Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
PARTİ PROGRAMI
PARTİLER VE PROGRAMLARI
TÜRKİYE'DE SEÇİMLER

DSP SEÇİM BİLDİRGESİ
2002
Demokratik Sol Parti (DSP), 3 Kasım 2002 Milletvekili Erken Genel Seçimleri'ne ilişkin "Seçim Bildirgesi"ni, DSP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit 14 Eylül 2002'de düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladı.
 
DSP Seçim Bildirgesi'nin "Ecevit’in Sessiz Devrimi" başlıklı ikinci bölümü şöyle: (2)

II. Ecevit’in Sessiz Devrimi

Bazı kesimlerce bugün yaşanan sıkıntıların sorumlusu olarak gösterilen 57. Hükümet çok önemli işler başardı. Sessiz bir devrim gerçekleştirdi. Bu “Sessiz Devrim”i nasıl gerçekleştirdiğini anlayabilmek için önce 55. ve 56. Hükümet dönemlerine de kısaca göz atmamızda yarar var.

1995 seçimleri sonunda önce DYP ve ANAP’ın ortaklığında Anayol Hükümeti kuruldu. Ancak bu hükümet fazla uzun sürmedi. Ardından RP ve DYP’nin ortaklığında Refahyol Hükümeti kuruldu. Ancak RP’nin laiklik karşıtı girişimleri nedeniyle ülkemiz 28 Şubat sürecine girdi. TBMM’deki siyasal ve sayısal dengeler değişti.

Bunun üzerine ANAP, DSP ve 28 Şubat süreciyle birlikte DYP’den kopan ve DTP’den (Demokrat Türkiye Partisi) oluşan üçlü koalisyon hükümeti kuruldu. Bu ortaklık, Anasol-D Hükümeti olarak anıldı.

Bu döneme damgasını vuran, DSP’nin öncülüğünde gerçekleştirilen 8 yıllık zorunlu, kesintisiz eğitim oldu. Zorunlu eğitim, eğitim sistemimizin çehresini değiştirdi.

Ancak üç partili koalisyonun arkasında yeterli sayısal güç yoktu. Hükümet, CHP’nin iğreti desteğiyle işbaşındaydı. Sonunda bu hükümet, CHP’nin desteğini çekmesiyle düşürüldü.

Yeni bir boşluk ortaya çıkmıştı. Hiçbir partinin yeni bir hükümet kuracak sayısal çoğunluğu yoktu. Bir koalisyon kurulması da mümkün değildi.

Hükümeti kurma görevi önce DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit’e, sonra eski bir DYP’li olan Yalım Erez’e verildi. Erez, destek bulamayınca görev tekrar Ecevit’e verildi. Ve Ecevit, tek başına 56. Hükümet’i kurdu. Çünkü, DSP dışında hiçbir partiye, Ecevit dışında da hiçbir genel başkana güven duyulmuyordu.

Bu hükümet bir azınlık hükümetiydi ve görevi, ülkeyi sağ salim seçimlere götürmekten ibaretti. O kadar ki, bütçesi bile yoktu. Buna karşın, yıllarca ülkemizin ve ulusumuzun başına belâ olan bölücü terör örgütünün başı Abdullah Öcalan’ın Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmesini sağladı.

Ecevit, Öcalan’ın yakalanmasını siyasal propaganda aracı olarak kullanmadı. Ecevit’in konuya, devlet adamı ciddiyetiyle yaklaşması halkın takdirini kazandı.

Meclis’e ilk kez 1991’de giren ve 1995’te solun birincisi olan DSP, 1999’da ise Türkiye’nin birinci partisi oldu.

Ancak 99 seçimleri sonucu ortaya parçalı bir siyasal yapı çıktı. Uzlaşı kültürünün mimarı olan DSP, bu yapı içinde üç partinin koalisyonundan oluşan 57. Hükümet’i kurdu.

Bu hükümet, uzun yılların biriktirdiği sorunlarla başbaşaydı. O nedenle işbaşına gelir gelmez, çok amaçlı bir programla kolları sıvadı ve bir SESSİZ DEVRİM yaptı.

Peki, nedir bu SESSİZ DEVRİM?

Demokratik Sol Parti, üç partili koalisyon yapısı içinde; siyaseti kirleten ve ekonomiyi çökerten kirli ilişkilere son veren çok önemli, köklü, yapısal reformlara imza attı.

Türkiye’nin ve hatta dünyanın en çalışkan, en devamlı ve en üretken partisi olarak, 3.5 yıllık süre içinde 384 yasanın çıkarılmasını sağladı.

Örneğin; kamu bankalarını özerkleştirerek, bu bankaları hortum kapısı olmaktan kurtardı.

Bakkal dükkânı gibi açılan ve yeni bir hortum kapısı olarak kullanılan özel bankalara çeki düzen verdi.

Kamu ihaleleri konusunda yapısal değişiklik yaparak "yüzde"ciliğin önlenmesinde de büyük adımlar attı.

Yolsuzlukla mücadelede Cumhuriyet tarihinin en büyük operasyonlarını yaptı.

Faili meçhul cinayetleri aydınlattı.

Organize suç örgütlerinin üzerine kararlılıkla gitti.

Cezaevlerini terörist, eşkıya ve mafya üssü olmaktan kurtardı.

Çalışma hayatında reformlar yaptı; "işsizlik sigortası"nı ve "iş güvencisi"ni çıkardı.

Medenî Kanun’u sil baştan yeniledi.

Anayasa’da ilk kez köklü değişikliklerin yapılmasına olanak sağladı.

Avrupa Birliği yolunda tarihsel adımlar attı.

İki büyük deprem felaketine ve yaşanan ekonomik sıkıntılara karşın ekonomiyi sağlam temellere oturtacak köklü düzenlemeler yaptı.

Laikliğin daha da kökleşmesi için çok büyük adımlar attı. Bunu yaparken "inançlara saygılı" oldu. Her dindarı potansiyel mürteci görmedi.

Bölücü terörün yanı sıra dinci teröre de büyük darbe vurdu.

Uluslararası ilişkilerimizde "ulusalcı"lığımızdan ödün vermedi.

Demokratik Sol Parti’nin varlığı, kuruluşundan bu yana, siyaseti, kendi yandaşlarını nemalandırmak ve uluslararası güç odaklarının çıkarları doğrultusunda yapmak isteyenleri çok rahatsız etmiştir.

Onun içindir ki, Demokratik Sol Parti’ye her zamankinden çok daha fazla gereksinim vardır.

Ülkemizi ve halkımızı kirli siyasetin egemenliğine tutsak etmeyecek olan tek parti Demokratik Sol Parti’dir.

Türkiye’yi kurtaracak ve daha aydınlık yarınlara taşıyacak olan tek parti de yine Demokratik Sol Parti’dir.

Türkiye’nin, ulu önder Atatürk’ün öngördüğü aydınlık geleceğine, Demokratik Sol Partili iktidarlar sayesinde erişilebilecektir.

Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne Biz Taşıdık

Türkiye 1963 Ankara Ortaklık Anlaşması ile Avrupa Topluluklarına tam üyelik hedefini koyduktan ve 1987 tam üyelik başvurusunda bulunduktan sonra üyeliğinin gerçekleşmesi konusunda birçok sorunla ve engelle karşılaşmıştır.

Türkiye’nin 1995 yılında alınan Ortaklık Konseyi Kararı ile AB ile gümrük birliğine girme kararlılığını göstermesine karşın AB ülkelerinin Türkiye’nin tam üyeliği konusunda çıkardığı engeller Başbakanlığını Ecevit’in yaptığı 57. Hükümet’e kadar süregelmiştir. AB’nin 1999 yılı sonuna kadar Türkiye’yi bir türlü AB’ye aday ülke tanımaması karşısında Ecevit’in dirayetli tutumu belirleyici rol oynamıştır.

Ecevit’in dediği gibi oldu: AB, bir gece kapımızı çaldı

Demokratik Sol Parti’nin kişilikli ve akılcı dış politika anlayışı AB’ye üyelik konusunda da ulusal çıkarlarımız gözetilerek kararlı bir biçimde sürdürülmüştür. Bu bilinçli ve kararlı tutum sayesindedir ki; Başbakan Ecevit’in birkaç yıl önce söylediği gibi, AB üyeleri bir gece kapımızı çaldılar, AB’ye tam üyeliğe adaylığımızı kabul ettiklerini bildirdiler. Böylece 11 Aralık 1999 Helsinki Zirvesi kararı ile AB Türkiye’yi “öteki aday ülkelere uygulanan kriterler temelinde” AB’ye aday ülke olarak kabul etti.

AB ülkeleri çerçevesinde bu sonucun alınmasında Ecevit’in politika dünyasında kazandığı uluslararası kişiliğinin ve AB ülkeleri liderleri nezdindeki saygınlığının önemli rolü olmuştur. AB’nin Helsinki Zirvesi kararının Türkiye’ye bildirilmesinden sonra da üçlü bir koalisyondan oluşan 57.Hükümetimizin ulusal çıkarlarımızı gözönünde tutarak AB’ye tam üyelik kararını alması aşamasında da Başbakan Ecevit’in tutumu belirleyici rol oynamıştır. Böylece Türkiye’nin AB üyeliği süreci Ecevit’in Başbakanlığında başlamıştır.

AB’ye tam üyelik sürecinin başlaması ile birlikte bunun gerektirdiği çalışmalarda koalisyon ortakları arasında zaman zaman ortaya çıkan birtakım görüş ayrılıklarına karşın, Ecevit’in uzlaşıcı fakat dirayetli tutumu ve kararları sayesinde başlatılmış ve başarılı biçimde gerçekleştirilmiştir.

Böylece, öncelikle bu konudaki çalışmaların yürütülmesini ve eşgüdümünü sağlayacak AB Genel Sekreterliği 2000 yılında kurulmuştur. Ardından, AB Komisyonu’nun tüm aday ülkeler için yaptığı gibi, 2000 yılında “Türkiye İçin Katılım Ortaklığı” belgesini kabul etmesine bağlı olarak Türkiye’nin çıkarmasını beklediği “Ulusal Program” 19 Mart 2001 tarihinde kabul edilmiş ve AB’ye sunulmuştur.

AB’nin, öteki aday ülkelerden de gerçekleştirilmesini beklediği, tam üye olabilmenin gerektirdiği ortak kurallara katılımı sağlayan AB edinimlerine (müktesebat) uyum yasaları Başbakan Ecevit başkanlığındaki 57. Hükümet’in ve TBMM DSP grubunun öncülüğünde geceli-gündüzlü çalışmaları sonucu çıkarılmıştır. En son Ağustos 2002’de AB’nin aday ülkelerden istediği Kopenhag Kriterleri’ne uyumu sağlayan yasalar ile birlikte çıkarılan çeşitli içerikteki yasalarının sayısı 384’ü bulmuştur.

Öte yandan, AB’nin yeni güvenlik ve savunma politikası çerçevesinde oluşturma kararı aldığı yalnızca AB üyesi devletlerin kuvvetlerini içeren “Avrupa Ordusu” konusunda, birtakım NATO olanaklarını kullanarak yapacağı müdahalelerle ilgili olarak, 57. Hükümetimiz çok kararlı bir tutum sergilemiş ve bölgemizde yapılacak müdahalelerde Türkiye’nin de katılımı ile bazı kararların alınması yönünde önemli yol alınmıştır.

Demokratik Sol Parti bundan sonra da AB’ye üyeliğimizin gerçekleştirilmesi çalışmalarını ulusal çıkarlarımızı gözeterek sürdürme kararlılığındadır.

Ekonomideki Temel Yapısal Reformlar

Demokratik Sol Parti’nin gerçekleştirdiği “Sessiz Devrim” sağlıklı bir ekonominin altyapısını oluşturmaya yönelikti. Bu bağlamda yapılan düzenlemelerden bazıları şunlardır:

  • Bankalar Kanunu
23 Haziran 1999 tarihinde yürürlüğe giren 4389 sayılı Bankalar Kanunu, bankacılık sistemine çeki düzen verdi. Kanunla bankacılık sisteminin düzenleyici-denetleyici çerçevesi yenilendi. Bu çerçevede Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu kuruldu.

TBMM’de 30 Ocak 2002 günü çıkarılan ve Resmi Gazete’de 31 Ocak 2002 günü yayınlanan 4743 sayılı yeni Bankacılık Yasası ile de yeni düzenlemeler getirildi. Konu gündeme geldiği ilk günden itibaren bazı çevrelerce hemen, klasik bir "banka kurtarma operasyonu" olarak sunuldu. "Efendim, madem banka kurtaracaktınız, öncekilerini niye devletleştirdiniz? Kurtarılması gereken bankalar değil, üretken sektördür" diye itiraz edildi.

Oysa yasanın asıl amacı, banka kurtarmak değil, bankalar aracılığıyla üretken sektörü, dolayısıyla genel olarak ekonomiyi kurtarmaktı. Kaynak aktarılacak bankalar, bu konuda sadece aracı olacaktı.

Daha önce el konulan bankalarla şu anda kaynak aktarılması (sermaye desteği sağlanması) öngörülen bankaları aynı kefeye koymak mümkün değil. Çünkü el konulan bankalar, sahiplerinin sermayesi kalmadığı için el konulmaktan başka seçeneği bulunmayan bankalardır.

Kaynak aktarılması öngörülen bankalar ise sahiplerinin sermayesi bütünüyle bitmeyen (yani içi boşaltılmayan), ama ekonomik darboğazdan etkilenen, bu yüzden de üretken sektöre kredi aktaramayacak hâle gelen bankalardır.

Yasayla yapılmak istenen şudur: Bu bankalar, kaynak aktarımıyla işlevsel hâle getirilecektir. Yani, bu bankalara aktarılacak olan kaynak, hem üretken sektörün bankalara olan borçlarının yeniden yapılandırılmasında, hem de yeni kredi verilmesinde kullanılacaktır. Dolayısıyla hem üretken sektör, hem de istihdam desteklenmiş olacaktır. Sonuç itibariyle kurtarılan bankalar değil, ekonomi olacaktır.

Bir konuda şu söylenebilir: "Devlet böyle yapacağına, üretken sektöre verilecek krediyi kendisi dağıtsa daha iyi olmaz mı?"

İlk bakışta haklı bir soru ama, devlet yapısı içinde böyle bir kurum yok. Kredinin bankalar aracığıyla kullandırılması gerekiyor. O nedenle de kaynak, doğrudan üretken sektör yerine bankalara veriliyor.

Kamuoyunda, "Batık bankalar kurtarılıyor" denilerek kafaların karışmasına neden olan sorunun özü işte budur… Oysa yukarıda da özetlediğimiz gibi, burada amaç, bankaları kurtarmak değildir… Bankalar burada sadece bir araç olarak kullanılmaktadır.

Kaldı ki, kaynak aktarılması düşünülen bankalar da batık veya başka bir ifadeyle içleri boşaltılan bankalar değildir.

Yapılan iş, tamamen ekonominin kurallarına uygun bir iştir.

Burada önemli olan, bu bankalara aktarılacak kaynağın başka amaçlar için kullanılmasını önlemektir. Bütün işlemler saydamlık içinde olacağı ve de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun gözetimi altında yapılacağı için bu konuda da kuşkuya yer yoktur.

Tabiî kaynak aktarımının çok önemli bir ayağı daha vardır. O da şudur: Sadece gereksinimi olan bazı özel bankalara değil, Ziraat ve Halk Bankalarına da ek kaynak aktırılacaktır. Bu kaynak da çiftçi, esnaf ve KOBİ’lere kredi olarak kullandırılacaktır.

Özetle bankalarla ilgili bu düzenleme, son derece gerçekçi bir düzenlemedir. Bu nedenle, "Paralarımız içi boşaltılan bankalara aktarılıyor" yalanına inanmamak gerekir. Çünkü bu, kesinlikle doğru değildir.

Doğru olan şudur: Ekonomik darboğaz nedeniyle sermayesi azalan bazı bankalara kaynak aktarmak, onları işlevsel hâle getirmek ve dolayısıyla üretken sektörün, sonuç itibariyle de ekonominin kurtarılmasını sağlamaktır.

  • Kamu bankalarında yeniden yapılanma
25 Kasım 2000 tarihinde yürürlüğe giren Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Emlak Bankası Hakkındaki Kanun ile de anılan bankaların çağdaş bankacılığın ve uluslararası rekabetin gereklerine göre çalışmalarını sağlayacak biçimde yeniden yapılandırılmaları sağlanmıştır.

Bu bankaların hisse satışlarına ilişkin düzenlemelerin ve hisselerin tamamına kadarının özel hukuk hükümlerine tâbi gerçek ve tüzel kişilere satışının gerçekleştirilmesi, görev zararı alacaklarının tasfiyesi, bankalara çeşitli kanun ve kararnamelerle verilen görevlerin yürürlükten kaldırılması ve yeniden yapılandırma döneminde bedeli önceden ödenmeden görev verilmemesi hususları düzenlenmiştir.

Özetle kamu bankalarının görev zararlarına son verilmiş; siyasal iktidarların yandaşlarını ucuz ve geri dönmeyen kredilerle beslemeleri kesin olarak önlenmiştir. Bu, Ecevit Hükümeti’nin gerçekleştirdiği en büyük "Sessiz Devrim"lerinden biridir.

  • İşsizlik Sigortası
Türkiye’de yaklaşık 50 yıldır tartışılmasına karşın bir türlü çıkarılamayan İşsizlik Sigortası nihayet yasal güvenceye kavuşturuldu. İşçiler için büyük önem taşıyan İşsizlik Sigortası’nın çıkarılması da siyasal yaşamına atıldığı ilk yıllardan bu yana işçi haklarına büyük önem veren Ecevit’e nasip oldu. 8 Eylül 1999 tarihinde yürürlüğe giren İşsizlik Sigortası, iş yaşamında yeni bir dönemi başlattı.
  • Gümrük Kanunu
4 Kasım 1999 tarihinde yürürlüğe giren Gümrük Kanunu, gümrük bölgemize giren ve çıkan eşya ve taşıt araçlarına uygulanacak gümrük kurallarını yeniden düzenlemiştir. Bürokratik işlemleri azaltan işlemler de Gümrük Kanunu’na eklenmiştir. Kanun, genel olarak gümrükte çok köklü ve ayrıntılı düzenlemeler getirmiş; yolsuzluk ve rüşvet olaylarının önlenmesinde etkili olmuştur. Bu kanun AB’ye uyum yönünde atılmış en önemli adımlardan biridir.

Gümrük Yasası’nın uygulanmasında önemli bir işlev gören gümrük müşavirlerinin kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak örgütlenmeleri sağlanacaktır.

  • Akreditasyon Kanunu
4 Aralık 1999 tarihinde yürürlüğe giren Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun ile yurtiçi ve yurtdışındaki kuruluşların belirli standartlara göre faaliyetlerde bulunması, verdikleri belgelerin ulusal ve uluslararası alanda kabulünün sağlanması amacıyla Türkiye Akreditasyon Konseyi kurulmuştur.
  • Sermaye Piyasası Kanunu
18 Aralık 1999’da Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Sermaye Piyasası Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la ülkemiz sermaye piyasası, uluslararası standartla uyumlu hâle getirilmiştir. Küçük yatırımcıların hakları güvence altına alınmıştır. Vadeli işlemler borsalarının kurulmasına yönelik hukuki altyapı oluşturulmuştur.
  • Yap-İşlet-Devret
Resmi Gazete’de 22 Aralık 1999 tarihinde yayınlanan Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun’un 2. Maddesi’ne, "haberleşme" sözcüğünden sonra gelmek üzere "elektrik üretim, iletim, dağıtım ve ticareti" ibaresi eklenmiştir. Yüksek Planlama Kurulu’nca belirlenen idare ile sermaye şirketi veya yabancı şirket arasında yapılacak sözleşme, özel hukuk hükümlerine tâbi olmuştur.
  • Telekomünikasyon
29 Ocak 2000 tarihinde yayınlanan 4502 sayılı kanunla, telekomünikasyon sektörünü düzenleyecek bağımsız özel bütçeli Telekomünikasyon Kurumu kurulmuştur. Türk Telekom, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamından çıkartılmış, sesli iletişim ve alt yapıda tekel hakkının 31 Aralık 2003 tarihinde sona ereceği ve tüm telekomünikasyon hizmetlerinin hizmetin türüne göre Ulaştırma Bakanlığı ile imzalanacak görev sözleşmesi, imtiyaz sözleşmesi, telekomünikasyon ruhsatı veya genel izin kapsamında yürütüleceği esası getirilmiştir.
  • Tarım kooperatifleri
Resmi Gazete’de 16 Haziran 2000 tarihinde yayınlanan Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkında Kanun’la; tarım satış kooperatifleri ve bunların kurmuş olduğu birliklere ilişkin hükümler düzenlenmiştir.

Bu kuruluşların yeniden yapılanması için yasal bir çerçeve oluşturulmuştur. Tarım satış kooperatif ve birlikleri, etkin, sürdürülebilir bir biçimde özerk ve malî yönden bağımsız kılınmıştır.

  • Elektrik Piyasası Kanunu
3 Şubat 2001 günü yürürlüğe giren Elektrik Piyasası Kanunu ile elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreye uyumlu bir biçimde tüketicilerin kullanımına sunulması için rekabet ortamında faaliyet gösterebilecek, malî açıdan güçlü, istikrarlı ve saydam bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetlemenin yapılması sağlanmıştır.
  • Bireysel emeklilik
Resmi Gazete’de 7 Nisan 2001 tarihinde yayınlanan Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu, kamu sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı niteliğindedir. Kanun, ulusal tasarrufu artırmak ve emeklilik döneminde ek bir gelir sağlamasını amaçlamaktadır.

10 Temmuz 2001 tarihinde yayınlanan 4697 sayılı Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la da Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi’nin vergi yönünden teşvik edilmesini sağlayıcı birtakım düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.

  • Ekonomik ve Sosyal Konsey Kanunu
Ekonomik ve Sosyal Konsey, Başbakan Ecevit’in çok önem verdiği bir konseydir. 21 Nisan 2001 tarihinde yürürlüğe giren kanunla bu konseye yasal statü kazandırılmıştır.

Yasa, sosyal kesimlerin temsilcilerinin konsey çatısı altında bir araya getirilerek sosyal politikaların belirlenmesi sürecine katılımlarını sağlamayı amaçlamaktadır.

  • Sivil Havacılık Kanunu
Türk Sivil Havacılık Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun da 26 Nisan 2001 günü yayınlanmıştır. Kanunla, mevcut kanunun 25. Maddesi değiştirilmiştir.

Değişiklik, ruhsat sahibinin ücret tarifeleri ve uygulama tarihini, yürürlüğe koymadan üç gün önce duyurmak kaydıyla ticarî ve ekonomik koşullara uygun olarak belirlemesini öngörmektedir. Kanun ayrıca, sektörde rekabeti artırmayı düzenlemektedir.

  • Kamulaştırma Kanunu
5 Mayıs 2001 tarihinde yürürlüğe giren Kamulaştırma Kanunu’nda Değişiklik yapılması Hakkında Kanun’la; idarelerin yurttaşları mağdur etmemesi için yeterli ödenek temin etmeden kamulaştırma işlemlerine başlamaları engellenmiştir.
  • Merkez Bankası bağımsızlaştı
4651 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 5 Mayıs 2001 günü Resmi Gazete’de yayınlanmıştır

Kanunla; Merkez Bankası’nın temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğu ve bankanın ülke para politikasının belirlenmesinde ve uygulanmasında tek yetkili ve sorumlu olduğu hükme bağlanmıştır.

Böylece siyasal iktidarların Merkez Bankası üzerindeki baskısına son verilmiştir. Bu kanun sayesinde artık siyasal iktidarlar, karşılıksız para bastıramayacaktır.

  • Telekom Kanunu
23 Mayıs 2001 tarihinde yürürlüğe giren 4673 sayılı kanunla, 4 Şubat 1924 tarihli Telgraf ve Telefon Kanunu’nda değişiklik yapılmıştır. Kanun, devletin elinde tutacağı hisse dışında Türk Telekom’un tüm hisselerinin satılabileceği (özelleştirilebileceği), yabancıların hisse oranının yüzde 45’i geçemeyeceği hükümlerini getirmiştir.

Kanun ayrıca, Türk Telekom’un sabit hat ve diğer telekomünikasyon hizmetlerindeki mevcut tekel statüsü, devletin payı yüzde 50’nin altına düştüğü andan geçerli olmak üzere kaldırılmasını kararlaştırmıştır.

  • Doğalgaz Kanunu
1 Haziran 2001 günü yürürlüğe giren 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu’nun amacı; doğalgazın kaliteli, sürekli, ucuz, rekabete dayalı esaslar çerçevesinde ve çevreye zarar vermeyecek biçimde tüketicilerin kullanımına sunulması için doğalgaz piyasasının serbestleştirilmesini, malî açıdan güçlü, istikralı ve saydam bir doğalgaz piyasasının oluşturulmasını ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanmasını öngörmektedir.

Kanun, doğalgaz piyasasında faaliyet gösteren tüm tüzel kişilerin lisans alımlarını gerekli kılmaktadır.

Kanun ile BOTAŞ’ın doğalgazın dışalımı, iletimi ve dağıtımındaki tekel hakkı kaldırılarak özel sektörün katılımı sağlanmıştır.

  • Tuz Kanunu
26 Haziran 2001 tarihinde yürürlüğe giren 4683 sayılı Maden Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına ve Tuz Kanunu’nun Yürürlükten Kaldırılmasına İlişkin Kanun’la, "Devlet Tekeli Dışında İşletilecek Tuzlalar Hakkındaki Tüzük" yürürlükten kaldırılmıştır. Tuz işletmeciliğinin önü açılmıştır.
  • Uluslararası Tahkim Kanunu
22 Ocak 2000 tarihinde yürürlüğe giren 4501 sayılı yasa, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözülmesinin öngörülmesi durumunda taraflarca sözleşme yapılırken uyulması gereken ilke ve esasları belirlemiştir.

4686 sayılı Uluslararası Tahkim Kanunu da, Resmi Gazete’de 5 Temmuz 2001 tarihinde yayınlanmıştır. Kanun, uluslararası tahkime ilişkin usul ve esasları düzenlemiştir.

Kanun, yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği veya bu kanun hükümlerinin taraflar ya da hakem veya hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanacaktır.

  • Şeker ve Tütün Kanunları
4634 sayılı Şeker Kanunu, 19 Nisan 2001 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Kanunla; yurtiçi şeker talebinin yurtiçi üretimle karşılanması ve gerektiğinde dışsatıma yönelik olarak Türkiye’de şeker rejimi, şeker üretimindeki usul ve esaslar ile fiyatlandırma, pazarlama şart ve yöntemleri yeniden düzenlemiştir.

Resmi Gazete’de 5 Ocak 2002 günü yayınlanarak yürürlüğe giren Tütün Kanunu ile de Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü yeniden yapılandırılmıştır. Kanun ayrıca, tütün ve tütün mamullerinin üretimini, iç ve dış alım ve satımını yeniden düzenlemiştir.

Uzlaşı gereği çıkarılan bu iki yasa da partimizin şeker ve tütüne ilişkin tüm görüşlerini ve çözümlerini yansıtmamaktadır. Bu nedenle her iki kanunun aksayan ve eksik yanları için yeni düzenlemeler yapılacaktır.

Bu kapsamda şeker ve tütünün yanısıra fındık için de gereksinim duyulan yörelerde alternatif ürün projesinin geliştirilmesi için gereken çalışmalar hızlandırılacaktır.

  • Kamu ihaleleri saydamlaştırıldı
Kamu ihaleleri, siyasal iktidarların siyasetten rant elde ettiği bir kapıydı.

Ecevit Hükümeti, bunu önlemek için Kamu İhale Kanunu’nu da değiştirdi. 4 Ocak 2002 TBMM’de kabul edilen Kamu İhale Kanunu ile Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu Resmi Gazete’de 22 Ocak 2002 günü yayınlanarak yürürlüğe girdi. Böylece kamu ihalelerinde siyasal kayırmacılığın önlenmesinde büyük bir adım atılmış oldu.

  • Denetimsiz fon ve vakıflar
Özellikle 80’li yıllarda başlatılan fonlar, ülke yönetiminde sorumsuz ve denetimsiz harcamaların kaynağını oluşturmuştur.

Bazı vakıflar da yine çeşitli kamu kuruluşlarında, özellikle de yerel yönetimlerde denetimsiz harcamaların ve hatta rüşvetin, yolsuzluğun aracı olarak kullanılmıştır.

Örneğin X ya da Y kuruluşu, iş yapmasının karşılığında adresini verdikleri vakıflara bağış yapılmasını istemiştir. Bu bağışların nasıl harcandığı ve nerelere aktarıldığı herkes tarafından bilinen bir gerçektir.

Bu nedenle çeşitli tarihlerde çıkarılan yasalarla, denetimsiz fonlar kaldırılmıştır. Vakıflarla ilgili olarak da çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Ancak vakıfların parasal açıdan denetimi yeterince denetim altına alınamamıştır. Önümüzdeki dönemde bu konudaki eksiklikler de giderilecektir.

  • Endüstri bölgeleri
TBMM’de 9 Ocak 2002 günü kabul edilen Endüstri Bölgeleri Kanunu, 19 Ocak 2002 günü Resmi Gazete’de yayınlandı. Kanun birçok önemli düzenleme getirirken, yerli ve yabancı yatırımcılar için de ciddi kolaylıklar sağladı.

Eskiden yatırım yapmak isteyen yerli ve özellikle de yabancı yatırımcılar, kapı kapı, deyim yerindeyse 40 kapı dolaşmak zorunda kalıyor ve başvurularına birkaç yıl içinde yanıt alabiliyorlardı.

Bu kanun ile yatırımcıların kapı kapı dolaşmaları önlendi, yanıt alma süresi de üç aya indirildi. Kanunun önümüzdeki süreçte yatırımlara büyük hız vermesi bekleniyor.

Bu arada, nitelikli endüstri bölgeleri kurulmasıyla ilgili çalışmalar da sürdürülmektedir.

  • İstihdamı Teşvik Yasası
İstihdamı teşvik amacıyla Mart 2002’de yeni bir yasal düzenleme yapılmıştır. TBMM’de kabul edilen kanunla işverenlere SSK ve İşsizlik Sigortası primlerini erteleme olanağı sağlanmıştır.

Kanun uyarınca ertelenen SSK ve İşsizlik Sigortası primlerinin işveren hisseleri tutarında, erteleme süresi içinde gecikme zammı uygulanmayacak ve borcun ertelendiği süre zaman aşımının hesabında dikkate alınmayacaktır. Kanunla ayrıca; yukarıda tanımı yapılan işverenlerin işçi ücretlerinden kestikleri gelir vergilerinin ödemesine de kolaylık getirilmiştir.

  • Yolsuzlukla Sürekli Savaş
Yolsuzluk, neredeyse yaşama biçimi hâline gelmişti. İlk kez Ecevit Hükümeti, bu konuda sürekli mücadele kararı aldı. Bu amaçla önce Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası ve Organize Suçlarla İlgili Yasa’nın çıkarılmasını sağladı.

Çok sayıda operasyon yapıldı. Devleti soyanlarla bankalardan halkın parasını hortumlayanların üzerine gidildi. Suç sanıkları tek tek yakalanarak adalete teslim edildi. Kimse kayırılmadı, kimse kollanmadı. Uzun yıllardır dokunulamayan kimseler bile yakalandı.

Kimse yolsuzluklarla mücadeleyi sahiplenmesin. Bu mücadelenin sahibi, DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in başbakanlığını yaptığı 57. Hükümet’tir. Bu sayede her türlü yolsuzluğa ve hırsızlığa karşı kararlı, ödünsüz, yaygın, etkin ve kararlı bir mücadele dönemi başlatıldı.

Yolsuzluklara bu denli büyük bir mücadelenin verilmesi, bazı kişi ve kesimleri çok rahatsız etti. Bu kişi ve kesimler, kendi suçlarını kamufle etmek için sanki bu hükümet döneminde yolsuzluk yapılıyor izlenimi vermek için özel bir gayret içine girdiler. Ancak inandırıcı olamadılar.

Bölücü ve Dinci Terör Bitirildi ve Toplumsal Barış Sağlandı

Türkiye’nin uzun bir süreden beri yaşadığı bölücü ve dinci terör Demokratik Sol Parti’nin kararlı politikası sayesinde büyük ölçüde bitirilmiş ve bugün toplumsal barış sağlanmıştır.

Bölücü terörün kaynağını oluşturan Güneydoğu sorununa akılcı ve gerçekçi bir biçimde yaklaşan DSP, bu sorunu Türklük-Kürtlük sorunu olarak değil, o bölgenin yarı feodal yapısından kaynaklanan sömürü ve baskı düzeninin bir sonucu olarak değerlendirmektedir.

DSP, ulus ve ulusçuluk kavramlarına; ırk ve soy, din ve mezhep ayrımcılığı ya da bölgecilik temelinde yaklaşmamaktadır. Türk ulusu, yüzyıllar boyunca bu topraklarda kaynaşmış ve ortak kaderi paylaşan tüm yurttaşlarımızın oluşturduğu bir ulusun adıdır.

Güneydoğu sorununa ve o zeminden kaynaklanan bölücü terör olayına böyle akılcı ve gerçekçi yaklaşan DSP, anılan teröre karşı güvenlik güçlerinin önlemleri yanında Güneydoğu’ya yönelik bir kalkınma hamlesi de başlatmış ve bu konuda bir hayli yol alınmasını sağlamıştır.

DSP hükümet sorumluluğunu paylaştığı veya tek başına beş yıllık dönemde getirdiği çözümlerle, şimdiden, bölgenin kalkınması önündeki engelleri kaldırmaya başlamıştır.

Bu amaçla, bölgede istihdam olanakları yaratmaya katkıda bulunacak girişimcilere büyük teşvikler sağlayan bir yasa çıkarılmıştır. 1 Mart 1999’da açıkladığı programla da DSP, kalkınmaya ivme kazandırmak için gerekli kaynakları sağlamıştır.

Yine bu dönemde bölgenin eğitim ve sağlık alanındaki eksiklikler büyük ölçüde giderilmeye başlamıştır.

Güvenlik nedeniyle boşaltılan köylere dönüşü sağlamak veya yeni yerleşim alanları açmak için çalışmalar hızlandırılmıştır.

Kırsal alandaki yerleşim düzeninin, gerek güvenlik gerek kalkınma açısından elverişli duruma getirilmesine de özen gösterilmektedir.

Merkez köyler ve köy-kentler oluşturulması çalışmaları sürdürülmektedir.

Eğitim Reformu kapsamında, bölgedeki yatılı ilköğretim bölge okulu ve pansiyonlu ilköğretim okulu sayısı artırılmıştır.

Bütün bu önlemler yanında terörün güvenlik önlemleri açısından da ihmal edilmemesi gerektiğini bilen DSP terör eylemcilerinin yakından izlenmesine elinden gelen katkıyı yapmıştır.

Son yıllarda Türkiye’de faaliyetlerini artırmış olan dinci terörle mücadele konusunda da DSP kararlı bir tutum sergilemiş ve sergilemeye devam etmektedir.

İnançlara saygılı laiklik anlayışı çerçevesinde hareket eden DSP, inançları sömüren ve bunu şiddet kullanılmasına kadar götüren dinci terörü her zaman lanetlemiş ve bu konuda yapılan mücadelelere daima destek vermiştir. Ecevit başkanlığındaki 57. Hükümet, güvenlik güçlerimizin de özverili çalışmaları ile bu terörün elebaşılarını yakalamış ya da etkisiz duruma getirmiş ve bu tür terörü de büyük ölçüde sona erdirmiştir.

Demokratik Sol Parti, Türkiye’nin birliğini, dirliğini ve esenliğini tehdit eden bölücü ve dinci teröre karşı duyarlılığını sürdürecek ve bu konuda mücadeleden hiç vazgeçmeyecektir.
 

Önceki sayfa      Sonraki sayfa



(21 EYLÜL 2002)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2002 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.