|
|
 |
Tutanaklardan
anayasa değişikliği görüşmeleri...
69.
Madde ile ilgili konuşmalar
Cumhurbaşkanı'nın
görev süresini düzenleyen 101, siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran
69 ve milletvekillerinin özlük haklarını düzenleyen 86. maddelere ilişkin
Anayasa değişiklik teklifleri ile ilgili ilk tur görüşmeleri , 29 Mart
2000 tarihinde TBMM Genel Kurulu'nun 73. birleşiminde yapıldı.
Tutanaklardan,
69 madde üzerinde yapılan konuşmalar şöyle:
FP GRUBU ADINA MUSTAFA KAMALAK
(Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Anayasanın 69 uncu
maddesini değiştiren teklif hakkında Fazilet Partisi Grubunun görüşlerini
açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım; konuşmama başlarken hepinizi hürmetle
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, 69
uncu maddeyle ilgili olarak getirilen teklifin, yerinde, ancak, yetersiz
olduğunu görüyorum. Teklif yerindedir; çünkü, bugün, sıradan, en basit
bir derneği dahi kapatabilmek için kesin mahkeme kararına ihtiyaç duyulurken,
demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsuru olan siyasî partilerin kapatılabilmesi
için herhangi bir hüküm aranmamaktadır.
Değerli arkadaşlarım, teklif,
bu haliyle, artık, siyasî partilerin odaklaşma bakımından kapatılabilmesi
için, kesin hüküm şartını aradığı için yerindedir, ancak, yetersizdir;
çünkü 69 uncu maddeyi bir bütün olarak el almamakta, maddede yer almış
bulunan diğer fıkraları keyfî yorumlara açık bırakmaktadır. Bunu da, hukuk
devleti bakımından kabul etmek mümkün değildir.
Gerçekten, 2908 sayılı Dernekler
Kanununun 53 üncü maddesine göre, bir derneğin kapatılabilmesi için, mahkemelerce
verilmiş birden çok kararın, kesin hükmün bulunması gerekir. Nitekim, Yargıtay
2. Hukuk Dairesinin vermiş olduğu bir karar göre "eylemler" sözcüğü çoğunluğu
ifade ettiğinden, bir kez bu nitelikte olayların gerçekleşmesi, derneğin
kapatılabilmesi için yeterli değildir; ama, siyasî partilerin kapatılabilmesi
için herhangi bir hüküm aranmamaktadır.
Değerli arkadaşlarım, Anayasamızın
2 nci maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuk devletinde
hak ve hürriyetler asıl, yasaklar ve sınırlamalar ise istisnaidir. Başka
bir ifadeyle, hukuk devletinde ne ki yasak değil, serbesttir. Başka bir
ifadeyle, kanunla yasaklanmamış her fiil, hukuk devletinde serbesttir.
Kanunun yasak saymadığı bir fiili şu veya bu şekilde cezalandırmak, hukuk
mantığıyla bağdaşamaz.
Değerli arkadaşlarım, Anayasamızın
69 uncu maddesinin yedinci fıkrasına göre, temelli kapatılmış olan bir
siyasî parti başka bir ad altında kurulumaz; ama, sormak istiyorum, gerçekten,
bir partinin hangi hallerde başka bir partinin devamı olduğunu bilen, ölçülerini
gören, mahiyetini duyan var mı aranızda; yok. Biz diyoruz ki: Evet, temelli
kapatılmış olan bir parti, başka bir ad altında kurulamasın; ama, hukuk
devletinde, bunun ölçüleri de kanun tarafından belirtilsin istiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, siyasî
partileri keyfî olarak kapatarak demokrasiyi yaşatmak mümkün değildir.
Bakın, Türkiye, demokratik hayata, en azından çokpartili sisteme aşağı
yukarı 90 küsur yıl önce geçmiştir; ama, bugün, en kıdemli partimiz 17
yaşında. Buna karşılık, Avrupa sahalarında top koşturan futbol takımları
yaklaşık 100 yaşındadır. Yine, başka bir ifadeyle, hiçbir eylemi bulunmadan,
hakkında verilmiş kesin mahkeme kararı olmadan siyasî partileri kapatarak
demokrasiyi geliştirmek, güçlendirmek, Avrupa standartlarına ulaştırmak
mümkün değildir. Bunu önleyebilmek için, başka bir ifadeyle demokrasiyi
geliştirebilmemiz için, siyasî partileri yaşatmamız lazımdır.
Değerli arkadaşlarım, bugünkü
haliyle 69 uncu maddeye baktığımızda, gerçekten, son derece muğlak hükümlere,
keyfî uygulamalara açık olduğunu görüyoruz. Bunun örneğini, bizzat, bir
arkadaşınız olarak yaşamış durumdayım. Nitekim, Anayasa Mahkemesi, bu maddeleri
yorumlarken "Refah Partisini kapatabilmemiz için, Siyasî Partiler Kanununun
103 üncü maddesini iptal etmemiz lazımdır" dedi. İyi de, o maddeye karşı
açılmış bir dava yoktu. Anayasa Mahkemesi, 69 uncu maddeye dayanarak dedi
ki "olmasın, davayı ben açıyorum." Sen kimsin; Anayasa Mahkemesi, davayı
nerede açıyorsun; Anayasa Mahkemesinde, hükmü kim verecek; Anayasa Mahkemesi.
Değerli arkadaşlarım, böyle
bir uygulamayı başka bir ülkeden öğrenseniz, sanıyorum en azından hayret
edersiniz. Böyle bir uygulamaya hukuk devleti mantığı açısından evet demek
sanıyorum mümkün değil. Bu sözleri Anayasa Mahkemesini eleştirmek için
söylemiyorum; ama, mevcut maddenin durumunu arz bakımından ifade ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, yine,
aynı maddeye dayanarak yüksek mahkeme, 1984 yılında, bir siyasî partimiz,
Doğru Yol Partisi hakkında verdiği kararında, "siyasî partileri kapatma
davası bir ceza davasıdır" dediği halde, 1998 yılında aynı gerekçeye dayanarak,
aynı hükümlere dayanarak "siyasî partileri kapatma davası bir ceza davası
değildir" demiştir. Halbuki, mahkeme, aynı mahkeme, dayanılan madde aynı
maddedir; ama, hüküm farklı. Nereden kaynaklanıyor; maddenin muğlak oluşundan,
keyfî uygulamalara müsait bulunmasından kaynaklanmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, biz
diyoruz ki, temelli kapatılmış olan bir siyasî parti başka ad altında kurulamasın;
ama, bunun ölçülerini Türkiye Büyük Millet Meclisi koysun, sizler koyunuz,
talebimiz budur. Sanıyorum, burada, hukuk dışı bir talep ileri sürmüyoruz.
Değerli Başkanım, yapılan
düzenlemede de birtakım imla hataları var, onu da arz etmek isterim.
Teklifin sondan ikinci satırında
"kesin hükmün" ifadesi yer almakta. Yani, daha önceki satırlarda çoğul
olarak kullanılan ifade, Türkçe kurallarına uyulmadığı içindir sanıyorum,
burada tekil olarak yer almıştır. Bunun hem anayasa hukuku bakımından hem
Türkçe açısından düzeltilmesi lazım, bununla ilgili önergemiz verilmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Size 1 dakika daha
süre veriyorum.
MUSTAFA KAMALAK (Devamla)
– Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Takdirlerinize arz ediyor,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Doğru Yol Partisi
Grubu adına Sayın Ali Naci Tuncer; buyurun Sayın Tuncer. (DYP sıralarından
alkışlar)
DYP GRUBU ADINA ALİ NACİ
TUNCER (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının 69 uncu maddesinde değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi
üzerinde, Grubum adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri,
69 uncu maddenin altıncı fıkrasında bir değişiklik yapılmaktadır. 69 uncu
maddenin altıncı fıkrası, malumunuz, 68 inci maddenin dördüncü bendinde
belirtilen fiilleri işlemiş olan bir parti hakkında, bu eylemlerin odak
noktasına gelip gelmediğini takdir eden Anayasa Mahkemesi, kapatılması
veya kapatılmaması kararı verecektir. Yeni düzenlemeyle ne getiriliyor;
bu fiillerin bidayet mahkemelerince hükme bağlanması, suç olması ve kesinleşmesinden
sonra bu fiilin odak haline gelip gelmediğine Anayasa Mahkemesi karar verecek.
Mevcut hükme göre, demokratik
bir adım olarak mütalaa ediyoruz, yeterli bulmuyoruz; ancak, tamamen yoruma
dayanan bugünkü metne biraz daha disipline edilmiş bir hüküm getirildi.
Uzlaşma komisyonunda getirilen metinde "hükümler tabiri" vardı; yani, odak
noktasına gelebilmesi için kesinleşmiş birden fazla mahkeme kararının olması
gerekirdi. "Odak" kelimesiyle düşünüldüğünde, bu getirilen ilk metin çok
daha uyumluydu. Zira, bir olaya odak denilmesi, birçok hadisenin bir noktada
birleşmesi anlamına gelir. Gerçi, olayların niteliği tek mahkeme kararını
da odak haline getirebilir.
Saygıdeğer milletvekilleri,
Anayasa değişikliklerinin gündeme gelmesi, Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle
özdeşleştirildi. İlk gelen tekliflerde, Anayasanın 101 inci maddesinin
değiştirilmesi gündemde idi. Biz parti olarak, Cumhurbaşkanlığı seçim müessesesinin
değiştirilerek, halkın oyuna sunulmasını, Cumhurbaşkanlığı seçimi gündemde
yokken seçim beyannamelerimizde, ikinci demokrasi paketimizde belirtmiştik
ve bunun bir gereği olarak da ilk değişikliği Meclise sunmuştuk; yeterli
çoğunluğu sağlayamadık, sayımız kâfi gelmiyordu, bir parti tamamladı; ama,
Anayasa Komisyonunda reddedildi. İkinci teklifimiz de geçerliydi, o teklif,
bu teklifle birleştirilerek geldi. Bu teklif, bugün Türkiye gündemine oturmuş
olan bir müessesenin çözümü için acildi. Bunun yanına 69 uncu maddenin
ve 86 ncı maddenin ilave edilmesini şık bulmadığımızı, sanki, bazı çevrelere
ödün vermek için getirildiği imajının kamuoyunda uyanmasına sebep olduğu
için, biz, bu şekliyle gelmesini şıklığı yönünden uygun bulmadık. Ancak,
yukarıda da ifade ettiğim gibi, demokratik bir atılım olduğu için, biz,
bu teklife de müspet bakıyoruz; ancak, yeterli bulmuyoruz.
Saygıdeğer milletvekilleri,
Anayasamızın kabul tarihi 7.11.1982'dir. O günleri düşündüğümüzde, o günkü
idare şekline göre, Anayasanın bazı maddelerinin demokratik cumhuriyetlere
uymayacağı kanaatine vardık. Zaman içerisinde dünyada ve Türkiye'de meydana
gelen demokratik, ekonomik, sosyal ve siyasal olaylar bazı maddelerin yeniden
ele alınması zaruretini gündeme getirdi. Bu cümleden olmak üzere, İçtüzüğümüzde
olmamasına rağmen, çok iyi bir örf ve gelenekle, her partiden 2 üye almak
suretiyle uzlaşma komisyonu kuruldu. Uzlaşma komisyonu, çok hızlı bir şekilde,
ilk önce Anayasada yapılacak değişiklikleri gündeme aldı. Çok kısa bir
süre çalıştık; ama, saygıdeğer arkadaşlar, Anayasanın genelinde, 24 ana
madde, 16 geçici maddenin değiştirilmesi hususunda çok genel anlamda bir
mutabakat sağlandı. Bu maddelerin içerisinde görüşmekte olduğumuz 69 uncu
madde, 86 ncı madde ve 101 inci madde de vardı. Keşke, bugün, gündemde
olan 101 inci madde tek getirilseydi de; diğerlerini genel bir paket içerisinde
getirseydik.
Siyasî partiler, demokrasinin
vazgeçilmez kurumlarıdır. Siyasî örgütlenme özgürlüğünün kanunî tahditleri,
Anayasa seviyesinde tereddüte meydan vermeyecek şekilde belirlenmelidir.
Demokrasilerde asıl olan, siyasal örgüt olan partilerin yasalarla değil,
halk oylarıyla kapatılmasıdır. Halk, programını ve icraatını beğenmediği
partilere oy vermemek suretiyle, onları kapatmaya mahkûm etmelidir. Bunu,
siyasî tarihimizde görüyoruz; yüzde yarımlarda, yüzde 25'lerde, 0,25'lerde
kalan partilerin, bugün, tabelaları indirilmiş ve onlar tarihteki yerlerini
almışlardır.
Elbette ki, demokrasi de
kendini korumak zorundadır. Demokrasiye zarar verecek siyasî bir örgüt
olan partilere bazı müeyyideleri tatbik etmemiz gerekirdi. Burada, ilk
önce, rehabilite etme tedbirlerini gündeme getirmemiz lazımdı. Bunlar ne
olabilirdi; örneğin, devletten aldığı yardım kesilebilirdi, bir dönem seçimlere
katılmama cezası verebilirdi; geçici kapatma cezası verilebilirdi. Ayrıca,
partilerin kapatılmasıyla ilgili usul hükümlerinde değişiklik yapılması
gerektiği kanaatindeyim. Bundan önceki yasama dönemindeki arkadaşlarım
hatırlayacaklar, 83 üncü maddenin değiştirilmesi müzakerelerinde, hemen
hemen her grubun ittifak ettiği bir hüküm vardı; o da, başsavcının dava
açması, Yargıtay ceza daireleri başkanlarından meydana gelen bir kurulun
ön iznine bağlanmasıydı. Buna benzer bir hüküm de konulabilirdi. Her halükârda,
bir siyasî parti için en son düşünülecek şey kapatma cezası olmalıydı.
DYP'nin bu görüşleri, herhangi bir partiyle bağlantılı değildir; görüşümüz,
demokrasinin gereğidir. Biz, demokratik uygarlığın standartlarını arıyoruz.
Bir maddede düzenleme yaparken,
o maddede aksayan diğer fıkraları da nazarı itibara almamız gerekirdi.
Altıncı fıkrada yapılan düzenleme, her ne kadar yeterli değilse de, aynı
maddenin yedinci fıkrasında da bir sıkıntı vardır. Yedinci fıkra, kapatılan
bir partinin devamı niteliğinde bir parti açılamayacağını hükme bağlıyor;
ancak, müeyyidesi yok. Çünkü, Anayasada, kapatmayı gerektirecek fiiller
sayıldığı halde, kapatılan bir partinin devamı niteliğinde olan bir hükmü
saymamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir dakika veriyorum.
ALİ NACİ TUNCER (Devamla)
– Tamam efendim.
O nedenle, buraya da bir
açıklık getirilmesi, yeni, demokratik bir atılım olmuştu. Avrupa Birliğine
gireceğimiz bir dönemde ve Avrupa Konseyi üyesi olduğumuz bir dönemde,
imza altına aldığımız tüm anlaşmalara da paralel düzenlemeler yapmamız
gerekirdi. Vaktim olmadığı için detayıyla okuyamıyorum; Venedik kararlarında,
partilerin nasıl kapatılması gerekeceğine dair sarih hükümler vardır; bu
hükümleri biz benimsedik. Bunları, yasalarımıza ve anayasamıza taşımamız
gerekir.
Oylama, malum, gizli olduğu
için, Grubumun meylini belirtemiyorum; ancak, bu düzenlemeyi, bütün eksikliklerine
rağmen, kabule şayan gördüğümüzü ve duygularla hepinizi selamladığımı ifade
etmek istiyorum.
İnşallah, daha sonra bizim
getireceğimiz paketlerle iyi bir mutabakat içerisinde anayasanın tamamı
düzenlenir ve bir daha bir problem kalmaz.
Hepinize saygılar sunuyorum.(DYP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Gruplar adına başka söz isteyen
arkadaşımız?..
MEHMET EMREHAN HALICI (Konya)
– Grubumuz adına, İstanbul Milletvekili Sayın Necdet Saruhan konuşacaklar.
BAŞKAN – Sayın Saruhan, buyurun.
(DSP sıralarından alkışlar)
DSP GRUBU ADINA NECDET SARUHAN
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte
olduğumuz Anayasamızın 69 uncu, 86 ncı ve 101 inci maddelerinde değişiklik
yapılmasına ilişkin yasa teklifinin 1 inci maddesiyle ilgili olarak, Demokratik
Sol Parti Grubunun -ancak, bir anayasa değişikliği söz konusu olduğu için,
Grubumu bağlamamak koşuluyla- görüşlerini arz etmeye çalışacağım.
Sevgili arkadaşlarım, bendeniz,
bu kürsüde yaptığım son konuşmamda, sözlerimi, yeni uzlaşmalarda buluşmak
dilek ve temennisiyle noktalamıştım. Bu isteğim tam olmadı; ancak, yine
çok mutluyum, belki de çok şanslıyım; çünkü, görüşmekte olduğumuz kanun
teklifi, 399 milletvekili arkadaşımın ve 3 parti liderimizin imzalarıyla
huzura geldi. Öyle inanıyorum ki, bu, yine bir uzlaşmayla çıkacak ve ülkemiz
için, demokrasimiz için yararlar sağlayacaktır.
Arkadaşlarım, bendeniz, 69
uncu maddenin değiştirilmesine ilişkin Anayasa Komisyonu çalışmaları yapılırken,
izleyici olarak komisyonda bulundum ve oradaki arkadaşlarımın, özellikle
komisyon üyelerinin ve komisyon üyesi olmayan milletvekili arkadaşlarımın
görüşlerinden son derece etkilendim ve faydalandım; orada edindiğim bilgileri
de katmak suretiyle, Demokratik Sol Parti adına, bazı görüşlerimi arz etmeye
çalışacağım.
Arkadaşlarım, siyasî partiler
demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Anayasamızın 81 inci maddesi, siyasal
partilerimizin bu husustaki güvencesini getiren bir maddedir. Ancak, üzülerek
söylemek istiyorum ki, 1961 yılından bu yana, maalesef -belki de bu demokrasi
ayıbımız, belki bir kusurumuz- 20'den fazla partimizi kapattık. Ancak,
burada, kusuru, partileri kapatan yargı organlarımızda değil, bence, o
partilerin kapanmasına neden olan fiilleri işleyen siyasî partilerde veya
onun mensuplarında aramak gerekir.
Arkadaşlarım, Avrupa'da,
Batı demokrasilerinde de siyasî partilerin kapanmasına ilişkin hükümler
var. Her ülke, ülke bütünlüğünü ve rejimini tehlikeye sokacak hususların
konu edilmemesi yönünde, siyasî partilerin kapatılması noktasında, bazı
hükümleri anayasalarına da koymuş; örneğin, Federal Almanya Anayasasında,
Portekiz Anayasasında, hatta, dolaylı biçimde Fransız Anayasasında bu hükümlere
rastlamak mümkün, hele hele, Doğu Avrupa ülkelerinin anayasalarının çoğunda,
çok şedit hükümlere de rastlamak mümkün.
Arkadaşlarım, Avrupa İnsan
Hakları Beyannamesinin 17 nci maddesinde, hak ve özgürlüklerin, kötüye
kullanılarak o hak ve özgürlükleri yok edemeyeceği yazılıdır. Dolayısıyla,
biz, siyasî partilerimize, elbette, en geniş özgürlükleri tanıyacağız;
ama, siyasî partilerimiz de, o özgürlüklerini ve haklarını kullanarak,
bu ülkenin bütünlüğüne, Anayasamızın 68 inci maddesinde öngörülen fiilleri
işlememek ve işletmemek şekliyle hizmet edeceklerdir.
Bizler yasama dönemi başında
bir andiçtik. Eğer, benim parlamenter arkadaşlarım içtikleri bu anda sadık
kalırlarsa, mensup oldukları siyasî partilerinin üyelerine ve organlarına
o anda bağlı kalacak paralelde öğütlerde bulunurlarsa, Türkiye Cumhuriyetinde
hiçbir parti kapanmaz. (DSP sıralarından alkışlar)
Sevgili arkadaşlarım, Anayasa
Komisyonundaki görüşmeler sırasında, bazı arkadaşlarım, yapmış olduğumuz
değişikliğin bazı kıstaslarla Anayasaya aktarılmasını istediler. Ancak,
hepinizin bildiği gibi, anayasalar özdür, esastır. Anayasalara teferruatı
yazamazsınız. Zaten, 69 uncu maddede yapılan değişiklikte "kanunlardaki
ölçütlere göre" deniliyor. Ne yaparız; biz 69 uncu maddeyi değiştiririz,
sonradan, o anayasa değişikliğiyle bağlantılı olarak kanunda bu kıstasları
getirebiliriz. Kaldı ki, Anayasamızın 68 inci maddesinde, Siyasî Partiler
Yasamızın çeşitli maddelerinde, hatta, Türk Ceza Kanunumuzda, hangi kıstasların
parti kapatmaya neden olacağı açık açık yazılıdır. Anayasalar kazüist bir
metotla yapılamaz; dolayısıyla, yapılan bu çalışmanın bir noksanlık olarak
kabul edilmemesi gerekiyor kanaatindeyim.
Arkadaşlarım, daha önce de
söyledim; Avrupa ülkelerinde de parti kapatma hükümleri var. Ancak, ben,
Demokratik Sol Partinin programından da kısa bir iki bilgi aktarmak istiyorum:
Demokratik Sol Partinin programında, partilerin kuruluşları, işleyişleri,
görevleri ve işlevleri konuları uzun uzun anlatılmış ve Demokratik Sol
Parti, siyasî partilerin önüne, bırakın şedit cezaları, diğer engellerin
de çıkarılmaması görüş ve kanaatini açıkça ifade etmiştir.
Sevgili arkadaşlarım, Demokratik
Sol Partinin demokratikleşme ve siyasî görüşüne göre, siyasî partilerin,
konulacak şedit ceza hükümleriyle değil, o partinin, halkın belleğinden,
seçmenin gönlünden silinerek, seçim sandıklarında bitirilerek kapatılmasından
yanadır.
Bu düşünce ve duygularla,
daha fazla vaktiniz almamak için, tüm arkadaşlarıma bir ricada bulunmak
istiyorum. 21 inci Yasama Döneminde, bizler, uzlaşmayla, demokratikleşme
adına çok iyi mesafeler aldık. Gelin, 69 uncu maddeye, eksikleri de olsa,
en azından bir fırsat olduğunu bilerek, bugün mevcut partilerimize, yarın
kurulacak diğer partilerimize de bir güvence getireceğini düşünerek, hep
birlikte "evet" diyelim; omuz omza, yan yana, bu demokratik adımı birlikte
atalım.
Başlamak bitirmenin yarısıdır
diyor; Partim ve şahsım adına, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (DSP ve
MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Anavatan Partisi Grubu adına,
Sayın Beyhan Aslan; buyurun efendim.
ANAP GRUBU ADINA BEYHAN ASLAN
(Denizli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasamızın
69 uncu maddesinde yapılması istenilen değişiklik hakkında Anavatan Partisi
Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz aldım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, insan
aklının bulabildiği en mütekâmil rejim demokrasi ise, demokrasinin teminatı
ve vazgeçilmez unsurları da siyasî partilerdir. Siyasî partiler, siyasî
hayatımızın, demokrasimizin ana öğeleridir. Faaliyetlerini, Anayasa ve
kanunlar çerçevesinde yürüteceklerdir. Aslolan, yasalara sadakattır, yasalara
uymaktır.
Siyasî partiler geniş halk
örgütleridir, demokratik katılımın en önemli ve etkin vasıtasıdır, hedefleri
iktidar olup, ülke yönetimine talip olmaktır, insana hizmet gibi kutsal
bir görevi üslenirler, zihni çile çekerler, en çok ülke ve ülke insanı
için fedakârlığı enayilik olarak nitelendirenler tarafından da haksız tenkite
uğrarlar.
Siyasî partilerin en önemli
görevlerinden biri, varlığını borçlu olduğu cumhuriyetin ve demokrasimizin
temel nitelikleriyle kavga etmemektir. Milletimizin vazgeçilmez değerleriyle,
cumhuriyetimizin temel niteliklerinin örtüşmesinde, siyasî partilere büyük
bir görev düşmektedir. Siyasî partiler faaliyetlerini, hizmetlerini yaparken,
demokratik çerçeveye uymak zorundadırlar.
Demokrasilerde, devlet bütünlüğünü
koruma noktasında siyasî partilere büyük görev düşmektedir; demokrasilerde,
devlet bütünlüğünün saklı kalması için bütün siyasî partilerde ortak millî
şuura inanmış kadrolar gerekir. Ortak millî şuur, üniter devlettir, milletin
bölünmez bütünlüğüdür. Dış dünyada, ülkenin haysiyet ve onurudur, cumhuriyetin
temel nitelikleridir; demokratik ilkelerdir ve milletimizin moral değerleri,
kıymet hükümleridir, değişmez değerleridir ve bu ortak şuurun bayrağı da
ay yıldızlı al bayraktır. Ay yıldızlı bayrak, bütün siyasî partilerin simgesi
olan siyasî partilerin bayraklarının üzerinde dalgalanır. Bütün siyasî
partilerin bayrakları, o bayrağa hizmet etmek durumundadır. O bayrak, rakip
tanımaz. Siyasî partilerin tümü, faaliyetlerini, o bayrağın gölgesinde
yapmak zorundadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Anavatan Partisi olarak, siyasî partilerin kapatılmasının imkânsızlığını
değil... Gelişmiş ülkelerde de siyasî partiler kapatılabiliyor. Yakın tehlike
ve kamu düzeni önplana geçip, siyasî partilerin kapatılması mümkündür.
Burada esas olan, ulusal mevzuatımızı uluslararası kriterlere, Avrupa normlarına
uygun hale getirmektir. İşte, şimdi yaptığımız budur.
Biz, siyasî partilerin kapatılmasını
imkânsız kılmıyoruz; ama, siyasî partilerin kapatılmasını zorlaştırıyoruz;
çünkü, aslolan, siyasî partilerin faaliyetine devam etmesidir; istisna
da, kapatmaktır.
Siyasî partilerin faaliyet
alanının daha demokratik bir ortama taşınmasını istiyoruz. Görüştüğümüz
değişiklikle bu sağlanmalıdır.
Suç odağı olma hali, mahallî
mahkemelerce verilen kesin hükümlerle kesinleşecek. Bir siyasî partinin
suç odağı olduğunun tespiti halinde de, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
tarafından dava açılacak ve yine Anayasa Mahkemesinde o siyasî parti yargılanacak.
Partilerin kapatılmasına ilişkin daha önceki davalara baktığımızda, fiillerinden
dolayı kapatma davasının açılmasına sebep olanlar, genellikle, o siyasî
partilerin milletvekilleri olmuşlar. Partinin kapatılmasına sebep olacak
eylemi eğer milletvekilleri yapmışsa, ne olacak; işte o zaman Anayasamızın
83 üncü maddesine takılacak. Öyleyse, Anayasamızın 83 üncü maddesi, milletvekilinin
yargılanmasına engel olacak ve 69 uncu madde ve yaptığımız değişikliğin
de hiçbir anlamı olmayacak. Öyleyse, mutlaka, 83 üncü maddedeki dokunulmazlıklar
kaldırılmalıdır. Bu durum, anayasa değişiklikleri uyum komisyonundan geçmeden,
anayasanın sistematiği terk edilerek yapılan değişikliğin sonucudur. Bir
taraftan, yargılamaya açıyorsunuz; ama, diğer taraftan da, yargılamayı
engelleyen maddeyi Anayasada muhafaza ediyorsunuz. işte, bu sistematiği
bozmadan ve birbirine uydurmadan, çarkları birbiriyle uyum haline getirmeden
bu maddeyi değiştirmemizin bir anlamı olmaz; ancak, bu değişikliğin pratikte
uygulanabilmesi için, mutlaka, Anayasamızın 83 üncü maddesinin bir değişikliğe
tabi tutulması zorunludur; milletvekillerinin parti kapatılmasına ilişkin
olarak işlediği suçlar, dokunulmazlık alanının dışına çıkarılmalıdır diye
düşünüyorum.
Uyum Komisyonu gündeminde
bulunan milletvekili dokunulmazlığına ilişkin 83 üncü maddenin değiştirilmesi
bir zarurettir diye tekrar ediyorum. Bu değişiklik, milletvekillerinin
yargılanma sürecine hız kazandıracak; bu değişiklik, milletvekili dokunulmazlığına
yapılan eleştirilere de bir cevap niteliğinde olacak; yapılan değişikliğin
de o zaman bir pratiği olacaktır.
Sayın milletvekilleri, partilerin
kapatılmasına ilişkin, usule ilişkin itirazlarımız da var. Anayasa Mahkemesi,
siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin davalara dosya üzerinden karar
vermekte, parti hükmî şahsı adına bir yetkilinin savunmasını almakta, ne
var ki, cezaların şahsiliği prensibini bir tarafa bırakarak, savunması
hiç alınmadığı halde, milletvekilliğini sona erdirmekte ve siyaset yasağıyla
cezalandırmaktadır. Bu ise, savunma hakkının kısıtlanmasıdır. Savunma hakkının
kutsallığı karşısında bu garabeti izah etmek mümkün değildir. Bir taraftan
milletvekilinin milletvekilliğini sona erdireceksiniz ve ona savunma hakkı
vermeyeceksiniz. Bunun izahı mümkün değildir. Bu sorun, güvenli yargılanma
ve insan hakları sorunudur. Bu sorunu çözmek sorumluluğunu üzerimizde taşımak
zorundayız.
Siyasî partilerin kapatılmasına
ilişkin davalarda yargılama usulü, mutlaka, evrensel boyuta ulaştırılmalıdır.
Cezaların şahsîliği prensibi dikkate alınmalıdır. Eğer bir milletvekilinin
milletvekilliğini sona erdiriyorsanız, onun savunmasını almak zorundasınız.
Modern olmayan, dünyamızdan
kopuk bu kavramın mutlaka değişmesi zorunludur diye düşünüyorum ve siyasî
partilerimize, onların fedakâr kadrolarına başarılar diliyorum. 69 uncu
madde değişikliğinin demokratik bir adım olduğunu kabul ediyorum; bu konuda
müspet düşündüğümü de söylemek istiyorum ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
(ANAP, MHP ve FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Grupları adına söz
alan başka arkadaşımız var mı?.. Yok.
Şahısları adına, Sayın Yasin
Hatiboğlu. (FP sıralarından alkışlar)
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) –
Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyleri; bir anayasa teklifini müzakere
ediyoruz. Anayasa yapıcının, bir anlamda kurucu meclisin, anayasaların
nasıl değiştirileceğine dair koyduğu hükümleri, hiçbir Anayasa değişikliğine
ihtiyaç duymadan, biz değiştiriveriyoruz.
Sayın Başkan, 1973-2000...
Yirmiyedi yıldır Parlamentoyu tanıyan bir arkadaşınızım. Tüzük hükmü ihdası
kavramını duydum, bunu biliyorum; ama anayasa hükmü ihdasına ilk defa şahit
oluyorum ve üzüntüyle şahit oluyorum.
Anayasanın 175 inci maddesinin
birinci fıkrası çok açık. İki özellik var; bir, gizlilik; iki, nitelikli
çoğunluk. Ben, oraya girecek değilim; ama, zabıtlara geçmesi açısından,
bizden sonra devran devam edecek; yani, dünya dönmeye devam edecek, Parlamentomuz
gelişecek, parlamenter hak ve yetkiler kavranacak, olduğu gibi kavranacak
ve zannediyorum, zabıtlara uğrayanlar, zabıtlara inenlerin sayısı, inşallah,
dua ediyorum, artacaktır.
Şimdi, 69 uncu maddeyi konuşuyoruz.
İşte, asıl konuşulması lazım gelen şey bu. Yani, bütün sıkıntıların temelinde
yatan, 69 uncu maddede, 68 inci maddede; yani "Türkiye Cumhuriyeti, demokratik,
laik, sosyal bir hukuk devletidir" tanımlamasının temelini oluşturan demokrasi;
yani, 68 inci maddedeki "siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez
unsurlarıdır" kavramı. Bunlar, çok önemli belirlemelerdir. Bunları eksiksiz
yerine ve rayına koymadığımız takdirde, bu sıkıntıları hep beraber yaşarız.
Şimdi bir fırsat doğmuştur;
yani, teklif sahibi değerli arkadaşlarım, tekliflerinin, Parlamento tarafından
nasıl değerlendirildiğini, kaç oyla itibara ve iltifata layık ve şayeste
görüldüğünü gördüler. Bu gidişle, bu değişikliğin, Anayasa değişikliğinin
geçmesinin mümkün olmadığını tahmin ediyorum. Onun için, şimdi fırsat eldedir.
Her işte bir hayır vardır; Başkanlığın bu yanlış uygulamasından bile bir
hayır çıkarmak mümkündür. Onun için, şu pazarlık lafını bırakarak, uzlaşma
dediğimiz, Sayın Başbakanımızın uzlaşı buyurdukları şu kavramı bir kere
daha gözden geçirelim.
Bir sayın sözcü arkadaşımın
"bak, bu 69 uncu maddede en kârlımız Fazilet Partisidir" demesini, doğrusu,
uygun bulmuyorum. Ben,Grubum adına yaptığım konuşmada bunun bir pazarlık
olmadığını ifade ettim, herkesin de böyle kabul etmesi lazım geldiğini
işaret ettim. Bu bir uzlaşmadır, bu bir anlaşmadır.
Bakın, işte köy görünmüştür.
Öyleyse geliniz, yeniden arkadaşlarımız bir araya gelsinler şu 69 uncu
maddeyi adam gibi adam edelim.
Neresinden tutarsanız tutunuz,
69 uncu madde bir adımdır; bunu kabul ediyoruz, teklif sahiplerine teşekkür
ediyorum; ama, yeterli bulmuyorum.
Bakınız, 69 uncu maddeyle
ilgili getirilen teklifte aynen şöyle deniyor... İfade bozukluğu var orada;
deniyor ki: "..ancak o partinin kanunla belirlenen ölçütlere göre bu nitelikteki
fiilleri işlediğinin yetkili mahkemece kesin hükme bağlandığı..."
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – 1 dakika süre veriyorum.
YASİN HATİBOĞLU (Devamla)
– Lütfedersiniz Sayın Başkan.
Bir siyasî partinin yerel
mahkemelerce yargılanması mümkün değil ki fiillerin hükme bağlanması mümkün
olsun. O halde, bu bir redaksiyonla giderilebilir. Sayın Başbakanıma dönerek
ifade ediyorum, bunu redakte edelim. Siyasî partilerin yerel mahkemeler
tarafından yargılanması mümkün değil. Çünkü, Anayasanın 68 ve 69 uncu maddeleri
çok açık. Siyasî partileri ancak Anayasa Mahkemesi yargılar. Öyleyse bir
redaksiyon yoluyla şu 69 uncu maddeyi düzeltebilirsiniz.
Bir başka şeyi arz edeyim:
Artık şu yasaklı Türkiye olmaktan kurtulalım. 69 uncu maddenin sekizinci
fıkrasının kaldırılması için önergem vardır destek rica ediyorum. Yedinci
fıkrası için arkadaşlar önerge verdiler, benim de önergem var, ama bir
redaksiyonla düzelebilir.
Ben, Sayın Başkanın müsamahasını
ve tahammülünü zorlamamak için, Sayın Başkana ve Yüce Heyetinize saygılar
sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Kamer Genç.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim,
ben söz hakkımı Sayın Bülent Arınç'a devrediyorum. (FP sıralarından alkışlar)
Peki, buyurun Sayın Arınç.
BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.
69 uncu madde üzerinde söz
hakkı olan Sayın Genç, bu hakkını bana devretti; kendisine de ayrıca teşekkür
ediyorum.
Tümü üzerindeki görüşmelerde
de birkaç konuyu ifade etmiştim. Anayasanın 69 uncu maddesi, siyasî partilerin,
hangi esaslara uyacakları ve hangi şekilde kapatılacaklarını öngören önemli
bir maddedir. Bugün bu maddenin bir fıkrasında değişiklik yapılıyor. Fazilet
Partisi olarak bu değişikliği yeterli görmediğimizi de ifade etmiştik.
Umarım ki, önergeler çerçevesinde bu eksiklik de düzeltilir.
Değerli arkadaşlarım, ben,
siyasî etik açısından, bu konudaki tartışmalara bir son vermek niyetiyle
birkaç cümleyi arz etmek istiyorum.
Sayın Başbakanımız Ecevit,
kendi grup toplantısında "Fazilet Partisi, bize, 69 uncu maddeyle ilgili
bir teklifle gelmedi, onlardan bu konuda bir talep olmadı. Biz, hükümet
ortakları olarak, liderlerle birlikte müzakere ettik, 69 uncu maddenin
değiştirilmesi konusunda böyle bir teklifi biz yaptık" dediler. Kendilerine
teşekkür ediyorum. Aslında, bu açıklama, bütün tartışmaların önünü kesmiş
olmalı; ama, ne var ki, bazı arkadaşlarımızca, bir saplantı halinde, bu
pazarlıkçı tavrımız ileri sürülerek veya böyle bir şey olduğu söylenerek
kamuoyu etkilenmeye çalışılıyor ve yanlış, tekrar tekrar ifade ediliyor.
Tabiî, bu yanlış anlamaya, bazı kişiler de ayrıca sebebiyet verdiler. Başbakan
Yardımcısı Sayın Özkan, gazetecilere verdiği bir demeçte "Fazilet Partisi
kapatılırsa araseçim yapılır; bu araseçim de hükümetteki istikrarı bozar,
ekonomik programı uygulayamayız" dedi. Sanki, kapatılma tehlikesi çok ciddî;
Fazilet Partisinin kapatılmaması hükümetin istikrarının bozulmaması açısından
tercih ediliyor... Ben bunu reddederim. Böyle bir konuşmayı, talihsiz bir
konuşma olarak sayarım ve Fazilet Partisi adına bunu kabul etmem. (FP sıralarından
alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bir
siyasî parti hakkında Anayasa Mahkemesinde dava açılabilir. Siyasî Partiler
Kanunu, Anayasanın ilgili hükümleri bunu öngörebilir. Burada yapacağımız
tek şey, iddia nedir, buna karşılık savunma nedir, iddialar bir partinin
kapatılmasına yeterli midir? Hukuk ve adalet çerçevesinde biz buna bakarız
ve eskiden beri savunduğumuz bir gerekçeyi her vesileyle dile getiririz.
Biz inanıyoruz ki, demokratik
hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasî partiler, gelişigüzel kapatılmamalıdır.
Esasen Siyasî Partiler Kanununda yaptığımız değişiklikle, bir parti hakkında
açılacak kapatma davasını üçe indirgedik: Birincisi Anayasanın 68 inci
maddesinde yazılı ilkelere program ve tüzüğünde yer vermiş olması, ikincisi
yurt dışından bağış para almış olması, üçüncüsü de odak haline gelmesidir.
Bunun dışında bir kapatma sebebi halen kalmadı.
Bütün bu düzenlemelerle siyasî
partiler bir teminat altına da alınmış olmuyor; çünkü, siyasî partilerin
kalıcı olması esastır; ancak, yasadışı fiillere girerlerse, uyarılmaları
esastır; düzgün hareket etmeleri, içerisinde yanlış hareket edenler varsa,
onların uyarılması, partiden ihraç edilmesi, partinin sağlıklı olarak görevine
devam etmesi esastır. Bir partinin yüzbinlerce üyesi var, bir partinin
milyonlarca oyu var. Sadece bir hareket vesilesiyle, bir davranış sebebiyle
bir partinin kapatılmasına yol açılacaksa, Türkiye siyasî partiler mezarlığına
döner. Bunun ne iç hukukumuzda ne de uluslararası hukukta önce kendimize
ve sonra başkalarına izah etme imkânımız kalır. Dolayısıyla, 69 uncu maddede,
hangi fiilleri ne şekilde işleyecek de bir siyasî parti odak haline gelecek;
bunun tarif edilmesinde isabet vardır. Esasen Meclisimiz bu tarihî görevini
ağustos ayındaki Siyasî Partiler Kanunu değişikliğinde de yapmıştır. Bugün
yapılan şey, Partiler Kanunundaki o değişikliği Anayasanın içerisine monte
etmektir ve belki de tersinden uyumdur.
69 uncu maddedeki bu düzenleme
de yeterli değil. Yapılacak şey, temelli kapatılan bir partinin devamı
niteliğinde başka bir adla parti kurulamaz" hükmündeki sübjektif unsuru
da objektif hale getirmektir. Anayasanın 69 uncu maddesinin son fıkrası,
zaten, böyle bir yasal düzenleme yapılmasını bize emretmektedir; yani,
"kanunla düzenlenir" sözü, eğer, takip ederseniz...
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – 1 dakika süre ilave
ediyorum.
BÜLENT ARINÇ (Devamla) –
69 uncu maddenin son fıkrasında, bu mahiyette "kanunla düzenlenir" hükmünün
de Anayasanın 69 uncu maddesinin yedinci fıkrasına girmesine uyum açısından
gerek vardır.
Değerli arkadaşlarım, bunu
samimiyetle ifade ediyoruz ki, bütün siyasî partiler için, hakkında dava
açılmış veya açılmamış, aynı tehdidin altında bulunan, üzerinde Demoklesin
Kılıcı sallanan bütün siyasî partilerin varlıklarını devam ettirmeleri,
anayasal güvenceye kavuşmalarıyla mümkündür. Anayasal güvenceye kavuşması
yolunda yaptığımız bütün çabaların, bir pazarlıkçı tavır olarak gösterilmesini
hem şiddetle hem de nefretle reddediyorum. (FP sıralarından alkışlar) Fazilet
Partisi hiçbir zaman, böyle, gerçekten ahlakî sayılmayacak bir davranışın
içinde olamaz. Peşin hükümlerle hareket etmeyelim. Bir partinin zor durumda
bulunduğundan bahisle, ondan tavizler koparmaya, ödünler koparmaya çalışmayalım.
Yapacağımız düzenlemeyi hep beraber yapalım, şerefi hepimize ait olsun.
Hepinize saygılar sunuyorum.
(FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
(30.3.2000)
  |