Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
İlgili Sayfalar
CUMHURBAŞKANI SEÇİMLERİ
BAHÇELİ'NİN GRUP KONUŞMASI
GÜN GÜN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ

Cumhurbaşkanı seçimi tartışması...
Ecevit'ten Yılmaz'a ağır eleştiri...

Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin belirsizlik sürüyor.

DSP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit, Cumhurbaşkanı seçimi tartışmaları ile ilgili olarak 23 Şubat 2000 tarihinde partisinin TBMM Grup toplantısında, isim vermeden ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ı sert bir dille eleştirdi.

Ecevit, "Eğer bir Genel Başkan, Cumhurbaşkanlığı gibi devletin bütünlüğünü, ulusun birliğini, rejimin esenliğini ilgilendiren yaşamsal bir konu söz konusu olduğu zaman kendi partisinde uyum sağlayamazsa, liderliğin gereğini yerine getiremiyor demektir." dedi. 

Ecevit'in konuşmasının bu bölümü DSP Milletvekilleri tarafından uzun süre alkışlandı. 

DSP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit'in konuşmasının metni şöyle:
 

 
Cumhurbaşkanlığı konusunu neden yaklaşık bir yıl önceden gündeme getirdim? Ve neden DEMİREL’in daha bir süre Cumhurbaşkanlığında kalmasını önerdim ve öneriyorum?

Uzun yıllardır ülkemizde, hem siyasal anlamda beni ekonomik anlamda istikrarsızlık hüküm sürüyordu.
57. Hükümetle bu dönemi aşabilme umudu belirdi.

Buna Cumhurbaşkanı Sayın DEMİREL’in de önemli katkısı oldu.

Ancak bu umut duyarlı dengelere dayanıyor. Dengelerin bozulmaması, sarsılmaması  gerekiyor.

Cumhurbaşkanı seçimleri hep sorunlu olmuştur, veya sorunlara neden olmuştur.

Oysa şu sırada Türkiye’nin gerilim yaratıcı, istikrarı sarsıcı yem sorunlara tahammülü yok.

Kuşkusuz, Cumhurbaşkanlığına layık değerli devlet adamlarımız vardır.

Ama Sayın DEMİRELin deneyimi ve partiler üstü konumu de çok önemlidir.

Sayın Demirel olmazsa büyük olasılıkla Cumhurbaşkanlığına bir partili gelecektir.

Sayın Demirel ise, deneyimli bir politikacıdır ama herhangi bir partiye bağı yoktur.

Bu aşamada başka herhangi bir seçeneğin ister istemez partiler arasındaki ilişkilerde sarsıntılara gerilimlere yol açabileceği kaygısını duyuyorum.

Sayın DEMİREL’in Cumhurbaşkanlığı süresinin uzatılmasını içine sindiremeyenler olabilir... Fakat, bu aşamada DEMİREL’in süresi uzatılmazsa ne gibi durumlarla veya sorunlarla karşılaşılabileceğini de düşünmek gerekir.

En azından ben, Başbakan olarak, bunu düşünmeyi görevim sayıyorum.

Son günlerde Anayasa değişikliği veya sayın DEMİREL’in Cumhurbaşkanlığı için yeterli oy sağlanamayacağı kuşkusunu yaygınlaştırma eğilimi belirdi.

Ben bu tür kuşkuları Meclis’teki partilerin liderlerine haksızlık sayıyorum.

Çünkü bu liderlerin hepsi Sayın DEMİREL’in süresini uzatmayı uygun bulduklarını açıklamışlardır.

Gerçi Anayasamıza göre, Anayasa değişiklikleri de Cumhurbaşkanı Seçimi de gizli oyla yapılır... Bu konularda bağlayıcı parti kararları alınamaz.

Fakat eğer bir Genel Başkan, Cumhurbaşkanlığı gibi devletin bütünlüğünü, ulusun birliğini, rejimin esenliğini ilgilendiren yaşamsal bir konu söz konusu olduğu zaman kendi  partisinde uyum sağlayamazsa, liderliğin gereğini yerine getiremiyor demektir.

Oysa ben, Meclis’teki bütün Genel Başkanların, Genel Başkanlık ötesinde, liderlik konumlarının da bulunduğuna inanıyorum.

O nedenledir ki, ben, Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda, oylama gizli de olsa, Grup kararına bağlanamasa da, liderler tarafından belirtilen tercihin partilerince de destekleneceğini düşünüyorum.

Bunda yanılmadığımı umarım.

Son günlerde, ülkemizde, dini siyasallaştırmaya uğraşan çevreler, biri içerden, öbürü dışardan, iki sarsıcı ve uyarıcı darbe aldılar,

İçerden gelen darbe, ‘Türkiye’deki Hizbullah vahşetinin gözler önüne serilmesi olmuştur.

Böylece, dini siyasete alet etmenin vicdanları isyan ettirici çirkinliklere ve cinayetlere yol
açabileceği görüldü.
O sayede, laikliği benimseyemeyen çevrelerden bazıları bir durum değerlendirmesi yapma gereğini duymaya başladılar.

Bu çevrelere dışardan gelen darbe ise İran seçimleri...

Bu seçimlerle, İran halkının büyük çoğunluğu, din temeline dayalı çağdışı bir rejimin  baskılarına tepkisini göstermiş oldu.

Gerçi Devlet yapısı temelinden değişmedikçe; Ayetullah’ların kurumlaşmış gücü sona ermedikçe, o arada Şurayı Nigehban’ın siyasal etkinliği ortadan kalkmadıkça, İran’ın laikliği resmen benimsemesi beklenemez.

Ama, yenilikçilerin seçimlerde kazandıkları olağanüstü büyük başarı üzerine bu komşu ülkede herhalde daha ılımlı ve çağcıl bir islam anlayışı yerleşmeye başlayacaktır.

Böyle bir dönüşüm Türkiye-Iran ilişkilerini de olumlu yönde etkileyecektir.

O arada, 22 yıldır Iran Devrimine özenen çevreler de, umarım ki, asıl özenilmesi gerekenin Atatürk Devrimi olduğunu düşünmeye başlarlar.

İran Devrimi 22 yılda çöktü.

Atatürk Devrimi ise 77 yıldır günden güne gelişerek sürüyor.



(23.2..2000) 
sayfa başı