, bugüne
kadar bu olanaktan 69 000 aile yararlanmıştır.
Ayrıca, ölen yurttaşlarımızın
birinci derecede yakınlarına 750 milyon lira yardım yapılmıştır.
Yine, depremde, fiilen geçimlerini
temin ettikleri işyeri hasar gören esnafımıza; az hasarlılar için 200 milyon,
orta hasarlılar için 350 milyon, ağır hasarlılar için 500 milyon lira karşılıksız
sosyal yardım yapılmıştır.
Depremde birinci derecede
sakat kalanlara 500 milyon, ikinci derecede sakat kalanlara 350 milyon
sosyal yardım yapılmıştır.
Bu yardımlar, karşılıksız
sosyal yardımlardır ve bugüne kadar yaklaşık 330 000 aileye, 120 trilyon
lira ödeme yapılmıştır. Planlanan karşılıksız sosyal yardımların tutarı
210 trilyon Türk Lirasıdır.
Ayrıca, Akdeniz ve Ege sahillerindeki
33 000 yatak kapasiteli kamu konukevleri ve sosyal tesisler depremzedelere
tahsis edilmiş, bu tesislerden faydalananların ulaşım ve iaşeleri hükümetimizce
karşılanmıştır.
Depremde konutu yıkılan veya
ağır hasar görenlere; köydeki konutlar için 3,5 milyar, il ve ilçe merkezlerindeki
konutlar için 6 milyar lira kredi verilmektedir. Konutları orta hasarlı
yurttaşlara ise köylerde 1,5 milyar, il ve ilçe merkezlerinde 2 milyar
lira takviye ve onarım yardımı yapılmaktadır. Ayrıca, esnaf ve sanatkârlara,
küçük işletmelere, çeşitli kredi olanakları sağlanmıştır.
Depremzede yurttaşlarımızın,
Ziraat Bankası, Halk Bankası, Emlak Bankası, Tarım Kredi Kooperatifleri,
Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, orman idaresine olan borçları, Sosyal
Sigortalar, Bağ-Kur prim ve vergi borçları ertelenmiştir.
Son deprem felaketi yaralarını
sarabilmek için Ek Vergi Yasası çıkarılmış, deprem bölgesi bu vergi kapsamı
dışında tutulmuştur.
Depremde hurda haline gelenlerin
yerine alınan yeni taşıtlardan, Taşıt Alım ve Ek Taşıt Alım Vergisi alınmaması
kararlaştırılmıştır. Ayrıca, deprem bölgesindeki yatırımlar için yeni kolaylıklar
getirilmiştir.
Millî Eğitim Bakanlığımız,
depremde çocuklarımızın eğitimlerinin aksamadan sürmesi için çeşitli olanaklar
sağlamıştır. İsteyen öğrenciler, komşu illerde misafir öğrenci olarak eğitimlerini
sürdürmektedirler. Ayrıca, depremzede çocuklarımız için, ilköğretim ve
lise düzeyinde, Türkiye genelinde 32 000 parasız yatılı kontenjanı oluşturulmuştur.
Bu öğrencilerin, giyim, kırtasiye, yemek ve harçlık gereksinimleri karşılanmaktadır.
Depremde zarar görmüş yükseköğrenim
öğrencilerine de, ücretsiz yurt, kredi ve benzeri olanaklar sağlanmıştır.
Bu öğrencilerimizden katkı payı ve öğretim ücreti alınmamaktadır.
Doğal afetler anında ve öncesinde,
acil durum yönetiminin etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi önem arz etmektedir.
Bunun için, Başbakanlığa bağlı Türkiye Acil Durum Yönetimi Başkanlığı kurulmuştur.
Benzeri merkezler, kamu kurum ve kuruluşlarında da oluşturulacaktır.
Depremle ilgili yardımlar,
Başbakanlıkta oluşturulan Başbakanlık, Maliye müfettişleri ve bankalar
yeminli murakıplarından oluşan bir komisyonca etkin bir şekilde denetlenmektedir.
Sivil savunma hizmetlerinin
etkili ve yaygın bir şekilde yerine getirilebilmesi için hazırlıklar hızla
sürmektedir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
ülkemizde kentleşmenin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi, mevcut
yapılardan ihtiyaç duyulanların güçlendirilmesi, yeni yapılacak binaların
depreme dayanıklı olarak inşa edilmesi, yerleşme yerlerinin seçimlerinin
bilimsel yöntemlerle yapılması, etkili bir denetim ve sigorta sistemi getirilmesi
amacıyla çalışmalar hızla sürdürülmektedir. Kısaca, sağlam zeminde sağlam
yapıların yapılması için gerekli yasal ve kurumsal düzenlemeler 21 inci
Dönem Yüce Heyetimizin eseri olacaktır.
Bu duygularla hepinizi selamlamadan
önce, bugüne kadar ülkemizde vuku bulan depremlerde kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımıza
Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diler, hepinizi tekrar saygıyla
selamlarım. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Suna.
Fazilet Partisi Grubu adına,
Ankara Milletvekili Sayın Zeki Çelik.
Buyurun Sayın Çelik. (FP
sıralarından alkışlar)
FP GRUBU ADINA MEHMET ZEKİ
ÇELİK (Ankara) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Ağustos depreminin
akabinde kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Deprem Araştırma Komisyonunun
raporunun Genel Kurula takdimi üzerine, Fazilet Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum.
17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinden
dolayı acımız büyüktür. Ölenlere rahmet, kalanlara sağlık ve afiyet diliyor,
millet olarak böyle felaketlerle bir daha karşılaşmamayı temenni ederken,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yıllardan beri toplumsal
hafızanın zayıfladığını, kentleşmeden sanayileşmeye, şehircilikten tarıma
kadar her konuda plansız, programsız olduğumuzu bilmemiz lazım.
Depreme maruz kalan bölge,
Türkiye nüfusunun yüzde 42'sini, sanayinin yüzde 43'ünü, yüzölçümünün de
beşte 1'ini kaplamaktadır. Bu sepepten dolayı, yaşadığımız deprem felaketini
çok iyi tahlil etmek gerekir. Bütün bu rakamlar, o bölgede, ranta dayalı
ticaret, sanayi ve yerleşimin olduğunu göstermektedir.
Öncelikle, bugün yaşadığımız
ve bundan sonra karşılaşabileceğimiz her türlü felaket için, almamız gereken
tedbirleri ve olmazsa olmaz kabul edilmesi gereken prensipleri sıralayalım:
Planlama eksiksiz yapılmalı, yerleşim alanı doğru seçilmelidir. Zemin etüdleri,
ada, parsel bazında yapılmalı, imar sistemi sağlıklı çalışmalıdır. İmar
hukuku tam olarak uygulanmalı, toprak kullanımı akılcı yapılmalıdır. Projeler
her safhada denetlenmeli, malzeme seçimi ve kalitesine dikkat edilmelidir.
Sağlıklı bir denetim yapılmalı, denetimle ilgili kanunlar eksiksiz hazırlanmalı
ve uygulanmalıdır.
Bütün bunlar, bilgili insanlar,
sertifikalı teknik elemanlarla sağlanır. İlk eğitimden itibaren, halkın
ve kamuoyunun bilgilendirilmesi; bilime ehemmiyet verilerek, bilimsel verilere
göre hareket edilmesi gerekir. Eğitim sistemindeki çarpıklık ortadadır.
Liselerimizde, meslekî eğitim veren okullarımızda, depremle ilgili nazarî
ve tatbikî bilgiler verilmemektedir. Geçmiş yıllarda, kahvehane gibi toplu
yerlerde, depremden nasıl korunulacağına, bir lentonun nasıl yerleştirileceğine
dair resimli bilgiler verilirdi. Üniversitelerde deprem bilgisi çok az
verilmektedir. Tatbikata yönelik teknik eleman yetersizliği de had safhadadır.
Değerli milletvekilleri,
MTA'nın ilk günlerde hazırladığı rapor, yapı hasarlarında zemin özelliklerinin
belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır. Ölümle sonuçlanan hasarlar, fay
boyunca 20 ilâ 200 metre genişliğindeki yüzey kırığı ile bataklık ve dayanıksız
zeminler olan, pekişmemiş kum, çakıl, milden oluşan; yani, alüvyon zeminler
üzerinde gerçekleşmektedir. Zaten, alüvyon, belirsiz zemin demektir. Kâse
içerisindeki bir çorbayı salladığınızda, üzerinde olanlar nasıl sağa sola
sallanır veya içine gömülürse, bu zemin de öyledir. Can kaybı ve hasarın
asıl nedeni, bölgedeki yapılaşmanın yoğun olarak depreme karşı zayıf jeolojik
zeminler üzerinde olmasıyla tamamen ilgilidir; yani, tarım arazilerinin
yapılaşmaya açılmasıdır.
İnsanla ilgili, o bölgedeki
yoğunluk çabası ise tamamen bizim hatamızdır. Nüfus fazlalığı, çok katlı
binalar, sanayi ve müteahhitleri teşvik eden, maalesef, gene insandır,
yönetimlerdir, siyasilerdir.
Osmanlı döneminde İstanbul'un
nüfusu 500 000'i geçirilmemeye çalışılmış, Gebze'de, Bostancıbaşı, gelenleri,
İstanbul'a sokmamıştır. Bu deprem, binaları, bilinen yatay yüklerin dışında
"tak" diye vurmuş, burgu gibi burmuştur. Bunun için, Amerika'da bilinmeyen
kuvvetlere karşı hesaplar yüzde 20 artırılmıştır. Bilinmelidir ki, 4 üncü
derecede deprem bölgesindeki bir inşaatın maliyeti ile 1 inci derecede
deprem bölgesindeki bir inşaatın maliyet farkı yüzde 20'dir. O halde, insan
hayatı için buna dikkat edilmelidir.
Son yüzyıl içerisinde, ülkemizde
hasar yapan 130 civarında deprem olmuş, bu depremler sebebiyle 85 000 insanımızın
hayatını kaybettiği, 600 000 binanın yıkıldığı veya ağır hasar gördüğü
tespit ve tahmin edilmiştir.
Değerli Başkan, değerli milletvekilleri;
istatistiklere göre ekonomik kayıplarımız, bu tabiî afetler neticesinde,
her yıl, gayri safî millî hasılanın yüzde 1'i mertebesinde olmaktadır.
Bu kayıplara, stok kaybı, üretim, işsizlik, pazar kaybı, fiyat artışları
ve buna benzer dolaylı ekonomik kayıpları da kattığınız zaman, toplam ekonomik
kayıpların, gayri safî millî hasılanın yüzde 3 veya 4'üne tekabül ettiğini
görmekteyiz; demek ki, hadise çok önemlidir. Peki, biz yeterli tedbirleri
alıyor muyuz; hayır.
Bakın, 1997 yılında, gene
Atilla Mutman'ın başkanlığında hazırlanan ve doğal afetlerle meydana gelen
can ve mal kaybını en aza indirmek için alınması gereken tedbirlerin belirlemesi
maksadıyla kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi araştırma komisyonunca,
gayet güzel bir rapor hazırlanmış, 22 maddelik tedbirler paketi sunulmuş;
ama, tozlu raflarda kalmış.
Kısa başlıklarla sunuyorum:
"Gecekondulaşma ve kaçak yapılaşmayı teşvik eden imar affı politikasından
vazgeçilmelidir." denilmiş. Görüldü ki, Düzce'de, yıkılan binaların yüzde
80'i, maalesef, imar affına girenlerdir.
Gene "1580 sayılı Belediye,
3030 sayılı Büyükşehir Kanunları, cezaî müeyyideleri de kapsayacak şekilde
yeniden düzenlenmelidir.
Meslek odaları ve mühendislerin
görev, yetki ve sorumluluklarıyla ilgili mevzuat, fennî mesuliyet sistemi
yerine, mutlaka yetki mühendislik ile müşavir mühendislik düzeni yaşama
geçirilmelidir. İnşaat müteahhitliği sistemi kökten değiştirilmelidir.
Afet zararlarının azaltılması
konusunda araştırma geliştirme faaliyetleri öncelikli konular arasına alınmalı,
özel sektörün de katılımı sağlanmalıdır.
İnşaatların bünyesine giren,
kum, çakıl, çimento, çelik ve tuğla gibi inşaat ana malzemelerinin üretimi,
yetki sahibi kamu kuruluşları tarafından sürekli denetlenmelidir.
Sivil Savunma Kanunu yeniden
düzenlenmeli, gönüllü arama ve kurtarma faaliyetleri teşvik edilmeli ve
desteklenmelidir.
Belediyelerdeki itfaiye teşkilatları,
bir afet anında kurtarma ve ilk yardım yapacak şekilde yeniden örgütlenmeli,
donanımlı hale getirilmeli ve eğitilmelidir.
Afet anında iletişim çok
önemlidir; bir afet anında kesilmeyecek, bloke olmayacak hızlı ve etkin
bir haberleşme sistemi kurulmalıdır.
Mülkî idare amirlerinin,
afet yönetimi konusunda, akademik ve hizmet içi eğitime tabi tutulmaları
gerekmekte, kaymakamlık kurslarında, afet yönetimi konusunda en geniş şekilde
işlem yapılmalıdır.
Afet riski yüksek olan bölgelerden
başlamak üzere, mevcut yapı ve altyapıların, afetler olmadan önce güçlendirilmesi
ve yenilenmesi çalışmalarına önem ve öncelik verilmeli ve bu amaç için
de, yeterli iç ve dışkaynaklar bulunarak özel proje hazırlanmalıdır" denilmektedir.
Bakınız, bu ana başlıklarla
saymış olduğum hususlar, üç yıl önce bir rapor olarak verilmiş olan hususlardır.
Bununla ilgili olarak, İstanbul Valisinin verdiği bilgilere göre, 2 milyon
400 bin konut ve 10 000 civarında resmî bina var. Bakanlık, bunların tetkikinin
yapılarak, iyileştirme çalışmalarının başlatılmasını emretmiş; vali de,
kaymakamlardan, ilçelerdeki binaların sahipleri tarafından tespitlerinin
yapılmasını ve tedbir alınmasını istemiş; yani, herkes topu birbirine atıyor!..
Peki, hangi zaman, hangi eleman ve hangi parayla bunlar yapılacak? Oysa,
İstanbul için, acil eylem planına ihtiyaç var.
Değerli milletvekilleri,
"hafızai beşer nisyan ile maluldür" diye bir söz vardır; yani, biz, her
şeyi çabuk unutuyoruz. Soruyorum size, daha birkaç önce yaşadığımız acı
deprem felaketi bizim gündemimizde midir; hayır; çünkü, unuttuk; çünkü,
günübirlik yaşıyoruz, günü kurtarmaya çalışıyoruz. Halbuki, afetler olmadan
önce yapılacak çalışmalar ve alınacak tedbirlerle zararların azaltılması
yerine, bugüne kadar, hep yara sarmakla uğraşmışız. Afete yapılacak ekonomik
yatırımın, geri dönen bir yatırım olarak değerlendirilmesi lazım. Tabiî,
fayları bilmek amaçtır, onun zararlarını azaltmaya yönelik çalışma yapılmasını
sağlar; ama, Türkiye, deprem bölgesidir; bu gerçeği kabullenmemiz lazım.
Ahmet Mete Işıkara "her zaman 6,3 şiddetinde bir deprem olma ihtimali yüzde
63'tür" diyor; bunu unutmayalım. Son otuz yılda, Varto'dan Dinar'a kadar
vuku bulan depremler de bunun kanıtıdır.
Günümüze, yani, 17 Ağustosa
geldiğimizde karşılaştığımız manzara nedir? Bizim raporumuzda da belirttiğimiz
gibi, devletimiz ve halkımız hazırlıksız yakalanmıştır. En büyük eksiklik
de koordinasyon olmayışıdır, çekip çeviren olmayışıdır, enformasyon olmayışıdır,
çok başlılık olmasıdır. Böyle afetlerde görev alanlar, Afet İşleri Genel
Müdürlüğü, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü ve Kızılay'dır; bunun yanında,
gönüllü kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve belediyelerdir. Bugünkü haliyle
Afet İşleri Genel Müdürlüğü afete uğramıştır, fonksiyonu ortadan kaldırılmıştır.
Önceden, yılda 150 000 prefabrike konut üretme kapasitesine sahip teknik
elemanları, deprem araştırma ünitesiyle canlı bir kuruluş olan Afet İşleri
Genel Müdürlüğü, bugün, görevden alınan bürokratlara depo görevi yapmaktadır.
Bayındırlık eski bakanlarından biri, Kobe depremi gibi bir depreme her
zaman hazırlıklı olduklarını söylemiştir. Nerede bu hazırlık? 17 Ağustosta
böyle bir hazırlığı göreniniz oldu mu? Bugünkü hükümetin Devlet Bakanı
"Afet İşleri ekipleri hâlâ bölgeye gitmedi; neredeler? İki gündür beyefendilerin
yollarını bekliyorum; 100 kişi yola çıkmışlar, hâlâ, gelen giden yok. Elin
adamı, ta Amerika'dan geldi, iş yapıyor. İzmit'e Ankara mı uzak, Amerika
mı?! Afet İşleri memurları gelip hasar tespiti yapamadıklarından enkaz
kaldıramıyoruz; sonunda, kendim çıkacağım iş makinesinin üstüne" diye feveran
ediyordu. Hasar tespit çalışmaları da, çok alelusul, bina konusunda tecrübesi
olmayan elemanlarca yapıldığından fahiş hatalar işlenmiştir. En basitinden,
tamamen çökmüş binanın, elinde projesi olmadan, 20 daireli olduğunu yazdıkları
gibi veya olmayan binaya hasarlı raporu verilmesi, hasarlıyla hasarsız
binaların birbirine karıştırılması gibi.
Gelelim sivil savunmaya:
Sayın Ecevit Başbakan olduğundan, görsel ve yazılı medyanın felaketin rezaletiyle,
rezaletin felaketini tüm boyutlarıyla yansıtmasına önce kızdı; ama sonra,
o da, gerçekçi bir otokritik yapmak zorunda kaldı. Sayın Ecevit "sivil
savunmada Türkiye sınıfta kaldı, sivil savunma birlikleri aldatıcı görünümde,
iş var denilsin diye oluşturulmuş" dedi. Kurumlar, imaj ve dekor tutkusundan
kurtulup, saydamlaşmalıdır. 1617 personeli mevcut; ama sadece bir elektronik,
bir elektrik mühendisi, bir bilgisayar mühendisi ve birkaç tane teknisyeni
var, kurtarmada çalışacak elemanları yok. Pense, kerpeten, çekiç gibi ufak
tefek malzemesi olan bir sivil savunma. Eğer 10 eğitimli adamı olsaydı,
10 tane ekip oluşturur, çok sağlıklı bir çalışma yapılırdı.
Sahi, yardıma gelen yabancı
ekipler bunları nasıl sağlayabilmişler? Ekipleriyle, köpekleriyle, alet
edavatlarıyla anında yetişiyorlar... Acaba toplumsal olaylarda kullanmak
üzere köpek yetiştirenler, onları eğitenler, bu işler için köpek eğitmeyi
hiç düşünmediler mi?!
Gelelim anlı şanlı Kızılay
Teşkilatına. Bereket versin ki, deprem, yaz mevsiminde oldu. O bölge insanının,
hem tatil münasebetiyle dışarıda olması hem de fındık hasadı ve benzer
ziraî faaliyetler sebebiyle kırsal alanlarda bulunması can kaybını azaltmıştır;
ayrıca, havaların sıcaklığı dışarıda kalmaya imkân tanımıştır. Eğer, şimdiki
gibi kış mevsimine denk gelseydi, tamamen perişan olunacak, depremden kurtulanlar
soğuktan telef olacaktı. Yazın sıcağında ister barınma çadırı olsun, isterse
korku çadırı olsun, ihtiyacını karşılayamayan Kızılay kış şartlarında ne
hale gelecekti düşünmek istemiyorum.
Birçok bakanlıklardan daha
büyük bir bütçesi olan, ayrıca nakdî ve aynî yardımlarla büyük imkânlara
sahip bu kuruluşun içyüzü ortaya çıkmış, yolsuzluklarla nasıl talan edildiği
gün yüzüne aydınlanmış ve haklı olarak Meclis araştırma komisyonu kurulmuştur.
Bütün vali ve kaymakamlar Kızılaydan çadır, battaniye, sağlık, sıcak aş
ve gıda yardımı konusunda şikâyetçi olmuşlardır. Yalova Valisi, "gönderilen
9 000 çadırın 1 500'ü yırtıktı, bir o kadarının da direği yoktu, bunların
üzerini naylonla kapattık" diyordu.
Ey Kızılay, bunun için, eğitimli
personelin, yük taşıyan helikopterin, sağlık ekiplerini nakledecek uçakların,
sağlık malzemelerini ulaştıracak TIR'ların, modern çadırların, özel giysilerin,
enkaz koklama köpeklerin, portatif yaşama ünitelerin, termal kameraların,
telsizlerin, bilgisayarların, uydu telefonların depolarında, stoklarında
olmalıydı, yılların birikimi ve tecrübesiyle, üç saat içerisinde deprem
bölgesine ulaşmalıydın.
Değerli Başkan, değerli milletvekilleri;
acı, ama, sevindirici bir husus, böylesi bir felakette halkımızın duyarlılığı,
hamiyet duyguları, yardım etme arzusuyla harekete geçmesidir.
Bunun yanında, sivil toplum
örgütleri, gönüllü kuruluşlar, vakıf ve dernekler, belediyeler, uluslararası
kuruluşların olağanüstü çalışma ve gayretlerini de tebrik etmek gerekir.
Gerçekten, birinci günün öğlen vaktinden itibaren, belediyelerimiz, sıcak
aş dağıtımı, sağlık hizmetleri, araç gereçleriyle kurtarma çalışmalarına
katılmışlardır. Sivil toplum örgütleri de kendi konularında her türlü yardımı
yapmışlardır. Ancak, bir müddet sonra, bu kuruluşların, belediyelerin bölgeden
uzaklaştırılmasıyla, hizmetlerin Kızılay aracılığıyla yürütüleceği kararı
çıkmıştır. Bu karar, olumsuzlukları artırmıştır, şöyle ki; Sakarya'da 34
000 kişilik çadırkentlere Kızılay hizmet veriyordu; ama, sokak arasındaki
70 000-80 000 insana ise bu kuruluşlar hizmet veriyordu, devletin karşılayacağı
masrafın yükünü hafifletiyordu. Böyle olunca, o insanlar o hizmetten mahrum
bırakılmış oldu. Daha sonra öğrendik ki, Kızılay, yemek işini ihale ediyor.
Ey Kızılay, paran çoksa, halen ihtiyaçlar çok, oraya harca.
Depremle beraber elektrikler
kesildi, iletişim durdu. Güvenlik açısından enerji ve doğalgaz kesilebilir;
ama, ya haberleşme?! En önemlisi telekomünikasyon. Hepimiz sallandık, Ankara
da dahil; fakat, vaziyet nedir bilinmiyor. Cumhurbaşkanını, Başbakanı,
bakanları, valileri acze düşürüp çaresiz bırakmaya kimsenin hakkı yoktur.
Komisyon üyesi milletvekilimiz,
haberleşme sağlanamayınca, sabah 9.00'da Düzce'ye geldim. Elektronikçi
olduğunu söyleyen bir genç, arabasıyla geldi, yer uydu telefonunu kurarak
her tarafla haberleşmeyi sağladı. Ekmek, su, ilaç, çadır getiren araçları
yönlendirmeye çalıştı. Ankara Büyükşehir Belediyesi, öğlen, 60 000 kişiye
sıcak yemek verdi. Düzce'nin yeni SSK Hastanesinin açılması için müsteşar
emir vermesine rağmen, 10 gün sonra ancak hizmet vermeye başladı; işte
bürokrasi, işte zihniyet!
Yer uydu telefonu 3 000 dolar;
Cumhurbaşkanına, Başbakana, bakanlara, valilere birer tane alınamaz mıydı?!
Bir vatandaş dünyayla görüşüyor; devlet erkânı bihaber! Düzce'nin 10 kilometre
yakınındaki Gölyaka'nın dörtte 3'ü çökmüş haberleri yok! Telekom da diyor
ki: "4 tane yer uydu telefonunu deprem sabahı hazırladık Gölbaşı'nda helikoptere
yüklemek için; maalesef, 1 gün bekledik" Azamî 400 000'er bin abonesi olması
gereken cep telefonları abone sayısını 6,5 milyon adet yapar ve buna göre
altyapısını gerçekleştirmeyi sağlamazsanız sonuç bu olur.
Karayollarında ve şehir içlerindeki
trafik karmaşası bir başka âlem. Emniyet güçleri, askerî birlikler, yeterli
müdahaleyi yapmayınca, eli sopalı gençler trafiğe nizam vermeye çalıştılar.
Yaşanan bu kargaşanın sebebi
ne; ne yapılmalıydı? İlk anda, hemen koordinatör bir bakan atanmalıydı
ve bu arada Marmara Bölgesi dışında, bilhassa afetlerde görev yapan vali,
kaymakam, bayındırlık müdürleri, mühendis ve belediye başkanlarından oluşan
kriz masalarıyla ekipler oluşturulmalıydı; çünkü, o bölgede görev yapan
bütün mülkî, idarî, belediye ve askerî görevlileri şok içerisinde; belki,
bir kısmı ölmüş bir kısmı yaralı veya yakınları ölmüş durumda veya enkaz
başında; dolayısıyla, verim alınamazdı; ama, öyle olmadı, kendi halleri
içerisinde devam ettirildiler ve iki ay sonra, faydalı olacakları zaman,
vali ve kaymakamların tayinlerini yaptılar. Eşgüdüm sağlayarak, yetki kargaşasını
önleyerek verimli çalışmalar yapılmalıydı.
Üç ay sonra atanan koordinatör
vali de işe yaramadı. Etkin bir koordinasyon için doğrudan katkı sağlayan
kuruluşların bir çatı altında toplanması gerekirdi.
Komisyonumuzun görevi olmamasına
rağmen, bölgeyle ilgili her yapmış olduğu çalışmada birtakım tedbirler
alınmasını istemiştir. Fındık ve pancar gibi ziraî ürün bedellerinin ödenmesi,
geçici iskân sorununun bir an önce çözümü, Sakarya ve Gölcük'te geçici
iskân yerine kalıcı iskân yapılması, öğretim yılının başlaması sebebiyle
kapsamlı açıklama yapılması, belediyelere acil yardım yapılması, KOBİ'lere,
esnafa yardım yapılması, SSK ve Bağ-Kur borçlarının tehir edilmesi ve buna
benzer, memur ve işçilerin bölgeden ayrılmasını önleyecek tedbirler gibi,
kira yardımı yapılması; bedeli verilerek, isteyenin kendi evini yapması;
olumsuz etkilerin giderilmesi için çocuklara yönelik rehabilitasyonun yapılması
ve tedirginliği önlemek için halkın önüne geleceğe yönelik program konulması...
Mesela, kışı nasıl geçirecek; çadırda mı, prefakrikede mi, başka bir şeyde
mi; daimi yerleşim ne zaman olacak; çözüm tarihi nedir gibi.
Tabiî, mutlaka, bölgenin
imarı için yürütülecek ihalelerden yörenin müteahhitlerinin de istifade
etmesini sağlayacak çalışma yapılmalı ki, ekonomik bir potansiyel oluşsun.
Şimdi, bu bilgiler ışığında,
hükümetin bazı kararlar aldığını; ama, maaselef, bürokrasiyi aşamadığını
görüyoruz ve koordinasyon yetersizliği nedeniyle sıkıntılar yaşadığını
görüyoruz.
Bakınız, şu elimdeki kitapcıkları,
ben, Sakarya'da, Valiliğin önündeki çadırda gördüm. Gayet güzel kitapcıklar
hazırlanmış ve yapılacak yardımlar, hak sahipliği ile hukukî işlemler vesaireyi
ihtiva ediyor; ama, bunlardan kimsenin haberi yok.
Hükümet "borçları erteleyin"
diyor; görevliler, icra memuru gönderiyorlar. 100 milyon lira kira yardımı
yapılıyor; çadırkentte veya prefabrikede oturuyorsanız, kesiliyor. Halbuki,
tamamı değil de 20-25 milyon lirası kesilebilir; gerisiyle de o insanlar
geçimlerini sağlarlar. Tabiî, prefabrikelerin bir bölümünün de boş kaldığını
görüyoruz.
Diğer deprem bölgelerinde
de, komisyonumuz, çeşitli çalışma ve araştırmalar yaptı; ama, geçmişte
yaşananlarla bugün yaşananların tıpatıp birbirinin benzeri olduğunu gördük
maalesef.
BAŞKAN – Sayın Çelik, 2 dakika
eksüre veriyorum; lütfen, toparlayınız.
MEHMET ZEKİ ÇELİK (Devamla)
– Evet.
Erzincan, Ceyhan ve Dinar'da
güzel yerleşimler sağlanmış; ama, Varto ve Lice'de, maalesef, otuz yılı
aşkın süredir, hâlâ 10 000'in üzerinde konut teslim edilmemiş; büyük bir
ihmal ve sorumsuzluk var.
Bu arada, birkaç hususa dikkati
çekmek istiyorum: Şehir ve kasabaların yol, su ve kanalizasyonlarının mutlaka
yapılması lazım; yoksa, bu sefer, pislikten salgın hastalıklar oluşacaktır.
Yeni yerleşimlerin belirlenerek, bir an evvel kalıcı iskâna geçilmesi;
işyerleri hasar gören esnaf, tüccar ve sanayicilere ciddî yardımlar yapılması;
tarımla uğraşan kesime de ciddî bir takım katkılar sağlanması ve uygulamada
da netlik kazanmayan hususların açıklığa kavuşması gerekiyor. İşsizliğin
telafisi için, bu bölgede, memur imtihanını kazananlara öncelik verilmesi...
Tabiî, burada, afet öncesi,
afet esnası ve afet sonrası çalışmaların yapılmamış olması, afeti felakete
dönüştüren en önemli nedendir. Bütün mesele, insan unsuruna gelip dayanmaktadır.
İnsanı eğitmediğiniz sürece, hiçbir sorunun üstesinden gelemezsiniz. Enkaz
altında her şeyini bırakan, gece zengin yatıp sabah fakir kalkan bölge
halkımız, büyük bir azimle hayat mücadelesini devam ettiriyor; hafızalarda
ve fotoğraflarda kalan güzelliklerin tekrar canlanmasına çalışıyorlar.
Deprem Araştırması Komisyonunun
yapmış olduğu güzel çalışmanın, öncekiler gibi raflarda kalmamasını ve
uygulamaya konulmasını ümit ediyor, Yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.
(FP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Çelik.
Başka söz isteği yok.
Böylece, Ülkemizde Meydana
Gelen Deprem Felaketi Konusunda Yapılan Çalışmaların Tüm Yönleriyle İncelenerek
Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca kurulmuş bulunan (10/66, 67,
68, 69, 70) esas numaralı Meclis araştırması komisyonu raporu üzerindeki
genel görüşme tamamlanmıştır.
<<Önceki
sayfa
KAYNAK:
TBMM İNTERNET SİTESİ
(BU BELGE 22 TEMMUZ
2000
TARİHİNDE BELGENET ARŞİVİNE ALINMIŞTIR)
  |