Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
İlgili Sayfalar
ÖNERGE
KOMİSYON RAPORU
RAPORUN GÖRÜŞÜLMESİ

Uğur Mumcu cinayetinin açıklığa kavuşturulması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin TBMM Genel Kurulu'nda görüşülmesi 

     1   -   2 


CHP Denizli Milletvekili Adnan Keskin ve 28 arkadaşının verdiği önerge TBMM Genel Kurulu'nun 14 Ocak 1997 Salı günü yapılan 45 Birleşiminde görüşülerek kabul edildi.

Tutanaklardan önergenin görüşmeleri: 

BAŞKAN (BAŞKANVEKİLİ KAMER GENÇ)- Şimdi, daha önce alınan karar gereğince, Denizli Milletvekili Adnan Keskin ve 28 arkadaşının, Uğur Mumcu cinayetinin açıklığa kavuşturulması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi üzerindeki öngörüşmelere başlıyoruz. 

Hükümet?.. Burada.

Önergeyi, daha önceden bastırıp üyelere dağıtmıştık. Önerge üzerinde, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda, sırasıyla, Hükümete, siyasî parti gruplarına ve önergedeki birinci imza sahibine ya da onun göstereceği bir diğer imza sahibine söz vereceğim. 

Hükümet ve gruplar adına konuşma süresi 20'şer dakika; önerge sahibinin konuşma süresi 10 dakikadır. 

Şimdi, Uğur Mumcu cinayetinin açıklığa kavuşturulması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önerge üzerinde Hükümete söz veriyorum.

ADALET BAKANI ŞEVKET KAZAN (Kocaeli) - Sayın Başkan... 

BAŞKAN - Sayın Adalet Bakanı, zatıâliniz mi konuşacaksınız?

ADALET BAKANI ŞEVKET KAZAN (Kocaeli) - Kısa bir bilgi vereceğim Sayın Başkan. 

BAŞKAN - Peki efendim. 

Buyurun Sayın Bakan; süreniz 20 dakikadır. 

ADALET BAKANI ŞEVKET KAZAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Ocak 1993 tarihinde, evinin önünde park halindeki özel aracına konulan patlayıcı maddenin infilaki sonunda hayatını kaybeden, araştırmacı-gazeteci merhum Uğur Mumcu'nun, bu suikastı kendisine düzenleyen failin bir an önce bulunması konusunda verilmiş olan Meclis araştırma önergesiyle ilgili olarak, 14 Ekim 1996 tarihinde, bir yazımız üzerine, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığından almış olduğum yazılı bilgiyi, aynen, Yüksek Heyetinize arz edeceğim: 

“Sanıkların araştırılması ve yakalanması işlemleri, Cumhuriyet Başsavcılığımızın (1994/86) hazırlık sayılı soruşturma evrakıyla sürdürülmektedir. Olayı müteakıp, gerekli çevre araştırması yapılmış, elde edilen maddî deliller uzman ekip ve bilirkişilerce incelenip değerlendirilmiş, şüpheli kişiler ve yerler soruşturmaya alınmış; daha önce meydana gelen ve benzer patlayıcı madde kullanmak suretiyle gerçekleştirilen öldürme olaylarıyla bağlantısı araştırılmış, alınan her türlü ihbar üzerinde durulmuş, konuyla ilgili basın ve televizyon kuruluşlarında yer alan haber ve yorumlar göz önünde bulundurulmuş, öldürülen Uğur Mumcu'nun yakınları tarafından ileri sürülen iddialar üzerinde durulmuş; gerek yurt içinde gerekse uluslararası alanda faaliyet gösteren örgüt ve dış mihraklarla bağlantılı olabileceği düşünülerek, MİT Müsteşarlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Ankara Emniyet Müdürlüğü ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı ile işbirliği içine girilmiş olmasına rağmen, bugüne kadar, öldürme olayının aydınlatılması, faillerinin tespit ve yakalanmaları hususunda olumlu bir sonuç elde edilememiştir.

Uğur Mumcu'nun öldürülmesi de dahil olmak üzere, faili meçhul kalan diğer olayların açıklığa kavuşturulması, sanıkların belirlenip yakalanmalarının sağlanması için, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görevli 1 başkomiser, 1 başkomiser yardımcısı ve 5 polis memurundan oluşan bir ekip görevlendirilmiştir. 

Cumhuriyet Başsavcılığımız ile işbirliği yapmak suretiyle alınan tüm ihbarların değerlendirilmesi, delillerin toplanması ve belli kişilerin devamlı takip altında bulundurulması ve Türkiye'nin her yerine giderek çalışmalarda bulunmaları ve sonuçlarının bildirilmesi ile bu kişiler yetkilendirilmişlerdir.”

Biraz önce bir sürçülisan oldu, yazıda “belli kişiler” ibaresi yok; yazı fotokopi olduğu için bir kelimesi silinmiş, özür diliyorum, yanlış bir anlam çıkarılmasın. 

“Olay tarihinden bu yana dört seneye yakın bir sürenin geçmiş olması ve çözüme götürecek yeterli maddî delilin bulunmaması, bu şekilde öldürülen ve topluma mal olan Uğur Mumcu'nun kişiliği nedeniyle, her kesimin olayla yakından ilgilenmek istemesi ve kendi görüşleri doğrultusunda olayı değerlendirip sonuç çıkarılmak istenilmesi; sık sık basın ve görsel yayın yoluyla konu ele alınarak, devamlı, kamuoyunun gündeminde tutulması sonuç almayı daha da güçleştirmektedir. 

İlgi B, C ve D bölümlerinde belirtilen yazılarımızda, yürütülmekte olan soruşturma hakkında geniş bilgi yüksek makama sunulmuştur. Halen gizliliğini muhafaza eden Uğur Mumcu'nun öldürülmesi olayının açıklığa kavuşturulması, faillerinin belirlenip yakalanmaları için başlatılan hazırlık soruşturması titizlikle sürdürülmekte, ilgili kurum ve kuruluşlarla da işbirliği yapılarak her türlü ihtimal üzerinde durulup bu ihtimaller değerlendirilmektedir. 

Arz olunur” denilmektedir. 

Gerçekten, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığımız, bahsedilen ekiple, bu çalışmaları sürekli olarak devam ettirmektedir. Bugün Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığından Adalet Bakanlığı Ceza İşlerine gönderilmiş olan bir yazıda -bu yazıda tanığın ismi de belli- çok önemli bir tanığın tespit edildiği ve bu kişinin ifadesinin alınmak üzere ilgili makamlara -ki, bu kişi resmî bir kişi- yazı yazıldığı ifade edilmiştir. Benim, tahkikatın gizliliği açısından bu ismi vermem, bu kürsüden açıklamam mümkün değildir. O nedenle, ben Meclis araştırmasının müzakere edileceği böyle bir ortamda, sadece Bakanlığımıza intikal etmiş olan bu bilgileri arz ediyorum. 

Meclis araştırması açılması hususundaki çalışmaları takdirle karşılıyorum. Bir yandan Meclis tarafından yapılacak çalışmalar, diğer taraftan Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının takriben üç yılı aşkın bir süreden beri devam ettirmekte olduğu bu soruşturmalar, inşallah, çok sevdiğimiz Uğur Mumcu cinayeti failinin bulunması bakımından er geç bize yardımcı olacaktır. 

Böyle bir neticenin bir an önce tahakkukunu gönülden arzuluyor; Yüce Heyete saygılar sunuyorum. (RP, DYP, ANAP, DSP, CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bakan.

(..........)
BAŞKAN - Araştırma önergesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Önder Sav ; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Sav, süreniz 20 dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ÖNDER SAV (Ankara) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; 7 Haziran 1996 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi Denizli Milletvekili Sayın Adnan Keskin ve arkadaşları tarafından verilen Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili Meclis araştırması açılması isteğinin uzun süre görüşülememiş olması nedeniyle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Danışma Kuruluna yaptığı, konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde öncelikle görüşülmesine ilişkin önerisinin oybirliğiyle benimsenmiş olmasından duyduğumuz memnuniyeti ifade etmek istiyorum; grubu bulunan diğer partilere de, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına teşekkürlerimi sunuyorum.

3 Kasım Susurluk olayı ve bu olay nedeniyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşturulan Meclis araştırması komisyonu, bazı gerçekleri su yüzüne çıkarmaya başlamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, üzerine gidilmesi ve aydınlatılması gereken kimi olaylarda, nedense, çok fazla ilgili görülmemiş ya da zamanla ilgi azalmış, olay unutulmaya terk edilmiştir.

19 uncu Dönemde, ülkemizin çeşitli yörelerinde işlenmiş faili meçhul cinayetler konusunda, o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi, Sosyaldemokrat Halkçı Parti, Refah Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisinin ortak önerisiyle verilmiş bulunan Meclis araştırma önergesi üzerine, 9 Şubat 1993 tarihinde Meclis araştırması komisyonu kurulmuş; iki yılı aşkın bir süre sonra da, etraflı, detaylı bir rapor vermiş; ancak, 19 uncu Dönem Parlamentosunun bu raporu görüşmeye süresi yetmemiştir. 

Anılan rapordaki şu değerlendirme fevkalade ilginç ve dikkat çekicidir; aynı zamanda, Susurluk olayından sonra da daha dikkat çekici hale gelmiştir. Şöyle deniliyor raporda: “...devlet içerisinde bulunduğu izlenimi komisyonumuzca tespit edilen birtakım odakların, devlet içerisinden temizlenmesi ve hukuk kurallarının hâkim kılınması için otoriteyi eline almak zorundadır.” 

Rapordaki bir diğer görüş ve tespit ise şöyle: “İyi niyetli vatandaş bile, devletin ya acz içinde olduğunu veya faillerinin yakalanamamasından güvenlik güçlerinin iyi çalışmayıp, yeterli gayreti göstermediğine veya bu cinayetlerin, devlet veya devlet içerisindeki bir grup tarafından desteklendiği inancının oluşmasına yol açmaktadır. 24 Ocak 1993 tarihinde, değerli gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun öldürüldüğünden bu yana, cinayetin aydınlatılması konusunda, maalesef, bir arpa boyu yol alınmamıştır. 

Sayın Adalet Bakanının biraz önce Hükümet adına yaptığı konuşmada da, bu tespitimiz doğrulanmış bulunmaktadır. Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığından sıcağı sıcağına yazılmış ve gönderilmiş olan iki yazı, bunu doğrular niteliktedir. Temenni ederiz, son yazıda belirtilen bir önemli tanığın bulunmuş olması, Uğur Mumcu cinayetinde bir ipucu ele geçirtmiş olsun. 

Acaba, Uğur Mumcu'nun öldürülmesinde, devlet içerisinde bulunduğu Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonunca da kuşkulanılan birtakım odakların etkisi, hatta katkısı var mıdır sorusu, ister istemez insanın aklına takılıyor. 

Soruşturmayı yürüten ve Adalet Bakanlığı müfettişlerince hakkında disiplin cezası tayini istenen Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısının, Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'ya söylediği “bu olayı devlet yapmıştır, siyasal iktidar isterse bu iş çözülür” sözleriyle ne anlatılmak, hangi odak tarif edilmek istenmiştir? Kim ya da kimler, Uğur Mumcu'yu, alçakça, acımasızca, hunharca öldürmüşlerdir? Uğur Mumcu'nun öldürülmesinden bir gün sonra, 1993 Ocak ayında, bu kürsüde, hükümet ve siyasî parti grupları adına cinayet kınandı ve her yönüyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yapması ve olayı aydınlığa kavuşturması istendi; ama, sonra hazırlanmış rapor, maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir türlü görüşülemedi. 

Uğur Mumcu'nun tabutunun arkasından yürüyen yüzbinler, cinayeti unutmadı, unutturmadı. 24 Ocak 1994 tarihinde, iki milyona yakın imzalı dilekçelerle, vatandaşlarımız, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından cinayetin aydınlatılmasını talep etti. Burada, Sayın Bakanın okuduğu, Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığından gelen yazıdaki bir ibareye de, doğrusu üzüntülerimi belirterek takılmak istiyorum. Medyanın, yazılı ve görüntülü basın-yayın organlarının, insanlarımızın, Uğur Mumcu cinayeti konusundaki duyarlılığından, Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı yakınıyor “eğer, bu duyarlılık olmasaydı, Uğur Mumcu cinayeti, belki daha çabuk aydınlığa çıkarılabilirdi” deniliyor. Bu duyarlılık, Uğur Mumcu cinayetinin failleri bulunana kadar yazılı ve görsel basın yayın organlarında ve kamuoyunda sürecektir, sürdürülecektir; kimsenin bundan kuşkusu olmasın. (CHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

Devletin herhangi bir yetkilisinden başlayarak, hiçbir sorumlu devlet adamı, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcıları, emniyet yetkilileri, Uğur Mumcu cinayetine yeterli ve gerekli biçimde eğilmemişlerdir.

Uğur Mumcu gibi yılmaz, yorulmaz, bir hukuk devleti ve demokrasi savaşçısı, gözüpek aydın bir yazarın cinayetini aydınlatamayan devlet organları yıpranıyorlar, güvenilirliklerini giderek yitiriyorlar; caniler de, yakalanmadıkça cesaretleniyorlar, yeni cinayetler işlemenin tezgâhları peşinde koşuyorlar.

Yazılarıyla, her türlü teröre karşı koyan, hırsızların, vurguncuların, yolsuzluk yapanların, devlet malına göz dikenlerin, uyuşturucu ve silah kaçakçılarının, mafyanın, teokratik devlet özlemcilerinin karşısında saf tutan Uğur Mumcu'nun cinayetine, artık, Türkiye Büyük Millet Meclisi el koymalıdır. 

Çatısı altında görev yaptığımız Yüce Meclisin, parlamenter demokratik rejimin savuncusu olan, insan hak ve özgürlüklerinin, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve ulusun bütünlüğü için yaşamı boyunca uğraşmış ve bu düşünce ve ilkeleri nedeniyle bombalanmış olan Uğur Mumcu için Türkiye Büyük Millet Meclisinde her türlü olanağın sağlanması kaçınılmazdır. 

Uğur Mumcu cinayeti dosyası, Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının görüşü aksine, eğer, kamuoyu ve yakınları tarafından izlenmemiş olmasaydı, bugün, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılığından bir başka yazı gelecek, belki, muhtemelen, Uğur Mumcu cinayetinin üstü örtülmüş olacaktı. 

Aslında, cinayet konusunda pek mesafe de alınmış sayılmaz. Henüz, sanıklar bulunup, dava açılabilmiş değildir. Konunun, Anayasanın 138 inci maddesi kapsamında düşünülmemesine dikkat edilmeli, bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi özen göstermelidir. Anayasanın, görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisine yasakladığı husus, sadece, yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulması, görüşme yapılması, herhangi bir beyanda bulunulmasıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisince yapılacak Meclis araştırmasıyla, mahkemelerin bağımsızlığının zedelenmesi, yargı organınca verilecek kararın etkilenmesi, asla söz konusu değildir. 

Anayasa Mahkemesinin görüşü de bizim bu anlatımlarımız doğrultusunda oluşmuştur. Meclis araştırması açılması benimsenir ve bir komisyon kurulması gündeme gelirse, çok şey aydınlatılabilir; belki de, başka faili meçhul cinayetlerin de aydınlatılmasında Uğur Mumcu cinayeti bir öncü olur. 

Uğur Mumcu cinayetinin soruşturmasında, delil toplamada, maalesef, gerekli dikkat ve özen gösterilmemiştir. Cinayeti izleyen saatlerde çok önemli deliller süpürülüp, alelacele naylon torbalara konulmuş, inceleme değerini de bilahara yitirmiştir. 

Uğur Mumcu'nun eşi cinayetten günlerce sonra dinlenmiş, yakınındaki komşularından hiçbiri ise, bugüne kadar, maalesef dinlenmemiştir. 

Uğur Mumcu'nun katillerini gördüğünü söyleyen bir tanık hakkında yalancı tanıklıktan dava açılmıştır. Eğer, tanık yalancı ise, kimlerin çıkarı için, ne için yalan söylemiştir, arkasında hangi güç ya da güçler vardır? Yalan tanıklık nedeniyle açılan davada beraat kararı verilmiştir. Verilen bu beraat kararı, tanığın söylediklerinin yeniden değerlendirilmesi, tanığın söylediklerine yeniden dönülmesi gerekliliğini de vurgulamaktadır.

Uğur Mumcu'nun arabasına bomba yerleştiren caniyi, yüzündeki çıbana, ayağındaki pantolona, sırtındaki cekete varıncaya kadar belirleyen, tanıyan tanığın söyledikleri, özellikle, emniyet mensuplarınca tutanaklarda tahrifat yapılarak çürütülmeye çalışılmıştır. Tanık Ayhan Aydın'ın teşhis ettiği İslamî Hareket Örgütünün mensubu iki tanığın, Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü gün İstanbul Emniyetinde olduklarını ispat için özel çaba harcanmış, bunun için Ankara'dan özel olarak bir Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı İstanbul Emniyetinde inceleme yapmıştır. Anılan savcı, Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonunun raporunda da belirtildiği gibi, İstanbul'da görevini savsaklamış, resmî belgeleri tam olarak dikkatli bir şekilde inceleyemediğinden, yanlış tespitleriyle, maalesef, soruşturmanın seyrini değiştirmiş, dikkatlerin başka noktalara çekilmesine neden olmuştur.

İslamî Hareket Örgütüyle ilgili emniyet operasyonu ve sanıkların yakalanmaları 20 Ocak 1993 tarihinde olmuş iken, 23 Ocak 1993'te başladığı belirtilerek çok önemli bir kusur işlenmiştir. Bu operasyonda, tanık Ayhan Aydın'ın teşhis ettiği sanıklar Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta'nın evlerinde Uğur Mumcu cinayetinde kullanılan C-4 plastik patlayıcı bomba malzemelerinden kilolarca bulunmuş olması, Ankara ve İstanbul Emniyetinin irtibatsızlığından Uğur Mumcu cinayetiyle bir türlü ilişkilendirilememiş, C-4 plastik bombasının benzer diğer olaylarda kolaylıkla kullanılmadığı gözlerden, dikkatlerden kaçmıştır.

Tanığın teşhis ettiği sanıkların Uğur Mumcu cinayetinden önce Ankara'ya çalıntı bir otoyu neden getirdikleri, bu otoda neleri beraberlerinde taşıdıkları, bu otoda taşınan nesnelerin, malzemelerin Uğur Mumcu cinayetinde kullanılıp kullanılmadığı üzerinde asla durulmamıştır. 

Bir başka yabancı uyruklu zanlının evinde ele geçirilen bilgisayar disketlerini çözecek makine bulunamayıp deşifre edilemeyişi, ayrı bir trajedidir. Sayın Bakan, burada, Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığından gelen yazıyı okudu, dikkatle dinledim. Terörle Mücadele Şubesinde bir başkomiser, bir başkomiser yardımcısı ve 5 polisin görevlendirildiğini söylüyor. Bu kadar hassas, belki yurtdışında yapıldığı, çok önemli olaylarda, çok önemli cinayetlerde kullanıldığı bilinen C-4 plastik patlayıcı bombanın, bu şekilde, emniyette kurulan, işin uzmanı da olduğu kuşkulu bu ekip tarafından Uğur Mumcu cinayetinin araştırılıp, incelenip, suyüzüne çıkarılması mümkün müdür; mümkün değildir. Devlet Güvenlik Mahkemesinin yazısından anlıyoruz bunu. Niçin mümkün değildir; Uğur Mumcu cinayeti zanlısı olan bir yabancı uyruklunun evinde yapılan aramada disketler ele geçiyor; teknolojinin geldiği bu aşamada, bizim “bu kadar ekip oluşturdu” dediğimiz emniyetimiz o disketleri deşifre bile edememiş durumdadır. Disketler deşifre edilememiş durumda; siz hangi ekipten bahsediyorsunuz, hangi terörle mücadele ekibinin Uğur Mumcu cinayetini aydınlatacağından bahsediyorsunuz!... Lütfen, evvela, terörle mücadelede oluşturduğunuz ekibi teknik donanımla takviye ediniz. Uğur Mumcu cinayeti, ancak, teknik donanımla, yan unsurlarla desteklenerek aydınlatılabilir.

Bir başka yabancı uyruklunun zanlı olduğu istihbaratı yapılınca, ayın 17'sinde bu bilgi emniyete intikal ediyor; ne gülünç ve komiktir ki, emniyetimiz, beş gün sonra o zanlının evine gidiyor; tabiî, emniyet oraya ulaştığı zaman, bütün deliller yok edilmiş, karartılmış oluyor. 

Bütün bunlara ek olarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısının, görevlerini yapmayan ya da yapmaları engellenen kimi emniyet görevlileri için -aynen- yorgunluk, uykusuzluk ortamı içerisinde bulunmaları sonucu, insanî ve beşerî hatayla, yoklama tutanaklarındaki sanık ve saat çelişkilerinin meydana geldiğini söyleyebilmesi ise, ayrı bir hukuk faciasıdır. Uğur Mumcu cinayeti gibi çok önemli bir cinayette, toplumun tüm kesimlerinin gözünün üzerinde olduğu, aydınlatılması için dört gözle haber bekledikleri bir cinayette, nedense, emniyetteki tutanaklarda tahrifat yapılabiliyor ve devletin görevli bir Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı, tahrifat yapanların üzerine gideceğine, tahrifat yapanları kollayıcı bir ifade kullanıyor. 

Susurluk kazasıyla ortaya çıkan gerçekler, zihinlerde Uğur Mumcu cinayetinde de yeni çağrışımlar yapıyor. Tehdit, gasp, uyuşturucu ve silah kaçakçısı canilere yeşil pasaport, sahte kimlik verilen, yurtdışında hapishanelerden kaçırılabilen, mafya mensuplarına, kumarhane patronlarına bile diplomatik pasaport sağlanan bir ortamda, Uğur Mumcu'nun katillerinin, bir günde İstanbul'dan Ankara'ya gelip, C-4 bombasıyla işlerini görüp, Uğur Mumcu'yu öldürüp İstanbul'a dönmüş olmaları, pekala mümkündür. İslamî Hareket Örgütünün ileri gelenlerinden Şefik Polat ve Necmi Aslan'ın, Uğur Mumcu'nun ölümünden iki gün sonra serbest bırakılmaları ve kaçmaları ve halen yurtdışında kaçak olarak yaşamlarını sürdürmeleri ise, ayrı bir dramdır.

Yazılarıyla, düşünceleriyle, kalemiyle, eleştirileriyle pek çok nasırlara basan, pek çok rejim ve devlet düşmanının husumetini çeken Uğur Mumcu'nun devletin güvenlik güçlerince resen korunması gereğinin bile düşünülmemesi, ağır bir hizmet kusurunu oluşturur. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu raporundaki “âdeta, olayın açıklığa kavuşmaması için her türlü ortam hazırlanmaktadır” şeklindeki teşhis doğru ise, bu, bir devlet ayıbı oluşturmaktadır. Hiçbir demokratik hukuk devleti, cesur bir kalemin, önemli bir yazarın öldürülmesi olayında acz içinde olma ayıbını uzun süre taşıyamaz, taşımamalıdır.

BAŞKAN - Sayın Sav, 1 dakikanız var efendim.

ÖNDER SAV (Devamla) - Biliyorum efendim, görüyorum saati.

Uğur Mumcu cinayetinde, görevini savsaklayan, tahkikatın seyrini değiştiren, yanlış yapan kamu görevlileri savunulup, korunmamalıdır. Hele hele, Türkiye Büyük Millet Meclisi, asla uygun bir ortam biçimine sokulmamalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin verdikleri ve yedi aydır görüşülme sırası bekleyen Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili araştırma önergesinin önü açılmalıdır. Komisyon kurulmamasının ya da fazla bekletilmesinin ayıbını kimse kolay kolay taşıyamaz. 

Bir başka değerli aydın, yazar ve hukukçunun, faili meçhul cinayete kurban giden Prof. Muammer Aksoy'un öldürülmesinin ardından 31 Ocak 1991'de Uğur Mumcu'nun yazdığı yazının şu bölümü bizlere çok şeyler söylemeli.

Sayın Başkan, sürem doluyor; eğer yarım dakika verirseniz, tamamlayayım.

BAŞKAN - Veriyorum, tamam.

Buyurun efendim.

ÖNDER SAV (Devamla) - “Devletin görevi, bu gibi cinayetlerin kanıtlarını bulmak değil midir? Devlet, İslamî hareket adına, uçlarına susturucu takılmış silahlarla cinayet işleyen çetelere karşı bu kadar çaresiz midir?” 1991'de, Uğur Mumcu, Aksoy'un ölümündün sonra böyle yazıyor ve devam ediyor.: “Yoksa, devlet dediğimiz şu büyük aygıta takılan başka susturucular var da biz mi bu susturucuları bilmiyoruz?” Evet, Uğur Mumcu cinayetinde, devlet dediğimiz aygıta takılan susturucular var mıdır, yok mudur? Bunun aydınlatılması için, Yüce Meclise, Uğur Mumcu'nun ölümünün 4 üncü yılında ve ölüm günü 24 Ocaktan önce, Meclis araştırması için olumlu oy vermenizi saygılarımla diliyorum; bu vesileyle, Uğur Mumcu'yu sevgi ve özlemle anıyorum. 

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sav.

DYP Grubu adına, Sayın Ahmet Sezal Özbek; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

Sayın Özbek, süreniz 20 dakika efendim. 

DYP GRUBU ADINA AHMET SEZAL ÖZBEK (Kırklareli) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunca verilmiş bulunan gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun cinayetinin araştırılması hakkındaki önerge üzerinde Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Grubumuz adına, mübarek ramazan ayının İslam âlemine ve bütün vatandaşlarımıza hayırlara vesile olmasını Cenabı Hak'tan niyaz ediyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 

Değerli arkadaşlar, rahmetli gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun 24.1.1993 tarihinde katledilmesi ve bugüne kadar da bu olayın faillerinin bulunamamış olmasından fevkalade üzüntü duymaktayız. Vatandaşlarımızın büyük bir bölümü tarafından sevgi, saygı ve takdirle anılan kıymetlerimizin katledilmeleri, iç ve dış düşmanlarımız tarafından planlanan ve gayesi, devlet otoritesini zaafa uğratmak, vatandaşlarımıza korku salmak, rahmetli Mumcu gibi, uyuşturucu ve uluslararası terör örgütlerine karşı acımasızca mücadele etmeye gayret eden diğer yazar ve devlet görevlilerine karşı bir gözdağı vermek ve onları yıldırmaktır. 

Peşinen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilen önergeye, Doğru Yol Partisi Grubu olarak olumlu oy vereceğimizi ifade etmek istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önergede mesnet olarak gösterdiği 19 uncu Dönem Meclis Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonunun [(10/90) esas numaralı] raporunu dikkatlice inceledim. Uğur Mumcu'yla ilgili bölümünde, tüm Araştırma Komisyonu üyelerinin ittifakla katıldığı bazı şüphe ve iddialar olduğunu gördüm. Bunlara, bir de zamanın İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'in bazı televizyon kanallarındaki açıklamalarını da eklediğimizde, konunun yeniden incelenmesinde büyük faydalar mülahaza etmekteyim. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa ve Meclisimiz İçtüzüğüne göre kurulan araştırma komisyonlarımızın çalışma şekillerine bir göz atma mecburiyetimiz vardır. 

19 uncu Dönemde de, aynen bugünlerdeki gibi, tamamen politik mücadeleye dayanan, bir parti faaliyeti olarak görülen; hatta, acaba, bu çalışmalardan bir iktidar çıkarabilir miyiz gayretleriyle, iyi niyetle kurulan komisyonlardan bir netice almak mümkün olamamıştır. İnşallah, bu gece kurulmasını kabul edeceğimiz araştırma komisyonu da, benzerleri gibi, gaye dışına çıkarılmaz. 

Bu konuda sizlere çarpıcı bazı örnekler vermek istiyorum. Daha dün gece bir televizyon kanalında, gece haberlerindeki canlı yayına katılan bir milletvekili arkadaşımız; ki, Susurluk Araştırma Komisyonu üyesidir... Görevleri, araştırıp, raporlarını Yüce Meclise sunmak olan bu arkadaşlarımız, bir taraftan araştırma komisyonu üyesi, bir taraftan savcı, diğer taraftan hâkim, en sonunda da, âdeta, infaz eden durumuna gelebilmişlerdir. Bunu anlamak mümkün değildir. Bu beyanlar, halisane duygularla görev yapan değerli araştırma komiyonu üyelerine ve Yüce Meclisimize -en hafif tabiriyle- saygısızlıktır. Katılmadığınız yönler olabilir, olayları siyasî olarak kullanmak isteyebilirsiniz; ama, araştırma komisyonu üyelerinin öncelikli görevi, içeriğine katılmasalar da, önce Yüce Meclise raporlarını sunmak, daha sonra da, itirazlarını, basın toplantıları yoluyla veyahut yazılı olarak kamuoyuna bildirmeleridir. Bu yöntemi sağlayamazsak, maalesef, bütün araştırma komisyonu raporlarına gölge düşer, istenilen gayeye ulaşılması mümkün olmaz. 

Hükümet adına Sayın Adalet Bakanı ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Önder Sav, konuyu derinliğine değerlendirdiler. Bu bakımdan, benzer şeyleri tekrar etmek istemiyorum. 

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu araştırma önergesine katılacağımız için, Grubumuzun kanaatlerini ortaya koyduğumuzu zannediyor; rahmetli Mumcu'yu saygıyla anıyor; faillerinin en kısa zamanda Türk adaleti önüne çıkarılmasını diliyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Özbek. 

Refah Partisi Grubu adına, Sayın Fikret Karabekmez; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

RP GRUBU ADINA FİKRET KARABEKMEZ (Malatya) - Sayın Başkan, muhterem üyeler; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili olarak Meclis araştırması açılması talebi hakkında, Refah Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Şahsım ve Grubum adına Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 19 uncu Dönemde, faili meçhul cinayetlerin araştırılmasını, 9.2.1993 tarihindeki 65 inci Birleşiminde kabul etmiştir. Oluşturulan Araştırma Komisyonu, 12.10.1995 tarihinde çalışmalarını tamamlayarak, raporunu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunmuştur. 

Rapor incelendiğinde, raporda, Uğur Mumcu cinayetine önemli bir yer verildiği görülmektedir. 

Komisyon, çalışmaları sırasında, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Başbakanlık, MİT Müsteşarlığı, Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Dışişleri Bakanlığı, TRT Genel Müdürlüğü ve Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığından bilgi ve belgeler talep etmiştir. 

Yine, Komisyon, çalışmaları sırasında, Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili olarak, 23 Eylül 1993 tarihinde, Uğur Mumcu cinayeti tanığı olduğunu belirten Ayhan Aydın'ı; 13 Ekim 1993 tarihinde, Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu; 15 Eylül 1993 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Burhan Tansu ile Mustafa Bal'ı; 18 Ekim 1993 tarihinde, TRT “Ateş Hattı” Programının yapımcılarını; 18 Ekim 1993 tarihinde, Van eski Milletvekili Remzi Kartal'ı; 15 Kasım 1993 tarihinde de, Ankara eski Milletvekili Ömer Çiftçi'yi dinlemiştir. 

Van eski Milletvekili Remzi Kartal, ifadesinde, Komisyon üyesi Süleyman Ayhan'ın, Uğur Mumcu cinayetine, eski SHP'li bir HEP'li milletvekilinin bulaştığı yolundaki iddialarının gerçekle ilgisi olmadığını savunmuştur. 

Yine, Komisyonca dinlenen Ankara eski Milletvekili Ömer Çiftçi, açıklamasında, gazeteci - yazar Uğur Mumcu'nun öldürülmesi olayıyla ilgili olarak, EP isimli bir dergide, hakkında yazı yazıldığını, hakkında ileri sürülen iddiaların gerçekle bir ilgisi olmadığını, apartmandaki komşuları ve çevredeki komşuları, kurulacak taksi durağından rahatsız olacaklarını kendisine söylemeleri üzerine, başlangıçta, taksi durağı kurulmasına karşı olduğunu, taksi durağının kurulmasının mevcut yönetmeliğe de aykırı olduğunu; ancak, daha sonra, Uğur Mumcu'nun, taksi durağını kuracak olanların Kırşehirli ve hemşerileri olduğunu, bu işe karışmamasını söylemesi üzerine, taksi durağı kurulmasına karşı olma fikrinden vazgeçtiğini ve taksi durağının kurulduğunu; evinin, taksi durağını görmediğini beyan etmiştir.

21.9.1993 tarihinde Komisyonca dinlenilen tanık Ayhan Aydın eski ifadesinde ısrar etmiş ve poliste vermiş olduğu ifadesinin aynısını Komisyona tekrar etmiştir. Ayhan Aydın, 31.1.1993 günü Emniyet Müdürlüğüne müracaatla, Uğur Mumcu olayı olduğu sırada olay yerinde olduğunu belirterek, özetle; boşta gezdiği için, 24.1.1993 günü, iş bulabilmek maksadıyla evinden ayrıldığını, daha önce çalıştığı cami inşaatına geldiğini, orada iş bulamayınca, caminin alt tarafındaki kebapçıdan yemek aldığını, kıyafeti düzgün olmadığı için, yemeği taksi durağının köşe başına getirdiğini, yemeğini yerken, 30-35 yaşlarında birisinin kendisini lafa tutarak meşgul etmeye çalıştığını, o esnada, lacivert bir Doğan marka hususî arabanın geldiğini, lastiği patlak arabadan iki kişinin çıktığını, patlak lastiği değiştirirken, şahıslardan birinin, somun arama bahanesiyle, Uğur Mumcu'ya ait olduğunu sonradan öğrendiği aracın altına girdiğini, burada bir dakika kadar kaldığını, lastiğin bu arada değişmiş olduğunu ve adamların, saat 13.05'te oradan ayrıldıklarını, 10-15 dakika sonra, üzerinde gri renkli palto, kahverengi çizgili renkli pantolon bulunan, 45 yaşın üzerinde, gri, yani, tam ağarmayan saçlı, bıyıksız, şişmanca, şapkası olmayan, elinde hiçbir şey olmayan bir erkek şahsın otoya bindiğini, bu şahsın, sağ elini vites koluna atar atmaz aracın infilak ettiğini, olay üzerine, evine girerek korkusundan sekiz gün dışarıya çıkmadığını, o gün de, yani, 31.1.1993 günü polise gelerek bildiklerini anlattığını söylemiştir. Komisyona gelen belgelere göre, Ayhan Aydın, bu beyanı üzerine, İstanbul Emniyet Müdürlüğünce yakalanan şahıslarla yüzleştirilmiş, bu yüzleştirme sırasında, tanık Ayhan Aydın, Mehmet Ali Şeker ile Ayhan Usta'nın aracın altına bomba koyan şahıslar olduğunu iddia etmiştir. 

Tanık Ayhan Aydın'ın bu teşhisi üzerine, bu şahıslarla ilgili olarak İstanbul Emniyet Müdürlüğünden gelen cevabî yazıda, Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta'nın 24.1.1993 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünde gözetim altında olduğu ve tanık Ayhan Aydın'ın beyanlarının doğru olmadığı bildirilmiştir. 

Tanık Ayhan Aydın'ın 20.9.1993 günü saat 21.15'te TRT 1'de yayınlanan Ateş Hattı Programına çıkarılarak, program yapımcısı tarafından tanığın yüzünün 60 milyon kişiye açıkça gösterilerek, âdeta, sorgulanır biçimde bilgisine başvurulması ve kamuoyunda, çelişkili bilgiler veren bir kişi imajı yaratılmış olması üzerine, Komisyon, TRT Genel Müdürlüğünden, Ateş Hattı Programının video kayıtlarını ve program yapımcılarının Komisyona bilgi vermesini talep etmiştir. 

Ateş Hattı Programının yapımcılarından Reha Muhtar ile Celal Kazdağlı'nın komisyona bilgi vermelerine rağmen, Komisyon raporunda bu bilgilere yer verilmemiştir. Tanık Ayhan Aydın'ın Komisyona verdiği ifadede, televizyon programına, kendisine bir şey sorulmadan, polislerce götürüldüğünü, görüşmeden sonra kendisine polis tarafından tutanak imzalatıldığını ve bu tutanağı okumadığını beyan etmiştir. 

Bu tezatlar karşısında, Komisyon, İstanbul Emniyet Müdürlüğü evraklarında tahrifat olup olmadığını çok geniş olarak araştırmıştır. Bu araştırmalara cevaben, soruşturmayı yürütmekle görevli Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Ülkü Coşkun, tutanaklarda tahrifat olmadığını ve Mehmet Ali Şeker ile Ayhan Usta'nın, Uğur Mumcu'nun öldürüldüğü tarih olan 24.1.1993 günü gözaltında olduklarını, çok sayıda resmî evrakla bunun kanıtlanmış olduğunu, bu evraklarda yeminli tanıkların ifadesinin bulunduğunu, 23.1.1993 günü sanık Ayhan Usta'nın emniyetteyken rahatsızlık geçirerek Haydarpaşa Numune Hastanesine götürüldüğünü, bu resmî kayıtların da mevcut olduğunu, tutanaklardan birinde çelişkili tarih ve saatin bulunmasının, yorgun ve uykusuz personelin beşerî hatasından kaynaklandığını belirtmiştir. 

Yine, aynı Cumhuriyet Savcısı, bazı yayın organlarında çıkan hususların hiçbir şekilde doğru olmadığını; Uğur Mumcu suikastıyla ilgili İslamî Hareket Örgütü soruşturmasında hiçbir delilin elde edilemediğini, sadece, İstanbul'da örgüt hücre evlerinde, Uğur Mumcu'nun öldürülmesinde kullanılan plastik patlayıcı madde benzeri C-4'lerin ele geçirildiğini ve İslamî Hareket Örgütüyle ilgili sanıkların, gerek İstanbul Emniyet Müdürlüğünde gerekse Ankara Emniyet Müdürlüğünde, cumhuriyet başsavcılığının bilgisi tahtında, son derece ciddî bir sorgulama ve soruşturmaya tabi tutulduklarını; buna rağmen bu konuda bir delil elde edilemediğini ve netice olarak, yukarıda arz edilen çalışmalar sonucu, şahit Ayhan Aydın'ın bilgi ve görgüsünün doğru ve samimî ve itibar edilecek bir ifade olmadığı sonuç ve kanaatine varıldığını beyan etmiştir. 

Yine, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nusret Demiral, Ankara Emniyet Müdürlüğüne göndermiş olduğu 18.10.1993 tarih ve B-1993/1493 sayılı yazısıyla Uğur Mumcu'nun öldürülmesi olayıyla ilgili olarak ifadesinin alınması için başvuran tanık Ayhan Aydın'ın beyanlarında teşhis ettiği Mehmet Ali Şeker ile Ayhan Usta'nın, İstanbul Emniyet Müdürlüğünce, başka bir olay nedeniyle, 23.1.1993 günü gözetim altına alındıkları; bu nedenle 24.1.1993 günü Ankara'da bulunmalarının imkânsız olduğunu belirtmiştir. 

Komisyonca dinlenen Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Burhan Tansu ile Mustafa Bal da, Uğur Mumcu cinayetinde görgü tanığı olduğunu ifade eden Ayhan Aydın isimli şahsın boşta gezer, iş bulamamış bir kişi olduğunu; ifadesinin hayal mahsulü olduğunu; Ayhan Aydın'ın bunu daha sonra itiraf ederek böyle bir şeyin olmadığını kendilerine söylediğini beyan etmişlerdir.

Görüldüğü üzere, Faili Meçhul Siyasal Cinayetler Meclis Araştırma Komisyonu, araştırma sahasına giren olaylar içinde Uğur Mumcu cinayetine özel bir yer vermiş ve olayı geniş bir şekilde incelemeye çalışmıştır. Bu çalışmalar doğrultusunda, Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'nun ifadesi de Komisyonca dinlenmiştir. Güldal Mumcu, söz konusu ifadesinde, özetle, olayın görgü tanığı olduğunu söyleyen Ayhan Aydın'ın ifadesinde çelişkiler olduğunu; örneğin Uğur Mumcu'nun giydiği kıyafet konusunda verdiği bilgilerin tamamen yanlış olduğunu, Özgür Gündem Gazetesinde çıkan bir yazıda Uğur Mumcu'nun hedef gösterilmiş olduğunu, bu gazeteyi Uğur Mumcu okuyunca, kendisine “beni öldürecekler” dediğini “bunu nereden çıkarıyorsun” diye sorduğunda, aynı gazetede yer alan “halkın dinamiği bunun üstesinden gelecektir” sözünün bu anlama geldiğini kendisine söylediğini; bu nedenle, eşinin bu çevrelerce öldürülmüş olabileceğini, eşi Uğur Mumcu için emniyetçe hazırlanan bomba raporunun televizyondan açıklanmasının doğru olmadığını, bunu DGM savcısına söylediğini, savcının isteğine rağmen yayınlanmış olduğunu, Ayhan Aydın'ın olaya şu veya bu şekilde müdahil olduğunu sandığını, bazı kişileri açıklayabilmek ya da olayı bazı kişilerin üzerine yıkabilmek için, bu şahsın kullanılmış olabileceğini, olayı yönlendirme amacıyla bu şahsın ortaya çıkarılmış olabileceğini beyan etmiştir. 

Sayın Başkan, sayın üyeler; Komisyon raporu bir bütün olarak ele alındığında, Komisyonun, Ayhan Aydın'ın ifadesi üzerinde çok detaylı olarak çalışmış olduğu açıkça görülmektedir. Komisyon, Ayhan Aydın'ın ifadelerinin doğruluğunu ve emniyet kayıtlarının muharref olduğunu ispatlamaya çalışmış ve bu hususta hukukî teamülleri zorlamıştır. Komisyonun, garip bir şekilde olaydan sekiz gün sonra ortaya çıkan, bir dedektif gibi olayı tüm inceliğiyle ve dakikasıyla anlatan, verdiği bilgiler çelişkilerle dolu olan bu tanığın beyanları üzerinde bu kadar çalışmış olmasına rağmen, Güldal Mumcu'nun beyanlarını hiç dikkate almamış olması büyük bir eksikliktir. Bu eksiklik, belki de, Komisyonun gündeminin hayli kabarık olmasından kaynaklanmıştır. Bu nedenle, faili meçhul siyasal cinayetler içinde incelenmiş olan Uğur Mumcu'nun öldürülmesi olayının ayrı bir komisyonda yeniden incelenmesi talebini olumlu buluyoruz. Bu nedenle, Refah Partisi Grubu olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Uğur Mumcu cinayetini araştırmak üzere Meclis araştırması açılması talebini destekliyoruz. (ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)

CHP Grubunun önerge talebine katılmamıza rağmen, önergenin içeriğine katılmıyoruz. Önergenin içeriği, kurulması istenen araştırma komisyonunun ufkunu daraltmaya ve (10/90) esas numaralı Komisyonun hatalarını tekrarlatmaya yöneliktir. Biz, Refah Partisi Grubu olarak, Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'nun açıklamaları da dikkate alınarak, herhangi bir peşin fikirden arındırılmış bir Meclis araştırması komisyonu tarafından Uğur Mumcu cinayetinin araştırılmasını talep ediyoruz.

Sözlerime son verirken, Grubum ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar) 

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Karabekmez.

 1   -   2 


KAYNAK: TBMM TUTANAK DERGİSİ CİLT: 19 (20. DÖNEM 2. YASAMA YILI 45. BİRLEŞİM)
(BU BELGE 29 HAZİRAN 2000 TARİHİNDE BELGENET ARŞİVİNE ALINMIŞTIR) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş