|
|
 |
Uğur
Mumcu cinayetinin açıklığa kavuşturulması amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergenin TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmesi
1
- 2
CHP
Denizli Milletvekili Adnan Keskin ve 28 arkadaşının verdiği önerge TBMM
Genel Kurulu'nun 14 Ocak 1997 Salı günü yapılan 45 Birleşiminde görüşülerek
kabul edildi.
Tutanaklardan önergenin
görüşmeleri:
BAŞKAN (BAŞKANVEKİLİ KAMER
GENÇ)- Şimdi, daha önce alınan karar gereğince, Denizli Milletvekili Adnan
Keskin ve 28 arkadaşının, Uğur Mumcu cinayetinin açıklığa kavuşturulması
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi üzerindeki öngörüşmelere
başlıyoruz.
Hükümet?.. Burada.
Önergeyi, daha önceden bastırıp
üyelere dağıtmıştık. Önerge üzerinde, Meclis araştırması açılıp açılmaması
hususunda, sırasıyla, Hükümete, siyasî parti gruplarına ve önergedeki birinci
imza sahibine ya da onun göstereceği bir diğer imza sahibine söz vereceğim.
Hükümet ve gruplar adına
konuşma süresi 20'şer dakika; önerge sahibinin konuşma süresi 10 dakikadır.
Şimdi, Uğur Mumcu cinayetinin
açıklığa kavuşturulması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önerge üzerinde Hükümete söz veriyorum.
ADALET BAKANI ŞEVKET KAZAN
(Kocaeli) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Adalet Bakanı,
zatıâliniz mi konuşacaksınız?
ADALET BAKANI ŞEVKET KAZAN
(Kocaeli) - Kısa bir bilgi vereceğim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Peki efendim.
Buyurun Sayın Bakan; süreniz
20 dakikadır.
ADALET BAKANI ŞEVKET KAZAN
(Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Ocak 1993 tarihinde,
evinin önünde park halindeki özel aracına konulan patlayıcı maddenin infilaki
sonunda hayatını kaybeden, araştırmacı-gazeteci merhum Uğur Mumcu'nun,
bu suikastı kendisine düzenleyen failin bir an önce bulunması konusunda
verilmiş olan Meclis araştırma önergesiyle ilgili olarak, 14 Ekim 1996
tarihinde, bir yazımız üzerine, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Başsavcılığından almış olduğum yazılı bilgiyi, aynen, Yüksek Heyetinize
arz edeceğim:
“Sanıkların araştırılması
ve yakalanması işlemleri, Cumhuriyet Başsavcılığımızın (1994/86) hazırlık
sayılı soruşturma evrakıyla sürdürülmektedir. Olayı müteakıp, gerekli çevre
araştırması yapılmış, elde edilen maddî deliller uzman ekip ve bilirkişilerce
incelenip değerlendirilmiş, şüpheli kişiler ve yerler soruşturmaya alınmış;
daha önce meydana gelen ve benzer patlayıcı madde kullanmak suretiyle gerçekleştirilen
öldürme olaylarıyla bağlantısı araştırılmış, alınan her türlü ihbar üzerinde
durulmuş, konuyla ilgili basın ve televizyon kuruluşlarında yer alan haber
ve yorumlar göz önünde bulundurulmuş, öldürülen Uğur Mumcu'nun yakınları
tarafından ileri sürülen iddialar üzerinde durulmuş; gerek yurt içinde
gerekse uluslararası alanda faaliyet gösteren örgüt ve dış mihraklarla
bağlantılı olabileceği düşünülerek, MİT Müsteşarlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü,
Ankara Emniyet Müdürlüğü ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Başsavcılığı ile işbirliği içine girilmiş olmasına rağmen, bugüne kadar,
öldürme olayının aydınlatılması, faillerinin tespit ve yakalanmaları hususunda
olumlu bir sonuç elde edilememiştir.
Uğur Mumcu'nun öldürülmesi
de dahil olmak üzere, faili meçhul kalan diğer olayların açıklığa kavuşturulması,
sanıkların belirlenip yakalanmalarının sağlanması için, Ankara Emniyet
Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görevli 1 başkomiser, 1 başkomiser
yardımcısı ve 5 polis memurundan oluşan bir ekip görevlendirilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığımız
ile işbirliği yapmak suretiyle alınan tüm ihbarların değerlendirilmesi,
delillerin toplanması ve belli kişilerin devamlı takip altında bulundurulması
ve Türkiye'nin her yerine giderek çalışmalarda bulunmaları ve sonuçlarının
bildirilmesi ile bu kişiler yetkilendirilmişlerdir.”
Biraz önce bir sürçülisan
oldu, yazıda “belli kişiler” ibaresi yok; yazı fotokopi olduğu için bir
kelimesi silinmiş, özür diliyorum, yanlış bir anlam çıkarılmasın.
“Olay tarihinden bu yana
dört seneye yakın bir sürenin geçmiş olması ve çözüme götürecek yeterli
maddî delilin bulunmaması, bu şekilde öldürülen ve topluma mal olan Uğur
Mumcu'nun kişiliği nedeniyle, her kesimin olayla yakından ilgilenmek istemesi
ve kendi görüşleri doğrultusunda olayı değerlendirip sonuç çıkarılmak istenilmesi;
sık sık basın ve görsel yayın yoluyla konu ele alınarak, devamlı, kamuoyunun
gündeminde tutulması sonuç almayı daha da güçleştirmektedir.
İlgi B, C ve D bölümlerinde
belirtilen yazılarımızda, yürütülmekte olan soruşturma hakkında geniş bilgi
yüksek makama sunulmuştur. Halen gizliliğini muhafaza eden Uğur Mumcu'nun
öldürülmesi olayının açıklığa kavuşturulması, faillerinin belirlenip yakalanmaları
için başlatılan hazırlık soruşturması titizlikle sürdürülmekte, ilgili
kurum ve kuruluşlarla da işbirliği yapılarak her türlü ihtimal üzerinde
durulup bu ihtimaller değerlendirilmektedir.
Arz olunur” denilmektedir.
Gerçekten, Ankara Devlet
Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığımız, bahsedilen ekiple, bu çalışmaları sürekli
olarak devam ettirmektedir. Bugün Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığından
Adalet Bakanlığı Ceza İşlerine gönderilmiş olan bir yazıda -bu yazıda tanığın
ismi de belli- çok önemli bir tanığın tespit edildiği ve bu kişinin ifadesinin
alınmak üzere ilgili makamlara -ki, bu kişi resmî bir kişi- yazı yazıldığı
ifade edilmiştir. Benim, tahkikatın gizliliği açısından bu ismi vermem,
bu kürsüden açıklamam mümkün değildir. O nedenle, ben Meclis araştırmasının
müzakere edileceği böyle bir ortamda, sadece Bakanlığımıza intikal etmiş
olan bu bilgileri arz ediyorum.
Meclis araştırması açılması
hususundaki çalışmaları takdirle karşılıyorum. Bir yandan Meclis tarafından
yapılacak çalışmalar, diğer taraftan Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Başsavcılığının takriben üç yılı aşkın bir süreden beri devam ettirmekte
olduğu bu soruşturmalar, inşallah, çok sevdiğimiz Uğur Mumcu cinayeti failinin
bulunması bakımından er geç bize yardımcı olacaktır.
Böyle bir neticenin bir an
önce tahakkukunu gönülden arzuluyor; Yüce Heyete saygılar sunuyorum. (RP,
DYP, ANAP, DSP, CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
(..........)
BAŞKAN - Araştırma önergesi
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Önder Sav ; buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Sav, süreniz 20 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA ÖNDER SAV
(Ankara) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; 7 Haziran 1996
tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi Denizli Milletvekili Sayın Adnan Keskin
ve arkadaşları tarafından verilen Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili Meclis
araştırması açılması isteğinin uzun süre görüşülememiş olması nedeniyle,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Danışma
Kuruluna yaptığı, konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde öncelikle görüşülmesine
ilişkin önerisinin oybirliğiyle benimsenmiş olmasından duyduğumuz memnuniyeti
ifade etmek istiyorum; grubu bulunan diğer partilere de, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına teşekkürlerimi sunuyorum.
3 Kasım Susurluk olayı ve
bu olay nedeniyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşturulan Meclis araştırması
komisyonu, bazı gerçekleri su yüzüne çıkarmaya başlamıştır. Türkiye Büyük
Millet Meclisi, üzerine gidilmesi ve aydınlatılması gereken kimi olaylarda,
nedense, çok fazla ilgili görülmemiş ya da zamanla ilgi azalmış, olay unutulmaya
terk edilmiştir.
19 uncu Dönemde, ülkemizin
çeşitli yörelerinde işlenmiş faili meçhul cinayetler konusunda, o zaman
Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan Doğru Yol Partisi, Anavatan
Partisi, Sosyaldemokrat Halkçı Parti, Refah Partisi ve Cumhuriyet Halk
Partisinin ortak önerisiyle verilmiş bulunan Meclis araştırma önergesi
üzerine, 9 Şubat 1993 tarihinde Meclis araştırması komisyonu kurulmuş;
iki yılı aşkın bir süre sonra da, etraflı, detaylı bir rapor vermiş; ancak,
19 uncu Dönem Parlamentosunun bu raporu görüşmeye süresi yetmemiştir.
Anılan rapordaki şu değerlendirme
fevkalade ilginç ve dikkat çekicidir; aynı zamanda, Susurluk olayından
sonra da daha dikkat çekici hale gelmiştir. Şöyle deniliyor raporda: “...devlet
içerisinde bulunduğu izlenimi komisyonumuzca tespit edilen birtakım odakların,
devlet içerisinden temizlenmesi ve hukuk kurallarının hâkim kılınması için
otoriteyi eline almak zorundadır.”
Rapordaki bir diğer görüş
ve tespit ise şöyle: “İyi niyetli vatandaş bile, devletin ya acz içinde
olduğunu veya faillerinin yakalanamamasından güvenlik güçlerinin iyi çalışmayıp,
yeterli gayreti göstermediğine veya bu cinayetlerin, devlet veya devlet
içerisindeki bir grup tarafından desteklendiği inancının oluşmasına yol
açmaktadır. 24 Ocak 1993 tarihinde, değerli gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun
öldürüldüğünden bu yana, cinayetin aydınlatılması konusunda, maalesef,
bir arpa boyu yol alınmamıştır.
Sayın Adalet Bakanının biraz
önce Hükümet adına yaptığı konuşmada da, bu tespitimiz doğrulanmış bulunmaktadır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığından sıcağı sıcağına yazılmış ve
gönderilmiş olan iki yazı, bunu doğrular niteliktedir. Temenni ederiz,
son yazıda belirtilen bir önemli tanığın bulunmuş olması, Uğur Mumcu cinayetinde
bir ipucu ele geçirtmiş olsun.
Acaba, Uğur Mumcu'nun öldürülmesinde,
devlet içerisinde bulunduğu Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonunca
da kuşkulanılan birtakım odakların etkisi, hatta katkısı var mıdır sorusu,
ister istemez insanın aklına takılıyor.
Soruşturmayı yürüten ve Adalet
Bakanlığı müfettişlerince hakkında disiplin cezası tayini istenen Devlet
Güvenlik Mahkemesi savcısının, Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'ya söylediği
“bu olayı devlet yapmıştır, siyasal iktidar isterse bu iş çözülür” sözleriyle
ne anlatılmak, hangi odak tarif edilmek istenmiştir? Kim ya da kimler,
Uğur Mumcu'yu, alçakça, acımasızca, hunharca öldürmüşlerdir? Uğur Mumcu'nun
öldürülmesinden bir gün sonra, 1993 Ocak ayında, bu kürsüde, hükümet ve
siyasî parti grupları adına cinayet kınandı ve her yönüyle, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin denetim yapması ve olayı aydınlığa kavuşturması istendi;
ama, sonra hazırlanmış rapor, maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
bir türlü görüşülemedi.
Uğur Mumcu'nun tabutunun
arkasından yürüyen yüzbinler, cinayeti unutmadı, unutturmadı. 24 Ocak 1994
tarihinde, iki milyona yakın imzalı dilekçelerle, vatandaşlarımız, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanından cinayetin aydınlatılmasını talep etti.
Burada, Sayın Bakanın okuduğu, Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığından
gelen yazıdaki bir ibareye de, doğrusu üzüntülerimi belirterek takılmak
istiyorum. Medyanın, yazılı ve görüntülü basın-yayın organlarının, insanlarımızın,
Uğur Mumcu cinayeti konusundaki duyarlılığından, Devlet Güvenlik Mahkemesi
Başsavcılığı yakınıyor “eğer, bu duyarlılık olmasaydı, Uğur Mumcu cinayeti,
belki daha çabuk aydınlığa çıkarılabilirdi” deniliyor. Bu duyarlılık, Uğur
Mumcu cinayetinin failleri bulunana kadar yazılı ve görsel basın yayın
organlarında ve kamuoyunda sürecektir, sürdürülecektir; kimsenin bundan
kuşkusu olmasın. (CHP ve ANAP sıralarından alkışlar)
Devletin herhangi bir yetkilisinden
başlayarak, hiçbir sorumlu devlet adamı, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcıları,
emniyet yetkilileri, Uğur Mumcu cinayetine yeterli ve gerekli biçimde eğilmemişlerdir.
Uğur Mumcu gibi yılmaz, yorulmaz,
bir hukuk devleti ve demokrasi savaşçısı, gözüpek aydın bir yazarın cinayetini
aydınlatamayan devlet organları yıpranıyorlar, güvenilirliklerini giderek
yitiriyorlar; caniler de, yakalanmadıkça cesaretleniyorlar, yeni cinayetler
işlemenin tezgâhları peşinde koşuyorlar.
Yazılarıyla, her türlü teröre
karşı koyan, hırsızların, vurguncuların, yolsuzluk yapanların, devlet malına
göz dikenlerin, uyuşturucu ve silah kaçakçılarının, mafyanın, teokratik
devlet özlemcilerinin karşısında saf tutan Uğur Mumcu'nun cinayetine, artık,
Türkiye Büyük Millet Meclisi el koymalıdır.
Çatısı altında görev yaptığımız
Yüce Meclisin, parlamenter demokratik rejimin savuncusu olan, insan hak
ve özgürlüklerinin, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve ulusun bütünlüğü için
yaşamı boyunca uğraşmış ve bu düşünce ve ilkeleri nedeniyle bombalanmış
olan Uğur Mumcu için Türkiye Büyük Millet Meclisinde her türlü olanağın
sağlanması kaçınılmazdır.
Uğur Mumcu cinayeti dosyası,
Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının görüşü aksine, eğer, kamuoyu
ve yakınları tarafından izlenmemiş olmasaydı, bugün, Devlet Güvenlik Mahkemesi
savcılığından bir başka yazı gelecek, belki, muhtemelen, Uğur Mumcu cinayetinin
üstü örtülmüş olacaktı.
Aslında, cinayet konusunda
pek mesafe de alınmış sayılmaz. Henüz, sanıklar bulunup, dava açılabilmiş
değildir. Konunun, Anayasanın 138 inci maddesi kapsamında düşünülmemesine
dikkat edilmeli, bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi özen göstermelidir.
Anayasanın, görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisine yasakladığı
husus, sadece, yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulması,
görüşme yapılması, herhangi bir beyanda bulunulmasıdır. Türkiye Büyük Millet
Meclisince yapılacak Meclis araştırmasıyla, mahkemelerin bağımsızlığının
zedelenmesi, yargı organınca verilecek kararın etkilenmesi, asla söz konusu
değildir.
Anayasa Mahkemesinin görüşü
de bizim bu anlatımlarımız doğrultusunda oluşmuştur. Meclis araştırması
açılması benimsenir ve bir komisyon kurulması gündeme gelirse, çok şey
aydınlatılabilir; belki de, başka faili meçhul cinayetlerin de aydınlatılmasında
Uğur Mumcu cinayeti bir öncü olur.
Uğur Mumcu cinayetinin soruşturmasında,
delil toplamada, maalesef, gerekli dikkat ve özen gösterilmemiştir. Cinayeti
izleyen saatlerde çok önemli deliller süpürülüp, alelacele naylon torbalara
konulmuş, inceleme değerini de bilahara yitirmiştir.
Uğur Mumcu'nun eşi cinayetten
günlerce sonra dinlenmiş, yakınındaki komşularından hiçbiri ise, bugüne
kadar, maalesef dinlenmemiştir.
Uğur Mumcu'nun katillerini
gördüğünü söyleyen bir tanık hakkında yalancı tanıklıktan dava açılmıştır.
Eğer, tanık yalancı ise, kimlerin çıkarı için, ne için yalan söylemiştir,
arkasında hangi güç ya da güçler vardır? Yalan tanıklık nedeniyle açılan
davada beraat kararı verilmiştir. Verilen bu beraat kararı, tanığın söylediklerinin
yeniden değerlendirilmesi, tanığın söylediklerine yeniden dönülmesi gerekliliğini
de vurgulamaktadır.
Uğur Mumcu'nun arabasına
bomba yerleştiren caniyi, yüzündeki çıbana, ayağındaki pantolona, sırtındaki
cekete varıncaya kadar belirleyen, tanıyan tanığın söyledikleri, özellikle,
emniyet mensuplarınca tutanaklarda tahrifat yapılarak çürütülmeye çalışılmıştır.
Tanık Ayhan Aydın'ın teşhis ettiği İslamî Hareket Örgütünün mensubu iki
tanığın, Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü gün İstanbul Emniyetinde olduklarını
ispat için özel çaba harcanmış, bunun için Ankara'dan özel olarak bir Devlet
Güvenlik Mahkemesi savcısı İstanbul Emniyetinde inceleme yapmıştır. Anılan
savcı, Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonunun raporunda da belirtildiği
gibi, İstanbul'da görevini savsaklamış, resmî belgeleri tam olarak dikkatli
bir şekilde inceleyemediğinden, yanlış tespitleriyle, maalesef, soruşturmanın
seyrini değiştirmiş, dikkatlerin başka noktalara çekilmesine neden olmuştur.
İslamî Hareket Örgütüyle
ilgili emniyet operasyonu ve sanıkların yakalanmaları 20 Ocak 1993 tarihinde
olmuş iken, 23 Ocak 1993'te başladığı belirtilerek çok önemli bir kusur
işlenmiştir. Bu operasyonda, tanık Ayhan Aydın'ın teşhis ettiği sanıklar
Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta'nın evlerinde Uğur Mumcu cinayetinde kullanılan
C-4 plastik patlayıcı bomba malzemelerinden kilolarca bulunmuş olması,
Ankara ve İstanbul Emniyetinin irtibatsızlığından Uğur Mumcu cinayetiyle
bir türlü ilişkilendirilememiş, C-4 plastik bombasının benzer diğer olaylarda
kolaylıkla kullanılmadığı gözlerden, dikkatlerden kaçmıştır.
Tanığın teşhis ettiği sanıkların
Uğur Mumcu cinayetinden önce Ankara'ya çalıntı bir otoyu neden getirdikleri,
bu otoda neleri beraberlerinde taşıdıkları, bu otoda taşınan nesnelerin,
malzemelerin Uğur Mumcu cinayetinde kullanılıp kullanılmadığı üzerinde
asla durulmamıştır.
Bir başka yabancı uyruklu
zanlının evinde ele geçirilen bilgisayar disketlerini çözecek makine bulunamayıp
deşifre edilemeyişi, ayrı bir trajedidir. Sayın Bakan, burada, Devlet Güvenlik
Mahkemesi Başsavcılığından gelen yazıyı okudu, dikkatle dinledim. Terörle
Mücadele Şubesinde bir başkomiser, bir başkomiser yardımcısı ve 5 polisin
görevlendirildiğini söylüyor. Bu kadar hassas, belki yurtdışında yapıldığı,
çok önemli olaylarda, çok önemli cinayetlerde kullanıldığı bilinen C-4
plastik patlayıcı bombanın, bu şekilde, emniyette kurulan, işin uzmanı
da olduğu kuşkulu bu ekip tarafından Uğur Mumcu cinayetinin araştırılıp,
incelenip, suyüzüne çıkarılması mümkün müdür; mümkün değildir. Devlet Güvenlik
Mahkemesinin yazısından anlıyoruz bunu. Niçin mümkün değildir; Uğur Mumcu
cinayeti zanlısı olan bir yabancı uyruklunun evinde yapılan aramada disketler
ele geçiyor; teknolojinin geldiği bu aşamada, bizim “bu kadar ekip oluşturdu”
dediğimiz emniyetimiz o disketleri deşifre bile edememiş durumdadır. Disketler
deşifre edilememiş durumda; siz hangi ekipten bahsediyorsunuz, hangi terörle
mücadele ekibinin Uğur Mumcu cinayetini aydınlatacağından bahsediyorsunuz!...
Lütfen, evvela, terörle mücadelede oluşturduğunuz ekibi teknik donanımla
takviye ediniz. Uğur Mumcu cinayeti, ancak, teknik donanımla, yan unsurlarla
desteklenerek aydınlatılabilir.
Bir başka yabancı uyruklunun
zanlı olduğu istihbaratı yapılınca, ayın 17'sinde bu bilgi emniyete intikal
ediyor; ne gülünç ve komiktir ki, emniyetimiz, beş gün sonra o zanlının
evine gidiyor; tabiî, emniyet oraya ulaştığı zaman, bütün deliller yok
edilmiş, karartılmış oluyor.
Bütün bunlara ek olarak,
Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısının, görevlerini yapmayan ya da yapmaları
engellenen kimi emniyet görevlileri için -aynen- yorgunluk, uykusuzluk
ortamı içerisinde bulunmaları sonucu, insanî ve beşerî hatayla, yoklama
tutanaklarındaki sanık ve saat çelişkilerinin meydana geldiğini söyleyebilmesi
ise, ayrı bir hukuk faciasıdır. Uğur Mumcu cinayeti gibi çok önemli bir
cinayette, toplumun tüm kesimlerinin gözünün üzerinde olduğu, aydınlatılması
için dört gözle haber bekledikleri bir cinayette, nedense, emniyetteki
tutanaklarda tahrifat yapılabiliyor ve devletin görevli bir Devlet Güvenlik
Mahkemesi savcısı, tahrifat yapanların üzerine gideceğine, tahrifat yapanları
kollayıcı bir ifade kullanıyor.
Susurluk kazasıyla ortaya
çıkan gerçekler, zihinlerde Uğur Mumcu cinayetinde de yeni çağrışımlar
yapıyor. Tehdit, gasp, uyuşturucu ve silah kaçakçısı canilere yeşil pasaport,
sahte kimlik verilen, yurtdışında hapishanelerden kaçırılabilen, mafya
mensuplarına, kumarhane patronlarına bile diplomatik pasaport sağlanan
bir ortamda, Uğur Mumcu'nun katillerinin, bir günde İstanbul'dan Ankara'ya
gelip, C-4 bombasıyla işlerini görüp, Uğur Mumcu'yu öldürüp İstanbul'a
dönmüş olmaları, pekala mümkündür. İslamî Hareket Örgütünün ileri gelenlerinden
Şefik Polat ve Necmi Aslan'ın, Uğur Mumcu'nun ölümünden iki gün sonra serbest
bırakılmaları ve kaçmaları ve halen yurtdışında kaçak olarak yaşamlarını
sürdürmeleri ise, ayrı bir dramdır.
Yazılarıyla, düşünceleriyle,
kalemiyle, eleştirileriyle pek çok nasırlara basan, pek çok rejim ve devlet
düşmanının husumetini çeken Uğur Mumcu'nun devletin güvenlik güçlerince
resen korunması gereğinin bile düşünülmemesi, ağır bir hizmet kusurunu
oluşturur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu raporundaki “âdeta, olayın açıklığa kavuşmaması
için her türlü ortam hazırlanmaktadır” şeklindeki teşhis doğru ise, bu,
bir devlet ayıbı oluşturmaktadır. Hiçbir demokratik hukuk devleti, cesur
bir kalemin, önemli bir yazarın öldürülmesi olayında acz içinde olma ayıbını
uzun süre taşıyamaz, taşımamalıdır.
BAŞKAN - Sayın Sav, 1 dakikanız
var efendim.
ÖNDER SAV (Devamla) - Biliyorum
efendim, görüyorum saati.
Uğur Mumcu cinayetinde, görevini
savsaklayan, tahkikatın seyrini değiştiren, yanlış yapan kamu görevlileri
savunulup, korunmamalıdır. Hele hele, Türkiye Büyük Millet Meclisi, asla
uygun bir ortam biçimine sokulmamalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin
verdikleri ve yedi aydır görüşülme sırası bekleyen Uğur Mumcu cinayetiyle
ilgili araştırma önergesinin önü açılmalıdır. Komisyon kurulmamasının ya
da fazla bekletilmesinin ayıbını kimse kolay kolay taşıyamaz.
Bir başka değerli aydın,
yazar ve hukukçunun, faili meçhul cinayete kurban giden Prof. Muammer Aksoy'un
öldürülmesinin ardından 31 Ocak 1991'de Uğur Mumcu'nun yazdığı yazının
şu bölümü bizlere çok şeyler söylemeli.
Sayın Başkan, sürem doluyor;
eğer yarım dakika verirseniz, tamamlayayım.
BAŞKAN - Veriyorum, tamam.
Buyurun efendim.
ÖNDER SAV (Devamla) - “Devletin
görevi, bu gibi cinayetlerin kanıtlarını bulmak değil midir? Devlet, İslamî
hareket adına, uçlarına susturucu takılmış silahlarla cinayet işleyen çetelere
karşı bu kadar çaresiz midir?” 1991'de, Uğur Mumcu, Aksoy'un ölümündün
sonra böyle yazıyor ve devam ediyor.: “Yoksa, devlet dediğimiz şu büyük
aygıta takılan başka susturucular var da biz mi bu susturucuları bilmiyoruz?”
Evet, Uğur Mumcu cinayetinde, devlet dediğimiz aygıta takılan susturucular
var mıdır, yok mudur? Bunun aydınlatılması için, Yüce Meclise, Uğur Mumcu'nun
ölümünün 4 üncü yılında ve ölüm günü 24 Ocaktan önce, Meclis araştırması
için olumlu oy vermenizi saygılarımla diliyorum; bu vesileyle, Uğur Mumcu'yu
sevgi ve özlemle anıyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Sav.
DYP Grubu adına, Sayın Ahmet
Sezal Özbek; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
Sayın Özbek, süreniz 20 dakika
efendim.
DYP GRUBU ADINA AHMET SEZAL
ÖZBEK (Kırklareli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet
Halk Partisi Grubunca verilmiş bulunan gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun cinayetinin
araştırılması hakkındaki önerge üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına
söz almış bulunuyorum. Grubumuz adına, mübarek ramazan ayının İslam âlemine
ve bütün vatandaşlarımıza hayırlara vesile olmasını Cenabı Hak'tan niyaz
ediyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, rahmetli
gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun 24.1.1993 tarihinde katledilmesi ve bugüne
kadar da bu olayın faillerinin bulunamamış olmasından fevkalade üzüntü
duymaktayız. Vatandaşlarımızın büyük bir bölümü tarafından sevgi, saygı
ve takdirle anılan kıymetlerimizin katledilmeleri, iç ve dış düşmanlarımız
tarafından planlanan ve gayesi, devlet otoritesini zaafa uğratmak, vatandaşlarımıza
korku salmak, rahmetli Mumcu gibi, uyuşturucu ve uluslararası terör örgütlerine
karşı acımasızca mücadele etmeye gayret eden diğer yazar ve devlet görevlilerine
karşı bir gözdağı vermek ve onları yıldırmaktır.
Peşinen, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu tarafından verilen önergeye, Doğru Yol Partisi Grubu olarak
olumlu oy vereceğimizi ifade etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
önergede mesnet olarak gösterdiği 19 uncu Dönem Meclis Faili Meçhul Cinayetleri
Araştırma Komisyonunun [(10/90) esas numaralı] raporunu dikkatlice inceledim.
Uğur Mumcu'yla ilgili bölümünde, tüm Araştırma Komisyonu üyelerinin ittifakla
katıldığı bazı şüphe ve iddialar olduğunu gördüm. Bunlara, bir de zamanın
İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'in bazı televizyon kanallarındaki açıklamalarını
da eklediğimizde, konunun yeniden incelenmesinde büyük faydalar mülahaza
etmekteyim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Anayasa ve Meclisimiz İçtüzüğüne göre kurulan araştırma komisyonlarımızın
çalışma şekillerine bir göz atma mecburiyetimiz vardır.
19 uncu Dönemde de, aynen
bugünlerdeki gibi, tamamen politik mücadeleye dayanan, bir parti faaliyeti
olarak görülen; hatta, acaba, bu çalışmalardan bir iktidar çıkarabilir
miyiz gayretleriyle, iyi niyetle kurulan komisyonlardan bir netice almak
mümkün olamamıştır. İnşallah, bu gece kurulmasını kabul edeceğimiz araştırma
komisyonu da, benzerleri gibi, gaye dışına çıkarılmaz.
Bu konuda sizlere çarpıcı
bazı örnekler vermek istiyorum. Daha dün gece bir televizyon kanalında,
gece haberlerindeki canlı yayına katılan bir milletvekili arkadaşımız;
ki, Susurluk Araştırma Komisyonu üyesidir... Görevleri, araştırıp, raporlarını
Yüce Meclise sunmak olan bu arkadaşlarımız, bir taraftan araştırma komisyonu
üyesi, bir taraftan savcı, diğer taraftan hâkim, en sonunda da, âdeta,
infaz eden durumuna gelebilmişlerdir. Bunu anlamak mümkün değildir. Bu
beyanlar, halisane duygularla görev yapan değerli araştırma komiyonu üyelerine
ve Yüce Meclisimize -en hafif tabiriyle- saygısızlıktır. Katılmadığınız
yönler olabilir, olayları siyasî olarak kullanmak isteyebilirsiniz; ama,
araştırma komisyonu üyelerinin öncelikli görevi, içeriğine katılmasalar
da, önce Yüce Meclise raporlarını sunmak, daha sonra da, itirazlarını,
basın toplantıları yoluyla veyahut yazılı olarak kamuoyuna bildirmeleridir.
Bu yöntemi sağlayamazsak, maalesef, bütün araştırma komisyonu raporlarına
gölge düşer, istenilen gayeye ulaşılması mümkün olmaz.
Hükümet adına Sayın Adalet
Bakanı ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Önder Sav, konuyu derinliğine
değerlendirdiler. Bu bakımdan, benzer şeyleri tekrar etmek istemiyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
vermiş olduğu araştırma önergesine katılacağımız için, Grubumuzun kanaatlerini
ortaya koyduğumuzu zannediyor; rahmetli Mumcu'yu saygıyla anıyor; faillerinin
en kısa zamanda Türk adaleti önüne çıkarılmasını diliyor, Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Özbek.
Refah Partisi Grubu adına,
Sayın Fikret Karabekmez; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakikadır.
RP GRUBU ADINA FİKRET KARABEKMEZ
(Malatya) - Sayın Başkan, muhterem üyeler; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun,
Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili olarak Meclis araştırması açılması talebi
hakkında, Refah Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış
bulunuyorum. Şahsım ve Grubum adına Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi,
19 uncu Dönemde, faili meçhul cinayetlerin araştırılmasını, 9.2.1993 tarihindeki
65 inci Birleşiminde kabul etmiştir. Oluşturulan Araştırma Komisyonu, 12.10.1995
tarihinde çalışmalarını tamamlayarak, raporunu Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına sunmuştur.
Rapor incelendiğinde, raporda,
Uğur Mumcu cinayetine önemli bir yer verildiği görülmektedir.
Komisyon, çalışmaları sırasında,
Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Başbakanlık, MİT Müsteşarlığı, Millî
Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Dışişleri
Bakanlığı, TRT Genel Müdürlüğü ve Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığından
bilgi ve belgeler talep etmiştir.
Yine, Komisyon, çalışmaları
sırasında, Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili olarak, 23 Eylül 1993 tarihinde,
Uğur Mumcu cinayeti tanığı olduğunu belirten Ayhan Aydın'ı; 13 Ekim 1993
tarihinde, Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu; 15 Eylül 1993 tarihinde,
Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Burhan Tansu ile
Mustafa Bal'ı; 18 Ekim 1993 tarihinde, TRT “Ateş Hattı” Programının yapımcılarını;
18 Ekim 1993 tarihinde, Van eski Milletvekili Remzi Kartal'ı; 15 Kasım
1993 tarihinde de, Ankara eski Milletvekili Ömer Çiftçi'yi dinlemiştir.
Van eski Milletvekili Remzi
Kartal, ifadesinde, Komisyon üyesi Süleyman Ayhan'ın, Uğur Mumcu cinayetine,
eski SHP'li bir HEP'li milletvekilinin bulaştığı yolundaki iddialarının
gerçekle ilgisi olmadığını savunmuştur.
Yine, Komisyonca dinlenen
Ankara eski Milletvekili Ömer Çiftçi, açıklamasında, gazeteci - yazar Uğur
Mumcu'nun öldürülmesi olayıyla ilgili olarak, EP isimli bir dergide, hakkında
yazı yazıldığını, hakkında ileri sürülen iddiaların gerçekle bir ilgisi
olmadığını, apartmandaki komşuları ve çevredeki komşuları, kurulacak taksi
durağından rahatsız olacaklarını kendisine söylemeleri üzerine, başlangıçta,
taksi durağı kurulmasına karşı olduğunu, taksi durağının kurulmasının mevcut
yönetmeliğe de aykırı olduğunu; ancak, daha sonra, Uğur Mumcu'nun, taksi
durağını kuracak olanların Kırşehirli ve hemşerileri olduğunu, bu işe karışmamasını
söylemesi üzerine, taksi durağı kurulmasına karşı olma fikrinden vazgeçtiğini
ve taksi durağının kurulduğunu; evinin, taksi durağını görmediğini beyan
etmiştir.
21.9.1993 tarihinde Komisyonca
dinlenilen tanık Ayhan Aydın eski ifadesinde ısrar etmiş ve poliste vermiş
olduğu ifadesinin aynısını Komisyona tekrar etmiştir. Ayhan Aydın, 31.1.1993
günü Emniyet Müdürlüğüne müracaatla, Uğur Mumcu olayı olduğu sırada olay
yerinde olduğunu belirterek, özetle; boşta gezdiği için, 24.1.1993 günü,
iş bulabilmek maksadıyla evinden ayrıldığını, daha önce çalıştığı cami
inşaatına geldiğini, orada iş bulamayınca, caminin alt tarafındaki kebapçıdan
yemek aldığını, kıyafeti düzgün olmadığı için, yemeği taksi durağının köşe
başına getirdiğini, yemeğini yerken, 30-35 yaşlarında birisinin kendisini
lafa tutarak meşgul etmeye çalıştığını, o esnada, lacivert bir Doğan marka
hususî arabanın geldiğini, lastiği patlak arabadan iki kişinin çıktığını,
patlak lastiği değiştirirken, şahıslardan birinin, somun arama bahanesiyle,
Uğur Mumcu'ya ait olduğunu sonradan öğrendiği aracın altına girdiğini,
burada bir dakika kadar kaldığını, lastiğin bu arada değişmiş olduğunu
ve adamların, saat 13.05'te oradan ayrıldıklarını, 10-15 dakika sonra,
üzerinde gri renkli palto, kahverengi çizgili renkli pantolon bulunan,
45 yaşın üzerinde, gri, yani, tam ağarmayan saçlı, bıyıksız, şişmanca,
şapkası olmayan, elinde hiçbir şey olmayan bir erkek şahsın otoya bindiğini,
bu şahsın, sağ elini vites koluna atar atmaz aracın infilak ettiğini, olay
üzerine, evine girerek korkusundan sekiz gün dışarıya çıkmadığını, o gün
de, yani, 31.1.1993 günü polise gelerek bildiklerini anlattığını söylemiştir.
Komisyona gelen belgelere göre, Ayhan Aydın, bu beyanı üzerine, İstanbul
Emniyet Müdürlüğünce yakalanan şahıslarla yüzleştirilmiş, bu yüzleştirme
sırasında, tanık Ayhan Aydın, Mehmet Ali Şeker ile Ayhan Usta'nın aracın
altına bomba koyan şahıslar olduğunu iddia etmiştir.
Tanık Ayhan Aydın'ın bu teşhisi
üzerine, bu şahıslarla ilgili olarak İstanbul Emniyet Müdürlüğünden gelen
cevabî yazıda, Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta'nın 24.1.1993 tarihinde İstanbul
Emniyet Müdürlüğünde gözetim altında olduğu ve tanık Ayhan Aydın'ın beyanlarının
doğru olmadığı bildirilmiştir.
Tanık Ayhan Aydın'ın 20.9.1993
günü saat 21.15'te TRT 1'de yayınlanan Ateş Hattı Programına çıkarılarak,
program yapımcısı tarafından tanığın yüzünün 60 milyon kişiye açıkça gösterilerek,
âdeta, sorgulanır biçimde bilgisine başvurulması ve kamuoyunda, çelişkili
bilgiler veren bir kişi imajı yaratılmış olması üzerine, Komisyon, TRT
Genel Müdürlüğünden, Ateş Hattı Programının video kayıtlarını ve program
yapımcılarının Komisyona bilgi vermesini talep etmiştir.
Ateş Hattı Programının yapımcılarından
Reha Muhtar ile Celal Kazdağlı'nın komisyona bilgi vermelerine rağmen,
Komisyon raporunda bu bilgilere yer verilmemiştir. Tanık Ayhan Aydın'ın
Komisyona verdiği ifadede, televizyon programına, kendisine bir şey sorulmadan,
polislerce götürüldüğünü, görüşmeden sonra kendisine polis tarafından tutanak
imzalatıldığını ve bu tutanağı okumadığını beyan etmiştir.
Bu tezatlar karşısında, Komisyon,
İstanbul Emniyet Müdürlüğü evraklarında tahrifat olup olmadığını çok geniş
olarak araştırmıştır. Bu araştırmalara cevaben, soruşturmayı yürütmekle
görevli Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Ülkü Coşkun,
tutanaklarda tahrifat olmadığını ve Mehmet Ali Şeker ile Ayhan Usta'nın,
Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü tarih olan 24.1.1993 günü gözaltında olduklarını,
çok sayıda resmî evrakla bunun kanıtlanmış olduğunu, bu evraklarda yeminli
tanıkların ifadesinin bulunduğunu, 23.1.1993 günü sanık Ayhan Usta'nın
emniyetteyken rahatsızlık geçirerek Haydarpaşa Numune Hastanesine götürüldüğünü,
bu resmî kayıtların da mevcut olduğunu, tutanaklardan birinde çelişkili
tarih ve saatin bulunmasının, yorgun ve uykusuz personelin beşerî hatasından
kaynaklandığını belirtmiştir.
Yine, aynı Cumhuriyet Savcısı,
bazı yayın organlarında çıkan hususların hiçbir şekilde doğru olmadığını;
Uğur Mumcu suikastıyla ilgili İslamî Hareket Örgütü soruşturmasında hiçbir
delilin elde edilemediğini, sadece, İstanbul'da örgüt hücre evlerinde,
Uğur Mumcu'nun öldürülmesinde kullanılan plastik patlayıcı madde benzeri
C-4'lerin ele geçirildiğini ve İslamî Hareket Örgütüyle ilgili sanıkların,
gerek İstanbul Emniyet Müdürlüğünde gerekse Ankara Emniyet Müdürlüğünde,
cumhuriyet başsavcılığının bilgisi tahtında, son derece ciddî bir sorgulama
ve soruşturmaya tabi tutulduklarını; buna rağmen bu konuda bir delil elde
edilemediğini ve netice olarak, yukarıda arz edilen çalışmalar sonucu,
şahit Ayhan Aydın'ın bilgi ve görgüsünün doğru ve samimî ve itibar edilecek
bir ifade olmadığı sonuç ve kanaatine varıldığını beyan etmiştir.
Yine, Ankara Devlet Güvenlik
Mahkemesi Başsavcısı Nusret Demiral, Ankara Emniyet Müdürlüğüne göndermiş
olduğu 18.10.1993 tarih ve B-1993/1493 sayılı yazısıyla Uğur Mumcu'nun
öldürülmesi olayıyla ilgili olarak ifadesinin alınması için başvuran tanık
Ayhan Aydın'ın beyanlarında teşhis ettiği Mehmet Ali Şeker ile Ayhan Usta'nın,
İstanbul Emniyet Müdürlüğünce, başka bir olay nedeniyle, 23.1.1993 günü
gözetim altına alındıkları; bu nedenle 24.1.1993 günü Ankara'da bulunmalarının
imkânsız olduğunu belirtmiştir.
Komisyonca dinlenen Ankara
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Burhan Tansu ile Mustafa
Bal da, Uğur Mumcu cinayetinde görgü tanığı olduğunu ifade eden Ayhan Aydın
isimli şahsın boşta gezer, iş bulamamış bir kişi olduğunu; ifadesinin hayal
mahsulü olduğunu; Ayhan Aydın'ın bunu daha sonra itiraf ederek böyle bir
şeyin olmadığını kendilerine söylediğini beyan etmişlerdir.
Görüldüğü üzere, Faili Meçhul
Siyasal Cinayetler Meclis Araştırma Komisyonu, araştırma sahasına giren
olaylar içinde Uğur Mumcu cinayetine özel bir yer vermiş ve olayı geniş
bir şekilde incelemeye çalışmıştır. Bu çalışmalar doğrultusunda, Uğur Mumcu'nun
eşi Güldal Mumcu'nun ifadesi de Komisyonca dinlenmiştir. Güldal Mumcu,
söz konusu ifadesinde, özetle, olayın görgü tanığı olduğunu söyleyen Ayhan
Aydın'ın ifadesinde çelişkiler olduğunu; örneğin Uğur Mumcu'nun giydiği
kıyafet konusunda verdiği bilgilerin tamamen yanlış olduğunu, Özgür Gündem
Gazetesinde çıkan bir yazıda Uğur Mumcu'nun hedef gösterilmiş olduğunu,
bu gazeteyi Uğur Mumcu okuyunca, kendisine “beni öldürecekler” dediğini
“bunu nereden çıkarıyorsun” diye sorduğunda, aynı gazetede yer alan “halkın
dinamiği bunun üstesinden gelecektir” sözünün bu anlama geldiğini kendisine
söylediğini; bu nedenle, eşinin bu çevrelerce öldürülmüş olabileceğini,
eşi Uğur Mumcu için emniyetçe hazırlanan bomba raporunun televizyondan
açıklanmasının doğru olmadığını, bunu DGM savcısına söylediğini, savcının
isteğine rağmen yayınlanmış olduğunu, Ayhan Aydın'ın olaya şu veya bu şekilde
müdahil olduğunu sandığını, bazı kişileri açıklayabilmek ya da olayı bazı
kişilerin üzerine yıkabilmek için, bu şahsın kullanılmış olabileceğini,
olayı yönlendirme amacıyla bu şahsın ortaya çıkarılmış olabileceğini beyan
etmiştir.
Sayın Başkan, sayın üyeler;
Komisyon raporu bir bütün olarak ele alındığında, Komisyonun, Ayhan Aydın'ın
ifadesi üzerinde çok detaylı olarak çalışmış olduğu açıkça görülmektedir.
Komisyon, Ayhan Aydın'ın ifadelerinin doğruluğunu ve emniyet kayıtlarının
muharref olduğunu ispatlamaya çalışmış ve bu hususta hukukî teamülleri
zorlamıştır. Komisyonun, garip bir şekilde olaydan sekiz gün sonra ortaya
çıkan, bir dedektif gibi olayı tüm inceliğiyle ve dakikasıyla anlatan,
verdiği bilgiler çelişkilerle dolu olan bu tanığın beyanları üzerinde bu
kadar çalışmış olmasına rağmen, Güldal Mumcu'nun beyanlarını hiç dikkate
almamış olması büyük bir eksikliktir. Bu eksiklik, belki de, Komisyonun
gündeminin hayli kabarık olmasından kaynaklanmıştır. Bu nedenle, faili
meçhul siyasal cinayetler içinde incelenmiş olan Uğur Mumcu'nun öldürülmesi
olayının ayrı bir komisyonda yeniden incelenmesi talebini olumlu buluyoruz.
Bu nedenle, Refah Partisi Grubu olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
Uğur Mumcu cinayetini araştırmak üzere Meclis araştırması açılması talebini
destekliyoruz. (ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)
CHP Grubunun önerge talebine
katılmamıza rağmen, önergenin içeriğine katılmıyoruz. Önergenin içeriği,
kurulması istenen araştırma komisyonunun ufkunu daraltmaya ve (10/90) esas
numaralı Komisyonun hatalarını tekrarlatmaya yöneliktir. Biz, Refah Partisi
Grubu olarak, Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'nun açıklamaları da dikkate
alınarak, herhangi bir peşin fikirden arındırılmış bir Meclis araştırması
komisyonu tarafından Uğur Mumcu cinayetinin araştırılmasını talep ediyoruz.
Sözlerime son verirken, Grubum
ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Karabekmez.
1 -
2
KAYNAK:
TBMM TUTANAK DERGİSİ CİLT: 19 (20. DÖNEM 2. YASAMA YILI 45. BİRLEŞİM)
(BU BELGE 29 HAZİRAN 2000
TARİHİNDE BELGENET ARŞİVİNE ALINMIŞTIR)
  |