|
10.
Cumhurbaşkanı seçimi
Genelkurmay Başkanlığı
açıklaması sonrası gazetelerde yer alan yorumlardan bazıları:
HÜRRİYET GAZETESİ
- SEDAT ERGİN - 15 NİSAN 2000
Ordu
iki kanaldan işaretini vermişti
Sedat ERGİN
HABER ANALİZ
GENELKURMAY Başkanlığı'nca dün
akşam yapılan açıklamayı doğru analiz edebilmek için önce şu gerçeğin altını
çizmek gerekiyor:
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)
üst kademesinin 5 Nisan tarihinde yapılan anayasa oylaması öncesindeki
beklentisi belliydi.
Bu beklentinin yöneldiği şahıs Cumhurbaşkanı
Süleyman Demirel'den başkası değildi.
Demirel seçeneğinin ortadan
kalkması, Genelkurmay'ı hazırlıklı olmadığı bir durumla karşı karşıya bıraktı.
Bu noktada, ‘‘Yeni Cumhurbaşkanı
kim olacak?’’ sorusu Türk Silahlı Kuvvetleri açısından en önemli gündem
maddelerinden biri haline geldi.
İLK MESAJ ÖZKAN'A
TSK, bu noktada cumhurbaşkanının sahip
olması gereken vasıflar konusundaki görüşlerini belli kanallardan hükümete
aktarmaya başladı.
Son dönemdeki MGK toplantılarında Fethullah
Gülen konusunda komutanlarla Başbakan Bülent Ecevit arasında
patlak veren görüş ayrılığı, ordu-hükümet ilişkilerinde yeni bir kanalı
devreye sokmuştu: Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan...
Dolayısıyla bu kanalın işletildiği
düşünülebilir.
Nitekim, Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Hüseyin Kıvrıkoğlu ile Özkan'ın geçen Pazartesi günü yaptıkları
45 dakikalık görüşmenin içeriği bu açıdan özel bir önem kazanıyor.
İKİNCİ SİNYAL DİKER'E
Genelkurmay, ikinci bir çıkış daha
yaptı. Bu çıkış, Orgeneral Kıvrıkoğlu'nun salı günü subay emeklisi
olan eski millektvekili Tevfik Diker'in başında bulunduğu Yolsuzlukla
Mücadele Derneği yöneticilerini kabul etmesiydi.
Kıvrıkoğlu, bu görüşmede ifade
ettiği görüşleri kamuoyuna açıklaması için Diker'e izin de vermişti.
Bu görüşmeden Türk kamuoyuna ‘‘Yolsuzluklar
da irtica gibi önemli bir tehdittir’’ mesajı çıktı.
Orgeneral Kıvrıkoğlu, ‘‘Yeni Cumhurbaşkanı
dürüst, şaibesiz, ciddi biri olmalıdır’’ dedi.
KOHL BENZETMESİ
İlginç olan bir nokta, Almanya'nın
eski Başbakanı Helmut Kohl'le ilgili yolsuzluk suçlamaları gündeme
geldiğinde Orgeneral Kıvrıkoğlu'nun ‘‘Almanya'da kimse onunla
ilgili suçlamaları görmezlikten gelelim demedi’’ diye konuşmasıydı.
Kendisini konu alan haberler karşısında
çok titiz olan Genelkurmay'ın bu haberi tekzip etmediğine hemen dikkat
çekelim.
Cumhurbaşkanlığı için adı geçen adaylar
hatırlanırsa, burada çok açık bir mesajın verildiği kabul edilmelidir.
Ve dünkü açıklamaya gelindi.
Açıklamaya, dün Milliyet Gazetesi'nin
manşetinden verdiği bir köşe yazısı yol açtı. Buna göre, ordu hükümete
‘‘Biz bu işin içinde yokuz’’ diye haber göndermişti ve cumhurbaşkanlığı
seçimine hiçbir şekilde karışmıyordu.
Bu haberin kategorik bir şekilde tekzip
edilmesi, zaten ‘‘Biz bu işin içindeyiz. Cumhurbaşkanı seçimi gibi hayati
bir konuda duyarsız olmamız, seyirci kalmamız beklenemez. Herhangi birinin
Köşk'e çıkmasını kabul edemeyiz’’ mesajını taşıyor.
ZAYIF ADAY OLMAZ
Açıklamada, ardından Genelkurmay'ın
yeni cumhurbaşkanının karşılaması gereken ölçütleri bulunduğuna dikkat
çekiliyor.
Bu ölçütlerin başında, cumhurbaşkanının,
Anayasa'nın, cumhuriyetin niteliklerine ilişkin değiştirilemez hükümlerine
gönülden bağlı biri olması geliyor.
Genelkurmay'ın ikinci önemli ölçütü,
yeni cumhurbaşkanının yolsuzluk iddialarına bulaşmamış, temiz bir isim
olmasıdır.
Açıklamada Orgeneral Kıvrıkoğlu'na
atfen verilen ‘‘Çok önemli bu makama ülkemize en iyi hizmeti kim verecekse
o kişinin getirilmesinin yararlı olacağı’’ yolundaki sözler, aranan
3'üncü vasfı aktarmaktadır:
Orgeneral Kıvrıkoğlu'nun bir
MGK toplantısında sarfettiği bu sözlerin anlamı şudur: Yeni cumhurbaşkanı
Meclis'teki bir karambolle seçilecek, zayıf, koltuğu dolduramayacak biri
olmamalıdır.
Denilebilir ki, bu üç ölçütün açıklanmasıyla
cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin karmaşık denklem yeni bir zemine kaymıştır.
Bu zeminde ordu, yukarıdaki vasıfları
haiz olmayan adaylara karşı çıkacak, bu konudaki görüşlerini hükümete aktarmaktan
çekinmeyecektir.
BİZE DE BAKIN
Dolayısıyla, aday belirleme sürecindeki
siyasi aktörler Genelkurmay'ı da hesaba katmak durumuna girmişlerdir.
Bu durumda, yukarıdaki ölçütleri karşılamayan
adayların öne sürülmesi hükümet ile ordu arasında sıkıntı yaratabilir.
İkinci aşamada Meclis'in bu ölçütlere
uygunluk göstermeyen bir adaya yönelmesi olasılığı, ordu ile TBMM'yi karşı
karşıya getirebilir ki, bunun da rejim açısından sancılı bir durum yaratacağını
şimdiden teslim etmek gerekir.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde herkesin
azami sağduyuyla adım atması gereken bir aşamaya girilmiştir.
RADİKAL GAZETESİ
- İSMET BERKAN - 15 NİSAN 2000
Askeri devreye zorla kim soktu?
ismet.berkan@radikal.com.tr
Tarih 28 Mart. Esenboğa
Havaalanı'nda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'le birlikte Türkmenistan'a
gitmek üzere bekleşiyoruz. Demirel'i uğurlamak üzere Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu da Şeref Salonu'nda.
Sabah gazetesinin Ankara
Temsilcisi Murat Yetkin, sessizce Orgeneral Kıvrıkoğlu'na yaklaşıyor. Selamlaşma
faslından sonra, "Soru sorabilir miyim" diyerek izin istiyor Yetkin. Genelkurmay
Başkanı cevaben, "Bugünlerde konuşmak istemiyoruz" diyor kibarca Murat
Yetkin'i reddederken, "Ne söylesek yanlış anlaşılıyor. Malum Avrupa Birliği
sürecindeyiz, yanlış anlamalara neden olmak istemiyoruz."
Nitekim, Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, bundan aylar önce kendisine cumhurbaşkanlığıyla
ilgili görüşlerini soran gazetecilere, "Bize sormayın" cevabını vermişti,
"O görevi en iyi yapacak insanın seçileceğine inanıyoruz."
Bu görüşlerin değişmesi
için bir neden yoktu ortada. Zaten kimse Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 1973'teki
Faruk Gürler ve Cevdet Sunay başarısızlıklarından sonra "Bizim adayımız
falancadır, o seçilmelidir" gibisinden bir dayatmaya girmesini de beklemiyordu.
Ama nedense bizde siyaset
başka türlü yapılıyor. Önce birileri kendi siyasi çıkarları için 'Askerin
birisine karşı ya da yana olduğu' dedikodusunu yaydı. Oysa tek tek askerlerin
elbette görüşleri vardı ama 'Türk Silahlı Kuvvetleri'nin görüşü'nü sadece
Genelkurmay Başkanı açıklayabilirdi, o da "Çok önemli bu makama ülkemize
en iyi hizmeti kim verecekse o kişinin getirilmesinin yararlı olacağını"
söylemekle yetinmişti, aynı sözleri tekrar ediyordu.
Bu hafta pazartesi günü
Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin
Kıvrıkoğlu ile beklenmeyen ve planlanmayan bir görüşme yaptı. Yarım saati
aşkın süre devam
eden bu görüşmeyi ve Ankara'da
yarattığı heyecanı daha önce yazmıştım. O günden bugüne Hüsamettin Özkan
ile hemen hemen her telefon konuşmasında bu görüşmenin içeriğini sordum,
her seferinde Özkan tarafından kibar yollarla geri çevirildim. Özkan görüşmenin
önemli bir konuda olup olmadığıyla ilgili sorulara bile cevap vermiyordu.
Görüşmenin içeriğini Başbakan Bülent Ecevit'ten başka kimseye söylemediği
anlaşılıyordu.
Orgeneral Kıvrıkoğlu, salı
günü de yeni kurulan Yolsuzlukla Mücadele Derneği yöneticilerini kabul
etti. Onlarla yaptığı görüşme neredeyse bütün detaylarıyla Radikal'e yansıdı.
Orgeneral Kıvrıkoğlu bir
ideal politikacı tarifi yapıyordu: Şaibesiz olmak, yolsuzluklara bulaşmamak
vs.
Bu tarif doğal olarak mefhumu
muhalifinden okundu, hakkında yolsuzluk suçlaması bulunan bazı 'aday adayları'nın
askerden peşin veto yediği şeklinde yorumlandı. O 'aday adayları' da telaşlandı,
sinirlendi.
Arkasından gazetelere Hüsamettin
Özkan'ın Orgeneral Kıvrıkoğlu ile görüşmesinin içeriğine
ilişkin bilgiler doğrudan
o çevreler tarafından fısıldanmaya başlandı. O fısıltılardan biri de, "Askerin
bu işin dışında olduğu" sözüydü. Bu söz yalan değildi ama eksikti.
Birileri, bir kez daha silahlı
kuvvetler üstünden politika yapmaya çalışıyordu. Askeri kendi yanlarında
gösteremeyince, 'asker bana karşı değil, çünkü bu işe karışmıyor' demeye
çalışıyorlardı.
Aslına bakılacak olursa,
askerin bütün bu konularda konuşmaya, kamuoyuna açıklamalar yapmaya hiç
niyeti yoktu dediğim gibi.
Ama birileri, kendi kişisel
hesapları, kendi cumhurbaşkanı olma hesapları için TSK'yı kullanmaya kalkışınca,
Genelkurmay dünkü açıklamasını yaptı.
Aslına bakılacak olursa,
askerin daha önce çizdiği 'yolsuzluğu olmasın, şaibeye bulaşmamış olsun'
cinsinden tanımlamalara da ihtiyaç yok. Çünkü böyle birini Türk halkı kabul
etmez zaten.
(17.4.2000)
  |