|
10.
Cumhurbaşkanı seçimi
DYP
Genel Başkanı Tansu Çiller'in GİK öncesi yaptığı açıklama...
(11
Nisan 2000)
Uzunca bir süredir görmekteyiz
ki, özellikle hükümet tamamen milleti unutan ve Türkiye’den adeta halkın
haykırışlarını duymayan, sıkıntılarını dinlemeyen bir siyaset tarzı gütmektedir.
Türkiye takılıp kalmıştır. Türkiye meselelere takılıp kalmıştır. Cumhurbaşkanlığı
seçimine takılıp kalmıştır. Cumhurbaşkanlığı makamı elbette çok önemli
bir makamdır, ama türkiye’deki iktisadi gelişmeler, ekonomik gelişmeler
milleti doğrudan ilgilendiren, yaşamını doğrudan ilgilendiren gelişmelerle
ve tehlikelerle doludur.
İlk önce hepimiz biliyoruz
ki, ülkemiz yüzde 6.4 gibi bir küçülmeyi göğüsleme durumunda yani dünyada
en hızlı küçülen ülke durumunda ve 3 yıl sonunda buraya gelmiş takılıp
kalmıştır.
Bunun hemen ardından gördüğümüz
bir başka gerçek daha var o da insanlarımızın yüzde 11 düzeyinde dolar
üzerinden fakirleşmiş olmalarıdır. Bu da yine üç yıldır ekonomi yönetimini
götüren bu iktidarın bazı partilerinin türkiye’nin gündemine sokmuş oldukları
yeni bir bin yıla girerken taşıyamayacakları kadar büyük ayıptır.
Bunun da ötesinde IMF verilerine
göre Türkiye aynı zamanda dünyanın en fazla enflasyona sahip ülkesi
hatta Rusya’yı da sollayarak onun da önüne enflasyonda geçen bir konuma
gelmiştir.
Şimdi daha önemli bir takım
gelişmelere işaret etmeyi DYP olarak bir görev adlediyoruz. Bu endişelerimiz
siyasi mülahazalar değildir. Bu endişelerimiz görünen projeksiyonlardır,
bu endişelerimiz iktisadi verilerdir. Bunlardan birincisi geçen yıl
bütün bu daralmaya rağmen 10 milyar dolar açık veren ticaret açığının
bu yıl 25 milyar dolara doğru tırmanması endişesidir. Bizim şu ana kadar
yaptığımız hiçbir projeksiyonda, hiçbir tahminde yanılmadık. Dolayısıyla
tekrar kamuoyunun önüne koyuyorum ve 25 milyar dolara kadar çıkabilecek
bir gelişmeye ve açığa işaret ediyorum. Şimdi görüyorum ki gündeme getirilen
28 milyar dolar ihracat hedef olarak konmuş ve bununla birlikte yine 43
ile 45 milyar dolar arasında değişeceği düşünülen bir ithalat. Bunun anlamı
17-18 milyar dolarlık bir açık hedeflenmiş, hedef bu. Ancak ihracatın 25
milyar dolar civarında kalması yani 28 değil, 25 milyar dolar civarında
kalması ithalatın da 50 milyar dolara doğru yükselmesi elbette türkiye’nin
gündemine çok ciddi bir açığı getirecek. Gelişmeler bu doğrultuda özellikle
kur politikasındaki gelişmeler bu doğrultudadır.
Niye bu böyle? Çünkü hepimiz
biliyoruz ki, toptan eşyaya yüzde 20’ye göre hedefleyen bir ekonomik denge
yüzde 13,5’nu yitirmiştir. Bu olay kur politikasıyla güdülen ve hatta yüzde
15’lere çekileceği söylenen kur politikasının ve Türk lirasının değer kaybı
oranının çok üstünde bir enflasyona doğru gidildiğinin açık ifadesi, işaretleri
ve rakamlarıdır. Bu rakamlarla Türkiye görülecektir ki ithalatı giderek
artan ve ihracatı giderek daha da küçülen bir konuma doğru gidecektir.
Nitekim mart ayında tekstil ihracatı Ege’de çok ciddi uyarıları içerecek
bir daralmayı gündeme getirmiştir ve bu bütün Türkiye’de de mart ayının
verilerini çok kısa bir zamanda göreceğiz.
İhracat ve ithalat rakamları
önemlidir. Niye önemlidir? Bir taraftan diyeceksiniz ki, 3 veya 5 milyar
dolar daha bulacağız, dışarıdan borç alacağız bunu işte şu programı uygulayarak
alacağız, öbür taraftan ticaret açığınızla kaybınız bir yıl önceye göre
10 milyarla, 15 milyar dolar civarında bir kaybı içerecek. Türkiye’nin
böyle bir şeyi taşıması mümkün değildir.
Bakın tekrar uyarıyorum bu
kur politikasıyla varılacak nokta buraya kadar gelebilir. Bunlar ciddi
projeksiyonlardır. Bundan önceki yaptığımız bütün projeksiyonlar dinlenilmedi.
Ancak bunlar rakamsal verilerdir. Bunlara endişe içinde işaret ediyoruz,
uyarıda bulunuyoruz.
Yine bu defa özelleştirmeye
geçiyorum. Geçen yıl özelleştirme konusunda çok ciddi bir sıkıntının olduğunu
biliyoruz. Nasıl biliyoruz? Özelleştirme yapılmadı sıfır. Neredeyse sıfır
sıfıra yakın bir özelleştirme. Yani Türkiye’nin gündeminden özelleştirmenin
kaldırıldığı bir yıl yaşandı. Pekiyi o zaman ne olacak? O zaman bu yıl
7.6 milyar dolar yaparız dendi. Bugünkü gelişmelerde gösteriyor ki en iyi
tahminlerle optimis tahminlerle 5 milyar dolara çıkılması ancak mümkündür
bu da iyimser bir tahmindir. Bakın GSM ihalesinden 2 milyar dolar gelecek
bu DYP’nin neredeyse 10 yıla yakın bir süredir uğraşıp bugünkü iktidar
partilerinin defalarca Anayasa Mahkemesi’ne götürdükleri bir projedir.
Bunun da etap etap geleceğini biliyoruz. Diyelim ki 2 milyar dolar buradan
geldi. Hemen arkasından POAŞ’ın yarım milyar dolar getireceğini söylüyoruz.
Etti 2,5 milyar dolar. Tüpraş’ın yüzde 15 hisse değeri halka arzedilecekti.
İstenen fiyat bulunamadı. Aynı getiriyi getirebilmesi için tüpraş’ın yüzde
31’i ihraç edilmek durumunda kaldı. Ve yüzde 15’nden beklenen getiri yüzde
31’nden geldi. Bu da aslında bir eylem olarak özelleştirmede etap etap
yapılması gerekenin bir aşamada yapılarak aslında türkiye’nin netice itibarıyla
kayba uğradığını da söylemek mümkündür.
Biz bu özelleştirmeye veya
halka açılmaya karşı olduğumuz için söylemiyoruz bunu. Halka açılmasını
tasvip ediyoruz ama konan hedef yüzde 15’i ile bir milyar dolar toplanacaktı.
Yüzde 31’i ile bir milyar dolar toplanmıştır.
Değerli arkadaşlarım,
Bütün bunların ortaya koyduğu
mesele vatandaşlarımız da bilmelidir ki 3,5 milyar dolarlık bir getiridir.
Bu 3,5 milyar getirinin ötesinde bugün gündemde olmayan çıkabilecek 1,5
milyar doları da iyimser bir tahminle üstüne koyuyoruz. Bu gelecek olan
5 milyarın da bir etapta gelmeyeceği parti parti yıl içinde taksitlerle
geleceğini de öngörmek gerekir.
Bütün bunlarla birlikte
bütçe açığı 14 katrilyon iken yaptığımız projeksiyonlarla 18 katrilyona
doğru gittiğini tekrar endişe içerisinde ama uyarma gereğini duyarak ifade
ediyoruz. Geçen sefer bütçe açığı için ne söylediysek çıkmıştır. Bu defa
da yine yaptığımız projeksiyonlara göre 18 katrilyona doğru gittiğini bir
kez daha uyararak ortaya koymayı gündeme getiriyoruz.
5 bankaya 5 milyar dolar
ayrılacağı söyleniyor. Ssk’nın açığının gerçek olarak 1 katrilyon olduğu
veya o civarda olduğu söylendiği bir ortamda, tek bir bankaya
1.7 milyar dolar, yani 1 katrilyon lira veriliyorsa, milyonlarca milyonlarca
insanımız ssk’da mağdur bırakılırken bu kara deliği kapayalım diye, tek
bir bankaya aynı miktarın verilmesi bu milletin kaldırabileceği bir olay
değildir.
Ve yine bugün yüzde 45’i
tarım kesiminde insanlarımızın çalışmaktadır. Bu tarım kesiminde çalışan
insanlarımız unutulmuştur. Esnafımız keza unutulmuştur. 410 trilyonla bütün
birliklerin özerkleşmesi gündemdedir. Siz bir bankaya bir katrilyona yakın
vereceksiniz, tek bir bankanın açıklarını, tek bir bankanın içi boşaltılmış
halinin kurtarılması için kaynak aktaracaksınız. Bu kaynak kimden çıkacak?
Milletin cebinden öyle veya böyle. Ve netice itibarıyla ondan sonra bütün
birlikler için 410 trilyon var diyeceksiniz. Bunu anlayabilmek mümkün değildir.
Bugün nereye bakılsa çok ciddi sıkıntı içindedir milletimiz. Daralma, işsizlik
had safhalardadır ve enflasyonun iyimser tahminleri dahi 40 civarında olacağını
ortaya koymuştur. “e canım bir düşme var, olsun” diyebilir misiniz? Dersiniz
de, bu aradaki yüzde 15’lik fark, ımf’nin ortaya ve gündeme getirdiği devalüasyonun
üzerine eklenecek orandır. O zaman bunu yaptığınız zaman ne olacak? Bundan
bir sene sonra ımf’nin türkiye’nin gündemine getirdiği plan ve program
çerçevesinde yüzde 7 ile 15’e varacak olan etap etap bir kur ayarlaması,
bir devalüasyona işaret edilmektedir. Neyle? Eğer yüzde 20 toptan eşya
fiyatları tutarsa. “bu tutmasın da ziyanı yok, bunun 15 üstünde olsun,
20 üstünde olsun, insin de ne olursa olsun” diyebilir misiniz? Dersiniz
de aradaki fark bir devalüasyon baskısı olarak türkiye’nin gündemine gelir.
“onu da yapmayız” derseniz ne olur? O zaman bu açık, 25 milyar dolarlık
açık bu ülkenin ekonomisinin dengelerini ortaya koyar.
Hiç kimse gerçekleri ve türkiye’nin
meselelerini ve tehlikeye giden bir çok dengesini bilerek de bilmeyerek
de gündeme getirmiyor. Bir hükümet boşluğunun olduğunu ayrıca görüyoruz
ve daha önce yapmış olduğumuz, tütünle ilgili beyanlarımızda milletimizin
isteklerini ifade ettik, 652 bin lira bir prim verilmesi gereği vardı,,
bunların hiçbir tanesinin ödenmediği gibi daha henüz ödemelerin istediği
boyutta, dağıtılmadığı açıktır.
Bugün 3 kilogram mısır alan
çiftçiyi bıraktık biz, 3 kilogram mısırla bir litre mazot alan çiftçiyi
bıraktık. Bugün 8 kilogramla aynı bir litreyi alamıyor. Bir litre mazotu
alamıyor. Ve yine bakıldığı zaman 2 kilogram buğday, bir litre mazotu alabiliyordu,
bugün 4 kilogram buğday 1 litre mazotu alamıyor. Ve böyle bir kesime siz
kalkıyorsunuz “sana yine vermeyeceğim” diyorsunuz, buğday fiyatları geliyor
işte. Tütüne yapılan da açık. Fındıktaki ödemelerin ne hale geldiğini biliyoruz.
Ve bütün bunları dünyada herkesin avrupa birliği’ne girmek için ortak tarım
politikasını izleyemeyen bir bilinçsizlikle gidiliyor. Alın önünüze ortak
avrupa birliği’ni tarım politikasını, yapın onun üzerinden pazarlığınızı.
Orada görülecektir, orada 1999’dan bugüne kadar sübvansiyonun arttığını
göreceksiniz. Bütün 2500 dolarla 4500 dolar kişi başına üreticiliğe veriliyor.
Üreticilere veriliyor, amerika ile avrupa’da. Bütün bunlardan yoksun bırakılan
bir tarım kesimini yok sayamazsınız. Vatandaşlarımızın durumu budur.
Hiçbir mesele gerektirildiği
ciddiyetle ve gerektirilen bilgi ile ele alınmamaktadır bilgi yoksulu bir
idare tarzı ile, milletten kopmuş bir idare tarzı ile karşı karşıyayız.
DYP olarak bu ciddiyete davet ediyoruz. Milletin meselelerini artık dinleme
zamanıdır. Millete bu fedakarlığı yaptırıyorsunuz ama bir de bir sene daha,
bir sene daha bekleme imkanına sahip değilsiniz. Burada başarısızlığa ülke
tahammül edemez. Bu millet edemez. “varsın olsun 15 puan, 20 puan” diyemezsiniz.
Çünkü, dengeler tutmaz.
Bütün bunlarla birlikte bugün
dyp’nin bütün teşkilatlarına ayrı bir müjdeyi de vermek istiyorum. Dyp’nin
bütün teşkilatları genel idare kurulumuzdan bir müjdeyi beklemektedir,
bir gelişmeyi beklemektedir. Üye kayıtlarının güncelleştirilmesi sözünü
kongremizde vermiştik. Bunun için yapılması gerekli olan tüzük çalışmaları
bugün tamamlanmış ve gerekli yetkili kurulların onayından geçmiş olarak
genel idare kurulumuza dağıtılacak ve güncelleştirme için, üye kayıtlarının
güncelleştirilmesi sürecini başlatmak üzere umuyoruz ki start verilecek
ve bunun şablonu, çerçevesi bugün genel idare kurulumuzda ele alınacaktır.
Bu teşkilatlarımızın beklediği, DYP’ye teveccühü tescilleyecek, onu besleyecek
bir yeni yaklaşımın benimsenme sürecinin ilk adımı olacaktır. Bu açıdan
çok önem verdiğimizi ifade etmek isterim.
Aynı zamanda bugün bir meseleyi
daha gündeme getirmek durumunda olduğumuzu düşünüyoruz. O da, ülkenin cumhurbaşkanlığı
meselesine bakarken bütün bu önemli konuları, iktisadi konuları görmezden
gelecek bir lükse sahip olmadığı meselesidir. Elbette cumhurbaşkanlığı
önemli bir konudur. Ciddiyetle ele alınmalıdır. Ancak, bütün bunlar aylardır
süren bir boşluğu kaldıramayacak halkımızı tedirgin etmektedir. DYP olarak
da milletin bu sıkıntısını uyarı bağbında gündeme getirmeyi bir görev adlettik.
Teşekkür ediyorum.
SORULAR - CEVAPLAR
Soru: Sayın Başbakan
dün bir açıklama yaptı. Yazılı bir açıklama ve cumhurbaşkanının hangi esaslara
göre seçilmesi gerektiğini ifade etti. Siz bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
ÇİLLER: Hangi boyutunu
nasıl değerlendiriyorum?
Soru: Efendim, içeriden
de olabilir, dışarıdan da olabilir dedi, bazı sınıflandırmalar yaptı. Siz
hangi tarafı acaba içeriden mi olsun diyorsunuz dışarıdan mı?
ÇİLLER: Şimdi, tabii
aslında cumhurbaşkanlığı makamı oldu bittiye getirilmeyecek kadar da önemli
bir makamdır. Burada dikkatle üzerinde durulması gerekli olan şey, uzlaşmacı
bir parlamenter yaklaşımını benimseyebilmektir. Bu şu demek; ne demek bu?
Uzlaşma içersinde parlamentodan birisini çıkarmak, demokratik süreç açısından
en doğrusu olacaktır. Burada herkesin kendi çıkar hesaplarını aşarak milletin
gönlünde olanı, yani “işte bu benim cumhurbaşkanımdır” diyebileceği, ülkenin
meselelerini ve dengelerini dış dünyada da iyi koruyup, temsil edebilen
bir kişiyi çıkarabilmesidir. Parlamento dışından olabilir mi? Bugün milli
egemenliği temsil eden en üst kurum parlamentodur. Demokratik süreç içersinde,
uzlaşma ortamında bir parlamenteri belirlemek bu demokratik sürecin doğal
bir uzantısıdır. Dolayısıyla ilk önce bakılması gerekli olacak şey budur.
Biz DYP olarak, parlamenterleri dışlayan, onları buna layık görmeyen bir
tutumu benimsememiz mükün değil. Çünkü, “cumhurbaşkanı’nı halk seçsin”
diyen biziz. Halkın seçtiği milletvekillerini dolayısıyla saf dışı gören
bir yaklaşımın demokrasi ile bağdaştığını kolayca söylemek ve bunu milletvekillerinin
de içine sindirdiğini ifade etmek kolay olmayacaktır. Bu çerçevede DYP,
uzlaşmacı tutumunu elbette sürdürecektir. Bunun demokratik teamüller çerçevesinde
oluşmasına özen gösterecektir. Ve bu bilinç içersinde, mesuliyetimizin
bilinci içersinde milletin gönlünde olan, ülkeyi bu hassas coğrafyada iyi
temsil edebilecek, “bu benim cumhurbaşkanımdır” denebilecek bir adaya ulaşılmasında,
uzlaşmacı tavrını, yapıcı tavrını, demokratik tavrını sürdürecektir.
Soru: Sayın Bahçeli
bugün beşli zirveden bahsetti. Bu görüşe nasıl bakarsınız?
ÇİLLER: Son iki seçimde
gördük ki, millete taban olarak daha yaygın bir biçimde yayılmış bir biçimde
seçilen cumhurbaşkanları daha etkin olabiliyor. Yani ne kadar çok bir büyük
çoğunluğu temsil ederek o makama çıkılırsa o kadar daha sonra ülke sorunlarına
el koymada ve etkinlik sağlamada başarılı olabiliyor. Demek ki, cumhurbaşkanlığı
seçimini sadece bir hükümet meselesi olarak görmek, bu demokratik uzlaşmanın
önemini görmemenin ötesinde, seçilecek cumhurbaşkanlığının da etkinliğini
gölge altına alabilecektir. Netice itibariyle hükümet ortaklarının muhalefetle
işbirliği çerçevesinde bir aday tespitine son derece sıcak bakarız, doğrusu
budur. Çünkü tekrar ediyorum netice itibarıyla cumhurbaşkanı cumhurun başkanıdır
halkın başkanıdır. Bir hükümet başkanı değildir ve hele hele böyle bölünmüş
bir parlamentoda yani yüzde 12 ile 21 arasında oranları değişen çoğunlukları
olan partilerden oluşan bir parlamentoda cumhurun başkanının seçebilmek
için daha yaygın, daha fazla temsil gücü olan, daha fazla halk ve milletin
desteğini arkasına alabilecek biçimde uzlaşılarak çıkacak bir adayın elbette
etkinliği de ondan sonraki demokratik süreçte son derece önemli ve yararlı
olacaktır.
Biz DYP olarak bu uzlaşmacı
ve mesuliyetimizi bilen sorumluluğumuzu bilen tutum içerisinde bu çerçevede
meselinin biran önce çözülmesi için gayrette olacağız, tıkayıcı olmayacağız
ve zannediyorum ki milletin beklentisine uygun milletin işte evet bu benim
cumhurbaşkanımdır bu beni temsil eder dış ülkelerde de temsil eder
içerideki sorunlarımı da temsil eder el koyar diyebileceği bir noktaya
gelebileceğiz.
Soru: Anaplılar, cumhurbaşkanı
hem başbakanlık yapmış hem dışişleri bakanlığı yapmış biri olmalı diyor.
Bu tarife siz de uyuyorsunuz. Siz aday olacak mısınız?
ÇİLLER: Biz
DYP olarak kişilere girmiş değiliz erkendir de böyle birşeyin içine
girmek dyp olarak tekrar ediyorum kişisel çıkarların üzerinde, meseleyi
bir ülke sorumluluğu içerisinde kavrayan ve tıkayıcı olmayan uzlaşmacı
tutumumuzu sürdüreceğiz ve gerçekçilik platformundan da ayrılmayacağız.
Soru: MHP Genel Başkanı
Devlet Bahçeli cumhurbaşkanı olacak kişinin şaibesiz biri olması gerektiğini
söyledi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
ÇİLLER: Tabi çok doğru.
Ben bu yaklaşımı içerdiği zaman bugünkü ortamdaki meclis’in gerçeklerine
bakmak lazım. Ne olduğuu görmek lazım ve tekrar ediyorum bu mesele meclis’te
bugün çeşitli biçimde gündeme getirilmiş dosyalarla gündemdedir, gündemden
düşübelmiş değildir dolayısıyla bu meselenin unutulacak bir boyutu
da olmadığını düşünüyorum. Sayın devlet bahçeli’nin açıklamasıysa eğer
bu tamamen katılıyoruz.
Teşekkür ediyorum.
(11.4.2000)
  |