| TBMM Genel Kurulu tutanaklarından Şandır'ın konuşması:
MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Hatay) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Muhterem Heyetinizi, şahsım ve Grubum adına, saygılarımla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, Amerika Birleşik Devletleri,
7 Ekimde, terörizme karşı "Sürekli Özgürlük Operasyonu" adıyla Afganistan'da
savaşı başlatmıştır. NATO Anlaşmasının 5 inci maddesi gereği, Türkiye,
operasyona katkıda bulunmaya davet edilmiştir ve katkı yapılması bir genel
kabul olarak ifade edilmektedir.
Hükümetimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisinden ve toplumumuzdan, halkımızdan,
Türk milletinden destek ve yetki istemektedir. Bugünkü müzakere konumuz
budur; ancak, terör ve operasyonla ilgili görüşlerimi ifade etmeden önce
bir hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum:
Değerli milletvekilleri, yaklaşık bir aydan bu yana, Türk toplumu -televizyonlar,
gazeteler ve tüm konuşmacılar tarafından- terörle, operasyonla ve savaşla
ilgili yoğun bir propaganda altında tutulmaktadır. Ben, bunun, doğru ve
faydalı olmadığına inanıyorum. Çok derin, detay bir inceleme yapmadım;
ama, gördüğüm kadarıyla Batı televizyonları ve Amerika Birleşik Devlerinin
kendi televizyonları toplumlarını bu hadiseyle bu kadar meşgul etmemektedirler.
Görüyoruz ki, televizyonlarımızın birçoğu, toplumu, 15 dakikalık haber
bültenleriyle, yorumlarla, görüntülerle, senaryolarla yoğun bir şekilde
bu meseleye konsantre etmeye çalışıyorlar. Bence toplum psikolojisi açısından
böyle bir yaklaşım doğru değil. Bunu, tüm Türk toplumunun, özellikle medyamızın
hassasiyetlerine arz etmek istiyorum.
Müzakere konumuzun sebepleri ve muhtemel sonuçları üzerinde şu ana kadar
burada çok güzel konuşmalar oldu. Demin ifade ettiğim gibi, televizyonlarımızda
da birçok strateji uzmanı, çok detayda, çok varsayımlı, çok ihtimalli birtakım
yorumlar yapmaktadırlar. Ben, konuşmamda, daha çok, terör konusunda ve
hükümetimizin istediği bu destek ve yetki konusunda Grubumuzun temennilerini
ve tavsiyelerini ifade etmek istiyorum. Hassasiyetlerimizi ve kanaatlerimizi
hem Türk toplumuna hem sayın hükümetimizin dikkatine hem de uluslararası
camianın dikkatlerine sunmak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, 11 Eylülde Amerika Birleşik Devletlerinde meydana
gelen, binlerce masum insanın ölümüne neden olan terörist saldırılar, terörü,
bir anda dünyanın bir numaralı gündemi haline getirmiştir. Bizim yıllardır
muhatap olduğumuz, acı çektiğimiz, şikâyet ettiğimiz, ancak, yeterince
taraftar bulamadığımız terör olgusu bu defa korkunç yüzünü Amerika Birleşik
Devletlerinde göstermiştir. Bu saldırı da göstermiştir ki, terörist saldırıların
ulaşacağı bir üst sınır yoktur, bir sınırlama yoktur ve hiç kimse, hiçbir
devlet teröre karşı korunmuş değildir. Saldırıda 80 ülkeden 6 000 insan
hayatını kaybetmiştir. Bir defa daha Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlarına
başsağlığı diliyorum. Terör, insanlığın birlikte oluşturduğu evrensel değerleri
yok etmeyi hedef almıştır; sonuçları itibariyle üçüncü dünya savaşı özelliği
taşıyan ve dünya barışını tehdit eden temel bir faktör haline gelmiştir.
Terör, bir yandan ülkelerin kurulu düzenlerine, öte yandan uluslararası
düzene itiraz edenlerin ortak silahı haline gelmiştir. Birbiriyle hiç ilgisi
olmasa da tüm terörist faaliyetler, sonuçta insanlığın oluşturduğu medeniyeti
ve medeniyetin değerlerini insafsızca hedeflemektedir. Bu bakımdan, biz
ifade ediyoruz ki, amacı ne olursa olsun, kaynağı ne olursa olsun, boyutu
ne olursa olsun, metodu ne olursa olsun, kimliği ve ülkesi ne olursa olsun,
terör, tüm insanlığın ortak tavır alması gereken bir olgu olarak dünya
gündemine gelip oturmuştur. Geldiğimiz noktada uluslararası camia birçok
politika ve kabullerini gözden geçirmeli, yanlışlarını görmeli, yeni politika
ve anlayışları benimsemelidir. Bu bağlamda, terör yeniden tanımlanmalıdır.
Terörle mücadelede yeniden bir sistem kurulmalıdır. Terör, hiçbir sebeple
hoş görülmemeli, hiçbir değerin mücadelesinde terörün kullanılmasına müsaade
edilmemelidir. Terör, iç politikada ve uluslararası politikada bir araç
olarak kullanılmamalıdır. Terör, siyaseten desteklenmemelidir. İnsanların
bireysel olarak özgürlük ve hak taleplerinde, toplumların özerklik ve egemenlik
taleplerinde bir araç olarak kullanılmamalı, kullanılmasına destek verilmemelidir.
Terör, barış, huzur, refah ve gelişmenin, medeniyetin, demokrasinin düşmanıdır,
hasta ruhların eseridir. Terörde insan mutluluğu yoktur, insanın değeri
terörde yoktur. Dolayısıyla, terörü destekleyenlerin unutmaması gereken
temel husus budur. Gün olur, bir gün terörü destekleyenler terörün sıcak
ateşini alınlarında hissederler. Terörü hep birlikte lanetleyelim, terörü
küresel boyutta lanetleyelim. Terörün tanımlanmasında, lanetlenmesinde,
mücadelesinde Türkiye öncü bir rol üstlenmelidir; çünkü, terörle savaş
Türkiye'nin savaşıdır, terörden en çok zarar gören ülkelerin başında Türkiye
gelmektedir.
Türkiye, terörle mücadele içinde boğuşarak, geçen yüzyılı kaybetmiştir.
Sanayileşmemizin, modernleşmemizin, çağdaş demokratik bir yapıya kavuşmamızın
önünü terörle kesmişlerdir. Sağ-sol kavgasıyla 1970-1980 arasını kaybettik,
bölücü terörle 1980-2000 arasını kaybettik, binlerce insanımızın canına
mal oldu, milyarlarca dolarlık kaynaklarımızı tükettik, toplumsal bütünlüğümüzü
parçaladılar; ekonomik, siyasî istikrarsızlıklar yaşadık; krizden krize,
seçimden seçime sürüklendik.
Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar gibi terör üreten bu coğrafyanın ortasında,
ülke ve millet bütünlüğümüzü koruyabilmek, sürekli koruyabilmek, terörle
mücadelede Türkiye'nin küresel bir misyon yüklenmesi mecburiyetini önümüze
getirmektedir. Terörle yapılan her savaşı Türkiye desteklemelidir. Dünyaya
terörü Türkiye anlatmalıdır. Türkiye, terörle mücadelede ortaya konulan
küresel iradenin dışında kalmamalıdır, kalamaz da. Türkiye, terörün kontrolünde
olan ülkelere, terörü destekleyen ülkelere, terörist ülkelere karşı, medenî
ülkelerin cephesinde yerini almalıdır.
Türkiye, Afganistan operasyonunun, Hıristiyan Batıyla Müslüman Doğu
çatışması olarak anlaşılmasına engel olmalıdır. Türkiye, teröre karşı medenî
ülkeler cephesinde, ikna ettiği İslam ülkeleriyle, bölge ülkeleriyle birlikte
yer almalıdır. Türkiye, Müslüman sivil halkın zarar görmemesi için, uluslararası
camiadan talepte bulunmalıdır, şart ortaya koymalıdır. Türkiye, savaş sonrasında,
terörle mücadele sonrasında, geleceğin tanziminde misyon üstlenmelidir;
bunu talep etmelidir. Türkiye, savaş sonrasının savaş öncesinde konuşulmasını
istemelidir. Türkiye, siyasî coğrafyanın kendisine yüklediği misyona sahip
çıkmalıdır. Terör üreten şartların coğrafyasıyla Batı arasında, Türkiye,
bir geçiş noktasındadır. Taşıdığı riskleri Batı'ya anlatmalıdır. Amerika
Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliğinin stratejik ortağı olan Türkiye'nin
Batı'ya karşı sorumlulukları vardır; ancak, coğrafyasının kendisine dikte
ettirdiği riskleri de Batı'ya doğru anlatmalıdır, ifade etmelidir. Türkiye'nin
kalkınmışlığı, güçlülüğü, istikrarı, iç bütünlüğü, Türkiye kadar Batı'yı
da ilgilendirmektedir; bu sebeple, bunu, Batı'ya hatırlatmalıdır.
Türkiye, Batı'nın önüne şu tercihleri birlikte koymalıdır: Terörle boğuşan
bir Türkiye mi Batı için daha iyidir; terörist ihraç eden bir Türkiye mi
Batı için daha iyidir?.. Teröre geçit, köprü olan bir Türkiye mi, yoksa,
Batı için teröre set çeken, terör üreten ülkeleri, şartları, terör karşısında
ikna edip, medenî dünyaya kazandıran bir Türkiye mi Batı için gereklidir?..
Bunu, Batı'ya anlatmalıyız, bu tercihleri Batı'nın önüne koymalıyız. Türkiye'nin
kalkınmasına ve istikrarına, Batı'dan bu anlamda destek istemeliyiz.
Terörle savaşta Türkiye'nin önemi ve deneyimi öne çıkarılmalı, terörle
mücadelede uluslararası bir sistem geliştirilecekse, Türkiye, mutlaka,
bunun içinde yer almalıdır. Avrupa güvenlik ve savunma sisteminin içerisinde,
Türkiye, merkezde ve karar verici konumda görev üstlenmelidir, bunu talep
etmelidir.
Batı, en azından güvenlik noktasında Türkiye'den vazgeçemez, bunun idrakinde
olarak, sorumluluk ve fonksiyon üstlenmeliyiz. Türkiye, bölgenin temsilcisi
olarak Batıyla, Batının temsilcisi olarak da bölge ülkeleriyle konuşmalı,
bölgesel işbirliğini sağlamalı. Türkiye'nin, Avrupa Birliği açısından bu
konudaki önemi öne çıkarılmalı, günümüzde güvenliğin en önemli konu olduğu,
Avrupa güvenliğinin Türkiyesiz olamayacağını, bu vesileyle, ortaklarımıza,
dostlarımıza, müttefiklerimize anlatmalıyız.
Türkiye, terörle mücadeleye Batı yanında katılmalıdır. Bunun alternatifi
yoktur. Bunun için ne yapması gerekiyorsa onu yapmalıdır; ancak, şu hususlara
da dikkat etmelidir diye düşünüyoruz:
Son terörist saldırı göstermiştir ki, Batının refah ve huzuruyla Türkiye'yi
de içine alan kendi siyasî coğrafyası arasında riskler ve tehditler bakımından
hayatî bir ilişki bulunmaktadır. Bu coğrafyada güvenilecek en önemli aktör,
dost faktör Türkiye'dir. Türkiye'nin istikrarı ve kalkınmışlığı tüm Batı
için önemlidir; bu, hatırlatılmalıdır.
Amerika Birleşik Devletlerinin bölgeye yönelişlerindeki sertlik, Türkiye'yi
olumsuz yönde etkilememeli, Türkiye'yi bölgesinde sıkıntıya sokmamalıdır.
Türkiye, yeni oluşacak Batı güvenlik sistemleri içerisinde, mutlaka,
karar ve merkezde yerini almalıdır; bu talep edilmelidir.
Avrupa Birliği, son olayı doğru yorumlayarak, İslama dönük bakış açısını
gözden geçirmeli, sağduyulu bir yaklaşımla farklı din ve uygarlıkların
getireceği yumuşamayı sağlamalıdır. Bu noktada, Türkiye'nin, çok önemli
bir fonksiyon ifa edeceğini Batıya hatırlatmalıyız. Bu sebeple, Türkiye'nin,
Avrupa Birliğine girişi çabuklaştırılmalıdır; bu, Batıdan talep edilmelidir.
Türkiye, yıllardır söylediği fakat Batılı dostları tarafından anlaşılmayan
veya anlaşılmak istenmeyen terör konusundaki haklılığının tescilini elde
ettiği bu konum dolayısıyla yeniden hatırlatmalıdır.
Tüm bu hususlar dikkate alınarak, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO
etrafında oluşan terörle küresel boyuttaki mücadele mutabakatına Türkiye
katılmalıdır, mutlaka katılmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri Başkanının
operasyon başlangıcında ortaya koyduğu hedeflere bağlı kalınmasını istemeliyiz.
Usame Bin Ladin, El-Kaide Örgütü ve Taliban yönetiminin terörün sebebi
olarak ortaya konulup, bunların bertaraf edilmesi hedefinin dışında, Sayın
Bush'un çok yönlü, çok kapsamlı ve sürekli bir savaştan bahsetmesinin Türkiye'ye
getireceği risklerin, belirsizliklerin dikkatinde olmalıyız, hesabını mutlaka
yapmalıyız. Bölge ülkelerinin itirazları dikkate alınmalıdır. Biz, bu coğrafyada
yaşıyoruz. Tarihimizin ve bu coğrafyanın müktesebinin bize yüklediği misyonun
idrakinde, bu coğrafyanın insanlarıyla, ülkeleriyle işbirliği halinde terörle
mücadelede Batı ittifakının yanında yer almalıyız.
Türkiye, büyük devlettir değerli milletvekilleri. Türkiye, büyük devlet
olmanın gereğini her defasında olduğu gibi, bu defa da yerine getirmelidir.
Türkiye, misyonu gereği, uluslararası sorumlulukları doğrultusunda gereğini
yapmalıdır. Müttefiklerimizin, Türkiye'nin terörle mücadelesinde gösterdikleri
yanlışlığı Türkiye göstermemelidir.
Tüm bu sebeplerle, hükümetimizin Meclisimizden talep ettiği desteği
ve yetkiyi, hükümetimize vermek durumundayız. Çok önemli bir olayla karşı
karşıyayız; bu olay karşısında, Türkiye, kenarda duramaz.
Arz ettiğim gibi, tarihinin ve coğrafyasının kendisine yüklediği misyon
doğrultusunda ve tarihte yaşadığı acı tecrübeler, acı hatıralar ışığında,
terörle mücadelede, Türkiye, dostlarının, uluslararası sorumluluklarının
kendisinden beklediği tavrı göstermek mecburiyetindedir. Bunun, bugün ne
olacağını, yarınki gelişmeler doğrultusunda hangi şekli alacağını bugünden
bilebilmek mümkün değildir.
Hükümetimiz, ülkemizin gerçeklerini de dikkate alarak, ülkenin menfaatlarını
ve çıkarlarını mutlak gözeterek, belirsizliklerin ülkeye risk yüklemesini
mutlaka önleyerek, Meclisimizden destek ve yetki istemektedir. Biz, Milliyetçi
Hareket Partisi olarak, hükümetimizin bu talebine "evet" diyeceğiz.
Bu duygularımla, Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP, DSP
ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.
|