DSP Seçim Bildirgesi'nin "Ecevit’in Sessiz Devrimi" başlıklı ikinci bölümü şöyle: (2)
II. Ecevit’in Sessiz Devrimi
Bazı kesimlerce bugün yaşanan sıkıntıların sorumlusu olarak gösterilen
57. Hükümet çok önemli işler başardı. Sessiz bir devrim gerçekleştirdi.
Bu “Sessiz Devrim”i nasıl gerçekleştirdiğini anlayabilmek için önce 55.
ve 56. Hükümet dönemlerine de kısaca göz atmamızda yarar var.
1995 seçimleri sonunda önce DYP ve ANAP’ın ortaklığında Anayol Hükümeti
kuruldu. Ancak bu hükümet fazla uzun sürmedi. Ardından RP ve DYP’nin ortaklığında
Refahyol Hükümeti kuruldu. Ancak RP’nin laiklik karşıtı girişimleri nedeniyle
ülkemiz 28 Şubat sürecine girdi. TBMM’deki siyasal ve sayısal dengeler
değişti.
Bunun üzerine ANAP, DSP ve 28 Şubat süreciyle birlikte DYP’den kopan
ve DTP’den (Demokrat Türkiye Partisi) oluşan üçlü koalisyon hükümeti kuruldu.
Bu ortaklık, Anasol-D Hükümeti olarak anıldı.
Bu döneme damgasını vuran, DSP’nin öncülüğünde gerçekleştirilen 8 yıllık
zorunlu, kesintisiz eğitim oldu. Zorunlu eğitim, eğitim sistemimizin çehresini
değiştirdi.
Ancak üç partili koalisyonun arkasında yeterli sayısal güç yoktu. Hükümet,
CHP’nin iğreti desteğiyle işbaşındaydı. Sonunda bu hükümet, CHP’nin desteğini
çekmesiyle düşürüldü.
Yeni bir boşluk ortaya çıkmıştı. Hiçbir partinin yeni bir hükümet kuracak
sayısal çoğunluğu yoktu. Bir koalisyon kurulması da mümkün değildi.
Hükümeti kurma görevi önce DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit’e, sonra
eski bir DYP’li olan Yalım Erez’e verildi. Erez, destek bulamayınca görev
tekrar Ecevit’e verildi. Ve Ecevit, tek başına 56. Hükümet’i kurdu. Çünkü,
DSP dışında hiçbir partiye, Ecevit dışında da hiçbir genel başkana güven
duyulmuyordu.
Bu hükümet bir azınlık hükümetiydi ve görevi, ülkeyi sağ salim seçimlere
götürmekten ibaretti. O kadar ki, bütçesi bile yoktu. Buna karşın, yıllarca
ülkemizin ve ulusumuzun başına belâ olan bölücü terör örgütünün başı Abdullah
Öcalan’ın Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmesini sağladı.
Ecevit, Öcalan’ın yakalanmasını siyasal propaganda aracı olarak kullanmadı.
Ecevit’in konuya, devlet adamı ciddiyetiyle yaklaşması halkın takdirini
kazandı.
Meclis’e ilk kez 1991’de giren ve 1995’te solun birincisi olan DSP,
1999’da ise Türkiye’nin birinci partisi oldu.
Ancak 99 seçimleri sonucu ortaya parçalı bir siyasal yapı çıktı. Uzlaşı
kültürünün mimarı olan DSP, bu yapı içinde üç partinin koalisyonundan oluşan
57. Hükümet’i kurdu.
Bu hükümet, uzun yılların biriktirdiği sorunlarla başbaşaydı. O nedenle
işbaşına gelir gelmez, çok amaçlı bir programla kolları sıvadı ve bir SESSİZ
DEVRİM yaptı.
Peki, nedir bu SESSİZ DEVRİM?
Demokratik Sol Parti, üç partili koalisyon yapısı içinde; siyaseti kirleten
ve ekonomiyi çökerten kirli ilişkilere son veren çok önemli, köklü, yapısal
reformlara imza attı.
Türkiye’nin ve hatta dünyanın en çalışkan, en devamlı ve en üretken
partisi olarak, 3.5 yıllık süre içinde 384 yasanın çıkarılmasını sağladı.
Örneğin; kamu bankalarını özerkleştirerek, bu bankaları hortum kapısı
olmaktan kurtardı.
Bakkal dükkânı gibi açılan ve yeni bir hortum kapısı olarak kullanılan
özel bankalara çeki düzen verdi.
Kamu ihaleleri konusunda yapısal değişiklik yaparak "yüzde"ciliğin önlenmesinde
de büyük adımlar attı.
Yolsuzlukla mücadelede Cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonlarını
yaptı.
Faili meçhul cinayetleri aydınlattı.
Organize suç örgütlerinin üzerine kararlılıkla gitti.
Cezaevlerini terörist, eşkıya ve mafya üssü olmaktan kurtardı.
Çalışma hayatında reformlar yaptı; "işsizlik sigortası"nı ve "iş güvencisi"ni
çıkardı.
Medenî Kanun’u sil baştan yeniledi.
Anayasa’da ilk kez köklü değişikliklerin yapılmasına olanak sağladı.
Avrupa Birliği yolunda tarihsel adımlar attı.
İki büyük deprem felaketine ve yaşanan ekonomik sıkıntılara karşın ekonomiyi
sağlam temellere oturtacak köklü düzenlemeler yaptı.
Laikliğin daha da kökleşmesi için çok büyük adımlar attı. Bunu yaparken
"inançlara saygılı" oldu. Her dindarı potansiyel mürteci görmedi.
Bölücü terörün yanı sıra dinci teröre de büyük darbe vurdu.
Uluslararası ilişkilerimizde "ulusalcı"lığımızdan ödün vermedi.
Demokratik Sol Parti’nin varlığı, kuruluşundan bu yana, siyaseti, kendi
yandaşlarını nemalandırmak ve uluslararası güç odaklarının çıkarları doğrultusunda
yapmak isteyenleri çok rahatsız etmiştir.
Onun içindir ki, Demokratik Sol Parti’ye her zamankinden çok daha fazla
gereksinim vardır.
Ülkemizi ve halkımızı kirli siyasetin egemenliğine tutsak etmeyecek
olan tek parti Demokratik Sol Parti’dir.
Türkiye’yi kurtaracak ve daha aydınlık yarınlara taşıyacak olan tek
parti de yine Demokratik Sol Parti’dir.
Türkiye’nin, ulu önder Atatürk’ün öngördüğü aydınlık geleceğine, Demokratik
Sol Partili iktidarlar sayesinde erişilebilecektir.
Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne Biz Taşıdık
Türkiye 1963 Ankara Ortaklık Anlaşması ile Avrupa Topluluklarına tam
üyelik hedefini koyduktan ve 1987 tam üyelik başvurusunda bulunduktan sonra
üyeliğinin gerçekleşmesi konusunda birçok sorunla ve engelle karşılaşmıştır.
Türkiye’nin 1995 yılında alınan Ortaklık Konseyi Kararı ile AB ile gümrük
birliğine girme kararlılığını göstermesine karşın AB ülkelerinin Türkiye’nin
tam üyeliği konusunda çıkardığı engeller Başbakanlığını Ecevit’in yaptığı
57. Hükümet’e kadar süregelmiştir. AB’nin 1999 yılı sonuna kadar Türkiye’yi
bir türlü AB’ye aday ülke tanımaması karşısında Ecevit’in dirayetli tutumu
belirleyici rol oynamıştır.
Ecevit’in dediği gibi oldu: AB, bir gece kapımızı çaldı
Demokratik Sol Parti’nin kişilikli ve akılcı dış politika anlayışı AB’ye
üyelik konusunda da ulusal çıkarlarımız gözetilerek kararlı bir biçimde
sürdürülmüştür. Bu bilinçli ve kararlı tutum sayesindedir ki; Başbakan
Ecevit’in birkaç yıl önce söylediği gibi, AB üyeleri bir gece kapımızı
çaldılar, AB’ye tam üyeliğe adaylığımızı kabul ettiklerini bildirdiler.
Böylece 11 Aralık 1999 Helsinki Zirvesi kararı ile AB Türkiye’yi “öteki
aday ülkelere uygulanan kriterler temelinde” AB’ye aday ülke olarak kabul
etti.
AB ülkeleri çerçevesinde bu sonucun alınmasında Ecevit’in politika dünyasında
kazandığı uluslararası kişiliğinin ve AB ülkeleri liderleri nezdindeki
saygınlığının önemli rolü olmuştur. AB’nin Helsinki Zirvesi kararının Türkiye’ye
bildirilmesinden sonra da üçlü bir koalisyondan oluşan 57.Hükümetimizin
ulusal çıkarlarımızı gözönünde tutarak AB’ye tam üyelik kararını alması
aşamasında da Başbakan Ecevit’in tutumu belirleyici rol oynamıştır. Böylece
Türkiye’nin AB üyeliği süreci Ecevit’in Başbakanlığında başlamıştır.
AB’ye tam üyelik sürecinin başlaması ile birlikte bunun gerektirdiği
çalışmalarda koalisyon ortakları arasında zaman zaman ortaya çıkan birtakım
görüş ayrılıklarına karşın, Ecevit’in uzlaşıcı fakat dirayetli tutumu ve
kararları sayesinde başlatılmış ve başarılı biçimde gerçekleştirilmiştir.
Böylece, öncelikle bu konudaki çalışmaların yürütülmesini ve eşgüdümünü
sağlayacak AB Genel Sekreterliği 2000 yılında kurulmuştur. Ardından, AB
Komisyonu’nun tüm aday ülkeler için yaptığı gibi, 2000 yılında “Türkiye
İçin Katılım Ortaklığı” belgesini kabul etmesine bağlı olarak Türkiye’nin
çıkarmasını beklediği “Ulusal Program” 19 Mart 2001 tarihinde kabul edilmiş
ve AB’ye sunulmuştur.
AB’nin, öteki aday ülkelerden de gerçekleştirilmesini beklediği, tam
üye olabilmenin gerektirdiği ortak kurallara katılımı sağlayan AB edinimlerine
(müktesebat) uyum yasaları Başbakan Ecevit başkanlığındaki 57. Hükümet’in
ve TBMM DSP grubunun öncülüğünde geceli-gündüzlü çalışmaları sonucu çıkarılmıştır.
En son Ağustos 2002’de AB’nin aday ülkelerden istediği Kopenhag Kriterleri’ne
uyumu sağlayan yasalar ile birlikte çıkarılan çeşitli içerikteki yasalarının
sayısı 384’ü bulmuştur.
Öte yandan, AB’nin yeni güvenlik ve savunma politikası çerçevesinde
oluşturma kararı aldığı yalnızca AB üyesi devletlerin kuvvetlerini içeren
“Avrupa Ordusu” konusunda, birtakım NATO olanaklarını kullanarak yapacağı
müdahalelerle ilgili olarak, 57. Hükümetimiz çok kararlı bir tutum sergilemiş
ve bölgemizde yapılacak müdahalelerde Türkiye’nin de katılımı ile bazı
kararların alınması yönünde önemli yol alınmıştır.
Demokratik Sol Parti bundan sonra da AB’ye üyeliğimizin gerçekleştirilmesi
çalışmalarını ulusal çıkarlarımızı gözeterek sürdürme kararlılığındadır.
Ekonomideki Temel Yapısal Reformlar
Demokratik Sol Parti’nin gerçekleştirdiği “Sessiz Devrim” sağlıklı bir
ekonominin altyapısını oluşturmaya yönelikti. Bu bağlamda yapılan düzenlemelerden
bazıları şunlardır:
23 Haziran 1999 tarihinde yürürlüğe giren 4389 sayılı Bankalar Kanunu,
bankacılık sistemine çeki düzen verdi. Kanunla bankacılık sisteminin düzenleyici-denetleyici
çerçevesi yenilendi. Bu çerçevede Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu
kuruldu.
TBMM’de 30 Ocak 2002 günü çıkarılan ve Resmi Gazete’de 31 Ocak 2002
günü yayınlanan 4743 sayılı yeni Bankacılık Yasası ile de yeni düzenlemeler
getirildi. Konu gündeme geldiği ilk günden itibaren bazı çevrelerce hemen,
klasik bir "banka kurtarma operasyonu" olarak sunuldu. "Efendim, madem
banka kurtaracaktınız, öncekilerini niye devletleştirdiniz? Kurtarılması
gereken bankalar değil, üretken sektördür" diye itiraz edildi.
Oysa yasanın asıl amacı, banka kurtarmak değil, bankalar aracılığıyla
üretken sektörü, dolayısıyla genel olarak ekonomiyi kurtarmaktı. Kaynak
aktarılacak bankalar, bu konuda sadece aracı olacaktı.
Daha önce el konulan bankalarla şu anda kaynak aktarılması (sermaye
desteği sağlanması) öngörülen bankaları aynı kefeye koymak mümkün değil.
Çünkü el konulan bankalar, sahiplerinin sermayesi kalmadığı için el konulmaktan
başka seçeneği bulunmayan bankalardır.
Kaynak aktarılması öngörülen bankalar ise sahiplerinin sermayesi bütünüyle
bitmeyen (yani içi boşaltılmayan), ama ekonomik darboğazdan etkilenen,
bu yüzden de üretken sektöre kredi aktaramayacak hâle gelen bankalardır.
Yasayla yapılmak istenen şudur: Bu bankalar, kaynak aktarımıyla işlevsel
hâle getirilecektir. Yani, bu bankalara aktarılacak olan kaynak, hem üretken
sektörün bankalara olan borçlarının yeniden yapılandırılmasında, hem de
yeni kredi verilmesinde kullanılacaktır. Dolayısıyla hem üretken sektör,
hem de istihdam desteklenmiş olacaktır. Sonuç itibariyle kurtarılan bankalar
değil, ekonomi olacaktır.
Bir konuda şu söylenebilir: "Devlet böyle yapacağına, üretken sektöre
verilecek krediyi kendisi dağıtsa daha iyi olmaz mı?"
İlk bakışta haklı bir soru ama, devlet yapısı içinde böyle bir kurum
yok. Kredinin bankalar aracığıyla kullandırılması gerekiyor. O nedenle
de kaynak, doğrudan üretken sektör yerine bankalara veriliyor.
Kamuoyunda, "Batık bankalar kurtarılıyor" denilerek kafaların karışmasına
neden olan sorunun özü işte budur… Oysa yukarıda da özetlediğimiz gibi,
burada amaç, bankaları kurtarmak değildir… Bankalar burada sadece bir araç
olarak kullanılmaktadır.
Kaldı ki, kaynak aktarılması düşünülen bankalar da batık veya başka
bir ifadeyle içleri boşaltılan bankalar değildir.
Yapılan iş, tamamen ekonominin kurallarına uygun bir iştir.
Burada önemli olan, bu bankalara aktarılacak kaynağın başka amaçlar
için kullanılmasını önlemektir. Bütün işlemler saydamlık içinde olacağı
ve de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun gözetimi altında yapılacağı
için bu konuda da kuşkuya yer yoktur.
Tabiî kaynak aktarımının çok önemli bir ayağı daha vardır. O da şudur:
Sadece gereksinimi olan bazı özel bankalara değil, Ziraat ve Halk Bankalarına
da ek kaynak aktırılacaktır. Bu kaynak da çiftçi, esnaf ve KOBİ’lere kredi
olarak kullandırılacaktır.
Özetle bankalarla ilgili bu düzenleme, son derece gerçekçi bir düzenlemedir.
Bu nedenle, "Paralarımız içi boşaltılan bankalara aktarılıyor" yalanına
inanmamak gerekir. Çünkü bu, kesinlikle doğru değildir.
Doğru olan şudur: Ekonomik darboğaz nedeniyle sermayesi azalan bazı
bankalara kaynak aktarmak, onları işlevsel hâle getirmek ve dolayısıyla
üretken sektörün, sonuç itibariyle de ekonominin kurtarılmasını sağlamaktır.
-
Kamu bankalarında yeniden yapılanma
25 Kasım 2000 tarihinde yürürlüğe giren Ziraat Bankası, Halk Bankası ve
Emlak Bankası Hakkındaki Kanun ile de anılan bankaların çağdaş bankacılığın
ve uluslararası rekabetin gereklerine göre çalışmalarını sağlayacak biçimde
yeniden yapılandırılmaları sağlanmıştır.
Bu bankaların hisse satışlarına ilişkin düzenlemelerin ve hisselerin
tamamına kadarının özel hukuk hükümlerine tâbi gerçek ve tüzel kişilere
satışının gerçekleştirilmesi, görev zararı alacaklarının tasfiyesi, bankalara
çeşitli kanun ve kararnamelerle verilen görevlerin yürürlükten kaldırılması
ve yeniden yapılandırma döneminde bedeli önceden ödenmeden görev verilmemesi
hususları düzenlenmiştir.
Özetle kamu bankalarının görev zararlarına son verilmiş; siyasal iktidarların
yandaşlarını ucuz ve geri dönmeyen kredilerle beslemeleri kesin olarak
önlenmiştir. Bu, Ecevit Hükümeti’nin gerçekleştirdiği en büyük "Sessiz
Devrim"lerinden biridir.
Türkiye’de yaklaşık 50 yıldır tartışılmasına karşın bir türlü çıkarılamayan
İşsizlik Sigortası nihayet yasal güvenceye kavuşturuldu. İşçiler için büyük
önem taşıyan İşsizlik Sigortası’nın çıkarılması da siyasal yaşamına atıldığı
ilk yıllardan bu yana işçi haklarına büyük önem veren Ecevit’e nasip oldu.
8 Eylül 1999 tarihinde yürürlüğe giren İşsizlik Sigortası, iş yaşamında
yeni bir dönemi başlattı.
4 Kasım 1999 tarihinde yürürlüğe giren Gümrük Kanunu, gümrük bölgemize
giren ve çıkan eşya ve taşıt araçlarına uygulanacak gümrük kurallarını
yeniden düzenlemiştir. Bürokratik işlemleri azaltan işlemler de Gümrük
Kanunu’na eklenmiştir. Kanun, genel olarak gümrükte çok köklü ve ayrıntılı
düzenlemeler getirmiş; yolsuzluk ve rüşvet olaylarının önlenmesinde etkili
olmuştur. Bu kanun AB’ye uyum yönünde atılmış en önemli adımlardan biridir.
Gümrük Yasası’nın uygulanmasında önemli bir işlev gören gümrük müşavirlerinin
kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak örgütlenmeleri sağlanacaktır.
4 Aralık 1999 tarihinde yürürlüğe giren Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş
ve Görevleri Hakkındaki Kanun ile yurtiçi ve yurtdışındaki kuruluşların
belirli standartlara göre faaliyetlerde bulunması, verdikleri belgelerin
ulusal ve uluslararası alanda kabulünün sağlanması amacıyla Türkiye Akreditasyon
Konseyi kurulmuştur.
18 Aralık 1999’da Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Sermaye
Piyasası Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la ülkemiz sermaye
piyasası, uluslararası standartla uyumlu hâle getirilmiştir. Küçük yatırımcıların
hakları güvence altına alınmıştır. Vadeli işlemler borsalarının kurulmasına
yönelik hukuki altyapı oluşturulmuştur.
Resmi Gazete’de 22 Aralık 1999 tarihinde yayınlanan Bazı Yatırım ve Hizmetlerin
Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun’un 2.
Maddesi’ne, "haberleşme" sözcüğünden sonra gelmek üzere "elektrik üretim,
iletim, dağıtım ve ticareti" ibaresi eklenmiştir. Yüksek Planlama Kurulu’nca
belirlenen idare ile sermaye şirketi veya yabancı şirket arasında yapılacak
sözleşme, özel hukuk hükümlerine tâbi olmuştur.
29 Ocak 2000 tarihinde yayınlanan 4502 sayılı kanunla, telekomünikasyon
sektörünü düzenleyecek bağımsız özel bütçeli Telekomünikasyon Kurumu kurulmuştur.
Türk Telekom, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamından çıkartılmış,
sesli iletişim ve alt yapıda tekel hakkının 31 Aralık 2003 tarihinde sona
ereceği ve tüm telekomünikasyon hizmetlerinin hizmetin türüne göre Ulaştırma
Bakanlığı ile imzalanacak görev sözleşmesi, imtiyaz sözleşmesi, telekomünikasyon
ruhsatı veya genel izin kapsamında yürütüleceği esası getirilmiştir.
Resmi Gazete’de 16 Haziran 2000 tarihinde yayınlanan Tarım Satış Kooperatifleri
ve Birlikleri Hakkında Kanun’la; tarım satış kooperatifleri ve bunların
kurmuş olduğu birliklere ilişkin hükümler düzenlenmiştir.
Bu kuruluşların yeniden yapılanması için yasal bir çerçeve oluşturulmuştur.
Tarım satış kooperatif ve birlikleri, etkin, sürdürülebilir bir biçimde
özerk ve malî yönden bağımsız kılınmıştır.
3 Şubat 2001 günü yürürlüğe giren Elektrik Piyasası Kanunu ile elektriğin
yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreye uyumlu bir biçimde
tüketicilerin kullanımına sunulması için rekabet ortamında faaliyet gösterebilecek,
malî açıdan güçlü, istikrarlı ve saydam bir elektrik enerjisi piyasasının
oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetlemenin yapılması
sağlanmıştır.
Resmi Gazete’de 7 Nisan 2001 tarihinde yayınlanan Bireysel Emeklilik Tasarruf
ve Yatırım Sistemi Kanunu, kamu sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı
niteliğindedir. Kanun, ulusal tasarrufu artırmak ve emeklilik döneminde
ek bir gelir sağlamasını amaçlamaktadır.
10 Temmuz 2001 tarihinde yayınlanan 4697 sayılı Bazı Vergi Kanunlarında
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la da Bireysel Emeklilik Tasarruf ve
Yatırım Sistemi’nin vergi yönünden teşvik edilmesini sağlayıcı birtakım
düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.
-
Ekonomik ve Sosyal Konsey Kanunu
Ekonomik ve Sosyal Konsey, Başbakan Ecevit’in çok önem verdiği bir konseydir.
21 Nisan 2001 tarihinde yürürlüğe giren kanunla bu konseye yasal statü
kazandırılmıştır.
Yasa, sosyal kesimlerin temsilcilerinin konsey çatısı altında bir araya
getirilerek sosyal politikaların belirlenmesi sürecine katılımlarını sağlamayı
amaçlamaktadır.
Türk Sivil Havacılık Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun da
26 Nisan 2001 günü yayınlanmıştır. Kanunla, mevcut kanunun 25. Maddesi
değiştirilmiştir.
Değişiklik, ruhsat sahibinin ücret tarifeleri ve uygulama tarihini,
yürürlüğe koymadan üç gün önce duyurmak kaydıyla ticarî ve ekonomik koşullara
uygun olarak belirlemesini öngörmektedir. Kanun ayrıca, sektörde rekabeti
artırmayı düzenlemektedir.
5 Mayıs 2001 tarihinde yürürlüğe giren Kamulaştırma Kanunu’nda Değişiklik
yapılması Hakkında Kanun’la; idarelerin yurttaşları mağdur etmemesi için
yeterli ödenek temin etmeden kamulaştırma işlemlerine başlamaları engellenmiştir.
-
Merkez Bankası bağımsızlaştı
4651 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun, 5 Mayıs 2001 günü Resmi Gazete’de yayınlanmıştır
Kanunla; Merkez Bankası’nın temel amacının fiyat istikrarını sağlamak
olduğu ve bankanın ülke para politikasının belirlenmesinde ve uygulanmasında
tek yetkili ve sorumlu olduğu hükme bağlanmıştır.
Böylece siyasal iktidarların Merkez Bankası üzerindeki baskısına son
verilmiştir. Bu kanun sayesinde artık siyasal iktidarlar, karşılıksız para
bastıramayacaktır.
23 Mayıs 2001 tarihinde yürürlüğe giren 4673 sayılı kanunla, 4 Şubat 1924
tarihli Telgraf ve Telefon Kanunu’nda değişiklik yapılmıştır. Kanun, devletin
elinde tutacağı hisse dışında Türk Telekom’un tüm hisselerinin satılabileceği
(özelleştirilebileceği), yabancıların hisse oranının yüzde 45’i geçemeyeceği
hükümlerini getirmiştir.
Kanun ayrıca, Türk Telekom’un sabit hat ve diğer telekomünikasyon hizmetlerindeki
mevcut tekel statüsü, devletin payı yüzde 50’nin altına düştüğü andan geçerli
olmak üzere kaldırılmasını kararlaştırmıştır.
1 Haziran 2001 günü yürürlüğe giren 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu’nun
amacı; doğalgazın kaliteli, sürekli, ucuz, rekabete dayalı esaslar çerçevesinde
ve çevreye zarar vermeyecek biçimde tüketicilerin kullanımına sunulması
için doğalgaz piyasasının serbestleştirilmesini, malî açıdan güçlü, istikralı
ve saydam bir doğalgaz piyasasının oluşturulmasını ve bu piyasada bağımsız
bir düzenleme ve denetimin sağlanmasını öngörmektedir.
Kanun, doğalgaz piyasasında faaliyet gösteren tüm tüzel kişilerin lisans
alımlarını gerekli kılmaktadır.
Kanun ile BOTAŞ’ın doğalgazın dışalımı, iletimi ve dağıtımındaki tekel
hakkı kaldırılarak özel sektörün katılımı sağlanmıştır.
26 Haziran 2001 tarihinde yürürlüğe giren 4683 sayılı Maden Kanunu’nda
Değişiklik Yapılmasına ve Tuz Kanunu’nun Yürürlükten Kaldırılmasına İlişkin
Kanun’la, "Devlet Tekeli Dışında İşletilecek Tuzlalar Hakkındaki Tüzük"
yürürlükten kaldırılmıştır. Tuz işletmeciliğinin önü açılmıştır.
-
Uluslararası Tahkim Kanunu
22 Ocak 2000 tarihinde yürürlüğe giren 4501 sayılı yasa, kamu hizmetleri
ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların
tahkim yoluyla çözülmesinin öngörülmesi durumunda taraflarca sözleşme yapılırken
uyulması gereken ilke ve esasları belirlemiştir.
4686 sayılı Uluslararası Tahkim Kanunu da, Resmi Gazete’de 5 Temmuz
2001 tarihinde yayınlanmıştır. Kanun, uluslararası tahkime ilişkin usul
ve esasları düzenlemiştir.
Kanun, yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği
veya bu kanun hükümlerinin taraflar ya da hakem veya hakem kurulunca seçildiği
uyuşmazlıklar hakkında uygulanacaktır.
4634 sayılı Şeker Kanunu, 19 Nisan 2001 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
Kanunla; yurtiçi şeker talebinin yurtiçi üretimle karşılanması ve gerektiğinde
dışsatıma yönelik olarak Türkiye’de şeker rejimi, şeker üretimindeki usul
ve esaslar ile fiyatlandırma, pazarlama şart ve yöntemleri yeniden düzenlemiştir.
Resmi Gazete’de 5 Ocak 2002 günü yayınlanarak yürürlüğe giren Tütün
Kanunu ile de Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü
yeniden yapılandırılmıştır. Kanun ayrıca, tütün ve tütün mamullerinin üretimini,
iç ve dış alım ve satımını yeniden düzenlemiştir.
Uzlaşı gereği çıkarılan bu iki yasa da partimizin şeker ve tütüne ilişkin
tüm görüşlerini ve çözümlerini yansıtmamaktadır. Bu nedenle her iki kanunun
aksayan ve eksik yanları için yeni düzenlemeler yapılacaktır.
Bu kapsamda şeker ve tütünün yanısıra fındık için de gereksinim duyulan
yörelerde alternatif ürün projesinin geliştirilmesi için gereken çalışmalar
hızlandırılacaktır.
-
Kamu ihaleleri saydamlaştırıldı
Kamu ihaleleri, siyasal iktidarların siyasetten rant elde ettiği bir kapıydı.
Ecevit Hükümeti, bunu önlemek için Kamu İhale Kanunu’nu da değiştirdi.
4 Ocak 2002 TBMM’de kabul edilen Kamu İhale Kanunu ile Kamu İhale Sözleşmeleri
Kanunu Resmi Gazete’de 22 Ocak 2002 günü yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Böylece kamu ihalelerinde siyasal kayırmacılığın önlenmesinde büyük bir
adım atılmış oldu.
-
Denetimsiz fon ve vakıflar
Özellikle 80’li yıllarda başlatılan fonlar, ülke yönetiminde sorumsuz ve
denetimsiz harcamaların kaynağını oluşturmuştur.
Bazı vakıflar da yine çeşitli kamu kuruluşlarında, özellikle de yerel
yönetimlerde denetimsiz harcamaların ve hatta rüşvetin, yolsuzluğun aracı
olarak kullanılmıştır.
Örneğin X ya da Y kuruluşu, iş yapmasının karşılığında adresini verdikleri
vakıflara bağış yapılmasını istemiştir. Bu bağışların nasıl harcandığı
ve nerelere aktarıldığı herkes tarafından bilinen bir gerçektir.
Bu nedenle çeşitli tarihlerde çıkarılan yasalarla, denetimsiz fonlar
kaldırılmıştır. Vakıflarla ilgili olarak da çeşitli düzenlemeler yapılmıştır.
Ancak vakıfların parasal açıdan denetimi yeterince denetim altına alınamamıştır.
Önümüzdeki dönemde bu konudaki eksiklikler de giderilecektir.
TBMM’de 9 Ocak 2002 günü kabul edilen Endüstri Bölgeleri Kanunu, 19 Ocak
2002 günü Resmi Gazete’de yayınlandı. Kanun birçok önemli düzenleme getirirken,
yerli ve yabancı yatırımcılar için de ciddi kolaylıklar sağladı.
Eskiden yatırım yapmak isteyen yerli ve özellikle de yabancı yatırımcılar,
kapı kapı, deyim yerindeyse 40 kapı dolaşmak zorunda kalıyor ve başvurularına
birkaç yıl içinde yanıt alabiliyorlardı.
Bu kanun ile yatırımcıların kapı kapı dolaşmaları önlendi, yanıt alma
süresi de üç aya indirildi. Kanunun önümüzdeki süreçte yatırımlara büyük
hız vermesi bekleniyor.
Bu arada, nitelikli endüstri bölgeleri kurulmasıyla ilgili çalışmalar
da sürdürülmektedir.
İstihdamı teşvik amacıyla Mart 2002’de yeni bir yasal düzenleme yapılmıştır.
TBMM’de kabul edilen kanunla işverenlere SSK ve İşsizlik Sigortası primlerini
erteleme olanağı sağlanmıştır.
Kanun uyarınca ertelenen SSK ve İşsizlik Sigortası primlerinin işveren
hisseleri tutarında, erteleme süresi içinde gecikme zammı uygulanmayacak
ve borcun ertelendiği süre zaman aşımının hesabında dikkate alınmayacaktır.
Kanunla ayrıca; yukarıda tanımı yapılan işverenlerin işçi ücretlerinden
kestikleri gelir vergilerinin ödemesine de kolaylık getirilmiştir.
-
Yolsuzlukla Sürekli Savaş
Yolsuzluk, neredeyse yaşama biçimi hâline gelmişti. İlk kez Ecevit Hükümeti,
bu konuda sürekli mücadele kararı aldı. Bu amaçla önce Çıkar Amaçlı Suç
Örgütleriyle Mücadele Yasası ve Organize Suçlarla İlgili Yasa’nın çıkarılmasını
sağladı.
Çok sayıda operasyon yapıldı. Devleti soyanlarla bankalardan halkın
parasını hortumlayanların üzerine gidildi. Suç sanıkları tek tek yakalanarak
adalete teslim edildi. Kimse kayırılmadı, kimse kollanmadı. Uzun yıllardır
dokunulamayan kimseler bile yakalandı.
Kimse yolsuzluklarla mücadeleyi sahiplenmesin. Bu mücadelenin sahibi,
DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in başbakanlığını yaptığı 57. Hükümet’tir.
Bu sayede her türlü yolsuzluğa ve hırsızlığa karşı kararlı, ödünsüz, yaygın,
etkin ve kararlı bir mücadele dönemi başlatıldı.
Yolsuzluklara bu denli büyük bir mücadelenin verilmesi, bazı kişi ve
kesimleri çok rahatsız etti. Bu kişi ve kesimler, kendi suçlarını kamufle
etmek için sanki bu hükümet döneminde yolsuzluk yapılıyor izlenimi vermek
için özel bir gayret içine girdiler. Ancak inandırıcı olamadılar.
Bölücü ve Dinci Terör Bitirildi ve Toplumsal Barış Sağlandı
Türkiye’nin uzun bir süreden beri yaşadığı bölücü ve dinci terör Demokratik
Sol Parti’nin kararlı politikası sayesinde büyük ölçüde bitirilmiş ve bugün
toplumsal barış sağlanmıştır.
Bölücü terörün kaynağını oluşturan Güneydoğu sorununa akılcı ve gerçekçi
bir biçimde yaklaşan DSP, bu sorunu Türklük-Kürtlük sorunu olarak değil,
o bölgenin yarı feodal yapısından kaynaklanan sömürü ve baskı düzeninin
bir sonucu olarak değerlendirmektedir.
DSP, ulus ve ulusçuluk kavramlarına; ırk ve soy, din ve mezhep ayrımcılığı
ya da bölgecilik temelinde yaklaşmamaktadır. Türk ulusu, yüzyıllar boyunca
bu topraklarda kaynaşmış ve ortak kaderi paylaşan tüm yurttaşlarımızın
oluşturduğu bir ulusun adıdır.
Güneydoğu sorununa ve o zeminden kaynaklanan bölücü terör olayına böyle
akılcı ve gerçekçi yaklaşan DSP, anılan teröre karşı güvenlik güçlerinin
önlemleri yanında Güneydoğu’ya yönelik bir kalkınma hamlesi de başlatmış
ve bu konuda bir hayli yol alınmasını sağlamıştır.
DSP hükümet sorumluluğunu paylaştığı veya tek başına beş yıllık dönemde
getirdiği çözümlerle, şimdiden, bölgenin kalkınması önündeki engelleri
kaldırmaya başlamıştır.
Bu amaçla, bölgede istihdam olanakları yaratmaya katkıda bulunacak girişimcilere
büyük teşvikler sağlayan bir yasa çıkarılmıştır. 1 Mart 1999’da açıkladığı
programla da DSP, kalkınmaya ivme kazandırmak için gerekli kaynakları sağlamıştır.
Yine bu dönemde bölgenin eğitim ve sağlık alanındaki eksiklikler büyük
ölçüde giderilmeye başlamıştır.
Güvenlik nedeniyle boşaltılan köylere dönüşü sağlamak veya yeni yerleşim
alanları açmak için çalışmalar hızlandırılmıştır.
Kırsal alandaki yerleşim düzeninin, gerek güvenlik gerek kalkınma açısından
elverişli duruma getirilmesine de özen gösterilmektedir.
Merkez köyler ve köy-kentler oluşturulması çalışmaları sürdürülmektedir.
Eğitim Reformu kapsamında, bölgedeki yatılı ilköğretim bölge okulu ve
pansiyonlu ilköğretim okulu sayısı artırılmıştır.
Bütün bu önlemler yanında terörün güvenlik önlemleri açısından da ihmal
edilmemesi gerektiğini bilen DSP terör eylemcilerinin yakından izlenmesine
elinden gelen katkıyı yapmıştır.
Son yıllarda Türkiye’de faaliyetlerini artırmış olan dinci terörle mücadele
konusunda da DSP kararlı bir tutum sergilemiş ve sergilemeye devam etmektedir.
İnançlara saygılı laiklik anlayışı çerçevesinde hareket eden DSP, inançları
sömüren ve bunu şiddet kullanılmasına kadar götüren dinci terörü her zaman
lanetlemiş ve bu konuda yapılan mücadelelere daima destek vermiştir. Ecevit
başkanlığındaki 57. Hükümet, güvenlik güçlerimizin de özverili çalışmaları
ile bu terörün elebaşılarını yakalamış ya da etkisiz duruma getirmiş ve
bu tür terörü de büyük ölçüde sona erdirmiştir.
Demokratik Sol Parti, Türkiye’nin birliğini, dirliğini ve esenliğini
tehdit eden bölücü ve dinci teröre karşı duyarlılığını sürdürecek ve bu
konuda mücadeleden hiç vazgeçmeyecektir.
|