Türkiye'de yaşanan olaylar...
 AnaSayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgiliSayfalar
RAPORUN METNİ
TÜRKİYE'DE DEMOKRATİKLEŞME PERSPEKTİFLERİ (1997)

TÜSİAD RAPORU...
Türkiye'de Demokratikleşme Perspektifleri ve AB Kopenhag Siyasal Kriterleri 
Görüşler ve Öncelikler 
Mayıs 2001
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) tarafından hazırlatılan ''Türkiye'de Demokratikleşme Perspektifleri ve AB Kopenhag Siyasal Kriterleri-Görüşler ve Öncelikler'' başlıklı rapor, 21 Mayıs'ta, basın toplantısı ile kamuoyuna açıklandı. Raporda, AB'a uyum için Türkiye'nin Ulusal Programı'nda ele alınması gereken reformlar, 10 başlık altında toplandı.
 
  • SİYASİ PARTİLER KANUNU
  • SEÇİM SİSTEMİ
  • ANAYASAL DÜZENLEMELER
  • İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
  • İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE
  • BİREYSEL HAK VE KÜLTÜREL ÖZGÜRLÜKLER
  • ÖLÜM CEZASI
  • SİVİL TOPLUM
  • MİLLİ GÜVENLİK KURULU
  • HUKUK DEVLETİ
Basın toplantısında, (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, Başkan Yardımcısı Mustafa Koç ve TÜSİAD Siyasi Kriterler Çalışma Grubu Başkanı Can Paker birer konuşma yaptılar.
 

TÜSİAD'ın raporuna göre, yapılması gereken reformlar ana hatlarıyla şöyle:

1. Siyasi Partiler Kanunu

Siyasi partiler, temsili demokrasinin işleyişinde merkezi bir role sahiptir. Partiler sistemindeki sorunlar, siyasi yapıda tıkanıklığa, demokrasinin zaafiyete uğramasına ve partiler ile toplum arasındaki mesafenin açılmasına neden olur.

Siyasi partiler demokratik sistemde bu denli hayati öneme sahip iken, ülkemizde partiler ile ilgili yasal çerçeve, kısıtlayıcı ve antidemokratik hükümler barındırmaktadır. Bu nedenle, siyasi partilerin kuruluşu, faaliyetleri ve örgütlenmeleri ile ilgili düzenlemeler, partilerin fikir özgürlükleri üzerindeki kısıtlamalar elden geçirilmelidir. Lider hegemonyasının parti yapısını ve giderek siyasi sistemin işleyişini bozması engellenmeli, parti içi demokrasiyi işletecek düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır.

2. Seçim sistemi

Mevcut seçim sistemimiz, yönetim istikrarsızlığını kolaylaştırmakta, hatta teşvik etmektedir. Son on yılda sıklıkla yaşanan ekonomik krizlerde de seçim sistemimiz küçümsenmeyecek bir paya sahiptir. Seçim sistemimiz hem temsilde adaleti sağlayamamakta hem de temsilde adaletten vazgeçme pahasına, yönetimde istikrara olumlu katkı yapamamaktadır.

Seçim sistemi reformu, partileri ittifaka ve ortak hükümet programları oluşturmaya teşvik etmeli, seçmenlerin ilk parti tercihleri ile yetinmeyip diğer tercihlerini de dikkate alarak çoğunluk seçmenin istemediği azınlık iktidarlarına izin vermemelidir. Makul bir barajın üstünde oy alan ya da birkaç seçim bölgesinde milletvekilliği kazanan her partinin, aldığı oy oranına yakın olmasa bile, en azından parlamentoda temsil edilmesini sağlamalıdır. Bu özelliklere en yakın seçim sistemi, nisbi takviyeli iki turlu dar bölge seçim sistemidir. Nisbi takviyenin ağırlığı, toplumsal uzlaşma konusu olmalıdır.

3. Yasama dokunulmazlığı ve Meclis soruşturması

Siyasal rejimin demokratik olarak nitelendirilmesinin en önemli unsurlarından biri, seçilen temsilcilerin “hesap verebilir” olmalarıdır. Hesap verebilirlik, seçen ile seçilen arasındaki güven ilişkisinin de temelini oluşturur. Ancak, ülkemizdeki anayasal düzenlemeler, yasama ve yürütme organı üyelerinin hesap verebilirliklerini ortadan kaldıran, onları ayrıcalıklı konuma taşıyan bir anlayış sergilemektedir.

Oysa birçok demokratik Avrupa ülkesinde, yasama dokunulmazlığı ve Meclis soruşturması kurumları, bizdeki kadar geniş kapsamlı bir koruma sunmamaktadır. Ülkemizde de, yasama dokunulmazlığının kapsamı, adli takibat ve yargılamaya mani olmayacak şekilde mutlaka daraltılmalıdır. Meclis soruşturması düzenlemesi de benzer bakış açısıyla yeniden biçimlendirilmelidir.

4. Ölüm Cezası

Türkiye’nin AB’ye uyum için hazırladığı Ulusal Program’da, ölüm cezalarının infaz edilmemesi tavrının devam edeceği ve orta vadede bu cezanın kaldırılmasının şekil ve kapsam olarak ele alınacağı belirtilmektedir. Bu muğlak ifade, Meclis’in ileride bu cezayı kaldırırken dahi belli bir sınırlamaya gidebileceği görüntüsünü vermektedir.

Oysa, Avrupa ülkeleri arasında ölüm cezasının kaldırılması ortak bir uygulama haline gelmiştir. Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan’ın da imzalamaları ile, 43 ülke arasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 6 numaralı Protokol’ü imzalamayan tek Avrupa Konseyi üyesi ülke Türkiye kalmıştır. Bu protokol imzalanıp onaylanmalı ve protokolde belirtildiği gibi, savaş ve benzeri durumlar hariç, mevzuatımızdan idam cezası çıkartılmalıdır.

5. Düşünce ve İfade Özgürlüğü

Çoğulcu-özgürlükçü demokrasilerde düşünce ve ifade özgürlüğü esastır. Hepimizin bildiği gibi, ülkemizin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde en sık karşılaştığı ve mahkum olduğu konuların başında düşünce ve ifade özgürlüğü ihlalleri gelmektedir. Bu manzara ile Türkiye’nin, çağdaş demokratik normlara uyan ülkeler arasında yer alması mümkün değildir.

Ulusal Program’da, düşünce ve ifade özgürlükleri ile ilgili bazı Anayasal ve yasal düzenlemelerde değişiklik yapılması öngörülmüştür ve bu olumlu bir gelişmedir. Başta ilgili anayasa hükümleri, Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Kanunu olmak üzere, yasal düzenlemeler, Avrupa insan Hakları Mahkemesi’nin içtihadı dikkate alınarak değiştirilmelidir.

Ayrıca, düşünce ve ifade özgürlüğü ile çok yakından ilişkili olan basın-yayın özgürlüğünü ihlal eden mevzuat hükümleri de elden geçirilmelidir.

6. Kültürel Yaşam ve Bireysel Özgürlükler

Kültürel hakların iki önemli konusu, ana dilde eğitim ve TV-radyo yayınıdır. Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan ve Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda en temel kilometre taşlarından biri olan bu konular hakkında Ulusal Programımızda bir açıklık yoktur.

Oysa kültürel haklar, sadece Türkiye için geçerli olması istenen bir olgu değildir. Fransa gibi “azınlık” kavramını benimsemeyen ülkelerde dahi farklı kültür ve dillerin öğretilmesine, eğitim sisteminde resmi dilin kullanılması anlayışını ortadan kaldırmayacak biçimde imkan tanınmaktadır. Üstelik sadece köklü demokrasilerde değil, Bulgaristan, Macaristan, Estonya gibi Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde de bu yönde düzenlemeler mevcuttur. Türkiye bu alanda gerekli mevzuat değişikliklerini yapmazsa, demokratik performans açısından bu ülkelerin gerisine düşecektir.

Ana dilde yayın hakkı ise, düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü ile yakından ilgilidir. Bu nedenle, Anayasa’daki dil yasaklarının ve mevzuattaki sınırlamaların kaldırılması gereklidir.

7. Toplantı hakkı ve sivil toplum

Katılım Ortaklığı Belgesi’nin kısa vadeli siyasi kriterler bölümünde yer alan “demek kurma ve toplantı-gösteri yürüyüşü hakkı” anayasal ve yasal yönden güçlendirilmelidir. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ve Dernekler Kanunu, sivil toplumun gelişmesini teşvik edecek bir anlayışla ele alınarak, antidemokratik hükümlerden arındırılmalıdır.

8. İşkence ve kötü muamele

Katılım Ortaklığı Belgesi’nde de yer verilen bu konular, gerçekten Türkiye’de insan haklarının korunması anlayışının ve hukuk devleti ilkesinin yerleşmesi açısından önemli ve bir o kadar da eksik olan hususlardır. İşkence ve kötü muamele olgusu, bu yönde uluslararası örgütlerin raporları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları devam etmektedir.

Türkiye’de bu iddiaların ve olgunun önlenmesi için, Ceza Kanunu başta olmak üzere ilgili yasalarda değişiklikler yapılmalıdır. İşkence ve kötü muamele iddialarına konu olan devlet görevlilerinin soruşturulmasını, yargılanmasını ve işkence yapanın cezalandırılmasını kolaylaştıracak mevzuat değişikliklerinin de yapılması zorunludur.

9. Milli Güvenlik Kurulu

Türkiye’de gerek Anayasal boyutta, gerek fiilen Milli Güvenlik Kurulu’nun siyasal sistem içindeki rolü, Avrupa Birliği tarafından sorgulanmaktadır. Milli Güvenlik Kurulu’nun Anayasal statüsü, anayasalarda yer alıp almaması, diğer ülkelerde varolup olmadığı hususları çok tartışılmıştır. Yapılması gereken, Milli Güvenlik Kurulu’nun Avrupa Birliği standartlarına ve Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan siyasal kriterlere uygun bir duruma getirilmesidir.

10. Hukuk devleti

Çağdaş dünya devleti olmanın gereklerinden birisi de “hukuk devleti” ilkesinin eksiksiz uygulanmasıdır. Hukuk devletinden söz edebilmek için, etkili, etkin, bağımsız ve tarafsız bir yargı denetiminin var olması, devletin tüm işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluğunun denetlenmesi zorunludur. Bu nedenle, anayasal ve yasal mevzuatımız, yargı denetimini kuvvetlendirecek ve yargı bağımsızlığını tam olarak sağlayacak şekilde değiştirilmelidir.



(22MAYIS 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğinizsayfaya dönüş