Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER 
Tutanaklar
TÜMÜ ÜZERİNDEKİ  KONUŞMALAR
ECEVİT'İN KONUŞMASI
69. MADDE ÜZERİNE KONUŞMALAR
86. MADDE ÜZERİNE KONUŞMALAR
İlgili Sayfalar
101. MADDE DEĞİŞİKLİĞİ
69 VE 86. MADDE DEĞİŞİKLİKLERİ
ÜÇLÜ PAKETTEKİ İMZALAR
ANAYASA KOMİSYONU GÖRÜŞMELERİ
GENEL KURUL GÖRÜŞMELERİ
GÜN GÜN ANAYASA  DEĞİŞİKLİĞİ

Tutanaklardan anayasa değişikliği görüşmeleri... 

101. Madde ile ilgili konuşmalar

Cumhurbaşkanı'nın görev süresini düzenleyen 101, siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran 69 ve milletvekillerinin özlük haklarını düzenleyen 86. maddelere ilişkin Anayasa değişiklik teklifleri ile ilgili ilk tur görüşmeleri , 29 Mart 2000 tarihinde TBMM Genel Kurulu'nun 73. birleşiminde yapıldı. 

Tutanaklardan, 101. madde üzerinde yapılan konuşmalar şöyle:

FP GRUBU ADINA BÜLENT ARINÇ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum, hayırlı akşamlar diliyorum.

Teklifin 3 üncü maddesi üzerinde, yani cumhurbaşkanı seçimine ilişkin 101 inci maddenin değiştirilmesi konusunda söz almış bulunuyorum. 

Zaten, uzun zamandan beri tartışılan, üzerinde pek çok şey söylenen konu buydu. Mevcut Anayasada, cumhurbaşkanı, yedi yıllık tek süre için seçiliyor, ikinci bir dönem seçilmesi mümkün olmuyor. 

Şu veya bu mülahazalarla, cumhurbaşkanının bir dönem daha görev yapması, Sayın Başbakan ve arkadaşları tarafından uygun görüldü, gelişmeler buna göre cereyan etti ve bu teklif, yanında iki maddeyi de ihtiva edecek biçimde önümüze getirildi.

Değerli arkadaşlarım, daha önceki konuşmalarımda, siyasî etik açısından, bu madde veya bu pakete karşı çıkanların gerekçelerini ifade etmiştim, onları tekrar etmiyorum; ancak, konuya bakış açımızı, Fazilet Partisi olarak şöyle ortaya koymamız mümkün: Bir defa, Anayasanın 104 üncü maddesi, cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini tayin etmiş. Görevi şudur: "Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir." 

Yetkileri ise, hemen hemen ikibuçuk sayfaya taşacak kadar geniş. Sayın Cumhurbaşkanının yasamayla ilgili yetkisi var, yürütmeyle var, yargıyla ilgili var. Anayasa Mahkemesi üyelerini seçmekten Cumhuriyet Başsavcısını tayin etmeye kadar, YÖK Başkanını atamaya kadar, hepiniz biliyorsunuz maddeler içinde sayılmış, pek çok görevlere sahip. Böyle olunca, cumhurbaşkanlığı makamı, Türkiye için fevkalade önemli bir makam. Bu kadar geniş yetkilere sahip olmasına rağmen, sorumluluğu hiç denecek kadar az; hatta, vatana ihanetin dışında suçlanması da mümkün değil. Bu kadar geniş yetki kendisine tanınmış ve bunu kullanırken sorumsuz da olabilir; ama, bu sorumsuzluğun karşılığı yok. Aynı zamanda, Anayasanın 105 inci maddesine göre de, tek başına imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine, Anayasa Mahkemesi dahil, hiçbir yargı organına başvurmak imkânı da yok. Bu kadar geniş yetkilerin tanındığı bir cumhurbaşkanlığı makamıyla karşı karşıyayız. 

1982'de, Danışma Meclisinin zabıtlarına baktığımızda, niçin tek dönem ve niye bu kadar geniş yetki; bunun izahı yapılmış, yeterli veya yetersiz; özellikle, çek balans sisteminin, yani dengeler sisteminin buna göre kurulduğu ifade edilmiş. Şimdi, böyle bir sistemde çek balansı nasıl muhafaza ederiz; bunun da, ayrıca düşünülmesi lazım. 

Cumhurbaşkanlığı makamı denilince, bizzat o makamda bulunan kişinin de açtığı bazı tartışmaları hatırlıyorsunuz; bir tanesi, Türkiye başkanlık sistemine geçmeli midir? Bu, zaman zaman tartışmalıdır. Bir başka düşünce de, yarı başkanlık sistemine mi geçilmelidir? Bir başka düşünce, halk seçsin, böyle mi olmalıdır yoksa 5+5 midir veya diğer argümanlar mıdır? Bunların hiçbirisi de, doğrusu, geniş bir biçimde tartışılmadan, önümüze ikinci dönem ve mevcut cumhurbaşkanımızın, bugün Sayın Başbakanın da ifade ettiği gibi, özellikle onun şahsına yönelik bir değişikliğin yapılması arzu edilmiş ve bu, bazı sebeplerle izah edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, burada kullanılan argümanlara, yani 5+5'e dikkat ettiğimizde, bazı özellikler var; ama, bizim, Fazilet partisi olarak, daha sonra da Doğru Yol Partili milletvekili arkadaşlarımızca imzalanan ve Meclis komisyonlarında görüşülen halk seçsin teklifimiz, belki, çok meseleyi halledebilecek, arkasında halk desteğine sahip bir cumhurbaşkanının, bu yetkileri, çok daha isabetli olarak kullanabileceği teklifimiz görardı edildi ve maalesef, oylamada kabul edilmedi. Oysa, cumhurbaşkanını halkın seçmesinin, belki de, bu dönemden başlayarak, Türkiye'de, gayet doğru ve haklı bir uygulama olabileceği düşünülmeliydi. 

Değerli arkadaşlarım, bazı itirazlar karşısında, bu düzenlemenin, öncelikle, şahsa yönelik olmadığı söylenmiştir. Sayın Demirel'in şahsının hedef alınmadığı, bunun iki kademeli olacağı, birinci kademesinde, bugün yaptığımız gibi, ikinci bir dönem için anayasa değişikliği yaptığımız, daha sonra da, 16 Nisanda başlayacak prosedür içerisinde, herkesin aday olabileceği ve bunlardan birisinin seçilebileceği söylenmiştir. Oysa, bugün, konuşmalara dikkat ettiğimizde, "bazı sebeplerden, Sayın Demirel'in birikimlerinden, Türkiye için arz ettiği önemden dolayı, tekrar seçilmesi için, böyle bir değişikliği yapmak istiyoruz" denilmiştir. Bu, bir itiraftır. Bu itirafın gerçeklere ne kadar uyduğunu veya Parlamentoda ne kadar kabul göreceğini hep beraber izleyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, kriz çıkar endişesi şu bakımdan yanlış: Geçmişte yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine baktığımızda, mesela, 1961'de, 1966'da ve 1973'teki seçimlerde, gerçekten, bir kriz yaşanmış; ama, bu krizin asıl sebebine derinlemesine baktığımız zaman, tahlilinde, cumhurbaşkanının askerî bürokrasiden gelip gelmeyeceğinin daha çok tartışma konusu olduğu görülmüştür. Özellikle, 27 Mayıs ihtilalinden sonra, bir gelenek haline getirilmeye çalışılan, cumhurbaşkanı mutlaka asker kişi olacaktır; görevi ve konumu tartışmalı olmuş; Ahmet mi yoksa Mehmet mi tartışması yapılmış; dolayısıyla, krizin asıl menbaını, siyasî tarihçiler bu noktada görüyorlar. 1980'deki krizde ise, hem bunun etkisi vardır; bir, hem de, o zaman cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sınırsız turlar vardı, buradan da kaynaklanmış olabilir; ama, 1989 ve 1993 seçimlerinde, bir sivil kişi cumhurbaşkanı olmuştur. O zamanki tartışmaları bunun dışında tutuyorum. Şimdi, 1982 Anayasası, cumhurbaşkanlığı seçiminin bir krize yol açmaması için bir tedbir düşünmüş, bir defa turları sınırlamış, dörde indirmiş; ikincisi, bütün takvimi otuz gün içerisine hapsetmiş. 16 Mayısta görev süresi bitecek mi, bitecek; prosedür ne zaman başlıyor 16 Nisanda; ilk on gün aday, son yirmi gün seçimler. Seçilemezse ne olacak? Meclis tekrar seçimlere gidecek. 

Bu Parlamento daha seçildiğinin birinci yılında, zannediyorum ki, bütün adayların bir tanesi üzerinde son turda uzlaşmak suretiyle cumhurbaşkanını seçebilecektir ve hiçbir krize de yol açmayacaktır. Ben, sadece kullanılan argümanlara bir cevap mahiyetinde, sizlere bilgi vermek, bilgilendirmek açısından arz ediyorum.

İkincisi "başka ehil insan yok" şeklindeki savunmadır. Bu, fevkalade yanlıştır. Cumhurbaşakınımız Sayın Demirel'in kişilikleri üzerinde münakaşa yapılmaması gerektiğini daha önceden ifade etmiştim. Çok birikimli, çok deneyim sahibi, ülkesini çok seven, çok başarılı bir insan olabilir; ama, bu demek değildir ki, bu Parlamentodan, aynı başarıyı gösterecek bir başka insan seçilmesin; bu, Parlamentoya bir saygısızlıktır. Eğer millet seçecekse, millete bir saygısızlıktır. 

Türkiye Cumhuriyeti, cumhuriyetinin hemen 80 inci yılında başka bir ehil insanı bulup, onu cumhurbaşkanı seçemeyecekse bu cumhuriyetin çok çürük olduğunu söyleyenler haksız sayılmaz. Elbette, başka ehil insanların bulunması bir ihtimal değil, gerçektir, Parlamentomuz bu kadar güçlüdür, bunu sevinerek ifade ediyorum. (FP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, başka ülkelerin cumhurbaşkanları özellikle Sayın Demirel'i istiyorlar. Ee, saygı duyarız; ama, bu seçimi biz yapacağız; yani başka ülkelerin cumhurbaşkanları özellikle Azerbaycan'dan başlayarak Kazakistan'a kadar örnek gösterilmek isteniyor; saygı duyalım; ama bıraksınlar ki, bu değerlendirmeyi Parlamentomuz yapsın.

Bir başka sebep "istikrar bozulur" diyorlar. Bu, ne mene bir şeydir ki, istikrar dediğiniz zaman akan sular duruyor. İstikrar tılsımlı bir kelime haline gelmiş, şimdi de burada anahtar olarak kullanılıyor. Eğer istikrarı Sayın Cumhurbaşkanının bir dönem daha seçilmesiyle kurtaracaksak, olası pek çok şey karşısında Türkiye'de istikrar bozulacak dersek, ee, doğrusu, bu çok fazla inandırıcı olmaz. 

Dolayısıyla, bu konuda, bütün bu itirazları veya bütün bu teklifleri, akıl içerisinde, mantık içerisinde, reel politik içerisinde değerlendirmemiz gerekir. Sayın Cumhurbaşkanına saygımız var; ama, bu ileriye sürülen düşüncelerin ne kadar gerçek olup olmadığına, elbette, parlamenter arkadaşlarım iyice düşünerek karar vereceklerdir. 

Değerli arkadaşlarım, bu düzenlemenin, sadece böylesi ileriye sürülen iddialar karşısındaki çürüklüğü veya güçsüzlüğü değil, aynı zamanda, getirilen düzenlemenin de kendi içerisinde pekçok çelişkilerle dolu olduğunu görmek lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Bir tanesini Sayın Yasin Hatipoğlu konuşmasında ifade ettiler; Anayasanın 10 uncu maddesinde, herkesin eşit şartlarda eşit muamele göreceği söyleniliyor. Bu cumhurbaşkanlığı seçimlerine mevcut Cumhurbaşkanı katılmadığı takdirde, seçime katılan bütün adaylar nötr noktasında, sıfır noktasında eşit olurlar; ama, Sayın Cumhurbaşkanının tekrar seçilmesi halinde -bu, Parlamentomuzun vereceği bir karardır- onun için, bu 5+5'lik formül 7+5 olacaktır. Halbuki, bu seçimin eşit şartlarda, eşit adaylar arasında cereyan etmesi bir Anayasa gereğidir. 100 metrelik bir koşuya bir koşucu 30 metre ileriden başlar, diğer koşucu onu 30 metre geriden takip ederse, sanıyorum, bu yapılacak yasal düzenlemenin bir çürük ayağını teşkil edecektir.

Vaktim kalmadı, Sayın Başkan da, 1 dakikadan fazla eksüre vermiyor. 

Ben, bütün bu endişelerimi, bütün bu tedirginliğimi sizlerle paylaşmak istedim. Grubum adına tekrar saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Saffet Arıkan Bedük; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 101 inci maddesinin değişikliğini öngören 3 üncü maddesi üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlıyorum. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz, parlamenter demokratik sistemle yönetilmektedir. Demokrasilerde önemli olan halktır ve halkın tercihidir. Demokrasi, kurumlar ve kurallar rejimidir; demokrasi, kurumları ve kurallarıyla da bir bütündür. Bu kurum ve kuralların varlık sebebi de, halkın huzuru, güveni, refahı kadar, bir yığın hak ve özgürlüklerin teminatı ve önemli gücüdür. 

21 inci Asrın ilk yıllarını çok iyi değerlendirmek mecburiyetindeyiz. 20 inci Asrın sosyal ve siyasal çalkantılarından sonra, stratejik konumu ve mevcut potansiyeli itibariyle, Türkiye'nin önemi çok daha iyi anlaşılmış ve kendisine önem vermesi gerektiği bir konuma gelmiştir. 21 inci Asrın yükselen değerlerinin ülkemizde de uygulanması, insanlarına güvenen ve onun hak ve özgürlüklerini genişleten, hukukun üstünlüğünü gerçekleştiren tam demokrasi, bizim, üzerinde hassasiyetle durmamız gereken hedeflerimizdir. Bu demokratik anlayışımız, ekonomik, sosyal ve siyasal hayatımızın da her kesiminde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. 

Demokratik hayatımızın temel dayanağı halktır ve halka güvenmektir; hedef de insana hizmet etmektir. Bu itibarla, devletin yönetiminde, denetiminde halkın söz sahibi olması da şarttır. O halde, dünyadaki demokratik değişime paralel olarak, ülkemizin gerçekleri ve ihtiyaçları da dikkate alınarak, yönetimde tıkanmaları ortadan kaldırmak ve istikrarı devam ettirebilmek için, sistem değişikliklerini yapmak şartların da gereğidir. Her millet kendi tarihinden ilham almak suretiyle, karakterine, gerçeklere ve ihtiyaçlarına uygun sistemleri, dünyadakileri de araştırmak ve ona uydurmak suretiyle, değiştirmek ve geliştirmek durumundadır. 

Doğru Yol Partisi, 101 inci maddedeki değişikliği, bir sistem değişikliği olarak değerlendirmektedir. Bu Anayasa değişikliği kabul görürse, kimlerin aday olacağı daha net ortaya çıkacaktır. Bu değişikliği, biz, şahsa mahsus bir değişiklik olarak görmüyoruz; herkes, bu değişiklikten sonra aday olabilir. Tabiî ki, Doğru Yol Partisi, kendi misyonuna bağlı olarak, üzerine düşen görevi en iyi şekliyle gerçekleştirecektir, bundan hiç şüphe yoktur; ancak, Avrupa Birliğine bağlı ülkeler dahil olmak üzere, elimde bulunan şu listede, dikkat ediyorum, iki kez seçilme, hemen hemen bütün ülkelerde vardır, tek bir defa seçilme ise sadece Türkiye'ye mahsustur ve yine, çoğunluğunda halk tarafından seçilme sistemi daha fazla önem kazanmıştır. İşte, biz, hem Avrupa Birliğiyle bütünleşmek hem dünyadaki kriterleri göz önünde tutmak hem de tarihimiz ve karakterimize ve gerçeklere uygun olmak suretiyle sistem arayışını olumlu görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, demokratik parlamenter sistemimizin en önemli kurumlarından bir tanesi, şüphesiz, Cumhurbaşkanlığıdır. Cumhurbaşkanlığı, hukuku istikrar kazanamamış bir ülkede, o konudaki sorunlarda kalıcı çözümlere ulaşılamadığı rahatlıkla ifade edilebilir. Cumhurbaşkanlığı konusunda oluşturulan kriterleri tartışılan, gelenekleri sürekliliğe kavuşmamış bir milletin, devlet hukuku da henüz tam olarak teşekkül etmiş sayılamaz. 

Şu anda, yüce milletimiz, Cumhurbaşkanlığıyla ilgili iki temel ilkeyi değiştirmeyi amaçlayan bir teklifi müzakere etmektedir. Zamanın, zaruretlerin ve beklentilerin önümüze getirdiği şu saatler, fırsatları ve muhataraları da içinde gizleyen bilinmezliği yüklenmiş vaziyettedir. Yüce Genel Kurul, millet için, vatan için, hukuk için hayırlı olan neticeyi elbette ortaya çıkaracaktır. 

Doğru Yol Partisi, Türk siyasî ve devlet hayatındaki bu kronik sorunu zamanında tespit ve teşhis ederek, çaresini de büyük milletimizin huzuruna getirmiştir. 1995 seçim beyannamemizde, 1998 İkinci Demokrasi Projemizde "Cumhurbaşkanlığı sorununa millet neşteri vursun, yetkinin sahibi aslisi olan halk ne diyorsa o olsun" demiştir. Konjonktürel şartlara, taşımadığı anlamlar yükleyerek, daha zamanı değil diyerek milletten kaçmak, sadece hazin bir tecellidir. Halkımıza kendisini idare edecek başkanı seçme imkânını vermek, gücü, görevi ve sorumluluğu belirli olan bir başkanla idare edilmek, tıkanan yönetim anlayışının önünü açacaktır. Gün olacak mecbur kalacaksınız, hayatın gerçekleri sizleri zorlayacak ve Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin yegâne çözüm olduğunu mutlaka hep birlikte benimseyeceğiz. esasen, Anayasamız, Cumhurbaşkanına, başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinde görülen çoğu yetkileri de vermiştir. Cumhurbaşkanı, parlamenter sistemle, yarı başkanlık rejimi arasında, kendine özgü bir mahiyettedir, yürütmenin yetkili; ama, sorumsuz başıdır. Anayasanın 104 üncü maddesinde olmak üzere, 26 ayrı maddesinde parlamenter sistemle hiçbir suretle bağdaşmayacak bir cumhurbaşkanı modeliyle karşı karşıyayız. Tercihimiz, eğer, halen parlamenter sistemden yana ise, cumhurbaşkanlığının seçilme sayısıyla birlikte, hatta, keşke mümkün olsaydı da, daha önce, onun yetkilerini, sembolik bir cumhurbaşkanı mesabesine indirebilseydik. Sürelerle ilgili örnek gösterilen parlamenter rejimli Avrupa ülkelerinin hiçbirinde, bizdeki gibi yetkilerin hiçbiri devlet başına verilmemiştir. 

Bu yetkiler korunmak isteniyorsa, o zaman yapılacak iş, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle ilgili teklifin benimsenmesi olmalıydı ve yetkilerin de, ona gerekli değişikliğin yapılması olmalıydı; olması gereken bırakıldı, en kolayı seçildi; biz, Doğru Yol Partisi olarak, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini demokratikleşme projemizin en önemli halkası olarak görüyoruz. Milletvekilini seçen halk, cumhurbaşkanını neden seçmesin? Sistem tutarlılığı, anayasa mühendisliği yerine, günü kurtaracak rotüşla yetinilmiştir. 

Mevcut Anayasa, cumhurbaşkanının yedi yıl için seçileceğini öngörüyor. Bir kişinin birden fazla dönem için cumhurbaşkanı seçilmesini yasaklıyor. Getirilen ve halen müzakeresini etmekte olduğumuz teklif ise, cumhurbaşkanının seçilme süresini beş yıla indiriyor ve seçilme dönemini de iki ile sınırlandırıyor. 

Değerli milletvekilleri, varılan sonuçlar, aslında, gerçekleri tam anlamıyla yansıtmamakla birlikte, iktidar çoğunluğunun getirdiği teklifin hukuk tekniği ve seviyesini bir örnekle hukukun tekniği ve seviyesini özellikle deşifre etmek istiyorum. Bu beyanın, hep birlikte mükemmeli aramanın bir suretle Mecliste de fark edilebileceğini göstermek üzere sizlere arza çalışacağım. Teklifin 3 üncü maddesi aynen şöyledir: Deniliyor ki "Anayasanın 101 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır."

Yapılan, birinci fıkradaki "yedi yıl" ibaresinin "beş yıl" olarak değiştirilmesi ve üçüncü fıkrayı da, birinci fıkraya, değiştirerek taşımaktır. 

Şimdi soruyoruz: Birinci fıkra seçim şartlarını düzenliyor, üçüncü fıkra seçim yöntemini düzenliyor, ayrıca, ikinci fıkra da yöntemle ilgilidir. Şartlı yöntemin bir bölümünü aynı fıkrada birleştirmek, yöntemin bir bölümünü başka fıkrada bırakmak hukukî tutarsızlıktır ve hukuk başlangıcında bize öğretilen hukuk anlayışıyla da bağdaşmamaktadır. Anayasa yapımında, hukuk bilgisi fevkalade önemlidir. Doğru Yol Partisinin teklifinde kesinlikle bunlar yok idi.

Değerli milletvekilleri, 29 Aralıkta verdiğimiz teklif komisyonda reddedildi; halk tarafından seçilmesi hususunda, daha sonra, Fazilet Partisi de bizim imzalarımıza destek verdi ve birlikte tekrarladığımız özellikli önerimiz reddedildi; ama, şimdi, beş artı beşle birlikte 69 ve 86 ncı maddeler de gündeme getirildi. 69 ve 86 ncı maddelerin, 101 inci maddenin bir şartı ve bir gereği olarak gündeme getirilmesinden rahatsızlık duyuyoruz ve bunu, şık da bulmuyoruz. Gerçi, 69 uncu madden, siyasî partilerin kapatılmasıyla ilgili olan madde, bizim, ikinci demokrasi programımızdaki partilerin kapatılmasıyla ilgili, özellikle, mahkemelere verilen yetkinin daraltılması istikametindeki ilkelerimize aykırıdır; ancak, her şeye rağmen, Anayasanın tümü üzerindeki değişikliklerde dikkate alınmasında daha fazla fayda vardı. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her şeye rağmen, ben, sizlere şunu ifade etmek istiyorum: Doğru Yol Partisi, tüm kusurlarına rağmen Anayasanın 101 inci maddesini desteklemektedir. Bir sistem değişikliği olduğu için desteklemektedir. 101 inci maddeyle ilgili, kabul görmeyen ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verdiğimiz teklifimizle benzerlik olduğu için desteklemektedir. Kamuoyuna yapılan açıklamaların samimiyet derecesinin ortaya konulması bakımından desteklemektedir. Muhtemel krizin veya bahsedilen istikrarın korunmasına katkıda bulunmak için desteklemektedir. Kamuoyuna yapılan açıklamalardan farklı niyetleri ortaya koymak açısından desteklemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyorum.

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;burada, Anayasamızda ifadesini bulan açık teklif ve gizli oy ilkesi esastır ve buna uygun da hareket edilecektir. Anayasada ve hukukta, gizlilik, oylamadan önce ve oylama sırasında ve oylama sonrasında da mutlak suretle muhafaza edilmesi gerekmektedir. 

Siyasî parti olarak görüşümüz ve tavsiyemiz, bu teklifin gerçekleşmesinin Türkiye'nin hayrına olacağıdır; ama, hiçbir partinin veya muhtelif kişilerin, gizli ve hür oyları ipotek altına almaları mümkün değildir ve Doğru Yol Partisi buna da özen göstermektedir. 

Devletin bekası, milletin refahı, mutluluğu ve huzuru önemlidir. Sistemlerin hedefi de, bu hususları gerçekleştirmektir. İşte, bu anlayış içerisinde Yüksek Kurulun vereceği kararın, milletimiz için hayırlı olmasını diliyor ve hepinizi, şahsım ve Grubum adına tekrar saygıyla selamlıyorum. (DYP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gruplar adına başka söz almak isteyen arkadaşımız var mı? Yok.

Şahsı adına, Sayın Yasin Hatiboğlu; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)

YASİN HATİBOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; saat 22.00, sabah saat 10.00'da başladık desek, aşağı yukarı, 12 saattir bir şeyi tartışıyoruz. Geldiğimiz nokta, işte, 303, 260, 230, var mı dahası; yok. Bu, bize bir şey söylemeli. Yani, sadece insanların dili olmaz, rakamların da dili var;ama, hüner, o rakamların dilini anlayabilmek; galiba, ben, tercümanlık yapmak zorundayım. 

A. TURAN BİLGE (Konya) – Gerek yok, gerek yok. 

NECMİ HOŞVER (Bolu) – Sana da bir tercüman bulmak lazım. 

YASİN HATİBOĞLU (Devamla) – Peki. 

Beni bağışlayınız, mecazî anlamda ifade ediyorum; elbette, Genel Kurul salonunda bulunan her arkadaşımızın feraset ve basireti, ulaşılamayacak mertebededir. Bundan sonraki çalışmalarda da bu görülecektir zaten. 

Şimdi, bakınız, önümüzde yine bir fırsat var; ben, her madde üzerinde konuşma yaparken, bu fırsatı hatırlatıyorum; bir fırsat var. Beyler, değerli milletvekilleri, eğer, gerçekten, ta uzlaşma komisyonundan bu tarafa, Anayasa Komisyonu dahil, uzlaşa uzlaşa, anlaşa anlaşa, konuşa konuşa gelseydik, böyle, zümrüdüanka türü hükümleri getirmezdik ve parlamenterlerimiz de, haklı olarak, tepki oylarını ortaya koymazlardı. Yani, kusur sizlerde değil; kusur, bunun düzenleniş biçimindedir. 

Şimdi, ben merak ediyorum; gerçekten bu teklifi hazırlayanlar, samimî olarak -diyelim ki, 69 uncu madde- 69 uncu madde düzenlemesiyle, siyasî partileri, çağdaş normlara, çağdaş zırha kavuşturma niyetiyle mi hazırladılar? Hazırladılarsa, o düzenleme, ne o metin öyle Allah'ınızı severseniz?! Yani, siyasî partileri yerel mahkemelerde yargılatma ifadesi, o anlamı veren düzenleme nedir öyle?!

86 ncı madde... Şimdi, sayın milletvekillerine... İşte, doğrudur, haklıdır, bir anayasal koruma altına alınmalıdır bu düzenleme; ama, gerçekten, bu düzenlemeyle, şuradaki düzenlemeyle koruma altına alınıyor mu; hayır. Ne diyor; efendim "kanunla düzenlenir" diyor. Ee be kardeşim, zaten önce de kanunla düzenleniyordu. Anayasada böyle bir ifade yoktur diye iptal edilmiyordu. Anayasanın 10 uncu maddesine aykırıdır, eşitlik ilkesine aykırıdır diye iptal ediliyordu; yani, siz bunu burada yazdınız "kanunla düzenlenir" dediniz, kanunla da düzenlediniz; o kanunun iptal edilmeyeceği anlamına gelir mi bu?! Yapmayın!.. 

Şimdi, gelelim 101 inci maddeye: Yani, şu gerekçe kısmında, mevcut Cumhurbaşkanı da bundan yararlanır yahut yararlanması amacıyla düzenlenmiştir demeseydiniz, bir 101 inci madde düzenlemesi getirseydiniz ve bu kanunlaşsaydı, Sayın Cumhurbaşkanı, mevcut Cumhurbaşkanı yararlanmayacak mıydı; buna bir engel mi vardı, 5+5 getirseydiniz?. 

Peki, bunu niye koydunuz, bu üç maddeyi ve bu üç maddenin düzenleniş biçimini gözümün önüne getiriyorum, diyorum ki: Acaba, burada, bir niyet, iyiniyet eksikliği mi var? Suiniyet demiyorum, iyiniyet eksikliği mi var; çünkü, düzenleme onu gösteriyor.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bizim sistemimiz ne, parlamenter sistem mi, başkanlık sistemi mi; Sayın İyimaya'nın ifade ettiği gibi aksak başkanlık sistemi.

AHMET İYİMAYA (Amasya) – Timur gibi...

YASİN HATİBOĞLU (Devamla) – Yani, insan, bu aksak Timur'u anımsıyor. Oraya nereden gitti Sayın İyimaya, bilemiyorum; aksak başkanlık sistemi... Nedir bu? Şimdi, bakınız bizim cumhurbaşkanlarımıza; mevcut SayınCumhurbaşkanını kastederek söylüyor değilim; yasamayla ilgili konuşuyor, fesih kararı alıyor; kanunlarını tasdik ediyor, veto ediyor; kanunlarının iptali cihetine gidiyor; yasamayla ilgili...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 1 dakika ilave ediyorum.

YASİN HATİBOĞLU (Devamla) – Yürütmenin zaten başı; hükümeti tayin ediyor, bakanı azlediyor. Yargının da başı, bir anlamda yargının da başı; Danıştay üyelerini tayin ediyor, Yargıtay üyelerini tayin ediyor, seçiyor. Üniversitenin de başı... Peki, kardeşim, 

sorumluluğu ne; sorumluluğu da vatana ihanet; Allah korusun, etmez zaten de. Yani, böyle, yükü ve mükellefiyeti olmayan insana bu kadar yetki verir, ondan sonra da, getirir 7+5 yapalım derseniz, bu olmaz. Bakınız, bunun en kestirme yolu halkın seçmesidir. 

Şu, 11 Kasım 1999 tarihinde Fazilet Partisinin düzenlediği bir anayasa uzlaşma taslağıdır. Eğer, bütün partiler bunun üzerinde anlaşabilselerdi, uzlaşabilselerdi, halk seçecekti. 

Aday göstermeyi de herkesin kendi inisiyatifine bırakmıyorduk. Burada diyoruz ki, halkın bir kısmı da aday gösterebilir, parlamenterler aday gösterebilir, grubu olan partiler aday gösterebilir; hatta, seçilmiş yerel yöneticilerin, 30 ilin yerel yöneticilerinin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN HATİBOĞLU (Devamla) – ...üçte 1'i aday tespit edebilir. Yani, bu, halka dönük bir çalışmaydı. 

İşte demokrasi budur, işte halktan yana olmak budur. 

Benim sözüm bu kadardır; süre itibariyle bu kadardır.

Sayın Başkana ve Heyetinize saygılar sunuyorum. (FP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim. 

İkinci sırada, Sayın Kamer Genç...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Konuşmayacağım efendim. 

BAŞKAN – Üçüncü sırada, Sayın Ahmet Cemil Tunç...

AHMET CEMİL TUNÇ (Elazığ) – Vazgeçtim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Dördüncü sırada, Sayın Gaffar Yakın; buyurun efendim. 

GAFFAR YAKIN (Afyon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünkü anayasa değişikliğinin temelinde 5+5 vardır. 5+5, Sayın Demirel içindir. Demirel'in siyasî yaşamında eksiler ve artılar vardır. 

Kişiler için kanun çıkarılmaz, devlet kişilerle daim değildir, demokratik değerler her şeyin üzerindedir... Bütün bunların hepsi doğrudur, doğruluk payı da vardır. 

Bugün, altı yedi bin yıldan beri devam edip gelen Türk Milletinin devletlerinden olarak, şu, 17 nci bir devlet olarak ve bu büyük milletin seçmiş olduğu milletvekilleri olarak, Türk Milletinin kaderine tesir edecek, Türk Milletinin geleceğinde etkili olacak bir geceden, günden birini yaşıyoruz. 

Bundan birkaç ay önce, Amerikan Başkanı Clinton, bu kürsüden hitap ederken, 20 nci Yüzyılda olduğu gibi, 21 inci Yüzyılın da belirlenmesinde ve şekillenmesinde, bu parlamentoda alınacak kararların çok etkili olacağını söylemişti. 

Değerli milletvekiller, siyaset, devlet, millet ve ülke için, siyaset, siyasî parti çıkarları için ve siyaset, şahsi çıkarlar için yapılabilir; ama, doğrusu ve gerçeği, devlet için, ülke için, millet için yapılan siyasettir. Bugün, Türkiye -şunu hepimizin idrak ettiği gibi- tarihinin çok önemli bir dönemecinden geçmektedir. Bin yıllık tarih dönemimizde, bugün Avrupa Birliğiyle bütünleşme süreci içerisine girmiş ve bütün ekonomik ve iç yapısını, Avrupa Birliği normlarına göre ayarlama durumunda olan bir Türkiye Devletiyle karşı karşıyayız. 

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için ve bu ülke için en önemli şey; siyasî istikrardır, siyasî istikrarın olmadığı bir yerde, ekonomik kalkınma ve demokraside, insan haklarında atılması gereken ve demokratikleşmede atılması gereken diğer adımların atılabilme imkânı yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti 75 yılını tamamladı, 77 nci yılındayız, istikrarına, demokrasiye geçtiğimiz 1950 yılından itibaren baktığımızda; rahmetli Menderes’in ilk dört, beş yılından, Sayın Demirel’in 1965 - 1969 yılları arasından, rahmetli Özal’ın ve askerî dönemin 1980 -1987 yılları arasından sonra; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilk defa 57 nci hükümetle, güçlü bir hükümetle siyasî istikrarı sağlamış ve ardı ardına ciddî bir atılım hükümeti olduğunu, ciddî bir istikrar hükümeti olduğunu göstermiştir. 

Bu hükümete, bu millet ve bütün insanlarımız inanmaktadır ve büyük bir beklenti içerisindedirler. İşte, bundan dolayı, dünyanın beklentisi de bu doğrultudadır. Bundan dolayı, bu hükümetin, DSP, MHP ve ANAP’ın teşkil ettiği bu hükümetin, istikrar hükümetinin devam etmesi, bu ülkenin, bu devletin ve bu milletin lehinedir.

Bu hükümet devam etmelidir, ekonomik paket tamamlanmak zorundadır. Bir siyasî istikrarsızlığa bu ülkeyi attığımızda, bu siyasî istikrarsızlık, hemen arkasından ekonomik istikrarsızlığı getirecektir ve Türkiye'nin çağdaşlığı yakalaması zorlaşacaktır. 

Sayın Demirel'i severiz veya sevmeyebiliriz; ama, gözardı etmememiz gereken bir husus vardır ki hepimizin çok iyi bildiği, Sayın Demirel'in Cumhurbaşkanlığından sonra atılacak olan adımların mutlak manada siyasî istikrarı sarsacağı da kesin bir gerçektir. Rahmetli Özal'ın ölümünden sonraki siyasî tablonun daha henüz net olarak oturabildiğini söyleyemem. Ben, şahsî kanaatlerimi söylüyorum. 

Siyasetçi Demirel ile devlet adamı ve Cumhurbaşkanı Demirel arasındaki farkı hepimiz birbirine karıştırmamalıyız. Kırk yıllık siyasî yaşamının artıları ve eksileri vardır. Siyasetçi Demirel'i, artık, tarih değerlendirecektir. Türkiye'nin, geçiş döneminde dengelerini çok iyi bilen, Türkiye'deki kuvvetler arasındaki ilişkileri çok iyi bilen ve kırk yıllık siyasî yaşamının en üst bir noktasında ve Cumhurbaşkanlığı olarak yapmış olduğu performansı da düşündüğümüzde, tilkilerin kuyruklarını birbirine karıştırmadan Türkiye'yi bugüne getirmiştir. 

Siyaseti, kan davası, kin ve nefret üzerine oturtamayız. Siyaset, hizmet meselesidir; siyaset, uzlaşma sanatıdır. Eğer, bugün, kan davası ve siyaseti, çıkmaz bir kin, intikam savaşı olmuş olsaydı, 1980 öncesinde bir siyasî hasım durumunda olan ve Anıtkabir'de dahi -hâlâ o fotoğraf benim hafızamda canlıdır- birbirinin elini sıkmayan iki liderden Sayın Ecevit, bugün, Sayın Demirel'in Cumhurbaşkanı olması için, ülke menfaatlarını ve devlet menfaatlarını düşündüğü için ciddî manada gayret göstermezdi. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – 1 dakika ilave ediyorum. 

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Bu anlayışı, bu devlet anlayışını ve tarih önündeki şuuru bütün milletvekillerinin yerine getireceğinden eminim. Şu anda Türk Devletinin ihtiyacı olan siyasî istikrarı, hayatlarının en üst tecrübe noktasında bulunan iki sayın lider, gerçekten yerine getirmektedir ve getirecektir. 

Ben, 1993 seçimlerinde Sayın Demirel'e rey vermedim. Siyasetçi Demirel'e, politist ve popülist politikalı Demirel'e kızıyordum, rahmetli Özal'a yaptıklarından dolayı Sayın Demirel'e kızıyordum ve siyasî tecrübemden, o günkü siyasî tecrübemden ve doktriner bakışlarımdan dolayı da, ben, Sayın Demirel'e, o günkü Sayın Demirel'e, siyasetçi Demirel'e rey vermedim; ama, bugün, 7 yıllık cumhurbaşkanlığı icraatını gördüm; devlet adamı Demirel'in, ülkemize, devletimize devlet adamı olarak faydalı olacağına inanıyorum.

Türk Devletinin 21 inci Yüzyılda, Başkan Clinton'ın da dediği gibi...

Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Son cümle... Son cümlem Sayın Başkan...

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

GAFFAR YAKIN (Devamla) – Peki, teşekkür ederim. (DSP sıralarından alkışlar)
 


(30.3.2000) 
sayfa başı