|
|
 |
TBMM UĞUR MUMCU
ARAŞTIRMA KOMİSYONU RAPORU
GENEL KURUL GÖRÜŞMELERİ
1
- 2
BAŞKAN - Anavatan Partisi
Grubu adına, Sayın Tevfik Diker; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
ANAP GRUBU ADINA TEVFİK DİKER
(Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Ocak 1993 günü, uğradığı
bombalı bir saldırı sonucu öldürülen, gazeteci yazar Uğur Mumcu cinayetinin
açıklığa kavuşturulması amacıyla kurulan Meclis araştırması komisyonu raporu
üzerinde, Anavatan Partisinin görüşlerini açıklamak için huzurlarınızda
bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
araştırma komisyonunun hazırladığı rapor hakkındaki görüşlerime geçmeden
önce, Uğur Mumcu ve faili meçhul cinayete kurban giden tüm vatandaşlarımıza
Allah'tan rahmet, yakınlarına ve sevenlerine de başsağlığı, sabırlar diliyorum.
Hepimizin bildiği gibi, başta
Uğur Mumcu cinayeti olmak üzere, faili meçhul cinayetlerin araştırılması
için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 19 uncu Döneminde, Mecliste temsil
edilen siyasî partilerin grup başkanvekillerince verilen önerge, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun 9 Şubat 1993 tarihindeki 65 inci Birleşiminde
kabul edilerek, bir araştırma komisyonu kurulmuştu.
Bu Komisyon, Uğur Mumcu cinayetiyle
ilgili olarak yaptığı çalışmalarda, cinayetle ilgili olarak, bazı kamu
görevlilerinin âdeta olayı örtbas etmek istemeleri gibi bir sonuç ortaya
çıkarmıştır. Bu çalışmaların ışığında hazırlanan rapor Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına sunulmuş ise de, Mecliste görüşülmesine imkân bulunamamıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin
20 nci Yasama Döneminde, bu amaçla verilen önerge kabul edilmiş, (10/86)
esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu, kurularak, bu yöndeki çalışmalarına
31 Ocak 1997 tarihinde başlamıştır.
Değerli milletvekilleri,
Uğur Mumcu cinayetinin araştırılması amacıyla kurulan Meclis araştırması
komisyonunun üyesi olarak, iftiharla söyleyebilirim ki, başta Sayın Komisyon
Başkanı Ersönmez Yarbay olmak üzere tüm üyelerin demokratik ve tarafsız
tutum sergiledikleri bir gerçektir. Kararlar oybirliğiyle alınırken, konunun
hassasiyetine de dikkat edilerek, yapılan tüm çalışmalarda, belgelerin
incelenmesinde ve değerlendirilmesinde azamî gayret gösterilmiştir.
Bütün bu olumlu çabalara
rağmen, elbette, raporda da göreceğiniz gibi, kimi kanun ve yönetmeliklerden
kaynaklanan sıkıntılarımız da olmuştur. Bunların başında, Meclis araştırması
komisyonlarının, Meclis İçtüzüğünün 105 inci maddesinde açıklanan sınırlar
içerisinde araştırma yapabilme zorunluluğudur. Gerek Türk Ticaret Kanunu
gerekse kamu hukukunu düzenleyen diğer genel kanunlarda “ticarî devlet
sırrı” kavramının kapsamının açıklanamamış olması, araştırma komisyonumuzu
bazı konularda sınırlamalarla karşı karşıya bırakmıştır.
Bu nedenle, öncelikle bu
maddenin yeniden düzenlenerek, Meclis araştırma komisyonlarının, görev
alanıyla ilgili olarak, tüm kurumlardan bilgi isteme yetkisiyle donatılması
gerekmektedir. Bunun yanı sıra, komisyonlara üçüncü kişilerin bilgi vermekten
kaçınmasının önüne geçilerek, bu kişilerin, araştırma komisyonlarına bilgi
ve belge vermemeleri durumunda, zorlayıcı bazı yasal düzenlemelere gidilmesi
gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
bütün bu bilgilerin ışığında, açıkça söylemek gerekir ki, sayıları 5 bini
aşan faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması, güvenlik güçlerimizin, teknolojik
imkânlardan yeterli olarak yararlanmalarıyla mümkündür. Uğur Mumcu cinayetinde,
güvenlik güçlerinin olay yerinde yaptığı çalışmalardan otopsi raporuna,
kriminal polis laboratuvarı bulgularından kimi evraklarda yapılan tahrifatlara
varana dek pek çok eksikliğin bulunduğu gözden kaçmamıştır.
Bu konuda bazı örnekler vererek,
konunun hassasiyetini belirtmek istiyorum: Olay yerinde delillerin toplanmasında
yeterli özen gösterilmemiştir, delillerin kaybolmasına istemeyerek sebep
olunmuştur. Güvenlik şeridi ve denetim yetersizdir. Çalı süpürgesi kullanılarak
yapılan delil toplama işlemi, teknik yetersizliğimizi ortaya koymaktadır.
Olaydan hemen sonra yapılan otopsi sonucu düzenlenen raporda, Uğur Mumcu,
sarışın ve mavi gözlü olarak belirtilmiştir. Bunun yanı sıra, 27 Ocak 1993
ve 29 Ocak 1993 tarihli Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarı
raporu, Uğur Mumcu'nun aracın içine girdikten sonra vites kolunu hareket
ettirmesi sonucu bombanın patladığı sonucuna varırken, aynı konuda Komisyonumuza
bilgi veren jandarma assubayı Hüseyin Oğuz, Mumcu'nun, arabasına binmediğini,
2,5 kilogram patlayıcının uzaktan kumandayla patladıldığını; bir başka
ihtimalde de, paralı asker Abdullah Çetin, C-4 patlayıcısının cıvalı funyayla
patlatıldığını söylemektedir.
Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal
Polis Laboratuvarı tarafından düzenlenen raporda, aracın kontak anahtarının
açık olmadığı belirtilmesine rağmen, kapı kilidinin açık olup olmadığına
bakılmamış olması, Uğur Mumcu'nun, aracına binip binmediği konusundaki
bilginin teyit edilmesi açısından önemli bir eksikliktir. Bugün, hâlâ,
Uğur Mumcu'nun aracına bindiği tarafın kapısının nerede olduğuna dair bilgi,
belge, henüz, Komisyona da ulaşmamıştır ve yoktur.
Komisyonumuzda görüşlerine
başvurduğumuz kriminal polis laboratuvarı yetkilileri de olaya tam bir
açıklık getiremezken, bombanın, uzaktan kumanda veya cıvalı funyayla patlatılabileceği
yönündeki tezleri de çürütememişlerdir.
Olayda kullanılan C-4 patlayıcısının
üzerinde gerekli araştırmanın yapılmamasının yanı sıra, İstanbul'da İslamî
hareket operasyonunda ele geçirilen C-4 patlayıcılarıyla karşılaştırmalarının
yapılmamış olması da, Uğur Mumcu cinayeti hakkında, devletin organları
arasında koordinasyon noksanlığı olduğunu göstermektedir.
Önemli gördüğümüz diğer hususlardan
biri, Uğur Mumcu'nun ev, işyeri telefonlarının cinayet öncesi ve sonrasına
ait dökümlerinin devlet güvenlik mahkemesi savcılığınca araştırılmamasıdır;
diğeri ise, Ankara'daki bellibaşlı otellerin kayıtlarının incelenmemiş
olmasıdır. Komisyonumuzun ilk kurulduğu günlerde, Komisyonumuza gelen bir
ihbarda, bazı otellerde yapmış olduğumuz tespitlerde, Susurluk çetesiyle
ilgili olarak isimleri kamuoyunda çok geçen bazı kişilerin, aynı tarihlerde
-cinayetten bir veya iki gün önce- Ankara'nın önemli otellerinde yattıkları,
Komisyonumuz tarafından tespit edilmiştir; ama, hiçbir zaman, o kişilerin
cinayetle direkt ilgili olduklarına dair bir bilgi ve belge, maalesef,
Komisyonumuza ulaşmamıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye'de meydana gelen bir dizi olayın, yabancı istihbarat örgütlerinin
işi olduğu, artık, hepimizin bildiği gerçeklerdir. Bu konuda, Millî İstihbarat
Teşkilatı ve diğer kamu istihbarat kurumları ortak kanıdadır. Bu ve buna
benzer olayların önlenmesi veya faillerinin bulunması konusunda, ilgili
kuruluşların yeterli teknik belge, bilgiyle donatılması ülkemiz için önemlidir.
Gelişmiş ülkeler, teknolojiyle
birçok olayı çözmek yolunda dev adımlar atarken, Türkiye'nin bu konuda
geride kaldığı, karşılaşılan bu olaylarda açıkça ortaya çıkmaktadır. Çok
acil olarak yapılması gereken, güvenlik birimlerimizi, bu tür olaylarda,
teknolojik gelişmelerin sağladığı araçları en iyi şekilde kullanabilecek
olanağa kavuşturmaktır.
Bu tür faili meçhul olayların
sayısındaki azalma, olay sayısının yanı sıra, devletimizin üzerine mal
edilen suçların ortadan kalkması ve demokratik hukuk devleti kavramının
kökleşmesi açısından önemlidir. Güvenlik güçlerinin çağdaş teknolojilerle
donatılması, ülkemizi yabancı istihbarat örgütlerinin cirit attığı, faili
meçhul olayların 5 bini aştığı, içte ve dışta devletimizin sürekli yıpratıldığı
ülke konumundan kurtaracaktır.
Komisyonumuz, Uğur Mumcu
olayıyla ilgili olarak sonuca gidebilmek için üstün bir çaba harcamıştır.
Devlet kuruluşlarının tahrip edilmesinden kaçınılırken, olayın sorumluları
hakkında da objektif değerlendirmeler yapmaktan kaçınılmamıştır. Bu anlamda,
özellikle, Susurluk'ta meydana gelen trafik kazasından sonra ortaya çıkan
gelişmeler de göz önüne alınarak, araştırma komisyonunun kapsamı mümkün
olduğu kadar geniş tutulmuştur. Bu aşamada ortaya çıkan yeni gelişmeler
dikkatli ve titizce incelenerek, bu konuda komisyonumuzun yetki sınırları
içerisinde kalan tüm araştırmalar yapılmıştır. Çalışmaların sağlıklı yürütülmesi
amacıyla alınan tüm duyum ve bilgilerin incelenmesi, tarafsızlık anlayışıyla
Ankara dışında da sürdürülmüş; başta İslamî Hareket Örgütü davasından Bandırma
Cezaevinde yatmakta olan sanıklar ile İstanbul'da bulunan bazı tanıkların
dinlenmesi de sağlanmıştır.
Bütün bilgiler ışığında,
Komisyonumuzda, bu cinayetin radikal İslamî örgütlerin, PKK ve Hizbullah
gibi bölücü örgütlerin, organize suç örgütlerinin, yabancı ülke istihbarat
servislerinin, Türkiye'deki mevcut sol ve sağ örgütlerin ya da yabancı
ülkelerde bulunan siyasî ve etnik örgütlerin işi olabileceği sonucu ortaya
çıkmıştır.
Komisyonumuza bilgi vermeye
gelen itirafçılar ve görgü tanığı olduğunu söyleyenlerin komisyon tutanaklarına
geçen ifadeleriyle, daha sonra gittikleri emniyet ya da savcılıkta verdikleri
ifadelerdeki çelişkiler dikkat çekicidir. Her yerde ayrı ifadelerle karşılaşılmıştır.
Uğur Mumcu'nun olayın meydana
geldiği tarihte koruma altında olmaması, Komisyonumuzun üzerinde durduğu
konulardan biridir. Dönemin yetkilileri, Mumcu'nun koruma istemediğini,
böyle bir başvurusunun olmadığını söylerken, kendisinin sürekli tehdit
altında olduğunun bilinmesine rağmen gerekli tedbirlerin alınmaması da
Komisyonumuzca dikkat çekilen konulardan biridir.
Araştırma Komisyonumuzun
bu titiz çalışmaları sırasında, diğer araştırma komisyonlarının karşılaştığı
bazı engeller bizlerin de başına gelmiştir. Ulusal egemenliğin, Parlamentonun
ve hukuk devletinin üstünlüğünün sağlanabilmesi için yasalarda ve İçtüzükte
yapılması gerekli değişikliklerin, öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi
gündemine getirilmesinin yararlı olacağına inanıyoruz.
Komisyonumuzun çalışmaları
sırasında, bilgi vermeye ve işbirliğine yanaşmayan Sayın Nusret Demiral
ile çalışmaların objektifliğinin sürdürülebilmesi açısından komisyonumuza
bilgi vermekten kaçınan hukukçu Sayın Uğur Tonik gibi isimlerin değerlendirilmesini
yüce kamuoyuna bırakıyoruz.
Komisyon çalışmaları sırasında
ortaya çıkan gelişmelerde olayla ilgili olduğu belirlenen Velid Hüseyin
isimli şahsın, Komisyonumuzun kurulduğu günlerde cezaevinden çıkarak sınırdışı
edilmesi de ilginç bir rastlantı olarak tutanaklardaki yerini almıştır.
Çalışmalarımız sırasında,
Uğur Mumcu'nun ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili olarak kamuoyunca bilinenlerin
dışında, yeni senaryolar da ortaya çıkmıştır; ancak, elde edebildiğimiz
sonuç, ortaya çıkan tüm senaryoların hiçbirinin bir diğerinin önüne geçemeyeceğidir.
Bu konuda ortaya atılan tüm iddialar bir diğeri kadar doğru olabilir, gerçekleşmesi
mümkün olabilir, mümkündür.
Kamu kuruluşlarında görev
yapan bürokratların partizanca atanmalarının sonucu, bilgi, deneyim, liyakat
ve yeterlilik gibi kıstasların göz önüne alınmaması, devleti bu tür olaylarda
çıkmaz yollara sokmaktadır. Olayın işlendiği tarihte Ankara Valisi olarak
görev yapan yetkilinin, komisyonumuzda 27 Şubat 1997 tarihinde verdiği
ifadede “Uğur Mumcu'nun Ankara'da olduğunu dahi o günkü olayda öğrendim”
sözleri, kamu yönetimindeki acı gerçeğin görülmesi açısından önemlidir.
Özellikle İstanbul'da başlatılan
İslamî Hareket Örgütü operasyonunda evraklarda yapılan tahrifatlar, olayı
soruşturanların ciddiyetsizliği, tanık ve delillerin yeterince değerlendirilmeyişi,
olayda konunun uzmanları yerine sürekli tayinlerle yerleri değiştirilen
personelin kullanılması, cinayetin çözümündeki endişeleri artıran gelişmelerdir.
Bütün bu gerekçeleri göz
önüne alan komisyonumuz, olayın meydana geldiği tarihteki kamu görevlileri
içinde ihmali görülenler hakkında oybirliğiyle suç duyurusunda bulunmuştur.
Bunların suç duyurularıyla ilgili gerekenlerin ivedilikle yapılmasını Hükümetimizden
bekliyoruz. Uğur Mumcu cinayetinde ihmali görülenlerin hesap vermesi, kamuoyu
vicdanı açısından da önemli bir gelişme olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye'de yazdıklarına itimat edilen gazeteciler arasında önemli bir yer
tutan Uğur Mumcu'nun menfur bir saldırı sonucu öldürülmesi, faillerinin
yıllar geçmesine rağmen bulunamaması, iç ve dış itibarımız açısından önemlidir.
Ülkemiz, gerçekten, demokratik hukuk devleti ise, faili meçhul cinayetler
ülkesi olamaz ve bu ayıpla yaşayamaz. Elli yıl önce ülkemizde bu ayıplar
yoktu. Bu ve buna benzer konularda devletin yapacağı en önemli iş, sorumluların
bulunabilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri ve gerekli teknolojiyi derhal
devreye sokmaktır.
Bu bilgiler ışığında, bütün
engellemelere rağmen, geçtiğimiz dönem kadük olan Faili Meçhul Cinayetleri
Araştırma Komisyonu raporunda bu konuda objektif ve iyi niyetli bir çalışma
ortaya konmuştur.
Mumcu Ailesi, bizim komisyonumuza,
bizzat, topluca gelerek, şükranlarını, teşekkürlerini ve takdirlerini sunmuştur.
Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma
Komisyonu, Susurluk Komisyonu gibi tartışmalara bulaşmamış, oybirliğiyle
kısa sürede çalışmalarını tamamlamıştır; sonuca gitmek için yoğun çaba
harcanmıştır. Devlet kurumlarının tahrip edilmesinden kaçınılmış, işbirliğiyle
sonuç alınmaya çalışılmıştır.
Uğur Mumcu cinayeti konusunda
geçen dörtbuçuk yılın envanteri titiz ve objektif biçimde ortaya konmuştur.
Tarihçilerin ve objektif gazetecilerin yararlarına sunulacak bilgi ve belgeler
tutanaklara geçirilmiştir.
Diğer araştırma komisyonlarının
karşılaştığı engellemelerin benzerleriyle karşılaşılmıştır. Bu konuda,
Anavatan Partisi Aydın Milletvekili Sayın Yüksel Yalova'nın Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzük değişikliği önergesinin Yüce Meclis tarafından kabul
edilmesinde ve gündeme alınmasında büyük fayda görmekteyiz.
Uğur Mumcu Komisyonuna çağrılı
olmalarına rağmen bilgi vermeye yanaşmayan kişilerin en azından yazılı
bilgi verme mecburiyeti ve ifadesine gerek duyulanların zorla getirilmeleri,
bu tür komisyonların belli bölümlerinin kamuoyuna açık olarak yapılması
sağlanmalıdır.
Komisyon raporunun bütünü,
hükümetlerce ibret alınacak derslerle doludur.
Cinayetin işlendiği tarihte
DGM Başsavcısından Ankara Valisine, Emniyet Müdüründen istihbarat birimlerine
kadar, yeterince ilgili olmadıkları somut kanıtlarıyla ortadadır. Suç duyurusunda
bulunulan personel hakkında derhal soruşturma başlatılmalıdır. Yürütülecek
soruşturmalar, ihmali görülen personelin korunması için değil bu cinayette
devletin suçlanmasına neden olan tutum ve davranışların tespiti biçiminde
olmalıdır. Yapılacak soruşturmalar, cinayetin aydınlatılma imkânını geliştirecektir.
Türk ve dünya kamuoyu, cinayetin
aydınlatılamamasından devletin içindeki bazı yetkilileri sorumlu tutmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti vatan
sathının, teröristlerin, kontra-espiyonajın ve yabancı istihbarat örgütlerinin
cirit attığı, deneme tahtası haline getirildiği, kamuoyuna anlatılmalı
ve bu tablonun ortaya çıkmasında ihmali görülenlerin korunmayacağı herkese
anlatılmalıdır. Ayrıca, ülkemizdeki istihbarat birimlerinde görev yapan
bazı yetkililerin, karşılıklı, çeşitli zeminlerde savaşır gibi çatışmalarına
son verilmelidir. İslamî hareket davasındaki tutanak tahrifatı ve usulsüz
olarak bomba imal eden, tanıklara gerekli özeni göstermeyen, kendiliğinden
delil imal eden...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Diker, ne
kadar eksüre vereyim efendim?
TEVFİK DİKER (Devamla) -
1 dakika...
BAŞKAN - Size 2 dakika eksüre
vereyim efendim; buyurun.
TEVFİK DİKER (Devamla)- ...
Türkiye Büyük Millet Meclisi araştırma komisyonuna karşı organize direnmeye
kalkışanların ve bunların devlet içindeki uzantılarının arındırılması için
gereği yapılmalıdır.
Deliller muhafaza edilmelidir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığı, dosyayı dava açabilecek duruma süratle
getirmelidir.
Bu değerlendirmeler ışığında,
Uğur Mumcu cinayetinin aydınlatılması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
kurulan araştırma komisyonunun objektif, akılcı ve dikkatli çalışmasının
ülkemize ve geleceğimize yeni bir ışık tutması dileğimle, Türkiye Cumhuriyeti
55 inci Hükümetimizin bu konuda duyarlı olacağına inancımız sonsuzdur.
Yüce Meclisi saygılarımla
selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Diker, teşekkür
ediyorum.
Açık oylamada oyunu kullanmayan
sayın üye var mı? Yok. Oylama işlemi tamamlanmıştır.
Kupalar kaldırılsın.
(Oyların ayırımına başlandı)
BAŞKAN - Refah Partisi Grubu
adına, Sayın Fethullah Erbaş.
Buyurun Sayın Erbaş. (RP
sıralarından alkışlar)
RP GRUBU ADINA FETHULLAH
ERBAŞ (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Denizli Milletvekili
Adnan Keskin ve 28 arkadaşının, Uğur Mumcu cinayetinin açıklığa kavuşturulması
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve (10/86) esas numaralı
Meclis Araştırma Komisyonu raporu üzerinde Refah Partisi adına söz almış
bulunuyorum; şahsım ve Refah Partisi adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlerime başlarken, menfur bir cinayet sonucu aramızdan ayrılan değerli
gazeteci Uğur Mumcu'yu saygıyla anarken, bu Komisyonun kurulmasına vesile
olan önerge sahibi arkadaşlarıma, ayrıca Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik
Vakfının (UMAG) bu konuda sarf ettiği çabalara, Komisyonumuzda ifade veren
ve bize yardımcı olan tüm kişi ve kurumlara, keza komisyona seçilen ve
komisyonu sonuna kadar yürüten Komisyonumuzun Başkanı Ersönmez Yarbay'a
ve Komisyon üyelerine teşekkürlerimi bir borç bilirim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
araştırma komisyonlarının çalışma sistemleri, yetkileri, neleri yapabilip
neleri yapamayacakları, yaptırım gücünün neler olduğu ve toplumumuzun bu
komisyonlardan beklentilerinin neler olduğu ve raporların hazırlanıp verildikten
sonra bu raporların ne gibi sonuçlar doğurduğu konusunda, komisyon üyesi
bütün arkadaşlarımızın hemen hemen hepsinin kafasında soru işaretleri kalmıştır.
Bu hususlar, hazırlanmış olan raporun 5 inci sayfasından 8 inci sayfasına
ve 161 inci sayfasından 164 üncü sayfasına kadar, haklı olarak irdelenmiştir.
Ümit ediyoruz ki, bu konulardaki çalışmalar yapılır, aksayan yerler tamamlanır
ve bundan sonra çalışacak araştırma komisyonları, bizim çektiğimiz sıkıntıları
çekmez.
Uğur Mumcu Komisyonundan
önce kurulan ve sonuçlanan Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonunun
hazırladığı rapor, keza, bu konuda yayımlanan kitap, makale ve tüm dokümanların
toplanması, gazeteci ve hukukçulardan oluşan UMAG'ın çalışmaları, devlet
güvenlik mahkemesi savcılığındaki 12 klasörden ibaret Uğur Mumcu cinayetiyle
ilgili dosyalar, bu konuda ifadelerine başvurmuş olduğumuz resmî ve özel
makam ve şahısların ifadeleri, keza, komisyon üyelerinin bu konudaki yorumlarıyla,
dosya tamamlanmış bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Uğur Mumcu cinayeti sonrasında, yurt içinde ve yurt dışındaki yankılarına
baktığımız zaman, yurt içindeki yankısı, Ankara ve İstanbul'da yapılan
cenaze törenlerinde ve mitinglerde “kahrolsun şeriat”, “Türkiye laiktir,
laik kalacak” gibi sloganlarla, laik devlet lehine protestoya dönüştürülmüştür.
Yurt içinde yayımlanan gazetelerde, zamanın Başbakanı Sayın Demirel ve
Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü'nün “bu, bizim namus borcumuzdur; katiller
en kısa zamanda yakalanacaktır” ifadelerine yer verilmiş ve özellikle,
cinayetin İslamcı örgütler tarafından işlendiği konusunda yoğun bir propagandaya
dönüştürülmüştür. Aradan dörtbuçuk yıl geçmesine rağmen, henüz, Uğur Mumcu
cinayeti hakkında dava açılamamıştır.
Yurt dışındaki basında ise,
hemen hemen her devlet, kendi lehinde noktalar ortaya çıkarmış; İsrail'de
yayımlanan gazetelerde “Türk gazeteci Hizbullah tarafından öldürüldü” diye
başlık atılmış; Portekiz'de, Endonezya'da yayımlanan gazetelerde “Türkiye
hiçbir zaman İran olmayacak” gibi başlıklar atılmış; Suudî Arabistan'da
yayımlanan gazetede “Türk Hizbullah örgütü, ülkedeki rejimi devirmek istiyor”
başlığı atılmış; İran'da yayımlanan gazeteler ise “Bir gazetecinin öldürülmesi
ve Türkiye hükümetinin amacı”, “Türkiye ordusunun Mumcu'nun öldürülmesindeki
rolü”, “Türkiye'deki son olayların amili CIA ve MOSSAD'dır” gibi yazılar
çıkmış; İtalya'da yayımlanan gazetelerde “Kürt partisinden şüpheleniliyor,
Türk mafyası ve Kürtlerle bağlantısı konusundaki tecrübesi rahatsızlık
yaratan gazeteci öldürüldü” Almanya'da yayımlanan gazetelerde de “İslam
yanlısı saldırı”, “Müslüman radikallere karşı gösteriler”, “Köktendincilere
karşı büyük protesto”, “Dinî köktenciliğe karşı Türkiye'de gazeteci cinayeti”,
“Türkiye Uğur Mumcu'nun yasını tutuyor” gibi yazılar çıkmıştır. Fransa'daki
gazetelerde ise “Terörist tehdidin yeniden ortaya çıkışı”, “İran'dan şüphe
ediliyor” ve benzeri yazılar yayımlanmıştır.
Televizyonlarda çıkan programlarda,
“40 Dakika” programının yapımcısı Can Dündar, Mumcu'nun 27.6.1975 ve 28.3.1978
tarihli Cumhuriyet Gazetelerinde yayımlanan yazılarını okumuş; Hasan Fehmi
Güneş'in, 1980 öncesi hakkında değerlendirme yaparak, Uğur Mumcu'nun 27.11.1979
ve 21.9.1985 tarihli Cumhuriyet Gazetelerinde yayımlanan makalelerini okumasını
müteakip, kardeşi Ceyhan Mumcu “Uğur Mumcu'nun, daha, Susurluk hadisesinden
çok önce, Abdi İpekçi cinayeti ile Abdullah Çatlı arasında bağlantı kurarak
bu çetenin varlığını ilan ettiğini” Cüneyt Arcayürek ise, 13 Mayıs 1991
tarihli Cumhuriyet Gazetesini okuyarak, “Uğur Mumcu, İtalyan televizyonunda
yayınlanan konuşmasında, “kaçakçılık, çete olayları var mı yok mu araştıracağı
beyanında bulunduğunu” belirtmişlerdir.
Uğur Mumcu davası avukatı
Emin Değer “Uğur Mumcu'nun bütün yazıları istihbarata, gizli güçlere çıktı
ve belki öyle bir yere geldi ki, eline geçen veya geçmesi olası bir kanıta
yaklaştı, o kanıtı elde etmeden veya yayımlamadan öldürülmüş olabilir”
görüşlerini dile getirmiştir.
Cüneyt Arcayürek, Uğur Mumcu'nun,
kendisine, APO'nun geçmişini ve MİT'le irtibatının olup olmadığını araştırdığını
ve “bunu sağlam temeller üzerine oturtabilirsem kitabın girişi bomba gibi
patlayacak” dediğini belirtmektedir.
Yine, Uğur Mumcu, ölümünden
on gün önce, Harp Akademisinde, 14.1.1993 tarihinde yaptığı konuşmayı içeren
video bandın çözümünde, uyuşturucu, silah kaçakçılığı ile terör arasındaki
ilişkiyi anlatmıştır.
Uğur Mumcu'nun kardeşi Ceyhan
Mumcu ifadesinde, Uğur Mumcu'nun İran ile ilgili tek bir yazısının bulunmadığını,
sadece ABD'nin, Irak sorununu çözdükten sonra İran için yeni provokasyonlar
yapacağını yazdığını belirtmiştir.
Uğur Mumcu'nun eşi Güldal
Mumcu ise verdiği ifadede, Özgür Gündem'de Uğur'a yönelik yazılar olduğunu;
bir sabah, Uğur'un kendisine “Güldal, bunlar beni öldürecekler” ifadesini
kullandığını, söz konusu gazetenin yazarı Yaşar Kaya'nın ilgili makalesinde,
“halkın dinamiği bu işin üstesinden gelecektir” sözünden bu sonuca vardığını;
Mumcu'nun, Behçet Cantürk -ki, Behçet Cantürk de faili meçhul bir cinayete
kurban gitmiştir- ile Yaşar Kaya arasında tartışmalar bulunduğunu, durumu
Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısına anlattığı halde ne Behçet Cantürk'ün
ne de Yaşar Kaya'nın ifadesine başvurulduğunu -şu anda Behçet Cantürk'ün
öldüğünü, Yaşar Kaya'nın da yurtdışında olduğunu biliyoruz- ve hiçbir işlem
yapılmadığını belirtmiştir.
Keza, öldürülen merhum Tevfik
Ağansoy'un eşi Hülya Ağansoy da ifadesinde, Uğur Mumcu'nun bir kitabını
okuduğu sırada, eşine hitaben, Uğur Mumcu'yu kastederek “çok iyi araştırmacı
bir gazeteciymiş; her şeyi çok iyi yazmış” demesi üzerine, Tevfik Ağansoy'
un da “yazık oldu, boşuna öldürdüler” dediğini, bunun üzerine de Hülya
Ağansoy'un “Mumcu'yu kim öldürdü?” diye eşine sorduğunu, eşinin de kendisine
“ne kadar az şey bilirsen o kadar çok yaşarsın” cevabını vererek konuyu
kapattığını beyan etmiştir. Bununla da, cinayeti işleyenleri eşinin bildiğini
ima etmiştir.
Mumcu'nun kardeşi Berhan
Gürsoy'un ifadesinde de, Mumcu'nun son işinin Kürt dosyası olduğunu, bu
konudaki delilleri toplamak üzere, emekli Hâkim Albay ve milletvekili Baki
Tuğ'dan bir belge istediğini, bu belgeyi almak için de 27.1.1993 Çarşamba
günü randevu aldığını, o gün Baki Tuğ ile buluşacaklarını; ancak, 24.1.l993'te
randevuya gitmeden öldürüldüğünü ifade etmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Uğur Mumcu cinayetinde emniyet güçleri, istihbarat güçleri, devlet güvenlik
mahkemesi savcısı ile cumhuriyet savcılarının, soruşturmayı tek yönde sürdürdükleri,
ilk günü devrin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'in “katiller elimizin altında”
diyerek, ismini dahi emniyet müdürlüğünde koydukları İslamî Hareket Örgütü
üzerine atma çabaları sonucunda, aradan geçen dörtbuçuk yılı aşkın bir
sürede hiçbir sonuç alınmamıştır. Aslında çok yönlü araştırılması gerekli
olan bu cinayetin, ilk etapta, bilinçli bir şekilde, İslamî Hareket Örgütü
üzerine kanalize etme sonucunda, bugüne kadar hiçbir netice elde edilememi,
ayrıca, aradan geçen dört yıl altı aylık süre içerisinde, olan deliller
de karartılmış ve yok edilmek suretiyle, faili meçhuller halkasına bir
ilave daha yapılmıştır.
19 uncu Dönemde kurulan Faili
Meçhul Cinayetler Komisyonu Başkanı Sadık Avundukluoğlu da ifadesinde belirttiği
gibi, araştırmaların belirli çevrelerce engellenmek istendiğini, bu konuda
ilgili kişiler aleyhine suç duyurusunda bulunulduğunu; tüm incelemelerinde
vardığı sonuca göre, bu olayın işleniş biçiminin, ajan faaliyeti olduğunu,
tetikçisinin de bir kişi olduğunu ve çok profesyonelce işlendiği kanaatinde
olduğunu belirtmiştir.
Bu hususta dinlenen tanıkların
ifadelerinden edindiğimiz kanaat, suçun işlendiği sırada, emniyet istihbarat
teşkilatlarının bugünkü kadar teknik ve deneyimli personele sahip olmadığı,
Millî İstihbarat Teşkilatıyla, Genelkurmay İstihbarat Teşkilatının ve Jandarma
İstihbarat Teşkilatının da bu olayla ilgilenmedikleri; zira, görev kapsamlarına
girmediği gerekçesiyle meseleye el koymadıkları; olay günü nöbetçi cumhuriyet
savcısının soruşturma başlatması gerekirken, konunun siyasî olabileceği
gerekçesiyle, devlet güvenlik mahkemesi savcılarınca yürütüldüğü, cinayetin
işlendiği tarihten itibaren, fail ve faillerin bulunmaması için, çeşitli
kişi ve makamlarca başka kanallara yönlendirme çabası içinde bulunulduğu
ve bunda da başarılı olunduğu, ifade veren kişilerin birçoğunun, cinayeti,
gazete ve televizyondan ayrıntılarına kadar bildikleri, bu nedenle de,
kendi yorumlarını ve geliştirdikleri teorileri anlatmak suretiyle, çoğu
zaman, suiniyetle, devletin belli kurumlarına ve şahıslarına yönelik suçlamalarda
bulunulduğu ve yıpratmaya çalışıldığı şeklindedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Mumcu cinayetini araştırırken, , polisin, istediği zaman, belli suçların
faillerini, kendisinin isim koyduğu bir örgüte yüklemek için, icabında
tutanaklarda tahrifat yaptığını; sanıklardan İrfan Çağrıcı'da olduğu gibi,
Hint mengenesiyle, kollarını, bacaklarını kırabildiğini; Türkiye'de işkence
olaylarının var olduğunu ve halen devam ettiğini; cezaevlerindeki sıkışıklığın
ve düzensizliklerin, ceza infaz kurumlarının ıslah edici, topluma kazandırıcı
olmaktan çok, suçlu üreten müesseseler haline geldiğini; cezayı, mahkûmdan
çok ailesinin, çoluk çocuğunun çektiğini belirledik.
Komisyonun dinlediği kişilerin
çoğunun, aradan geçen dört yıl altı ay gibi bir zaman biriminde ayrıntıları
unuttuğunu, kafalarındaki bilgileri, daha ziyade, gazete ve televizyonlardan
öğrendiklerini, kafalarındaki senaryolara uydurarak yorum niteliğinde bilgi
verdiklerini; devlet içinde, sorumsuz ve hukuka aykırı olarak, bazı yetkililerin
“itirafçı” ismini verdikleri insanları, suç işlemede nasıl kullandıklarını;
Denizli İlindeki, Denizli Haber Ajansı Televizyonunun kurşunlanmasını nasıl
gerçekleştirdiklerini, Denizli'deki bazı insanlardan, bu itirafçılar vasıtasıyla,
nasıl haraç topladıklarını, bazı basın mensuplarının rating uğruna hukuku
nasıl çiğnediklerini, ülkemiz aleyhine yapılan propagandaya nasıl alet
olduklarını; basının, her gün sanık bulup, savcı gibi yargılayıp, hâkim
gibi nasıl mahkûm ettiğini, kamuoyunu ve mahkemeleri, bağımsız yargıyı
nasıl etkilediklerini ibretle gördük.
Buna örnek olarak, 18.2.1993
tarihinde; yani, cinayetten 24 gün sonra TRT'de yayınlanan, Ertürk Yöndem'in
sunduğu Perde Arkası programı, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısının
yazılı müdahalesine rağmen yayınlanmıştır. Ertürk Yöndem'in sunduğu programın
bantları, Komisyonumuzca TRT'den alınarak izlenmiştir. Programda, Mumcu
cinayetinin elle tutulur tek delili olan Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminoloji
Laboratuvar Başkanlığının hazırladığı ekspertiz raporu, bu sebeple tüm
dünyaya ilan edilmiştir.
DGM savcılığında devam edip,
henüz sanıkları yakalanmadığı gibi, failleri dahi belli olmayan bir terör
olayının tek delilinin, gizli soruşturma olduğu halde alenileştirilmesi,
soruşturmayı zora sokmuştur. Bu delilin alenileştirilmesi, diğer delillerin
kolayca karartılmasını sağlamıştır; çünkü, failler, bulguların, izlerin
devamı için tedbir almış olmalılar ki, bunun dışında bugüne kadar başka
bir delil bulunamamıştır.
Bu konuda birinci sorumlu
olan zamanın Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nusret Demiral, ne program
yapımcısı ne de programa katılanlar hakkında hiçbir soruşturma ve dava
açmamıştır. Şu anda görevli ve yetkili olmadığı halde, Komisyonumuza bugün
bile gizli bir soruşturma hakkında bilgi vermekten kaçınan Nusret Demiral'ın,
yetkili olduğu dönemde bu yayına müdahale etmemesi, oldukça dikkat çekici
bir çelişkidir.
Uğur Mumcu cinayetini hiçbir
örgüt üstlenmemiştir ve bugüne kadar faili bulunamamıştır. Yapılan araştırmada
da fail veya faillerini bulmaktan ziyade, bu işin sorumlusu devlet güvenlik
mahkemesi savcılığı ile emniyet mensuplarının yaptıkları çalışmalar, delil
toplama yöntemleri, teknik ve eğitim seviyeleri, faili meçhul cinayetlerin
ülkemizde binlerle ifade edildiği zaman diliminde yetkili mercilerin bunu
önleme konusundaki kararlılıkları, Susurluk kazası sonunda ortaya atılan
devlet içindeki çetelerin bu cinayetlerdeki konumu, Komisyona bilgi veren
şahısların ifadelerindeki ipuçlarının değerlendirilmesinin de yapılmasını
sağlamaktı.
Devlet güvenlik mahkemesi
savcılığında başlatılan soruşturmada, 12 klasör içerisinde, elde edilen
deliller toplanmış; ancak, dava açma aşamasına gelinememiş olduğunu tespit
ettik. Bu durumların hepsi, bize dağıtılan raporda ince ayrıntılarıyla
yazılmıştır.
İslamî Hareket Örgütü olarak
adlandırılan kişi ve kişilerin ev ve gösterdikleri mekânlarda ele geçirilen
68 kilogram RDX C4 plastik patlayıcının akıbeti hakkında ikna edici bilgilere
ulaşılamamıştır. Bu patlayıcıların, imha edilen 43 kilogramlık kısmından
sonra, kalan 25 kilogramlık bölümü hakkında bilgi yoktur. Keza, tutanakta
250 gram patlayıcının imha edildiği yazılmış. Gerisi hakkında bilgi bulunamayışı,
soruşturmanın sıhhati hakkında şüpheleri kuvvetlendirmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Uğur Mumcu, ülkemizin yetiştirdiği, uluslararası düzeyde üne ve değere
sahip araştırmacı yazar bir gazetecimizdir. Çoğulcu parlamenter rejime,
laik, demokratik cumhuriyete, hukukun üstünlüğü ilkesine yürekten inanan
yılmaz bir demokrasi savunucusudur. Çok sevilen Mumcu'nun cenazesine katılan
yüzbinler bunun kanıtıdır.
Bu soruşturma yapılırken,
son yıllarda Mumcu'nun teşhir ettiği çevrelere bakmak, gerçeğe ulaşmada
doğru bir çıkış noktası olacaktır. Bu konuda, ölümünden sonra geliştirilen
senaryolar da bu tezin üzerine bina edilmektedir. Mumcu, laik, demokratik
cumhuriyete inanıyordu, bunun için radikal İslamcı örgütler; ülkenin bölünmez
bütünlüğüne inanıyordu, bunun için bölücü örgütler; devletin içinde yuvalanan
ve mafya diye adlandırılan uyuşturucu ve silah kaçakçılığı yapanlar ile
çek senet tahsilatına bulaşan odakları her gün teşhir ettiği için, bu tür
organize suç örgütlerince öldürülmüş olabilir.
Daha farklı bir tez de, Mumcu'nun,
Türkiye'de oluşturulacak istikrarsızlıklardan çıkarı olan ülkeler ve bunların
istihbarat örgütlerince öldürülmüş olabileceğidir.
Bütün bu tezler, nihayet
birer iddiadan ibarettir. Soruşturmanın bu çerçevede yeteri kadar genişletilmediği
ve derinleştirilmediği kanaatindeyim.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
Soruşturmayı savsaklayan,
görev kusuru olan DGM eski Başsavcısı Nusret Demiral ve DGM eski Savcısı
Ülkü Coşkun,
Uğur Mumcu'yu koruma konusunda
gerekli önlemleri almayan Ankara Valisi ve her kademede görev yapan diğer
ilgililer,
Soruşturmanın gizliliğini
ihlal eden ve 18.2.1993 tarihinde TRT'de yayınlanan Perde Arkası programına
katılarak görüş...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Erbaş, ne
kadar süre istersiniz?
FETHULLAH ERBAŞ (Devamla)
- 1 dakika efendim.
BAŞKAN - 1 dakika 60 saniyedir
Sayın Erbaş...
Peki, madem hamiyete kaldı;
buyurun.
FETHULLAH ERBAŞ (Devamla)
- ... belirten kamu görevlileri ile program yapımcısı ve mesul müdürü hakkında,
Soruşturmanın gizliliğini
ihlal eden 20.9.1993 tarihinde yayınlanan Ateş Hattı programına, tanık
Ayhan Aydın'ı götüren güvenlik görevlileri ile program yapımcısı ve mesul
müdürü hakkında,
İstanbul Emniyet Müdürlüğünde
görevli polisler olup, tutanakta tahrifat yapan ve imha tutanaklarını tanzim
edenler ile diğer ilgili ve görevliler hakkında inceleme, araştırma ve
gerekli soruşturmanın yapılmasını uygun görmekteyiz.
Sözlerimi, başta Uğur Mumcu
cinayeti olmak üzere, faili meçhul cinayetlerde öldürülen tüm vatandaşlarıma
Allah'tan rahmet ve yakınlarına sabırlar dilereyek bitirmek istiyorum.
Bu soruşturmalar sırasında,
hiçbir ilgisi olmadığı halde, emniyette işkence gören, kolu, bacağı kırılan,
insanlıkdışı muameleye maruz kalan vatandaşlarımdan da, Yüce Meclisin huzurunda
özür diliyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Erbaş, teşekkür
ediyorum.
Şu ana kadar kişisel söz
talebi gelmedi.
Sayın Komisyon ve Sayın Hükümetin
bir beyanı olacak mı efendim?
(10/86) ESAS NUMARALI MECLİS
ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) - Evet efendim.
ADALET BAKANI MAHMUT OLTAN
SUNGURLU (Gümüşhane) - Evet Sayın Başkan.
BAŞKAN - Komisyonun tercih
hakkı var; sonra, Sayın Hükümete söz vereceğim.
Buyurun Sayın Yarbay.
(10/86) ESAS NUMARALI MECLİS
ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonunun raporu
üzerindeki görüşmelerimiz devam ediyor; bu sırada, siyasî partilerin görüşlerini
dile getiren arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.
Komisyonumuz, tarafsız ve
ciddî bir şekilde çalışmıştır, önemli ölçüde zaman ayırmıştır ve gerçekten
ibret vesikası olan bir rapor hazırlamıştır. Ben, bütün milletvekillerimizin
bu raporu okumalarını özellikle tavsiye ediyorum; çünkü, burada, Başkent
Ankara'da işlenen bir cinayetin ne kadar sorumsuz bir şekilde araştırıldığı,
insan hayatının Türkiye'de ne kadar ucuz olduğu ve görevlilerin, yetkililerin,
insan hayatı kaybının karşısında ne kadar duyarsız olduğu görülecektir.
Türkiye, bir hukuk devleti
olmalıdır. Eğer, biz “terörle mücadele ediyoruz” diye hukuku bir tarafa
bırakır, hukukdışı işlere yönelirsek, o zaman hiçbirimizin can güvenliği
kalmaz. Dolayısıyla, herkes, bütün devlet görevlileri -bu raporun içerisinde
özellikle o var- hukuk kuralları içerisinde hareket etmelidir, ne gerekçeyle
olursa olsun hukuk dışına çıkmamalıdır.
Burada, itirafçılarla ilgili
bölümler var. Yozlaşma o kadar büyük ölçüde ki, bu itirafçıları, hem Millî
İstihbarat Teşkilatı kullanmış hem Jandarma Genel Komutanlığı kullanmış
hem de Emniyet Genel Müdürlüğü kullanmış; polisevlerinde yatıp kalkıyorlar,
askeriyede çalışıyorlar, maaş alıyorlar ve birtakım karanlık işlerde kullanılıyorlar...
Dolayısıyla, bu itirafçılarla ilgili, mutlaka, yeni yasal düzenlemeler
getirilmelidir.
İtirafçıların Komisyonumuza
vermiş oldukları ifadeler ayrı -hemen Komisyonumuzun kapısından çıktıktan
sonra polis tarafından alınmıştır- devlet güvenlik mahkemesi savcılığında
vermiş oldukları ifadeler ayrı, gazetelerdeki ifadeleri ayrı, farklı farklıdır;
fakat, hiçbir güç, bu ifadelerin neden bu şekilde olduğu konusunun üzerine
gidememektedir. Dolayısıyla, bütün siyasî partilerin ve Türkiye Büyük Millet
Meclisinin, Türkiye'nin bir hukuk devleti olması için mücadele etmesi ve
hukuka sahip çıkması, hukuk dışına çıkan kim olursa olsun onun karşısına
dikilmesi gerekmektedir.
Bu belgede bir diğer konu
da şudur: Siyasîlerin, Sayın Başbakanın ve bakanların böyle ayaküstü beyanatları,
devleti zor duruma düşürmektedir. “Katil elimizde”, “katili yakaladık”,
“üç güne kadar açıklıyoruz”, “çok önemli ipuçları”, “efendim, basın erken
yazdığı için kaçtı, elimizden kaçırdık” gibi birtakım sözler var. Böyle
ayaküstü beyanatlar olmaz. Tabiî, bütün devlet görevlilerine ve siyasîlere
de, ayaküstü beyanatlar vermekten kaçınmalarını tavsiye etmek istiyorum;
çünkü, Başbakan “katil elimizde” diyor, İçişleri Bakanı “katil elimizde”
diyor; ama, biz, bunları Komisyona çağırdığımız zaman, bu arkadaşlarımız
Komisyonda konuşurlarken “bize böyle söylediler...” “Böyle söylediler”
olmaz; yani, ilk önce doğru mu söylüyorlar araştırılmalı ve daha sonra,
kim yanılttıysa, onların cezalandırılması gerekir.
Değerli arkadaşlarım, bir
de, bunların sorumlusu yok. Vali beye soruyorsunuz “efendim, böyle söylediler”,
emniyet müdürüne soruyorsunuz “böyle söylediler...” En sonunda dosya nerede;
dosya, bir başkomiserin nezaretinde İrtica Masasında. Dosya, dörtbuçuk
senedir İrtica Masasında bekliyor. Dörtbuçuk senedir İrtica Masasından
bir şey gelmemiş, bir olay çıkmamış; emniyette soruşturmuşlar, İrtica Masasında,
dörtbuçuk senedir bekliyor; hâlâ İrtica Masasında...
Dolayısıyla, şimdi, biz,
Sayın Adalet Bakanlığına ve Sayın İçişleri Bakanlığına suç duyurusunda
bulunduk. Bu suç duyurularını, çok ciddiyetle... Memurin Muhakemat Kanunu...
Milletvekillerinin dokunulmazlığı var, memurların da dokunulmazlığı var.
Komisyona davet ettiğiniz zaman, emekli savcı Komisyona gelmiyor; Anayasayı
gerekçe gösteriyor ve Meclis İçtüzüğünü gerekçe gösteriyor; haklı olduğu
yerler var tabiî... Biz “hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir” diye
yazmışız; ama, maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 105 inci
maddesine göre, milletvekilleri, devlet sırlarını ve ticarî sırları öğrenemez.
Müsteşar, devlet sırrını bilir, genel müdür bilir, daire başkanı bilir,
belki memur bilir; ama, milletvekili, komisyon başkanı devlet sırrını öğrenemez,
ticarî sırları öğrenemez. (RP sıralarından alkışlar) İşte “efendim, biz,
size konuştuğumuz zaman, bunlar erkenden basına faş oluyor; dolayısıyla,
biz, zor durumda kalıyoruz” gibi birtakım savunmalar yapmaya çalışıyorlar;
bu da doğru değil; çünkü, nerede bir karanlık varsa, gizlilik varsa, orada
bir pislik var demektir.
O sebeple, bu konuların açıklığa
kavuşması lazım. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, hâkimiyet, kayıtsız şartsız
milletinse ve milletvekilleri de bu hâkimiyeti kullanıyorlarsa, o zaman,
Meclisten gizli hiçbir şeyin olmaması lazım.
Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet
Genel Müdürlüğü burada... Bu rapor eksik bir rapor. Emniyet Genel Müdürlüğü
bize belgeleri gönderirken şartlı gönderdi ve “belgelerin bir kısmını size
gönderiyoruz; ama, bir kısmını göndermiyoruz; çünkü, operasyonlar devam
ediyor. Eğer, belgeler size gelirse, bu operasyonlar yarım kalır.” dediler,
belgeleri eksik gönderdiler. Dolayısıyla, bu rapor, eksik bir rapor; yani,
tam bir rapor değil. Burada bütün belgelere ulaşabilmiş değiliz.
Devlet güvenlik mahkemesi
savcıları “efendim, biz bu dosyaları Meclise teslim edemeyiz” Neden?..
“Soruşturmalar gizlidir, tahkikat gizlidir...” Pekala, bu gizlilik kaç
sene devam edecek?.. Yani, üç ay geçmiş, altı ay geçmiş, dört sene geçmiş,
hâlâ gizli... Pekala doğru mu yapmışlar, yanlış mı yapmışlar kim bakacak?..
“Gelin buraya, burada inceleyin” dediler; yine de teşekkür ediyoruz. Gittik,
orada dosyaları bir iki saat içerisinde incelemeye çalıştık. 12 tane klasör,
bir iki saatte ne kadar incelenebilirse, o kadar incelemeye çalıştık.
Ama, bu Komisyonun bir faydası
oldu; daha önce yapılmayan işler yapıldı. Bu Komisyona, hem devlet güvenlik
mahkemesi savcıları hem cumhuriyet savcıları, Emniyet Genel Müdürü, bakanlar,
eski bakanlar ve davet ettiğimiz iki kişi haricinde aşağı yukarı herkes
geldi ve görüşlerini, düşüncelerini söylediler. Dolayısıyla, bu davetimize
icabet eden cumhuriyet savcılarına, devlet güvenlik mahkemesi savcılarına
da teşekkür ediyorum.
MEMDUH BÜYÜKKILIÇ (Kayseri)
- İki kişi kimdi?
(10/86) ESAS NUMARALI MECLİS
ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ERSÖNMEZ YARBAY (Devamla) - iki kişiden biri,
Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nusret Demiral. Bence, bu cinayetin
aydınlatılması konusunda kilit isimdir. O sebeple, mutlaka konuşmalıdır
ve bu konuda bildiklerini söylemelidir. İkinci kişi de, şimdi Ulaştırma
Bakanımız olan Necdet Menzir'dir.
Şimdi, burada, bir tahrifat
üzerinde durmak istiyorum; çünkü, bu dosyayı okuduğunuz zaman birtakım
şeyler hissediyorsunuz; ama, ispatlama imkânınız yok; çünkü, deliller önemli
ölçüde karartılmıştır. Bir defa, Uğur Mumcu'nun öldürülmeden önce yazmış
olduğu yazılarda, kesinlikle, İranla, islamla ilgili çok fazla bir şey
yok. Bütün yazılarını incelettik; son bir sene içerisinde yazmış olduğu
yazılardan 152'si ABD aleyhtarı, 114'ü de PKK aleyhtarı yazılardır. Uyuşturucu
kaçakçılığı üzerinde durmuştur; ama, öncelikli bir konu olarak iran ve
İslam üzerinde durmamıştır; fakat, cinayetten önce, çeşitli televizyon
programlarına çıkarılmış. Uğur Mumcu'nun hiç gündeminde olmadığı halde,
İslamî birtakım konularda tartışmaya davet edilmiş, tartışmalara sokulmuş
ve olay olduktan sonra da “bu işi İran yaptı, İran bağlantılı İslamî Hareket
Örgütü yaptı” denmiş.
Burada çok önemli bir olay
var, işte, hukuk devleti dediğim yer burasıdır: Operasyon, 23 Ocakta başlamış
-o sebeple, Necdet Menzir Beyin, mutlaka bu konuyu açıklığa kavuşturması
gerekiyor- 24 Ocakta Uğur Mumcu cinayeti vuku bulmuş. 23 Ocakta saat 15.00'te
başlayan operasyonda, saat 22.00'de, İslamî Hareket Örgütü üyesi bir sanığın
evinde, bol miktarda, plastik patlayıcı madde ve bol miktarda, plastik
patlayıcı yapımında kullanılan toz bulunmuş. 24 Ocakta olay olmuş.
Olaya baktığınız zaman, olay,
plastik patlayıcı maddeyle, -C4 maddesiyle- işlenmiş. Bol miktarda patlayıcı
madde, bol miktarda plastik patlayıcı toz bulundu; fakat, bir hafta sonra,
bu plastik patlayıcı maddeler imha edilmiş; emniyette bir rapor düzenlemişler
“bunları korumak çok zordur; onun için, biz bunları imha edelim” demişler.
İmha tutanağına baktığınız zaman, sadece, 250 gram plastik patlayıcı madde
var. “Bol miktarda plastik patlayıcı madde, bol miktarda plastik patlayıcı
yapımında kullanılan toz” dendiği zaman, torba torba, çuval çuval olması
lazım; yoksa, 250 gramın bol miktarla ne ilgisi var?.. Onun için, bu konunun
açıklığa kavuşturulması lazım.
İşin ilginç tarafı “bu cinayeti
İslami Hareket işledi” dendiği halde, Ankara'da kullanılan plastik patlayıcı
maddeyle, İstanbul'da elde edilen plastik patlayıcı maddenin bir teknik
mukayesesi, bir karşılaştırması, menşe araştırması yapılmamış.
Operasyon devam etmiş -tabiî,
burası da önemli-ayın 26'sında, tekrar, ikinci bir sanığın evinde 68 kilo
plastik patlayıcı madde bulunmuş. Yine C4, olaydan iki gün sonra. bu patlayıcı
maddeler de bir hafta sonra imha edilmiş. İmha tutanağında, yine, 43 kilo
var. Biraz önce, Fethullah Erbaş Bey de işaret ettiler, 25 kiloluk plastik
patlayıcı madde nerede? Bu evrakın üzerinde tahrifat yapılmış; 23 tarihi
20 yapılmış, bir başka tarih 26 yapılmış; ama, en sonunda 24... 26'sında
operasyon yapılmış, 68 kilo plastik patlayıcı elde edilmiş; en sonunda
24... Dolayısıyla, İçişleri Bakanımız, bu konu üzerinde hassasiyetle durmalıdır.
Tabiî, bu olayda, devlet
organları töhmet altındadır. Devletin bu töhmet altından kurtarılabilmesi
için, bu hususların açıklığa kavuşturulması lazım.
Olayın devamı var; bu plastik
patlayıcı maddelerle yakalanan sanıklar... Olaydan altı gün sonra, 30 Ocak'ta,
bir tanık ortaya çıkmış, Yıldız Karakoluna gitmiş demiş ki: “Ben, bu eylemi
yapanları gördüm.” 13 Şubatta, İslamî Hareket Örgütü militanları İstanbul'dan
Ankara'ya getirilmiş, yüzleştirilmiş, iki tanesini de teşhis etmiş; Ayhan
Usta ve Mehmet Ali Şeker. Plastik patlayıcı maddeler de onların üzerinde
bulundu deniliyor. Arkadaşlarımız Bandırma Cezaevine gittiler. Bandırma
Cezaevinde tutuklu sanıklardan Mehmet Ali Şeker, kendilerinde plastik patlayıcı
madde bulunmadığını, böyle bir maddenin kendilerinden çıkmadığını söyledi.
Dolayısıyla, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı 19 Şubatta yazmış
olduğu yazıda, İstanbul'daki tutuklu sanıkların, Ankara'daki Uğur Mumcu
cinayetiyle ilgisinin olmadığını ifade etmiş; ama, bütün bunlardan sonra,
elde edilen bu patlayıcıların, en azından mahkeme kararıyla, ortadan kaldırılması,
imha edilmesi gerekirken, mahkeme kararına falan gerek görülmeden bunlar
ortadan kaldırılmış; dolayısıyla, bir tehlikesi de yok!
Tabiî, yine devletin töhmet
altında olmasının bir diğer sebebi var. Komisyonumuza ifade veren herkes
“bu C-4 plastik patlayıcı maddeler askerî malzemelerdir, sadece askerî
depolarda bulunur” dediler. Dolayısıyla, askerî depolarda bu konuyla ilgili
sayım, tespit vesaire yapılmamış; savcı soruşturmayı genişletmemiş, bu
konuda soruşturma genişletilmemiş. İstanbul savcısı, “bu sanıklarla ilgisi
yok” dediği halde, dosya, İrtica Masasında tutulmaya devam edilmiş.
Diğer bir konu, tabiî, yine
arkadaşlarımız işaret ettiler; Uğur Mumcu, telefonla sık sık tehdit alan
bir kişi; fakat, telefon trafiği Telekom'dan istenmemiş; evinde bir tespit
yapılmamış olaydan sonra; çalışma bürosunda bir tespit yapılmamış ve her
şeyden önemlisi, en yakın kişi olan eşinin ifadesi olaydan 26 gün sonra
alınmış. Yanında taksi durağı var; bu olayın olduğu yerde bir defa cinayet
işlenmesi mümkün değil. 60 metre ilerisinde GAP İdaresi var, devletin resmî
bekçileri var; 30 metre ilerisinde Tunus Büyükelçiliği Evi var, devletin
polisleri var; hemen ikisinin ortasında, 60 metreyle 30 metrenin ortasında
bir taksi durağı var 24 saat açık, 24 tane taksici var; ama, olayı gören
yok, duyan yok!.. Emniyet, her zaman insancıl davransa, kendilerine teşekkür
ederiz tabiî; ama, bazen, bazılarını bir hafta on gün içeride tuttukları
halde, taksi durağındaki çaycının ifadesini almamışlar. Oradaki taksicilere
“siz Uğur Mumcu'yu tanır mısınız” diye sormuşlar. Çoğu diyor ki, “biz,
Uğur Mumcu'yu tanımayız” Polis memurları da “biz, Uğur Mumcu'yu tanımayız”
diyor. Bekçi de “biz, Uğur Mumcu'yu tanımayız” diyor; hiç kimse tanımıyor.
Daha önce koruması olduğu
halde koruması alınmış. Neden; yönetmelik değiştirilmiş; fakat, korumaya
ilişkin yönetmelik Resmî Gazetede yayımlanmamış; Resmî Gazetede yayımlanmadığı
için nasıl koruma istenir belli değil, kimse bilmiyor. “Uğur Mumcu koruma
istemedi” diyorlar; Uğur Mumcu'nun yönetmelikten haberi yok ki; yönetmelik
gizlice değiştirilmiş, Resmî Gazetede yayımlanmamış. Dolayısıyla, Uğur
Mumcu nasıl koruma isteyecek?!
O sebeple, bu konunun mutlaka
açıklığa kavuşturulması lazım. Suç duyurusunda bulunduğumuz devlet görevlileri,
eğer, bu olayı, siyasîlerden talimat alarak bu şekilde yönlendirdilerse,
o siyasîlerin de ortaya çıkarılması lazım.
Türkiye'de Uğur Mumcu ile
birlikte beş binden fazla faili meçhul cinayet var; bu faili meçhul cinayetlerin
de, mutlaka, partilerüstü bir olay olarak ele alınıp, bunların mutlaka
açıklığa kavuşturulması ve sorumluların adalet önüne çıkarılması gerekmektedir.
Değerli arkadaşlarım, patlayıcı
maddelerle işlenen cinayetlerin hiçbirinin faili bugüne kadar bulunamamış.
Tabiî, bu konuda emniyetin, teknik olarak desteklenmesi, yeni baştan organize
edilmesi gerekmektedir. Bazı emniyet mensuplarının, patlayıcılar konusunda
eğitilmesi, geliştirilmesi gerekmektedir.
Bu arada, Adlî Tıp Kurumu
mutlaka gözden geçirilmelidir. Avrupa Topluluğuna Türkiye'nin alınması
kabul edilmiyor ve gerekçe olarak da insan hakları gösteriliyor; buna hak
verdiren olayları önlememiz lazım.
Bakınız, Uğur Mumcu olayı
olduktan sonra, 25 Ocakta, 4 İranlı, 4 Iraklı, 3 Suriyeli ve 3 Libyalı
gözetim altına alınmış, sanki, mutlaka, Ortadoğu ülkelerinin yapması gerekiyormuş
gibi... Ondan sonra, bunlar, Emniyette 8 gün tutulmuş; 8 günün sonunda,
bunların herhangi bir işkenceye uğramadıklarının, bunlarda herhangi bir
darp izi falan olmadığının tespiti için, sanıklar Adlî Tıp Kurumuna sevk
edilmiş. Saat 10.20'de -aynı doktor tarafından, aynı dakikada- 5 sanık;
saat 10.25'te 4 sanık; saat 10.30'da da 3 sanık için aynı doktor tarafından
“herhangi bir işkenceye falan rastlanmamıştır, hepsi sağlamdır” diye rapor
veriliyor. Sadece sıra geçişi yapsalar, 1 dakika içerisinde bunların muayene
edilmesi mümkün değildir. Onun için, bu konuda Adlî Tıp Kurumu da mutlaka
yeni baştan düzenlenmeli ve bu işkence yapılıp yapılmadığı konusunda sadece
bir formalite icabı olarak, sanıkların işkence görmediğine dair bir evrak
olsun diye dosyaya takılmamalı; gerçekten, sanıkların işkence görüp görmediği
tespit edilmelidir. Bir sanık için, hiç olmazsa, bir doktor 2 dakikasını,
3 dakikasını ayırmalıdır. Böyle, toptan, sıradan geçirip “efendim hepsi
sağlamdır...” Burada tabiî, bir sanığın da sağlam olup olmadığına dair
hiçbir rapor da yok; birisini de unutmuşlar, onun raporu yok!.. (RP ve
CHP sıralarından alkışlar)
Ayrıca, tabiî, yine, yabancı
uyruklu bu 13 şahsı serbest bıraktıktan sonra, bu sefer yerli uyruklu 8
şahsı almışlar; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını almışlar. Bunlar da
yedi gün Emniyette misafir edilmiş; yedi günün sonunda Adlî Tıp Kurumuna
sevk edilmiş; aynı saat, aynı dakika “hepsi sağlamdır” raporu aynı doktor
tarafından imzalanmış, verilmiş. O sebeple, Adlî Tıp Kurumunun da yeni
baştan organize edilmesi gerekmektedir.
Komisyonumuzun çalışmaları
sırasında bizlere destek olan bütün ilgili kuruluşlara ve bizlere bilgi
veren kişilere teşekkür ediyorum; ancak, bu bilgiler eksik verilmiştir;
bugünkü gazetelerde -gazete haberi doğruysa- Kontrterör Dairesi eski Başkanı,
dün mahkemedeki ifadesinde “ben, Uğur Mumcu'yla Abdullah Çatlı konusunu
görüştüm; Uğur Mumcu'ya Abdullah Çatlı'nın ilişkilerini anlattım” diyor;
halbuki, Komisyonumuza vermiş olduğu ifadede, Uğur Mumcu'yla, Abdullah
Çatlı konusunu görüştüğünü söylemedi; dolayısıyla, Komisyonumuza eksik
bir bilgi verildiğini burada görüyoruz.
O sebeple, bize verilen bilgilerin
de sınırlı olduğu kanaatindeyiz; ancak, bu suç duyuruları hakkında gerekli
işlemler yapılırsa, ilgili memur arkadaşlarımız, kamu görevlileri konuştukları
takdirde, konunun açıklığa kavuşacağına inanıyorum.
Komisyon çalışmaları sırasında,
Komisyon üyesi arkadaşlarımız, gerçekten, büyük anlayış göstermişlerdir
ve bu olaya çok ciddî bir şekilde yaklaşmışlardır. Oybirliğiyle, ittifakla,
bu rapor hazırlanmıştır; o sebeple de, Komisyon üyesi arkadaşlarıma teşekkür
ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Komisyon Başkanına
teşekkür ediyorum.
TEVFİK DİKER (Manisa) - Sayın
Başkan, tutanaklara eksik ve yanlış geçmemesi bakımından Sayın Başkanın
söylediği iki konudan birinde; Komisyonumuzun davetine...
BAŞKAN - Bir dakika efendim;
siz, Komisyon üyesi misiniz ?
TEVFİK DİKER (Manisa) - Evet
efendim; Komisyon Başkanvekiliyim.
Başkan - Affedersiniz Sayın
Diker.
Eğer, Komisyonda görevli
değilse, Komisyon Başkanının beyanını düzeltme hakkı ve yetkisi yok da
onun için soruyorum.
Buyurun efendim.
TEVFİK DİKER (Manisa) - Eksiklikler
var, tutanaklara doğru geçmesi açısından arz etmek istiyorum.
Komisyonumuzun yazılı taleplerine
hiç icabet etmeyenler: Dündar Kılıç, Uğur Tonik, Reha Muhtar ve ismini
tespit edemediğimiz, rahmetli Uğur Mumcu'nun komşusu, restoranın sahibi,
Vanlı, sakallı. O zamanın İstanbul Emniyet Müdürü, şimdiki Ulaştırma Bakanı,
Komisyonun çağrısına yazılı cevap vermiştir. Sayın Nusret Demiral, Komisyonun
çağrısına yazılı cevap vermiştir, Anayasa ve İçtüzük engellerini göstermiştir;
üç-dört yazışma olmuştur; yine, en son, bu son savcıdan önceki görevli
ve yetkili savcı Nusret Tevfik Hancılar yazılı olarak cevap vermiştir,
icabet etmemiştir, Anayasa ve İçtüzük engelini göstermiştir. Sayın Güreş,
yazılı icabet etmiştir, gelmemiştir.
Bunların, tutanaklara doğru
geçmesi açısından fayda gördüğüm için arz ediyorum.
BAŞKAN - Sayın Diker teşekkür
ediyorum. Zatıâlinizi tenzih ederek ifade ediyorum; böylesi ağlama ve sızlamalar
meseleyi çözmez. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisidir ve Parlamentodur;
Anayasada, üstün güç ve kuvvettir burası ve kaynağını Anayasadan alır.
Toplanır bütün arkadaşlarımız, bütün parti hesaplarını bir kenara bırakarak,
kişisel ve indî, keyfî mütalaaları bir kenara iterek, Parlamentonun ağırlığını,
davete icabet etme mecburiyetini getiren düzenlemeyi yapar; ondan sonra
da davet edilince -Parlamentonun üzerinde güç yoktur- kim olursa olsun
gelir. (Alkışlar) Sizi teyiden ifade ediyorum.
TEVFİK DİKER (Manisa) - Biz
de aynı şeyi öneriyoruz; gerçekler ortaya çıksın diye...
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum
efendim.
(10/86) ESAS NUMARALI MECLİS
ARAŞTIRMASI KOMİSYONU BAŞKANI ERSÖNMEZ YARBAY (Ankara) - Tevfik Bey doğru
söylüyor; ancak, soru sorma imkânı olmadı, yazılı cevap verdiler; fakat,
bizim konuyla ilgili değildi cevapları; o sebeple, tabiî, gelmemiş olarak...
BAŞKAN - Efendim, biz biliriz;
avukatlık mesleğimden de biliyorum; şifahî yargılamada, uyanık olanlar,
hep yazılı müdafaayla geçiştirirler.
Hükümet adına, Adalet Bakanımız
Sayın Sungurlu; buyurun.
ADALET BAKANI MAHMUT OLTAN
SUNGURLU (Gümüşhane) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin pek değerli üyeleri;
Denizli Milletvekili Sayın Adnan Keskin ve 28 arkadaşının Uğur Mumcu cinayetinin
aydınlanması hususunda verdiği araştırma önergesinin, Araştırma Komisyonunca
yapılan araştırma sonucu hazırladığı rapor üzerine, Hükümet adına görüşlerimi
bildireceğim.
Konuşmama başlamadan önce, Yüce Meclisi ve Sayın Başkanı saygıyla selamlıyorum.
Bu vesileyle, merhum Uğur
Mumcu'yu rahmetle anıyorum; bu cinayeti kınıyorum. Meclis Araştırma Komisyonunun
yaptığı bu araştırmada da belirtildiği gibi, bugüne kadar bu olayın sanıkları
bulunamamıştır; dolayısıyla, herhangi bir dava açılmamıştır. Soruşturma
dosyası, henüz, Devlet Güvenlik Mahkemesinde kayıtlı olup, tahkikat devam
etmektedir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, İçişleri Bakanlığının bu işe tefrik
ettiği, ama, yalnız bu işe değil, faili meçhul cinayetler için tefrik ettiği
5 güvenlik görevlisiyle araştırmalarına devam etmektedir; bugüne kadar
hiçbir sonuç alınamadığını arkadaşlarımız ifade ettiği gibi, biz de ifade
ediyoruz.
Bunun yanı sıra, bu Komisyonla
yapılan çalışmaları milletvekillerimiz ifade ettiler; bizim, şu anda, buna
ilave edeceğimiz bir husus yok; ancak, Komisyon üyelerine teşekkür ediyoruz.
Bir iki hususu ifade etmek
istiyorum: Bakanlığımızın, bu raporu tetkik etmek suretiyle, rapordaki
tahlil, tenkit ve öneriler istikametinde, Bakanlığımıza düşen, yapılması
lazım gelen hususları yapacağından Yüce Meclisin emin olmasını istiyorum.
Aynı hususu, devletimizin diğer organlarının da titizlikle yerine getireceğinden
eminim; ancak, yine, biraz önce Sayın Başkanın da ifade ettiği gibi, birçok
husus var ki, bunların yerine getirilmesi, gerek Hükümetin gerekse, bilhassa
Yüce Meclisin yetkisinde olan hususlardır; çünkü, bunlar, Anayasa değişikliğini
gerektiren hususlardır.
Demokratik bir ülke, şeffaflık,
açıklık ve millî iradenin hâkimiyetine dayanan bir ülkedir. Bakınız, biz,
önce kendimizden başlamak üzere, Anayasada milletvekili dokunulmazlığını
kaldırmamız ve bunun yanı sıra, sıradışı vatandaşın ötesinde bütün korunanların,
devletteki bütün korunanların koruma zırhlarını çok asgarî ölçüye, vazifeleri
ölçüsüne indirmek zorundayız. Bugün herhangi bir savcının, herhangi bir
hâkimin, bir tahkikata başladığı zaman, karşısında; memur, asker, hâkim,
yüksek dereceli bürokrat, yüksek mahkeme üyesi gibi sıfatlarla herhangi
bir işi götürmesi mümkün değildir. Bu itibarla, Anayasamızda yapılması
lazım gelen değişiklikler birkısım siyasî partilerimizce hazırlanmış ve
Meclis Başkanlığına da bu hususta öneriler, teklifler yapılmıştır. Bunların
halledilmesi, ülkemizde millî iradenin hâkim kılınması, açıklığın sağlanması
hususunda, her birimiz, üzerimize düşeni yapmadığımızda; yine, bu çetelerin;
yine, devlet içerisinde sorumsuzların bu işe devam edecekleri; yalnız Uğur
Mumcu değil, daha birçok vatandaşımızın cinayetinin failinin meçhul kalacağı
gerçektir. Son zamanlarda, bu hususta, kamuoyundaki hassasiyeti hepimiz
görüyoruz; Yüce Parlamentonun da buna hassasiyet gösterdiğini görüyoruz;
biz de, bu hususta, elimizden gelen çalışma ve gayreti göstereceğiz ve
Parlamentonun desteğiyle, ümit ediyorum ki, bu olayda millî iradeyi hâkim
kılacak formülleri birlikte bulacağız.
Ben, bu düşünceler içerisinde
Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Bakan teşekkür
ediyorum.
Kişisel söz talebi?.. Yok.
Sayın milletvekilleri, merhum
Uğur Mumcu cinayetinin açıklığa kavuşturulması amacıyla kurulan (10/86)
esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşme
tamamlanmıştır; umuyorum, Parlamentonun faaliyetinin dışında kalan ve icraya
taalluk eden eksiklikler süratle tamamlanır ve hiç olmazsa, bizim tarihî
kabulümüze göre ah yerinde kalmaz.
1
- 2
KAYNAK:
TBMM TUTANAK DERGİSİ CİLT: 31 (20. DÖNEM 2. YASAMA YILI 125. BİRLEŞİM)
(BU BELGE 29 HAZİRAN 2000
TARİHİNDE BELGENET ARŞİVİNE ALINMIŞTIR)
  |