Saygıdeğer Basın Mensupları,
Konuşmama başlarken öncelikle hepinizi sevgi ve saygılarımla
selamlıyorum.
18 Nisan seçimlerinin üzerinden 1 yılı, 57. Hükümetin kuruluşundan
bu yana da 11 ayı aşkın bir süre geçmiş bulunmaktadır.
Özellikle, son yıllarda giderek ağırlaşan siyasi ve ekonomik
sorunların baskısı altında yapılan 18 Nisan seçimleri, her açıdan yeni
bir umut, yeni bir başlangıç olarak algılanmıştır. Çünkü her seçim, hem
siyasi hem de ekonomik hayat açısından taze bir başlangıç anlamı taşır.
Halkımız, birçok olumsuzluğa, devasa sorunların varlığına rağmen partilere
ve politikacılara büyük bir siyasi kredi açmıştır. Doğru zamanda doğru
işlerin yapılması, bu siyasi kredinin çarçur edilmemesi bakımından çok
önemlidir. En az bunun kadar önemli olan diğer bir nokta da, ülkemizin
ve demokrasimizin önünü tıkayan siyasi uslûp ve yöntemlerin terkedilmesidir.
Kısacası, insanımızın ve
ülkemizin 1990’lı yıllarını adeta esir alan çarpık ve kısır çekişmelere
dayalı siyasetlerin 2000’li yılları da kirletmesine izin vermemek hepimizin
öncelikli görevlerinden biridir.
Milliyetçi Hareket Partisi,
bütün kışkırtmalara ve çarpıtmalara rağmen böyle bir anlayışın yerleşmesi
için elinden gelen bütün gayreti göstermiş ve halen de göstermeye devam
etmektedir.
Bu anlayış ve inanç, hükümetin
kuruluşunda ve faaliyetlerinde de sürekli belirleyici ve yol gösterici
olmuştur. Uzlaşma kültürünün gelişmesi ve ekonomik istikrarın tesisi konusunda
sergilediğimiz kararlılık, bunun en bariz tezahürlerinden biridir.
Partimizin
yeni bir siyaset ve hükümet etme tarzını yerleştirme duyarlılığı, birçok
haksız eleştiri ve karalama teşebbüsüne rağmen kaybolmamıştır. Bundan sonra
da kaybolmayacaktır. 18 Nisan seçimleri öncesi ve sonrasında halkımızın
beklentisi ve taleplerine cevap verme duyarlılığımız, her zaman canlılığını
korumaya devam edecektir.
Çarpık ve istismarcı siyasi
zihniyetlerin değişmesi gerçekten zor olsa bile, bugün en azından uzlaşma
ve hoşgörü kültürünün önemi kavranmış bulunmaktadır. Buna rağmen, Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde yaşananlar, çarpık ve ilkesiz siyasetlerin ulaştığı dramatik
boyutların önemini ortaya koymuştur. Ancak, uzlaşmayı teslimiyetçilik,
siyasi rekabeti kavga olarak görüp küçümseyenler de er geç değişeceklerdir.
Sayın Basın Mensupları,
Son birkaç aydır Cumhurbaşkanlığı
seçimleri ile ilgili olarak yaşanan gelişmeler ve tartışmalar ister istemez
zihinlerde bazı soru işaretlerinin doğmasına yol açmıştır.
Ekonomik istikrar tedbirlerinin
meyvelerini vermeye başladığı, dış politika alanında önemli gelişmelerin
yaşandığı bir ortamda, Cumhurbaşkanlığı seçimleri tartışmaları ve süreci
başlamıştır.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin
bu çerçevede aylardır söylediği sözler, açıkladığı görüşler bellidir ve
değişmemiştir. Daha önceki grup konuşmalarımız ile basın açıklamalarımızda
meseleye prensipler düzeyinde yaklaşılmış ve Türk Siyaseti’nin içinde bulunduğu
durumun gerçekçi bir fotoğrafı çekilmeye çalışılmıştır.
Zaman zaman siyasi hayatımızdan
verdiğimiz örnekler ile geçmiş tecrübe birikimlerinden çıkardığımız dersler
kamu oyunun ve diğer siyasi partilerin dikkatine sunulmuştur. Çünkü, Cumhurbaşkanlığı
seçimleri hem 1961 hem de 1982 Anayasası döneminde ciddi krizler yaratmış
ya da uzun ve yorucu tartışmalara vesile olmuştur.
Bunu görmek için çok gerilere
gitmeye gerek yoktur. Bugünkü Türkiye, 1980 yılında Meclis Başkanını 55
günde ancak seçebilen, Cumhurbaşkanını ise 110 kez tekrarlanan oylamaya
rağmen seçemeyen bir siyasi geleneğin mirasçısıdır. Daha sonraki Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde de derin meşruluk tartışmalarına, hükümet ile Çankaya arasında
ortaya çıkan anayasal krizlere sahne olmuş bir siyaset dünyasının ev sahibidir.
İşte, Milliyetçi Hareket
Partisi, uzlaşma ve istikrara vurgu yaparken, öncelikle yakın ve uzak geçmişimizde
yaşanmış olan çok sert tartışmalardan ve zaman kayıplarından bugüne ve
yarına ilişkin dersler çıkartmaktadır. Türkiye’nin uğraşması ve zaman ayırması
gereken bir yığın sorunu varken derin meşruluk tartışmalarına ve siyasi
çekişmelere sahne olmasını önlemeye çalışmıştır.
Yine, Cumhurbaşkanının
sahip olması gereken genel nitelikleri ortaya koyar ve mümkün olabildiğince
geniş bir mutabakat ile seçilmesini sürekli önerirken, herşeyden önce bu
yaklaşımımız belirleyici olmuştur. Bu yöntemin tabii sonucu, sadece Hükümet
ile Çankaya arasında sağlıklı ilişkiler için iyi bir zeminin oluşması değildir.
Geniş bir mutabakat ile seçilecek olan saygın bir şahsiyetin, aynı zamanda
Cumhurbaşkanlığı-Meclis ve Cumhurbaşkanlığı-Halk ilişkilerinde de sağlıklı
bir başlangıca vesile olacağına dair samimi inancımız rol oynamıştır.
Bunun için, anayasa değişikliği
sürecinde de, Cumhurbaşkanı adayının tespiti ve desteklenmesi sürecinde
de kararlı ve samimi bir yaklaşın içinde olunmuştur. Bütün siyasi partilerin
Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Ahmet Sezer’in ismi üzerinde uzlaşmaları
ve bunu kamuoyu karşısında bir “uzlaşma belgesi” imzalayarak teyit etmeleri,
bu açıdan da çok anlamlı ve değerli bulunmuştur.
Sayın Basın Mensupları,
Daha sonra yapılan açıklamalar
ve sergilenen tavırlar başlangıçtaki tarihi tabloyu biraz gölgelese de,
sonuç itibariyle demokrasimizin geleceği bakımından da ümit verici olmuştur.
Ancak bu gelişmeden rahatsız olan çevrelerin varlığı ve kullandığı argümanlar,
zaman zaman düşündürücü boyutlara ulaşmıştır.
Meseleyi, “Liderler sultası”,
“demokrasi ayıbı” gibi göstermeye çalışanlar özünde benzer zihniyete sahip
demokrasi ve insan haklarının sözde savunucularıdır. Yine bunlar, istikrar
ve uzlaşmadan rahatsız olan, demokrasi ve kaos arasındaki ayrımı yapmakta
zorlanan çevrelerdir.
Liderlerin mutabakatı,
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeni tartışma ve çekişmelere fırsat vermemek
amacıyla yüce meclise yaptıkları tarihi bir öneri anlamına gelmektedir.
Ayrıca bu karar, her partinin kendi teamülleri ve yapıları çerçevesinde
değişik istişareler sonucunda şekillenmiş demokrasinin ruhuna da uygun
bir karardır.
Çünkü, anayasal sürecin
işleyişini kolaylaştırmaya yönelik bir karar olarak istikrarlı ve işleyen
bir demokratik yapıyı takviye etme anlamı taşımaktadır.
Buna
karşılık, hadiseyi antidemokratik göstermek için özel gayret sarfedenler
ise demokrasiye ve uzlaşma kültürüne hizmet etmemişlerdir. Özellikle böyle
bir anlayış ve gelişme karşısında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin itibarının
artacağından dem vuranların samimiyetinden şüphe etmek gerekir. Verilen
sözlere, atılan imzalara isyan etmenin teşvik edilmesini başka türlü değerlendirmek
çok zordur.
Unutulmamalı ki, siyasi
partiler arasında ve içinde husumet tohumları ekmeye gayret edenler aynı
zamanda meclisin faaliyetlerini ve temsil sistemini de zayıflatmaya çalışmış
olmaktadırlar. Birçok siyaset bilimcinin vurguladığı gibi, atomize olmuş,
çok parçaya bölünmüş bir meclisin işleyen bir meclis olması mümkün değildir.
Bu ve benzeri sebeplerle,
inanıyor ve diyoruz ki, imzalara karşı çıkmak değil, sahip çıkıp arkasında
durmak demokratik ve etik bir tavırdır. Sorun çözemeyen ve imzaların arkasında
duramayan bir meclis; itibarlı değil, itibarsız ve tutarsız damgası yiyecektir.
Aynı şekilde, demokratik siyasetin temel unsuru ve en önemli temsil aracı
olan partilerin güvenirliliği ortadan kalkacak; karar alma mekanizması
dumura uğrayacaktır.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin
paylaştığı kararın ve attığı imzanın arkasında bu düşünce ve inanç yatmaktadır.
Kararlı ve samimi duruşa bu açıdan çok önem vermektedir.
Gelinen
noktada, bir siyasi partinin bir başkasını test etme iddiasını samimiyetsizliğin
ve ciddiyetsizliğin bir ifadesi olarak ele almak lazımdır. Her partinin
öncelikle, atılan imzanın, alınan kararın gereğini yapmak gibi bir yükümlülüğü
bulunmaktadır.
Ancak bundan sonra, başkalarını
test etme hakkından söz edilebilir. Hiç kimsenin ve partinin bu konuyu
basit siyasi hesapların ve çıkarların bir aracı olarak görmeye hakkı yoktur.
Özellikle de, imzalarını yine kendi davranış ve açıklamalarıyla inkar edenlerin
başkalarını eleştirmeye teşebbüs etmeleri, demokratik ve etik açıdan çok
üzücü ve düşündürücü olmuştur.
Meclisin üçüncü tur oylamada
bundan önce olduğu gibi, kendi iradesiyle kararını vereceğine şüphe yoktur.
21. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, uzlaşma, demokrasi ve hoşgörü kültürünün
öncüsü olmaya devam edecek; kargaşadan ve kararsızlıktan medet umanlara
prim vermeyecektir.
Sayın
Basın Mensupları,
Basın toplantımızın bu
bölümünde, aday olma sürecinin sona ermesine çok az bir süre kala cereyan
eden bir hadiseye temas etmek ve bunun sonucunda ortaya çıkan gelişmeler
üzerine değerlendirme yapmak istiyorum.
Siyaset sahnesinde yer
alan, halka örnek olma ve hizmet etme durumundaki her kişinin her konuda
dikkatli olması şarttır. Milliyetçi Hareket Partililerin ise bir kat daha
fazla dikkatli ve özenli olması şarttır. Bu zorunluluk, herşeyden önce
canımızdan çok sevdiğimiz Türk Milleti’ne olan derin bağlılığın ve saygının
tabii sonucudur.
İkinci olarak, bazı iç
ve dış çevrelerin partimize yönelik aşırı duyarlılığı ve önyargılı bakış
açıları bizleri daha da dikkatli davranmaya sevkeden bir başka husustur.
Meclis bahçesinde vukuu
bulan tatsız hadise, hiç şüphesiz Türk Milleti’ni ve bizleri üzmüştür.
Uzlaşma ve hoşgörüyü bir siyaset yöntemi olarak hakim kılma mücadelemizle
çelişen davranışları, hangi gerekçelere dayanırsa dayansın tasvip etmek
mümkün değildir. En başta bakanlarımızın ve milletvekillerimizin Türk insanını
incitecek, meclisimizin ve partimizin itibarını olumsuz etkileyecek söz
ve davranışlardan her şartta uzak durmaları zorunludur.
Aynı şekilde, her Milliyetçi
Hareket Partisi mensubunun parti kimliğini koruyup geliştirmek gibi, temel
görevleri de vardır. Bu çerçevede zaaf içinde olanların, partimizin söylem
ve politikalarını benimsemekte zorluk çekenlerin kendi konumlarını gözden
geçirme sorumluluğu da vardır.
Milliyetçi Hareket Partisi,
bu ve benzeri meselelere, sadece parti içi disiplin gibi dar bir açıdan
yaklaşmamaktadır. Bizler açısından, parti tutarlılığı, samimiyet ve kararlılık
gibi, kavram ve değerler çok önemlidir. Çünkü, siyasi uslûp ve yöntemlerde
bunların varlığı bir partinin kimliğinin oluşumunda ve tanımlanmasında
belirleyici bir rol oynamaktadır. Onun için, her parti mensubu davranışlarını
buna göre ayarlamak, ülke ve parti duyarlılıklarını kişiliğinin önünde
götürmek mecburiyetindedir. Hiç kimsenin partimizin güvenirliliğine ve
inandırıcılığına, ilkeli ve tutarlı çizgisine gölge düşürmeye hakkı yoktur.
Bazı çevrelerin iddia ettiği
gibi, parti içi demokrasi parti anarşisi demek de değildir. Siyasi partilerin
uzun vadeli başarısı ve ülkeye hizmet etmesi, herşeyden önce, bütün mensuplarının
kararlılığına ve dayanışma gücüne bağlıdır. Dolayısıyla, parti içi disiplin
ile parti içi demokrasi birbirinin anti tezi değildir. Birbirini tamamlayan,
parti kimliğini şekillendiren hususlardır. Türk ve dünya demokrasi tarihi,
parti içi demokrasi ile parti içi disiplin ve tutarlılık arasında anlamlı
sentezleri kuran ve uygulayan partilerin başarılarıyla doludur. Hiçbir
zaman akıldan çıkartılmaması gereken husus budur.
Sonuç itibariyle, partimizin
yetkili organları hadiseyi çok yönlü olarak inceleyip gereğini yapacaktır.
Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır.
Bizleri, bu süreçte düşündüren
ve üzen bir başka husus, bazı çevrelerin konuya yaklaşım biçimi olmuştur.
Bu çerçevede yapılan makûl ve haklı eleştiriler ve değerlendirmeler bizler
açısından yol gösterici bir niteliğe sahiptir. Ancak, haksız ve seviyesiz
yorum ve eleştiriler ise, sadece sahiplerinin gerçek niyetlerini ve zihniyet
yapısını ele vermesi bakımından anlamlı ve öğretici olmuştur. Klasik ideolojik
saplantılardan ve tarihsel tortulardan kurtulamayanlar bu hadiseyi fırsat
bilmişlerdir.
Bizler,
demokrasinin en çok imrenilen ve arzulanan rejim olduğunu biliyoruz. Aynı
şekilde, yaşatılması ve geliştirilmesi en zor olan rejimin adının da demokrasi
olduğuna inanıyoruz. Bu sebeple, herkesin benimsemese bile saygı göstermesi
şart olan müşterek kurallar ve değerler manzumesine ihtiyaç gösterir. Bunun
en başında da milletimizin değerleri ve iradesi gelir.
18 Nisan
seçimlerinde tecelli eden milli iradeyi kabullenmekte güçlük çekenlerin,
horlayanların bugün milli irade avukatlığına soyunması manidardır. Türkiye,
sadece demokrasi ve milli irade düşmanlarından değil, işine geldiğinde
demokrasi ve milli irade tellâllığı yapmaktan çekinmeyenlerden de çok çekmektedir.
Ancak bütün bunları, bıraktıkları
olumsuz izlere, yol açtıkları zihin karışıklıklarına rağmen aşacağız. Çünkü,
Türk Milleti, er veya geç kaos ve kavgaya hizmet eden politikacıları ve
zihniyetleri tasfiye edecektir.
Seçim öncesinde olduğu
gibi, seçim sonrasında da partimize yönelik önyargılı tutumlarını çeşitli
vesilelerle sergileyenlerin başarılı olması mümkün değildir. İstismar ettikleri
kavram ve değerler, sahip oldukları araçlar ve imkanlar ne kadar zengin
olursa olsun başarısızlıkları kaçınılmazdır. Son günlerdeki çeşitli konuşmalara
ve yazılara dikkatlice bakıldığında, daha hâlâ 18 Nisan seçimlerinin kabullenilmesinde
bile zorluk çekenlerin bulunduğu göze çarpmakta; soğuk savaş dönemi psikolojisini
yenemeyenlerin varlığı kendini hissettirmektedir.
Ama ne olursa olsun, çok
farklı görüş ve inanca sahip olanların Milliyetçi Hareket Partisi karşıtlığında
kolayca birleşmeleri onların haklılığının bir işareti değildir. Bu durum,
her şeyden önce milliyetçilik fobilerinden kaynaklanmaktadır. İkinci olarak
da, Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türk Siyaseti’ne yeni boyut ve üslup
kazandırma kararlılığından, uzlaşma ve istikrara yaptığı katkılardan duydukları
rahatsızlıklardan doğmaktadır.
Ancak bütün bu önyargılı
ve art niyetli gayretler, bizim doğru bildiğimiz yoldan sapmamıza değil,
kararlılığımızın artmasına vesile olacaktır.
Milliyetçi Hareket Partisi,
tabii ki, haklı ve yapıcı her türlü eleştiriye açıktır ve onlardan yararlanmayı
demokratik siyasetin gereği kabul eder. Bu zamana kadar böyle olmuştur,
bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir.
Bizim en büyük üzüntü ve endişe kaynağımız, basit
siyaset oyunlarının, kişisel ihtirasların ya da düşmanlıkların Türkiye’nin
önünü tıkamaya devam etmesi ihtimalidir. Düne kadar kısır çekişmelerden,
parti ve çıkar hesaplarından çok çeken demokrasimizin ve ülkemizin bu tür
kötü alışkanlıklardan kurtulmakta gecikmemesi, en büyük dileğimizdir. Her
şeye rağmen bizler yarınlarımızdan ümitliyiz ve eminiz.
Hepinizi bir kez daha saygıyla
selamlıyor, teşekkür ediyorum.