TÜSİAD'ın raporuna göre, yapılması gereken reformlar ana hatlarıyla
şöyle:
1. Siyasi Partiler Kanunu
Siyasi partiler, temsili demokrasinin işleyişinde merkezi bir role sahiptir.
Partiler sistemindeki sorunlar, siyasi yapıda tıkanıklığa, demokrasinin
zaafiyete uğramasına ve partiler ile toplum arasındaki mesafenin açılmasına
neden olur.
Siyasi partiler demokratik sistemde bu denli hayati öneme sahip iken,
ülkemizde partiler ile ilgili yasal çerçeve, kısıtlayıcı ve antidemokratik
hükümler barındırmaktadır. Bu nedenle, siyasi partilerin kuruluşu, faaliyetleri
ve örgütlenmeleri ile ilgili düzenlemeler, partilerin fikir özgürlükleri
üzerindeki kısıtlamalar elden geçirilmelidir. Lider hegemonyasının parti
yapısını ve giderek siyasi sistemin işleyişini bozması engellenmeli, parti
içi demokrasiyi işletecek düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır.
2. Seçim sistemi
Mevcut seçim sistemimiz, yönetim istikrarsızlığını kolaylaştırmakta,
hatta teşvik etmektedir. Son on yılda sıklıkla yaşanan ekonomik krizlerde
de seçim sistemimiz küçümsenmeyecek bir paya sahiptir. Seçim sistemimiz
hem temsilde adaleti sağlayamamakta hem de temsilde adaletten vazgeçme
pahasına, yönetimde istikrara olumlu katkı yapamamaktadır.
Seçim sistemi reformu, partileri ittifaka ve ortak hükümet programları
oluşturmaya teşvik etmeli, seçmenlerin ilk parti tercihleri ile yetinmeyip
diğer tercihlerini de dikkate alarak çoğunluk seçmenin istemediği azınlık
iktidarlarına izin vermemelidir. Makul bir barajın üstünde oy alan ya da
birkaç seçim bölgesinde milletvekilliği kazanan her partinin, aldığı oy
oranına yakın olmasa bile, en azından parlamentoda temsil edilmesini sağlamalıdır.
Bu özelliklere en yakın seçim sistemi, nisbi takviyeli iki turlu dar bölge
seçim sistemidir. Nisbi takviyenin ağırlığı, toplumsal uzlaşma konusu olmalıdır.
3. Yasama dokunulmazlığı ve Meclis soruşturması
Siyasal rejimin demokratik olarak nitelendirilmesinin en önemli unsurlarından
biri, seçilen temsilcilerin “hesap verebilir” olmalarıdır. Hesap verebilirlik,
seçen ile seçilen arasındaki güven ilişkisinin de temelini oluşturur. Ancak,
ülkemizdeki anayasal düzenlemeler, yasama ve yürütme organı üyelerinin
hesap verebilirliklerini ortadan kaldıran, onları ayrıcalıklı konuma taşıyan
bir anlayış sergilemektedir.
Oysa birçok demokratik Avrupa ülkesinde, yasama dokunulmazlığı ve Meclis
soruşturması kurumları, bizdeki kadar geniş kapsamlı bir koruma sunmamaktadır.
Ülkemizde de, yasama dokunulmazlığının kapsamı, adli takibat ve yargılamaya
mani olmayacak şekilde mutlaka daraltılmalıdır. Meclis soruşturması düzenlemesi
de benzer bakış açısıyla yeniden biçimlendirilmelidir.
4. Ölüm Cezası
Türkiye’nin AB’ye uyum için hazırladığı Ulusal Program’da, ölüm cezalarının
infaz edilmemesi tavrının devam edeceği ve orta vadede bu cezanın kaldırılmasının
şekil ve kapsam olarak ele alınacağı belirtilmektedir. Bu muğlak ifade,
Meclis’in ileride bu cezayı kaldırırken dahi belli bir sınırlamaya gidebileceği
görüntüsünü vermektedir.
Oysa, Avrupa ülkeleri arasında ölüm cezasının kaldırılması ortak bir
uygulama haline gelmiştir. Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan’ın da imzalamaları
ile, 43 ülke arasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 6 numaralı
Protokol’ü imzalamayan tek Avrupa Konseyi üyesi ülke Türkiye kalmıştır.
Bu protokol imzalanıp onaylanmalı ve protokolde belirtildiği gibi, savaş
ve benzeri durumlar hariç, mevzuatımızdan idam cezası çıkartılmalıdır.
5. Düşünce ve İfade Özgürlüğü
Çoğulcu-özgürlükçü demokrasilerde düşünce ve ifade özgürlüğü esastır.
Hepimizin bildiği gibi, ülkemizin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde
en sık karşılaştığı ve mahkum olduğu konuların başında düşünce ve ifade
özgürlüğü ihlalleri gelmektedir. Bu manzara ile Türkiye’nin, çağdaş demokratik
normlara uyan ülkeler arasında yer alması mümkün değildir.
Ulusal Program’da, düşünce ve ifade özgürlükleri ile ilgili bazı Anayasal
ve yasal düzenlemelerde değişiklik yapılması öngörülmüştür ve bu olumlu
bir gelişmedir. Başta ilgili anayasa hükümleri, Terörle Mücadele Kanunu
ve Ceza Kanunu olmak üzere, yasal düzenlemeler, Avrupa insan Hakları Mahkemesi’nin
içtihadı dikkate alınarak değiştirilmelidir.
Ayrıca, düşünce ve ifade özgürlüğü ile çok yakından ilişkili olan basın-yayın
özgürlüğünü ihlal eden mevzuat hükümleri de elden geçirilmelidir.
6. Kültürel Yaşam ve Bireysel Özgürlükler
Kültürel hakların iki önemli konusu, ana dilde eğitim ve TV-radyo yayınıdır.
Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan ve Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda
en temel kilometre taşlarından biri olan bu konular hakkında Ulusal Programımızda
bir açıklık yoktur.
Oysa kültürel haklar, sadece Türkiye için geçerli olması istenen bir
olgu değildir. Fransa gibi “azınlık” kavramını benimsemeyen ülkelerde dahi
farklı kültür ve dillerin öğretilmesine, eğitim sisteminde resmi dilin
kullanılması anlayışını ortadan kaldırmayacak biçimde imkan tanınmaktadır.
Üstelik sadece köklü demokrasilerde değil, Bulgaristan, Macaristan, Estonya
gibi Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde de bu yönde düzenlemeler mevcuttur.
Türkiye bu alanda gerekli mevzuat değişikliklerini yapmazsa, demokratik
performans açısından bu ülkelerin gerisine düşecektir.
Ana dilde yayın hakkı ise, düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü ile
yakından ilgilidir. Bu nedenle, Anayasa’daki dil yasaklarının ve mevzuattaki
sınırlamaların kaldırılması gereklidir.
7. Toplantı hakkı ve sivil toplum
Katılım Ortaklığı Belgesi’nin kısa vadeli siyasi kriterler bölümünde
yer alan “demek kurma ve toplantı-gösteri yürüyüşü hakkı” anayasal ve yasal
yönden güçlendirilmelidir. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ve Dernekler
Kanunu, sivil toplumun gelişmesini teşvik edecek bir anlayışla ele alınarak,
antidemokratik hükümlerden arındırılmalıdır.
8. İşkence ve kötü muamele
Katılım Ortaklığı Belgesi’nde de yer verilen bu konular, gerçekten Türkiye’de
insan haklarının korunması anlayışının ve hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi
açısından önemli ve bir o kadar da eksik olan hususlardır. İşkence ve kötü
muamele olgusu, bu yönde uluslararası örgütlerin raporları ve Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’nin kararları devam etmektedir.
Türkiye’de bu iddiaların ve olgunun önlenmesi için, Ceza Kanunu başta
olmak üzere ilgili yasalarda değişiklikler yapılmalıdır. İşkence ve kötü
muamele iddialarına konu olan devlet görevlilerinin soruşturulmasını, yargılanmasını
ve işkence yapanın cezalandırılmasını kolaylaştıracak mevzuat değişikliklerinin
de yapılması zorunludur.
9. Milli Güvenlik Kurulu
Türkiye’de gerek Anayasal boyutta, gerek fiilen Milli Güvenlik Kurulu’nun
siyasal sistem içindeki rolü, Avrupa Birliği tarafından sorgulanmaktadır.
Milli Güvenlik Kurulu’nun Anayasal statüsü, anayasalarda yer alıp almaması,
diğer ülkelerde varolup olmadığı hususları çok tartışılmıştır. Yapılması
gereken, Milli Güvenlik Kurulu’nun Avrupa Birliği standartlarına ve Katılım
Ortaklığı Belgesi’nde yer alan siyasal kriterlere uygun bir duruma getirilmesidir.
10. Hukuk devleti
Çağdaş dünya devleti olmanın gereklerinden birisi de “hukuk devleti”
ilkesinin eksiksiz uygulanmasıdır. Hukuk devletinden söz edebilmek için,
etkili, etkin, bağımsız ve tarafsız bir yargı denetiminin var olması, devletin
tüm işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluğunun denetlenmesi zorunludur.
Bu nedenle, anayasal ve yasal mevzuatımız, yargı denetimini kuvvetlendirecek
ve yargı bağımsızlığını tam olarak sağlayacak şekilde değiştirilmelidir. |