Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER 
Konuşmanın bölümleri
LİDERLER ZİRVESİ
CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ
İlgili Sayfalar
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TARTIŞMALARI
ÖCALAN TARTIŞMASI


Başbakan Ecevit ile Öcalan konusundaki Liderler Zirvesi ve Cumhurbaşkanı Seçimine ilişkin TRT-1'de yayınlanan "Pazar Panorama" programında yapılan mülakat... 

(16 OCAK 2000)

CEM KIRÇAK: Programımıza lütfedip katılan Başbakan Sayın Bülent Ecevit’e çok çok teşekkür ediyoruz  Pazar Panorama Ekibi olarak. Tekrar hoş geldiniz.
Sayın Başbakan, “Abdullah Öcalan siyasal anlamda ölmüştür, ama idam onu siyasal anlamda yeniden diriltebilir kaygısını taşıyorum”, oldukça önemli bir cümle. Bu cümleyi biraz açabilir miyiz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bu gibi siyasal konularda idamlar genellikle bazı çevrelerde acıma duygusu veya intikam duygusuna yol açar. Bunun dünyada ve Türkiye’de örnekleri görülmüştür. Gereksiz yere bir ağır caninin, çok suçlar işlemiş ve işletmiş bir kimsenin, bazı kimseler gözünde sahte bir kahraman gibi görünür duruma gelmesi, aslında Türkiye’nin aleyhine olurdu, onu kastettim. İdam edilmediği sürece etkisi giderek azalacaktır, ama idamın onu gereksiz yere bir mağdur durumunda gösterme yolunu açacaktır kaygısını taşıyordum. Onları ifade etmeye çalıştım.

CEM KIRÇAK: Bu arada İmralı Adası’ndan terörist başının avukatları vasıtasıyla çeşitli konulardaki düşüncelerini dile getirmesi, bazı çevrelerde rahatsızlık yarattı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ben de rahatsızlık duyuyorum bundan. İmralı’daki cezaevi bir siyaset kürsüsü değildir, orayı Abdullah Öcalan’ın bir siyaset kürsüsü gibi kullanmasına müsamaha ile bakmak mümkün değildir, bunu kastettim. İkide bir avukatları aracılığı ile -kendi ağzından- çıkıyor mu, çıkmıyor mu onu da bilmiyoruz Türkiye’ye bazı siyasi mesajlar vermeye kalkışıyor. Bunu hoşgörü ile karşılayamayacağımızı belirtmek istedim. 

MUSTAFA BALBAL: Efendim burada dün de geniş bir değerlendirme yaptınız, PKK terör örgütü ile ilgili size MİT’ten bilgiler geliyor. Şimdi son durum nedir? Örneğin dağdakilerin azaldığı söyleniyor, bu terör örgütünün ne yapacağı bilinmiyor. Terör örgütünü tahlil eder misiniz, son durumu nedir?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkmak zorunda bırakılması, bizim tarafımızdan şubat ayında Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi, Abdullah Öcalan’ın aslında etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bu tutukluluk süresi bunun siyasal etkinliğini koruyabilmesi mümkün değildir. Fakat bu arada PKK’nın içinde bazı tartışmalar ortaya çıktığını biliyoruz. Teröre ara vermek veya terörü sona erdirmek isteyen, siyasallaştırmaya ağırlık vermek isteyenler olduğu gibi, terör eylemlerini devam ettirmek isteyenler de var. Bu arada çeşitli provakasyonlar olabilir, herkesin dikkatli olması gerekiyor.

MUSTAFA BALBAY:  Nedir efendim provakasyonlar? 

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Yeni eylemler olabilir, o eylemlere karşı tedbirler alınacaktır. Yeniden terörizmi tırmandırma eğilimleri olabilir. Bütün bunları dikkatle izlemek gerekiyor, her olasılığı gözönünde tutarak dikkatle izlemek gerekiyor.

CEM KIRÇAK: Efendim bu tarihi zirveden sonra ortaya çıkan, gene tarihi  metinde, bekletmenin Türkiye’nin  yüksek menfaatleri aleyhine kullanılmak istendiğinin değerlendirilmesi halinde, derhal infaz sürecine geçileceği vurgulandı. Bunun koşulları nedir, yani çerçeve neye göre belirlenecek? Çünkü az önce Mustafa Balbay’ın da söylediği gibi, provake edilen bazı olaylarda örgüt içerisinde malûmunuz terörist başının rakipleri de var. Yani verilen cezanın infazının gerçekleştirilmesi için ona karşı olan güçlerin de ortalığı karıştırabileceği gibi bir görüş de var. Bunun çerçevesi ne olabilir?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: O olasılıkların hepsini gözönünde tutmamız gerekiyor. Herşeyden önce bölücü terörün kesinlikle sona ermesi gerekli. Bir hayli gerileme oldu bölücü terörde, fakat tamamen ortadan kalkmış değil. Silahlarını teslim etmiş değiller. Bu terörist militanlardan bir kısmı İran topraklarında, bir kısmı Kuzey Irak’ın bazı yörelerinde, başka bazı ülkelerde konuşlanmış durumdalar. Bizim çıkarttığımız Pişmanlık Yasası’na karşın, o yasadan yararlanmak isteyenlerin sayısı henüz yüksek bir düzeye varmadı. Dolayısıyla terörün yeniden canlandırılması olasılığına karşı dikkatli olmamız gerekiyor. Buna fırsat verici davranışlar karşısında da tedbir almamız gayet doğal. Bu arada terörizmi sona erdirmenin bedeli olarak, bölücü akımı siyasallaştırma eğilimleri var, asıl tehlikeli olan bu. Buna asla fırsat vermeyeceğiz. Bu yolda bazı demeçler çıkıyor Abdullah Öcalan’ın ağzından, onun avukatlarının ağzından. Siyasallaştırmaya ağırlık veren Türkiye’ye rejim konusunda akıl vermeye kalkışan nitelikte demeçler, açıklamalar yer alıyor. Bunları müsamaha ile karşılayamayız tabii, bunu kastettik. Somut olarak ne gibi olaylarla karşılaşacağımızı bilmediğimiz için şu yapılırsa şu tepki gösterilir, şu yapılırsa bu önlem alınır veya bekleme süreci sona erdirilir diye somut bir şey söylemek mümkün değil. Fakat önemli olan iki unsur var; biri bölücü terörün yeniden körüklenmemesi, canlandırılmaması, ikincisi Abdullah Öcalan hakkındaki infazı erteleme süresinin bölücü akımı siyasallaştırma yolunda gayretlere yol açmaması. Bunları kabul edemeyiz. Bu iki unsur çok önemli terörün yeniden canlandırılmaması, terörün sona erdirilmesi için. Türkiye’ye demokrasi bakımından akıl veriyormuş görüntüsü içinde bölücülüğü siyasallaştırarak, daha çok kökleştirme eğilimleri var. Avrupa’da da buna katkıda bulunanlar, bunu körükleyenler var, Türkiye’de de bölgemizde de var. Bunlara müsamaha göstermeyeceğimizi belirtmek istedik. 

MUSTAFA BALBAY: Efendim, yaşamınızın son 25 yıllık dilimlerinde siz Doğu Anadolu ile ilgili zaman zaman ciddi çıkışlar yaptınız çözüm için. Toprak reformu dediniz, ardından bir köy-kent projesinin yaşama geçirilmesiyle o bölge insanının ekonomik olarak güçlendirilerek olumlu bir yere götürülebileceğini söylediniz. Terörde başarılı olduksa, yöre halkıyla teröristi ayırdığımız için büyük ölçüde başarılı olduk. Bu yöre halkını biraz daha öne çıkarmak, daha mutlu yapmak için neler yapılabilir, bir projeniz var mı?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Herşeyden önce Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun ekonomik anlamda kalkınmasına hız vermemiz gerekiyor. Bu yolda biliyorsunuz 56. Hükümet döneminde, 1998 yılında o bölgede üretken yatırımları, işsizliği azaltıcı yatırımları  özendirmek için bir kapsamlı yasa hazırladık ve TBMM’den geçirilmesini sağladık. O bölgede yatırım yapacak olanlara biliyorsunuz, vergi bağışıklığı, yıllarca sürecek sigorta primi bağışıklığı, bedava arsa, indirimli elektrik gibi çeşitli olanaklar sunduk. Fakat  TBMM’de bir talihsizlik oldu, yasanın coğrafi anlamda kapsamı çok genişletildi, sulandırıldı maalesef. Ama ona rağmen istediğimiz ölçüde değilse de, Güneydoğu Anadolu’ya yatırımlarda bir canlanma, bir hızlanma başladı. Tabii köye dönüş çok önemliydi. Fakat bölücü terörün devamı bunu güçleştiriyordu, şimdi bölücü terörün hızı bir haylı kesilmiş durumda. Onun için bizim köy-kent projemizden de esinlenen veya MHP’nin tarım-kent projesinden esinlenen gerek gelişme açısından, gerek güvenlik açısından daha elverişli yapısı olan bir yerleşim düzenini bu yıl o bölgede yaygınlaştırmaya çalışacağız.
Biliyorsunuz, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da köyler çok dağınık, ayrıca mezralar var bunların hepsine birden devletin yetişebilmesi, gerek güvenlik açısından, gerek gelişme, kalkınma açısından olanaksız. Halbuki bunlar daha dertli-toplu veya birbiriyle iletişimi olan yerleşim birimleri haline getirilirlerse, çok daha düşük maliyetle, çok kısa bir sürede kırsal alana uygarlık nimetleri rahatlıkla  yaygınlaştırılabilir.
Ayrıca, eğitim çok önemli. Eğitim konusunda çok ciddi adımlar atıldı. Biliyorsunuz 1997’de, yine bizim de ortağı bulunduğumuz Hükûmet döneminde bir büyük eğitim reformu başlatıldı ve bu eğitim reformunda özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu’ya büyük önem verildi. Yatılı okulların sayısı artırıldı, bundan yararlananların sayısı artırıldı, taşımalı eğitim artırıldı. Bölgedeki öğretmen açığı tamamiyle olmasa da büyük ölçüde kapatıldı. Yani ekonomik ve sosyal konularda eğitim konusunda, yatırım konusunda, bölücü terörün azaltılması konusunda yeterli olmasa da ciddi adımlar atıldı. Ayrıca bu son üç Hükûmet döneminde iki ilden olağanüstü hal uygulaması kaldırıldı.

MUSTAFA BALBAY: Arkası gelecek mi onun? 

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Duruma göre. Eğer bölücü terördeki hız kesilmesi devam edecek olursa, tabii başka illerde de kaldırılabilir. Onun yerine ekonomik ve sosyal anlamda bir olağanüstü hal belki bir süre için gerekli olabilir. Bazı olağanüstü tedbirler alarak, teşvikler sağlayarak o bölgenin kalkınmasını mutlaka hızlandırmamız gerekir. Biz, yabancı sermayeyi de o bölgede yatırım yapmaya teşvik ediyoruz, özendiriyoruz. Ben Davos Toplantısı’nda da bunu özellikle vurgulayacağım. 

MUSTAFA BALBAY: GAP’a mı davet edeceksiniz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: GAP Bölgesi’ne ve GAP’ın etki alanı dışındaki Doğu ve Güneydoğu yörelerine ve genelde Türkiye’ye yatırıma çağıracağız. Aslında o bölgede feodal yapının sona ermesi için ciddi bazı adımlar atılmaya başlandı. Tabii yüzlerce yılın birikimi olan feodal yapı iki-üç yılda birdenbire sona erdirilemez. Feodal yapıyı sona erdirme yönünde almamız gereken bir başka önlem de köy korucularına yeni bir statü kazandırmak, onları tarihsel bağlantılardan, feodal bağlantılardan kurtararak kalkınmaya daha verimli katkıda bulunur duruma getirmek.
Bu yıl bu konularda daha etkili adımlar atılabileceğini umuyorum. Yani Güneydoğu sorununu biz hiçbir zaman salt bir güvenlik sorunu olarak görmedik. Güvenlik ve gelişmenin bir arada yürüyeceği bir düzenlemenin ihtiyacını duyuyoruz. 

MUSTAFA BALBAY: Peki efendim biraz önce bandı izlerken, Sayın Devlet Bahçeli’nin az konuşan bir siyasi lider olduğunu söylediniz. Hükûmet’in kuruluş sürecinde genel kaygılarınız vardı. Bunlar kamuoyuna da yansıdı. Ancak Hükûmet kuruldu, bu gelinen noktada bir uzlaşma kültürünün de altını çiziyorsunuz birkaç gündür. Nasılsınız hükümet ortakları olarak?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Çok iyiyiz, gerçekten dünyayı da hayrete düşüren bir uyum var bugünkü Hükûmet’in çalışmalarında. Sizin de anımsattığınız gibi, hep uzlaşmayı demokrasi kültürünün zorunlu bir unsuru olarak gördüğümü belirtmişimdir. Uzlaşma yolunda gerek ANAP, gerek MHP ve DSP arasında uzlaşma bakımından çok olumlu adımlar atıldı. Bir kere kendi aramızda sürekli diyalogu sürdürüyoruz. Bildiğiniz gibi, neredeyse birkaç günde bir genel başkanlar olarak biraraya gelip toplanıyoruz. Yalnız üç kişi olarak da görüşmüyoruz, gündemimizde hangi konu varsa o konuyla veya konularla ilgili Bakan arkadaşlarımızı, bazen bürokratları da davet ediyoruz ve saatler süren toplantılar yapıyoruz. Her konuda uzlaşıncaya kadar konuşuyoruz. Türkiye’de siyasî iradenin yeteri kadar etkili olmadığı alanlarda ilerleme çok yavaş gidiyor. Buna ilginç bir örnek vereyim; geçenlerde de açıklamıştım, 1992 yılında cezaevlerinde güvenliği daha iyi sağlamak ve yaşam koşullarını iyileştirmek bakımından bir protokol çalışması başlatılmış ilgili Bakanlıklar arasında. Ama bu, bürokratlar düzeyinde kalmış. 1992’de başlatılmış, şimdi 2000 yılındayız aradan 8 yıl geçmiş bir adım atılmamıştı. Biz ne yaptık; ilgili Bakanları doğrudan biraraya getirdik, birbuçuk saat çalıştılar ve 8 yılda sonuçlandırılamayan protokolü birbuçuk saatte sonuçlandırdılar ve hemen olumlu sonuçlarını da görmeye başladılar; bu son Bandırma ve Metris olaylarında görüldüğü gibi. Yani bunun sırrı nedir? Bir kere uyumlu çalışan bir hükûmet, sürekli diyalog halinde çalışan bir hükümet ve olaylara siyasî iradenin ağırlığını zamanında koyan bir hükümet. Çünkü herşeyi bürokrasiden bekleyemeyiz. Bürokrasinin bir kere siyasal kararlar alma yetkisi yoktur. Bürokrasinin görüşlerinden, deneyimlerinden elbet yararlanmak gerekir, ama her işin sahibi her şeyden önce hükümettir. Bunun bilinci içinde hareket ettik ve ediyoruz, çok yararını da görüyoruz.
Bundan sonra da bazı sorunlarla karşılaşabiliriz. Türkiye zaten sorunlu bir bölgede, ama ben bu uzlaşı kültürünün gereklerine uyduğumuz sürece, onları da aşabileceğimizi umuyorum. Zaten halkta o güven uyandığı içindir ki, ekonomik programımıza da büyük bir destek geliyor. Çok ciddi sorunları olan, ekonomik bakımdan çok ciddi sorunlar getiren bir süreçten geçiyorduk, fakat gördüğünüz gibi hükümete güven arttıkça, vatandaşın da üretken yatırımlara ilgisi artıyor. Özel sektörün yatırım yapma şevki geri geliyor ve faizler beklenmedik bir hızla düşüyor. Bundan birkaç gün önce yüzde 30’lara kadar düştü mevduat faizleri, oysa birkaç hafta önce yüzde 90’ları bulmuştu, hatta yüzde 150’lere kadar çıkmıştı. Vatandaşlarımız artık en verimli yatırımı -deyim yerindeyse- yatırıma yatırım, üretken alanlara yatırım yapmakta görüyorlar. Rantiyecilik gitgide gerilemeye, hızla gerilemeye başladı.
Demek istediğim, hükümet içinde uyum ve hükümetin etkili davranışları devam ettiği sürece, Türkiye’nin ekonomik anlamda da kalkınması, darboğazdan kurtulması çok kolaylaşmış olacaktır. 

CEM KIRÇAK: Efendim dünyada yayınlanan bazı gazetelerde ve yayın yapan radyo-televizyon istasyonlarında tarihi zirveden sonra terörist başının infazı ile ilgili dosyanın Başbakanlık’ta bekletilmesiyle ilgili haber, birinci sırayı aldı ve pek çok gazetenin başlığında “Bülent Ecevit’in zaferi; Ecevit, Bahçeli’yi ikna etti” şeklinde birtakım başlıklara rastladık.  Gerçekten burada Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın yaklaşımı da ortadaydı, ama Sayın Bahçeli biraz farklı, keskin ve çok da net olarak ortaya koyuyordu pozisyonu. Burada sizin kişisel çabalarınızın rolü var mı Sayın Bahçeli’nin daha farklı düşünmesinde?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Özellikle koalisyon hükümetlerinin ortaklığı, koalisyon içinde yer alan bütün partilerin ve liderlerin katkısı oranında sonuç verir. 12 Ocak’ta aldığımız kararı, benim kişisel başarım veya zaferim olarak görme hakkını kendimde bulmuyorum. Ama benim katkım, bu hükümet kurulurken, bu uyumlu ve uzlaşıcı çalışma yöntemlerini geliştirme konusunda olmuştur. Fakat bütün ortakların uzlaşma eğiliminde olmaları bu sonuçları sağlamıştır, olumlu bir çalışma düzenini sağlamıştır. O bakımdan benim kişisel zaferim veya başarım olarak kesinlikle görmüyorum. Hükûmet’in üç ortağı da bir kere Türkiye’de şu aşamada bir hükümet krizine tahammülümüz olmadığı, öyle bir hükümet krizine yol açıcı davranışta bulunmaya hakkımız bulunmadığı bilinci içindeydik. Sonunda bildiğiniz gibi uzlaşmaya vardık.

CEM KIRÇAK: Peki efendim dünya basınının ilgisini neye bağlıyorsunuz? Yani Türkiye terörle mücadelede çok büyük mesafe katetti ve terörist başı üzerinden oynanan oyunları siz de defalarca vurguladınız, çeşitli ülkelerden Türkiye’nin duyduğu rahatsızlığı defalarca dile getirdiniz. Fakat bu aşamada Türkiye’deki bu karar birinci haber ve çok memnuniyet verici şeklinde haberler var. Hala bu ilgi devam ediyor ve terörist başına endekslenmiş vaziyette görünüyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ben terörist başına endekslenmiş durumda görmüyorum, aksine terörist başının etkisi ve etkinliği giderek azalıyor. Türkiye’de bir hükümet krizi çıkacağından birçok başka devletler de kaygı duyuyorlardı. Çünkü Türkiye, Avrupa Birliği’nde üye adaylığa adımını atmış, bu statüyü elde etmiş durumda. Artık Türkiye’nin sorunları, Avrupa’daki sorunları da etkiler duruma gelmiş büyük ölçüde. Türkiye’de bir hükümet krizi çıkma olasılığı, birçok Batı ülkesinin kamuoyunu da, siyasetçilerini de yakından ilgilendiriyor ve kaygılandırıyordu.
Fakat bir yandan da Batı’daki siyasal çevreler ve medya, Türkiye’de şimdiye kadar görülmemiş ölçüde uyumlu bir hükümet çalışması bulunmasından hem hayrete düşüyor, hem de bu nedenle Türkiye’ye daha çok güveniyorlar; Türkiye’nin saygınlığı daha çok artmış oluyordu. Onun için bu ilginin devam etmesini doğal görüyorum. Bu ayın 27’sinde katılacağım Davos Toplantısı dış sermaye, ekonomik ilişkiler açısından çok önemlidir. Bu toplantının gündemine baktığımız vakit, büyük ölçüde Türkiye ağırlık bir gündem hazırlandığını görüyoruz. Yani dünya finans çevreleri de Türkiye’de olup bitenlerle artık çok yakından ilgilenir duruma geldiler. Onların hepsi Türkiye’de bir Apo, bir PKK yüzünden bunalım çıkarsa kaygısı içindeydiler. PKK’yı gözlerinde büyüttükleri için, Apo’ya özel bir değer verdikleri için değil, tam tersine onlar yüzünden yeni bir bunalım ortaya çıkar, Türkiye’de son zamanlarda oluşan istikrar ortadan kalkarsa, birtakım hassas  dengeler bozulur diye kaygılıydılar. O nedenle de 12 Ocak’ta vardığımız uzlaşmadan olumlu şekilde söz eder duruma geldiler. 

MUSTAFA BALBAY: Ateş düştüğü yeri yakar diyoruz, ama ateş Türkiye’nin pekçok yerini yakmıştı. Şu anda her kasabada, neredeyse her köyde bir şehitlik var. Böylesine ulusal bir durumla karşı karşıyayız. Tabii evlat acısını bence Apo’nun asılması da dindiremezdi. Ama onlara Türkiye’nin durumunu yakın geleceğini, hedeflerinizi daha sağlıklı bir zeminde anlatamaz mısınız?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Anlatmamız gerekiyor, bu yönde bazı girişimlerimiz olacak. Zaten kamuoyuna verdiğimiz mesajlarda da bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bir kere biz şunu görüyoruz; terörün yeniden canlanması durumunda yeni acılar yaşanacaktır, Allah esirgesin yeni şehitler verilecektir. Eğer bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir süre infazı bekletme isteğine uymasaydık ve hemen bir infaz sürecine gidilseydi, bazı çevreler bunu terörün yeniden canlandırılması için derhal istismar edeceklerdi. Bazı çevrelerin istismarına da fırsat kalmadan, bu bölücü akımın etkisinde kalmış -küçük de olsa- bir kesim var. Bunlardan bir kısmı terörist, bir kısmı terörist değil, ama PKK’yı gözlerinde büyütmüşler. İdamın infazında acele edilmesi durumunda o çevrelerden de birtakım tepkiler gelecekti. Bunlar Türkiye’de güvenliğin yeniden bir gerileme sürecine geçmesine yol açacaktı. Türkiye, ekonomik ve siyasal dış ilişkiler bakımından çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalacaklardı.
Şehit aileleri bu konularla yakından ilgileniyorlar çünkü bunlar milliyetçi ve vatansever insanlar. Onun için infazda acele edildiği takdirde, Türkiye aleyhindeki olaylar ve gelişmeler onları da kaygılandırır, bunları kamuoyuna daha etkili biçimde açıklamamız gerekiyor.


MUSTAFA BALBAY: Gündem çok yoğun ama şimdi gazeteler, 12 Ocak zirvesinden sonra, gündemin ikinci maddesinde duran bir konunun birinci maddeye çıktığını söylediler. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin yeni Cumhurbaşkanı’nın seçilmesiyle ilgili bir süreç başlıyor. Anayasayı değiştirmek gerekirse bugünlerde karar vermek gerekiyor. Eğer bu konuda bir uzlaşma olmazsa, başka arayışlar gündeme gelecek. Siz bir liderler turu da yapacağınızı söylemiştiniz. Bu süreci açar mısınız? 

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Sayın Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanlığı’nın Mayıs 2000’den sonra bir süre daha uzatılmasında yarar olacağını, en az bir yıl önceden beri söylemeye başlamıştım. Çünkü önümüzde, istikrar sağlamanın birtakım güçlüklerle dolu olduğu bir dönem olduğu belliydi. Türkiye’yi özellikle ekonomik alanda ve dış ilişkiler alanında esenliğe çıkarmaya, aynı zamanda bölücü terörü önlemeye çalışırken, Türkiye’nin siyasetin fazla dalgalanmalarına tahammülü olamayacağını ve Sayın Demirel’in deneyiminin önemli bir etken olduğunu ve olacağını düşünüyordum. Onun için bu konuyu kamuoyunun gündemine bir hayli erken getirmeye çalıştım.
Şimdi kamuoyunun gündeminde ve artık takvim hızlı işlemeye başladı. Çünkü eğer süre uzatılacaksa önce bir Anayasa değişikliği yapılması gerekiyor. Yani bir kimsenin bir seferliğine 7 yıl için Cumhurbaşkanı seçilmesi yerine, beşer yıllık iki dönemde seçilmesi öngörülüyor, düşünülüyor. Bu da tabii zaman alacaktır, tartışmalara yol açacaktır. Ben bu konuda bir nabız yoklaması sürecini başlatmış bulunuyorum. Tabii TBMM’de Cumhurbaşkanlığı görevini yeterli, etkin ve etkili bir şekilde yerine getirebilecek birçok kimse var ve olabilir. Ancak Sayın Süleyman Demirel’in bence çok önemli olan bir özelliği var; bölgemizde çok önemli yeni oluşumlar yer alıyor, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Orta Asya’da Türk Cumhuriyetleri kuruldu, ayrıca Kafkaslar’da Azerbaycan Cumhuriyeti kuruldu, Gürcistan kuruldu, Ermenistan kuruldu. Balkanlar’daki ülkeler daha gerçek anlamda  bağımsızlıklarına kavuştular. Eski Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri’yle de Türkiye’nin çok yakın ilişkileri var. Türkiye’nin ilgi alanı genişledi. Fakat bu bölgede ciddi huzursuzlar, ciddi sorunlar var. Yeni devletlerin birbirleriyle aralarında sorunları var. Son birkaç yılda görüldü ki, bu sorunların çözülmesine en büyük katkı Süleyman Demirel’den geliyor. Bu, bölgede adeta bir ortak manevi lider konumuna gelmiş durumda. Bu Türkiye’ye de, bölgemize de çok büyük olanaklar sağlıyor. Onun için birkaç yıl daha Sayın Demirel’in görevde kalmasında yarar gördüm.
Siz, bildiğim kadarıyla Sayın Demirel’in Gürcistan’a son gezisinde bulundunuz. Zannederim orada da Sayın Demirel’in bölgemizdeki etkisinin ve etkinliğinin ne ölçülere vardığı görüldü. Bu olanağı iyi değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. O nedenle bu konuda bir nabız yoklamasına başlama kararını verdim. 

CEM KIRÇAK: Sayın Başbakan, hoşgörünüze sığınarak bir eleştiriyi zatıâlinize aktaracağım; gerçi çeşitli gazetelerde yayınlandı, hatta karikatürlerde de yer aldı, ama Türkiye’nin yakın çağ tarihinde çok önemli işlevleri üstlenmiş iki isim var: Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel ve zatıâliniz. Şu tür eleştiriler var; kendimizi bildik bileli Sayın Demirel ve Sayın Ecevit Türkiye’de siyaset sahnesindeler. Neden isimler değişmiyor? Bu tür eleştiriler sizi üzüyor mu?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Siyaset sahnesinden silinmemiz için her tedbir alındı. Yalnız siyasal anlamda değil, silahsal anlamda da her tedbir alındı, ama ben de siyasetteyim halen, Sayın Demirel de siyasette olmaya devam ediyor. Bunda bir kastımız yok.
Demokrasi 1960’lardan beri birkaç kere kesintiye uğradığı için yeni, deneyimli politikacılar yetişmesi çok zorlaştı. Demokrasinin bir daha inşallah kesintiye uğramayacağı bir döneme girmiş bulunuyoruz son yıllarda. Sorunları konuşa konuşa çözebildiğimiz bir aşamaya geldik, siyasette sürekliliğin artık sağlandığına inanabiliriz. Onun için önümüzdeki yıllarda yeni siyaset kadrolarının yeni lider adayı kadrolarının ortaya çıkmasının kolaylaşacağını sanıyorum.  Fakat dediğim gibi, bizde demokrasinin birkaç kere kesintiye uğraması, kurulu partilerin birkaç kere kapatılması, siyasal kadroların büyük ölçüde kenara itilmesi yeni liderlerin ortaya çıkmasını çok zorlaştırdı.

MUSTAFA BALBAY: Burada sizin de savunduğunuz, demokrasi kurumlarının yerine oturması ve en genel tanımda seçimle gelen bir hükümetin, seçimle gitmesi, ki halkın genel değerlendirmesi olur bu. Ama Cumhurbaşkanlığı seçimleri özellikle bizim siyasî tarihimizde hep sorun oldu.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Onu da bildiğim için bu konuyu çok erken gündeme getirdim.

MUSTAFA BALBAY: Peki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini çok olağan hale getirsek, böyle zorlamasak acaba demokrasimizin rayına oturması bakımından daha sağlıklı olmaz mı?

CEM KIRÇAK: Yani en azından bir sistem değişikliği düşünüyor musunuz? 

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Hayır. Tabiî sistem değişikliğinden ne kastettiğinize bağlı.

CEM KIRÇAK: Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin deniyor ya da başkanlık sistemi deniyor. Siz böyle bir oluşuma nasıl bakıyorsunuz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: O olasılıklara olumlu bakmıyoruz. Çünkü bazı ciddi sorunlar ortaya çıkabilir, Parlamento ve Hükûmet’le Cumhurbaşkanlığı arasında ciddi sürtüşmeler olabilir. Bu parlamenter sistemin Türkiye için daha yararlı olacağını düşünüyorum. Eğer bu cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk, başkanlık sistemini isteseydi, kolaylıkla bunu sağlayabilirdi 1920’li yıllarda ve kendisi de hiç tartışmasız çok geniş yetkili bir Cumhurbaşkanı ve Devlet Başkanı olurdu. Ama bunu aklından bile geçirmemiştir. Parlamenter sistemin daha sağlıklı olacağını düşünmüştür.
Ben, bunun gerekçelerinin hala geçerli olduğuna inanıyorum. Dediğim gibi, bundan önceki bütün Cumhurbaşkanlığı seçimleri sorunlu olmuştur, ama şimdi sorunlu bir Cumhurbaşkanlığı seçiminden kaygı duymuyorum. Sorunsuz olarak bir çözüm sağlanabilir, sadece en iyi olasılık, en iyi seçenek nedir, onun üzerinde düşünce üretmeye çalışıyorum.

MUSTAFA BALBAY: Peki efendim, ben yeni bir konuya geçmek istiyorum, izin verirseniz: ‘Ekonomik konulara, ekonomiye birkaç tümce ile değindiniz. Sizin siyasî yaşama atılmanızın zemininde Çalışma Bakanlığı dönemi var ve çalışma yaşamında bir olumsuzluk olduğunda size anımsatılır; çalışanlara haklarını vermiştiniz bir zamanlar, şimdi bizi ikinci plana itiyorsunuz’ diye. Ekonomik programın sağlıklı gittiği söyleniyor şu anda. Ancak çalışanların geçen yıldan yüzde 13 alacakları var, enflasyonun yüzde 13 altında zam aldılar. Bu yeni dönemde de yüzde 15 zam yapıldı. Acaba o kesimde bir düzelme olamaz mı? Geçen hükûmetlerde hep enflasyonun planlandığı şekliyle, diyelim yüzde 25 planlandıysa o şekilde zam yapılıyordu. Bu programın tutmasını bir yurttaş olarak herkes diliyor, enflasyonun düşürülmesi programının.
Geçmişe yönelik kayıplarla ilgili ne yapmayı düşünüyorsunuz? Programının tutmaması ya da programda biraz kayma olursa bunu telâfi edecek misiniz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: O kesinlikle telâfi edilecek, memuru enflasyona ezdirmeyeceğiz. Memur aylıklarının, çok yetersiz olduğunu biliyoruz. Ayrıca kamu görevlileri kesiminde çok dengesiz durumlar bulunduğunu, yani bazı görevlilerin nisbeten çok yüksek aylıklar aldıkları, ama geniş memur kesimlerinin aylıklarının geçim şartları bakımından bir hayli geri olduğunu biliyoruz. Mutlaka bir idari reformun yapılması gerekiyor. Kamu görevlilerinin sendikal haklarına işlerlik kazandıracak yasayı çıkartmamız gerekiyor, Anayasa değişikliği ve Uyum Yasası’nı çıkartmamız gerekiyor. Ayrıca kamu görevlilerini ve memurları enflasyona ezdirmemekte de kararlıyız.
Önümüzdeki birkaç ay içinde enflasyonun hızla düşmeye başlayacağına inanıyorum. Ama bu beklentimiz gerçekleşmezse devlet memura olan borcunu kesinlikle ödeyecektir.

MUSTAFA BALBAY: Birkaç ay diyorsunuz, bu bir vaad değil mi?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ben hep ihtiyatlı konuşmak isterim gelecekle ilgili tahminlerde bulunurken. Benim düşünceme göre enflasyondaki hızın büyük ölçüde kesilmesi birkaç ayı gerektirebilir, ama kesilecek. Bunun ilk işareti faizlerde görülmeye başladı. Faizler bu kadar hızla düşerken enflasyon yükseklerde kalamaz, ama rakam veremiyorum, birkaç ay sabretmemiz gerekebilir. Ondan sonra büyük bir ferahlık sürecine gireceğimize inanıyorum.

ÇEM KIRÇAK: Bir de efendim gündemin altında şu sıralar pek gündeme gelmeyen konular var.
Sayın Başbakan herşeyden önce depremzedelerin durumuyla ilgili gelişmeleri sorarak başlamak istiyoruz efendim.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:  Deprem felaketi geride bıraktığımız yılın en ağır olayıydı. Hatta Cumhuriyet döneminin en ağır olaylarından, felaketlerinden biriydi. Bu yaraların sarılması biraz zaman alacaktır, fakat beklenenin üstünde bir hızla devletimiz, özel kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin, dost ülkelerin de katkısıyla depremzedelerin gereksinmelerini karşılama bakımından büyük adımlar attı. Evsiz-barksız kalmış veya evleri henüz yerleşime uygun hale gelmemiş ne kadar yurttaşımız varsa, hepsinin barındırılmasına yetecek kadar prefabrike konut iki-ikibuçuk ay gibi kısa bir süre içinde tamamlandı ve depremzedelerin hizmetine açıldı.
Ayrıca kendi bulacakları yerlerde yaşamak istiyenlere bir yıl için ayda 100 milyon lira verme uygulamasını başlattık. Yaklaşık yüzbin dolaylarında yurttaşımız bu olanaktan yararlanıyor. Ayrıca derhal bir konut edinmek isteyenlere herhangi bir şehirde alacakları bir konut için 6 milyar lira, köylerde, kırsal alanda alacakları bir konut için 3,5 milyar lira verilmesi kararlaştırıldı ve bu da uygulanmaya başladı.
Depremden zarar gören girişimcilere, gördükleri zarar oranına göre maddi yardımlar yapılmaya başlandı. Çok sayıda yurttaşımıza aylardan beri üç öğün yemek veriliyor. Çocuklarının eğitim gereksinmeleri karşılanıyor. Okulların barınamaz olduğu yerlerde ya yatılı okul sistemine ağırlık veriliyor veya geçici prefabrike okullar inşaa ediliyor. Bu kadar geniş katkıyı, yardımı şimdiye  kadar yapmış başka hiçbir devlet bilmiyorum. Örneğin Japonya bu konuda çok duyarlı, fakat bana Japon yetkililerin bildirdiğine göre, onlardaki son büyük deprem sırasında sadece çok yaşlılara ve hastalara veya çok fakir olanlara yardım yapılmış. Bizde herkese ayrımsız çeşitli yardım olanakları sergilendi.
Ama bu prefabrike konutların tümüne yakınını zamanında bitirdiğimiz halde maalesef yarıya yakını hala boş. Depremzedeler maalesef bazı düşüncelerle, duygularla bu konutlara geçmek istemiyorlar. Halbuki bunların her türlü sağlık olanakları, yemek pişirme olanakları kendi içinde; buraya geçecek olanlara kuru gıda verilecek. Ama bir kişinin her yardımdan yararlanması mümkün değil, bir seçim yapmaları lazım.
Bu tatil yörelerinde 30 binin üstünde yatak depremzedeler için ayrıldı. Ben bir-iki ay kadar önce bunlardan bazılarını ziyaret ettim. Maalesef 30 bini aşkın yataktan ancak 6 bin 600’ü doluydu. Oysa cennet gibi yerler, her olanak sağlanıyor. Yemekler sağlanıyor, çocukların giyimi- kuşamı sağlanıyor, hatta cep harçlıkları veriliyor. Yalvardım buralara gidin diye. Oraya gitmiş olanlar televizyonlardan çağrıları yaptılar, ne kadar mutlu olduklarını anlattılar ve hemşehrilerini de bu olanaktan yararlanmaya çağırdılar. Ama tatil sitelerinde devletin sağladığı olanaklardan yararlanılmadı ve prefabrike konutların da birçoğu maalesef boş duruyor.

MUSTAFA BALBAY: Ama efendim Anadolu insanının bir toprak bağlılığı var, ne olursa olsun terkedemez orayı.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:  Evet, ama ne yapalım? Deprem olan, henüz enkazın bulunduğu yere veya yerleşim bakımından tehlikeli olan yerlere yerleştiremeyiz. Ayrıca prefabrike konutlar için yer bulmak da zor. İster istemez bazıları şehrin bir-iki kilometre dışında oluyor, onlara servis arabaları sağlamayı kararlaştırdık. Yani Hükûmet olarak elden geleni yaptık. Rica ediyorum, yalvarıyorum depremzedelere; bu kış soğuğunda çoluk-çocuklarının hayatları tehlikeye düşmesin, hazır olan, sizlerin hizmetinize sunulmuş olan prefabrike konutlara veya tatil sitelerindeki konutlara geçin. Başka istekleriniz olabilir, onları rahat rahat görüşürüz, ama çocuklar karda kışta hastalıklarla karşılaşmadan bu yılı atlatalım diye düşünüyorum.

CEM KIRÇAK:  Bir de efendim, bu yıkılan yerleşim yerlerinin herhalde yeniden ve depreme dayanıklı bölgelerde yeniden imar edilmesi yaza doğru başlayacak.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:  Mart’tan, Nisan’dan itibaren onların da yapımı başlayacak.

CEM KIRÇAK: Efendim, cezaevleriyle ilgili olarak bize gelen sorular da ağırlığı teşkil ediyor. Gerçi Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk de programımıza katılmışlardı, fakat daha sonra kigelişmeler enterasandı.
Cezaevlerinde yaşananlar sonucunda ülkemizde yargının verdiği cezaların infazı konusunda vatandaşta ciddi kaygılar uyandı. Bunlara yönelik hızlı iyileştirme çalışmaları acaba var mı? Çünkü bir kanı hakim olmaya başladı -zatiâlinizde rastlıyorsunuzdur- yapanın yanına kar kalıyor bazı şeyler gibi. Kamuoyunda böyle bir düşünce hasıl oluyor ki, bir hukuk devletinde bu çok sakınca teşkil ediyor. Buna yönelik iyileştirme ve diğer çalışmalar hakkında neler söyleyeceksiniz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bundan birkaç gün önce yapılan bir doruk toplantısına doğrudan ilgili Bakanlar ve Jandarma Genel Komutanlığı katıldı. Cezaevi sorununu çözmek için bir protokol imzalandı ve birkaç gün önce de uygulanmaya başladı. Fakat daha uygulanmaya başlama tarihinden önce de olumlu sonuçlar alınmaya başladı. Biraz önce Metris ve Bandırma Cezaevleri’ni izledik. Bu ilk defa oluyor; birbiriyle bağlantılı iki cezaevinde aşağı yukarı aynı anda ve dayanışma içinde bir isyan hareketi oluyor ve bu aynı gün, hiçbir ödün verilmeksizin çözülüyor.
Neden? Çünkü ilgili devlet kuruluşları arasında yeterli işbirliği ve eşgüdüm sağlanamamış, görev ilişkileri yeterince tanımlanamamıştı. Bu protokolde bu engel aşılmış oldu ve hemen olumlu sonuçları  görülmeye başladı. Ama daha olumlu sonuçların ortaya çıkabilmesi için cezaevlerinin mimarisinde  bazı köklü değişiklikler yapmak gerekiyor. Maalesef bundan birkaç yıl önce çok ağır bir hata yapılmıştı ve siyasî mahkumların da yer alacağı cezaevlerinde koğuş sistemi yaygınlaştırılmıştı. Bu koğuşlar da bildiğiniz gibi gerek bölücü terörün, gerek başka terör akımlarının karargâhları durumuna geldi. Bunların elinde her türlü silah var, faksları var, cep telefonları var, palaları var. Türkiye’yi idare etmeye çalışıyorlar cezaevlerinden. Bunun için mutlaka koğuş sistemini geride bırakmamız gerekiyor.
Bu amaçla altı yeni cezaevi yapımı başladı, daha bu hükümet kurulmadan, bundan önceki hükümet döneminde. Yani 55., 56. ve 57. Hükûmetler döneminde bu konuda adımlar atılmaya başlandı. Bu yılın Mayıs ayında 6 yeni yapının sonuçlandırılması bekleniyor. Buralarda hücre sistemine değilse de, oda sistemine geçilmesi kararlaştırıldı.

CEM KIRÇAK: İlk somut sonuçlar 2000 yılında alınacak diyorsunuz.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Mimari bakımdan evet. Yani Bayındırlık Bakanlığı’nın verdiği bilgi bu.

MUSTAFA BALBAY: Konu cezaevleri olunca af konusu ne oldu efendim?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bugünlerde onu da çözeceğiz inşallah.

MUSTAFA BALBAY: Nasıl bir çözüm düşünüyorsunuz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bunlar hassas konular, bir çözüm yolunu buluruz.

MUSTAFA BALBAY: Bir zirve toplantısı mı düşünüyorsunuz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:  Bilemiyorum, daha şeklini kararlaştırmadım, ama daha fazla sürüncemede bırakamayız.

MUSTAFA BALBAY: Efendim bu program yurtdışında da çok izleniyor. Her seçim döneminin öncesinde klasikleşmiş bir soru vardır; çifte vatandaşlık, bir de seçimde oy kullanma hakkı. Şu anda Türkiye’nin yurtdışında 4 milyon yurttaşı var. 4 milyon Gürcistan’ın nüfusu neredeyse. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin pekçoğunun nüfusu o civarda. Seçime ramak kala konuşulunca bunlara zaman kalmamış oluyor.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:  Türkiye’deki seçimlere dışarıdan  oy kullanarak katılma hakkını tanıyan Anayasa değişikliğinin uyum yasası maalesef gecikti. Bu konuda Meclis’te bir uyum komisyonu var. O komisyon bir türlü sonuca varamadı, ama bu yıl içinde bu sorunu mutlaka çözmemiz gerekir. Onu Hükûmet’in, koalisyonun gündeminde ön sıralara getireceğiz, buna kararlıyım.
Çifte vatandaşlığı çözebilecek olan devlet Türkiye değil. Biz bunu tabiî çok istiyoruz. Bugün Almanya’da iktidarda olan Sosyal Demokratlar da biliyorsunuz istiyorlardı, Başbakan Schröder özellikle istiyordu, ama çok sınırlı bir sonuç elde edilebildi. Bu konuda yurtdışındaki işçilerimizle ve diğer yurttaşlarımızla birlikte biz de devlet olarak çabalarımızı sürdüreceğiz. Ama dediğim gibi, bu maalesef sadece Türkiye’nin kendi başına çözebileceği bir sorun değil.

MUSTAFA BALBAY: Önümüzdeki hafta Meclis açılıyor. Belki bir programın tümünü dolduracak kadar da Meclis’te konu var. Türk Ceza Yasası var, Medeni Yasa var, tahkimi geriye işletme-işletmeme konusu var. Sanıyorum o konuda da bir uzlaşma sağlandı. Ne kadar zaman içinde bunları çıkarmayı düşünüyorsunuz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:  Kesin bir şey söyleyemem, ama parlamentomuz bu Hükûmet kurulduğundan beri  olağanüstü hızlı çalışır duruma geldi. Gece gündüz çalışır duruma geldi. Aynı tempoyu birkaç ay daha sürdürtebileceğiz. Tabii bazı yasaların görüşülmesi zaman alabilir. Örneğin Türk Ceza Yasası, Yeni Medeni Kanun Tasarısı biraz zaman alabilir. Eğer Gümrük Yasası’nda uyguladığımız yöntemi uygulayabilirsek, yani bir toptan görüşme sağlayabilirsek -biliyorsunuz çok hacimli bir kanun olduğu halde birkaç saat içinde çıkabildi- daha hızlı sonuç alabiliriz. Komisyon toplantıları ağırlık taşıyor tabii. Belki Medeni Kanun’la ve Türk Ceza Yasası’yla ilgili yöntem de böyle olabilir, olursa çok kısa sürede çıkar. Yoksa onlar biraz uzar. Ama dediğim gibi, TBMM çok büyük bir hızla ve olabildiğince de uzlaşı ortamında çalışıyor.

CEM KIRÇAK: Sayın Başbakan, benim son bir sorum olacak: Yaklaşık üç ay öncesine gidersek Türkiye çok değerli bir aydınını yitirdi malûmunuz. Sizin de yakın çalışma arkadaşınız Sayın Ahmet Taner Kışlalı’yı kaybettik. Bu konuda somut bir gelişme var mı?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Maalesef yok. 

MUSTAFA BALBAY : Bir de Uğur Mumcu cinayeti var efendim, bu ay yıldönümü.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Uğur Mumcu olayı çözülemedi. Bahriye Üçok olayı çözülemedi.

MUSTAFA BALBAY: Bu cinayetler çözülemedi efendim, gerçekten yara olarak duruyor.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Belli konularda özellikle bazı güçlükler var, bunlar bütün gayretlere rağmen aşılamadı.

CEM KIRÇAK: Yurtdışı bağlantısı olduğu konusunda ciddi kuşkular var.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT:  Kuşkular var da kesin bir sonuca varılamayınca bir şey söyleyemiyoruz.

CEM KIRÇAK: Efendim lütfettiniz bu yoğun tempo içerisinde programımıza katıldınız. Çok çok teşekkür ediyoruz.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ben teşekkür ediyorum. 


KAYNAK: BAŞBAKANLIK İNTERNET SİTESİ
(21.3.2000)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş