Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER 
Tutanaklar
ECEVİT'İN KONUŞMASI
69. MADDE ÜZERİNE KONUŞMALAR
86. MADDE ÜZERİNE KONUŞMALAR
101. MADDE ÜZERİNE KONUŞMALAR
İlgili Sayfalar
101. MADDE DEĞİŞİKLİĞİ
69 VE 86. MADDE DEĞİŞİKLİKLERİ
ÜÇLÜ PAKETTEKİ İMZALAR
ANAYASA KOMİSYONU GÖRÜŞMELERİ
GENEL KURUL GÖRÜŞMELERİ
GÜN GÜN ANAYASA  DEĞİŞİKLİĞİ

Tutanaklardan anayasa değişikliği görüşmeleri... 

Tümü üzerindeki görüşmeler

Cumhurbaşkanı'nın görev süresini düzenleyen 101, siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran 69 ve milletvekillerinin özlük haklarını düzenleyen 86. maddelere ilişkin Anayasa değişiklik teklifleri ile ilgili ilk tur görüşmeleri , 29 Mart 2000 tarihinde TBMM Genel Kurulu'nun 73. birleşiminde yapıldı. 

TBMM tutanaklarından anayasa değişikliği teklifinin tümü üzerinde parti grupları adına yapılan konuşmalar şöyle:
 

BAŞKAN (Başkanvekili Ali ILIKSOY) Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 73 üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.
(..........)
Fazilet Partisi Grubu adına, Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatiboğlu. (FP sıralarından alkışlar)
Tarihî konuşmada ilk söz sizin Sayın Hatiboğlu.

FP GRUBU ADINA YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, Yüce Parlamentonun değerli üyeleri; hepinizi şahsım ve grubum adına saygıyla selamlıyorum. Bizi izleyen Yüce Milletimiz, zannediyorum, hatta zannî yakîn ile değil ama, ilmî yakîn ile ifade ediyorum ki, bu Anayasa tadili münasebetiyle, gruplarımızın hangi meseleye nasıl baktığını, hangi probleme nasıl bir çözüm düşündüğünü yakından izleyecektir. Ben, bu bilinçle; yani, bunun farkında olarak değiştirilmesi düşünülen Anayasa maddeleriyle ilgili grubumun görüşlerini arz ve ifade edeceğim. 

Sayın milletvekilleri, anayasa nedir, nasıl bir düzenlemedir? Yani, iraddan mahalli nedir? Yeri nedir? Anayasa, anayasal devletlerde, dikkat buyurunuz, anayasalı devletler değil, anayasal devletlerde toplumsal huzuru sağlamak, fertle devlet arasındaki ilgi ve ilişkiyi fert lehine; yani, insan hak ve özgürlükleri lehine ve ondan yana düzenlemeler yapan, âdeta adalette simge olan devlet baba mantığının yumuşaklığı içerisinde; ama, asla ferdî özgürlüklerden, hukuk devleti ilkesinden ödün vermeyen bir hukuksal düzenlemedir. Peki, böyle bir düzenlemenin işlevi nedir? Bana göre, farklı işlev olabilir yahut da böyle bir işlev biçebilirim. Her birimiz, ayrı ayrı, farklı işlevler biçeriz; yani "Anayasa şunu yapmalıdır", "hayır, onu değil, Anayasa şunu gerçekleştirmelidir" diyebiliriz. 

Peki, anayasal düzenlemelerle çok yakından ilgisi olan ve anayasal bir kurum olan ve hatta, kanunların, yani hukuksal tüm düzenlemelerin, kanun hükmünde kararnamelerin, Yüce Parlamentonun sevk ve idaresinde yol gösteren İçtüzüğün denetimini elinde tutan yüksek mahkemenin Anayasaya biçtiği değer, Anayasaya biçtiği kaftan, Anayasaya yüklediği işlev ne? İzninizle, iki satırla arz ve takdim edeyim.

Anayasanın işlevi, Anayasa, devlet yapısının temeli olup, devlet kuruluşlarının yapısı ve düzeni, bu kuruluşların yetkileri ve birbirleriyle olan ilişkileri ile karşılıklı durumları, devlet ve kişilerin hakları ile ödevleri, bu hukuksal yapının bütününü düzenlemek. Demek ki, Anayasa Mahkememiz... Bendenizin başta yaptığı kısa bir tarifi, belki, değerli dostlarım, arkadaşlarım, daha arizamik, yani, acaba bu cümlenin siyakı nedir, sibakı nedir, başka bir anlamı var mıdır diye araştırmak isteyebilirler; 15 Nisan 1975 tarihli ve (19/87) sayılı Anayasa Mahkemesi kararından iktibas edilmiştir. 

Değerli milletvekilleri, bu kadar işlevsel fonksiyonu yahut bu kadar işlevi olan bir hukukî düzenleme, şimdi bizim bu düzenlememizde olduğu gibi, ceffelkalem, akşam hatırlanıp, sabah gündeme getirilmeli miydi? Böyle bir getiriliş, acaba, Anayasaya yüklediğimiz çağdaş anlayışın gereği bu muydu ya da bir başka ifadeyle, evrensel hukuk normlarının gelişmeyi amaçlamış toplumlara yüklediği sorumlulukları, ödevleri, hakları yeterince ve kusursuz, eskilerin tabiriyle "efradını cami, ayarını mani" nitelikte; yani, olumsuzlukları dışlayan, tüm olumlulukları kucaklayan bir anayasa düzenlemesi yapabildik mi, şimdi buraya böyle gelebildik mi; gerekli hazırlığın yapılmadığını görüyoruz. 

Sayın milletvekilleri, biz, çoğu zaman, işin lafını ediyoruz. Bir uyum komisyonumuz var, zaman zaman adını değiştiriyoruz, uzlaşma komisyonuydu, yok uyum komisyonuydu; ne kadar güzel bir şey. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ülke bizim; bu, hepimizin. Yani, tabir caizse, düşününüz ki, bir toprak parçası, bir coğrafî olarak düşününüz, bu coğrafya üzerinde her birimizin, 65 milyonda bir, tabir caizse; yani, bir mülkiyet mantığıyla düşündüğümüz zaman, nasıl hakkımız varsa, bu ülkenin sorumluluklarında o kadar sorumluluğumuz, hak ve imkânlarında da o kadar hak ve taleplerimiz olmalıdır. Buradan gelmek istediğim şudur: Acaba biz, en problemli meseleleri, en netameli telakki edilen hadiseleri bir araya gelerek çözemez miyiz? Yani, uyum komisyonunun anlamı şudur: uzlaşmanın dayanağı tolerans, onun da dayanağı "arkadaş, ben, varım bu ülkede; ama, sen de varsın" diyebilmek, "ben demokratım; ama, sen de demokratsın", "ben, cumhuriyetçiyim, en az benim kadar cumhuriyetçisin", "benim, demokrasi adına, cumhuriyet adına, laiklik adına, sosyallik adına, hukukîlik adına ortaya koyduğum tanım ve kavramlar çağdaş tanım ve kavramlardır, seninki de öyledir" diyebiliyor muyuz yahut diyemez miyiz? Peki, bunu dediğimiz zaman geride ne kalır; geride bir tek şey kalır, uzlaşma, birbirimizin eksiğini tamamlama kalır. Benim fark edemediğimi siz fark ederseniz "aliyyülâlâ" diyerek öpüp başıma koymak zorunluluğum var benim. Böyle düşündüğümüz takdirde, her karşılıklı tartışmadan bir hayır çıkar, her karşılıklı konuşmadan bir hayır çıkar. Bunu yapamazsak "hayır, benim bildiğim doğrudur" dayatmasına gidersek doğrulardan uzaklaşırız. 

Buradan gelmek istediğim şudur: İşte, hazırlanan bu metin, çok değerli üç partimizin ve hatta, onların da liderlerinin önce hazırlayarak üyelerine takdim ettikleri, imzalarını koymalarının ülkenin birinci yararına olduğunu söyledikleri düzenlemedir. O kadar bağlı bir düzenlemedir ki, Anayasa Komisyonunda üzülürek müşahede ettim, mesela, bir kelime geçmiş, zikredilmiş "kez", "ikinci kez..." Bu "kez" kelimesi, böyle bir kelime kullanımı, bizim anayasa hukukumuzda, Anayasa Kanunumuzda, sair temel kanunlarda var mı; yok. Hatta, 101 inci maddenin, zannediyorum, yanlış hatırlamıyorsam, üçüncü fıkrasında bir kişi iki defa seçilemez diyecek ya, orada "defa" kelimesi kullanılmış, yani, hukukî tabir budur. Çok basit, redaksiyonla düzeltilebilecek bir husustu bu; Komisyonda arz ve ifade ettim, dedim ki, şunu düzeltin; "hayır efendim, liderlerimizin imzaladığı şekil budur, biz değiştiremeyiz." 

Değerli millletvekilleri, biz, milletten, ferden ferda, yani, ayrı ayrı yetki almış, sorumluluk yüklenmiş insanlarız. Elbette grup disiplini olur; ama, grup disiplininin bir haddi, bir hududu vardır. Grup disiplininin had ve hududunu aşar ve taşarsanız, sonra öyle bir noktaya gelir ki, oturur şaşarsınız. 

Değerli milletvekilleri, anayasa yapmaya, çok daha mükemmel anayasa yapmaya bizim bir eksiğimiz mi var; hayır, müktesebatımız var. Bizden daha sonra, işte, Doğu Avrupa ülkelerine bir bakın, üç günlük... Asgarî yüzyıllık yazılı anayasa teamülümüz var, mazimiz var, geçmişimiz var; asgarî yüzyıl... Anayasa nasıl yapılır... Ha, diyeceksiniz ki, efendim, doğru da, bu anayasaların birçoğu, bizim dışımızda, sivil inisiyatifin dışında hazırlanmıştır; olabilir. İşte, bize, layık olan odur ki, bu sivil inisiyatifin dışındaki hazırlıkları sivil inisiyatifin hak, yetki ve sorumluluk hudutları içerisine çekelim. 

Değerli milletvekilleri, bir başka soru aklıma geliyor; acaba, gerçekten bizim milletimizin, bu istikrarlı olduğunu ifade eden -istikrarlı hükümetlerden kıvanç duyduğumuz, sevinç duyduğumuz, bunu çok açık ifade ediyorum- hükümetimize soruyorum, Yüce Parlamentoya arz ediyorum; gerçekten, bizim önceliğimiz bunlar mı; yahut, milletin önceliği bunlar mı? 

Diyelim ki, şimdi, sokaklarda perişan gezen insanlar, emekli kuyruğunda, orada beklemekten, teslimi ruh etmiş insanlar, bizim, Sayın Bulut'un bölgesindeki çeltikçiler, ayçiçekçileri, benim bölgemdeki pancarcılar, müstahsiller, tarımcılar; bunların birinci ve öncelikli meselesi acaba bu mu? Cumhurbaşkanı seçme imkânımız olmasaydı, yani, bir hukukî düzenleme olmasaydı, o zaman, elbette birinci öncelikli meseleydi; ama, bir düzenleme var. 

Kıyamet mi kopardı!.. 86 ncı maddenin yerine, toplumsal beklentileri, halkın, çiftçinin, köylünün, işçinin, memurun, emeklinin, dargelirlinin, depremzede insanların dert ve ihtiyaçlarını -külliyen değilse bile kısmı azamisini- çözecek tedbirlere gün tüketmek, gönül tüketmek varken, çok mu önemliydi bu üç maddeyi getirmek?! 

Şimdi, yan yana koyuyorum bu üç maddeyi; demokratikleşme ve toplumsal sevdayı güçlendirme açısından belki maddelerden bir tanesine gönlünüz ısınabilir; 69 uncu madde... Yanlış anlaşılmasın, 69 uncu madde herkesin maddesidir. Yani, 86 ncı madde milletvekilliği yapmış, dışarıdan bakan atanmış, faal görevde olan ya da emekli olanları ilgilendiriyor. 101 inci maddeyle sevk, işte, nihayet üç adayımız çıkacaksa, üç adayımızı ilgilendiriyor; ama, 69 uncu madde 65 milyonu ilgilendiriyor, hatta, yarını ilgilendiriyor, hatta, öbür günü ilgilendiriyor. Niye; çünkü, siz, bir ülkede demokrasiyi hâkim, daim ve baki kılamazsanız, çağdaş normların demokrasisi, evrensel kavram ve kuralların demokrasisi haline getiremezseniz, 86 ncı maddeyle ne getirirseniz getiriniz, 101 inci maddeyle ne getirirseniz getiriniz, ne anlamı olur? Eğer, toplumda, insanlar, demokrasinin varlığına, gücüne, evrenselliğine güvenemiyorsa, inanamıyorsa, ne yapacaksınız 86 ncı maddeyle, 101 inci maddeyle yahut 119 uncu maddeyle? Değerli milletvekilleri, demek ki, seçim de iyi olmamıştır. 

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bir başka şey daha var. Yani, biz, bir meseleyi, bütün veçheleriyle, tam bir çerçeve içerisinde alıp çözemeyecek miyiz? Şu işe bakınız; 1982'de tedvin olunmuş... Zabıtları inceledim. Fırsat buldukça inceliyorum; tıpkı sizler gibi; hepiniz inceliyorsunuzdur. O günkü Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Tümgeneral, Millî Güvenlik Konseyinin önünde oturuyor, kanunu takdim ediyor. O günün Kurul Başkanı diyor ki: "Bak, bu 87 nci maddeyi düzenliyorsunuz. 87 nci maddeyle af imkânı getirirseniz, bu adamlar affedilirler, yine seçilir gelirler; olmaz böyle şey." Tümgeneralin verdiği cevap: "Peki efendim; siz, zaten, öyle emretmiştiniz; hay hay, öyle düzelteyim." 

Bu, anayasa yapımı mıdır?! Böyle bir mantıkla yapılmış anayasa kaç gün devam eder? Kimin, hangi derdine devadır? Size Lokman Hekim olun diyen yok, sizden bunu bekleyen yok; ama, çağdaş, demokratik kavram ve kurallar neyi emrediyorsa, neyi gösteriyorsa, onu yapalım istiyoruz. İşte, dayanmamış; 1982'de yapılmış, 1993'te, 1995'te, 1999'da, yedi senede 25 değişiklik yapılmış; yani, yedi senede 25 madde değiştirmişiz. Yani, hani, öğünürler ya, demokrasisi oturmuş ülkeler, efendim, elli senede 5 hükümet değiştirdik yahut 15 hükümet değiştirdik diye. Bizim de herhalde öğünülecek bir şeyimiz var; yedi senede 25 defa değişiklik yapmışız. Olmaz beyler!.. İstikrar diyorsunuz değil mi? Bu maddeleri istikrar için getirmedik mi, öyle söylemiyor muyuz, gerekçemiz de o yok mu? Bu Anayasa değişikliğini biz istikrar için getiriyoruz. İstikrar, kararlı olmak, müstakar olmak. Siz, Anayasanızda, eğer, istikrarı sağlayamamışsanız, hukuk düzenlemelerinizde istikrarı sağlayamamışsanız... Şu gündemlerimize bir bakınız, işte vergi kanunu... Milat dedik; yani, ben bir espri yapmıştım, aman milat deme, Hazreti İsa kalkar, üzüldüğünü ifade eder, miladın bir anlamı vardır. Biz, vergi kanunu değiştirdik, milat dedik ve ertesi gün geldik, bir daha değiştirdik. 

Değerli milletvekilleri, istikrar müstakar olmaktır, tutarlı olmaktır. O bakımdan, yedi senede 25 değişiklik yapmış bir Parlamento, çalışmalarının istikrarlı götürüldüğünü söylemeyemez.

Değerli milletvekilleri, Onun için diyorum ki, gelin oturalım, bu ülke bizim, bütün iyilikleriyle, eksiklikleriyle, yanlışlıklarıyla, tatlarıyla, mayhoşluklarıyla bu ülke bizim. Gelin oturup, doğru dürüst, işte anayasa böyle olur diyebileceğimiz bir anayasayı beraber yapalım. Yapamaz mıyız, bizim ne eksiğimiz var, Allahınızı severseniz söyleyin, bizim ne eksiğimiz var? 

Şu yanlış anlayıştan kurtulmamız lazım; eğer ben bir teklifte bulunuyorsam, siz bana bir teklifte bulunuyorsanız, bunu pazarlık diye çok ucuza alıp, âlemi nasa böyle takdim ederseniz, efkâra böyle takdim ederseniz, hiçbir yere gidemeyiz. Uzlaşma... Bunun pazarlıkla ne alakası var? 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hatiboğlu, 2 dakika ilave süre vereceğim. Zatıâlinizin konuşmaları çok doyurucu; ama, benim prensiplerim de, ancak 2 dakikayla yetinmenizi gerektirecek. Uyacağınızı umarım. 

YASİN HATİBOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, zatıâlinizin bu uyarısı daha da doyurucu.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim. Buyurun. 

YASİN HATİBOĞLU (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdi 101 inci maddeyle yeniden bir düzenleme yapıyoruz. Ben hep düşünüyorum. Şimdi 101 inci maddeyle 5+5 getiriyoruz ve varsayalım ki -Allah uzun uzun uzun uzun ömür versin mevcut Cumhurbaşkanımıza- aday oldular. Kendisinin bir talebi yok ha! Kendisinin hiçbir talebi yok, bunu hepimiz biliyoruz. Kendisinin hiç böyle bir talebi yok. Hatta, Sayın Kenan Evren'in süresinin uzatılması söz konusu olduğu zaman -vaktim olmadığı için söylüyorum- burada çok güzel tarihî sözleri de var. Onun için, kendisinin hiçbir talebi yok; ama, diyelim ki, biz zorladık. Gittik, eline ayağına düştük, siz olmazsanız istikrar gider dedik. İkna ettik kendilerini, aday oldu ve diyelim ki, seçtik. Kaç yıl daha cumhurbaşkanlığı yapacak; 5 yıl daha. 7 yıl da evvel yaptı, 12 yıl. Peki, siz bir sistem koyuyorsunuz ortaya; cumhurbaşkanları azamî iki defa seçilebilir, bu da 10 yılı aşamaz diyorsunuz.. Peki, bu "aşamaz"ı şimdi aştı işte, 12 yıl oldu. Nasıl düzelteceksiniz?.. Ha diyeceksiniz ki, efendim, biz Anayasaya koyduk mu, bu iş böyle olur. Doğru; siz Anayasaya yazarsanız, bu böyle olur; ama, hukuka, en azından, hakkâniyete uygun olmaz. Bak söyleyeyim: Anayasanın bazı maddeleri vardır ki, değiştirebilirsiniz; ama, bazı maddeleri vardır ki, teklif bile edemezsiniz değiştirmeyi; bazı maddeleri de vardır ki, teklif edebilirsiniz; ama, hayır, değiştirmezsiniz. Temel ilkelerdir o. Ne; eşitlik. Siz anayasanızı kaç maddeden ibaret yaparsanız yapın, cumhurbaşkanınızı kaç sene için seçerseniz seçin, eşitlik ilkesini değiştiremezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN HATİBOĞLU (Devamla) – Evet, ben de Sayın Başkanın kararını değiştiremem. Onun için, saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)

(...........)

DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Büyük Türk Milletini ve Yüce Parlamentoyu, Doğru Yol Partisi ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Çoğu yasama dönemlerine nasip olmayan Anayasa yapma yetkimizi kullanıyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin birinci sırada yer alan yetkisini kullanıyoruz. Bu yetkinin önem ve kapsamını, idrak ve tavır dünyamıza gereği gibi yansıtabildiğimizi söylemekten mahrumum. Bir yılda iki defa Anayasa değiştirmiş, üçüncü değişikliğe girişmiş demokratik bir meclis örneğini, şahsen ben bilmiyorum. Birinci değişikliği, Avrupa Birliği istedi veyahut Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kuşkusu gerçekleştirdi diyelim. O tarihte, birkaç ay sonrasını, yani, uluslararası tahkimi öngörecek iktidar vizyonunuz yok mu idi?!

Enerji ihalelerindeki eylemsel kaygıların size sonra ulaştığını varsayalım. O tarihte, 101 inci maddenin içinde barındırdığı konjonktürel helezonları fark edemediniz mi? Kavrayıştaki gecikmeler, neredeyse yönetmeliklere döndürmekte olduğunuz taksitli Anayasa siyasetinizin gerçek sebebi olamaz. Teklif çoğunluğunu elinizde bulundurduğunuz Anayasa değişikliği hakkında bir planınız yok. 12 Eylül hukukunu demokratikleştirmeye niyetiniz yok. Anayasa taksitlerinizi, yapay gündem yaratmanın ve halkın gündemini örtmenin malzemesi olarak kullanıyorsunuz. 

Değerli milletvekilleri, aradönemin ünlü başbakanlarından merhum Profesör Nihat Erim, 1977 yılında, tıpkı metni arşivimizde mevcut önemli konuşmasında şöyle diyordu: "Hükümetin ve başbakanın Anayasa değişikliği önerme yetkisi yoktur; bundan dolayı, işi bir hükümet konusu saymadım. Çok kişiye düşüncelerini sorduk. Ortaya çıkan taslağı, partilerin liderlerine sunduk. Önerilere açık olduğumuzu söyledik. Partiler, uzun uzun aralarında görüştüler, tartıştılar, uzlaştılar."

1971 aradöneminde sergilenen yöntemle görüşmekte olduğumuz değişiklik paketinde izlenen yöntemi karşılaştırmakta zorlanıyorum. Değişiklik taslağının ilk mimarları kimlerdir, bilmiyoruz. Bürokrasinin, gerek kurguda gerek redaksiyonda yetkisi nedir, bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, hazırlık aşamasında gerekli ihtimama mazhar olamamış teklifin, Anayasa seviyesinden çok uzak ve kusurlarla malul olduğudur. 

Paket, evvela, uzlaşma komisyonuna havale edildi. Görüşme, saatlerce, günlerce ve sayfalarca sürdü; virgülüne dokunulamadı. Bir partimiz, teklife hiçbir şekilde ilişilemeyeceğini defaatle vurguladı. Anayasa Komisyonu gündemine aldı.

BAŞKAN – Sayın İyimaya, bir dakikanızı rica edeyim. 

Sayın milletvekilleri, Anayasa değişikliği gibi çok ciddî bir konuyu görüşüyoruz ve kürsüde çok değerli bir hatibimiz var, fakat salondaki uğultular hatibin konuşmasının net anlaşılmasına imkân vermiyor.
Sayın milletvekillerimizden özellikle rica ediyorum; bugün için, bu konuşmaları sakin bir şekilde izleyelim, dinleyelim diyorum.
Teşekkür ediyorum.
Buyurun Sayın İyimaya.

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Görüşme ve tartışma 10 saatlik süreyi kapladı. Teklifler ve sözler satırlarda kaldı. İktidar çoğunluğu "TC" kısaltmasını "Türkiye Cumhuriyeti" yapmaktan öte, teklifi, parmakların himayesiyle, kazasız belasız kabule dönüştürdü.

Şimdi soruyorum; sizin uzlaşmadan anladığınız bu mu? Buna, uzlaşma elbisesi giydirilmiş siyasal ve sivil dayatma derler. Uzlaşma görüntülü bu dayatma, birilerinin kriz avcılığı için hazırladığı ince ayar bir oyun olarak görülebilir. 

Anayasa değişikliğini, iktidar ekseninde ve destek tabanını daraltıcı anlayışta yürüten iktidar çoğunluğunun bu tavrı, değişikliği sabote etmeye yönelik örtülü bir stratejinin tezahüründen başka bir şey değildir. Bu anlayış, hükümet istikrarını, kendi kusurlu ve fakat dokunulmaz çerçevesine hapseden bir çoğunluğun anlayışıdır. Kim bilir, bir başka adayı, bağlayıcı ön açıklamalara iterek gerçekleştirilmekte olan bir eleme operasyonundan da söz edebiliriz. 

Değerli milletvekilleri, tekliflerdeki anayasa kusurlarını ve doğuracağı olumsuz sonuçları sizlere sunmaya çalışacağım, ancak bundan önce "Cumhurbaşkanını neden halk seçsin" teklifimizin açıkça ortaya konması gerekir. Bu, yüce millete, geleceğe ve tarihe karşı sorumluluğumuzun kaçınılmaz bir gereğidir. "Neden halk seçsin" sualini yöneltenlerin "niçin halk seçmesin" sorusuna inandırıcı cevap vermeleri gerekir. 

Vergi ve savaş için yegâne müracaat mercii millet, siyasî nutukların yaldızlı metaı millet, darbelerin ve ara rejimlerin efsunlu gerekçesi millet. İstendiği zaman hatırlanan bu yüce milleti, gerektiği zaman hatırlamayanların zihniyetleri sorgulanmalıdır. Halk seçimine karşı olanların, millete karşı güvenlerini gözden geçirmeleri gerekir. Bu millet, Çankaya'nın doruğuna çıkacak zatı, bizlerden de, ararejim dayatıcılarından da, halâskârandan da daima daha iyi seçmeye muktedirdir ve egemenliğin aslî sahibi odur. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)

1982 Anayasasında Cumhurbaşkanına öyle yetkiler tanınmıştır ki, o yetkiler, ancak halkın seçeceği bir cumhurbaşkanına verilebilir. 

Anayasayı doğru okumak gerekir. Yetki ve görev çatısı düşünüldüğünde, Türkiye'nin hükümet sisteminin, yarı başkanlık veya aksak başkanlık rotasında bulunduğu sonucuna varılması zorunludur. 

Dünyanın hangi parlementer sisteminde, tarafsız cumhurbaşkanına bağlı bir devlet denetleme kurulu var?!

Eğitim ve öğrenim özgürlüğünün önemli kurumlarından YÖK üyelerini ve üniversite rektörlerini belirleme yetkisi elinde olan; yani, özerk alanlara dahi el atma iktidarını taşıyan bir cumhurbaşkanı sorumsuz sayılabilir mi?!

Üyeler bakımından anayasa yargısının, askerî yargının ve Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun tamamında, Danıştayın dörtte birinde, tek belirleyici konumdaki Cumhurbaşkanına, sembolik yetkili diyebilir miyiz?!

Siyaseti tanzim konusunda, sistemin kendisine önemli görevler yüklediği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını ve vekilini Cumhurbaşkanı seçecek, ondan sonra dönüp "hakem Cumhurbaşkanı" diyeceğiz!

Değerli milletvekilleri, Anayasamızın daha da detaylandırılabilecek, belirtilen yapısı karşısında, Türkiye, parlamenter sistemden ayrılmıştır; esasen, fiilen de mevcut Cumhurbaşkanımızın karizması sebebiyle başkanlık sistemi süreci yaşanmaktadır. Bu yetkilerin meşruiyet debisi daraltılmış, dayatılma kabiliyetini -maalesef, üzüntüyle belirteyim ki- bünyesinde taşıyan bir Meclis tarafından seçilecek zata tevdii tipik bir sistem kusurudur. Yapılacak iş, Cumhurbaşkanının sorumsuzluğunu kaldırarak, fesih yetkisiyle de takviye ederek onun sorumluluğu yönünde değişikliğe gitmektir. İcazeti milletten almayan bir Cumhurbaşkanına tanınan bu yetkiler, şekli Anayasaya uygun olsa dahi, anayasa uygarlığının temel ölçütleriyle bağdaştığı hiçbir zaman söylenemez. 

Doğru Yol Partisi, bu büyük projeyi henüz cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine girilmeden yıllar önce, 1991 yılında seçim bildirgesinde, 1998 yılında ikinci demokrasi projesinde açıkça ortaya koymuştur. Doğru Yol Partisi, 12 Eylül mantığının Anayasaya yansımış çarpıklığından ülkeyi ve sistemi kurtarmak istemiştir. Bu, yönetilebilir ve yönetebilir bir demokrasi ve uyumlu kurumlar arayışının anlamlı bir çaresiydi. Ülkenin önüne gelen bu fırsat, maalesef, şimdilik kaçırılmıştır. Kim bilir, belki de cumhurbaşkanını cumhurun seçmesinden korkulmaktadır.

Aziz milletvekilleri, cumhurbaşkanlığı konusunda yapılacak en küçük bir düzenleme dahi, farkına varamayacağımız önemli problemler doğurabilir. Hepimiz öngöremediğimiz sorunların kucağına düşebiliriz. Türk devletlerinde, devlet başkanlığı, kriz üreten, tarihte kelle koparan uç noktaların belki de birincisidir. Yalnızca siyasî partilerimizin, yalnızca çok değerli liderlerimizin değil, yüce Türk Milletinin vekilleri olarak her birimizin tarihî sorumlulukları var. Gün, demokrasi refleksinin tavra yansıtılması gerektiği gündür. Antidemokratik ve senaryocu fısıltılara kulaklarımız şu günlerde tıkalı olmalıdır. Parlamento tarihimiz, deha derecesine ulaşmış cumhurbaşkanı döneminde ve hatta ararejimlerde dahi doğruları söyleme cesaretini izhar etmiş temsilcileri yâdetmektedir. 

Cumhuriyetin kuruluş döneminde Celal Nuri, Ebubekir Hazım ve hele 29.10.1923 günlü oturumda bir milletvekilinin muhterem dedeleri Emin Sazak, aradönemde Profesör Ali Fuat Başgil tarafından gösterilen cesur öncülükler unutulabilir mi? Doğrunun bulunmasında hepimizin ayrı ayrı katkı görevleri vardır. Yanlışları ortaya koyarak, bilimin ve evrimin ışığını saçarak, vicdanımızın gereğini yaparak...

Çok değerli milletvekilleri, önümüzde duran teklifler, kurucu iktidarı beceriksizlikle itham edecek kusurlarla doludur. Süreç içinde dile getirmemize rağmen düzeltme gayretlerine gidilemedi. Yanlışları meziyet sayan anlayış karşısında önerge üretmeyeceğiz. Genel Kurulda böyle bir girişimde bulunulursa, çözücü çabalara hazırız. Ancak, mevcut kusurların kamuoyuna ve zabıtlara intikalini sağlamak en temel görevimizdir. 

Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili değişikliği temin için iki maddede değişiklik teklifinde bulunmak, hiçbir şekilde savunulamaz. Özleri doğru olsa dahi, zamanlama yanlıştır. "Alınız partinizi, veriniz Çankaya'yı; alınız emekli aylığını, veriniz Çankaya'yı" görüntüsü, Büyük Millet Meclisinin semalarına salınmış kara bulutlardır. (DYP ve FP sıralarından alkışlar) Gerçekleşmeleri halinde her iki madde, yararlanacaklara ummadıkları zararlar getirecekdir; Meclisi derin bir temsil ve güven krizine sürükleyebilecektir; aritmetik sonuçların peşinde olanları, istikrar adına kaygan zeminlere savurabilecektir. Her iki teklifin geri çekilebileceği yönündeki umudumuzu halen korumak istiyoruz. Teklif çoğunluğundan ve değerli liderlerinden, Yüce Türk Milleti adına sesleniyoruz: Çekiniz, çekiniz bu iki teklifi; en azından milletvekillerinin malî statüleriyle ilgili olanını çekiniz.

Çok değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanlığı seçimini yeniden düzenliyoruz. Anayasal tanzimde varlığı zorunlu özen gösterilmiş midir? Birkaç bilim adamına -o da esirgenmemişse- danışmanın dışında, özellikle, sistem içi tutarlılığı öne alan bilimsel bir analiz yapılmış mıdır? En azından, komisyonlara otoriteler davet edilmiş midir? Bu konudaki tecrübe birikimimiz, zabıtlara inilerek, hatıralar taranarak, veriler ele alınarak değerlendirilebilmiş midir? Gazetelerdeki yazılar, televizyonlardaki söyleşiler... Fakat, genelde, bilim çevreleri dahil, aydınlarda derin suskunluk... İktidarın cazibesine odaklanmış siyasî iştiha. Yaşasın anayasa; adı anayasa...

Değerli arkadaşlar, şimdi, önemli bir somut sorunu dikkatlerinize sunuyorum: Yedi yıllık tek dönemli rejimden, beş yıllık iki dönemli rejime geçiyoruz. Bir yapıdan başka yapıya geçişin, genellikle, hukukî ara sorunlar yarattığı gerçeği, bilinçli olarak bir tarafa atılmıştır. Yürürlükten kaldırdığımız anayasa ile yürürlüğe koyduğumuz anayasa maddelerindeki çatışmayı hangi kuralla çözeceğiz? Önümüzdeki günlerde alevlenebilecek bir anayasa krizinin farkında mıyız? Söz gelimi, seçime katılmak için, Değerli Cumhurbaşkanımızın, Türkiye Büyük Millet Meclisine, usulüne uygun olarak bir talebi ulaştı. Talebi işleme koyacak tartışmasız bir kuralımız var mı? Önceki kuralın zorunlu yansıması olan 7+5 durumunun Anayasada öngörülmediğinden bahisle, talebin reddi çözümü kamuoyunda dillendirilirse, kuralların zaman bakımından yürürlüğüyle de pekiştirilirse, hangi argümanla karşı çıkacağız? Aritmetik çözümdeki iki artık yılı, hangi kriterle meşrulaştıracağız? Bu fazlalık için söylenecek "anayasal ulufe" ithamını nasıl göğüsleyeceğiz? Bu noktayı, zincirleme sorunları deşerek derinleştirmek mümkün. 

Dedik ki, bir geçici maddeye ihtiyaç var. Nitekim, bizim teklifimizde bu vardı. İntikal hukukunun emniyetinden habersiz görünenler, "şahsîleştirmiş oluruz" yanlış gerekçesiyle, sorun mayınlarını tercih ettiler. Geliştirilecek bir geçici madde önergesiyle, teklifin halen rehabilitasyonu mümkündür. Bu kusur, behemehal giderilmelidir.

Değerli arkadaşlar, cumhurbaşkanlığı anayasal rejiminin kişi ekseninde tartışılmasını doğru bulmuyoruz. Ne var ki, değişikliğin seçim sürecine ramak kala gündeme gelmesi, önceki dönemlerde girişilen çabalara karşı çıkanların şimdi destek tavrını benimsemeleri ve teklifin gerekçesindeki açık atıf, hele, Anayasa Komisyonu raporu, bu madde değişikliğinin şahıs için yapıldığı yargısını doğurdu. Basın, kamuoyu bu yargıda birleşti. Siyasetçilerin söylemleri hilafına kemikleşen bu yargıyı cumhurbaşkanlığı makamının hayrına göremiyoruz. Süreçlere ulaşılmadan planlama yapamayan, projeksiyon oluşturamayan siyasetin gerçek kalitesi, bizi onulmaz mecralara sürüklemeye adaydır. Yöntemleri önceden belli olmayan veya belirliliğe kıyan yapıların hukuk devletini oluşturabilmeleri, retoriğin ötesine geçemez. 

Aziz milletvekilleri, diğer iki teklif hakkında da görüşlerimizi arz etmeye çalışacağım. Bu tekliflere yüklenen stratejik görev sebebiyle bir ahlakî sorunla karşı karşıya olduğumuzu asla inkar edemeyiz. 

Siyasî partilerin tabi olduğu anayasa rejimi, bütün partileri kapsar genişlikte hukukî güvenliği sağlamaktan yoksundur. Tanımı yapılmamış her tarafa çekilebilen kapalı kavramlar, müeyyidesi öngörülmemiş buyurucu hükümler, siyaset alanının meşru olmayan giyotinleridir. Bunları, Anayasamızdan süratle ayıklamak zorundayız. Devlet yardımından geçici yoksunluk, seçime periyodik olarak katılmama gibi kademeli yaptırımlar öngörülmeli, kapatma, çaresizliğin çaresi olarak, son çözüm olarak benimsenmelidir. Kapatma davasını açmayı bir savcının takdirine bırakan çözüm, dönüştürülmeli, Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun önkararı aranmalıdır. Taksitli anayasa değişiminden, bir maddeyi taksitle değiştirme yöntemine geçişi "konjonktür ve şartlar uygun değil" yönündeki neredeyse slogan gerekçelerle izahı imkânsız, antidemokratik talihsizlik olarak görüyoruz. 

Milletvekilinin misyonuna, siyasal zorunluklara, malî bağımsızlık ilkesine ve maşeri vicdana uygun bir malî statü rejiminin anayasada yer almaması, tartışmaların sebeplerindendir. Önerilen metin, kabul edilebilir, ölçülü bir malî kriteri içermediği için, sorunu anayasa ve anayasa yargısı düzeyinde çözmekten çok uzaktır. 

Aziz arkadaşlar, Doğru Yol Partisi, yukarıdaki bütün kusurlarına rağmen, açıklıkla ifade edeyim ki paketi desteklemektedir. Esasen, 101 inci maddedeki kabul görmeyen değişiklik teklifinin öncüsü sıfatıyla desteklemektedir. Birilerinin mazeret üretmesini engellemek için desteklemektedir. Olası kriz avcılığının önüne geçmek için desteklemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İyimaya, 2 dakika süre vereceğim, lütfen toparlayınız.

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Üst üste seçim modelinin, Anayasadaki önemli yetkilerin basıncıyla başkanlık ya da yarı başkanlık sistemine geçişi hızlandıracağı için desteklemektedir. 

Değerli arkadaşlar, yakın gelecekte kapsamlı ve yaraşır bir anayasa değişikliğini gerçekleştireceğimiz ve demokrasi yolunda hızla ilerleyeceğimiz umuduyla, ortaya çıkacak yüksek kararınızın Yüce Milletimiz için hayırlı olmasını Allah'tan diler, Partim ve şahsım adına, tekrar en derin saygılarımı Yüce Heyete sunarım. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İyimaya.

(........)

DSP GRUBU ADINA HÜSEYİN TAYFUN İÇLİ (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Demokratik Sol Parti adına konuşmama başlarken, Grubum ve şahsım adına sizlere saygılar sunuyorum.

Siz değerli milletvekillerinin büyük bir çoğunluğunun imzasıyla, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 69, 86 ve 101 inci maddelerinin değiştirilmesi teklif edilmiş, Anayasa Komisyonunda yapılan görüşmeler sonucu, Komisyon raporu, bilgilerinize arz edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Demokratik Sol Parti, ulusal uzlaşmayı sağlayacak bir anayasanın hazırlanmasını öncelikli görevleri arasında saymış ve bu konunun, Mecliste süratle ele alınması için gerekli çabayı göstermiştir. Anayasamızda yapılması gereken değişiklikler, gerçek ve katılımcı demokrasiyi hayata geçirirken, hukuk devletini, ülke bütünlüğünü ve ulusal birliğimizi, ülkemizde demokrasinin ve ulusal birliğin de gereği olan inançlara saygılı bir laik düzeni, insan hak ve özgürlüklerini, sağlam güvencelere bağlamalıdır. 

21 inci Dönem Büyük Millet Meclisi, yoğun, verimli ve hızlı çalışmalarıyla, anayasal ve yasal düzeyde bir reform süreci başlatmıştır. 

Devlet Güvenlik Mahkemeleri sivilleştirilerek, hukuk açısından önemli bir icraata imza atılmıştır. Anayasanın 143 üncü maddesinde yapılan değişiklik sonucu, Devlet Güvenlik Mahkemelerinde, artık, askerî yargıç ve savcılar görev almayacaktır. 

Yine Anayasanın 47, 125 ve 155 inci maddelerinde yapılan değişiklikle, özelleştirme, ilk kez anayasal bir dayanağa kavuşturulmuş; Türkiye'nin bugüne kadar çeşitli uluslararası sözleşmelerle kabul etmiş olduğu esaslara uygun olarak, kamu hizmetleri ile imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların ulusal veya uluslararası tahkim yoluyla çözülmesi sağlanmıştır. Böylece, imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri, Danıştayın inceleme yapacağı konular arasından çıkarılarak, düşünce bildireceği konular arasına alınmıştır. 

Yukarıda arz etmeye çalıştığım anayasal düzenlemelerin yanı sıra, Türkiye Büyük Millet Meclisi, geceli gündüzlü yoğun çalışmalarıyla, işkenceyi ve kötü muameleyi ağır yaptırımlara bağlayan yasayı çıkardı. 

Bir başka yasal düzenlemeyle, hapisteki yazar ve gazeteciler serbest bırakıldı. 

Demokrasinin ve uluslararası normların gereği olarak, parti kapatmayı zorlaştıran yasa çıkarıldı. 

Kamu görevlilerinin disiplin cezalarını bağışlayan yasa ile memurların ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmalarına ilişkin yasa çıkarıldı. 

Terörle mücadele sırasında yaralanan ve sakatlananlara ve şehit ailelerine bazı kolaylıklar sağlayan yasal düzenlemeler gerçekleşterildi.

Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası çıkarıldı. Bu yasa sonucu, kamuoyunun da yakından takip ettiği mafya ve çetelerle mücadelede büyük yol katedildi; faili meçhul cinayetler çözülmeye başlandı. Bu arada, topraklar kazıldıkça, duvarlar yıkıldıkça, dine karşı işlenen günahların, insanlığa karşı işlenen cinayetlerin korkunç kanıtları bir bir ortaya çıkarıldı. Dini siyasete alet etmenin acı sonuçları görüldükçe, laikliğin, inançlara saygılı laiklerin değeri daha iyi anlaşıldı. 

Dışalımda haksız rekabeti önleyici yasa çıkarıldı. 

Bankaların ekonomiye katkısını özendirici yasalar çıkarıldı. 

Sosyal güvenlik reformu gerçekleştirildi ve bununla da birlikte, ülkemizde, ilk kez, işsizlik sigortası kurulması sağlandı. 

Reform niteliğinde olan Gümrük Yasası çıkarıldı. 

Vergi yasalarında önemli düzenlemeler yapıldı. Depremin yaralarının sarılması, enflasyonun düşürülmesi ve ekonominin yeniden canlandırılması için kaçınılmaz olan ek vergi yasası yürürlüğe konuldu. 

Enflasyonla mücadelenin bir gereği olan, kiraların sınırlandırılmasıyla ilgili, Kira Yasasında değişiklik yapıldı. 

Sermaye Piyasası Yasası çıkarıldı. 

Bedelli Askerlik Yasası çıkarıldı. 

Askerî Ceza Yasasında değişiklik yapıldı. 

Sayın milletvekilleri, özetlediğim yasaların sayısı 200'lere yaklaşmaktadır. Bunun dışında, Avrupa Birliği doruk toplantısında, Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylığının diğer adaylarla eşit koşullarda kabul ve ilan edilmesi, Türkiye'nin yeni oluşturulan G-20'ler grubunun içinde yer alması, Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesinin hayata geçirilmesi gibi uluslararası çok önemli gelişmeler, 57 nci hükümetin ve 21 inci Dönem Meclisin uzlaşı ve uyum içerisinde sürdürdüğü başarılı çalışmaların sonucudur. 

Sayın milletvekilleri, dünyada pek az demokratik ülke, ekonomik sorunlarının varlığına, büyük doğal felaketlere rağmen, bu denli yoğun bir gündemi, böylesine büyük başarılarla tamamlayabilirdi. Hükümetimizin uyumlu ve kararlı tutumu ve Büyük Millet Meclisinin verimli çalışmaları, yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada, devletimizin saygınlığını artırmıştır.

Sayın milletvekilleri, bilgileriniz olduğu üzere, anayasa değişikliği için oluşturulan Partilerarası Uzlaşma Kurulu çalışmalarını sürdürmektedir. Bu kurulun çalışmaları sonucu, 25 maddenin değiştirilmesi gerektiği kabul görmüş; ancak, değişikliklerin ortak bir metne dönüştürülmesi mümkün olamamıştır. Yapılan anayasa değişikliklerine yenilerinin süratle eklenmesi zorunludur. Demokratik Sol Parti olarak, anayasa değişikliklerine ilişkin görüşlerimiz, çok önceleri, kamuoyunun bilgilerine sunulmuştur; ancak, bu değişikliklerin, ülke koşulları da dikkate alınarak, uzlaşı içerisinde hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, vatandaşlar arasında ayırımcılık yaratan, milletvekillerinin, bakan ve başbakanların dokunulmazlıklarının kaldırılmasını zorlaştıran Anayasa hükümleri değiştirilmelidir.milletvekili olabilme yaşı 25'e indirilmelidir. 

Yükseköğretim Kurumuyla ilgili olarak Anayasada değişiklik yapılmalı, üniversite özerkliği daha çağdaş normlara taşınmalıdır.

Anayasanın 159 uncu maddesi değiştirilerek, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda Adalet Bakanlığının yetkileri sınırlandırılmalı ve bu kurul daha demokratik bir düzene kavuşturulmalıdır.

Çalışanların haklarına Anayasayla getirilen bütün çağdışı sınırlamalar kaldırılmalı, işçilerin 1963'te kazandıkları toplusözleşme ve grev haklarına getirilen büyük kısıntılar giderilmeli; kamu çalışanlarının da, belirli ölçüler içerisinde toplusözleşme ve grev hakları tanınmalıdır. 

Sendika ve meslek odası yöneticisi denetçisi ve avukatlarının aynı zamanda milletvekili olabilmelerini yasaklayan Anayasanın 82 nci maddesi değiştirilmeli, böylelikle, toplumsal örgütlerin, Büyük Millet Meclisinde temsil edilmesinin önündeki engeller kaldırılmalıdır. 

Anayasanın geçici 15 inci maddesinde belirtilen ve o dönemde çıkarılan yasa ve yasa hükmündeki kararnamelerin Anayasaya aykırılığının öne sürülemeyeceğine ilişkin hükmünün değiştirilme zamanı da gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, idam cezası kaldırılmalıdır. Hukuk siteminde yer alan, ancak yıllardır uygulanmayan bu ceza ağırlaştırılmış ömür boyu ağır hapis cezasına dönüştürülmelidir. 

Demokratik Sol Parti olarak programımızda olsun, seçim bildirgemizde olsun, idam cezalarının kaldırılması gerektiği, idam cezasının çağdaş hukuk sisteminde yerinin olamayacağı bildirilmiştir. İdam cezasını hukukumuzda muhafaza etmekle, hukuk sistemimiz daha güçlü kılınmadığı gibi, etkisi de azaltılmaktadır. Birçok ülke, suçluları, ülkemizde idam cezası bulunduğu gerekçesiyle iade etmemekte, suçlular cezasız kalmaktadır. Öte yandan Avrupa Birliğinde üyeliğe geçebilmemizin en temel koşullarından biri de Kopenhag kriterlerine uyum sağlamak olup, bu nedenle de idam cezası kaldırılmalıdır. 

Sayın milletvekilleri, yukarıda ancak birkısmına yer verebildiğim Anayasa değişikliklerinin zaman geçirilmeksizin yapılması zorunludur. 21 inci Dönem Meclisin, temel hak ve özgürlüklerin kısılmasına yol açan hükümleri kaldıran, onların yerine, insan onurunu her durumda ve koşulda korunması gereken bir değer olarak kabul eden, temel hak ve özgürlükleri genişleten, insan haklarına ilişkin evrensel ve uluslararası bildiri ve sözleşmelerle benimsenmiş çağdaş normlara uygun kurallar koyan bir Meclis olacağına inanmaktayız. 

Sayın milletvekilleri, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı ve Başbakan Sayın Bülent Ecevit, Cumhurbaşkanlığı konusunu, daha gündemde değilken, yaklaşık bir yıl önce dile getirmiştir. Uzun yıllardır ülkemizde hem siyasal anlamda hem ekonomik anlamda istikrarsızlığın hüküm sürdüğü göz önüne alınırsa, 57 nci hükümetle sağlanan istikrar, hiçbir şekilde küçümsenmemeli ve inkâr edilmemelidir. Ancak, bu siyasî ve ekonomik istikrar, duyarlı dengelere dayanıyor; dengelerin bozulmaması, sarsılmaması gerekiyor.

Yukarıda özetlediğim anayasa ve yasa değişiklikleri ile siyasî ve ekonomik başarılar, bu uyumlu, dengeli ve de özverili ortamda hayata geçirilmiştir. Siyasî tarihimize şöyle bir göz attığımızda, Cumhurbaşkanı seçimlerinin hep sorunlu olduğu veya sorunlara neden olduğu görülmektedir. Oysa, şu sırada, Türkiye'nin, gerilim yaratıcı, istikrar sarsıcı yeni sorunlara tahammülü olamaz. Bu aşamada başka herhangi bir seçeneğin, ister istemez, partiler arasında ilişkilerde sarsıntılara, gerilimlere yol açabileceği de göz ardı edilemez. Nitekim, daha şimdiden, kimi zaman saygı sınırlarını zorlayan ölçülerde değerlendirmeler yapılmakta, istikrarı bozmaya yönelik senaryolar üretilmektedir. Siyasal ve ekonomik anlamda istikrar için, dengelerin bozulmaması zorunludur. 

Sayın milletvekilleri, bu genel açıklamalardan sonra, anayasa değişiklik tekliflerinin gerekçelerini Yüce Meclise arz etmek istiyorum. Anayasanın 101 inci maddesine göre, Cumhurbaşkanı yedi yıllık bir süre için seçilmekte, üçüncü fıkrasına göre de, bir kimse iki defa Cumhurbaşkanı seçilememektedir. Teklifte, parlamenter rejimin dünyadaki diğer örneklerine uygun olarak, Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıl olarak belirlenmekte ve aynı zamanda, aynı kişinin bir kez daha Cumhurbaşkanı seçilebilmesi olanağı getirilmektedir. Bu teklifle tecrübesinden faydalanılacağına inanılan Cumhurbaşkanının tekrar seçilmesinin istikrar sağlayıcı nitelikte olduğu değerlendirilerek, bir kimsenin, üst üste veya farklı zamanlarda en fazla iki kez Cumhurbaşkanı seçilebilmesine ve mevcut Cumhurbaşkanının da bu düzenlemeden yararlanmasına olanak tanınmaktadır. Her ne kadar Fazilet Partili bir kısım milletvekili değişiklik teklifine karşı çıkıyorsa da, 1993 tarihinde, bir kısmının mensubu olduğu, kapatılan Refah Partisi, anayasa değişiklik teklifinde tamamen aynı teklifi önermiştir; ayrı oldukları tek konu, beş yıl yerine dört yıldır; yani 4+4'ü teklif etmektedirler. 

Öte yandan, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Sayın Tansu Çiller ile Fazilet Partisi Genel Başkanı Sayın Recai Kutan imzalarıyla, Meclis Başkanlığına, 15 Şubat 2000 tarihinde verilen yasa teklifinde de Cumhurbaşkanlığı süresi beş yıl olarak belirlenmiş, bir kimsenin iki defadan fazla cumhurbaşkanı seçilemeyeceği hükmüne yer verilmiştir. Teklifin çerçeve 3 üncü maddesindeyse "bu kanunun yayımı tarihinde görevde bulunan Cumhurbaşkanı bir defa daha cumhurbaşkanlığı seçimine katılabilir" hükmü düzenlenerek, Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel'in bir kez daha Cumhurbaşkanı seçilebilmesine olanak tanınmaktadır. Bu yasa teklifinin tek farklı yönü, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini önermesidir. 

Parlamenter rejimin esasları anayasayla belirlenmiş ve tüm kurul ve kuruluşları parlamenter rejim esaslarına göre tayin edilmiş bir sistemde, gerekli altyapı hazırlıkları tamamlanmadan başkanlık veya yarı başkanlık sistemine geçilmesinin önerilmesi veya buna zemin hazırlayıcı anayasa değişikliklerinin önerilmesi, kanımızca çok hatalıdır. 

Sayın Başkan, Sayın milletvekilleri; Anayasanın 86 ncı maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin ödenek ve yolluklarının yasayla düzenlenmesini öngörmekle birlikte, emeklilik işlemlerinin ne şekilde yapılacağına ilişkin herhangi bir düzenleme içermemektedir. Bu durum, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin emeklilik haklarına ilişkin yasal düzenlemeleri, anayasal dayanak yönünden boşlukta bırakmakta ve Anayasa Mahkemesince iptaline neden olmaktadır. Oysa, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin emeklilik haklarının, bütün üyeler ile bunların emekliliklerini kapsayacak biçimde ayrı bir şekilde düzenlenmesi, emeklilik hakları bakımından eşitliğin sağlanabilmesi için zorunludur. Zira, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin emeklilik işlemlerine ilişkin olarak çıkarılan yasaların çeşitli defalar Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi nedeniyle doğan yasal boşluklar yüzünden, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığıyla ilgilendirilen Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ile diğer sosyal güvenlik kurumlarından emekli olanlar arasında eşitsizlik ortaya çıkmaktadır. 

Hazırlanan teklifle, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleriyle, emeklilerinin, emeklilik işlemlerinin yasayla düzenlenmesi ve bunların Emekli Sandığıyla ilgilendirilmesi öngörülmekte,; üyeliği sona erenlerden istekte bulunanların da ilgilerinin devam ettirilmesine olanak sağlanmaktadır. Böylece, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleriyle, bunların emeklilerinin, emeklilik haklarından aynı derecede yararlanabilmeleri sağlanacaktır. Bu değişikliklere paralellik sağlamak üzere, maddenin ikinci fıkrasındaki "sosyal güvenlik kuruluşları" ibaresi de "Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı" olarak değiştirilmektedir. 

Diğer taraftan, Sayın Cumhurbaşkanının, 4505 sayılı Yasayı onaylaması sırasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazmış olduğu yazıda, Batı ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin özlük haklarının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından belirlenmesi için Anayasa değişikliği yapılması yönündeki görüşü de, teklifin hazırlanmasında dikkate alınan diğer bir husus olmuştur. 

Hazırlanan teklifle, gerek Türkiye Büyük Millet Meclisinin gerekse üyelerinin saygınlığını zedeleyici tartışmaların sona erdirilmesi hedeflenmiştir. Teklifi incelemeyen veya kasıtlı olarak kamuoyunu yanlış bilgilendirmek isteyen birkısım çevrelerin belirttikleri gibi, teklif, kıyak emeklilik sağlamadığı gibi, milletvekillerinin ödenek ve yolluklarını artıran bir düzenleme de içermemektedir. 

Değerli milletvekilleri, Anayasanın 69 uncu maddesinin altıncı fıkrasında, bir siyasî partinin, 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden dolayı temelli kapatılmasına, onun, bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verileceği hükme bağlanmaktadır. 

Anılan hükümde, bir siyasî partinin, Anayasanın 68 inci maddesinin dördüncü fıkrasındaki "siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez" hükmüne aykırı eylemlerin işlendiği bir odak haline gelip gelmediğinin tespiti Anayasa Mahkemesine bırakılmakta; ancak, bu fiillerin işlendiği konusunda mahkeme kararı bulunması gibi koşullar öngörülmediğinden, Anayasa Mahkemesine soyut ve sınırları belirsiz bir takdir yetkisi tanınmış olmaktadır. 

Anayasa Mahkemesinin, bir siyasî partinin yukarıda sözü edilen fiillerin işlendiği bir "odak" durumuna geldiğini belirleyebilmesi için, öncelikle, bu fiillerin işlendiğine karar vermesi, bir başka ifadeyle, bu eylemleri işleyen failleri yargılaması gerekmektedir; oysa, Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 148 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereği, Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcı Vekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini, görevleriyle ilgili suçlardan dolayı, Yüce Divan sıfatıyla yargılayabilmekte, bunun dışındaki kişilerin Anayasa Mahkemesince yargılanmasına ise olanak bulunmamaktadır. 

Yine, bu ilkeye uygun olarak, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasanın "Siyasî Partilerin Kapatılması Davaları" başlıklı 33 üncü maddesine göre, siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin davalar dosya üzerinden incelenmekte ve karara bağlanmakta; diğer bir anlatımla, bu davalarda, suç oluşturan eylemlerin işlenip işlenmediğini belirleyecek bir yargılama usulü bulunmamaktadır; tanık dinlenememekte, suç işlediği iddia edilen kişilerin savunmalarıyla ilgili başkaca deliller toplanamamakta, özetle, ceza yargılama usulü çerçevesinde yargılama yapılamamaktadır. 

Öte yandan, Anayasamızın 146 ncı maddesi gereğince, Anayasa Mahkemesinin 11 asil üyesinden; ikisi Yargıtay, biri Danıştay, biri Askerî Yargıtay, biri Askerî Yüksek İdare Mahkemesi, biri Sayıştay, biri yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinden, üçü üst kademe yöneticilerinden, biri ise avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca seçilmektedir. 

Bu nedenle, yukarıda sayılan eylemlerin işlenip işlenmediğinin yetkili mahkemelerce yapılacak bir yargılama sonucunda belirlenip, Yargıtayın ilgili ceza dairesinin denetiminden de geçmek suretiyle kesin hükme bağlanmasını; bu kesin hükmün "odak" oluşturmaya yeterli olup olmadığının ise, Anayasa Mahkemesince tespit edilmesini ve bu tespite dayanarak kapatma kararı verilmesini sağlayacak bir düzenlemeye gereksinim duyulmaktadır. 

Teklifle, yukarıda açıklanan gereksinimin karşılanması amaçlanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, sorunlarını serbestçe tartışabilen Türkiye, çözümlerini de bu yolla arayıp bulabilmektedir. Uluslararası alanda yerleşik kural ve kurumların sorgulandığı, yeni arayışların hız kazandığı bir dönüm noktasındayız. Bunun için de, öncelikle siyasî, ekonomik, idarî ve adlî alanlarda bir kısmı başlatılmış olan reformları bir an önce tamamlamalıyız. Türkiye'nin amacı, bugüne kadar olduğu gibi bundan böyle de Avrupa Birliğinin standartlarını en kıza zamanda yakalamaktır. Bu, esasen, Türkiye'nin daha ileriye gitmek, daha zenginleşmek, refah ve mutluluğa daha çabuk ulaşmak için kendine koyduğu bir hedeftir. Türkiye, bu hedef doğrultusunda başlatmış olduğu köklü reform sürecini, artık, her alanda daha da hızlandırarak sürdürmek sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Bunun öncelikli gereği de siyasî ve ekonomik istikrardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasal devlet, özgürlükler ile sorumluluklar arasındaki dengeyi kurarak, evrensel insan haklarını bu çerçeve içinde teminat altına alır. Anayasal demokraside çoğunluğun değil, hukukun üstünlüğü esastır.

Anayasa değişiklikleri hakkındaki görüşlerimizi, Sayın Genel Başkanım ve Başbakanım Bülent Ecevit'in sözleriyle bitirmek istiyorum...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İçli, 2 dakika süre veriyorum, lütfen toparlayınız.

HÜSEYİN TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

"Laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk'ün açtığı aydınlık yolda, hiç duraksamaksızın ve hukuk devleti kurallarından sapmaksızın ilerleyecektir. Her türlü inanç sömürücülüğüne, her türlü bölücülüğe de, hem halkımızın gönlü hem devletimizin kapıları sımsıkı kapalıdır." 

Hepinize saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İçli.

(.........)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL KÖSE (Erzurum) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri ve televizyonlarının başında bizi izleyen aziz vatandaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsım adına, sözlerime başlamadan önce, hepinizi saygıyla selamlıyorum; bugünkü çalışmalarımızın, ülkemize ve milletimize, hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah'tan niyaz ediyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; her devletin statüsü vardır ve bu statüye de anayasa diyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin statüsü de, en son tarih itibariyle, 1982 Anayasasıdır. 

Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir; doğrudur ve hepimizin arzusu ve demokrasinin gereği de budur; ancak, egemenlik, milletin meclislere doldurulmak suretiyle onların kanaatlerinin hâsıl olduğu ve onların ortaya çıkarılmasındaki bir çalışmanın mahsulü de değildir; çünkü, tarihî süreç içerisinde bunun formülleri bulunmuştur. Özellikle 18 inci Asırdan sonra Fransa'da başlayan, Amerika'da gelişen ve bugün dünyada yerleşen demokrasinin temel kaynakları ve anayasanın hazırlanış şekilleri, diğer anayasalarda olduğu gibi bizim Anayasamızın hazırlanmasında da kaynak teşkil etmiştir.

Bir anayasanın hazırlanmasında en önemli unsur, sosyolojik kaynak dediğimiz gerçek kaynaklardır. Bu kaynak, milletin değerlerini, tarihini, kültürünü, ekonomik yapısını ve hedefine koymuş olduğu ideolojisini içeren bir yasadır; yani, anayasa hazırlanırken, bu sosyolojik gerçeği anayasayı hazırlayanlar gözardı edemezler. Anayasanın hazırlanmasındaki ikinci temel ilke, anayasa hukukunun yürürlüğünü ortaya koyan ve bunun biçimsel şekillerinin yürütülmesi konusundaki kaynaklardır. 

Anayasa, bir devletin temel yapısını, kuruluşunu, iktidarın devrini ve fertlerin özgürlükleri ile vatandaşların devletle, devletin de vatandaşlarla olan münasebetlerini tayin ve tespit eden çok önemli bir belgedir, kuralları geneldir, tüm vatandaşlar için geçerlidir ve yine, hukuk kuralları hiyerarşisinde de en üst seviyede bir kanundur; yani, anayasa, ana kanundur. 

İşte, Osmanlıya geçmeden, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşuna baktığımızda ilk Anayasamızın ismi de Teşkilâtı Esasiye Kanunudur; yani, "esas kanun" tabiri oradan geliyor ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk teşkilat yasası olarak da, milletin iradesiyle seçilmiş olan ve millî mücadeleyi yapan, onu Meclisle beraber omuz omuza götüren Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasasını hazırlamış ve yürürlüğe koymuştur. 

ikinci Anayasa 1924 Anayasası, onu da yine mevcut Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi bünyesinde kurmuş olduğu komisyonlar vasıtasıyla hazırlamış ve Meclisten onayını almak suretiyle anayasa gerçekleşmiştir. 

İki Anayasamız ise, millet iradesine rağmen ihtilallerle hazırlanmış ya da ihtilalleri yapan mantıkla hazırlanmış veya o mantıkla kurulmuş olan konseyler vasıtasıyla veya kurucu meclis dediğimiz o meclisler vasıtasıyla hazırlanmış; ancak, her iki Anayasa da Türk Milletinin oyuna sunulmuştur. Öyle ya da böyle Türk Milletinin iradesi ortaya çıkmış ve bugün, 1982 Anayasası Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Türk Milletinin Anayasası olarak, önümüzde meşru bir Anayasa olarak yürürlüktedir. 

Bunları söyledikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, gerkçekten, uzlaşmacı bir tavır içerisinde, geçtiğimiz aylarda, özellikle, tabiî, 18 Nisan seçimlerinden sonra kurulmuş olan hükümetimizle ilgili ve 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisiyle ilgili görüşlerimi arz etmek istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını değiştirmek kolay değildir. Anayasayı çoğunluğunuz olmasına rağmen değiştirseniz dahi, eğer muhalefetle konsensüs, yani mutabakat sağlamamış iseniz, yine kamuoyunda, ola ki bazı sıkıntılara, tepkilere ya da tenkitlere meydan verirsiniz. Muhalefetle anlaştığınız, uzlaştığınız anayasa değişikliği, vicdanlarda makes bulacaktır ve kamuoyunda da fazla tepki toplamayacaktır.

İşte, 18 Nisan seçimlerinden sonra, 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli şiarı, en önemli özelliği uzlaşmacı bir meclis ve 57 nci Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin de en önemli özelliği, uyum içerisinde çalışan bir hükümet oluşudur. Türkiye, bir ilke şahit olmuştur, elli yıllık demokratik hayatımızda Meclis çalışmalarında, hükümet çalışmalarında iktidar ile muhalefet arasındaki kavgalar, sataşmalar ve sürtüşmeler dolayısıyla israf olan zamanımıza ne kadar yazık olduğunu, bunun ne kadar üzücü olduğunu, şu bir yıl içerisinde edindiğimiz tecrübeyle milletimiz izlemekte ve görmektedir.

O itibarla, yeniden, yeri gelmişken muhalefetin, geçtiğimiz aylarda yapmış olduğumuz Türk ekonomisini yakından ilgilendiren, yani, tahkimle ilgili hükmünün değişikliğinde, özelleştirme hükmünü içeren maddenin değişikliğinde ve DGM'lerdeki, yani devlet güvenlik mahkemelerimizdeki askerî üyenin yerine sivil üyenin konulmasındaki değişikliklerde iktidar partilerimize yapmış oldukları destek ve yardımdan dolayı kendilerine teşekkür ediyorum.

Şimdi, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisimiz, yine çok önemli bir görevi üstlenmiştir. Önce siyasî iktidarımızın üç ortağı olan üç değerli genel başkanımızın, milletvekili hüviyetiyle, anayasa değişikliğini yapmak üzere önümüze gönderdikleri, yalnız 101 inci maddedir. Değerli milletvekilleri ve aziz vatandaşlarım, özellikle milletimizin bunları bilmesinde fayda vardır. Üç sayın genel başkanımızın imzalayıp göndermiş olduğu 101 inci madde, biraz sonra değineceğim gibi, cumhurbaşkanlığı süresini 5 yıla çekiyor ve seçilecek olan cumhurbaşkanını 2 defa seçilme imkânına kavuşturuyor. 101 inci madde teklif olarak gönderildikten hemen sonra, hükümet, daha doğrusu bu üç sayın genel başkan "hayır, buna 86 ncı maddeyi -çünkü, o gün güncelliği vardı- ve 69 uncu maddeyi de ilave edelim" diyor. Bunlar, Uzlaşma Komisyonu dediğimiz, beş siyasî partinin eşit üyeyle teşkil ettiği komisyonda görüşülsün, tartışılsın, sonra Meclisin önüne getirilsin şekliyle, çok medenî ve hakikaten takdire şayan bir jest yaparak, hükümeti teşkil eden üç değerli genel başkanımız, bu tavırlarını ortaya koymuşlardır. Bu tavır, orada kalmamıştır. Yani, 3 maddeyle de, hükümeti temsil eden üç siyasî partinin genel başkanı, bizim irademizi, Uzlaşma Komisyonundaki arkadaşlarımızın iradesini, bununla da sınırlamamıştır. 

Değerli milletvekilleri, aziz vatandaşlarım; bakın, şurada 24 anamadde ve Anayasanın 16 geçici maddesinde, beş siyasî partinin teşkil ettiği Uzlaşma Komisyonundaki Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun temsilcisi olarak, orada yapmış olduğumuz görüşmelerin sonucunda ki, burada konuşan değerli konuşmacılardan birisi de bunun üyesidir, Anayasa Komisyonu Başkanı da bu Uzlaşma Komisyonunun üyesidir... Bunları, milletimizin çok iyi bilmesi lazım. Sayın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanımızın bize verdiği talimat şudur: "Yalnız bu 3 maddeyle bağlı olmayacaksınız. Eğer, beş parti olarak, 15 maddede anlaşırsanız, Meclisin önüne 15 madde getiriniz. 20 maddede anlaşırsanız, 20 madde olarak getiriniz." 

Değerli milletvekilleri, kıymetli zamanınızı almak istemiyorum. 3 gün, yani 72 saat -aradaki iki üç saatlik boşluklar hariç- üzerinde tartıştığımız, tek bir maddenin tek bir fıkrası; o da şudur: "Anayasanın 69 uncu maddesinin yedinci fıkrası değiştirilirse, diğer maddelere geçeriz, aksi takdirde, geçmeyiz" diye, işte, asıl dayatmanın, öyle bir düşüncenin karşısında kaldık. 

Değerli milletvekilleri, orada, iktidarın üç siyasî partisi olarak milletvekillerimiz; yani, Uzlaşma Komisyonundaki değerli milletvekilleri olarak bizim buradaki tekliflerimiz içerisinde hemen uzlaşabileceğimiz maddeleri de söyledik. Bunlardan bir tanesi Cumhurbaşkanının veto ettiği kanunların tümünün Mecliste tekrar görüşülmesini engellemek, zaman israfını önlemek; yalnız, veto edilen maddelerin görüşülmesini sağlamak. İki ve en önemli konu da, Anayasanın yine 140 ıncı maddesinde, yargı organlarının özlük haklarını alakadar eden ve gerçekten de çok önemli gördüğümüz; yani, parti olarak önemli gördüğümüz bu değişikliğin de yapılmasını arzu ettik. Buna benzer bazı maddeleri de koyduk ve yine tekrarlıyorum, Milliyetçi Hareket Partisi, Demokratik Sol Parti ve Anavatan Partisinin Uzlaşma Komisyonundaki üyelerinin mutabakatına rağmen, 69 uncu maddenin yedinci fıkrasını aşamadık. Tabiî, zamanı da israf etmek bizim hakkımız değildi. Bize hükümetin vermiş olduğu bu toleranslı harekete, hükümetimizin kurucusu olan ve onu teşkil eden üç değerli genel başkanıma grubum adına şükranlarımı sunuyorum; çünkü, Uzlaşma Komisyonunun haysiyetini, onurunu korumuşlardır ve oraya bir ivme kazandırmışlardır. Kamuoyunun, milletimizin kafasında "Uzlaşma Komisyonu ne iş yapar, ne yapar, sonuçta, ne netice doğurur?" şeklinde yer alan uzlaşma kültürünün mahiyetinin ve manasının anlaşılmasına vesile olmuşlardır.

Değerli milletvekilleri, tabiî, Uzlaşma Komisyonunda böyle bir imkân olmayınca, şu anda yapılması gereken bir olayımız var, Cumhurbaşkanını seçeceğiz. Cumhurbaşkanı, yine, bu Anayasada tarif edildiği bir makamda oturan zat, devletin birliğinden sorumlu, milletin birliğinden sorumlu, Türk Milletinin ve Devletinin simgesi; yani, mukaddes gördüğümüz bir makamda oturacak o muhterem kişinin, aylar önce gündeme getirilmemesini ve bu meselenin zamanı geldiğinde tartışılmasını söyleyen de yine Milliyetçi Hareket Partisi olmuştur. Yanlış yapıyorsunuz, görev Türkiye Büyük Millet Meclisinindir; ama, asıl görevi olan Mecliste konuşulması gerekirken, zamanı geldiğinde görüşülmesi gerekirken, hiç ilgisi olmayanlar tarafından, hem makam tartışılmıştır hem kişiler tartışılmıştır. Yine tekrarlıyoruz, kesinlikle, kişilerin peşinde olmayan ve 101 inci maddedeki değişikliğin, 5 artı 5 hükmünün bir şahısla ilgisi olmadığını, sürenin kısaltılmasının ve bir cumhurbaşkanına yeniden seçilme imkânını verir manasında bir şahsı ilgilendirmediğini söyleyen de, yine, yalnız, Milliyetçi Hareket Partisi olmuştur.

Değerli milletvekilleri, yazık olmuştur; yani, prestij kaybı, milletimiz için yazık olmuştur, devletimizin için yazık olmuştur. 

Ola ki, oraya birisi oturacaktır ve bu Meclisin iradesiyle oturacaktır. Şu andaki görüşmelerimizde, konuşmacıların söylemiş olduklarının hiçbiri geçerli değildir. Yani, bir dayatma sonucunda "efendim, birileri böyle istiyor, onun için böyle olsun" şeklinde herhangi bir baskının sonucunda, bugün, Anayasanın bu üç maddesinin değişikliğini Türkiye Büyük Millet Meclisi görüşmüyor. Hem bir milletvekili olarak hem Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, Türk Milletinin bize vermiş olduğu yetkiyle, onu arkamızda bildiğimizden, onun düşüncesini ve inancını bildiğimizden, hür irademizi kullanarak bu önerilerin altına imzayı atmış bulunmaktayız. (MHP sıralarından alkışlar) Hiçbir güç, hiçbir tesir, baskı altında kalmadan, kendi irademizle ve kendi hür irademizi ortaya koyarak bu önerileri imzalamış bulunmaktayız. 

Efendim, bu öneriler kabul edilirse, Ahmet olacak, Mehmet olacak, Hasan olacak, birisi olacak. Biz tekrar söylüyoruz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak herhangi bir şahsa angaje değiliz. Türk Milletinin bunu çok iyi bildiğini bugün bir daha yineliyorum, altını da çiziyorum: Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi, cumhurbaşkanını seçmiyor. Bugün, Mecliste, Anayasanın 101 inci maddesindeki yedi yıllık süreyi beş yıla indiriyoruz ve iki defa da seçilme imkânı getiriyoruz. Ne zaman cumhurbaşkanı seçeceğiz; Allah nasip ederse, hep beraber yaşacağız, 16 Nisanda geleceğiz; 16 Nisanda, yine Anayasamız gereğince adaylar gelecek -bu Anayasada gösterilmiş, nasıl gelineceği, nasıl aday olunacağı- ve o zamanda, o irademizi, o günkü hür irademizi kullanarak, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünden, birlik ve dirliğimizden sorumlu olan, o önemli müessesenin başına gelecek olan çok önemli kişiyi, inşallah hep beraberce seçeceğiz. Demek ki, biz, bugün, 101 inci maddenin değişikliğini, süre ve iki defa seçilme esasını düşünerek buradayız. 

İkincisi, 86 ncı madde... 

Değerli milletvekilleri, bakın, namusuyla görev yapan, holdinglerin temsilcisi olmayan, finans kaynağı karapara olmayan ve bilmem ne şirketleri vasıtasıyla finanse edilerek Meclise gelmeyen milletvekilleri -ki, azamisi böyledir- buradan gittikten sonra ağacın kovuğuna girmeyecekler. Bugün, Meclise onbin kişi geliyor. Bu gelen seçmenlerimizin birçoğu, yarın bizi takip edecektir değerli milletvekilleri. Emekli olan bir milletvekili " hemşerim, kusura bakma, benim milletvekilliğim sona erdi, ben, artık, sana çay içiremeyeceğim" diyemez; Türk Milletinin töresinde, örfünde, âdetinde yoktur. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) 

Şimdi, sizden rica ediyorum, burada demagoji yapan konuşmacılardan da rica ediyorum: Emekli maaşınızı almayınız, depremzedelere ya da bulunduğunuz illerdeki Çocuk Esirgeme Kurumuna bağışlayınız. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) Bu, bir taahhüttür, buradaki konuşmacıya sesleniyorum. 

86 ncı madde nereden çıktı?. 

Değerli milletvekilleri, mevcut, eylemli milletvekiline, Anayasa esası koymuş; ödenek ve yolluğunu tayin etmiş. Peki, emekli olunca ne yapacak? Emekli olunca, kusura bakma, Bağ-Kurluysan, git, oradan 80 milyon lira al; SSK'lıysan, git, 130 milyon lira al; eğer devlet memuriyetinden emekliysen, -tamamen de 25 yılını doldurmamışsan- ne alırsan geçin; bu mantık yanlış. Bağ-Kurlunun, bugünkü şartlarda 500 milyon lira, emeklinin 750 milyon lira almasını arzu ederim; ama, Türk ekonomisi ve Türkiye'deki realiteyi göz önüne alarak burada demagoji yapmanın da manası yoktur. 

Aziz milletvekilleri, bir şey yapıyoruz burada, değerli vatandaşlarımızın da bilmesi lazım; 86 ncı maddeyle para vermiyoruz; Bağ-Kurluyu, SSK'lıyı, Emekli Sandığına tabi olanı Emekli Sandığıyla ilgilendiriyoruz ve eğer 25 yılını doldurmuşsa, tabiî, yeni çıkardığımız 

Sosyal Güvenlik Yasasına göre 30 yılını da doldurmak mecburiyeti vardır, her neyse, yaşını ve başını ikmal etmek suretiyle; yani, hizmet süresini ve yaşını ikmal etmek suretiyle emekli olacaktır. İşte, getirdiğimiz yeni hüküm budur. Zaten, bu şekildeki yanlış konuşmalar... Yani, fitneyi kendiniz çıkarırsanız, kendinizi tahrip edersiniz ve bugünkü gazetelerde var, sokaktaki vatandaş da, işte "efendim, böyle iki tane promosyonla 101 inci madde değiştiriliyor" der.

Değerli kardeşlerim, değerli milletvekilleri, kendi kendimize yazık ediyoruz, ne 86 ncı madde promosyondur ne de 69 uncu madde. 86 ncı madde, Türk milletinin değerlerini taşıyan, Türk milletinin arzu ettiği; yani "hırsızlık yapma, doğru ol, dürüst ol, senin emekliliğinde de karnın aç kalmasın" diyerek gelen, milletvekilinin haysiyetini kurtaran bir maddedir. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar) Allah razı olsun, teşekkür ediyorum Sayın Genel Başkanlarımıza ki, bize bu imkânı verdiler. Bize bu imkânı vermeselerdi, buradan gittiğimiz zaman, birbirimizle karşılaştığımızda, ne olacağını, başınıza geldiğinde görürdünüz. Gidin, arkada emekli milletvekillerinin halini ve giydikleri kıyafetleri görün, tavsiye ediyorum.

Değerli milletvekilleri, diğer maddeye gelince, hükümetimiz 69 uncu maddeyi bir partinin kapatılmasını ya da kapatılmamasını düşünerek getirmemiştir. Bakın, bu da yanlış değerlendirmedir. Niçin getirmiştir; Avrupa Birliğine gidiyoruz, insan hakları, siyasal gelişmeler, demokratikleşme; nereden başlayacağız... Şimdi, ülkede insanlarımızın düşüncelerini, vatandaşımızın yapısını, ekonomik ve sosyal meselelerimizi dile getiren kimdir; efendim, sivil toplum örgütleri. Yok, dünyanın hiçbir yerinde de yok. Var da; ama, asıl fonksiyonu olan burası; yani, Türkiye Büyük Millet Meclisi; yani, onu teşkil eden partilerdir. Siyasî partilerin kapatılması bizim için yanlıştır -Milliyetçi Hareket Partisinin düşüncesini söylüyorum- esas olan kapatılmamasıdır; ama, istisna kapatılmasıdır. Şimdi, bizim hassasiyetimiz... (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Köse, 2 dakika eksüre veriyorum, lütfen toparlayınız.

İSMAİL KÖSE (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Milliyetçi Hareket Partisinin hassasiyetleri var. Anayasanın 14 üncü maddesi şu anda değiştirilmesi mümkün olmayan bir maddedir Türkiye şu anda bir süreçten geçiyor. Anayasanın 14 üncü maddesine paralel, Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin değiştirilmesi yanlıştır, talep yanlıştır. 69 uncu maddenin altıncı fıkrası odak olmayı Anayasa Mahkemesinin inisiyatifinden alıyor, mahallî mahkemelere bağlıyor. Mahkemeler karar verecek; bir, beş, on; diyecek ki, evet, bunlar odak olmuşlardır, ülkenin bölünmez bütünlüğüne zarar getiriyorlar, bu parti kapatılmalıdır. Edirne'den Hakkâri'ye kadar frekansı tutan üç beş mahkemenin kararı, Anayasa Mahkemenin önüne gelecektir ve Anayasa Mahkemesi buna karar verecektir.

Şimdi, buna karar verme noktasında olan Anayasa Mahkemesi; tesadüfen bir parti değil ki, iki üç tane parti var; ama, bunlardan bir tanesi de Fazilet Partisi. Ben, şahsen diyorum ki, bu meselede en kârlı çıkacak olan Fazilet Partisidir. Yani, 69 uncu madde, her ne kadar demokratikleşme anlamında, Sayın Genel Başkanlarımızın bir önerisi olarak gelmiştir; ama, genel bir kuralın içerisine Fazilet Partisi girmiştir ve Fazilet Partisi, odak olmaktan çıkacaktır, kapatılmaktan da kurtarılacaktır, kurtaracaktır; en yakın istifade edecek olan Fazilet Partisidir. Demek ki, her ne kadar, genel olarak düşünülmüş bir demokratikleşme ve siyasî partilerin kapatılmasını engelleyen, zorlaştıran bir konuyu getirmemize rağmen, birileri de istifade edecektir. 

Efendim, af çıkarıyoruz, "niçin falan da aftan yararlanacak?" Bu bir genel konu; tabiî ki, birileri istifade edecektir. Yani, bunu da, bu şekilde, promosyon manasına alıp ve bugüne kadar, hakikaten, anayasa değişikliklerine destek veren Fazilet Partisinin değerli yöneticileri ve üyelerinin, bugün, yine bu maddelere destek vermesi beklenirken, başta basının muayyen bir kısmı, ambargo koyarak, engelleyerek, uyum içerisinde çalışan Meclisimize ve...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL KÖSE (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

...Hükümetin iyi niyetine, maalesef, engel olmaya çalışmaktadırlar. 

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yine geçtiğimiz aylarda olduğu gibi, bu maddelerde de muhalefetiyle, iktidarıyla omuz omza vererek, milletimiz ve ülkemiz için hayırlı sonuçlar doğuracak olan bu değişikliklere herkesin destek vereceğine inanıyorum ve Grubum adına Yüce Heyetinizi yeniden saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köse.

(.........)

ANAP GRUBU ADINA BEYHAN ASLAN (Denizli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasa değişiklikleri hakkında, Anavatan Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere huzurunuzdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri; ilk anayasa yapma çabamız, 1839 Gülhane Hattı Hümayunu, yani, Tanzimatla başlıyor; iç ve dış sebeplerle zayıf düşen devlete güç kazandırmaya başlıyoruz. Tanzimatla birlikte yüzümüzü Avrupa'ya dönüyoruz; modernleşme hareketine, yeniden yapılanmaya ihtiyaç duyuyoruz. 1856 Islahat Fermanı, 1875 Adalet Fermanı, 1876 Kanuni Esasiyle, hukuk devleti olma yolunda bir kıvılcımı görüyoruz; hak ve hürriyetlerin düzenlenmesi ve hâkim güvencesini getiriyoruz. 

Bütün bu süreçte, devletin askerî ve sivil kadroları vardır; ama, ne yazık ki, halk yoktur. Nihaî amaç, geçmişte olduğu gibi, İmparatorluğun muhteşem dönemlerine dönmek, devleti yeniden güçlü kılmaktır. 

Millî mücadele dönemindeyiz; 1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunuyla, Meclis hükümetiyle birlikte, millî egemenlik ilkesini anayasaya taşımış; 1924 Anayasasıyla da, yarı meclis hükümetiyle birlikte, yarı parlamenter sisteme adım atmışız; zamanına göre, demokratik bir ruhla tanışmışız.

Darbeler ve anayasalar dönemine ulaşıyoruz. Darbeleri destekleyen bürokratik seçkinlerin, darbeleri alkışlayan basının, askerlerin emrine giren üniversitelerin ve 1961 Anayasasının yapımındaki gayretleri görüyoruz. Bu gayretler, olağanüstü koşulların ruhunu Anayasamıza aynen yansıtıyor. yürürlükte olan 1982 Anayasası da, aynı sosyolojik ve psikolojik ortamda hazırlanmış, rejim ve devletin bekası önemlidir demiş ve ferdi ikinci plana atmıştır.

Darbeler sonrası anayasaları, halkın iradesiyle seçilen bir kurucu iktidar ya da Meclis tarafından değil, kapatılan Meclisin sıralarına oturtulan atanmış kişiler tarafından yapılmıştır; tartışmaya da kapalı tutulmuş, hem devlet başkanı hem Anayasa oylanmıştır; tek adaylı, alternatifi olmayan seçimler yapılmıştır. Her iki anayasanın da ortak paydası, halksız olmalarıdır, halk unsurundan yoksunluktur. 

Sayın milletvekilleri, çağdaş anayasalarda, bireyin hak ve özgürlük alanları esas olduğu halde, yürürlükteki Anayasamızda, hak ve özgürlükleri sınırlama yoluna gidilmiştir; devletin korunması esas alınmış, rejimin bekası esas alınmıştır. 

Gerek cumhuriyet öncesi ve sonrası anayasaların yürürlüğe girmesinin üzerinden yıl geçmeden tartışmaya başlamışız, 150 yıldır da anayasamızı tartışıyoruz. Demokratik ülkelerde temel ve esas olan, anayasa istikrarıdır. Maalesef, bu istikrarı 150 yıldır yakalayamadık, tartışmayı bitiremedik ve hâlâ da devam ediyoruz.

Olağanüstü şartlarda hazırlanıp kabul edilen 1982 Anayasası da, yürürlüğe girdiği günden bu yana yoğun tartışmalara konu olmuştur. Bugün gelmiş olduğumuz noktada, bu Anayasa, hiçbir siyasî parti tarafından sahiplenilmemektedir. Onun, tamamen ya da kısmen değiştirilmesi yönünde görüşler ileri sürülmektedir. Siyasî partilerimizin bu talepleri de, kamuoyunca, basınımızca ve yargı organlarımızca paylaşılmaktadır. 

Bütün bu değişiklik taleplerinin ortak paydası nedir? Ortak payda, siyasal sistemimizi daha demokratik, daha çağdaş ve daha katılımcı kılmaktır. Ortak payda, temel hak ve hürriyetleri, uluslararası standartlarla, özellikle onaylamış olduğumuz insan hakları ve sözleşmeleriyle uyum sağlamaktır, bireyin hak ve hukukunun teminat altına alındığı bir Türkiye'ye ulaşmaktır. Ortak payda, hukuk ve yargı düzenimizi, Avrupa ortak hukukunun ulaştığı düzeyde mevzuatımızı yenilemektir. Ortak payda, Anayasamızda evrensel insan haklarını güvence altına almak, devletin konumunu gözden geçirmek, hak ve sınırlarını tespit etmektir.

Sayın milletvekilleri, siyasî partilerimizin, kamuoyunun, yargı dünyamızın talepleri karşısında, Türkiye Büyük Millet Meclisi, görev ve sorumluluk anlayışı içinde bu değişiklik taleplerini dikkat alacak, elbette, gereğini yapacaktır. Anayasa değişikliği hükümetlerin işi değildir, Türkiye Büyük Millet Meclisinin işidir. Sayın İyimaya, bugün de böyle oluyor. Siz ve Grubunuz bu işin içinde yok mudur? Hep beraber bu işi gerçekleştirmek durumundayız. 

Anavatan Partisi olarak talebimiz, siyasî partiler tarafından Anayasa Uyum Komisyonuna bildirilen değişiklik talepleri, Uyum Komisyonunda geniş bir zaman diliminde değerlendirilirse, zannediyorum, değişikliğe ilişkin tartışmalar daha sağlıklı olacaktır. 

AHMET İYİMAYA (Amasya) – Onu diyorum zaten. 

BEYHAN ASLAN (Devamla) – Öncelikle, Anayasamızın, en acil ve üzerinde fikir birliği oluşması en kolay görülen konulardan başlayarak değiştirilmesi, bize göre, daha gerçekçi bir yöntem olmalıdır. Üzerinde uzlaşılmayan konuların gündeme getirilmesi halinde, tartışmalar gereksiz ayrıntılara boğulacak, zaman kaybı olacak, çalışmalar sürüncemede kalacaktır. 

Anayasa değişikliği talepleri ve talepler doğrultusunda hazırlanan metinler, toplumun tüm kesimleri tarafından tartışılmalıdır. Toplumsal uzlaşma sağlanmalı, uluslararası sözleşmeler, insan haklarına ilişkin evrensel mevzuat, gelişmiş ülkelerin anayasaları tekrar tekrar gözden geçirilmelidir. Hedef; ideal anayasa olmalı, ideal anayasayı yakalamak yolunda gayret olmalıdır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anayasa değişiklikleri birtakım gelişen olaylara, değişen şartlara, esen rüzgarlara göre değil, acilen, günübirlik değil, uzlaşıp, tartışarak, çağdaş normlar gereği, ihtiyacı çok önceden tespit edilerek yapılmalıdır.

21’inci Dönem Meclisi Anayasa değişikliğini gerçekleştirdi; ama, nasıl? Bebek katili Apo’nun yargılanması aşamasında, mahkemece verilen hüküm tartışılmasın diye Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin Anayasayı değiştirdik; enerjide başgösteren sıkıntılar gereği, enerji yatırımlarının süratlendirilmesi gereğiyle Tahkime ilişkin Anayasayı değiştirdik. Bugün de, aynısını yapıyoruz; Cumhurbaşkanı seçimi yaklaşmış, Anayasanın Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin Anayasa değişikliği ile -bir siyasî partimizin kapatılmasına ilişkin dava Anayasa Mahkemesinde devam ediyor- Anayasada partilerin kapatılmasına ilişkin değişiklik. Bu görüşlerimizi, bu değişikliklere muhalif olduğum için söylemiyorum; bu değişiklikleri destekliyorum ve destekleyeceğiz; ancak, Anayasayı değiştirmek için ille de bizi zorlayan olayları beklemeyelim. Bunu, tek tek değişiklikler şeklinde yapmayalım; çünkü, tek tek değişiklikler, Anayasanın sistematiğini bozmakta, maddeler arasındaki çelişkilere, uyumsuzluklara sebep olmaktadır. 

Bu nedenle, Anayasamızın sistematiğini dikkate alarak, değişikliği istenilen maddeler, parakende olarak değil, topluca, Anayasa Uyum Komisyonunda görüşülüp, düzenlenmelidir. Düşüne düşüne, döne döne bu değişiklikleri 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi de mutlaka; ama, mutlaka yapmak zorundadır. 

Bugüne kadar siyasî partiler, Anayasa Uyum Komisyonunda, Anayasanın 24 maddesinde değişiklik yapılması üzerinde uzlaşmışlardır. Bugün görüştüğümüz ve değişikliği istenilen, Anayasamızın 69, 86 ve 101 inci maddeleri de uyum komisyonunda bulunmaktaydı. Yine, şartlar, bu maddeleri daha erken görüşmemizi sağlamıştır. Ben, bunun son olmasını diliyorum. 

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye, artık, dünyaya kapalı bir ülke değildir. Anavatan Partisinin zihniyet değişikliği sayesinde, Türkiye'yi gelişmiş dünyayla ayıran görünmeyen duvarlar yıkılmış, engelleyen eller kırılmıştır. Bundan böyle, hukuk devleti kavramının içi doldurulmalıdır; boş, muhtevadan yoksun, sadece seçimden seçime haykırılan slogan olmaktan çıkarılmalıdır. Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü, Türkiye'nin en önemli karakteri olmalıdır. 

Sayın milletvekilleri, insan aklının bulabildiği en mütekâmil rejim, demokratik rejimdir. Demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurları da, siyasî partilerdir. Siyasî hayatımızın, demokrasimizin ana öğeleridir siyasî partiler. Faaliyetlerini, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde yürüteceklerdir. Asıl olan, yasalara uymaktır. Anayasamızın 69 uncu maddesiyle ilgili olarak önümüze getirilen değişiklik, partilerin kapatılmasını zorlaştırmakta; kapatmayı, mahallî mahkemeler tarafından bir siyasî partinin suç odağı olduğuna ilişkin olarak verilen kesin hükümlere bağlamaktadır; Anayasa Mahkemesinin takdir yetkisini sınırlamaktadır. 

Bizler, daha önce Siyasî Partiler Kanununda bir değişiklik yaptık. Bu istenen değişiklik, tersinden bir uyum yasasıdır. Bu, küçük de olsa, demokratik bir adımdır, tatmin olup olmamak sonra düşünülecek bir konudur; ama, bu demokratik adımı engellemenin, bana göre, demokrasiye karşı olmaktan başka izahı yoktur. 

Milletvekillerinin ve emeklilerinin özlük haklarını düzenleyen Anayasamızın 86 ncı maddesi, en çok tartışılan ve Meclisin ve milletvekillerinin itibarını, asılsız iftiraya varan iddialarla sarsan bir maddedir. Milletvekillerinin özlük hakları devamlı tartışma konusu yapılmamalıdır. Meclis Başkanlığı, özlük haklarına ilişkin belgeleri, bilgileri, basına ve kamuoyuna açıklamalıdır. Milletvekillerinin özlük hakları şeffaf olmalıdır. Bizim, milletvekillerinin, halkından gizleyecek hiçbir konusu yoktur.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; demokratik parlamenter rejimle yönetilen ülkelerde, cumhurbaşkanlığı seçimleri hiçbir zaman sorun olmaz, gündemi günlerce işgal edmez; demokratik ülkelerde cumhurbaşkanının varlığı, temsilî niteliktedir. Ne var ki, bizde cumhurbaşkanlığı makamı, yürütmeye, yargıya ve yasamaya ait olan yetkilerle donatılmış, buna mukabil sorumsuzluğu da Anayasanın teminatı altındadır. Belki bu nedenle seçimlere büyük önem atfedilmektedir. 

Millî mücadele yıllarında ve 1924 Anayasasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi, cumhurbaşkanlığının süresini rahmetli Emin Sazak'ın teklifiyle 4 yıl olarak belirlemiş ve cumhurbaşkanlarının tekrar seçilmelerini de mümkün kılmıştır ve o zaman, seçim, salt çoğunlukla yapılmakta idi. 

1961 Anayasasında, cumhurbaşkanı seçilmenin şartları katılaşmış, 7 yıllık süre için 2 bölü 3 oyla seçilme öngörülmüş, ikinci oylamada çoğunluk sağlanamaz ise salt çoğunluk aranmıştır ve bir kişi de ikinci kez cumhurbaşkanı seçilemiyordu. 

1982 Anayasası ise, cumhurbaşkanlığı seçimini yumuşatmış, süreyi değiştirmemiş, ancak, seçilme şartlarını kolaylaştırmıştır. Yetkiler yönünden yalnız devleşmiştir cumhurbaşkanlığı makamı. Meclis dışından da cumhurbaşkanının seçilmesi öngörülmüştür. 

Şimdi yapılacak değişiklikle, cumhurbaşkanlığı süresi 5 yıla indirilmekte ve ikini kez seçilmesi imkânı da sağlanmaktadır. 

Sayın milletvekilleri, Türkiye'de, cumhurbaşkanlığı seçimleri hep sancılı olmuş, ülke krizlere boğulmuş; hatta, cumhurbaşkanının seçilememesi darbe gerekçesi bile yapılmıştır. Cumhurbaşkanı seçimlerini demokratik kriterlerle değerlendirdiğimizde, demokrasi tarihimiz açısından demokratik sabıkaları görürüz. Demokrasi tarihimiz, cumhurbaşkanı seçimlerinde demokratik sabıkalarla doludur. Devletin tek sahibini kendileri sanan, siyasî partileri hafife alan, jakoben, militarist, tepeden inmeci, kendilerini aydın ve çağdaş; ama, halkı cahil gören dar ve antidemokrat kafaların baskıları sonucu, Meclis, emrivakilerle karşı karşıya kalmıştır her seferinde. 

Cumhurbaşkanlığı makamına duyduğumuz saygı gereği, bugüne kadar görev yapmış cumhurbaşkanlarımızı rahmetle anıyorum, hayatta olanlara da sağlık diliyorum. 

Tarih, tekrar yaşanmak için değil, ders almak için okunmalıdır. Geçmiş geleceğin öğretmenidir. Geçmiş olaylar, bizi, ileriye, demokrat bir Türkiye için, daha ileriye götürmelidir. Demokratikleşmede, çağ, mutlaka yakalanmalıdır. 

Sayın milletvekilleri, demokratik kuralları bilmek, mevzuatımızı demokratik kurallarla donatmak yetmez; demokratik kuralların yanında, onu her türlü baskıya karşı koruyacak, cesur, yürekli ve demokrat insanlara ihtiyaç vardır. Bugün, cumhurbaşkanlığı makamında sivil bir cumhurbaşkanı oturuyorsa, bunda en büyük övünç payı rahmetlik Özal'ın ve Anavatan Partisi mensuplarınındır. 

Sayın milletvekilleri, Anayasamızla ilgili madde değişiklik teklifinde, Partimize mensup milletvekili arkadaşlarımızın büyük çoğunluğunun imzası vardır. Yasal zorunluluk gereği, Anayasa değişikliklerinde grup kararı alınamaz. Parti içi demokrasi gereği de, milletvekilleri, vicdanlarının sesini dinleyerek, ülkenin içinde bulunduğu şartları ve özellikle, demokrasi tarihimizde zaman zaman yakaladığımız siyasî istikrarı değerlendirerek oy kullanacaklardır. Parti içi demokrasi, anayasal bir zorunluluktur, demokratik bir etikdir. 

57 nci hükümetle yakalanan bu siyasî istikrara ve bu Anayasa değişiklik paketine katkıda bulunan muhalefet partilerimize de teşekkür ediyoruz. 

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, cumhuriyetimizin daha fazla demokrasiye ihtiyacı vardır. Siyaset dünyamızın, hoşgörü, tartışma ve uzlaşma kültürüne, demokrat kafalara ihtiyacı vardır. Ülkenin, vicdanı hür, irfanı hür, fikri hür, soran, sorgulayan ve katılarak denetleyen insana, demokrat insana ihtiyacı vardır. Cumhuriyetimizin temel nitelikleriyle kavga edenleri, kişilerin inanç dünyasına, manevî hayatına tasallut ve müdahaleyi alışkanlık haline getirenleri, demokratik ilkelere sığınmaya davet ediyor ve görüştüğümüz Anayasa değişikliklerinin, ülkemize hayırlar getirmesini diliyorum. 

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (ANAP, DSP, MHP ve DYP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aslan.


(30.3.2000) 
sayfa başı