|
Başbakan
Ecevit ile Öcalan konusundaki Liderler Zirvesi ve Cumhurbaşkanı Seçimine
ilişkin TRT-1'de yayınlanan "Pazar Panorama" programında yapılan mülakat...
(16
OCAK 2000)
CEM KIRÇAK: Programımıza
lütfedip katılan Başbakan Sayın Bülent Ecevit’e çok çok teşekkür ediyoruz
Pazar Panorama Ekibi olarak. Tekrar hoş geldiniz.
Sayın Başbakan, “Abdullah
Öcalan siyasal anlamda ölmüştür, ama idam onu siyasal anlamda yeniden diriltebilir
kaygısını taşıyorum”, oldukça önemli bir cümle. Bu cümleyi biraz açabilir
miyiz?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bu
gibi siyasal konularda idamlar genellikle bazı çevrelerde acıma duygusu
veya intikam duygusuna yol açar. Bunun dünyada ve Türkiye’de örnekleri
görülmüştür. Gereksiz yere bir ağır caninin, çok suçlar işlemiş ve işletmiş
bir kimsenin, bazı kimseler gözünde sahte bir kahraman gibi görünür duruma
gelmesi, aslında Türkiye’nin aleyhine olurdu, onu kastettim. İdam edilmediği
sürece etkisi giderek azalacaktır, ama idamın onu gereksiz yere bir mağdur
durumunda gösterme yolunu açacaktır kaygısını taşıyordum. Onları ifade
etmeye çalıştım.
CEM KIRÇAK: Bu arada İmralı
Adası’ndan terörist başının avukatları vasıtasıyla çeşitli konulardaki
düşüncelerini dile getirmesi, bazı çevrelerde rahatsızlık yarattı. Bu konuda
neler söyleyeceksiniz?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ben
de rahatsızlık duyuyorum bundan. İmralı’daki cezaevi bir siyaset kürsüsü
değildir, orayı Abdullah Öcalan’ın bir siyaset kürsüsü gibi kullanmasına
müsamaha ile bakmak mümkün değildir, bunu kastettim. İkide bir avukatları
aracılığı ile -kendi ağzından- çıkıyor mu, çıkmıyor mu onu da bilmiyoruz
Türkiye’ye bazı siyasi mesajlar vermeye kalkışıyor. Bunu hoşgörü ile karşılayamayacağımızı
belirtmek istedim.
MUSTAFA BALBAL: Efendim burada
dün de geniş bir değerlendirme yaptınız, PKK terör örgütü ile ilgili size
MİT’ten bilgiler geliyor. Şimdi son durum nedir? Örneğin dağdakilerin azaldığı
söyleniyor, bu terör örgütünün ne yapacağı bilinmiyor. Terör örgütünü tahlil
eder misiniz, son durumu nedir?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Abdullah
Öcalan’ın Suriye’den çıkmak zorunda bırakılması, bizim tarafımızdan şubat
ayında Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi, Abdullah Öcalan’ın aslında
etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bu tutukluluk süresi bunun
siyasal etkinliğini koruyabilmesi mümkün değildir. Fakat bu arada PKK’nın
içinde bazı tartışmalar ortaya çıktığını biliyoruz. Teröre ara vermek veya
terörü sona erdirmek isteyen, siyasallaştırmaya ağırlık vermek isteyenler
olduğu gibi, terör eylemlerini devam ettirmek isteyenler de var. Bu arada
çeşitli provakasyonlar olabilir, herkesin dikkatli olması gerekiyor.
MUSTAFA BALBAY: Nedir
efendim provakasyonlar?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Yeni
eylemler olabilir, o eylemlere karşı tedbirler alınacaktır. Yeniden terörizmi
tırmandırma eğilimleri olabilir. Bütün bunları dikkatle izlemek gerekiyor,
her olasılığı gözönünde tutarak dikkatle izlemek gerekiyor.
CEM KIRÇAK: Efendim bu tarihi
zirveden sonra ortaya çıkan, gene tarihi metinde, bekletmenin Türkiye’nin
yüksek menfaatleri aleyhine kullanılmak istendiğinin değerlendirilmesi
halinde, derhal infaz sürecine geçileceği vurgulandı. Bunun koşulları nedir,
yani çerçeve neye göre belirlenecek? Çünkü az önce Mustafa Balbay’ın da
söylediği gibi, provake edilen bazı olaylarda örgüt içerisinde malûmunuz
terörist başının rakipleri de var. Yani verilen cezanın infazının gerçekleştirilmesi
için ona karşı olan güçlerin de ortalığı karıştırabileceği gibi bir görüş
de var. Bunun çerçevesi ne olabilir?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: O
olasılıkların hepsini gözönünde tutmamız gerekiyor. Herşeyden önce bölücü
terörün kesinlikle sona ermesi gerekli. Bir hayli gerileme oldu bölücü
terörde, fakat tamamen ortadan kalkmış değil. Silahlarını teslim etmiş
değiller. Bu terörist militanlardan bir kısmı İran topraklarında, bir kısmı
Kuzey Irak’ın bazı yörelerinde, başka bazı ülkelerde konuşlanmış durumdalar.
Bizim çıkarttığımız Pişmanlık Yasası’na karşın, o yasadan yararlanmak isteyenlerin
sayısı henüz yüksek bir düzeye varmadı. Dolayısıyla terörün yeniden canlandırılması
olasılığına karşı dikkatli olmamız gerekiyor. Buna fırsat verici davranışlar
karşısında da tedbir almamız gayet doğal. Bu arada terörizmi sona erdirmenin
bedeli olarak, bölücü akımı siyasallaştırma eğilimleri var, asıl tehlikeli
olan bu. Buna asla fırsat vermeyeceğiz. Bu yolda bazı demeçler çıkıyor
Abdullah Öcalan’ın ağzından, onun avukatlarının ağzından. Siyasallaştırmaya
ağırlık veren Türkiye’ye rejim konusunda akıl vermeye kalkışan nitelikte
demeçler, açıklamalar yer alıyor. Bunları müsamaha ile karşılayamayız tabii,
bunu kastettik. Somut olarak ne gibi olaylarla karşılaşacağımızı bilmediğimiz
için şu yapılırsa şu tepki gösterilir, şu yapılırsa bu önlem alınır veya
bekleme süreci sona erdirilir diye somut bir şey söylemek mümkün değil.
Fakat önemli olan iki unsur var; biri bölücü terörün yeniden körüklenmemesi,
canlandırılmaması, ikincisi Abdullah Öcalan hakkındaki infazı erteleme
süresinin bölücü akımı siyasallaştırma yolunda gayretlere yol açmaması.
Bunları kabul edemeyiz. Bu iki unsur çok önemli terörün yeniden canlandırılmaması,
terörün sona erdirilmesi için. Türkiye’ye demokrasi bakımından akıl veriyormuş
görüntüsü içinde bölücülüğü siyasallaştırarak, daha çok kökleştirme eğilimleri
var. Avrupa’da da buna katkıda bulunanlar, bunu körükleyenler var, Türkiye’de
de bölgemizde de var. Bunlara müsamaha göstermeyeceğimizi belirtmek istedik.
MUSTAFA BALBAY: Efendim,
yaşamınızın son 25 yıllık dilimlerinde siz Doğu Anadolu ile ilgili zaman
zaman ciddi çıkışlar yaptınız çözüm için. Toprak reformu dediniz, ardından
bir köy-kent projesinin yaşama geçirilmesiyle o bölge insanının ekonomik
olarak güçlendirilerek olumlu bir yere götürülebileceğini söylediniz. Terörde
başarılı olduksa, yöre halkıyla teröristi ayırdığımız için büyük ölçüde
başarılı olduk. Bu yöre halkını biraz daha öne çıkarmak, daha mutlu yapmak
için neler yapılabilir, bir projeniz var mı?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Herşeyden
önce Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun ekonomik anlamda kalkınmasına hız vermemiz
gerekiyor. Bu yolda biliyorsunuz 56. Hükümet döneminde, 1998 yılında o
bölgede üretken yatırımları, işsizliği azaltıcı yatırımları özendirmek
için bir kapsamlı yasa hazırladık ve TBMM’den geçirilmesini sağladık. O
bölgede yatırım yapacak olanlara biliyorsunuz, vergi bağışıklığı, yıllarca
sürecek sigorta primi bağışıklığı, bedava arsa, indirimli elektrik gibi
çeşitli olanaklar sunduk. Fakat TBMM’de bir talihsizlik oldu, yasanın
coğrafi anlamda kapsamı çok genişletildi, sulandırıldı maalesef. Ama ona
rağmen istediğimiz ölçüde değilse de, Güneydoğu Anadolu’ya yatırımlarda
bir canlanma, bir hızlanma başladı. Tabii köye dönüş çok önemliydi. Fakat
bölücü terörün devamı bunu güçleştiriyordu, şimdi bölücü terörün hızı bir
haylı kesilmiş durumda. Onun için bizim köy-kent projemizden de esinlenen
veya MHP’nin tarım-kent projesinden esinlenen gerek gelişme açısından,
gerek güvenlik açısından daha elverişli yapısı olan bir yerleşim düzenini
bu yıl o bölgede yaygınlaştırmaya çalışacağız.
Biliyorsunuz, özellikle
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da köyler çok dağınık, ayrıca mezralar var bunların
hepsine birden devletin yetişebilmesi, gerek güvenlik açısından, gerek
gelişme, kalkınma açısından olanaksız. Halbuki bunlar daha dertli-toplu
veya birbiriyle iletişimi olan yerleşim birimleri haline getirilirlerse,
çok daha düşük maliyetle, çok kısa bir sürede kırsal alana uygarlık nimetleri
rahatlıkla yaygınlaştırılabilir.
Ayrıca, eğitim çok önemli.
Eğitim konusunda çok ciddi adımlar atıldı. Biliyorsunuz 1997’de, yine bizim
de ortağı bulunduğumuz Hükûmet döneminde bir büyük eğitim reformu başlatıldı
ve bu eğitim reformunda özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu’ya büyük önem
verildi. Yatılı okulların sayısı artırıldı, bundan yararlananların sayısı
artırıldı, taşımalı eğitim artırıldı. Bölgedeki öğretmen açığı tamamiyle
olmasa da büyük ölçüde kapatıldı. Yani ekonomik ve sosyal konularda eğitim
konusunda, yatırım konusunda, bölücü terörün azaltılması konusunda yeterli
olmasa da ciddi adımlar atıldı. Ayrıca bu son üç Hükûmet döneminde iki
ilden olağanüstü hal uygulaması kaldırıldı.
MUSTAFA BALBAY: Arkası gelecek
mi onun?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Duruma
göre. Eğer bölücü terördeki hız kesilmesi devam edecek olursa, tabii başka
illerde de kaldırılabilir. Onun yerine ekonomik ve sosyal anlamda bir olağanüstü
hal belki bir süre için gerekli olabilir. Bazı olağanüstü tedbirler alarak,
teşvikler sağlayarak o bölgenin kalkınmasını mutlaka hızlandırmamız gerekir.
Biz, yabancı sermayeyi de o bölgede yatırım yapmaya teşvik ediyoruz, özendiriyoruz.
Ben Davos Toplantısı’nda da bunu özellikle vurgulayacağım.
MUSTAFA BALBAY: GAP’a mı
davet edeceksiniz?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: GAP
Bölgesi’ne ve GAP’ın etki alanı dışındaki Doğu ve Güneydoğu yörelerine
ve genelde Türkiye’ye yatırıma çağıracağız. Aslında o bölgede feodal yapının
sona ermesi için ciddi bazı adımlar atılmaya başlandı. Tabii yüzlerce yılın
birikimi olan feodal yapı iki-üç yılda birdenbire sona erdirilemez. Feodal
yapıyı sona erdirme yönünde almamız gereken bir başka önlem de köy korucularına
yeni bir statü kazandırmak, onları tarihsel bağlantılardan, feodal bağlantılardan
kurtararak kalkınmaya daha verimli katkıda bulunur duruma getirmek.
Bu yıl bu konularda daha
etkili adımlar atılabileceğini umuyorum. Yani Güneydoğu sorununu biz hiçbir
zaman salt bir güvenlik sorunu olarak görmedik. Güvenlik ve gelişmenin
bir arada yürüyeceği bir düzenlemenin ihtiyacını duyuyoruz.
MUSTAFA BALBAY: Peki efendim
biraz önce bandı izlerken, Sayın Devlet Bahçeli’nin az konuşan bir siyasi
lider olduğunu söylediniz. Hükûmet’in kuruluş sürecinde genel kaygılarınız
vardı. Bunlar kamuoyuna da yansıdı. Ancak Hükûmet kuruldu, bu gelinen noktada
bir uzlaşma kültürünün de altını çiziyorsunuz birkaç gündür. Nasılsınız
hükümet ortakları olarak?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Çok
iyiyiz, gerçekten dünyayı da hayrete düşüren bir uyum var bugünkü Hükûmet’in
çalışmalarında. Sizin de anımsattığınız gibi, hep uzlaşmayı demokrasi kültürünün
zorunlu bir unsuru olarak gördüğümü belirtmişimdir. Uzlaşma yolunda gerek
ANAP, gerek MHP ve DSP arasında uzlaşma bakımından çok olumlu adımlar atıldı.
Bir kere kendi aramızda sürekli diyalogu sürdürüyoruz. Bildiğiniz gibi,
neredeyse birkaç günde bir genel başkanlar olarak biraraya gelip toplanıyoruz.
Yalnız üç kişi olarak da görüşmüyoruz, gündemimizde hangi konu varsa o
konuyla veya konularla ilgili Bakan arkadaşlarımızı, bazen bürokratları
da davet ediyoruz ve saatler süren toplantılar yapıyoruz. Her konuda uzlaşıncaya
kadar konuşuyoruz. Türkiye’de siyasî iradenin yeteri kadar etkili olmadığı
alanlarda ilerleme çok yavaş gidiyor. Buna ilginç bir örnek vereyim; geçenlerde
de açıklamıştım, 1992 yılında cezaevlerinde güvenliği daha iyi sağlamak
ve yaşam koşullarını iyileştirmek bakımından bir protokol çalışması başlatılmış
ilgili Bakanlıklar arasında. Ama bu, bürokratlar düzeyinde kalmış. 1992’de
başlatılmış, şimdi 2000 yılındayız aradan 8 yıl geçmiş bir adım atılmamıştı.
Biz ne yaptık; ilgili Bakanları doğrudan biraraya getirdik, birbuçuk saat
çalıştılar ve 8 yılda sonuçlandırılamayan protokolü birbuçuk saatte sonuçlandırdılar
ve hemen olumlu sonuçlarını da görmeye başladılar; bu son Bandırma ve Metris
olaylarında görüldüğü gibi. Yani bunun sırrı nedir? Bir kere uyumlu çalışan
bir hükûmet, sürekli diyalog halinde çalışan bir hükümet ve olaylara siyasî
iradenin ağırlığını zamanında koyan bir hükümet. Çünkü herşeyi bürokrasiden
bekleyemeyiz. Bürokrasinin bir kere siyasal kararlar alma yetkisi yoktur.
Bürokrasinin görüşlerinden, deneyimlerinden elbet yararlanmak gerekir,
ama her işin sahibi her şeyden önce hükümettir. Bunun bilinci içinde hareket
ettik ve ediyoruz, çok yararını da görüyoruz.
Bundan sonra da bazı sorunlarla
karşılaşabiliriz. Türkiye zaten sorunlu bir bölgede, ama ben bu uzlaşı
kültürünün gereklerine uyduğumuz sürece, onları da aşabileceğimizi umuyorum.
Zaten halkta o güven uyandığı içindir ki, ekonomik programımıza da büyük
bir destek geliyor. Çok ciddi sorunları olan, ekonomik bakımdan çok ciddi
sorunlar getiren bir süreçten geçiyorduk, fakat gördüğünüz gibi hükümete
güven arttıkça, vatandaşın da üretken yatırımlara ilgisi artıyor. Özel
sektörün yatırım yapma şevki geri geliyor ve faizler beklenmedik bir hızla
düşüyor. Bundan birkaç gün önce yüzde 30’lara kadar düştü mevduat faizleri,
oysa birkaç hafta önce yüzde 90’ları bulmuştu, hatta yüzde 150’lere kadar
çıkmıştı. Vatandaşlarımız artık en verimli yatırımı -deyim yerindeyse-
yatırıma yatırım, üretken alanlara yatırım yapmakta görüyorlar. Rantiyecilik
gitgide gerilemeye, hızla gerilemeye başladı.
Demek istediğim, hükümet
içinde uyum ve hükümetin etkili davranışları devam ettiği sürece, Türkiye’nin
ekonomik anlamda da kalkınması, darboğazdan kurtulması çok kolaylaşmış
olacaktır.
CEM KIRÇAK: Efendim dünyada
yayınlanan bazı gazetelerde ve yayın yapan radyo-televizyon istasyonlarında
tarihi zirveden sonra terörist başının infazı ile ilgili dosyanın Başbakanlık’ta
bekletilmesiyle ilgili haber, birinci sırayı aldı ve pek çok gazetenin
başlığında “Bülent Ecevit’in zaferi; Ecevit, Bahçeli’yi ikna etti” şeklinde
birtakım başlıklara rastladık. Gerçekten burada Anavatan Partisi
Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın yaklaşımı da ortadaydı, ama Sayın Bahçeli
biraz farklı, keskin ve çok da net olarak ortaya koyuyordu pozisyonu. Burada
sizin kişisel çabalarınızın rolü var mı Sayın Bahçeli’nin daha farklı düşünmesinde?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Özellikle
koalisyon hükümetlerinin ortaklığı, koalisyon içinde yer alan bütün partilerin
ve liderlerin katkısı oranında sonuç verir. 12 Ocak’ta aldığımız kararı,
benim kişisel başarım veya zaferim olarak görme hakkını kendimde bulmuyorum.
Ama benim katkım, bu hükümet kurulurken, bu uyumlu ve uzlaşıcı çalışma
yöntemlerini geliştirme konusunda olmuştur. Fakat bütün ortakların uzlaşma
eğiliminde olmaları bu sonuçları sağlamıştır, olumlu bir çalışma düzenini
sağlamıştır. O bakımdan benim kişisel zaferim veya başarım olarak kesinlikle
görmüyorum. Hükûmet’in üç ortağı da bir kere Türkiye’de şu aşamada bir
hükümet krizine tahammülümüz olmadığı, öyle bir hükümet krizine yol açıcı
davranışta bulunmaya hakkımız bulunmadığı bilinci içindeydik. Sonunda bildiğiniz
gibi uzlaşmaya vardık.
CEM KIRÇAK: Peki efendim
dünya basınının ilgisini neye bağlıyorsunuz? Yani Türkiye terörle mücadelede
çok büyük mesafe katetti ve terörist başı üzerinden oynanan oyunları siz
de defalarca vurguladınız, çeşitli ülkelerden Türkiye’nin duyduğu rahatsızlığı
defalarca dile getirdiniz. Fakat bu aşamada Türkiye’deki bu karar birinci
haber ve çok memnuniyet verici şeklinde haberler var. Hala bu ilgi devam
ediyor ve terörist başına endekslenmiş vaziyette görünüyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ben
terörist başına endekslenmiş durumda görmüyorum, aksine terörist başının
etkisi ve etkinliği giderek azalıyor. Türkiye’de bir hükümet krizi çıkacağından
birçok başka devletler de kaygı duyuyorlardı. Çünkü Türkiye, Avrupa Birliği’nde
üye adaylığa adımını atmış, bu statüyü elde etmiş durumda. Artık Türkiye’nin
sorunları, Avrupa’daki sorunları da etkiler duruma gelmiş büyük ölçüde.
Türkiye’de bir hükümet krizi çıkma olasılığı, birçok Batı ülkesinin kamuoyunu
da, siyasetçilerini de yakından ilgilendiriyor ve kaygılandırıyordu.
Fakat bir yandan da Batı’daki
siyasal çevreler ve medya, Türkiye’de şimdiye kadar görülmemiş ölçüde uyumlu
bir hükümet çalışması bulunmasından hem hayrete düşüyor, hem de bu nedenle
Türkiye’ye daha çok güveniyorlar; Türkiye’nin saygınlığı daha çok artmış
oluyordu. Onun için bu ilginin devam etmesini doğal görüyorum. Bu ayın
27’sinde katılacağım Davos Toplantısı dış sermaye, ekonomik ilişkiler açısından
çok önemlidir. Bu toplantının gündemine baktığımız vakit, büyük ölçüde
Türkiye ağırlık bir gündem hazırlandığını görüyoruz. Yani dünya finans
çevreleri de Türkiye’de olup bitenlerle artık çok yakından ilgilenir duruma
geldiler. Onların hepsi Türkiye’de bir Apo, bir PKK yüzünden bunalım çıkarsa
kaygısı içindeydiler. PKK’yı gözlerinde büyüttükleri için, Apo’ya özel
bir değer verdikleri için değil, tam tersine onlar yüzünden yeni bir bunalım
ortaya çıkar, Türkiye’de son zamanlarda oluşan istikrar ortadan kalkarsa,
birtakım hassas dengeler bozulur diye kaygılıydılar. O nedenle de
12 Ocak’ta vardığımız uzlaşmadan olumlu şekilde söz eder duruma geldiler.
MUSTAFA BALBAY: Ateş düştüğü
yeri yakar diyoruz, ama ateş Türkiye’nin pekçok yerini yakmıştı. Şu anda
her kasabada, neredeyse her köyde bir şehitlik var. Böylesine ulusal bir
durumla karşı karşıyayız. Tabii evlat acısını bence Apo’nun asılması da
dindiremezdi. Ama onlara Türkiye’nin durumunu yakın geleceğini, hedeflerinizi
daha sağlıklı bir zeminde anlatamaz mısınız?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Anlatmamız
gerekiyor, bu yönde bazı girişimlerimiz olacak. Zaten kamuoyuna verdiğimiz
mesajlarda da bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bir kere biz şunu görüyoruz;
terörün yeniden canlanması durumunda yeni acılar yaşanacaktır, Allah esirgesin
yeni şehitler verilecektir. Eğer bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin
bir süre infazı bekletme isteğine uymasaydık ve hemen bir infaz sürecine
gidilseydi, bazı çevreler bunu terörün yeniden canlandırılması için derhal
istismar edeceklerdi. Bazı çevrelerin istismarına da fırsat kalmadan, bu
bölücü akımın etkisinde kalmış -küçük de olsa- bir kesim var. Bunlardan
bir kısmı terörist, bir kısmı terörist değil, ama PKK’yı gözlerinde büyütmüşler.
İdamın infazında acele edilmesi durumunda o çevrelerden de birtakım tepkiler
gelecekti. Bunlar Türkiye’de güvenliğin yeniden bir gerileme sürecine geçmesine
yol açacaktı. Türkiye, ekonomik ve siyasal dış ilişkiler bakımından çok
ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacaklardı.
Şehit aileleri bu konularla
yakından ilgileniyorlar çünkü bunlar milliyetçi ve vatansever insanlar.
Onun için infazda acele edildiği takdirde, Türkiye aleyhindeki olaylar
ve gelişmeler onları da kaygılandırır, bunları kamuoyuna daha etkili biçimde
açıklamamız gerekiyor.
MUSTAFA BALBAY: Gündem çok
yoğun ama şimdi gazeteler, 12 Ocak zirvesinden sonra, gündemin ikinci maddesinde
duran bir konunun birinci maddeye çıktığını söylediler. Önümüzdeki dönemde
Türkiye’nin yeni Cumhurbaşkanı’nın seçilmesiyle ilgili bir süreç başlıyor.
Anayasayı değiştirmek gerekirse bugünlerde karar vermek gerekiyor. Eğer
bu konuda bir uzlaşma olmazsa, başka arayışlar gündeme gelecek. Siz bir
liderler turu da yapacağınızı söylemiştiniz. Bu süreci açar mısınız?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Sayın
Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı’nın Mayıs 2000’den sonra bir süre
daha uzatılmasında yarar olacağını, en az bir yıl önceden beri söylemeye
başlamıştım. Çünkü önümüzde, istikrar sağlamanın birtakım güçlüklerle dolu
olduğu bir dönem olduğu belliydi. Türkiye’yi özellikle ekonomik alanda
ve dış ilişkiler alanında esenliğe çıkarmaya, aynı zamanda bölücü terörü
önlemeye çalışırken, Türkiye’nin siyasetin fazla dalgalanmalarına tahammülü
olamayacağını ve Sayın Demirel’in deneyiminin önemli bir etken olduğunu
ve olacağını düşünüyordum. Onun için bu konuyu kamuoyunun gündemine bir
hayli erken getirmeye çalıştım.
Şimdi kamuoyunun gündeminde
ve artık takvim hızlı işlemeye başladı. Çünkü eğer süre uzatılacaksa önce
bir Anayasa değişikliği yapılması gerekiyor. Yani bir kimsenin bir seferliğine
7 yıl için Cumhurbaşkanı seçilmesi yerine, beşer yıllık iki dönemde seçilmesi
öngörülüyor, düşünülüyor. Bu da tabii zaman alacaktır, tartışmalara yol
açacaktır. Ben bu konuda bir nabız yoklaması sürecini başlatmış bulunuyorum.
Tabii TBMM’de Cumhurbaşkanlığı görevini yeterli, etkin ve etkili bir şekilde
yerine getirebilecek birçok kimse var ve olabilir. Ancak Sayın Süleyman
Demirel’in bence çok önemli olan bir özelliği var; bölgemizde çok önemli
yeni oluşumlar yer alıyor, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Orta Asya’da
Türk Cumhuriyetleri kuruldu, ayrıca Kafkaslar’da Azerbaycan Cumhuriyeti
kuruldu, Gürcistan kuruldu, Ermenistan kuruldu. Balkanlar’daki ülkeler
daha gerçek anlamda bağımsızlıklarına kavuştular. Eski Sovyetler
Birliği Cumhuriyetleri’yle de Türkiye’nin çok yakın ilişkileri var. Türkiye’nin
ilgi alanı genişledi. Fakat bu bölgede ciddi huzursuzlar, ciddi sorunlar
var. Yeni devletlerin birbirleriyle aralarında sorunları var. Son birkaç
yılda görüldü ki, bu sorunların çözülmesine en büyük katkı Süleyman Demirel’den
geliyor. Bu, bölgede adeta bir ortak manevi lider konumuna gelmiş durumda.
Bu Türkiye’ye de, bölgemize de çok büyük olanaklar sağlıyor. Onun için
birkaç yıl daha Sayın Demirel’in görevde kalmasında yarar gördüm.
Siz, bildiğim kadarıyla
Sayın Demirel’in Gürcistan’a son gezisinde bulundunuz. Zannederim orada
da Sayın Demirel’in bölgemizdeki etkisinin ve etkinliğinin ne ölçülere
vardığı görüldü. Bu olanağı iyi değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
O nedenle bu konuda bir nabız yoklamasına başlama kararını verdim.
CEM KIRÇAK: Sayın Başbakan,
hoşgörünüze sığınarak bir eleştiriyi zatıâlinize aktaracağım; gerçi çeşitli
gazetelerde yayınlandı, hatta karikatürlerde de yer aldı, ama Türkiye’nin
yakın çağ tarihinde çok önemli işlevleri üstlenmiş iki isim var: Cumhurbaşkanı
Sayın Süleyman Demirel ve zatıâliniz. Şu tür eleştiriler var; kendimizi
bildik bileli Sayın Demirel ve Sayın Ecevit Türkiye’de siyaset sahnesindeler.
Neden isimler değişmiyor? Bu tür eleştiriler sizi üzüyor mu?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Siyaset
sahnesinden silinmemiz için her tedbir alındı. Yalnız siyasal anlamda değil,
silahsal anlamda da her tedbir alındı, ama ben de siyasetteyim halen, Sayın
Demirel de siyasette olmaya devam ediyor. Bunda bir kastımız yok.
Demokrasi 1960’lardan beri
birkaç kere kesintiye uğradığı için yeni, deneyimli politikacılar yetişmesi
çok zorlaştı. Demokrasinin bir daha inşallah kesintiye uğramayacağı bir
döneme girmiş bulunuyoruz son yıllarda. Sorunları konuşa konuşa çözebildiğimiz
bir aşamaya geldik, siyasette sürekliliğin artık sağlandığına inanabiliriz.
Onun için önümüzdeki yıllarda yeni siyaset kadrolarının yeni lider adayı
kadrolarının ortaya çıkmasının kolaylaşacağını sanıyorum. Fakat dediğim
gibi, bizde demokrasinin birkaç kere kesintiye uğraması, kurulu partilerin
birkaç kere kapatılması, siyasal kadroların büyük ölçüde kenara itilmesi
yeni liderlerin ortaya çıkmasını çok zorlaştırdı.
MUSTAFA BALBAY: Burada sizin
de savunduğunuz, demokrasi kurumlarının yerine oturması ve en genel tanımda
seçimle gelen bir hükümetin, seçimle gitmesi, ki halkın genel değerlendirmesi
olur bu. Ama Cumhurbaşkanlığı seçimleri özellikle bizim siyasî tarihimizde
hep sorun oldu.
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Onu
da bildiğim için bu konuyu çok erken gündeme getirdim.
MUSTAFA BALBAY: Peki Cumhurbaşkanlığı
seçimlerini çok olağan hale getirsek, böyle zorlamasak acaba demokrasimizin
rayına oturması bakımından daha sağlıklı olmaz mı?
CEM KIRÇAK: Yani en azından
bir sistem değişikliği düşünüyor musunuz?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Hayır.
Tabiî sistem değişikliğinden ne kastettiğinize bağlı.
CEM KIRÇAK: Cumhurbaşkanı’nı
halk seçsin deniyor ya da başkanlık sistemi deniyor. Siz böyle bir oluşuma
nasıl bakıyorsunuz?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: O
olasılıklara olumlu bakmıyoruz. Çünkü bazı ciddi sorunlar ortaya çıkabilir,
Parlamento ve Hükûmet’le Cumhurbaşkanlığı arasında ciddi sürtüşmeler olabilir.
Bu parlamenter sistemin Türkiye için daha yararlı olacağını düşünüyorum.
Eğer bu cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk, başkanlık sistemini isteseydi,
kolaylıkla bunu sağlayabilirdi 1920’li yıllarda ve kendisi de hiç tartışmasız
çok geniş yetkili bir Cumhurbaşkanı ve Devlet Başkanı olurdu. Ama bunu
aklından bile geçirmemiştir. Parlamenter sistemin daha sağlıklı olacağını
düşünmüştür.
Ben, bunun gerekçelerinin
hala geçerli olduğuna inanıyorum. Dediğim gibi, bundan önceki bütün Cumhurbaşkanlığı
seçimleri sorunlu olmuştur, ama şimdi sorunlu bir Cumhurbaşkanlığı seçiminden
kaygı duymuyorum. Sorunsuz olarak bir çözüm sağlanabilir, sadece en iyi
olasılık, en iyi seçenek nedir, onun üzerinde düşünce üretmeye çalışıyorum.
MUSTAFA BALBAY: Peki efendim,
ben yeni bir konuya geçmek istiyorum, izin verirseniz: ‘Ekonomik konulara,
ekonomiye birkaç tümce ile değindiniz. Sizin siyasî yaşama atılmanızın
zemininde Çalışma Bakanlığı dönemi var ve çalışma yaşamında bir olumsuzluk
olduğunda size anımsatılır; çalışanlara haklarını vermiştiniz bir zamanlar,
şimdi bizi ikinci plana itiyorsunuz’ diye. Ekonomik programın sağlıklı
gittiği söyleniyor şu anda. Ancak çalışanların geçen yıldan yüzde 13 alacakları
var, enflasyonun yüzde 13 altında zam aldılar. Bu yeni dönemde de yüzde
15 zam yapıldı. Acaba o kesimde bir düzelme olamaz mı? Geçen hükûmetlerde
hep enflasyonun planlandığı şekliyle, diyelim yüzde 25 planlandıysa o şekilde
zam yapılıyordu. Bu programın tutmasını bir yurttaş olarak herkes diliyor,
enflasyonun düşürülmesi programının.
Geçmişe yönelik kayıplarla
ilgili ne yapmayı düşünüyorsunuz? Programının tutmaması ya da programda
biraz kayma olursa bunu telâfi edecek misiniz?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: O
kesinlikle telâfi edilecek, memuru enflasyona ezdirmeyeceğiz. Memur aylıklarının,
çok yetersiz olduğunu biliyoruz. Ayrıca kamu görevlileri kesiminde çok
dengesiz durumlar bulunduğunu, yani bazı görevlilerin nisbeten çok yüksek
aylıklar aldıkları, ama geniş memur kesimlerinin aylıklarının geçim şartları
bakımından bir hayli geri olduğunu biliyoruz. Mutlaka bir idari reformun
yapılması gerekiyor. Kamu görevlilerinin sendikal haklarına işlerlik kazandıracak
yasayı çıkartmamız gerekiyor, Anayasa değişikliği ve Uyum Yasası’nı çıkartmamız
gerekiyor. Ayrıca kamu görevlilerini ve memurları enflasyona ezdirmemekte
de kararlıyız.
Önümüzdeki birkaç ay içinde
enflasyonun hızla düşmeye başlayacağına inanıyorum. Ama bu beklentimiz
gerçekleşmezse devlet memura olan borcunu kesinlikle ödeyecektir.
MUSTAFA BALBAY: Birkaç ay
diyorsunuz, bu bir vaad değil mi?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ben
hep ihtiyatlı konuşmak isterim gelecekle ilgili tahminlerde bulunurken.
Benim düşünceme göre enflasyondaki hızın büyük ölçüde kesilmesi birkaç
ayı gerektirebilir, ama kesilecek. Bunun ilk işareti faizlerde görülmeye
başladı. Faizler bu kadar hızla düşerken enflasyon yükseklerde kalamaz,
ama rakam veremiyorum, birkaç ay sabretmemiz gerekebilir. Ondan sonra büyük
bir ferahlık sürecine gireceğimize inanıyorum.
ÇEM KIRÇAK: Bir de efendim
gündemin altında şu sıralar pek gündeme gelmeyen konular var.
Sayın Başbakan herşeyden
önce depremzedelerin durumuyla ilgili gelişmeleri sorarak başlamak istiyoruz
efendim.
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:
Deprem felaketi geride bıraktığımız yılın en ağır olayıydı. Hatta Cumhuriyet
döneminin en ağır olaylarından, felaketlerinden biriydi. Bu yaraların sarılması
biraz zaman alacaktır, fakat beklenenin üstünde bir hızla devletimiz, özel
kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin, dost ülkelerin de katkısıyla depremzedelerin
gereksinmelerini karşılama bakımından büyük adımlar attı. Evsiz-barksız
kalmış veya evleri henüz yerleşime uygun hale gelmemiş ne kadar yurttaşımız
varsa, hepsinin barındırılmasına yetecek kadar prefabrike konut iki-ikibuçuk
ay gibi kısa bir süre içinde tamamlandı ve depremzedelerin hizmetine açıldı.
Ayrıca kendi bulacakları
yerlerde yaşamak istiyenlere bir yıl için ayda 100 milyon lira verme uygulamasını
başlattık. Yaklaşık yüzbin dolaylarında yurttaşımız bu olanaktan yararlanıyor.
Ayrıca derhal bir konut edinmek isteyenlere herhangi bir şehirde alacakları
bir konut için 6 milyar lira, köylerde, kırsal alanda alacakları bir konut
için 3,5 milyar lira verilmesi kararlaştırıldı ve bu da uygulanmaya başladı.
Depremden zarar gören girişimcilere,
gördükleri zarar oranına göre maddi yardımlar yapılmaya başlandı. Çok sayıda
yurttaşımıza aylardan beri üç öğün yemek veriliyor. Çocuklarının eğitim
gereksinmeleri karşılanıyor. Okulların barınamaz olduğu yerlerde ya yatılı
okul sistemine ağırlık veriliyor veya geçici prefabrike okullar inşaa ediliyor.
Bu kadar geniş katkıyı, yardımı şimdiye kadar yapmış başka hiçbir
devlet bilmiyorum. Örneğin Japonya bu konuda çok duyarlı, fakat bana Japon
yetkililerin bildirdiğine göre, onlardaki son büyük deprem sırasında sadece
çok yaşlılara ve hastalara veya çok fakir olanlara yardım yapılmış. Bizde
herkese ayrımsız çeşitli yardım olanakları sergilendi.
Ama bu prefabrike konutların
tümüne yakınını zamanında bitirdiğimiz halde maalesef yarıya yakını hala
boş. Depremzedeler maalesef bazı düşüncelerle, duygularla bu konutlara
geçmek istemiyorlar. Halbuki bunların her türlü sağlık olanakları, yemek
pişirme olanakları kendi içinde; buraya geçecek olanlara kuru gıda verilecek.
Ama bir kişinin her yardımdan yararlanması mümkün değil, bir seçim yapmaları
lazım.
Bu tatil yörelerinde 30
binin üstünde yatak depremzedeler için ayrıldı. Ben bir-iki ay kadar önce
bunlardan bazılarını ziyaret ettim. Maalesef 30 bini aşkın yataktan ancak
6 bin 600’ü doluydu. Oysa cennet gibi yerler, her olanak sağlanıyor. Yemekler
sağlanıyor, çocukların giyimi- kuşamı sağlanıyor, hatta cep harçlıkları
veriliyor. Yalvardım buralara gidin diye. Oraya gitmiş olanlar televizyonlardan
çağrıları yaptılar, ne kadar mutlu olduklarını anlattılar ve hemşehrilerini
de bu olanaktan yararlanmaya çağırdılar. Ama tatil sitelerinde devletin
sağladığı olanaklardan yararlanılmadı ve prefabrike konutların da birçoğu
maalesef boş duruyor.
MUSTAFA BALBAY: Ama efendim
Anadolu insanının bir toprak bağlılığı var, ne olursa olsun terkedemez
orayı.
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:
Evet, ama ne yapalım? Deprem olan, henüz enkazın bulunduğu yere veya yerleşim
bakımından tehlikeli olan yerlere yerleştiremeyiz. Ayrıca prefabrike konutlar
için yer bulmak da zor. İster istemez bazıları şehrin bir-iki kilometre
dışında oluyor, onlara servis arabaları sağlamayı kararlaştırdık. Yani
Hükûmet olarak elden geleni yaptık. Rica ediyorum, yalvarıyorum depremzedelere;
bu kış soğuğunda çoluk-çocuklarının hayatları tehlikeye düşmesin, hazır
olan, sizlerin hizmetinize sunulmuş olan prefabrike konutlara veya tatil
sitelerindeki konutlara geçin. Başka istekleriniz olabilir, onları rahat
rahat görüşürüz, ama çocuklar karda kışta hastalıklarla karşılaşmadan bu
yılı atlatalım diye düşünüyorum.
CEM KIRÇAK: Bir de
efendim, bu yıkılan yerleşim yerlerinin herhalde yeniden ve depreme dayanıklı
bölgelerde yeniden imar edilmesi yaza doğru başlayacak.
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:
Mart’tan, Nisan’dan itibaren onların da yapımı başlayacak.
CEM KIRÇAK: Efendim, cezaevleriyle
ilgili olarak bize gelen sorular da ağırlığı teşkil ediyor. Gerçi Adalet
Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk de programımıza katılmışlardı, fakat daha
sonra kigelişmeler enterasandı.
Cezaevlerinde yaşananlar
sonucunda ülkemizde yargının verdiği cezaların infazı konusunda vatandaşta
ciddi kaygılar uyandı. Bunlara yönelik hızlı iyileştirme çalışmaları acaba
var mı? Çünkü bir kanı hakim olmaya başladı -zatiâlinizde rastlıyorsunuzdur-
yapanın yanına kar kalıyor bazı şeyler gibi. Kamuoyunda böyle bir düşünce
hasıl oluyor ki, bir hukuk devletinde bu çok sakınca teşkil ediyor. Buna
yönelik iyileştirme ve diğer çalışmalar hakkında neler söyleyeceksiniz?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bundan
birkaç gün önce yapılan bir doruk toplantısına doğrudan ilgili Bakanlar
ve Jandarma Genel Komutanlığı katıldı. Cezaevi sorununu çözmek için bir
protokol imzalandı ve birkaç gün önce de uygulanmaya başladı. Fakat daha
uygulanmaya başlama tarihinden önce de olumlu sonuçlar alınmaya başladı.
Biraz önce Metris ve Bandırma Cezaevleri’ni izledik. Bu ilk defa oluyor;
birbiriyle bağlantılı iki cezaevinde aşağı yukarı aynı anda ve dayanışma
içinde bir isyan hareketi oluyor ve bu aynı gün, hiçbir ödün verilmeksizin
çözülüyor.
Neden? Çünkü ilgili devlet
kuruluşları arasında yeterli işbirliği ve eşgüdüm sağlanamamış, görev ilişkileri
yeterince tanımlanamamıştı. Bu protokolde bu engel aşılmış oldu ve hemen
olumlu sonuçları görülmeye başladı. Ama daha olumlu sonuçların ortaya
çıkabilmesi için cezaevlerinin mimarisinde bazı köklü değişiklikler
yapmak gerekiyor. Maalesef bundan birkaç yıl önce çok ağır bir hata yapılmıştı
ve siyasî mahkumların da yer alacağı cezaevlerinde koğuş sistemi yaygınlaştırılmıştı.
Bu koğuşlar da bildiğiniz gibi gerek bölücü terörün, gerek başka terör
akımlarının karargâhları durumuna geldi. Bunların elinde her türlü silah
var, faksları var, cep telefonları var, palaları var. Türkiye’yi idare
etmeye çalışıyorlar cezaevlerinden. Bunun için mutlaka koğuş sistemini
geride bırakmamız gerekiyor.
Bu amaçla altı yeni cezaevi
yapımı başladı, daha bu hükümet kurulmadan, bundan önceki hükümet döneminde.
Yani 55., 56. ve 57. Hükûmetler döneminde bu konuda adımlar atılmaya başlandı.
Bu yılın Mayıs ayında 6 yeni yapının sonuçlandırılması bekleniyor. Buralarda
hücre sistemine değilse de, oda sistemine geçilmesi kararlaştırıldı.
CEM KIRÇAK: İlk somut sonuçlar
2000 yılında alınacak diyorsunuz.
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Mimari
bakımdan evet. Yani Bayındırlık Bakanlığı’nın verdiği bilgi bu.
MUSTAFA BALBAY: Konu cezaevleri
olunca af konusu ne oldu efendim?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bugünlerde
onu da çözeceğiz inşallah.
MUSTAFA BALBAY: Nasıl bir
çözüm düşünüyorsunuz?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bunlar
hassas konular, bir çözüm yolunu buluruz.
MUSTAFA BALBAY: Bir zirve
toplantısı mı düşünüyorsunuz?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:
Bilemiyorum, daha şeklini kararlaştırmadım, ama daha fazla sürüncemede
bırakamayız.
MUSTAFA BALBAY: Efendim bu
program yurtdışında da çok izleniyor. Her seçim döneminin öncesinde klasikleşmiş
bir soru vardır; çifte vatandaşlık, bir de seçimde oy kullanma hakkı. Şu
anda Türkiye’nin yurtdışında 4 milyon yurttaşı var. 4 milyon Gürcistan’ın
nüfusu neredeyse. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin pekçoğunun nüfusu o civarda.
Seçime ramak kala konuşulunca bunlara zaman kalmamış oluyor.
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:
Türkiye’deki seçimlere dışarıdan oy kullanarak katılma hakkını tanıyan
Anayasa değişikliğinin uyum yasası maalesef gecikti. Bu konuda Meclis’te
bir uyum komisyonu var. O komisyon bir türlü sonuca varamadı, ama bu yıl
içinde bu sorunu mutlaka çözmemiz gerekir. Onu Hükûmet’in, koalisyonun
gündeminde ön sıralara getireceğiz, buna kararlıyım.
Çifte vatandaşlığı çözebilecek
olan devlet Türkiye değil. Biz bunu tabiî çok istiyoruz. Bugün Almanya’da
iktidarda olan Sosyal Demokratlar da biliyorsunuz istiyorlardı, Başbakan
Schröder özellikle istiyordu, ama çok sınırlı bir sonuç elde edilebildi.
Bu konuda yurtdışındaki işçilerimizle ve diğer yurttaşlarımızla birlikte
biz de devlet olarak çabalarımızı sürdüreceğiz. Ama dediğim gibi, bu maalesef
sadece Türkiye’nin kendi başına çözebileceği bir sorun değil.
MUSTAFA BALBAY: Önümüzdeki
hafta Meclis açılıyor. Belki bir programın tümünü dolduracak kadar da Meclis’te
konu var. Türk Ceza Yasası var, Medeni Yasa var, tahkimi geriye işletme-işletmeme
konusu var. Sanıyorum o konuda da bir uzlaşma sağlandı. Ne kadar zaman
içinde bunları çıkarmayı düşünüyorsunuz?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:
Kesin bir şey söyleyemem, ama parlamentomuz bu Hükûmet kurulduğundan beri
olağanüstü hızlı çalışır duruma geldi. Gece gündüz çalışır duruma geldi.
Aynı tempoyu birkaç ay daha sürdürtebileceğiz. Tabii bazı yasaların görüşülmesi
zaman alabilir. Örneğin Türk Ceza Yasası, Yeni Medeni Kanun Tasarısı biraz
zaman alabilir. Eğer Gümrük Yasası’nda uyguladığımız yöntemi uygulayabilirsek,
yani bir toptan görüşme sağlayabilirsek -biliyorsunuz çok hacimli bir kanun
olduğu halde birkaç saat içinde çıkabildi- daha hızlı sonuç alabiliriz.
Komisyon toplantıları ağırlık taşıyor tabii. Belki Medeni Kanun’la ve Türk
Ceza Yasası’yla ilgili yöntem de böyle olabilir, olursa çok kısa sürede
çıkar. Yoksa onlar biraz uzar. Ama dediğim gibi, TBMM çok büyük bir hızla
ve olabildiğince de uzlaşı ortamında çalışıyor.
CEM KIRÇAK: Sayın Başbakan,
benim son bir sorum olacak: Yaklaşık üç ay öncesine gidersek Türkiye çok
değerli bir aydınını yitirdi malûmunuz. Sizin de yakın çalışma arkadaşınız
Sayın Ahmet Taner Kışlalı’yı kaybettik. Bu konuda somut bir gelişme var
mı?
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Maalesef
yok.
MUSTAFA BALBAY : Bir de Uğur
Mumcu cinayeti var efendim, bu ay yıldönümü.
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Uğur
Mumcu olayı çözülemedi. Bahriye Üçok olayı çözülemedi.
MUSTAFA BALBAY: Bu cinayetler
çözülemedi efendim, gerçekten yara olarak duruyor.
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Belli
konularda özellikle bazı güçlükler var, bunlar bütün gayretlere rağmen
aşılamadı.
CEM KIRÇAK: Yurtdışı bağlantısı
olduğu konusunda ciddi kuşkular var.
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:
Kuşkular var da kesin bir sonuca varılamayınca bir şey söyleyemiyoruz.
CEM KIRÇAK: Efendim lütfettiniz
bu yoğun tempo içerisinde programımıza katıldınız. Çok çok teşekkür ediyoruz.
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ben
teşekkür ediyorum.
KAYNAK:
BAŞBAKANLIK İNTERNET SİTESİ
(21.3.2000)
  |