Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER 
Konuşmanın bölümleri
LİDERLER ZİRVESİ
CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ
İlgili Sayfalar
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ TARTIŞMALARI
ÖCALAN TARTIŞMASI


Başbakan Ecevit ile ATV ana haber bülteninde yapılan mülakat... 

(14 OCAK 2000)

 
ZAFER MUTLU: Siyaset dünyasından, bilim dünyasına, spor dünyasına, sanat dünyasına kadar 82 değerli ismin oylarına başvurduk, ‘1999 - Yılın İsmi’ tespiti için. Büyük bir çoğunluk “Bülent Ecevit” dedi. Değerlendirmeler üç ana başlık altında toplanıyordu; birincisi partinizi uzun yıllardan sonra yeniden iktidara getirdiniz, ikincisi APO’nun yakalanmasının öncesi ve sonrasında gösterdiğiniz devlet adamlığı tavrı, üçüncüsü de Türkiye’ye Avrupa kapılarını açmak üzerineydi.
Bu değerli jüri sizi 1999 yılının “Yılın İsmi” seçti. ATV, Sabah Grubu olarak bu değerlendirmeye yürekten katılıyor ve sizleri kutluyoruz. Bu başarınızın devamını diliyoruz.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bu benim için çok büyük bir onur, çok teşekkür ederim. Bana verilen bu onura layık olmaya çalışacağım.

ZAFER MUTLU: Ayrıca aynı jüri yılın olayını da belirledi. Yılın olayı tartışmasız, hiç kuşkusuz deprem olayıydı. Onunla ilgili olarak biraz sonra yayında birlikte olacağımız, İstanbul’da bazı konuklarımız olacak.

ALİ KIRCA: Başbakan Sayın Bülent Ecevit şu an stüdyomuzda. Efendim hoşgeldiniz ve kutluyoruz, büyük jürinin değerlendirmesinden ötürü.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bu, benim için çok büyük bir onur. ATV’ye de, büyük jüriye de şükranlarımı sunuyorum. Bana verilen bu onura layık olmak için elimden gelen çabayı ömrüm boyunca göstereceğim.

ALİ KIRCA: Biz teşekkür ediyoruz; hem ATV adına, hem büyük jürinin adına ve Türkiye adına.
Efendim, 1999’a damgasını vuran isim Başbakan Bülent Ecevit, 1999’da hatırlanacak olaysa az önce de ödül töreninde belirttiğim gibi hiç kuşkusuz, neredeyse bütün jüri üyelerinin de üzerinde birleştiği gibi depremdi. 17 Ağustos ve 12 Kasım felaketleri elbette binlerce ölümle hatırlanacak. O faciaların ardında bıraktığı gözyaşları ile hüzünlerle. Ama bir başka yanıyla daha hatırlanacak; bütün o acılara, trajik öykülere rağmen unutulmaz bir direnç ile ve yaşam azmiyle, ölüme, acılara meydan okuyan yüzbinlerle. İşte o acıların içinden hayatı süzmek için o unutulmaz iki ismi de biz belirledik: Eser ve sevgili babası Yüksel Er.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Sayın Yüksel Er’i ve oğlu Eser’i böyle yan yana mutluluk içinde görmekten ben büyük kıvanç duyuyorum, özel bir mutluluk duyuyorum. Büyük acılar çektiler. Biz milletçe büyük acılar çektik. Ama sizin de biraz önce belirttiğiniz gibi, büyük bir ulusal dirençle ve ulusal dayanışma ile, aynı zamanda insanlık dayanışmasıyla, başka ülkelerden de gelen katkılarla, bu deprem felaketini olabildiğince az acılarla geride bırakabilmek için elimizden geleni yaptık. Bugün, bütün ihtiyaç sahibi kişiler için prefabrike evler artık hizmete açılmış durumda. Okullar prefabrike binalarda da olsa açılmaya başladı, büyük ölçüde açıldı. Allah’ın bir daha milletimize böyle bir acı vermemesini, böyle acılardan milletimizi esirgemesini diliyorum. Ama dediğim gibi, milletimiz bu deprem felaketinde çok büyük bir olgunluk gösterdi, dayanışma bilinci gösterdi. Bu dayanışmayı başka alanlarda da gösterdiğimiz oranda Türkiye birçok sıkıntıyı, birçok sorunu geride bırakacaktır. Buna inanıyorum.

ALİ KIRCA: Bu acılardan kazandığı tek şey de bu olacaktır. Bu dayanışma ruhu ve bunu ileriye, başka olaylara yansıtabilmek.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: İzin verirseniz ben Sayın Yüksel’e ve Eser’e de bugünü hatırlamaları için küçük birer hatıra vermek istiyorum.

ALİ KIRCA: “Elele Büyüttük Sevgiyi” şiir kitabını, şiirlerinin toplandığı kitabı, Eser’e Sayın Başbakan imzaladılar. Ben okuyorum; “Sevgili Eser’e mutluluklar dileğiyle, 14 Ocak 2000, Bülent Ecevit”.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bu küçük hatırayı da Sayın Yüksel Er’e kabul etmeleri ricasıyla takdim ediyorum. İkisine de ömür boyu mutluluklar diliyorum, sıhhat diliyorum, başarılar diliyorum.

ALİ KIRCA: Bu tür armağanların hele bir Başbakan’ın elinden alındığı zaman çok büyük anlamları var. Maddi değerlerinin çok fazlaca önemi yok. İçinde ne olduğunun da belki çok önemi yok ama, ben az önce öğrendim; hayatın tiktaklarını anlatmak için, hayatı hatırlatmak için sanıyorum saatler var içerisinde. Başbakan Bülent Ecevit’ten armağan bunlar. Bilemiyorum Sayın Yüksel Er ve Eser Er’in söyleyecekleri var mı?

YÜKSEL ER: Öncelikle Sayın Başbakanım’ı kutlamak istiyorum. Bundan sonraki siyasî hayatında da populizimden uzak, siyaset yapmasını –tıpkı şimdiye kadar yaptığı gibi- diliyorum. Verdiği hediyeler için de çok teşekkür ediyorum. Gerçekten bunları oğlumla elele sevgiyi büyütüp, birlikte geliştirmek için bize sunulan en güzel armağanlar olarak kabul ediyorum ve onları ömrümün sonuna kadar saklayacağımı belirtmek istiyorum. Çok teşekkür ediyorum.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ben teşekkür ederim.

ALİ KIRCA: Evet, Eser’i duyabilecek miyiz? Eser’in de Başbakan Bülent Ecevit’e mutlaka söyleyecekleri vardır.

ESER ER: İlk önce bana böyle bir hediye verdiği için teşekkür ediyorum. Çünkü ben de şiiri severim. Şiir dinlemekten mutluluk duyarım. Bizim Başbakan Bülent Ecevit’e sevgimizden başka verebileceğimiz hiçbir şey yok ve ben ona sevgimi ve saygımı iletiyorum.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ondan büyük bir armağan olmaz.

ALİ KIRCA: Sizlere çok teşekkür ediyoruz.Yalnız gerçekten de Başbakan Bülent Ecevit’in bugün size imzaladığı bu kitap, sanki o günü, sizin enkaz başında Türkiye’nin unutamadığı görüntülerinizi simgeleyen bir isim. “Elele büyüttük sevgiyi”, yani ellerinizin o havada çarpıştığı, enkazdan çıktıktan sonra, hayatla buluştuğu anda büyütmeye başlamışlardı elele sevgiyi ve devam ettiriyorlar. Tekrar birlikte olacağız, ben bu armağanlarınızı İstanbul’da sizlere getireceğim.


Gelelim 2000 yılına. 2000 yılının ilk sıcak gündem maddesine, yani tarihî zirvede konuşulanlara ve bilmediklerimize.

Sayın Başbakan, Türkiye gerçekten önemli bir dönemeci aştı önceki gün. Bir kriz noktasına bile gelebilirdi ama kriz noktasına gelmeden aşıldı. Çok önemli bir karardı, alınan karar. Biz tabiî zirvenin öncesini, sonrasını biliyoruz. 7,5 saati bilmiyoruz. Belki bu akşam da çok çok fazlasını bilemeyeceğiz ama, bilmeye çalışacağız en azından. Zirvede umutların tükendiği, eyvah bu zirveden bir sonuç çıkmayacak dediğiniz bir an oldu mu?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Hayır, hiç öyle bir kaygım olmadı. Bütün kaygım, daha doğrusu bütün beklentim, koalisyon ortağı üç partinin genel başkanlarının şimdiye kadar her konuda olduğu gibi, bu konuda da uzlaşmalarıydı ve o uzlaşının sağlanacağına inanıyordum. Çünkü 57’nci Cumhuriyet Hükûmeti pekçok önemli atılımı ve reformu başlattı ve bu halkımızda bir kere Türkiye’ye ve kendi devletine güveni artırdı. Ayrıca bütün dünyada Türkiye’nin saygınlığını artırdı. Türkiye’ye yakın zamana kadar kapalı olan kapılar bir bir önümüzde açılmaya başladı. Ve milletimizin, eminim ki çoğunun yüreği titriyordu. “Aman bu Hükûmet’e bir şey olmasın, Türkiye bir esenlik yoluna girdi. Bu yolda bir kazaya uğramayalım” kaygısı bütün milletimizde vardı. Ve zaten milletimizin beslediği güven bize bu reformcu atılımları yapma olanağını verdi. Bu arada şunu da şükranla belirtmeliyim ki, biz yalnız Hükûmet ortağı üç parti arasında değil, Hükûmet dışında Meclis’te temsil edilen partilerle de diyalog içinde kalmayı, uzlaşı çabaları göstermeyi görev bildik. Bunun karşılığını da büyük ölçüde aldık. O bakımdan hem Hükûmet’i oluşturan partilere, hem de Meclis’teki muhalefet partilerine ve dışarıdan bu atılımlara destek olan yazılı ve görsel basınımıza ve bütün milletimize şükranlarımızı sunuyorum. Bu uzlaşı geleneğinin Türkiye’de yerleşmeye başlaması büyük bir aşamadır. Çünkü uzlaşı geleneği, uzlaşı kültürü olmadan demokrasiyi verimli bir şekilde işletmek, çalıştırmak olanaksızdır denebilir. Bizim bu konuda bazı eksikliklerimiz vardı. Fakat son yıllarda özellikle bir uzlaşı kültürü, topluma yerleşmeye başladı. Oysa bundan daha birkaç yıl öncesine kadar “Türkiye ne çektiyse bu koalisyonlardan çekmiştir” denirdi.

ALİ KIRCA: Bir de toplumun farklı kesimleri de aynı kararların etrafında toplayabiliyor ve destek artıyor.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Tabiî, Hükûmet içinde uzlaşı, Meclis içinde uzlaşı ve toplumda uzlaşı. Bu uzlaşı kültürünü ve dayanışmayı sürdürebildiğimiz vakit, önümüzdeki aşılmaz sanılan sorunları da aşabileceğimize güveniyorum.

ALİ KIRCA: Tabiî uzlaşmaya varmak kolay olmuyor. Biz sanıyorduk ki, 7,5 saatlik süre içerisinde hep Başbakanlık’ta sizin makamınızda ya da toplantı odasında devam etti bu zirve. Oysa zaman zaman kesintilere uğradığını görüyoruz, en azından bir düşünmek için veya başka mütâlâalarda bulunmak için. Örneğin Sayın Bahçeli’nin ayrılıp kendi odasına geçtiğini öğrendik.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bir ara ben de kendi odama geçtim.

ALİ KIRCA: Toplantıya yani bir ara verildi öyle değil mi?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Tabiî, ama kısa aralar verildi. Biz Bakanlar Kurulu Toplantıları’na da bir defa ara veriyoruz. Bu toplantı tabiî çok ilgi çektiği için, sonucu çok merakla beklendiği için 7,5 sürmesi biraz yadırgandı. Oysa biz üç koalisyon ortağı partinin genel başkanları olarak, yalnız kendi aramızda değil, hangi konuyu görüşeceksek, o konuyla ilgili Bakan arkadaşlarımızın da katılımıyla sık sık biraraya geliyoruz, bu doruk toplantılarını yapıyoruz. Bunların hepsi uzun sürüyor. Belki 7,5 saat süreni şimdiye kadar olmamıştır ama ona yakın süren toplantılarımız oldu. Çünkü herşeyi derinliğine irdeliyoruz, derinliğine inceliyoruz. Yalnız üç genel başkan olarak kendi düşüncelerimizi konuşmakla, tartışmakla yetinmiyoruz. Dediğim gibi ilgili Bakan arkadaşları, ilgili bürokratları, teknokratları da konuya göre davet ediyoruz. Onların da görüşlerini alıyoruz.

ALİ KIRCA: Bu toplantıda da Bakanlar vardı. Ama 7,5 saat toplantının brüt süresi, net değil. Neti belki daha azdır öyle değil mi?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Hayır, brütü ve neti içiçe.

ALİ KIRCA: Siz o bireysel veya tek başına yapılan mütâlâaları da toplantının içinde değerlendiriyorsunuz.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Evet, benim mesela gazetecilikten gelme bir alışkanlığım vardır. Ben yazarak düşünürüm. Daktilo başında düşünürüm. Onun için görüşmeler belli bir aşamaya geldiğinde açıklanacak bir metin için değil, düşüncelerimi kendi kafamda olgunlaştırmak için daktiloya dökme gereğini duydum. 10-15 dakika o şekilde toplantı salonundan ayrıldım.

ALİ KIRCA: Hangi noktada o görüşü yazma ihtiyacını hissettiniz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bir uzlaşı olanağının kesin olarak ortaya çıktığı aşamada.

ALİ KIRCA: Yani şu uzlaşma metninin ön hazırlığı için mi?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Tabiî ama yalnız benim hazırladığım metin değil bu, ortak metindir –gerçekten öyle-.

ALİ KIRCA: Kim kaleme aldı bunu efendim?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Birkaç arkadaşımız kaleme aldı. Yani tartışıldı, konuşuldu; şu cümleyi kuralım, şu cümle böyle olsun diye.

ALİ KIRCA: Kimin daktilosundan çıktı veya kimin kaleminden çıktı?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bilgisayardaki arkadaşlar Başbakanlık bürosunda bekliyordu. Arkadaşlarımız zaman zaman oraya gidip, cümleyi yazdırıyorlardı. “Şimdi oldu mu?” diyorlardı. Yani büyük bir titizlik ve özen gösterdik ve sonucunu da aldık.

ALİ KIRCA: Uzlaşmaya yaklaştığınız noktada, siz daktilonuzun başına oturdunuz. Sayın Bahçeli hangi noktada “Ben bir düşüneyim” dedi?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Düşüneyim değil de, herhalde kendi başına düşünmek için veya arkadaşlarıyla görüşmek için ayrılmış olabilir ama, ayrılırken dosyalarını masada bıraktı. O bakımdan bir kaygım yoktu.

ALİ KIRCA: Nasıl olsa dönecektir diye umudunuzu kesmediniz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Hayır kesinlikle, Sayın Bahçeli devlet sorumluluğu olan bir siyaset adamı. Bu Hükûmet’in devamı için o da diğer koalisyon ortakları ile birlikte elinden gelen çabayı gösterdi.

ALİ KIRCA: Sayın Yılmaz’ın da bir katalizör, bir arabulucu işlevini gördüğü söylendi, kulis notlarından.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Evet, bir ara başbaşa görüştüler.

ALİ KIRCA: Yani Sayın Devlet Bahçeli ile Sayın Mesut Yılmaz başbaşa görüştüler.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Evet, bir sefer öyle başbaşa görüştüler.

ALİ KIRCA: Herhalde siz sormadınız?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Hayır, sormadım.

ALİ KIRCA: Daha sonra da sormadınız?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Hayır, daha sonra da sormadım.

ALİ KIRCA: Peki ben soruyorum o zaman.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ben Başbakan konumundayım. Onun için bir cevap veremem.

ALİ KIRCA: Şunu sorayım; yani Sayın Devlet Bahçeli, Sayın Mesut Yılmaz ile görüşmesinden sonra döndüğünde ikna olmuş muydu?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Evet.

ALİ KIRCA: O zaman bazı noktalara Sayın Mesut Yılmaz ikna etti.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: İşte ortak bir ikna oldu.

ALİ KIRCA: Çaylar konusu var. Çok sayıda çay içilmiş. Sonra da çaylardan bıkkınlık olmuş galiba.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Evet, çok sayıda çay içildi.

ALİ KIRCA: Sonra başka şeylere dönülmüş; başka yiyecekler, içecekler getirilmiş.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Uzun toplantılarda bir küçük ikramda bulunuluyor.

ALİ KIRCA: Börek, baklava gibi, tabiî 7,5 saat uzun bir süre gerçekten de karınlar acıkıyor. Belki stresin de yarattığı birtakım şeyler var ama sonunda şöyle bir metin çıkıyor ve bu metnin tabiî ilk iki paragrafı zaten beklenen paragraf. Ama asıl sanıyorum uzlaşmayı yaratan üçüncü paragraf. Çok özenle hazırlandığı da anlaşılıyor. Ben kamuoyuna tekrar hatırlatmak için o paragrafı okumak istiyorum; “Genel Başkanlar, hukuka saygı içinde aldıkları bu kararın, terör örgütü ve yandaşı çevrelerce, milleti ve devleti ile Türkiye’nin yüksek menfaatleri aleyhine kullanılmak istendiğinin değerlendirilmesi halinde, erteleme süreci kesilerek, infaz sürecine derhal geçilmesi hususunda görüş birliğine varmışlardır.” Burada gerçekten de kelimelerin özenle seçildiği görülüyor.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Dediğiniz gibi, yaşamsal önem taşıyan bir paragraf ve en duyarlı yeri o şimdi okuduğunuz son paragraf. Öyle inanıyorum ki, iki gün önce aldığımız karar, bu konuda alınabilecek kararların en iyisidir. Çünkü biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının bağlayıcılığını kabul ettik. Devlet olarak yıllar önceden kabul etmiş durumdayız. Bu, bir kanun haline geldi. Bir kanun olarak benimsendi. Dolayısıyla iç hukukumuzda da etkisini gösterir duruma geldi. Onun için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Öcalan davasının infazı ile ilgili erteleme işlemini bize bildirirken, tabiî bizim de o istemi kabul etmemiz gerekliydi. Kabul etmeseydik çok ciddî bazı iç ve dış sorunlarla karşılaşabilirdik. Kabul ettiğimiz zaman da birtakım sorunlarla karşılaşabilirdik. Fakat bu, ertelemeyi kabul etmenin olası sakıncalarını ortadan kaldıran, ama onu birtakım yaptırımlarla donatan bir karar oldu. Yani biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına saygılıyız, ama bizim için herşeyin üstünde Türkiye’nin esenliği gelir, Türkiye’nin huzuru gelir, güvenliği gelir, ulusal bütünlüğü, ülke bütünlüğü gelir Bu erteleme süresi eğer bu haklarımızın üstüne bir gölge düşürecek olursa, o zaman bu kararı yeniden gözden geçiririz.

ALİ KIRCA: Gölge düşürmenin belirtileri ne olabilir? Somut olarak nedir?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Nelerle karşılaşma olasılığının bulunduğunu kesin bilemediğim için ayrıntıya giremem, ama hepimizin üzerinde aynı duyarlılığı gösterdiğimiz birtakım ilkeler, kurallar var. Bunların başında Türkiye’nin barış ve huzur içinde yaşaması geliyor. Bunlar arasında bölücülüğün mutlaka önlenmesi vardır. Bölücü ve her türlü terörün önlenmesi gerekiyor. Bunları teşvik edici yayınlar, kışkırtmalar, provakasyonlar yapılması ve erteleme istemini kabul etmiş olmamızdan kaynaklanan Türkiye aleyhinde olumsuzluklara yol açabilecek davranışlarla karşılaşılması halinde oturup durumu yeniden değerlendireceğiz.

ALİ KIRCA: Hem bu dış ülkelerden olabilir, hem de içeriden olabilir veya yandaşlarından olabilir.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Yani güvencesi içinde bulunan bir kabul, bizim mahkeme kararını kabul etmemiz. Şunu da ileteyim ki, idam cezası kalkmalıdır kalkmamalıdır tartışmaları bir yana, Yargıtay’ın verdiği idam kararının sonunda infaz edilmesiyle veya edilmemesiyle ilgili bir şey değil bu. O karar ortadan kalkmış değil, o karar ortadan kalkacak değil. Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne belli bir süre tanınmış oluyor.. O süre içinde herkes serinkanlılıkla bir durum değerlendirmesi yapabilecek. İleride ne tür karar alınırsa ne gibi sonuçlar doğar veya doğmaz bunlar göz önünde tutulacak. Tabiî iç hukuk süreci tamamlandı. Dış hukuk da buna eklendi. Fakat siyasî kararı eninde sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi verecek.

ALİ KIRCA: Bu, şu anlama da geliyor mu: O zaman Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bir süre tanımış oluyorsunuz veya onun karar almasına kadar geçecek bir süre için bekleme kararı bu. Aynı zamanda idam cezasının kaldırılması ile ilgili niyetlerinizi de dondurmuş mu oluyorsunuz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: O konuyu aramızda konuşmadık. Herşeyin bir zamanı, bir sırası var. Her sorunu birden çözmeye kalkışamayız. O konuyu görüşmedik.

ALİ KIRCA: Derhal infazın yerine getirilebilmesi için idam cezasının yasalarda yer almaya devam etmesi gerekiyor bu süre içerisinde.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Evet, ama dediğim gibi, o konuda da toplumda son aylarda ciddî bir tartışma başladı. Bütün duyarlı konuların toplumda tartışılması hayra alâmettir demokrasi açısından. Bu kamuoyunun etkisi altında siyasal kararlar alınacak demektir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı, herkese idam konusu dahil birçok konuyu düşünme zamanı ve fırsatı verecek.

ALİ KIRCA: Ama burada bir derhal geçilmesi ifadesi var ve benim önemle seçilmiş dediğim kelimeler var.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bu da Hükûmet olarak kararlılığımızı gösteriyor.

ALİ KIRCA: Bir de Öcalan’ın İmralı’daki durumu var. Bu süre içerisinde aynı statü devam edecek mi? Yoksa ağırlaştırılmış müebbet hapis gibi, bizim yasalarımızda olmayan ama fiilen uygulanabilecek bir statü orada uygulanabilecek mi? Örneğin herkesin ve Sayın Devlet Bahçeli’nin de sanıyorum, zirveye getirdiği konulardan birisi İmralı’dan Abdullah Öcalan’ın  avukatları aracılığıyla veya başka bir biçimde konuşmaya devam etmesiydi. Bu konuda bir önlem düşünüyor musunuz?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ben de önceki gün verdiğim demeçlerde, böyle İmralı’dan Türkiye’ye yön vermeye kalkışmak gibi davranışları kabul edemeyeceğimizi, bir bölücü terör örgütüyle veya onun görünürdeki legal uzantıları ile pazarlık içine giremeyeceğimizi söyledim.  

ALİ KIRCA: Bu konuda bir önlem alınacak mı? Çünkü zaman zaman bunun devam ettiği görülebiliyor kamuoyunda. Zirvede görüşüldü mü?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: İşte 3’üncü paragraf zaten onu kapsıyor.

ALİ KIRCA: Efendim şimdi zirvenin öteki yakasına bakmak istiyoruz. Kuşkusuz kamuoyunun asıl merak ettiği kararı milletvekiliyle, tabanıyla MHP’nin nasıl yorumladığı, nasıl değerlendirdiği idi. MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici bu sabah kahvaltı haberlerinde Seda Erdem’in konuğuydu ve soruları içtenlikle yanıtladı. Söyleşinin en çarpıcı yanıysa Yahnici’nin şehit ailelerinin tepkilerine ilişkin yanıtı oldu. Yahnici, soruya onlardan biri olarak yanıt verdi. Kardeşini PKK terörüne kurban vermişti MHP Genel Başkan Yardımcısı ve bu acıyı tadan biri olarak şimdi itidal tavsiye ediyor.
Evet, Sayın Devlet Bahçeli  çok fazla konuşmamayı tercih eden bir Devlet Adamı. Dolayısıyla zirveden sonra onun görüşlerini doğrudan öğrenmek mümkün  olmadı ama, Yardımcısı Sayın Yahnici’nin görüşleriyle Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu konudaki görüşleri netleşmiş oluyor. Sadece tıpkı diğer üç lider gibi veya diğer partiler gibi Milliyetçi Hareket Partisi’nin de Türkiye’yi önde tutarak, bu meselede sorumluluk içerisinde karar verdiği anlaşılıyor.
Ama bu noktaya gelirken, Sayın Devlet Bahçeli de parti olarak tezlerini ve tabanından gelen düşünceleri sanıyorum zirveye çok ağırlıklı olarak iletti. Zirveye üç rapor sunulmuştu; MİT raporu, Adalet Bakanlığı’nın, Dışişleri Bakanlığı’nın bir raporu, bir de Sayın Bahçeli’nin kendisinin hazırladığı rapor ya da dosyalar. Sayın Devlet Bahçeli’nin raporunda ya da sunduğu dosyalarda ne vardı efendim?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Bunlar çok objektif raporlardı. Birinde, örneğin, Türkiye’nin dış hukuk bakımından konumu nedir, hangi uluslararası metinlere bağlılığı vardır konuları ve bunlarla ilgili kararlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kuruluşu ile ilgili yasa ve bütün bunlarla ilgili objektif bilgiler vardı.
MİT’in hazırladığı metinde de, infazın ertelenmesini kabul edersek neler olabilir, neler olmayabilir, kabul etmezsek neler olabilir, neler olmayabilir, konuları yer alıyordu ve bu metin hiç taraf tutmayan çok objektif nesnel bir metindi. Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen raporda, daha çok uluslarüstü veya ulusalüstü angajmanlarımız, yükümlülüklerimiz hakkında tamamen objektif bilgi veriliyordu. Yani bu raporlardan hiçbiri yönlendirici nitelikte değildi.  

ALİ KIRCA: Kendi bulunduğu kurum açısından meseleye bakışını gösteriyordu.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ben, Sayın Yahnici’yi de kutlamak istiyorum. Kendisi zaten hep itidalli ve makul düşünen bir insandır. Bir basit gerçeği hatırlattı kahvaltı sohbetinde; bizim vatandaşlarımızın, şehit analarının, kardeşlerinin, çocuklarının kaygı duymalarına gerek yok. Çünkü Abdullah Öcalan Türkiye’de, bir Türk cezaevinde ve bir Yüksek Türk Mahkemesi’nin verdiği kararla orada duruyor, yani elimizin altında. O bakımdan hiçbir kaygıları olmasın. 

ALİ KIRCA: İmralı’da ve son derece güvenlikli ve korunan bir yerde. Gerçekten de zaman zaman kamuoyunun galiba hatırlaması gerekiyor. Daha bir yıl öncesine gittiğimiz zaman Türkiye,Abdullah Öcalan’ın nerede olduğunu bile bilmiyordu. Dünyanın herhangi bir noktasındaydı, yakalanması hayal bile değildi. Ama şu anda mahkum olarak bulunuyor. Bir idam mahkumu olarak Türkiye’nin elinin altında ve Türkiye’de. Bunu galiba hep hatırlatmak gerekiyor, bütün bu tartışmaları geliştirirken.
Bu son paragraf ne kadar sürede yazıldı? Son olarak onu sorayım.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Saat tutmadım. Ama epey zaman aldı. Yani uzlaşma zorluğu yüzünden toplantımız 7,5 saat sürmüş değil, en çok bu paragrafın yazılmasının üzerinde uzun uzadıya konuştuk.

ALİ KIRCA: 1 saati aştı mı?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Zaman tutmadım. Aslında toplantının belli bir aşamadan sonra uzlaşmayla sonuçlanacağı belli olmuştu. O uzlaşmanın ürünüdür bu paragraf da zaten. Orada bütün kelimeler özenle seçildi.

ALİ KIRCA: Üç lider de sizin açıklamanıza tepki vermedi ama, toplantı bittikten sonra kapalı kapılar açılmadan önce içeride birbirinizi kutladınız mı?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Evet, tabiî herkes birbirini kutladı.

ALİ KIRCA: Yani herkes memnundu karardan.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Evet.


ALİ KIRCA: Bununla ilgili olarak çok teşekkür ediyorum. Son olarak sadece bir konuyu daha sormak istiyorum, o da önümüzdeki günlerde Türkiye’nin önüne gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimi, umarız o da kriz olmadan, yine uzlaşma kültürüyle aşılır. Ama daha önce Türkiye’nin sırf Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden kaynaklanan, askerî darbelere uzanan siyasal krizler yaşadığını biliyoruz. Bu sefer krizsiz çözülebilecek mi ve sizin adayınız kim?

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Krizsiz çözülebilir. Fakat Türkiye hassas bir köprüden esenlik kıyısına ulaşmaya çalışıyor. O köprünün sarsılmaması, en küçük bir sarsıntı geçirmemesi lazım. O nedenle zaten bu uzlaşmaya vardık. Sizin de belirttiğiniz gibi, kriz olmayan, bunalım olmayan dönemlerde bile, Cumhurbaşkanı seçimi zor olmuştur. Bunu da yadırgamamak gerekir, çünkü devletin en önemli mevkii ve en önemli görevidir. Ona elbette gereken titizlilik gösterilecektir. Ama bu arada çeşitli hesaplar devreye girebilir. Sarsıntılar olabilir.

ALİ KIRCA: Koalisyonu oluşturan üç parti lideri olarak sanıyorum daha bu konuyu görüşmediniz; yani ortak bir adayınız yok.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Hayır, bu konuda sanıyorum ilk düşüncesini açıklayan siyasetçi benim. 18 Nisan seçimlerinden sonra, “Kendiliğinden uygun bir durum ortaya çıkmazsa kaygı duymamak gerekir. Sayın Süleyman Demirel’in süresi bir Anayasa değişikliği ile uzatılabilir” demiştim. Sayın Demirel, Cumhurbaşkanlığı’nda kanımca çok başarılı bir sınav verdi. Gerek iç sorunlar bakımından, gerek dış sorunlar bakımından çok başarılı bir sınav verdi. Ve bölgemizdeki birçok ülkenin ortak manevi lideri durumuna geldi denebilir. Bunların birçoğu bağımsızlığına yeni kavuşmuş devletler, Türkiye’ye özel bir yakınlıkları var. Kendi sorunları var, başka ülkelerle sorunları var ve kendi aralarında sorunları var. Bunların hepsinin çözümünde Sayın Demirel’in çok büyük katkısı oldu ve oluyor. Nitekim bugün de kendisi o nedenle Gürcistan’da. Bu deneyim birikiminden devletimizin bir süre daha yararlanmasında büyük fayda görüyorum. Bu benim kişisel düşüncem tabiî. Kendi partimin grubu ile de henüz görüşmüş değilim. Önümüzdeki haftadan itibaren de bu konuda nabız yoklamasına başlayacağım. Gerek koalisyon ortağı partilerin genel başkanlarıyla, gerek Fazilet Partisi ile konuşmuş olacağız. Benim konuyu açmama fırsat kalmadan Sayın Çiller 5+5 formülünü uygun bulduğunu söyledi. Yani ilk attığımız adımdan olumlu sonuç aldım. Bundan sonrasını bilemiyorum. Hayırlı olmasını diliyorum.

ALİ KIRCA: Yani Sayın Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin uzatılmasını istemeniz, sadece kriz olmasın endişesi değil, ama Sayın Demirel’in kişiliği ve Cumhurbaşkanlığı’nda, iç siyasette ve uluslararası arenada gösterdiği performans ve başarıdan kaynaklanıyor. Bunun devam etmesini istiyorsunuz. Dolayısıyla Türkiye’de gerçekten bir uzlaşma kültürünün önemli bir simgesi. 20-25 yıl öncesinde en büyük siyasi rakibinizdi Sayın Demirel ama şimdi Sayın Ecevit, onun Cumhurbaşkanı olmasını destekliyor.

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Sayın Demirel de bana Başbakanlık görevini verdi.

ALİ KIRCA: Türkiye bundan kazanacak elbette. Efendim çok teşekkür ediyoruz. Tekrar haberimizin başında ilettiğimiz o ödül nedeniyle, –1999’a damgasını vuran, damgasını vuran- sizin seçilmeniz dolayısıyla sizi bir kez daha kutluyorum. Türkiye adına başarılarınızın devamını diliyoruz. Sağolun katıldığınız ve bizi aydınlattığınız için.  

BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT: Ben teşekkür ederim.


KAYNAK: BAŞBAKANLIK İNTERNET SİTESİ
(21.3.2000)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş