Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
DİĞER KONUŞMALAR
HÜKÜMET TEZKERESİ (9.10.2001)
HÜKÜMET TEZKERESİ GÖRÜŞMELERİ (10.10.2001)

ABD'NİN AFGANİSTAN OPERASYONU...
Hükümet Tezkeresi TBMM görüşmeleri... (2)
10 Ekim 2001
Hükümet Tezkeresi ile ilgili Anavatan Partisi (ANAP) Grubu'nun görüşlerini İstanbul Milletvekili Ahat Andican açıkladı. 
 
 
TBMM Genel Kurulu tutanaklarından Andican'ın konuşması:

ANAP GRUBU ADINA A. AHAT ANDİCAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son birkaç gündür, Afganistan merkezli; ama, içeriği itibariyle, 21 inci Yüzyılın başlangıcında oluşacak dünya dengelerini büyük ölçüde etkileyecek olan bir olayla karşı karşıyayız ve birbiriyle örtüşen, üst üste örtüştüğü için de bazı ayrıntılarının gözden kaçtığı bu konuyu, izin verirseniz, dört boyutlu olarak huzurlarınızda değerlendirmek istiyorum:

Bunlardan birinci boyut, terör boyutudur; ikinci boyut, Taliban yönetimi ve Afganistan sürecidir; üçüncü boyut, Taliban sonrası bölgede oluşacak olan dengelerdir; dördüncü boyut da, kuşkusuz, Türkiye ve Türkiye'nin bu gelişmelerle ilgili pozisyonudur.

21 inci Yüzyılın başında, daha ilk senesi içerisinde, küresel terör diyebileceğimiz bir olayla karşı karşıya kaldık ve aynen ekonominin küreselleşmesi gibi, bilginin küreselleşmesi gibi, terörün de, küreselleşme ortamını veya tabanını, zeminini kullanarak ciddî bir biçimde dünya genelinde küreselleştiğini görüyoruz.

Fakat, olayın bir başka boyutu var. Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin küresel terörde hedef olarak tanımladığı listeye baktığınızda, ne yazık ki, bu listenin içerisinde, neredeyse tamamına yakınının İslam ülkelerinde örgütlenmiş gruplar olduğunu görüyorsunuz.

Buradan hemen 1990'lara, yani, Doğu Blokunun dağıldığı döneme dönmek istiyorum. Çoğunuzun bildiği Olivier Roy isimli bir siyasal İslam uzmanı, "Siyasal İslamın İflası" adlı kitabının ilk cümlesine şöyle başlar: "Çağımızın sonuna yaklaştığımız bu dönemde, Batı kamuoyunda bir İslam tehdidi algısı ortaya çıkmıştır..." der, sonra devam eder. On yıl geçtikten sonra bugün karşı karşıya kaldığımız durum da, bir anlamda, Afganistan'a yönelik hareketin gerçekleşmesini sağlayan Anglosakson veya Anglo-Amerikan grubu da, bu olayda bir din çatışması olmadığını vurgulama noktasında çok ciddî bir hassasiyet göstermektedir.

Olayın tarihçesine çok kısa göz atmazsak, bugünkü olayı, sanki, El-Kaide örgütü birdenbire ortaya çıkmışçasına, sanki, hiç yoktan var olmuşçasına düşünürsek, meseleleri anlama imkânını bulamayacağımızı düşünüyorum. 20 nci Yüzyıl, geçen yüzyıl, İslam dünyası, siyasal İslamı, kendi bölgelerinde emperyalist emellerle o bölgelerde sömürgecilik politikaları uygulayan bazı Batılı güçlere karşı kurtuluş savaşının aracısı olarak kullanmıştır ve o dönemde, sözgelimi, 1926'da kurulan Müslüman Kardeşler örgütü gibi örgütler, siyasal bir ideoloji olarak İslamı gündeme getirmişlerdir ve bağımsızlıkta aracı olarak kullanmışlardır; ama, 1950'li yıllara gelindiğinde, siyasal İslamın bir ılımlı ve bir de radikal boyutlarının ortaya çıktığını görüyoruz.

Doğudaki siyasal İslamın ideologlarından Mevdudi, Batıdaki ideologlarından meşhur Seyyid Kutub, hak ile batıl arasındaki çatışmanın batıl boyutuna sadece sömürgeci güçleri değil, Batı ile işbirliği yaptığı sürece o ülkeleri yöneten milliyetçi, laik, seküler kuvvetleri de koymuştur...

NURETTİN AKTAŞ (Gaziantep) - Ne alakası var!

A. AHAT ANDİCAN (Devamla) - İşte, çatışma bu noktada başlıyor ve 1979 yılına geldiğimizde bir başka boyut ortaya çıkıyor; Kutub'un talebesi Abdusselam Farac, cihada başka bir tanım getiriyor -çok radikal bir tanım- sadece saldırıya uğradığı zaman Müslüman toplulukların birbirleriyle yardımlaşması anlamında olan cihadı, farklı bir boyuta götürerek, siyasal İslama karşı olan her güce karşı yapılacak bir savaş boyutuna indirgiyor "Unutulan Farz Cihat" kitabında.

İşte El Kaide, işte Hamas, işte Yemen, Aden Müslüman birlikleri, işte Hizbullah -Türkiye bağlamında söylüyorum- ve benzeri örgütler, bu farklılaşma sonrasında siyasî olarak ortaya çıkan gruplar ve bunlardan biri olan El Kaide, bugün Afganistan'da yerleşmiş olması nedeniyle, bugün Afganistan'ın da bu meselenin odağına gelip yerleşmesini sağlıyor.

Bu açıklamayı sadece bilgi aktarımı için yapmadım. Bu liste bu şekilde kaldıkça ve eğer Bush'un ifadesinde söylediği gibi "terörizmle mücadele sonuna kadar, sonsuza kadar, gerektiği kadar devam edecektir" iddiası da doğruysa, sonuçta, bugün için El Kaide örgütü ve Talibanla sınırlı gibi görünen hareketin, İslam dünyasının başka bölgelerine taşması ve sonuçta, her ne kadar yapanlar tarafından "bu, İslam-Hıristiyan çatışması değildir" deniliyor ise bile, uzun vadede, gerçekten bir İslam-Hıristiyan çatışması olarak algılanma riskini taşıyabileceği açısındandır. Bu açıklamam, bunu iyi değerlendirmemiz lazımgeldiğini düşündüğüm içindir.

Nitekim Irak, Yemen gibi ülkelere de girişim yapılabileceği şeklinde Amerikan yönetimi bir tabloyu önümüze koyuyor ve baba Bush döneminde, 1991 harekâtını yapan ve "Şahinler Grubu" diye tanımlanan grup, bugün oğul Bush'un etrafında. Yarın Irak'ta da benzeri bir harekâtın olma ihtimali var. Irak eski muhaberat başkanının, gerek Muhammed Atta ile gerek Usame Bin Ladin'le Afganistan ve Çekoslovakya'da görüştüğü iddiasıyla, yarın Irak'a da yönelecek bir harekâtın ortaya çıkma ihtimali gündeme gelmiştir. Tabiî ki, bu durum, Türkiye'yi kendisinden 4 bin kilometre uzakta, belli boyutlarda ilgilendiren; ama, çok hayatî olarak görmediği bir bölgeden Irak'a taşınması durumunda çok ciddî sonuçlarla karşı karşıya bırakacaktır.

İkinci hedef taliban. Taliban, Afganistan'ın etnik mozaik yapısından kaynaklanan bir örgüt. 1979'da, Sovyet işgali sonrasında, bölgede var olan etnik gruplar ki, bu gruplar -hatırlatmak açısından söylüyorum; kuzeyde Türkler, yani Özbekler, Türkmenler ve Tacikler, ortada Hazaralar ve Peştular- hem Sovyetlere hem de komünist yönetime karşı ciddî bir mücadele vermişler ve 1987'lerde Sovyetler ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır; ama, kalan kukla Necibullah yönetimi mücadeleyi sürdürmüştür; 1992'li yıllara geldiğimizde Necibullah hükümetinin de devrilmesiyle Afganistan'da, bu kez, biraz önce söylediğim etnik grupların birbirleriyle uzlaştıkları bir geçici hükümet kurulmuştur. Peştu radikalizmin temsilcisi olan bazı grupların, kendilerine başbakanlık verilmiş olmasına rağmen (Hikmetyar örneğinde olduğu gibi) olayı kabul etmeyerek savaşa devam etmeleri ve Afganistan'ın kurulduğu günden beri hakimiyette olan Peştuların hakimiyette kalma talepleri -temsilcisi olmaları nedeniyle- nedeniyle maalesef, üç yıl dört yıl devam eden iç savaşta bir denge ortaya çıkmış ve bu denge Afganistan'da kendisine yandaş bir yönetim olmasını arzulayan Pakistan'ın ve Afganistan'da, niteliği ne olursa olsun, tek bir gücün hâkim olmasını isteyen Batılı güçlerin, başta Amerika olmak üzere, işine gelmemiştir. Çünkü, Pakistan bir tarafta Peştu nasyonalizmine endekslenmiş bir Afganistan istemektedir o dönemde, başta Amerika olmak üzere, batı gücü de, Orta Asya ve Hazar petrollerinin, İran dışında, doğu-batı koridoru, Türkiye'nin içerisinde bulunduğu bu koridorun dışında, Hint Okyanusuna indirilmesi ve Pasifik Havzasına taşınması, bir diğer deyişle, bu havzaların dış dünyaya taşınmasında enerji güvenliğinin sağlanması, çeşitliliğin sağlanması ve tabiî ki, etkinliğin sağlanması bakımından o dönemde Talibanla görüşmüşler, hatta bazı Amerikalı firmalar, Taliban yetkililerini Amerika'ya davet ederek, Kaliforniya'da merkezlerinde ağırlamışlardı; fakat, işte, Taliban'ın ortaya çıkma gerekçesi bu; tek bir güç hâkim olsun. Pakistan, Taliban'a ciddî bir destek vermiş, neredeyse onu yaratmış, eğitmiş, lojistik destek sağlamış, maddî destek sağlamış, asker vermiş; Taliban kıyafetinde Pakistanlı askerler Afganistan'da Kuzey İttifakına karşı savaşmışlar. Sonuçta, 1998'e gelindiğinde Taliban'da bir farklılık ortaya çıkmış, Arap ülkelerinin desteğiyle Taliban'ın artık Pakistan'a ihtiyacı kalmamış, kontrolden çıkmış ve 4 özellik Taliban'la özdeşleşmiş:

1. Taliban, artık, bölgede saf İslamı uygulamak iddiasıyla köktendinci bir uygulama gündeme getirmiştir.

2. Taliban, bölgede, dünyada terörle ilişkili olan grupların şemsiyeliği görevine soyunmuştur.

3. Taliban, bölgede, sadece Afganistan içinde sınırlı olmanın ötesinde, Özbekistan'da, Keşmir'de bazı hareketlere, oralara mücahit gönderiyor bağlamında o mücadelelere, oradaki yönetimleri tehdit eder hale gelmiştir. Ayrıca, Pakistan'ın kuzey bölgelerinde, medreselerde ve bölgedeki Peştu grupları içerisinde çok ciddî bir cihat felsefesini uygulayarak Pakistan'ın iç stabilitesini dahi tehdit eder hale gelmiştir.

4. Taliban, bunların ötesinde, tabiî, içsavaşı finanse edebilmek amacıyla, hepinizin bildiği, Laos-Kamboçya-Tayland üçgenini, o altın üçgeni dahi arka planda bırakacak bir uyuşturucu ticaret merkezi haline gelmiştir.

11 Eylül, hadiseyi başka bir boyuta sürükleyerek, işte, bugün burada tartışmakta olduğumuz konunun gündeme gelmesini sağlamıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu noktada, bu özellikleriyle Taliban ikinci hedef halindedir. Burada, bu bölgeye yönelik uygulamada, bölgedeki ülkelerin durumuna da çok kısa değinmek durumundayım; çok ayrıntılı giremeyeceğim; çünkü, vaktim hayli azaldı.

Pakistan bu konuda ciddî bir rahatsızlık içerisinde; ama, Pakistan, bu noktada, ABD ile olan ilişkilerinde -kendisine uygulanan ambargoyu kaldırtmıştır, yardım almaktadır- kendi idaresini, hükümetini güçlendirecek şekilde, bu grupla beraber olmaktadır.

İran ise, başlangıçta, karşı olduğu Taliban'a yönelik Amerikan hareketini destekler bir eğilim göstermişse de, daha sonra, Hıristiyan güçlerle birlikte Müslüman dünyasına yönelik bir harekette taraf olmamış olma noktasında pozisyonunu almış ve bugün, Amerika'ya karşı çıkmaktadır.

Özbekistan'ın durumunu biliyorsunuz; hadiseye yardımcı olmaktadır.

Burada önemli bir faktör olan Rusya, başlangıçta, olaya sıcak bakmamış; fakat, Özbekistan ile Kazakistan'ın kendi etki alanına girmeksizin ve ondan etkilenmeksizin doğrudan Amerika'yla temas kurmasından dolayı, hızla pozisyon almış ve bu pozisyonunun karşılığında da, Dünya Ticaret Örgütü üyeliğinden tutun -yani bazı ekonomik ödünler- ve AKKA Antlaşmasının genişletilmesiyle ilgili sıkıntılarına ve Çeçenistan'daki mücadelenin bir terör mücadelesi olarak kabul edilmesi noktasında kadar, avantajları elde edecek biçimde bu harekâta destek vermektedir ve bu olay, Kafkaslar'da da uzantılarını göstermeye hemen başlamıştır; daha, dün, Gürcistan'da -hatırlayacaksınız belki- kimliği belli olmayan 2 uçak, Acara bölgesinde, bir bombalama işlemi yapmıştır ve bugün, orada, sıkıyönetim ilan edilmiştir ve Rusya Gürcistan'ı, Gürcistan Rusya'yı suçlamaktadır. Yarın bir gün, Çeçenistan, zaten ateş içerisinde... Dolayısıyla, bu olayın uzantılarını bu bölgede de görmeye devam edeceğiz.

Doğu Türkistan'da da, Çin, ayrılıkçı Uygur hareketini tanımlayarak, benzer bir psikoloji içerisinde hadiseyi kontrol altına almak, legalleştirmek arayışı içerisindedir.

Değerli arkadaşlarım, burada, tabiî, müdahaleyle ilgili teknik ayrıntılara çok girecek değilim; vaktim de yok; ama, müdahale sonrasına değinmemiz gerekiyor; çünkü, müdahale sonrası oluşacak dünya, Türkiye'yi, bölgeyi çok yakından ilgilendirmekte. Başarılı olamaması durumunda -zannetmiyorum ama- Amerika harekâtının -hiç düşünmek istemiyorum- ama, Taliban'ın, bölgede, korkunç dizginlenemez bir güç haline geleceğini, Pakistan yönetiminin radikal dinci bir yapıya kavuşacağını, kayacağını, Türk cumhuriyetlerinin pozisyonunun içe kapanık ve savunmacı bir şeyle daha otoriter yönetimler haline dönüşeceklerini söylemeye gerek yok; ama, başaralı olduğu noktasından hareket ettiğimizde, yeni bir hükümet kurulacak kuşkusuz, dileğimiz, bu bölgede kurulacak hükümetin, bütün etnik grupları, oradaki varlıkları boyutunda temsil edecek nitelikte olması ve radikal köktendinci bir anlayış dışında kurulmuş olmasıdır; başına Zahir Şah mı gelir, başka birisi mi gelir, bunun çok da önemi yoktur; ama, kurulacak olan hükümet, tek bir milliyetin etki alanına girerse, Afganistan'da içsavaş bitmez.

Değerli arkadaşlarım, yine, geniş tabanlı bir hükümetin kurulduğu varsayımından baktığımızda, bölgede oluşacak olaylara bir bakalım.

1- Bölge dengeleri, bölgenin tanımı değişecektir; çünkü, artık, Ortadoğu, Ortaasya ve Kafkasya tek bir bölge olarak algılanmak zorundadır. Bölge ülkeleri, İsrail'inden tutun Türkiye'ye kadar bütün bölge ülkeleri, güvenlik ve ekonomik alanlarını buna göre tanımlamak zorunda kalacaklardır. Demokratik niteliğe uygun, çok geniş tabanlı ve Batı değerlerine daha yatkın bir hükümetin kurulduğu noktasından yola çıkarak konuşuyorum.

2- Ortaasya petrolleri ve doğalgazı için, bölge, Hint Okyanusuna açılacak ve burada, Amerikan şirketleri ve Batılı şirketler bu işlemi hızla gerçekleştireceklerdir. Böylece, enerjiye yeni bir yol bulunacaktır; bu, Türkiye'yi bir boyutuyla ilgilendirir, ayrıntısına girmeme gerek yok sanıyorum; ama, daha da önemli bir şey olur, bölgede yeni bir ekonomik alan ortaya çıkar. ABD eksenli olmak üzere, Pakistan ve diğer ülkelerin katıldığı yeni bir ekonomik alan ortaya çıkar ve bu ekonomik alan, aynı zamanda, bu bölgede, Rusya, Çin, Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan ve Özbekistan'ın katılımıyla oluşturulmak istenilen Şanghay altılısı ekonomik alanının da büyük ölçüde rakibi haline gelir ve bunun belki sonlanmasına yol açar ve bir başka şey olur; bölgede yeni bir güvenlik anlayışı, güvenlik alanı ortaya çıkar. Bu güvenlik alanında, artık, Rusya da, Çin de, Amerika Birleşik Devletleri de, yeniden tanımlamak durumundadırlar. Belki dikkatlerden kaçtı; ama, bir şey var, Bakın, Japonya, 1945'ten bu yana, ilk defa uluslararası bir harekâta, tarihinde ilk defa, tam donanımlı bir destroyerle katılma isteğini gündeme getiriyor ve bu istekle beraber Japon Başbakanı Koizumi diyor ki "güvenlik anlayışımız, konseptimiz değişmiştir; artık, aynen Atlantik'te olduğu gibi bir güvenlik örgütüne ihtiyaç vardır. Amerika, Güney Kore, Japonya, Singapur gibi ülkelerin içinde olacağı bir doğu NATO'su kurulmalıdır." Ve Amerika Birleşik Devletlerinin bu bölgede etkin bir hale gelmesi durumunda, ikinci adım olarak da bunu beklemek durumundayız.

Analitik olarak daha çok nokta var; ama, vakit daralıyor. Burada, bir şeyi hatırlatmak istiyorum; meşhur Henry Kissenger'in "Diplomasi" diye bir kitabı var -okuyan arkadaşlarımız vardır- orada bir şey söyler Kissenger: "Doğu bloğu dağıldı, Amerika Birleşik Devletleri tek ülke, tek güç haline geldi ve tek kutuplu bir dünya ortaya çıktı askerî açıdan vesaire; ama, bu özelliğini uzun süre devam ettiremeyecektir. Hindistan ve Çin gibi güçler dünya devletleri haline gelmektedirler; Avrasya'da bu özelliğini devam ettirebilmesinin tek yolu, bu bölgede ittifaklar oluşturmasıdır. Bu özelliğini ancak iki 10 yıl sürdürebilir" der ve bugün gelişen olaylar, Kissenger'in bu kehanetini büyük ölçüde doğruluyor.

Türkiye açısından da olayı değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum, yine çok çerçeve olarak değerlendireceğim izin verirseniz. Yine, önce terör boyutuna baktığımızda, Türkiye, terör mücadelesi adı altında yapılan bu çalışmadan veya bu uygulamadan yararlanacaktır. Yirmi yıldır Batı kamuoyuna açıklayamadığı, daha doğrusu anlamak istemedikleri terör olayının uluslararası niteliğini ve bir gün dönüp kendilerine de bu şekilde zarar verebileceğini bu olay gösterdiği için, artık, Türkiye, uluslararası terör mücadelesinde ön alma imkânına sahip olmuştur.

Ve daha başka bir şey olmuştur; laik, demokratik, Müslüman Türkiye modelinin İslam dünyası için ne kadar geçerli, ne kadar tutarlı bir model olduğu bir kere daha ortaya çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, toparlar mısınız lütfen.

A. AHAT ANDİCAN (Devamla) - Sayın Başkan, 3-4 dakika izin verirseniz memnun olurum.

BAŞKAN - Efendim, 3-4 dakika veremem. Biraz toparlarsanız memnun olurum; çünkü, her grup 3-4 dakika alırsa, bundan sonra da 3 tane gensoru var efendim...

A. AHAT ANDİCAN (Devamla) - Dezavantajları var. Bunların üzerinde durmadan, o zaman, hemen, harekâtla ilgili satırbaşlarına değinelim. Burada temel sorunumuz, NATO üyesi olan tek Müslüman ülke olmamız nedeniyle, bölgede yürütülecek bir müdahalenin İslam ülkeleri tarafından farklı algılanarak, Türkiye'nin gelecekte İslam ülkeleriyle olan ilişkilerinde sıkıntıların doğması riskidir. Hükümetin bu noktada, bunun avantajlarını -yani, NATO üyesi olarak bu konudaki sorumlulukları ve onun avantajlarını- dezavantajlarla teraziye koyup en doğru kararı vereceğine inanıyorum; ama, burada bir şeyi yapmak durumunda; Taliban sonrası kurulacak hükümette, oradaki Türklerin var olması noktasında ciddî bir çaba göstermek zorunda. Mezarışerif merkezli bu bölgeye insanî yardımı ve teknik yardımı, Türkiye, oraya müdahale gücü olarak gitmese bile, yardımı başlatmak zorunda ve bu noktada, orada oluşacak yeni hükümet içerisinde Türklerin temsil edilmelerini sağlamak zorunda.

Tabiî, olayın Irak'a taşması durumunda Türkiye'nin sorunları çok daha farklı boyutlara taşınacaktır. Burada da önemli olan, Irak'ın bugünkü konumunun korunup korunmayacağı sorunudur. Eğer bugünkü konumu korunacak, toprak bütünlüğü korunacak ise Türkiye, bugüne kadar uyguladığı Irak'ın toprak bütünlüğünün devam ettirilmesi, oradaki Türkmenlerin haklarının korunması ve oradaki teröre karşı mücadele etme noktasında, terörün kurutulması, üç temel sac ayağına oturan politikasını devam ettirecektir; ama, eğer bölgede, yani, Batılı güçlerin bu bölgeye yönelik müdahalesi sonrasında sınır değişiklikleri olacak ve bu bölgede hiç istemediğimiz yeni bazı devletlerin, şu anda embriyo halinde olan bazı bölgelerin ortaya çıkması söz konusu olacaksa, o zaman, Türkiye'nin, bu değerlendirmeye, bu stratejiye uygun bir yaklaşımla, bu değişikliklerden azami derecede Türkiye'nin çıkarlarına uygun bir sonuç çıkmasını sağlayacak bir çalışmaya girmesi gerekir diyorum ve hükümet tarafından getirilen talebin, avantajları ve dezavantajlarının hükümetimiz tarafından en uygun bir biçimde, Türkiye'nin millî çıkarlarına uygun bir biçimde değerlendireceğini ümit ediyor, Grup olarak buna destek vereceğimizi bildiriyorum.

Saygılarımla. (ANAP, DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Andican.

 



DİĞER KONUŞMALAR
ANAP GRUBU
AKP GRUBU
DSP GRUBU
MHP GRUBU
SP GRUBU
DYP GRUBU
MİLLİ SAVUNMA BAKANI
BAŞBAKAN
KİŞİSEL KONUŞMALAR


(11 EKİM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.