Cumhurbaşkanlığı
konusunu neden yaklaşık bir yıl önceden gündeme getirdim? Ve neden DEMİREL’in
daha bir süre Cumhurbaşkanlığında kalmasını önerdim ve öneriyorum?
Uzun
yıllardır ülkemizde, hem siyasal anlamda beni ekonomik anlamda istikrarsızlık
hüküm sürüyordu.
57.
Hükümetle bu dönemi aşabilme umudu belirdi.
Buna
Cumhurbaşkanı Sayın DEMİREL’in de önemli katkısı oldu.
Ancak
bu umut duyarlı dengelere dayanıyor. Dengelerin bozulmaması, sarsılmaması
gerekiyor.
Cumhurbaşkanı
seçimleri hep sorunlu olmuştur, veya sorunlara neden olmuştur.
Oysa
şu sırada Türkiye’nin gerilim yaratıcı, istikrarı sarsıcı yem sorunlara
tahammülü yok.
Kuşkusuz,
Cumhurbaşkanlığına layık değerli devlet adamlarımız vardır.
Ama
Sayın DEMİRELin deneyimi ve partiler üstü konumu de çok önemlidir.
Sayın
Demirel olmazsa büyük olasılıkla Cumhurbaşkanlığına bir partili gelecektir.
Sayın
Demirel ise, deneyimli bir politikacıdır ama herhangi bir partiye bağı
yoktur.
Bu
aşamada başka herhangi bir seçeneğin ister istemez partiler arasındaki
ilişkilerde sarsıntılara gerilimlere yol açabileceği kaygısını duyuyorum.
Sayın
DEMİREL’in Cumhurbaşkanlığı süresinin uzatılmasını içine sindiremeyenler
olabilir... Fakat, bu aşamada DEMİREL’in süresi uzatılmazsa ne gibi durumlarla
veya sorunlarla karşılaşılabileceğini de düşünmek gerekir.
En
azından ben, Başbakan olarak, bunu düşünmeyi görevim sayıyorum.
Son
günlerde Anayasa değişikliği veya sayın DEMİREL’in Cumhurbaşkanlığı için
yeterli oy sağlanamayacağı kuşkusunu yaygınlaştırma eğilimi belirdi.
Ben
bu tür kuşkuları Meclis’teki partilerin liderlerine haksızlık sayıyorum.
Çünkü
bu liderlerin hepsi Sayın DEMİREL’in süresini uzatmayı uygun bulduklarını
açıklamışlardır.
Gerçi
Anayasamıza göre, Anayasa değişiklikleri de Cumhurbaşkanı Seçimi de gizli
oyla yapılır... Bu konularda bağlayıcı parti kararları alınamaz.
Fakat
eğer bir Genel Başkan, Cumhurbaşkanlığı gibi devletin bütünlüğünü, ulusun
birliğini, rejimin esenliğini ilgilendiren yaşamsal bir konu söz konusu
olduğu zaman kendi partisinde uyum sağlayamazsa, liderliğin gereğini
yerine getiremiyor demektir.
Oysa
ben, Meclis’teki bütün Genel Başkanların, Genel Başkanlık ötesinde, liderlik
konumlarının da bulunduğuna inanıyorum.
O
nedenledir ki, ben, Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda, oylama gizli de
olsa, Grup kararına bağlanamasa da, liderler tarafından belirtilen tercihin
partilerince de destekleneceğini düşünüyorum.
Bunda
yanılmadığımı umarım.
Son
günlerde, ülkemizde, dini siyasallaştırmaya uğraşan çevreler, biri içerden,
öbürü dışardan, iki sarsıcı ve uyarıcı darbe aldılar,
İçerden
gelen darbe, ‘Türkiye’deki Hizbullah vahşetinin gözler önüne serilmesi
olmuştur.
Böylece,
dini siyasete alet etmenin vicdanları isyan ettirici çirkinliklere ve cinayetlere
yol
açabileceği
görüldü.
O
sayede, laikliği benimseyemeyen çevrelerden bazıları bir durum değerlendirmesi
yapma gereğini duymaya başladılar.
Bu
çevrelere dışardan gelen darbe ise İran seçimleri...
Bu
seçimlerle, İran halkının büyük çoğunluğu, din temeline dayalı çağdışı
bir rejimin baskılarına tepkisini göstermiş oldu.
Gerçi
Devlet yapısı temelinden değişmedikçe; Ayetullah’ların kurumlaşmış gücü
sona ermedikçe, o arada Şurayı Nigehban’ın siyasal etkinliği ortadan kalkmadıkça,
İran’ın laikliği resmen benimsemesi beklenemez.
Ama,
yenilikçilerin seçimlerde kazandıkları olağanüstü büyük başarı üzerine
bu komşu ülkede herhalde daha ılımlı ve çağcıl bir islam anlayışı yerleşmeye
başlayacaktır.
Böyle
bir dönüşüm Türkiye-Iran ilişkilerini de olumlu yönde etkileyecektir.
O
arada, 22 yıldır Iran Devrimine özenen çevreler de, umarım ki, asıl özenilmesi
gerekenin Atatürk Devrimi olduğunu düşünmeye başlarlar.
İran
Devrimi 22 yılda çöktü.
Atatürk
Devrimi ise 77 yıldır günden güne gelişerek sürüyor.