Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
İlgili Sayfalar
ÖNERGE
ÖNERGENİN GÖRÜŞÜLMESİ
RAPORUN GÖRÜŞÜLMESİ

TBMM UĞUR MUMCU ARAŞTIRMA KOMİSYONU RAPORU


MUMCU CİNAYETİ İLE İLGİLİ “ÜLKEMİZİN ÇEŞİTLİ YÖRELERİNDE İŞLENMİŞ FAİLİ MECHUL SİYASİ CİNAYETLER KONUSUNDAKİ 10/90 SAYILI ARAŞTIRMA KOMİSYONU” NUN TESPİT ETTİĞİ HUSUSLAR:

24.1.1993 günü saat 13.30 sıralarında Ankara İli Çankaya İlçesi Gaziosmanpaşa Karlı Sokak No : 63 önünde park halinde iken önceden yerleştirilmiş patlayıcı maddenin infilakı sonucu parçalanan 06 YR 245 Plakalı Renault Marka otomobil içerisinde sahibi Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu hayatını kaybetmiştir.

Olayın akabinde, patlamadan mütevellit çevreye dağılan parçalar Ankara Emniyet Müdürlüğünün 1.2.1993 tarihli yazısına göre uzman personeller tarafından toplanarak, labarotuvar incelemeleri yapılmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Labarotuvarları Daire Başkanlığına gönderilmiş ve alınan ekspertiz raporunda netice ve kanaat olarak; “patlayıcı maddenin RDX olduğu ve teröristlerin inceleme ve pratik yapmaları halinde bombayı 30-45 saniye arasında aracın altına yerleştirmelerinin mümkün olduğu, bütün bağlantıları hazırlanmış el yapısı ateşleme sistemine sahip bombaya misina veya iplik bağlanarak hazır hale getirilip arabaya montajı sırasında zaman kaybını önlemek için yüksek güçte haporlörde kullanılan mıknatıs irtibatlandırılarak, dışarıdan araba alt seviyesinden ufki olarak bakılsa dahi görülmeyecek şekilde alttaki iki şasenin arasındaki boşluğa yerleştirilmiş ve misina veya ipliğin diğer ucu vites kolu leviyesine bağlanmış, 1. vitesteki arabanın vites kolunu boşa almak için geriye çektiğinde vites kolu levyisene bağlı olan misina 2-2.5 cm. civarında öne doğru hareket edip bombanın patlamasını sağladığı belirtilmiştir.

Bu olaydan sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından birçok şahis gözlem altına alınmıştır. Bu arada Uğur Mumcu cinayetinden 4 gün önce 20.1.1993 günü İstanbul’da Mehmet Zeki Yıldırım isimli şahsın ifadelerinden yola çıkılarak Radikal görüşleri benimseyen ve dini esaslara dayalı şeriat devletini kurmak için eylemler yapan İslami Hareket adlı örgüte yönelik İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından operasyonlar başlatılmıştır. Bu şahıslar yakalandıktan sonra Uğur Mumcu hadisesinin vukuu bulması üzerine bu örgüte yönelik olarak Ankara’da da operasyonlar yapılmış, bu cümleden olmak üzere Ankara’da Necmi Aslan 30.1.1993 tarihinde yakalanmış, bu şahsın İstanbul’da yakalanan İslami Hareket Örgütü Üyeleri ile irtibatlı olduğunun anlaşılması üzerine İstanbul’da yakalanan İslami Hareket Örgütüne Mensup Mehmet Kaya, Ayhan Usta, Mehmet Zeki Yıldırım, Mehmet Ali Şeker, Hüsnü Yazgan, Gudbettin Gök, Fahrettin Baytap Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin talebi üzerine Ankara’ya getirilerek Uğur Mumcu olayı ile ilgili olarak sorgulanmış ve Necmi Aslan’la yüzleştirme yaptırılmıştır.

Komisyonumuz kurulduktan sonra tüm Faili Meçhul Siyasal Cinayetlerde olduğu gibi Uğur Mumcu hadisesiyle ilgili evraklar Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinden istenilmiş, gelen dosyanın Komisyonumuzca incelenmesi sırasında ilk bakışta 2 husus tespit edilmiştir.

1. Komisyonumuzca ilk bakışta fark edilen husus İstanbul Emniyet Müdürlüğünün İslami Hareket adlı Örgüte yönelik olarak yaptıkları operasyonlar sırasında tutulan yakalama “ev arama zaptetme tutanağı” başlıklı bir yazı olmuştur. Bu yazıda aynen 23.1.1993 günü saat 15.00 sıralarında İlimiz, Kadıköy İlçesi Erenköy STFA blokları 7 blok arka garajı içerisinde park halinde bulunan 34 BAE 08 sahte plakalı gri renkli kartal marka oto çevresinde Kadıköy İlçesi Emniyet Müdürlüğü araştırma büro amirliği görevlilerince otoyu anahtarla açıp binen Süleyman Tokmaktepe sahte isimli şahıs aynı gün olayın siyasi, yönü bulunması nedeniyle müdürlüğümüze teslim edilmiş, yapılan sorgusu sonucu esas kimliğinin Mehmet Sait-Selime oğlu 1968 Gercüş doğumlu Mehmet Zeki Yıldırım olduğu aynı zamanda İslami Hareket adlı örgüt mensubu olduğu belirlenmiştir. Sorgusuna devam edilen Mehmet Zeki Yıldırım ilimiz Bostancı ilçesi Tünel Cad. Tekper Sitesi B-Blok No : 10 daire’nin örgüt evi olduğunu burada örgüt mensublarının olduğunu kaldıkları bu yeri gösterebileceğini bildirmesi üzerine 26.1.1993 günü saat 09.00 sıralarında Mehmet Zeki Yıldırım yede alınarak kendisine sorulup örgüt evi gösterilmesi istenmiş Tekfer Sitesi B-Blok No : 10 daire 17 göstermiş olduğu bu yerde (İsa) Kod adlı Mehmet Ali Şeker ile (Eşref) kod adlı Abdul Aziz Ocakhanoğlu, (İzzet) kod adlı Mehmet Şahçınar, (Rafet) kod adlı Mehmet Candirek, (İsmet), kod adlı Yusuf Altun isimli örgüt mensupları yakalanmışlardır.

Bahse konu evde yapılan aramada (25) kilogram (C4) Plastik Patlayıcı (8) kutu (1) kilogram olmak üzere toplam (8) kilogram olmak üzere (C4) plastik patlayıcı, (6) sülfirik asit, (1) adet 2 miligram renkli saniyeli fitil, (1) m sarı renkli saniyeli fitil (2) adet içerisinde patlayıcı bulunan intihar belkemeri, (4) adet elektrikli finye, (1) adet neko marka kolsaati, (5) adet flor ampirli, (250) gram toz madde (250) gram siyanür ile (1) adet 7.65 milimetre çaplı 1980 maden WT 45748 seri nolu otomatik Polonya yapımı kalaşnikof marka tüfek ve şarjörlü ve 20 adet fişek, (1) adet 9 mm çaplı parabellum tipi Çekoslovak yapısı Ceska marka 121549 seri nolu 16’lı tabir edilen tabanca şarjörü, (7) adet mermisi, (1) adet 9 mm çaplı Brezilya yapısı (PT) 1992 model tokorruf marka seri numarası kazınmış tabanca şarjörü ve (7) adet mermisi, (1) adet 9 mm çaplı Brezilya yapısı (PT) 1992 model tokorruf marka seri numarası kazınmış tabanca şarjörü ve (6) adet mermisi elde edilmiş başkaca suç unsuruna rastlanmamış olup elde edilen malzemeler geçici olarak zaptedilmiş yakalanan sanıkların ise şubeye haklarında yasal işlem yapılmak üzere celp edildiklerine dair iş bu yakalama ev arama ve zabt etme tutanağı tanzim altına alındı 24.1.1993 saat 11.00 de denilmekte ise de; 24 tarihi ekdeki belgeden de anlaşılacağı üzere 26 iken, 24 yapılmış gibi okunmaktadır.

Yine bu operasyon sırasında tutulan başka bir “muvafakatlı ev arama ve yakalama tutanağında” aynen; “müdürlüğümüzce sürdürülen bir tahkikatla ilgili olarak yapılan çalışmalar neticesi yasadışı İslami Hareket Örgütü mensubu Sait oğlu 1968 Batman doğumlu Mehmet Zeki Yıldırım yakalanarak gözlem altına alınmış, yapılan sorgulamasında ilimiz Üsküdar ilçesi Kısıklı Emniyet mahallesi Aziziye sokak No : 11/4 sayılı evi yasadışı örgütün elemanlarının barınması için kiraladığını ve bu şahısları burada barındırdığını belirtmesi üzerine yasadışı örgüt mensuplarının yakalanıp, suç ve suç unsurlarının ele geçirilebilmesi için 23.1.1993 günü saat 07.00 sıralarında belirlenen adrese Mehmet Zeki Yıldırım’da refakata alınıp gelindiğinde zil çalınıp kendimizi tanıtıp, durum anlatıldığında, kapıyı açan Rahim-Mevlüde oğlu 1970 İst. doğumlu Sedat Kosova’nında muvafakatı alınarak içeriye girildiğinde, üç oda ve 1 salon ile müştemilâtında yapılan aramada, herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanmamış, aramaya son verildikten sonra, ayrı ayrı odalarda yatmakta olan, Mahmut-Hamdiye oğlu 1974 Gercüş doğumlu Adnan Günaydın Abdullah-Meryem oğlu 1967 D. Bakır doğumlu Aziz Yakut ile Cevdet-Ayden oğlu 1972 Artvin-Borçka doğumlu Cumhur Ergün ve Sedat Kosova (Toplam 4 kişi) tahkikata esas olmak üzere müdürlüğümüze celp edildiklerine dair iş bu “muvafakatlı ev arama ve yakalama tutanağı” mahallinde tanzim edilerek altı birlikte imza edildi. 23.1.1993 saat 07.30 olarak yazıldığı görülmekte ise de aslında 27 tarihinin gözle görülebilir bir şekilde ekteki (belgedede görüldüğü üzere) elle 23 olarak değiştirildiği görülmüştür. 

Daha sonra ayrıntılı bir şekilde İslami Hareket Örgütüne yönelik İstanbul Emniyet Müdürlüğünün yaptığı operasyonun 20.1.1993 günü başladığı resmî evrakla da sabit olmasına rağmen ilk tutanakta bu operasyonun 23.1.1993 tarihinde başladığının belirtilmesi bir yana; bu operasyonun 23.1.1993 tarihinde başladığı kabul edilse bile bu tutanaklar arasında çelişkiler ve tahribatlar söz konusudur.

a) Birinci tutanakta İstanbul Emniyet Müdürlüğünün operasyonu 23.1.1993 günü başlattıklarını belirtmelerine rağmen aynı tutanağın içerisinde Mehmet Zeki Yıldırım’ın 26.1.1993 günü yede alınarak örgüt evine gidildiği belirtilmiş, 26.1.1993 günü örgüt evine gidildiğinin belirtildiği bu tutanağın sonuna 24 tarihi konulmuştur.

b) İlk tutanağa göre İslami Hareket Örgütüne yönelik operasyon 23.1.1993 günü 15.00 sıralarında başlamış ve Süleyman Tokmaktepe sahte isimli Mehmet Zeki Yıldırım’ın yer göstermesi üzerine yakalanan ve bu konuda ikinci tutanak tutulan Ayhan Usta, Serdar Altun, Fahrettin Baytap’ın yakalama tutanaklarında 23.1.1993 günü saat 7.30 yazılmıştır. Yani bu resmî ve tahrifatlı tutanaklara göre İslami Hareket Örgütü Mensubu olup, ilk olarak resmî evraklara göre 23.1.1993 günü saat 15.00 sıralarında yakalanan ve verdiği ifade ile diğer örgüt mensuplarının yakalanmasına sebep olan Mehmet Zeki Yıldırım yakalanmadan daha önce sabah saat 7.30 da kendi ifadesiyle yakalatacağı şahıslar yakalanmış gözükmektedir. 

2. Komisyonumuzca Uğur Mumcu olayına ait Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinden gönderilen dosya incelendiğinde Ayhan Aydın isimli bir tanığın 31.1.1993 günü Emniyet Müdürlüğüne müracaat ederek Uğur Mumcu olayı olduğu sırada olay yerinde olduğunu belirterek bildiklerini anlattığı görülmüştür. Bu şahıs Emniyet Müdürlüğüne vermiş olduğu 31.1.1993 günlü ifadesinde aynen; “Ben yukarıda belirttiğim adreste eşim ve bir çocuğumla birlikte ikamet etmekteyim, değişik serbest işlerde çalıştım, şu anda boşta geziyorum, Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü 24.1.1993 günü evimden iş bulabilmek gayesiyle ayrıldım, değişik yerlerde iş aradım ama bulamadım, ben ne iş olsa yaparım, kömür, odun, ve eşyada taşırım, bunun için evimden çıkarken çuval ve ip aldım, iş bulamayınca Karlı sokağın üst tarafında bulunan cami inşaatı aklıma geldi, çünkü ben 8 nci ayda burada bir kaç gün çalışmıştım. İş bulabilmek maksadıyla bu camiye geldim, fakat burada bana göre iş olmadığını öğrendim, caminin alt tarafında bulunan Karlı Sokağın köşebaşındaki “Dede Efendi” isimli kebapçıya geldim, dışarıda garson kıyafetli bir şahıs içeriye ayran taşıyordu, ben yanına yanaşıp, “Hemşerim Benim Altıbin Türk Lirası Param Var, Bana Bununla Bir Yemek Verebilirmisin” dedim, o da bana hitaben içeride bulunan sakallı şahsı göstererek buranın sahibinin bu şahıs olduğunu söyledi bende kendisine altı bin liram olduğunu bana bu paraya karşılık yemek verip veremeyeceğini söyledim, o da bana ayıp ediyorsun hemşerim, sen dışarıda bekle ben sana yemek getireyim dedi, tahminen 10 dakika kadar bekledim ve bana yemek getirdi, bende kıyafetim düzgün olmadığı için yemeğimi alarak dışarıda bulunan taksi durağının köşe başına geldim, taksi durağında bir bardak su içtim ve yemeğimi yemeğe başladım, o esnada elinde bir kola şişesiyle aynı zamanda kolayı içen “1.65-1.70 cm. Boyunda, Esmer, 30-35 yaşlarında, düz ve normal saç traşlı, bıyıklı, tahminen 70 kg. ağırlığında, sol yanağının kulak ve favorisinin olduğu yerde iyileşmiş elips şeklinde 3-4 cm. eninde boyu 1 cm. ebadında bir yara izi bulunan, siyah gözlüklü, siyah deri mont, kot pantalon, koyu mavi atkı bulunan, bozuk lisanlı benim bildiğim kadarı ile şark lisanlı” bir şahıs gelerek bana hitaben “Hemşerim buralı mısın?” dedi bende kendisini ilgilendirmediğini söyledim, bunun üzerine bana “Bende Doğuluyum-Hemşeri Sayılırız” dedi, bende işsiz olduğumu işsiz olduğum için burada iş aradığımı söyledim, tekrar bana “Bizde İş Var, Gel Bizimle Çalış, Bizde Sanada Ailenede İş Var” dedi. Bende bu adamdan adres ve telefon istedim, bunun üzerine bana “Bizim yerimiz belli değil, sen telefonunu bize ver biz seni iş olduğu zaman ararız dedi” ben evimin telefon numarasını verdim, o esnada lacivert bir Doğan marka hususi araba geldi, arabayı çok iyi gördüm, çünkü arabanın lastiği neredeyse yere oturmak üzereydi, yani patlamıştı, yanımdaki adam beni süzüyordu ve rengi değişmişti, korkulu bir görüntüsü vardı, o esnada adam beni lafa tutuyordu ve dolayısıyla beni meşgul etmeye çalışıyordu, ben gözümü lacivert Doğan otodan ayırmıyordum, lacivert doğan otodan iki kişi çıktı, bunlardan şoför olan, “1.60 cm. boylarında kumral buğday tenli, saçları kestane rengi, göz rengini göremedim, bıyık ve sakalı olmayan, siyah beyaz çizgili kumaş palto, siyah kumaş pantalon, “vardı, diğer şahıs ise “siyah deri montlu, kıvırcık siyah saçlı, siyah pantalonlu, arkası bana dönük olduğundan yüzünü hatırlayamıyorum” yalnızca mantonun içerisinde bir şey gizliydi, çünkü sol eli devamlı karnında bulunuyordu, her iki şahısta arabanın patlayan lastiğini değiştirmek için arabaya kriko vurdular, çok seri bir şekilde somunları çıkarttılar, o esnada şoför diğer şahsa, “Mıstık Arabanın Altına Somun Kaçtı” dedi, bunun üzerinde deri montlu şahıs Uğur Mumcu olduğunu sonradan öğrendiğim şahsın arabasının altına girdi ve burada tahminen bir dakika kadar kaldı, bu şahıs arabanın altından çıktıktan sonra benim yanımdaki adam yanımdan ayrılarak sağda bulunan aşağı kesimdeki sokağa doğru yürüyerek devam etti, o sırada lastiği patlayan arabanın lastiği değişmişti, o sırada adam yürümüş olduğu istikamete doğru gitti, aradan 10-15 dakika kadar geçmişti yani saat 13.20 sıraları idi, adamlar benim yanımdan saat 13.05 de ayrıldılar, bunun üzerinden 10-15 dakika kadar geçmiştiki, üzerinde gri renkli palto, kahverengi çizgili renkli pantolon bulunan tahminen 45 yaşının üzerinde, gri yani tam ağarmayan saçlı, bıyıksız, şişmanca, şapkası olmayan atkısı olup olmadığını farkedemedim, elinde hiç bir şey olmayan yani elleri boş, bir erkek şahıs, kurşuni metal renkli, Renault marka otonun yanına geldi, otonun kapısını açtı, bu esnada karşı evden bir kadın balkonmuydu, cammıydı kesin hatırlamayacağım, bir bayan bir şeyler söyledi, ne söylediğini farkedemedim, adamda ona tamam canım dedi, adam arabanın kapısını açarak otonun içine bindi, o arabaya bindiği zaman yanından da bir araba geçti, arabanın rengini ve markasını hatırlayamıyorum, çocuk önde, yani arabada bir çocuk vardı ve çocuk arabanın sağ tarafında önde bulunuyordu, 40-45 yaşlarında da bir şahıs arabayı kullanıyordu, bu araba buradan geçtikten sonra, otonun yani patlayan otonun içinde bulunan şahıs “Sağ elini vites koluna atar atmaz araba infilak etti-patlama esnasında araba bir metre kadar yerinden yükseldi, ondan sonra havadan et ve metal parçaları gelmeye başladı, patlama esnasında mavi bir duman çıktı-bu duman birden çıkıp kayboldu, ondan sonra ben oradan kalktım, karlı sokağın bulunduğu sokağın üst tarafındaki ana caddeye çıktım-burada bulunan caddedeki bakkaldan bir şişe su aldım-içtim ve buradan uzaklaştım” ve doğruca evime gittim, ertesi gün korkumdan hiç biryere çıkmadım, itfaiye Meydanında bulunan eski eşya satın alan şahıslardan birine telefon ederek evimde bulunan televizyonumu sattım, yine korkumdan 8 gün dışarıya çıkmadım, bu gün yani 31.1.1993 günü de polise giderek durumu anlattım benim bu olay hakkında söyleyeceklerim bunlardan ibarettir, bilgim ve gördüklerim bu kadardır, dedi, tanık olarak alınan ifadesinde hiç bir cebir ve şiddet yapılmadığını, tanık olarak alınan ifadesini tamamen hür olarak ve serbest biçimde verdiğini beyan etti, ifadesini okudu, doğruluğunu imzası ile tasdik etti ve edildi. 31.01.1993 Saat : 19.30” denilmektedir. 

Bu şahsın bu beyanı üzerine İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan operasyon sırasında yakalanan ve Ankara’ya getirilen İslami Hareket Örgütünün militanları ile yüzleştirme yapıldığı ve bu yüzleştirme sırasında tanık Ayhan Aydın’ın Uğur Mumcu’nun arabasının altına bomba koyanların Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta olduğunu teşhis ettiği ve bu teşhis üzerine bu şahıslarla ilgili İstanbul Emniyet Müdürlüğünden gelen cevabî yazıda Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta’nın 24.1.1993 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünde gözetim altında olduğunu bildirilmesi ve tanık Ayhan Aydın’ın beyanlarının doğru olmadığının bildirildiği görülmüştür.

Komisyonumuz bu şahsın dinlenmesini gerekli görmüş ve adı geçen şahısların bilgisine başvurulması sırasında Komisyonumuz Uğur Mumcu suikastında görgü tanığı olarak adı geçen Ayhan Aydın’ın adresinin tespit edilerek Komisyonumuza bildirilmesi istenilmiş ve daha sonra yetkililerce Ayhan Aydın’ın adresinin tespit edilerek bildirileceği ifade edilmiştir.

Bununla birlikte tanık Ayhan Aydın’ın açık adresinin tespit edilerek Komisyonumuza bildirilmesi 15.9.1993 tarih A.01.1.GEÇ/99-198 sayılı yazımız ile Ankara Emniyet Müdürlüğünden talep edilmiş, ancak bu yazımıza anılan Müdürlükten herhangi bir cevap gelmemiştir.

Komisyonumuz, tanık Ayhan Aydın’ın adresinin tespit edilerek bildirilmesini beklerken Ayhan Aydın’ın 20.9.1993 tarihinde TRT1 inci kanalda yayınlanan Ateş Hattı Programına çıkarıldığına tanık olmuştur. Olay bununla da kalmamış, 21.9.1993 sabahı tanık Ayhan Aydın polis nezaretinde Komisyonumuzun TBMM’de bulunan çalışma salonunun kapısına getirilerek bırakılmıştır. Oysa, Komisyonumuz yukarıda da belirtildiği gibi tanık Ayhan Aydın’ın mevcuden getirilmesini polisten talep etmemiş, sadece adresinin tespit edilerek Komisyonumuza bildirilmesini istemiştir.

Tanık Ayhan Aydın’ın mevcutlu olarak Komisyonumuza polis nezaretinde getirilip bırakılması üzerine gündemimizde o gün herhangi bir toplantı olmamasına rağmen Komisyonumuz gündemsiz olarak toplanmış ve tanık Ayhan Aydın’ın bilgisine başvurmuş, Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu’nun öldürülmüş olduğu yerde Komisyonumuzca tanık Ayhan Aydın ile birlikte uygulama yapılmış ve ifadesinin tutarlı olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır.

Tanık Ayhan Aydın 21.9.1993 tarihinde Komisyonumuzca alınan ifadesinde; “kendisini iki polisin evinden alarak Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne götürdüklerini, beş dakika kadar burada beklettikten sonra kendisine birşey sorulmadan Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumuna getirilerek Ateş Hattı Programına çıkarıldığını, TRT’ye götürülüş nedenini bilmediğini, programa çıkarıldığı sırada kendisini getiren polislerin de program sırasında içerde olduklarını, kendisine içerde komisyon kurulmuş seni bekliyorlar dediklerini, içeri girdiği zaman komisyon falan olmadığını yarım saat kadar yaptığı görüşmeden sonra kendisine polis tarafından bir tutanak imzalatıldığını ve bu tutanağı okumadığını, Uğur Mumcu’nun öldürülmesinden sonra İzmit’e hiç gitmediğini devamlı Ankara’da ikâmet ettiğini” beyan etmiştir.

Bu olay üzerine Komisyonumuzca 22.9.1993 tarih A.01.1.GEÇ/105-208 sayılı yazımızla Ankara Emniyet Müdürlüğünden tanık Ayhan Aydın’ın sabit ikâmetgah adresinin tespiti istenildiği halde adı geçenin evinden alınarak 20.9.1993 tarihinde TRT1 kanalda yayınlanan Ateş Hattı Programı çekimine götürüldüğü, program yayınlandıktan sonra Komisyonumuzun TBMM’deki toplantı salonuna mevcuden getirildiği ve yazılı talebimizin bu şekilde anlaşılıp uygulanmasının sebeplerinin Komisyonumuza bildirilmesi istenilmiştir.

Ankara Valiliği Emniyet Müdürlüğünden alınan 28.9.1993 tarih 1993/12298 sayılı cevabî yazıda “.... belirtilen sebepleri içeren yazınız ilimiz Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirilmiştir.” şeklinde ve talep konumuzla hiç ilgisi olmayan bir cevap verilerek Komisyonumuzun çalışmaları engellenmeye çalışılmıştır.

Tanık Ayhan Aydın’ın sadece adresinin tespiti istenilmesine rağmen Ankara Emniyet Müdürlüğünce bu talebimiz yerine getirilmeden, kendisi evinden alınarak 20.9.1993 günü Ateş Hattı Programına çıkarılıp, bilahara mevcutlu olarak ertesi günü sabahleyin Komisyonumuzun TBMM’ de bulunan çalışma salonuna getirilmiş olmasının nedenleri Komisyonumuzun 11.11.1993 tarih A.01.1GEÇ/153-277 sayılı yazısı ile İçişleri Bakanı Sayın Nahit Menteşe’nin adına yazılan yazımızla sorulmuş,

İçişleri Bakanı Sayın Nahit Menteşe imzası ile gönderilen cevabî yazıda ise “Komisyon Başkanlığınızın sürpriz tanık olarak adı geçen Ayhan Aydın’ın ikâmetgah adresinin bildirilmesi talep edilen yazısı Ankara Emniyet Müdürlüğüne ulaşır ulaşmaz görevlilerce, derhal tahkikata başlanılarak, 31.1.1993 tarihli ifade tutanağındaki adresinde bulunup bulunmadığının teyidi cihetine gidildiği, yapılan araştırmalar sonucu dengesiz yapıya sahip olan adı geçenin eşi ve çocuğunu terk ederek memleketine gittiği, evinde kalmadığı, muhtelif akraba ve arkadaşlarının yanında kaldığının belirlendiği, 15.9.1993 tarihi itibari ile İstanbul iline gittiğinin tespit edilmesi üzerine, yakınları ile kurulan koordine sonucu 18.9.1993 tarihinde Ankara’ya geldiğinin öğrenilmesi ile derhal kendisi ile irtibata geçildiği, 21.9.1993 tarihli Komisyon Başkanlığında hazır olabileceğini belirtmesi üzerine kendisine yardımcı olunarak toplantı salonumuzda hazır bulundurulduğu, talebiniz ile adı geçenin Ankara’ya geliş tarihi arasında zaman farkı bulunduğundan, bir aksama olmaması için bu şekilde bir işleme baş vurulduğu anlaşılmıştır.” şeklinde bir açıklamada bulunulmuş ve Komisyonumuzun talep ettiği konuya açık net bir şekilde cevap verilmediği gibi, Komisyonumuzun sormuş olduğu konunun farklı alanlara çekilmesi sağlanarak bu konuda ihmali olan kişilerin ihmalleri saklanmış olmaktadır.

Tanık Ayhan Aydın’ın 20.9.1993 günü saat 21.15’de TRT1 inci kanalda yayınlanan Ateş Hattı Programına çakıralarak program yapımcısı Reha Muhtar tarafından tanığın yüzünün 60 milyon kişiye açıkca gösterilerek adeta sorgulanır biçimde bilgisine başvurulması ve kamuoyunda çelişkili bilgiler veren bir kişi imajı yaratılmış olması üzerine, Komisyonumuzca 22.9.1993 tarih 104-207 sayılı yazımızla TRT Genel Müdürlüğüne bir yazı gönderilerek 24.1.1993 günü Uğur Mumcu’nun öldürülmesinden sonra yapılan çekimlerle, 20.9.1993 günü yayınlanan Ateş Hattı Programının video kayıtlarının Komisyonumuza gönderilmesi ve program yapımcısı Reha Muhtar ile Celal Kazdağılı’nın Komisyona bilgi vermek üzere müracaatları talep edilmiştir.

TRT Genel Müdürlüğünün 27.7.1993 tarih 4844 sayılı yazıları ile video bantları Komisyonumuza teslim edilmiş fakat adı geçen kişilerin Komisyonumuza müracaat etmemeleri üzerine 11.10.1993 tarih A.01.1.GEÇ/123-219 sayılı yazımız ile Reha Muhtar ve Celal Kazdağlı’nın Komisyonumuzun 13.10.1993 tarihinde yapacağı toplantıda hazır bulunmaları TRT Genel Müdürlüğünden istenilmiş ise de bu kişiler anılan tarihte yine Komisyonumuzda hazır bulunmamışlardır.

Bu defa Komisyonumuzun 13.10.1993 tarih A.0.1.1.GEÇ/127 sayılı yazısı faksla TRT Genel Müdürlüğüne gönderilerek adı geçen şahısların 18.10.1993 tarihinde Komisyonumuzun TBMM’de mevcut çalışma salonunda hazır bulunmaları istenmiştir.

Ateş Hattı Programının yapımcıları Reha Muhtar ve Celal Kazdağlı, Komisyonumuzun çalışma salonunda 18.10.1993 günü hazır bulunmuşlar ve adı geçenlerin bilgisine baş vurulmak istenilmişse de Reha Muhtar Komisyonumuzun Başkan ve üyeleri sorularına kaçamak cevap vermeye çalışmış, kendisinden konu ile doğrudan ilgili bilgi alınması mümkün olmamıştır.

Komisyonumuzca 21.9.1993 tarihinde dinlenen tanık Ayhan Aydın eski ifadesinde ısrar etmiş ve poliste vermiş olduğu ifadesinin aynısını komisyonumuza da tekrar etmiştir.

Tanık Ayhan Aydın’ın ifadesindeki ısrarı gözönünde tutulduğunda tutanaklarda bulunan tahrifatlar önem kazanmıştır, çünkü bu tanığın ifadesinin doğru olmadığına İstanbul Emniyet Müdürlüğünün tanığın tespit ettiği ve Uğur Mumcu’nun arabasının altına bombayı koyduğunu söylediği Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta’nın 24.1.1993 tarihinde kendilerinde gözlem altında olduklarını belirten yazısı esas alınmıştır. Yani İstanbul Emniyet Müdürlüğünün tahrifatlı tutanağının içeriğinde yer alan ve Mehmet Ali Şeker’in 26.1.1993 tarihinde yakalandığını belirten ibare doğru ise tanık Ayhan Aydın’ın ifadesi geçerlilik kazanacak ve bu tanığın teşhisi doğrultusunda Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta Uğur Mumcu’nun katil zanlıları olarak yargılanabilecektir.

Bu tespitimiz ve bulgularımız üzerinde kamuoyunda tartışmalar başlamış ve Uğur Mumcu’nun katillerinin Ayhan Aydın’ın teşhis ettiği kişiler olabileceği ihtimali üzerinde yoğun bir şekilde durulmuştur. Komisyonumuzun çalışmaları sonunda bulunan bu gerçeklerden bazı şahıslar rahatsız olmuş ve bu tarihten sonra Komisyonumuzun Uğur Mumcu cinayeti ile ilgili olarak görevli olan kurumlardan daha aktif çalışarak insiyatifi ele alıyor olması Komisyonumuza karşı kanuni görevini yapmayan veya ihmal eden kişilerin cephe oluşturmasına yol açmıştır. Bu cümleden olmak üzere Komisyonumuzun yapmış olduğu tespitlerin yanlış olduğunu ve hiç bir mana ifade etmediğini ispatlamak için bir kısım çevreler yoğun bir çaba içerisine girmişlerdir.

Soruşturmayı yürütmekle görevli Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Ülkü Coşkun tutanaklarda tahrifat olmadığını ve Mehmet Ali Şeker’le Ayhan Usta’nın Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü tarih olan 24.1.1993 günü gözaltında olduklarını ispatlayarak Komisyonumuzun yapmış olduğu tespitleri boşa çıkartmak için İstanbul Emniyet Müdürlüğünde incelemeler yapmış ve bu incelemeleri neticesinde 4.10.1993 tarih 1993/415 muh. sayılı Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu yazısında sonuç olarak; “İstanbul Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İstanbul Emniyet Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü”nün müştereken yaptığı İslami Hareket Örgütü ile ilgili operasyonun yukarıda özetlenen çalışmalar sonucu 23.1.1993 günü saat : 15-16.00 sıralarında Kozyatağı STFA Blokları okul sokak B-7 Blok’a ait oto parkta Kartal Marka şüpheli ve 34 BAE 08 sahte plakalı otoda Süleyman Tokmaktepe sahte kimliği ile bilinen Mehmet Zeki Yıldırım’ın yakalanması üzerine başladığı ve Mehmet Zeki Yıldırım’ın derhal Kadıköy Emniyet Müdürlüğü’ne intikal ettirilip kimliği üzerinde ve faaliyetleri ile ilgili sorgulaması sonucu 23.1.1993 günü saat : 17-18.00 sıralarında dizi 53’deki yakalama zaptında belirtildiği üzere İstanbul Kadıköy Bostancı Tünel Caddesi Tekper Sitesi B. Blok No : 17’de İsa Kod adlı Mehmet Ali Şeker, Eşref kod adlı Abdülaziz Ocakhanoğlu, İzzet kod adlı Mehmet Şahçınar, Rafet kod adlı Mehmet Candirek ve İsmet kod adlı Yusuf Altun’un yakalandıkları,

Yine Mehmet Zeki Yıldırım’ın yer göstermesi sonucu 23.1.1993 günü akşam saat : 19-19.30 sıralarında İstanbul Üsküdar Kısıklı Emniyet Mahallesi Aziziye Sokak No. : 11/4 sayılı evde Sedat Kosova sahte kimliği ile Ayhan Usta, Cumhur Ergin sahte kimliği ile Serdar Altun, Aziz Yakut sahte kimliği ile Fahrettin Baytap ve Habib kod adlı Adnan Günaydın’ın yakalandıkları, 

Dosya dizi 60’daki yakalama tutanağına göre de 23.1.1993 günü saat :22-23.00 sıralarında Mehmet Zeki Yıldırım’ın sorgusu sonucu İstanbul Maltepe Küçükyalı Kayalar Beton santralı yanı Derviş Bey Siteleri B-1 Blok daire 15’de Şenol Devrim Kod adlı Kamil Güngör sahte kimlikli ve Ankara’da Eskişehir Yolu üzeri Konutkent A-1 Daire 15’de Sakıp Mirza sahte kimliği ile ev kiralayan gerçek kimliği Kudbettin Gök olan ve 1993 yılı Ocak ayının 20’si civarında Ankara’da tuttukları bu evi boşalttıkları hususunda tespitler olan Kudbettin Gök’ün yakalandığı,

Mehmet Ali Şeker’le birlikte aynı evde Yusuf Altun ve 3 arkadaşının daha yakalandığı Yusuf Altun ile ilgili silah ve patlayıcıların ekspertiz incelemesinin 23.1.1993 tarihinde yapıldığına dair resmî kayıtların mevcut olduğu dolayısıyla 23.1.1993 saat :17-18.00 sıralarında Cumartesi günü Mehmet Ali Şeker’in, Yusuf Altun’u ve öteki örgüt mensuplarını yakalandıklarına dair site yöneticilerinin yeminli şahadetlerinin mevcut olduğu,

Sanık Ayhan Usta’nın ise 23.1.1993 günü akşam saat :07-07.30 sıralarında yakalanıp sorguya alındığı ve gözaltında bulunduğu sırada rahatsızlanması sonucu Haydarpaşa Numune Hastanesinde 23.1.1993 tarihinde akşam saatlerinde Doktor Deniz Hızlıbacak tarafından muayene edilip resmî kaydın mevcut olduğu ve bu muayene sırasında saat :21.00 sularında kalp grafisinin çekildiğine dair grafi belgesinin mevcut olduğu,

Süleyman Tokmaktepe sahte kimlikli Mehmet Zeki Yıldırım’ın İsa Kod adlı Mehmet Ali Şeker’in ve Sedat Kosova sahte kimlikli Ayhan Usta’nın yakalama tutanaklarının örgüt ile ilgili yakalanan kişilerin bir ve birden fazla sahte kimlik ile ele geçmeleri bu kimliklerin sahte olup olmadığının araştırılıp gerçek kimliklerin tespiti şahısların derhal sorguya alınma ihtiyacı zira bağlantılı olduğu örgüt mensuplarının tespiti ve zincir halkası şeklindeki örgütün diğer elemanlarının ele geçirilmesi aynı zamanda yakalanan örgüt mensuplarının İstanbul’un birbirlerinden uzak ve değişik bölgelerinde örneğin Yalova-Şile gibi ilçelerinde silah, patlayıcı, örgütsel doküman ve çalıntı otoların muhafaza edildikleri depolara yer gösterme çalışmaları nedeniyle yakalamayı yapan görevlilerin sanıkları yakalar yakalamaz yakalama tutanağını tanzim etmelerinin mümkün olmadığı ancak yukarıdaki çalışmaların tespitinden sonra birkaç gün sonra yakalama tutanaklarının görevliler tarafından tanzim edilebildiği ve görevlilerin de uzun süre takip yer gösterme, sorgulama, yüzleştirme, silahlı müsademe ortamı içerisinde yorgunluk uykusuzluk ortamı içerisinde bulunmaları sonucu insanî ve beşerî hata ile yakalama tutanaklarındaki tarih ve saat çelişkilerinin meydana geldiği,

24. 1.1993 günü saat :13.00 sıralarında şahit Ayhan Aydın’ın Uğur Mumcu’nun otomobilinin infilak ettiği saat :13.20 sırasından 15-20 dakika önce Uğur Mumcu’nun arabasının yanında park etmiş ve lastik değiştirme çalışması içerisinde bulunan Doğan Marka otoyu kullanan ve lastiğin değiştirilmesi sırasında Uğur Mumcu’nun otosunun altına girip çıktığını söylediği Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta’nın kesinlikle Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü gün ve saatten önce İstanbul’da yakalanıp Emniyet Müdürlüğünde gözaltında bulunduğu ve nitekim Mehmet Zeki Yıldırım ve Ayhan Usta’nın 24.1.1993 günü saat :14.00’de örgütsel faaliyet içerisinde çaldıkları Mazda ve Toyoto marka otoları İstanbul Üsküdar Emniyet Mahallesi Aziziye Sokak B-1 Blok Daire 4 numaralı binanın önünde görevlilere teslim ettiklerine dair tutanak ve bu tutanağı tanzim eden yeminli tanıklar İsmail Sağlık, Muharrem Tayalan, Kadir Can’ın beyanları ile gün ışığına çıktığı,

Yani şahit Ayhan Aydın’ın ifadesinin doğru ve kabul edilebilir bir ifade olmadığının Savcılığımızca kesinlikle tespit edildiği,

Cumhuriyet Gazetesinde ve bazı yayın organlarında İslamî Hareket Örgütü mensubu sanıklarının Uğur Mumcu suikasti ile ilgilerinin olduğu ve bu konuda ikrarda bulundukları ancak Savcılığımızca bu kişilerin sorgu sırasında baskıya maruz kalmaları nedeniyle bu ifadelerin geçerli kabul edilmeyip ifadelerinin alınmadığına dair haberler çıktığı,

Bu hususun hiçbir şekilde doğru olmadığı Uğur Mumcu suikasti ile ilgili İslamî Hareket Örgütü soruşturmasında hiçbir delilin elde edilmediği sadece İstanbul’da örgüt hücre evlerinde Uğur Mumcu’nun öldürülmesinde kullanılan plastik patlayıcı madde benzeri C4’lerin ele geçtiği ve İslamî Hareket Örgütü ile ilgili sanıkların gerek İstanbul Emniyet müdürlüğünde gerekse Ankara Emniyet Müdürlüğünde Cumhuriyet Başsavcılığımızın bilgisi tahtında son derece ciddî bir sorgulama ve soruşturmaya tabî tutuldukları buna rağmen bu konuda bir delil elde edilemediği ve netice olarak yukarıda arz edilen çalışmalar sonucu şahit Ayhan Aydın’ın bilgi ve görgüsünün doğru ve samimi ve itibar edilecek bir ifade olmadığı sonuç ve kanaatine varılmış olduğunu diyerek tanık Ayhan Aydın’ın yalan beyanda bulunduğunu kendisince ispatlamış olmuş ve böylece de komisyonumuzun tespit etmiş olduğu tutanaklardaki tahrifatın önemli olmadığını ispatlamış olmuştur. Daha sonra kendilerince tutanaklardaki tahrifatların önemli olmadığını ispatlayarak Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı bu tarihten sonra tanık Ayhan Aydın hakkında 5.10.1993 gün ve 1993/ 415 Muh. sayılı yazılarıyla TCK 285/1. Maddesinde yer alan İslamî Hareket Örgütünde Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta’ya karşı iftira fiilini işlediği iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Bu konuda daha önceden tanıklık yapıp verdikleri ifadelerin gerçek olmadığı anlaşılanlar hakkında savcılığın suç duyurusunda bulunmaması bir yana, tanık Ayhan Aydın’ın Ankara Emniyet Müdürlüğüne başvurup Uğur Mumcu hadisesi hakkında bildiklerini anlattığı 31.1.1993 tarihinden beri neden dolayı Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının Ayhan Aydın hakkında yalancı beyanda bulunmaktan suç duyurusunda bulunmadığı da ayrı bir çelişkiler zinciridir.

Başka bir komedi de; Ayhan Aydın’ın yalancı tanıklıktan yargılandığı dava sırasında gözlenmiştir. Ankara 8 inci Asliye Ceza Mahkemesinin 1993/1353 esasında görülmekte olan bu davada müşteki olarak gözüken İslamî Hareket Örgütünün liderlerinden Mehmet Ali Şeker’in tutuklu olduğu ve halen cezaevinde bulunduğu Ayhan Aydın hakkında suç duyurusunda bulunan savcılığın ihbar yazısına ekli fezlekeden açıkca anlaşılmasına rağmen bu şahıs adına duruşma gününü bildirir davetiye çıkarılmasıdır. Bu dava dosyasında müştekilerin açık adreslerinin tespiti için Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılması da dosyaların ne derece incelendiğine iyi bir örnek teşkil etmektedir. 

Görüldüğü üzere komisyonumuzun görevi ve yetkisi gereği olay hakkında bilgi toplamasından rahatsız olan kişi veya kurumlar komisyonumuzun inandırıcılığına gölge düşürmek için yukarıdaki olayda olduğu gibi birçok işlemlerde bulunmuşlardır. Hatta Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı, Nusret Demiral Ankara Emniyet Müdürlüğüne göndermiş olduğu 18.10.1993 tarih B-1993/1493 sayılı yazısıyla Uğur Mumcu’nun öldürülmesi olayı ile ilgili olarak ifadesinin alınması için başvuran tanık Ayhan Aydın’ın beyanlarında teşhis ettiği Mehmet Ali Şeker ile Ayhan Usta’nın İstanbul Emniyet Müdürlüğünce başka bir olay nedeniyle 23.1.1993 günü gözetim altına alındıkları, bu nedenle 24.1.1993 günü Ankara’da bulunmalarının imkânsız olduğunu belirterek, siyasî nitelikteki faili meçhul cinayetleri araştırmakla görevli, örneğin Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili olayın içindeki işlemler için Müdürlüğümüzden Meclis Araştırma Komisyonunca istenilen bilgiler için Cumhuriyet Başsavcılığımızın haberdar edilmesine, bilgimiz dışında anılan komisyona bilgi verilmesi yukarıdaki hükümler içeriğinde yasal engeli olduğu için bu duruma özenle uyulmasını rica ederim diyerek; komisyonumuzun yukarıdaki bölümde açıklandığı üzere Anayasal yetki ve görevine müdahale ederek işlevsiz hale getirmeye çalışmıştır. 

Komisyonumuzu işlevsiz hale getirmeye çalışan ve komisyonumuzun yapmış olduğu tespitlerin bir anlam ifade etmediğini ispatlamaya çalışan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Yetkilileri biraz daha dikkatli bir şekilde görevlerini yapıp, asılları kendilerinde ve Emniyet Müdürlüğünde olan dosyaları biraz daha iyi bir şekilde inceleselerdi İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından İslamî Harekete yönelik olarak yapılan operasyonların 20.1.1993 günü Kadıköy Ekipler Amirliği tarafından başlatıldığını görürlerdi. Nitekim Emniyet Müdürlüğü tarafından tarafımıza gönderilen dosya içerisinde bulunan olay yakalama zaptetme tutanağında; “20.1.1993 günü İlimiz, Kadıköy İlçesi, Kadıköy Emniyet Müdürlüğü, Araştırma Büro Amirliğince yapılan istihbarî çalışmalar neticesinde Kadıköy -Erenköy STFA Blokları, 7 nci Blok arka garajı içerisinde park halinde bulunan 34 BAE08 sahte plakalı gri renkli Kartal marka oto içerisinde önceden alınan tedbirler ile anahtar ile otoyu açarak içerisine binen Süleyman Tokmaktepe isimli şahısın 20.1.1993 günü saat : 15.00 sıralarında görevlilerimizce yakalanması ve şahsın, yakalanırken kendi avuç içerisinde yazılı bulunan 305 66 38 sayılı telefon numarasını silmeye teşebbüs etmesi ve bilahare üzerinde bulunan çağrı cihazına gelen mesajlardan da aynı telefon numarasının tespit edilmesi üzerine bahse konu telefon numarasının PTT istihbarat aracılığı ile kaydının tespit edilmesi üzerine aynı gün saat 22.00 sıralarında Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü 88-10 Kadıköy İlçe Emniyet Müdürü, 88-18, 88-19, 88-95, 88-130, 88-132 kod nolu ekipler olarak biz aşağıda isim ve imzaları bulunan görevlilerce bahse konu telefonun kaydı olan Maltepe Küçükyalı Kayalar Beton Santrali yanı Derviş Bey Siteleri B-1 Blok Daire :15’e gelinerek daire kapısı çalınarak itildiğinde kapının açılması üzerine daire kapısına göre sağda mutfak bitişiğinde bulunan oturma odasında Şenol Devrim kod isimli kendi beyanına göre Mehmet ve Kezban oğlu 1968 Malatya doğ. Kamil Güngör isimli şahıs yakalanmıştır. Şahıs refakate alınarak 3 oda, 1 salon, 1 mutfak, 2 tuvaletten oluşan ikamet içerisinde yapılan arama neticesinde, apartman yangın merdivenine açılan oda içerisinde; 

1) Üç (3) adet; Z.52982, Z.52926 ve A.37433 seri nolu seyyar dipçikli Kalaşnikof otomatik tüfek,
2) Bu silahlara ait 11 adet şarjör, 
3) Bu silahların yediyüz elli (750) adet 7.62 mm. çaplı dolu fişek, 
4) 1 (Bir) adet uzun namlulu otomatik 69-1-40-909635 seri nolu suikast tüfeği, 
5) Bu tüfeğe ait 3 (üç) adet şarjör ve mermileri, 
6) Suikast silahına ait BKNBblkn -An 625 seri nolu nokta dürbünü, 
7) İki (2) adet Law silahı ve bu silaha ait iki (2) adet Law roketi, 
8) Bir (1) adet RPGRoket atar, 
9) Bu silaha ait iki (2) adet roket, 
10) İki (2) adet sevk fişeği (Phaton marka), 
11) Bir (1) adet 9 mm. çaplı 76746 seri nolu Belçika Browning marka 14’lü tabanca ve bir (1) adet şarjörü ve bol miktarda dolu fişekleri, 
12) Bir (1) adet 9 mm. çaplı 3133709 seri nolu Irak yapısı Baretta marka tabanca ve bu tabancaya ait iki (2) adet şarjör, 
13) İki adet Walter marka 9 mm. çaplı seri nolu tabancalar ve bu tabancalara ait 4 adet şarjör ve bol miktarda dolu fişekleri, 
14) Bol miktarda plastik patlayıcı maddeler, 
15) Bol miktarda kimyasal sıvı patlayıcı maddeler, 
16) Patlayıcı madde yapımında kullanılan bol miktarda patlayıcı tozlar, 
17) Bu patlayıcıların yapımında kullanılan bol miktarda fünye fitil ve malzemeler, 
18) Bol miktarda patlamaya hazır el yapımı bombalar ve bu bombalara ait malzemeler, 
19) Altmışyedi (67) adet 45 cal. dolu fişek, 
20) Bir adet (1) SHINWA marka el telsizi ve bu telsize ait aynı marka şarj kutusu ile iki (2) adet yedek telsiz anteni, 
21) Bir (1) adet USAmarka dürbün, 
22) Üç takım armalı-rozetli, yaka numaralı kışlık ve yazlık polis resmî üniforması, 
23) Bir (1) adet polis flaması, 
24)Bol miktarda çeşitli ebatlarda oto anahtarları, 
25)Bol miktarda değişik otolara ait oto plakaları ve ruhsatları, 
26) İki (2) adet gaz tabancası, 
27) Bir (1)adet gaz maskesi, 
28) Üç adet (3) yeşil renkli orlondan örme kar başlığı, 
29) İki (2) adet kelepçe, 
30) Birer (1)adet tüfek ve balta (Dağcı tipi), 
31) Bol miktarda örgütsel dokümanlar,
32) Sahte mühür ve damga-kaşe yapımında kullanılan malzemeler, 
33) Bol miktarda yazısız, sahtecilikte kullanılan kaşeler, 
34) Bol miktarda çeşitli işyerlerine ait sahte faturalar elde edilmiştir. 

Şenol Devrim Kod isimli kendi beyanına göre Kamil Güngör isimli (gerçek ismi Ayhan Usta) şahıs tarafımızdan yakalanmış, yukarıda bahse konu patlayıcı maddeler, silahlar, dokümanlar ve diğer malzemeler zaptedilmiş olup iş bu olay yakalama ve zaptetme tutanağı yapılacak adlî tahkikata esas olmak üzere üç sayfadan ibaret olarak tarafımızdan olay yerinde tanzim ile altı okunduktan sonra imza altına alındı. 20.1.1993 saat :23.00 (Bu tutanağın altında 20 (yirmi) polis görevlisinin sicil numarası ve imzaları bulunmaktadır). Ayrıca aynı yazı ektede görüldüğü üzere daktilo ile de kaleme alınmış bulunmaktadır. 

Bu tutanaktan da açıkça görüldüğü üzere; DGM Savcısı Ülkü Coşkun’un İslamî Harekete yönelik operasyonun 23.1.1993 tarihinde başladığını ispatlama çabası boşa gitmiş ve bu operasyonun 20.1.1993 tarihinde Kadıköy Ekipler Amirliği tarafından başlatıldığı sabit olmuştur. Buradan da açıkça görüldüğü üzere Cumhuriyet Savcısı Ülkü Coşkun İslamî Harekete yönelik olarak yapılan operasyonun başlangıç tarihini tespit için İstanbul’a gidişinde görevini savsaklamış resmî belgeleri tam olarak dikkatli bir şekilde incelemediğinden yanlış tespitleriyle soruşturmayı başka yöne sevk etmiştir.

Uğur Mumcu cinayetinde Komisyonumuzca tespit edilen dikkati çekici şüpheli noktalar.

1. Uğur Mumcu cinayetinden sonra kamuoyunda Uğur Mumcu’nun güvenlik güçleri tarafından korunup korunmadığı tartışması ortaya atılmış, dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin ve Ankara Valisi Erdoğan Şahinoğlu yaptıkları açıklamalarda Uğur Mumcu’nun kendileri tarafından korumaya alındığı beyanları kamuoyunda yer almıştır. Ancak komisyonumuz tarafından yapılan incelemeler ve araştırmalar sırasında güvenlik güçleri tarafından Uğur Mumcu ile ilgili olarak hiçbir koruma tedbirinin alınmadığı resmî evrak ile sabit olmuştur. TEMŞube Müdürlüğüne hitaben 8.3.1993 gün B.05.1.EGM.4.06.00.50/1103 sayılı yazısında Hassas Bölgeleri Koruma Şube Müdürü Yaşar Karaca aynen; “24.1.1993 günü saat 13.30 sıralarında Gaziosmanpaşa Karlı Sokak 63 sayılı yer karşısında park halinde bulunan otosuna bindiği sırada patlamada hayatını kaybeden gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun öldürülmesi olayı ile ilgili, eşi Güldal Mumcu tarafından DGM Cumhuriyet Başsavcılığına Hassas Bölgeleri Koruma Şube Müdürlüğü tarafından evinin ve otosunun korunacağı belirtilmişse de;

Ben Hassas Bölgeleri Koruma Şube Müdürü olarak 29.7.1991 tarihinde göreve başladım. 6.10.1990 günü Gaziosmanpaşa Köroğlu Caddesi 15 numarada ikamet eden Doç. Dr. Bahriye Üçok’un ölümünü müteakip o tarihte görevli Hassas Bölgeleri Koruma Şube Müdürü ile yapmış olduğum görüşmede yazılı veya sözlü herhangi bir talimatın kendisi tarafından verilmediğini bildirmiştir. Arşiv araştırmasında yazılı ve şifaî bir emrin olmadığı anlaşılmıştır.

Ayrıca Karlı Sokak No. :70’de Tunus elçi evinde görev yapan personele Gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun ikameti bilinmediğinden ve koruma ile ilgili herhangi bir talep olmadığından evinin ve arabasının korunması için herhangi bir emir verilmemiştir.” denilmektedir. Komisyonumuzun bu tespitinin kamuoyunda yer alması üzerine yetkililer beyanlarını değiştirmişlerdir. Bu durumda idarenin kimi koruyup, korumadığını bilmesi açısından önemli olup, Uğur Mumcu gibi potansiyel olarak bir takım örgütlerin devamlı tehditine maruz kalan bir vatandaşın neden dolayı koruma tedbirlerinden faydalandırılmadığı düşündürücüdür.

Kaldı ki Uğur Mumcu’nun ailesinin ve yakınlarının idare aleyhine hizmet kusuruna dayanarak açtığı Ankara 4 nolu İdare Mahkemesinin 1994/586 sayılı esasına kayıtlı davada; davalı İçişleri Bakanlığının cevap dilekçesinde, “Bakanlar Kurulunun 16.8.1991 gün ve 91/2114 sayılı kararı ile Teröre Karşı koruma tedbirleri yönetmeliğini Bakanlıklarının yürürlüğe koyarak, münferit kişilerin de özel olarak korunması görevini üstlenmiştir. Yönetmelik 4 üncü Maddesinin (a)bendinde ise taleplerine bakılmaksızın doğrudan korumaya alınacak olanları, (c)bendinde ise istekleri halinde İl Özel Koruma Komisyonunun uygun görmesi üzerine Merkez Özel Koruma Komisyonunun onayı ile korunması sağlanacak olanları saymıştır. Merhum gazeteci Uğur Mumcu’nun hayatının tehlikede olduğuna dair ne kendisinin, ne yakınlarının ne de üçüncü kişiler tarafından Bakanlıklara, Ankara Valiliği’ne veya Emniyet makamlarına herhangi bir başvuru yapılmadığı gibi bu konuda istihbari bilgide elde edilmemiştir.” denilmekte ise de; 16 Ağustos 1991 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla çıkartılan “Teröre Karşı Koruma Tedbirleri Yönetmeliği”nin 2. Maddesi; terör örgütlerinin açık hedefi haline gelen veya getirilenleri kapsamasına karşın, yönetmeliğin 4 üncü maddesinde bu kapsama giren ve kamu görevlisi ile asker olmayan sivil vatandaşların korunmasına ilişkin düzenleme yapılmadığı görülmektedir. Bu da idarenin yapmış olduğu yönetmeliğin 2 nci maddesi ile koruma kapsamına aldığı kişilerle ilgili 4 üncü maddede bir düzenleme yapmayarak açık bir kusur oluşturduğunu göstermektedir. Kaldı ki ailesinin beyanına göre rahmetli Uğur Mumcu’nun 12 Eylül’den önce ve sonra çeşitli defalar polis tarafından koruma altına alındığıda göz önünde tutulursa, İçişleri Bakanlığının bu konudaki beyanlarının ne kadar dayanaksız olduğu da açıkça görülecektir.

2. Soruşturma sırasında yapılan en önemli hatalardan bir taneside İslamî Hareketin ileri gelenlerinden olan örgüt üyesi Şefik Polat ve Necmi Aslan’ın bir telefon ihbarı üzerine ele geçtiği halde polisin ihmali neticesinde serbest bırakılmasıdır. Telefon İhbar Tutanağında yazılan yazıda aynen; “26.1.1993 günü saat 9.45 sıralarında Şubemiz Nöbetçi amirliğine ait telefonu arayan kimliğini açıklamayan bir beyan :Ahmet Refik Paşa Caddesi ile Atış Caddesinin kesiştiği köşede elektrik trafosunun bitişiğindeki yeşil renkli binanın orta katı, tek dairenin İslamî Cihat Örgütü tarafından tutulduğunu ve içinde kalan kişilerin durumlarının şüpheli olduğunu ihbarda bulunmuştur.” denilmektedir. Bu tutanağın üzerinde el yazısı ile önemli olduğu notu düşülmüştür. Önemli notu olan bu ihbar tutanağı üzerine polisler verilen adrese giderek şu tutanağı tanzim etmişlerdir.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne hitaben yazılan yazıda aynen; “26.1.1993 günü Şubemiz Nöbetçi Amirliğine yapılan telefon ihbarına konu olan ikamet ile ilgili olarak yapılan tahkikatta;

Söz konusu yerin Ahmet Vefik Paşa Caddesi 72/2 sayılı yer olduğu, bu adreste Van İli Merkez İlçesi Şerefiye Köyü nüfusuna kayıtlı Yusuf oğlu 1958 doğumlu Necmi Aslan isimli şahsın eşi ve (3) çocuğu ile beraber ikamet ettiği ve yine aynı adreste Gercüş 1959 doğumlu Şefik Polat isimli bir şahsı misafir olarak barındırdığı, Necmi Aslan isimli şahsın İrfan Baştuğ Caddesi 128/B adresinde oto alım-satım işi ile uğraştığı, doğulu olması itibariyle evine pek çok misafir geldiği, ancak bu misafirlerin kimler ve ne amaçla geldiklerinin anlaşılması mümkün olmamakla birlikte durumlarının şüphe arz etmediği çevreden yapılan tahkikattan anlaşılmıştır.” denilmiştir. Yani polis önemli olduğunu kendi tutanağıyla tespit ettiği ihbarın araştırılmasında, ihbara konu olan şahısların durumlarını çevreden yapılan tahkikatla tespit etmiştir. Polisin çevreden yaptığı tahkikatla durumlarının şüphe arz etmediğini bildirdiği şahısların ikisininde daha sonradan İslamî Hareket Örgütünün üst düzey yöneticileri olduğu tespit edilmiştir. 20.1.1993 günü başlayan operasyonda yakalanan İslamî Hareket Örgütü mensubu Mehmet Zeki Yıldırım İstanbul Emniyetine vermiş olduğu ifadesinde Şefik Polat ve Necmi Aslan’ın İslamî Hareket Örgütünün ileri gelen üyelerinden olduğunu bildirmiştir. Yani Ankara Emniyet Müdürlüğü ihbar üzerine evlerini bastığı ve ele geçirmesi mümkün olan Şefik Polat ve Necmi Aslan’la ilgili çevreden edindikleri bilgilerle yetineceklerine İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bir şekilde sorsalardı bu şahıslar o tarih itibariyle ele geçebilecekti. Kaldı ki Şefik Polat adlı şahıs Batman’da Sıddık Tan isimli bir PKKsempatizanının öldürülmesi olayından dolayıda 26.1.1993 günü aranmakta idi. Ankara Emniyet müdürlüğü yetkilileri bu şahısla ilgili olarak ufak bir soruşturma ile bu durumu da tespit edip bu şahsı gözetim altına alabilirlerdi. Bu konu ile ilgili neden dolayı yukarıda saymış olduğumuz ihmali hareketlerin yapıldığı 23.8.1994 günlü yazımız ile İçişleri Bakanlığına sorulmuş ise de; İçişleri Bakanlığından gelen cevabî 30.9.1994 günü ve 243929 sayılı yazıda aynen;

“İlgi sayılı yazınız ile 26.1.1993 günü veya daha önceden aranıp aranmadıkları sorulan (İHÖ) İslamî Hareket Örgütü mensuplarından Necmi Aslan ile Şefik Polat adlı şahıslar hakkında yapılan tetkik ve incelemede;

Uğur Mumcu’nun ölümüne sebep olan meçhul sanık veya sanıkların tespiti ile yakalama çalışmaları sırasında, 26.1.1993 günü Ankara Emniyet Müdürlüğüne gelen telefon ihbarında; Ahmet Vefik Paşa Caddesi ile Atış Caddesinin kesiştiği köşede elektrik trafosunun bitişiğindeki yeşil renkli binanın orta katının (Ahmet Vefik Paşa Caddesi No. : 72/2) İslamî Cihad Örgütü tarafından tutulduğunun bildirildiği,

Yapılan ihbar anında değerlendirilmeye alınarak bahse konu yere gidildiği, anılan yerde Necmi Aslan isimli şahıs, eşi ve (3)çocuğu ile birlikte ikamet ettiği, yine aynı adreste Şefik Polat isimli şahsın misafir olarak bulunduğu, Necmi Aslan’ın Doğulu olması sebebiyle sık sık misafirinin geldiği, 26.1.1993 tarihi itibariyle şahıslar hakkında yapılan arşiv tetkikinde; arandıklarına dair ilişik kayıtlarının bulunmadığı gibi, haklarında herhangi bir bilgi mevcut olmadığından o tarihte yakalanıp Ankara Emniyet Müdürlüğüne getirilmedikleri, konuyla ilgili çalışmalar sürdüğü sırada 28.1.1993 tarihinde İstanbul İlinde işadamı Jak Kamhi’ye karşı girişilen suikast olayını gerçekleştirenlerin yakalanması sonucu Şefik Polat ile Necmi Aslan’ın İslamî Hareket Örgütüne mensup olduklarının İstanbul Emniyet Müdürlüğünce belirlendiği, 30.1.1993 tarihinde Necmi Aslan’ın Ankara İlinde yakalandığı, sevk edildiği adlî makamlarca tutuklanarak Ankara Merkez Kapalı Cezaevine kapatıldığı, yine aynı operasyonda söz konusu örgüt mensubu Şefik Polat’ın aramaya alındığı ve halen firarda olduğu anlaşılmıştır.

Adı geçen şahısların, 26.1.1993 tarihinde veya daha önceden arandıklarına dair herhangi bir ilişik kayıtlarına rastlanılmamıştır.” denilmektedir. Her haliyle çelişkiler taşıyan bu cevabî yazıda belirtildiği ve yukarıda bahsetmiş olduğumuz tahkikat tutanağından da anlaşıldığı üzere, Şefik Polat ve Necmi Aslan’la ilgili hiçbir arşiv tetkikinde bulunulmamıştır. Eğer arşiv tetkikinde bulunulsaydı 26.1.1993 tarihinde Şefik Polat’ın Batman’da Sıddık Tan’ın öldürülmesi olayından ötürü arandığı tespit edilirdi. Kaldı ki yukarıdaki cevabî yazıda belirtildiği üzere Şefik Polat ile Necmi Aslan’ın İslamî Hareket Örgütüne mensup oldukları 28.1.1993 tarihinde iş adamı Jak Kamhi’ye yapılan suikast olayını gerçekleştirenlerin yakalanması sonucu değil, 20.1.1993 günü İslamî Hareket Örgütüne yönelik olarak Kadıköy Ekipler Amirliği tarafından başlatılan operasyon neticesinde yakalanan sanıklar Mehmet Ali Şeker, Mehmet Zeki Yıldırım ve diğerlerinin beyanlarıyla tespit edildiği İslamî Hareket Örgütünün yargılandığı dava dosyası ile de sabittir.

3. Bir diğer hususta Mehmet Zeki Yıldırım ve Ayhan Usta isimli İslamî Hareket Örgütü mensuplarının Uğur Mumcu cinayetinden önce Ankara’ya getirdikleri ve Zeki Deniz’e teslim ettiklerini söyledikleri araçlarla ilgili olarak tutulan yer gösterme tutanağı ile ilgilidir. Bu yer gösterme tutanağında yazılan yazıda aynen; “24.1.1993 tarihinde İlimiz Çankaya İlçesi Karlı Sokak No. : 63 karşısında park halindeki otosuna bindiği sırada önceden konduğu belirlenen bombanın patlaması sonucu Müdürlüğümüz ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünce başlatılan operasyonlar sırasında İstanbul Emniyet Müdürlüğünce yakalanan sanıkların yapılan sorguları sonunda İslamî Cemaat oluşturdukları ve bu cemaate maddî yardım sağlamak amacıyla İstanbul İlinde muhtelif semtlerden çaldıkları (4)otoyu Ankara İline getirerek satılmasını sağladıkları tespit edilen ve diğer sanıklarla birlikte teşhis için ilimize getirilen sanıklardan aslen Batman İli Merkez Pınarbaşı Mahallesi Gercüş İlçesi nüfusuna kayıtlı Şükrü ve Zümrete oğlu 1970 doğumlu Sedat Kosova sahte kimlikli Ayhan Usta ile aslen Batman İli Gercüş İlçesi Bağlarbaşı Mahallesi nüfusuna kayıtlı Mehmet Sait ve Selime oğlu 1968 doğumlu Mehmet Zeki Yıldırım isimli şahısların yapılan sorguları ve alınan ifadelerinde, İstanbul İlinden çaldıkları 3 adet Tempra ve 1 adet Reno 21 Concorde marka otoları yakın tarihlerde Ankara İlinde Zeki Deniz isimli şahısa satması için teslim ettiklerini beyan etmeleri üzerine adı geçenlerin otoyu teslim ettikleri yerin gösterme işlemi için her iki şahısta görevli ekip refakatına alınarak, İlimiz Hipodrum Caddesi üzerinde bulunan şehirlerarası otobüs terminaline intikal ettirildi, iki sanık birden Yenimahalle istikametinden Ulus istikametine doğru seyrederken sağ tarafta bulunan ve çok katlı otopark girişi yolunun hemen solunda bulunan taksi durağının yanındaki otopark yerini göstererek İstanbul İlinden birinci defada getirmiş olduğumuz üzerinde 41 FZ 046 plakalı Reno-21 Concorde marka otoyu ikinci defa getirmiştik, birinci defa getirdiğimiz otolar 06 LEZ 11 plakalı kırmızı renkli Fiat Tempra oto, hatta arkası İstanbul’da aldığımızda vuruk ve hasarlı idi, bu oto ile 35 ECH 60 plaka sayılı gri metalik Fiat Tempra otoyu şu anda göstermiş olduğumuz otopark girişinin bulunduğu yere birlikte park ettik. Ben, Mehmet Zeki Yıldırım otoyu park ettikten sonra otoyu alacak şahısın beni görmemesi için Terminal Otelinin alt kısmında bulunan Cafe’ye gittim, burada Ayhan Usta’nın otoyu teslim ederek gelmesini beklemeye başladım. Ben Ayhan Usta, her iki otoyu park ettikten sonra Mehmet Zeki Yıldırım gelecek şahısın kendisini görmemesi için yanımdan uzaklaştı ve aradan yarım saat geçtikten sonra kendisini Koşuyolu semtinde gördüğüm ve ismini Tahir olarak bildiğim Zeki Deniz isimli şahıs geldi, bu göstermiş olduğum park yerinde otonun yani her iki otonun anahtarını kendisine verdim, daha sonra Cafe’ye Zeki Yıldırım’ın yanına gittim, beyanlarını karşılıklı olarak teyit etmişlerdir.

Adı geçenler refakatte iken ikinci olarak Ankara İline getirdikleri, 41 FZ046 plaka sayılı Reno-21 Concorde marka oto ile 06 LFA31 plaka sayılı Fiat Tempra otoları teslim ettikleri yeri göstermek üzere biraz daha ilerlememizin gerektiğini beyanla, Yenimahalle istikametinde Ulus-Kızılay istikametine giderken A.Ş.O.T. önünde bulunan ve yolcu indiren taksilerin ön tarafında caddeye yakın yerde bulunan otopark yerini göstererek şu anda göstermiş olduğumuz bu otoparka yukarıda plakasını yazdırmış olduğumuz otoları İstanbul İlinden alarak ve Ben Mehmet Zeki Yıldırım, Reno-21 Concorde’yi kullanarak getirdim. Ben Ayhan Usta yukarıda plakasını yazdırdığım Fiat Tempra’yı kullanarak getirdik, birinci otoları İstanbul İlinden gündüz getirdik ve aynı şekilde teslim ettik, ikinci otoyu ise gece yola çıkmak suretiyle Ankara İline geldik ve otoyu gündüz teslim ettik. Şu anda göstermiş olduğumuz yere geldiğimizde, Ben Mehmet Zeki Yıldırım, yine aynı şekilde otoları teslim alacak şahısın beni görmemesi için ben Terminal Otelinin altındaki Cafe-Pastane olarak faaliyet gösteren yere gittim. Ayhan Usta’nın otoları teslim etmesini beklemeye başladım.” diyerek Uğur Mumcu cinayetinden önce Ankara’ya getirdikleri otoları Zeki Deniz’e teslim ettiklerini beyan etmiştir. Bu otolar hakkında bilgilerin önemli olmasının bir nedeni Uğur Mumcu’nun aracına konan bombanın İstanbul’dan otolarla Ankara’ya getirilerek burada örgüt militanlarına teslim edilmesi ve ayrıca yine ayrı bir iddia olarak Uğur Mumcu’nun aracına bomba koyanların geldikleri otolarla ilgili iddialardır.

Yukarıdaki yer gösterme tutanağının içeriğine göre Zeki Deniz isimli şahıs yakalandığında Ayhan Usta’nın beyanına göre bu otolarla ilgili soru sorulması ve bu otoları ne yaptıklarını açıklaması gerekirdi.

Ancak Ankara Emniyet Müdürlüğünün tutmuş olduğu bu tutanak içeriğinden İstanbul Emniyet Müdürlüğü haberdar edilmediğinden İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından daha sonraki bir tarihte yakalanan Mehmet Zeki Deniz isimli bu şahsa malum otolarla ilgili hiç bir soru sorulmamış ve bu konu bütün şahısların yakalanmasına rağmen açıklığa kavuşmamış ve Mehmet Zeki Deniz vermiş olduğu 17.10.1993 tarihli ifadesinde de kendisine bu konuda birşey sorulmadığından açıklama da yapmamıştır. 

Yani Uğur Mumcu cinayetinin aydınlatılması için önemli bir nokta olarak görülen ve cinayetten önce Ayhan Usta tarafından Ankara’ya getirilen araçların cinayette kullanılıp kullanılmadığı, tüm sanıkların yakalanmış olmasına rağmen güvenlik güçleri arasında irtibat ve yeterli koordinasyon bulunmadığından tespit edilememiştir.

4. Soruşturma sırasında dikkati çeken diğer bir konu da DGM Savcısı Ülkü Coşkun tarafından 22.2.1993 gün ve 1993/415 muh. sayılı yazının içeriğidir. Bu yazı soruşturmanın hangi mantık ve ciddiyetle yürütüldüğüne iyi bir örnek teşkil etmektedir. Bu yazıda; “yapılan soruşturma sırasında Uğur Mumcu’nun eşi Gürdal Mumcu’nun evlerinde bulunan telefonların dinlendiğini, Uğur Mumcu’nun kendisine ifade ettiğini ve Uğur Mumcu’nun Refah Partisi milletvekili Hasan Mezarcı ile televizyonda yaptığı açık oturumdan sonra çeşitli telefon tehditlerine maruz kaldığını belirtmesi sebebiyle bu telefonlar dinleniyorsa Uğur Mumcu’ya gelen tehdit telefonlarının tespiti ve bildirilmesi” istenilmiştir. Haberleşme hürriyetinin Anayasal bir hak olduğu Devletimizin Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Emniyet Genel Müdürlüğüne ve Millî İstihbarat Teşkilatına resmî yazı yazarak hakkında hiç bir soruşturma olmayan ve bir suçu olmayan ve telefonlarının dinlenmesi için adlî mercilerden herhangi bir izin verilmeyen vatandaşının telefonlarının illegal olarak dinlenip dinlenmediğini Emniyet Genel Müdürlüğüne ve Millî İstihbarat Teşkilatına sorması düşündürücü ve soruşturmanın hangi mantıkla yürütüldüğüne dair iyi bir örnek teşkil etmektedir. Ekteki cevabî yazılarda da görüldüğü üzere Emniyet Genel Müdürlüğü 1 Mart 1993 gün, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ise 4 Mart 1993 günlü cevabî yazıları ile Uğur Mumcu’nun telefonlarının dinlenmesinin mümkün olmadığını ve bu tür çalışmalar için adlî merciilerden izin almak şartı bulunduğu hukuk kurallarını uygulamakla görevli Cumhuriyet Savcısına bildirilmiştir. 

5. Uğur Mumcu cinayetinden sonra, faillerin yakalanabilmesi için yapılan operasyonlar sırasında şüpheli görülerek gözaltına alınan Suriye Uyruklu Muhammed Aiman Abo Attot’un evinde ele geçen 68 adet arapça sözlü teyp kaseti, 2 adet video keseti ve 9 adet bilgisayar disketi çözüm için Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından, Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderilmiş, Emniyet Genel Müdürlüğü vermiş olduğu cevabî yazının ekindeki rapor suretinde sözlü teyp kasetlerinin ve video kasetinin incelendiği, içeriklerinin raporda yer aldığı ancak; “bilgisayar disketlerinin Türk Standartlarına uygun olmadığından bahisle disketleri çalıştıracak makinenin bulunamadığı ve bu nedenlede içeriklerinin incelenmesinin mümkün olmadığı” belirtilmiştir. 

Emniyet Güçlerinin son teknolojiyle çalıştığının ve Avrupa standartalarında olduğunun belirtildiği bir dönemde çok önemli bir operasyon sırasında ele geçirilen ve halen çözülemeyen bilgisayar disketlerini çalıştıracak makinenin bulunamamış olması, Emniyet Güçlerinin operasyon sırasında elde ettikleri delilleri nasıl değerlendirdiklerine iyi bir örnek teşkil etmektedir.

6. Sonuca etkili olmamakla birlikte Uğur Mumcu cinayetinin araştırılması sırasında Emniyet Güçleri tarafından nasıl soruşturma yapıldığına iyi bir örnekte Ankara Emniyet Müdürlüğünün bu operasyonla ilgili olarak göz altına aldığı şahıslarla ilgili olarak tutmuş olduğu ev arama ve yakalama tutanakları örnekleridir. Ekdeki belgelerde de açıkça görüldüğü üzere operasyondan sonra Ali Mashad Deeb, Ali Salem Aoun, Muammad Aiman Abo Attot gözaltına alınmış ve bu şahısların evlerine gelişte polis tarafından muvafakatlı ev arama ve yakalama tutanağı tanzim edilmiştir. Bu tutanakların hepsinin sonunda tarih 26.1.1993’dür. Ancak ekdeki belgelerden de görüldüğü üzere 26 tarihindeki 6 rakamı 5 iken 6 yapılmıştır. Bu tutanaktaki 5 rakamını 6 olarak düzeltenler tutanağın üzerindeki 25 Ocak 1993 tarihli Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde ilişik kaydına rastlanılmamıştır. İbaresindeki tarihi değiştirmeyi unutmuşlar böylece de adı geçen şahıslar gözaltına alınmadan yani şahıslar evlerinden Emniyet Güçlerince alınıp Emniyet Müdürlüğüne götürülmeden Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne götürüldükleri gibi bir durumun ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır. 

Tutanaklardaki bu tahrifat sonuca etkili olmamakla birlikte soruşturmayı yapan kişilerin soruşturmayı hangi mantıkla ve yöntemle yaptıklarına iyi bir örnek teşkil etmektedir.

7. Uğur Mumcu cinayetinden sonra 17.2.1993 günü 21.50 sıralarında 155 numaralı telefonu arayan ve kimliğini açıklamayan bir şahıs, Batmanlı Mehmet Tevfik Günaydın isimli kişinin Ankara DDY misafirhanesinde kaldığını ve bu kişinin Hizbullah Örgütü Kuryesi olduğunu ihbarda bulunmuş bunun üzerine de ekteki telefon ihbar tutanağı tutulmuştur. Bunun üzerine ihbardan 4 gün sonra 21.2.1993 tarihinde polis görevlileri adı geçen misafirhaneye gelerek; “ilgili yerin müdürü ile irtibata geçilerek misafirhanede kalan kişilerin isim listesinin istendiğini ellerinde bulunan şüpheli isimlerle karşılaştırılmasının yapıldığını ihbar edilen şahsın isminin listede mevcut olmadığının görüldüğünü, ihbar edilen şahsın ismini yazdırmadan odalarda kalabileceği ihtimali düşünülerek yine misafirhane müdüründen izin alınarak misafirhane resepsiyonunda görevli şahsında refakati ile tüm odaların kapısının tek tek çalınarak kimlik kontrolünün yapıldığını ve kontrol neticesinde ihbar edilen şahsın DDY misafirhanesinde kalmadığının anlaşıldığını” tespit etmiş ve bunu tutanağa geçirmişlerdir. Herşeyden önce, önemli sayılabilecek bu ihbar 17/02/1993 tarihinde yapılmış olmasına rağmen polis, belirtilen misafirhaneye niçin ancak 21’inde gitmiştir? Halbuki ihbar edildiği tarihte polis ihbar edilen yere gitmiş olsaydı belki de 20.1.1993 günü İstanbul’da başlayan İslamî Hareket Örgütü operasyonları sırasında ele geçen ve kod adı Hasib olan Batmanlı Adnan Günaydın ile bu şahıs arasında irtibat kurabilecek ve belki de gerçekten ihbarda belirtildiği gibi İslamî Hareketin kuryesi olan Mehmet Tevfik Günaydın yakalanarak Uğur Mumcu cinayetiyle irtibatları varsa bu konu açıklığa kavuşturulabilecekti.

8. Yine sonuca etkili olmamakla beraber soruşturmayı yöneten güvenlik güçlerinin soruşturmayı yürüttükleri konu hakkında ne kadar bilgi sahibi olduklarını gösteren diğer bir örnek de şudur :

Soruşturma sonrasında Necmi Aslan’ın ikametgâhında ele geçirilen Harameyn’in geleceği ve İslamın Siyasal Gücünün Doğuşu, yani Mekke ve Medine’nin (Harameyn)’in bulunduğu yerin geleceğiyle ilgili makalenin ismi resmî yazıya Hamaney’in geleceği olarak yazılmıştır. Yani radikal İslamî Örgütlere yönelik operasyon yapan polisimizin bilgisi İran’ın dinî lideri Ali Hamaney ile Mekke ve Medine’nin bulunduğu yerin adı olan Harameyn’i ayırd edebilecek düzeyde değildir. Soruşturmanın bu derece yetersiz şahıslar tarafından yapılmasının terörist örgütlerin işini kolaylaştıracağından kimsenin şüphesinin olmaması gerekir. 

9. Uğur Mumcu cinayetinde en önemli noktalardan birisi de bombanın yapımında kullanılan C4 plastik patlayıcıdır. Bu patlayıcı daha önce İslamî Hareket Örgütü mensupları tarafından İran’lı iki rejim muhalifinin araçlarının havaya uçurulması için İstanbul’da kullanılmış, ancak polisin daha önceden müdahalesi ile, bunlar patlamadan polis tarafından patlatılmıştır. Uğur Mumcu cinayetinde de aynı patlatıcı kullanılmış ve yakalanan İslamî Hareket Örgütü mensuplarının evlerinde bu maddelerden kilolarca çıkmıştır. Polis yetkililerinin beyanlarına göre patlayıcılar daha önce başka olaylarda kullanılmamıştır. Yani polisin beyanına göre C4 patlayıcıyı İslamî Hareket Örgütü kullanmaktadır. Polisin bu noktalardan hareket ederek soruşturmayı İslamî Hareket Örgütü üzerinde ve İslamî Hareket Örgütünün kaynakları üzerinde derinleştirmesi gerekmekte iken olayı tamamen adlî bir vaka olarak ele alıp, büyük gayret ve fedakârlık göstererek olayı açıklığa kavuşturmak istediklerinden kimsenin şüphe etmediği ancak meslekî tecrübeleriyle bu konularda araştırma yapabilecek kapasitede olmayan bir kaç polis memuruyla bir komserin bu olayın çözümüyle görevlendirilmesi düşündürücüdür. Âdeta olayın açıklığa kavuşmaması için her türlü ortam hazırlanmaktadır. (EK:12,12/1-1174)

ÖNCEKİ SAYFA  I SONRAKİ SAYFA


KAYNAK: TBMM İNTERNET SİTESİ
(BU BELGE 29 HAZİRAN 2000 TARİHİNDE BELGENET ARŞİVİNE ALINMIŞTIR) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş