Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
 BELGENET 
 ARŞİV
 BELGELER 
 İlgili Sayfalar
SOMUNCUOĞLU'NUN AZİL KARARI
GÜN GÜN CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ

Bahçeli'nin basın toplantısı...

(2 MAYIS 2000) 

MHP Genel Başkanı, Devlet bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, 2 Mayıs 2000 tarihinde TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu'nun Cumhurbaşkanlığına adaylık başvurusu sırasında çıkan olaylar ile seçim sürecinde gelinen son noktayı değerlendirdi. 

Bahçeli basın toplantısında şöyle konuştu:
 

Saygıdeğer Basın Mensupları, 

Konuşmama başlarken öncelikle hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. 

18 Nisan seçimlerinin üzerinden 1 yılı, 57. Hükümetin kuruluşundan bu yana da 11 ayı aşkın bir süre geçmiş bulunmaktadır. 

Özellikle, son yıllarda giderek ağırlaşan siyasi ve ekonomik sorunların baskısı altında yapılan 18 Nisan seçimleri, her açıdan yeni bir umut, yeni bir başlangıç olarak algılanmıştır. Çünkü her seçim, hem siyasi hem de ekonomik hayat açısından taze bir başlangıç anlamı taşır. Halkımız, birçok olumsuzluğa, devasa sorunların varlığına rağmen partilere ve politikacılara büyük bir siyasi kredi açmıştır. Doğru zamanda doğru işlerin yapılması, bu siyasi kredinin çarçur edilmemesi bakımından çok önemlidir. En az bunun kadar önemli olan diğer bir nokta da, ülkemizin ve demokrasimizin önünü tıkayan siyasi uslûp ve yöntemlerin terkedilmesidir. 

Kısacası, insanımızın ve ülkemizin 1990’lı yıllarını adeta esir alan çarpık ve kısır çekişmelere dayalı siyasetlerin 2000’li yılları da kirletmesine izin vermemek hepimizin öncelikli görevlerinden biridir. 

Milliyetçi Hareket Partisi, bütün kışkırtmalara ve çarpıtmalara rağmen böyle bir anlayışın yerleşmesi için elinden gelen bütün gayreti göstermiş ve halen de göstermeye devam etmektedir. 

Bu anlayış ve inanç, hükümetin kuruluşunda ve faaliyetlerinde de sürekli belirleyici ve yol gösterici olmuştur. Uzlaşma kültürünün gelişmesi ve ekonomik istikrarın tesisi konusunda sergilediğimiz kararlılık, bunun en bariz tezahürlerinden biridir. 

Partimizin yeni bir siyaset ve hükümet etme tarzını yerleştirme duyarlılığı, birçok haksız eleştiri ve karalama teşebbüsüne rağmen kaybolmamıştır. Bundan sonra da kaybolmayacaktır. 18 Nisan seçimleri öncesi ve sonrasında halkımızın beklentisi ve taleplerine cevap verme duyarlılığımız, her zaman canlılığını korumaya devam edecektir. 

Çarpık ve istismarcı siyasi zihniyetlerin değişmesi gerçekten zor olsa bile, bugün en azından uzlaşma ve hoşgörü kültürünün önemi kavranmış bulunmaktadır. Buna rağmen, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşananlar, çarpık ve ilkesiz siyasetlerin ulaştığı dramatik boyutların önemini ortaya koymuştur. Ancak, uzlaşmayı teslimiyetçilik, siyasi rekabeti kavga olarak görüp küçümseyenler de er geç değişeceklerdir. 

Sayın Basın Mensupları, 

Son birkaç aydır Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili olarak yaşanan gelişmeler ve tartışmalar ister istemez zihinlerde bazı soru işaretlerinin doğmasına yol açmıştır. 

Ekonomik istikrar tedbirlerinin meyvelerini vermeye başladığı, dış politika alanında önemli gelişmelerin yaşandığı bir ortamda, Cumhurbaşkanlığı seçimleri tartışmaları ve süreci başlamıştır. 

Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu çerçevede aylardır söylediği sözler, açıkladığı görüşler bellidir ve değişmemiştir. Daha önceki grup konuşmalarımız ile basın açıklamalarımızda meseleye prensipler düzeyinde yaklaşılmış ve Türk Siyaseti’nin içinde bulunduğu durumun gerçekçi bir fotoğrafı çekilmeye çalışılmıştır. 

Zaman zaman siyasi hayatımızdan verdiğimiz örnekler ile geçmiş tecrübe birikimlerinden çıkardığımız dersler kamu oyunun ve diğer siyasi partilerin dikkatine sunulmuştur. Çünkü, Cumhurbaşkanlığı seçimleri hem 1961 hem de 1982 Anayasası döneminde ciddi krizler yaratmış ya da uzun ve yorucu tartışmalara vesile olmuştur. 

Bunu görmek için çok gerilere gitmeye gerek yoktur. Bugünkü Türkiye, 1980 yılında Meclis Başkanını 55 günde ancak seçebilen, Cumhurbaşkanını ise 110 kez tekrarlanan oylamaya rağmen seçemeyen bir siyasi geleneğin mirasçısıdır. Daha sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de derin meşruluk tartışmalarına, hükümet ile Çankaya arasında ortaya çıkan anayasal krizlere sahne olmuş bir siyaset dünyasının ev sahibidir. 

İşte, Milliyetçi Hareket Partisi, uzlaşma ve istikrara vurgu yaparken, öncelikle yakın ve uzak geçmişimizde yaşanmış olan çok sert tartışmalardan ve zaman kayıplarından bugüne ve yarına ilişkin dersler çıkartmaktadır. Türkiye’nin uğraşması ve zaman ayırması gereken bir yığın sorunu varken derin meşruluk tartışmalarına ve siyasi çekişmelere sahne olmasını önlemeye çalışmıştır. 

Yine, Cumhurbaşkanının sahip olması gereken genel nitelikleri ortaya koyar ve mümkün olabildiğince geniş bir mutabakat ile seçilmesini sürekli önerirken, herşeyden önce bu yaklaşımımız belirleyici olmuştur. Bu yöntemin tabii sonucu, sadece Hükümet ile Çankaya arasında sağlıklı ilişkiler için iyi bir zeminin oluşması değildir. Geniş bir mutabakat ile seçilecek olan saygın bir şahsiyetin, aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı-Meclis ve Cumhurbaşkanlığı-Halk ilişkilerinde de sağlıklı bir başlangıca vesile olacağına dair samimi inancımız rol oynamıştır. 

Bunun için, anayasa değişikliği sürecinde de, Cumhurbaşkanı adayının tespiti ve desteklenmesi sürecinde de kararlı ve samimi bir yaklaşın içinde olunmuştur. Bütün siyasi partilerin Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Ahmet Sezer’in ismi üzerinde uzlaşmaları ve bunu kamuoyu karşısında bir “uzlaşma belgesi” imzalayarak teyit etmeleri, bu açıdan da çok anlamlı ve değerli bulunmuştur. 

Sayın Basın Mensupları, 

Daha sonra yapılan açıklamalar ve sergilenen tavırlar başlangıçtaki tarihi tabloyu biraz gölgelese de, sonuç itibariyle demokrasimizin geleceği bakımından da ümit verici olmuştur. Ancak bu gelişmeden rahatsız olan çevrelerin varlığı ve kullandığı argümanlar, zaman zaman düşündürücü boyutlara ulaşmıştır. 

Meseleyi, “Liderler sultası”, “demokrasi ayıbı” gibi göstermeye çalışanlar özünde benzer zihniyete sahip demokrasi ve insan haklarının sözde savunucularıdır. Yine bunlar, istikrar ve uzlaşmadan rahatsız olan, demokrasi ve kaos arasındaki ayrımı yapmakta zorlanan çevrelerdir. 

Liderlerin mutabakatı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeni tartışma ve çekişmelere fırsat vermemek amacıyla yüce meclise yaptıkları tarihi bir öneri anlamına gelmektedir. Ayrıca bu karar, her partinin kendi teamülleri ve yapıları çerçevesinde değişik istişareler sonucunda şekillenmiş demokrasinin ruhuna da uygun bir karardır. 

Çünkü, anayasal sürecin işleyişini kolaylaştırmaya yönelik bir karar olarak istikrarlı ve işleyen bir demokratik yapıyı takviye etme anlamı taşımaktadır. 

Buna karşılık, hadiseyi antidemokratik göstermek için özel gayret sarfedenler ise demokrasiye ve uzlaşma kültürüne hizmet etmemişlerdir. Özellikle böyle bir anlayış ve gelişme karşısında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin itibarının artacağından dem vuranların samimiyetinden şüphe etmek gerekir. Verilen sözlere, atılan imzalara isyan etmenin teşvik edilmesini başka türlü değerlendirmek çok zordur. 

Unutulmamalı ki, siyasi partiler arasında ve içinde husumet tohumları ekmeye gayret edenler aynı zamanda meclisin faaliyetlerini ve temsil sistemini de zayıflatmaya çalışmış olmaktadırlar. Birçok siyaset bilimcinin vurguladığı gibi, atomize olmuş, çok parçaya bölünmüş bir meclisin işleyen bir meclis olması mümkün değildir. 

Bu ve benzeri sebeplerle, inanıyor ve diyoruz ki, imzalara karşı çıkmak değil, sahip çıkıp arkasında durmak demokratik ve etik bir tavırdır. Sorun çözemeyen ve imzaların arkasında duramayan bir meclis; itibarlı değil, itibarsız ve tutarsız damgası yiyecektir. Aynı şekilde, demokratik siyasetin temel unsuru ve en önemli temsil aracı olan partilerin güvenirliliği ortadan kalkacak; karar alma mekanizması dumura uğrayacaktır. 

Milliyetçi Hareket Partisi’nin paylaştığı kararın ve attığı imzanın arkasında bu düşünce ve inanç yatmaktadır. Kararlı ve samimi duruşa bu açıdan çok önem vermektedir. 

Gelinen noktada, bir siyasi partinin bir başkasını test etme iddiasını samimiyetsizliğin ve ciddiyetsizliğin bir ifadesi olarak ele almak lazımdır. Her partinin öncelikle, atılan imzanın, alınan kararın gereğini yapmak gibi bir yükümlülüğü bulunmaktadır. 

Ancak bundan sonra, başkalarını test etme hakkından söz edilebilir. Hiç kimsenin ve partinin bu konuyu basit siyasi hesapların ve çıkarların bir aracı olarak görmeye hakkı yoktur. Özellikle de, imzalarını yine kendi davranış ve açıklamalarıyla inkar edenlerin başkalarını eleştirmeye teşebbüs etmeleri, demokratik ve etik açıdan çok üzücü ve düşündürücü olmuştur. 

Meclisin üçüncü tur oylamada bundan önce olduğu gibi, kendi iradesiyle kararını vereceğine şüphe yoktur. 21. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, uzlaşma, demokrasi ve hoşgörü kültürünün öncüsü olmaya devam edecek; kargaşadan ve kararsızlıktan medet umanlara prim vermeyecektir. 

Sayın Basın Mensupları, 

Basın toplantımızın bu bölümünde, aday olma sürecinin sona ermesine çok az bir süre kala cereyan eden bir hadiseye temas etmek ve bunun sonucunda ortaya çıkan gelişmeler üzerine değerlendirme yapmak istiyorum. 

Siyaset sahnesinde yer alan, halka örnek olma ve hizmet etme durumundaki her kişinin her konuda dikkatli olması şarttır. Milliyetçi Hareket Partililerin ise bir kat daha fazla dikkatli ve özenli olması şarttır. Bu zorunluluk, herşeyden önce canımızdan çok sevdiğimiz Türk Milleti’ne olan derin bağlılığın ve saygının tabii sonucudur. 

İkinci olarak, bazı iç ve dış çevrelerin partimize yönelik aşırı duyarlılığı ve önyargılı bakış açıları bizleri daha da dikkatli davranmaya sevkeden bir başka husustur. 

Meclis bahçesinde vukuu bulan tatsız hadise, hiç şüphesiz Türk Milleti’ni ve bizleri üzmüştür. Uzlaşma ve hoşgörüyü bir siyaset yöntemi olarak hakim kılma mücadelemizle çelişen davranışları, hangi gerekçelere dayanırsa dayansın tasvip etmek mümkün değildir. En başta bakanlarımızın ve milletvekillerimizin Türk insanını incitecek, meclisimizin ve partimizin itibarını olumsuz etkileyecek söz ve davranışlardan her şartta uzak durmaları zorunludur. 

Aynı şekilde, her Milliyetçi Hareket Partisi mensubunun parti kimliğini koruyup geliştirmek gibi, temel görevleri de vardır. Bu çerçevede zaaf içinde olanların, partimizin söylem ve politikalarını benimsemekte zorluk çekenlerin kendi konumlarını gözden geçirme sorumluluğu da vardır. 

Milliyetçi Hareket Partisi, bu ve benzeri meselelere, sadece parti içi disiplin gibi dar bir açıdan yaklaşmamaktadır. Bizler açısından, parti tutarlılığı, samimiyet ve kararlılık gibi, kavram ve değerler çok önemlidir. Çünkü, siyasi uslûp ve yöntemlerde bunların varlığı bir partinin kimliğinin oluşumunda ve tanımlanmasında belirleyici bir rol oynamaktadır. Onun için, her parti mensubu davranışlarını buna göre ayarlamak, ülke ve parti duyarlılıklarını kişiliğinin önünde götürmek mecburiyetindedir. Hiç kimsenin partimizin güvenirliliğine ve inandırıcılığına, ilkeli ve tutarlı çizgisine gölge düşürmeye hakkı yoktur. 

Bazı çevrelerin iddia ettiği gibi, parti içi demokrasi parti anarşisi demek de değildir. Siyasi partilerin uzun vadeli başarısı ve ülkeye hizmet etmesi, herşeyden önce, bütün mensuplarının kararlılığına ve dayanışma gücüne bağlıdır. Dolayısıyla, parti içi disiplin ile parti içi demokrasi birbirinin anti tezi değildir. Birbirini tamamlayan, parti kimliğini şekillendiren hususlardır. Türk ve dünya demokrasi tarihi, parti içi demokrasi ile parti içi disiplin ve tutarlılık arasında anlamlı sentezleri kuran ve uygulayan partilerin başarılarıyla doludur. Hiçbir zaman akıldan çıkartılmaması gereken husus budur. 

Sonuç itibariyle, partimizin yetkili organları hadiseyi çok yönlü olarak inceleyip gereğini yapacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır. 

Bizleri, bu süreçte düşündüren ve üzen bir başka husus, bazı çevrelerin konuya yaklaşım biçimi olmuştur. Bu çerçevede yapılan makûl ve haklı eleştiriler ve değerlendirmeler bizler açısından yol gösterici bir niteliğe sahiptir. Ancak, haksız ve seviyesiz yorum ve eleştiriler ise, sadece sahiplerinin gerçek niyetlerini ve zihniyet yapısını ele vermesi bakımından anlamlı ve öğretici olmuştur. Klasik ideolojik saplantılardan ve tarihsel tortulardan kurtulamayanlar bu hadiseyi fırsat bilmişlerdir. 

Bizler, demokrasinin en çok imrenilen ve arzulanan rejim olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde, yaşatılması ve geliştirilmesi en zor olan rejimin adının da demokrasi olduğuna inanıyoruz. Bu sebeple, herkesin benimsemese bile saygı göstermesi şart olan müşterek kurallar ve değerler manzumesine ihtiyaç gösterir. Bunun en başında da milletimizin değerleri ve iradesi gelir. 

18 Nisan seçimlerinde tecelli eden milli iradeyi kabullenmekte güçlük çekenlerin, horlayanların bugün milli irade avukatlığına soyunması manidardır. Türkiye, sadece demokrasi ve milli irade düşmanlarından değil, işine geldiğinde demokrasi ve milli irade tellâllığı yapmaktan çekinmeyenlerden de çok çekmektedir. 

Ancak bütün bunları, bıraktıkları olumsuz izlere, yol açtıkları zihin karışıklıklarına rağmen aşacağız. Çünkü, Türk Milleti, er veya geç kaos ve kavgaya hizmet eden politikacıları ve zihniyetleri tasfiye edecektir. 

Seçim öncesinde olduğu gibi, seçim sonrasında da partimize yönelik önyargılı tutumlarını çeşitli vesilelerle sergileyenlerin başarılı olması mümkün değildir. İstismar ettikleri kavram ve değerler, sahip oldukları araçlar ve imkanlar ne kadar zengin olursa olsun başarısızlıkları kaçınılmazdır. Son günlerdeki çeşitli konuşmalara ve yazılara dikkatlice bakıldığında, daha hâlâ 18 Nisan seçimlerinin kabullenilmesinde bile zorluk çekenlerin bulunduğu göze çarpmakta; soğuk savaş dönemi psikolojisini yenemeyenlerin varlığı kendini hissettirmektedir. 

Ama ne olursa olsun, çok farklı görüş ve inanca sahip olanların Milliyetçi Hareket Partisi karşıtlığında kolayca birleşmeleri onların haklılığının bir işareti değildir. Bu durum, her şeyden önce milliyetçilik fobilerinden kaynaklanmaktadır. İkinci olarak da, Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türk Siyaseti’ne yeni boyut ve üslup kazandırma kararlılığından, uzlaşma ve istikrara yaptığı katkılardan duydukları rahatsızlıklardan doğmaktadır. 

Ancak bütün bu önyargılı ve art niyetli gayretler, bizim doğru bildiğimiz yoldan sapmamıza değil, kararlılığımızın artmasına vesile olacaktır. 

Milliyetçi Hareket Partisi, tabii ki, haklı ve yapıcı her türlü eleştiriye açıktır ve onlardan yararlanmayı demokratik siyasetin gereği kabul eder. Bu zamana kadar böyle olmuştur, bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir. 

Bizim en büyük üzüntü ve endişe kaynağımız, basit siyaset oyunlarının, kişisel ihtirasların ya da düşmanlıkların Türkiye’nin önünü tıkamaya devam etmesi ihtimalidir. Düne kadar kısır çekişmelerden, parti ve çıkar hesaplarından çok çeken demokrasimizin ve ülkemizin bu tür kötü alışkanlıklardan kurtulmakta gecikmemesi, en büyük dileğimizdir. Her şeye rağmen bizler yarınlarımızdan ümitliyiz ve eminiz. 

Hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. 


(8 MAYIS 2000) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş