|
AK Parti "Seçim Beyannamesi"nin, "Sunuş" ile "İlkeli Siyaset", "Temel Hak ve Özgürlükler",
"Demokrasi ve Sivil Toplum" başlıklarını taşıyan 1, 2 ve 3. bölümleri şöyle:
HERŞEY TÜRKİYE İÇİN
SUNUŞ
Dünya, 21. yüzyılın başında, geçmiş dönemlerden farklı bir dönüşüm geçirmektedir.
Hızla gelişen bilgi ve teknoloji, insan hayatına yeni boyutlar katmaktadır.
İletişim araçlarının, uzak coğrafyalarda yaşayan insanlar arasında kurduğu
köprülerden akan bilgi, toplumsal kurumları ve siyasal ilkeleri yeniden
şekillendirmektedir.
İki kutuplu Dünya’nın çatışmaya dayalı siyasal anlayışları, yerini mal
ve hizmetlerin, bilgi, emek ve sermayenin serbest dolaşımını öngören bölgesel
ekonomik ve siyasal bütünleşme hareketlerine bırakmaktadır. Bu süreçlerin
doğal bir sonucu olarak, totaliter ideolojik yaklaşımlar terk edilmekte,
temel hak ve hürriyetlerin gözetildiği, ayrımcılığa karşı her alanda eşitliğin
savunulduğu ve halk iradesinden güç alan katılımcı siyasal anlayışlar yerleşmektedir.
Milletler arasında ekonomik, kültürel ve sosyal ilişkiler geliştikçe;
bu ilişkilere zemin oluşturan düzenlemeler, insanlık için ortak bir hukuk
anlayışının yerleşmesine yol açmaktadır. Ulusal ve uluslararası anlaşmazlıkların
çözümünde, nihai ve bağlayıcı kararlar verecek uluslar-üstü mahkemeler
ve hakem kurumları oluşturulmakta ve ulusal düzeyde verilen kararlar buralarda
temyiz edilebilmektedir.
Farklı ülkelerdeki halkların yaşam kalitesini ölçmeye yönelik evrensel
standart ve normlar oluşmakta ve toplumların refah, başarı ve mutluluk
düzeyleri ile devletlerin uluslararası arenadaki etkinlik ve saygınlıkları
bu kriterlere göre belirlenmektedir. Devletin faaliyet alanı sürekli daralırken,
özel sektörün ve sivil toplum örgütlerinin etkinliği artmaktadır.
Bu gelişme sürecinde, kendini Dünya’dan tecrit eden bir ulusal sistemin
uzun süre ayakta kalması düşünülemez. Artık, kendi içine dönük böyle bir
sistemle toplumun talepleri karşılanamayacağı gibi, uluslararası camianın
saygın bir üyesi de olunamaz.
Dünyada köklü dönüşümler yaşanırken, Türkiye, zamanını ve enerjisini
iç meseleleriyle uğraşarak tüketmektedir. Elli yılı aşan çok partili siyaset
tecrübesine rağmen, yeterince demokratikleşemeyen, temel hak ve özgürlüklerin
tam olarak kullanılamadığı ülkeler arasında yer almaktadır. Genç ve dinamik
nüfusuna, zengin doğal kaynaklarına rağmen, refah düzeyini yükseltememiş,
uluslararası piyasalarda rekabet edecek üretim kapasitesine ulaşamamıştır.
Uygulanan yanlış politikalar yüzünden, sağlıklı bir özelleştirme gerçekleştirilememiş,
devletin ekonomideki rolü azaltılamamış, servetin toplum kesimleri arasındaki
dağılımında adalet sağlanamamıştır. Kamu yönetiminde yolsuzluk ve siyasal
çürüme bakımından ise ülkemiz ön sıralarda yer almaktadır.
Koalisyon hükümetinin uyguladığı, halkı canından bezdiren ekonomik istikrar
programları ve acı reçeteler, enflasyonu kontrol altına almaya yetmemiştir.
Ağır vergi yükü ve yoğun bürokrasi, ekonominin üretim gücünü zayıflatmış,
istihdamı azaltmış ve kaynakların üretim yerine rant gelirlerine yönelmesine
yol açmıştır.
Ülke, iç ve dış yatırımcılar açısından cazibesini kaybetmiş, bunun sonucunda
Türkiye ürkütücü boyutlarda mali ve beşeri sermaye kaybına uğramıştır.
İyi yetişmiş nitelikli insanlarımız arasında bile işsizlik had safhaya
ulaşmış, yetenekli genç beyinler, geleceklerini yurt dışında aramanın telaşına
düşmüşlerdir. Bu umutsuz tablo, 2001 yılının Şubat ayında meydana gelen
emsali görülmemiş ekonomik kriz ile zirve noktasına ulaşmıştır.
Krizin ekonomik ve sosyal maliyeti çok yüksek olmuş; iç ve dış borç
yükü inanılmaz bir şekilde büyümüş, yüzbinlerce iş yeri kapanmış, milyonlarca
insan işini kaybetmiş, ekonomi bütünüyle Uluslararası Para Fonu (IMF) ile
Dünya Bankası’nın yönetimine terkedilmiştir. Daha da önemlisi, insanımızın
devlete ve siyaset kurumuna güveni sarsılmış, geleceğe ilişkin umutları
kırılmıştır.
PARTİMİZ, ülkemizin genç ve dinamik nüfusu, eşsiz coğrafi konumu,
zengin doğal kaynakları ve engin kültür birikimi ile yeni dünyanın etkin
bir üyesi olma potansiyeline sahip olduğunu düşünmekte ve bütün bu olup
bitenleri hak etmediğine inanmaktadır.
Krizin sorumlusu halkımız değildir.
Krizin sorumlusu ülkeyi yönetenlerdir.
Milletimizin bu kötü gidişe dur demesi için 3 Kasım seçimi önemli bir
fırsattır.
Kronik hale gelen yüksek işsizlik ve enflasyonu, sürekli artan iç ve
dış borçları, ekonomideki istikrarsızlık ve tehlikeli daralmayı, yüksek
faiz oranlarını, tasarrufları kamu açıklarının finansmanına yönlendiren
borç yönetimi anlayışını aşarak ülkeyi düze çıkaracak bir siyasi iradeye
ihtiyaç vardır.
AK PARTİ, işte bu iradeyi temsil etmektedir.
PARTİMİZ, dürüst, cesur, genç, dinamik, bilgili ve temiz kadroların
öncülüğünde, siyaseti yeniden milletle buluşturmak için kapsamlı
bir programla umut ve güven dolu bir geleceği yeniden tesis
etmek üzere yola çıkmıştır.
I. İLKELİ SİYASET
Devlet halinde yaşamanın zorunlu gereği olarak siyaset, toplumun genel
ihtiyaçlarını görüşerek, tartışarak ve uzlaşarak karşılamanın evrensel
yoludur. Toplumu aktif olarak devreye sokan demokratik siyaset ise, uzun
vadeli düşünmeyi, kamunun çıkarlarını kişisel çıkarlar üzerinde tutmayı
gerektiren erdemli bir uğraştır.
Ülkemizde, bazı siyasetçilerin kısa hedefli çıkarlara yönelik tutumları
yüzünden, halkın siyaset kurumuna ve politikacılara güveni sarsılmıştır.
Oysa, demokratik bir toplumda, halkın refah ve mutluluğunu sağlamanın meşru
yolu olan siyaset, üstün bir değerdir. PARTİMİZİN uygulayacağı ilkeli
siyasetle hem ülkemizin köklü sorunlarına çözüm üretilecek, hem de
halkın siyaset kurumuna karşı sarsılan güveni yeniden kazanılacaktır.
Süreklilik içinde değişimi arayan, birliktelik içinde farklılıkları
koruyan, toplumun dinamizmine güvenen, Dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere
açık bir siyaset anlayışını hakim kılmayı amaçlayan AK PARTİ, demokrat,
muhafazakar, yenilikçi ve çağdaş bir partidir.
PARTİMİZ, parti çıkarlarını ülke çıkarlarının üstünde tutan bir
“negatif siyaset” değil, ülke çıkarlarını parti çıkarlarından önde tutan
bir “pozitif siyaset” takip etmektedir.
Milletimizin umudu haline gelen PARTİMİZ, ilkeli siyaset ve yönetim
anlayışıyla, toplumsal barışı sağlayacak ve halkımızın refahını artıracaktır.
AK PARTİ DEMOKRATTIR
PARTİMİZ, yönetme ve siyaset yapma yetkisinin topluma ait bir
hak olduğuna inanır. Halk bu yetkisini hür ve serbest seçimlerde
yöneticilere devreder. Bu nedenle, demokrasiyi karşıtı olan rejimlerden
ayıran en temel özellik iktidarın seçimle belirlenmesidir.
Seçimler, genel, eşit ve gizli oy esasına göre
yapılmalı ve yönetime talip olan değişik siyasi görüşlerin eşit şartlarda
yarışmasına izin verilmelidir. Merkezi ve yerel kurumlarda yönetim organlarının
seçimle belirlenmesi uygulaması yaygınlaştıkça, özgürlüklerin alanı genişler,
halkın katılımı artar ve demokrasi güçlenir.
Demokrasi, millete hizmet için yapılan bir siyasi yarış ve hoşgörü rejimidir.
Bu rejimde, kimsenin diğerlerine göre daha üstün hak ve imtiyazı yoktur.
Farklı inanç ve kültürleri ülkemiz için bir zenginlik kabul eden
PARTİMİZ, değişik dil, din, soy ve sosyal statüden insanın kanunların
eşit koruyuculuğu altında özgürce yaşamasını ve siyasete katılmasını gerekli
görür.
Demokrasi, meşruiyetini, halkın özgür iradesinden ve hukuktan alır.
Siyasi alanı düzenleyen yasalar, eksik de olsa geçerlidir ve değiştirilene
kadar herkesi bağlar. Partileri demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları
olarak gören AK PARTİ, Anayasa ve yasalar çerçevesinde faaliyet
gösteren siyasi partilerin kapatılmasına karşıdır.
Muhafazakar-demokrat siyaset felsefesinin gereği olarak PARTİMİZ,
proje ve tekliflerini toplumla paylaşır; topluma dayanır, toplumun derdi
ile dertlenir, sorunlarımızın birlikte daha kolay çözümleneceğine inanır.
AK PARTİ, demokratik rejimin işleyişine, sistem dışı her türlü
müdahaleye karşıdır. PARTİMİZ, siyasi alanın daralmasına, temel
hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına, bürokrasinin siyasetin yerine ikame
edilmesine, kamuda göreve alınmada eşitsizliklere, eğitim hakkının sınırlanmasına
neden olan düzenlemeler ve uygulamaları değiştirecektir.
AK PARTİ MUHAFAZAKARDIR
Milletimizin tarihsel tecrübe ve birikimini geleceğimiz için sağlam
bir zemin olarak gören AK PARTİ, muhafazakardır. Türk toplumu, bu
coğrafyada ortak bir kaderi paylaşan, acı-tatlı hatıraların birleştirdiği
büyük bir ailedir. Bu ailenin kimliğini oluşturan değerlerin, çağdaş gelişmeler
ışığında yeniden üretilerek devam etmesine imkan hazırlanacaktır.
Toplumun uzun geçmişinde ürettiği sivil kültür ve kurumlar, devletin
müdahale alanı dışında kalmalıdır. Çağdaş gelişmelerin de gereği olarak
devlet ekonomiden çekildikçe, toplumun ürettiği sivil kültür üzerindeki
denetim de zorunlu olarak azalacaktır.
Toplum; aile, okul, mülkiyet, din, ahlak gibi köklü kurumların oluşturduğu
kültür ortamında kendini yenileyerek varlığını sürdüren canlı bir organizmadır.
Dışarıdan bir müdahale olmaksızın kendi doğal sürecinde üretilen ve toplumu
bütünleştiren yerli kültür ve kurumlar evrensel değerlerle çelişmez.
PARTİMİZ, toplumun kendi tecrübesiyle oluşturduğu kurum ve değerlere
devletin müdahale etmesinin kargaşa ve huzursuzluk doğuracağına inanır.
Bu nedenle, AK PARTİ, maceraperest siyasetçilerin, toplum gerçeklerinden
kopuk ideolojik projelerle sivil-demokratik kazanımların tahrip edilmesine
yönelik girişimlerine karşı en büyük teminattır.
PARTİMİZ, Türkiye’nin yerli değerlerini korumak adına, çağdaş
dünyaya sırt dönülmesine karşıdır. Buna karşılık, Türkiye’nin küresel dünyaya
açılması konusunda kararlı bir irade ortaya koyarken, yerli değerlerimizin
tahrip edilmesini de uygun bulmamaktadır.
Siyasette ilkeli yaklaşımların yerini günü birlik çıkar ilişkilerine
bıraktığı bir dönemde “ahlak” en önemli değer olarak öne çıkmıştır.
Devlet ve toplum hayatını tahrip eden rüşvet, yolsuzluk, usulsüzlük ve
partizanlık gibi yozlaşmaların yaygınlaşması, siyasetin kurum olarak itibar
kaybetmesine ve halkın siyaset kurumuna olan güveninin sarsılmasına sebep
olmuştur.
Siyasette kaliteye önem veren AK PARTİ, siyaseti ahlaki bir çizgiye
yerleştirecektir. Böylece, toplumda siyaset kurumuna ve demokratik yöntemlere
karşı oluşturulan kuşkuların giderilmesi de mümkün olacaktır.
AK PARTİ YENİLİKÇİ ve ÇAĞDAŞTIR
Bilgi, sermaye, mal ve hizmetlerin Dünya genelinde serbestçe dolaşmaya
başladığı 21. yüzyılın başında Türkiye’mizin siyasi hayatına katılan AK
PARTİ, yenilikçi ve çağdaş bir partidir.
Modernleşme döneminde Türkiye’nin çağdaşlaşması, öncelikle geleneksel
kültür ve değerlerin terk edilmesi şeklinde anlaşılmıştır. Oysa, çağdaşlaşma,
toplumun kendi dinamikleriyle kendini yenilemesi ve değişen ihtiyaçlarını
karşılayabilmesidir. Bu anlayışa, 1980’li yıllarda teknolojik ve ekonomik
alanlardaki yaklaşımlarla sınırlı da olsa ulaşılmıştır. Ülkemizin güçlü
ülkeler arasında hak ettiği yeri almasını sağlayacak olan çağdaşlaşma,
cesur siyasi ve ekonomik kararlarla toplumun önündeki engellerin kaldırılmasını
gerektirmektedir.
Zengin ülkelerin öncülüğünde kaçınılmaz görülen küreselleşmenin, gelişmekte
olan ülkeler için ortaya çıkardığı risklerle dolu belirsizlikleri, ancak
yenilikçi ve çağdaş bir anlayışla ülkemizin lehine kullanabiliriz.
PARTİMİZ, ülkemizin Avrupa Birliği’ne tam üyeliğini, modernleşme
sürecimizin doğal sonucu olarak görmektedir. AB kriterlerinin ekonomik
ve siyasi hükümlerinin hayata geçirilmesi, devlet ve toplum olarak birlikte
çağdaşlaşmamız yönünde atılacak önemli bir adımdır. Bu kriterlerin, AB
üyeliğinden bağımsız olarak düşünüldüğünde bile hayata geçirilmesi kaçınılmazdır.
Ancak çağın içinde ve farkında olarak insanlığa mesajlarımızı ulaştırabiliriz
ve çağın imkanlarını kullanarak uluslararası arenada varlığımızı sürdürebiliriz.
Avrupa ile bütünleşmemize karşı çıkan çevrelerin, milli egemenlik, milli
güvenlik, milli çıkar, milli ve yerel kültür konularındaki ideolojik yaklaşımları,
Kopenhag Kriterlerinin hayata geçirilmesini geciktirmektedir. PARTİMİZ,
bürokratik devletçi yönetim anlayışını sürdürmeyi amaçlayan bu kavramların,
bireyin hukukunu gözeten, halkın katılımını esas alan demokratik, sivil
ve çoğulcu bir anlayışla yeniden ele alınmasından yanadır.
Düşünce ve ifade özgürlüğünün tam olarak sağlanması, teşebbüs özgürlüğünü
sınırlayan engellerin kaldırılması, yönetimin şeffaf hale getirilmesi,
yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yönünde atılacak cesur adımlar, toplumun
kendi gücüyle çağdaşlaşmasının önünü açacaktır.
II. TEMEL HAK ve ÖZGÜRLÜKLER
İnsanlar doğuştan, devredilemez ve vazgeçilemez temel hak ve hürriyetlere
sahiptir. İnsanlığın ortak değeri olan temel hak ve özgürlükler, devlet
idaresi altında onurlu bir hayat sürebilmenin ön şartıdır.
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” düşüncesinden hareket eden PARTİMİZ,
bütün politikalarının merkezine insanı koymuştur. Demokrasinin nihai amacı,
başta düşünce, inanç, eğitim, örgütlenme ve teşebbüs özgürlüğü olmak üzere,
bütün sivil ve siyasi özgürlükleri güvenceye almak ve insanların korku
ve endişeden uzak olarak yaşamalarını sağlamaktır.
Ülke iç şartlarıyla bağlantılı düşünülemeyecek kadar önemli olan temel
hak ve özgürlükler, uluslararası düzenlemelere konu olmaktadır. Bir ülkenin
sadece kendi şartlarını dikkate alarak düzenleme yapamayacağı alanların
başında, temel hak ve özgürlükler gelmektedir.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, insanlığın bir daha toplu felaketlerle
karşılaşmasını önleme yönündeki çabalar, insan haklarının evrensel düzeyde
tanımlanmasını ve güvencelerinin oluşturulmasını gerektirmiştir. Bu çabalar
sonucunda İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
ve Paris Şartı gibi belgeler yürürlüğe konularak temel hak ve
özgürlüklerin uluslararası boyutta güvence altına alınması yönünde önemli
bir adım atılmıştır.
Türkiye İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini ve Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesini kabul ederek iç hukukunun parçası haline getirmiştir.
Avrupa Birliği’ne tam üyeliğin ön şartı olan Kopenhag Kriterleri de
temel hak ve özgürlüklere özel bir vurgu yapmaktadır.
Demokratik rejimlerde, siyasi iktidarların ve bürokratik yapıların temel
hak ve özgürlüklerin kullanılmasına müdahale edemeyeceğini; uluslararası
sözleşmelerle güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin eksiksiz
olarak hayata geçirilmesini savunan PARTİMİZ,
Temel hak ve özgürlükleri ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde,
özellikle Kopenhag Kriterlerinde belirtilen seviyeye yükseltmek
için Anayasa ve yasalarda gerekli değişikliği yapacaktır.
Temel hak ve özgürlüklerin, sadece anayasal ve yasal güvenceye alınması
ile yetinmeyip, fiilen uygulanması ve siyasal kültürümüzün yerleşik bir
boyutu olarak güçlenmesi yönünde çaba sarf edecektir.
Devletin, yasal ve kurumsal düzenlemeleri ile kaynaklarını, temel hak ve
özgürlüklerin yerleştirilmesi ve geliştirilmesi yönünde etkin bir şekilde
kullanacaktır.
Toplumumuzda kısır çekişmelere yol açan, din, mezhep, cinsiyet, etnik ayırımcılık
konularındaki tartışmalı uygulamaların temelinde, hak ve özgürlükler konusundaki
eksiklikler yatmaktadır. Demokrasimizi evrensel düzeye taşıyacak “insan
haklarına dayanan” devlet anlayışının yerleşmesiyle bu kısır çekişmeler
sona erecektir.
Temel hak ve özgürlükler konusunda, toplumun değişik kesimlerinin sorunlarına
ve taleplerine karşı duyarlı olacak, bu alanda çifte standartlara, kısır
çekişmelere ve siyasi istismarlara izin vermeyecektir.
İşkence, kayıp, göz altında ölüm, faili meçhul cinayet gibi demokratik
hukuk devletinde kabul edilemez insan hakları ihlallerinin üzerine ciddiyetle
gidecektir.
Temel hak ve özgürlükler alanındaki eksikliklerin giderilmesi için, diğer
siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri arasında mutabakat ve işbirliği
imkanlarını arayacaktır.
Temel hak ve özgürlüklerin kağıt üzerinde kalmaması için sürdürülebilir
kalkınmayı gerçekleştirecek, bu süreçte ortaya çıkacak kaynakların toplumun
tüm kesimlerine daha adil dağıtılmasını sağlayacaktır.
Yaşama ve mülkiyet hakkını, düşünce, ifade, inanç, teşebbüs ve örgütlenme
özgürlüğünü sınırlayan hükümler, evrensel hukuk ve özgürlük anlayışı dikkate
alınarak yeniden düzenleyecektir.
III. DEMOKRASİ ve SİVİL TOPLUM
Türkiye’de demokrasi ve piyasa ekonomisinin yerleşmesine bağlı olarak
sivil toplum güçlenmektedir. Toplum çoğu alanlarda devletin önüne geçmekte,
kamu kesiminden daha kaliteli mal ve hizmetler üretmektedir.
AK PARTİ, insan haklarına dayanan ve eksiksiz işleyen demokratik
bir yönetimin hayata geçirilmesi için sivil toplumun güçlenmesini ve “yönetişim”
anlayışı içinde etkili bir kamuoyu denetimini gerekli görmektedir.
A- SİVİL TOPLUMUN GÜÇLENMESİ
AK PARTİ, demokrasiyi, halkın geniş boyutlu katılımı ile sürekli
geliştirilmesi gereken bir süreç olarak görmektedir. Bu kapsamda, çoğulcu
ve katılımcı demokratik siyasal sürecin sivil toplum örgütlerine açılması
ve karar verilecek konularda ilgili toplum kesimlerinin görüş ve önerilerinin
alınması sağlanacaktır.
Sivil toplum kuruluşlarının yönetime daha aktif katılımı ile temsili
demokrasinin katılımcı demokrasiye doğru gelişmesi sağlanacaktır.
Böylece vatandaş, sadece seçimden seçime değil, güncel gelişmeler için
de iradesini siyasal sürece yansıtma fırsatı kazanacaktır.
Yönetimin demokratikleşmesi, toplumun olduğu kadar, devletin de lehinedir.
Devlet demokratikleştikçe halkını yönetme meşruiyeti de güçlenir ve uluslararası
alanda saygınlık kazanır. Gücünü halktan ve sivil toplum örgütlerinden
alan yönetimlerin, bölgelerinde ve Dünyada etkileri ve pazarlık güçleri
artar.
PARTİMİZ, farklı görüş ve kesimleri temsil eden sivil toplum
örgütlerine eşit mesafede duracak, sivil toplum örgütleri arasında diyalogu
ve işbirliğini destekleyecektir.
AK PARTİ, yönetime katılımı engelleyen yasal ve idari etkenleri
kaldırarak, kamu yönetimine sivil toplumun daha aktif katılımını sağlayacaktır.
İş dünyası, sendikalar, meslek odaları, çiftçi örgütleri ve gönüllü kuruluşların,
sorunlarını, hizmet alanlarındaki kamu görevlileri ile birlikte çözmelerini
kolaylaştırıcı mekanizmalar geliştirilecektir.
Ülkemizde henüz yeterince örgütlenemeyen sivil toplum, kamu hizmetlerinin
yürütülmesinde fazla etkili olamamaktadır. Bu sorunun aşılması için genel
kalkınma ve eğitim sürecinde, tüm kesimlerin örgütlenmesi desteklenecek
ve kamu bürokrasisi toplumla diyalog içinde ihtiyaçları karşılayacak şekilde
yeniden yapılandırılacaktır.
AK PARTİ, temel yasal düzenlemelerin ve anayasal değişikliklerin
yapılmasında, meclisteki sayısal üstünlüğü yeterli olsa bile, mümkün
olabilecek en geniş toplumsal mutabakatı arayacaktır.
AK PARTİ, çoğulcu demokrasi ve rekabetçi piyasa anlayışının bir
gereği olarak, modern toplumlarda doğru bilgi edinme ve denetim görevi
yürüten medyanın çoğulcu ve rekabetçi bir yapıda gelişmesini savunur.
Kamusal bir hizmetin farklı taraflarını oluşturan siyaset ile medya ilişkisinin,
karşılıklı saygıya dayalı bir diyalog içinde yürütülmesinden yanadır.
B- DEMOKRASİ ve KALKINMA
Sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık ve demokratik yönetim gibi
unsurları da içermektedir. Sadece kişi başına düşen geliri artırmak veya
fiziki şartları iyileştirmek kaliteli yaşam için yeterli değildir.
İnsanların ekmek kadar, kendilerini gerçekleştirecek özgürlüğe de ihtiyaçları
vardır.
PARTİMİZ, kalkınmayı, devletin tek yanlı iradesini yansıtan bir toplum
mühendisliği olarak değil, toplumun çoğulcu yapısına saygılı demokratik
bir arayış olarak görmektedir. Demokratikleşme ve kalkınma birbirinin
alternatifi değil, aynı anda yürümesi gereken ve birbirlerini destekleyen
süreçlerdir.
Kamu yönetiminde tepeden inmeci ve tek yönlü anlayışlar terk edilecek,
yönetişimci bir anlayışla devlet-toplum diyaloguna ve eğitim, sağlık, çevre
gibi sosyal boyutu olan hizmetlerde işbirliğine dayanan modeller geliştirilecektir.
Devlet, piyasa ve toplum birbirlerinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Bunların oluşturacağı sinerji ile sürdürülebilir ve hızlı bir kalkınma
sağlanacaktır.
|