Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
DİĞER KONUŞMALAR
HÜKÜMET TEZKERESİ (9.10.2001)
HÜKÜMET TEZKERESİ GÖRÜŞMELERİ (10.10.2001)

ABD'NİN AFGANİSTAN OPERASYONU...
Hükümet Tezkeresi TBMM görüşmeleri... (5)
10 Ekim 2001
Hükümet Tezkeresi ile ilgili Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Grubu'nun görüşlerini Hatay Milletvekili Mehmet Şandır açıkladı.
 
 
TBMM Genel Kurulu tutanaklarından Şandır'ın konuşması:

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Muhterem Heyetinizi, şahsım ve Grubum adına, saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, Amerika Birleşik Devletleri, 7 Ekimde, terörizme karşı "Sürekli Özgürlük Operasyonu" adıyla Afganistan'da savaşı başlatmıştır. NATO Anlaşmasının 5 inci maddesi gereği, Türkiye, operasyona katkıda bulunmaya davet edilmiştir ve katkı yapılması bir genel kabul olarak ifade edilmektedir.

Hükümetimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisinden ve toplumumuzdan, halkımızdan, Türk milletinden destek ve yetki istemektedir. Bugünkü müzakere konumuz budur; ancak, terör ve operasyonla ilgili görüşlerimi ifade etmeden önce bir hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum:

Değerli milletvekilleri, yaklaşık bir aydan bu yana, Türk toplumu -televizyonlar, gazeteler ve tüm konuşmacılar tarafından- terörle, operasyonla ve savaşla ilgili yoğun bir propaganda altında tutulmaktadır. Ben, bunun, doğru ve faydalı olmadığına inanıyorum. Çok derin, detay bir inceleme yapmadım; ama, gördüğüm kadarıyla Batı televizyonları ve Amerika Birleşik Devlerinin kendi televizyonları toplumlarını bu hadiseyle bu kadar meşgul etmemektedirler. Görüyoruz ki, televizyonlarımızın birçoğu, toplumu, 15 dakikalık haber bültenleriyle, yorumlarla, görüntülerle, senaryolarla yoğun bir şekilde bu meseleye konsantre etmeye çalışıyorlar. Bence toplum psikolojisi açısından böyle bir yaklaşım doğru değil. Bunu, tüm Türk toplumunun, özellikle medyamızın hassasiyetlerine arz etmek istiyorum.

Müzakere konumuzun sebepleri ve muhtemel sonuçları üzerinde şu ana kadar burada çok güzel konuşmalar oldu. Demin ifade ettiğim gibi, televizyonlarımızda da birçok strateji uzmanı, çok detayda, çok varsayımlı, çok ihtimalli birtakım yorumlar yapmaktadırlar. Ben, konuşmamda, daha çok, terör konusunda ve hükümetimizin istediği bu destek ve yetki konusunda Grubumuzun temennilerini ve tavsiyelerini ifade etmek istiyorum. Hassasiyetlerimizi ve kanaatlerimizi hem Türk toplumuna hem sayın hükümetimizin dikkatine hem de uluslararası camianın dikkatlerine sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 11 Eylülde Amerika Birleşik Devletlerinde meydana gelen, binlerce masum insanın ölümüne neden olan terörist saldırılar, terörü, bir anda dünyanın bir numaralı gündemi haline getirmiştir. Bizim yıllardır muhatap olduğumuz, acı çektiğimiz, şikâyet ettiğimiz, ancak, yeterince taraftar bulamadığımız terör olgusu bu defa korkunç yüzünü Amerika Birleşik Devletlerinde göstermiştir. Bu saldırı da göstermiştir ki, terörist saldırıların ulaşacağı bir üst sınır yoktur, bir sınırlama yoktur ve hiç kimse, hiçbir devlet teröre karşı korunmuş değildir. Saldırıda 80 ülkeden 6 000 insan hayatını kaybetmiştir. Bir defa daha Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlarına başsağlığı diliyorum. Terör, insanlığın birlikte oluşturduğu evrensel değerleri yok etmeyi hedef almıştır; sonuçları itibariyle üçüncü dünya savaşı özelliği taşıyan ve dünya barışını tehdit eden temel bir faktör haline gelmiştir. Terör, bir yandan ülkelerin kurulu düzenlerine, öte yandan uluslararası düzene itiraz edenlerin ortak silahı haline gelmiştir. Birbiriyle hiç ilgisi olmasa da tüm terörist faaliyetler, sonuçta insanlığın oluşturduğu medeniyeti ve medeniyetin değerlerini insafsızca hedeflemektedir. Bu bakımdan, biz ifade ediyoruz ki, amacı ne olursa olsun, kaynağı ne olursa olsun, boyutu ne olursa olsun, metodu ne olursa olsun, kimliği ve ülkesi ne olursa olsun, terör, tüm insanlığın ortak tavır alması gereken bir olgu olarak dünya gündemine gelip oturmuştur. Geldiğimiz noktada uluslararası camia birçok politika ve kabullerini gözden geçirmeli, yanlışlarını görmeli, yeni politika ve anlayışları benimsemelidir. Bu bağlamda, terör yeniden tanımlanmalıdır. Terörle mücadelede yeniden bir sistem kurulmalıdır. Terör, hiçbir sebeple hoş görülmemeli, hiçbir değerin mücadelesinde terörün kullanılmasına müsaade edilmemelidir. Terör, iç politikada ve uluslararası politikada bir araç olarak kullanılmamalıdır. Terör, siyaseten desteklenmemelidir. İnsanların bireysel olarak özgürlük ve hak taleplerinde, toplumların özerklik ve egemenlik taleplerinde bir araç olarak kullanılmamalı, kullanılmasına destek verilmemelidir. Terör, barış, huzur, refah ve gelişmenin, medeniyetin, demokrasinin düşmanıdır, hasta ruhların eseridir. Terörde insan mutluluğu yoktur, insanın değeri terörde yoktur. Dolayısıyla, terörü destekleyenlerin unutmaması gereken temel husus budur. Gün olur, bir gün terörü destekleyenler terörün sıcak ateşini alınlarında hissederler. Terörü hep birlikte lanetleyelim, terörü küresel boyutta lanetleyelim. Terörün tanımlanmasında, lanetlenmesinde, mücadelesinde Türkiye öncü bir rol üstlenmelidir; çünkü, terörle savaş Türkiye'nin savaşıdır, terörden en çok zarar gören ülkelerin başında Türkiye gelmektedir.

Türkiye, terörle mücadele içinde boğuşarak, geçen yüzyılı kaybetmiştir. Sanayileşmemizin, modernleşmemizin, çağdaş demokratik bir yapıya kavuşmamızın önünü terörle kesmişlerdir. Sağ-sol kavgasıyla 1970-1980 arasını kaybettik, bölücü terörle 1980-2000 arasını kaybettik, binlerce insanımızın canına mal oldu, milyarlarca dolarlık kaynaklarımızı tükettik, toplumsal bütünlüğümüzü parçaladılar; ekonomik, siyasî istikrarsızlıklar yaşadık; krizden krize, seçimden seçime sürüklendik.

Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar gibi terör üreten bu coğrafyanın ortasında, ülke ve millet bütünlüğümüzü koruyabilmek, sürekli koruyabilmek, terörle mücadelede Türkiye'nin küresel bir misyon yüklenmesi mecburiyetini önümüze getirmektedir. Terörle yapılan her savaşı Türkiye desteklemelidir. Dünyaya terörü Türkiye anlatmalıdır. Türkiye, terörle mücadelede ortaya konulan küresel iradenin dışında kalmamalıdır, kalamaz da. Türkiye, terörün kontrolünde olan ülkelere, terörü destekleyen ülkelere, terörist ülkelere karşı, medenî ülkelerin cephesinde yerini almalıdır.

Türkiye, Afganistan operasyonunun, Hıristiyan Batıyla Müslüman Doğu çatışması olarak anlaşılmasına engel olmalıdır. Türkiye, teröre karşı medenî ülkeler cephesinde, ikna ettiği İslam ülkeleriyle, bölge ülkeleriyle birlikte yer almalıdır. Türkiye, Müslüman sivil halkın zarar görmemesi için, uluslararası camiadan talepte bulunmalıdır, şart ortaya koymalıdır. Türkiye, savaş sonrasında, terörle mücadele sonrasında, geleceğin tanziminde misyon üstlenmelidir; bunu talep etmelidir. Türkiye, savaş sonrasının savaş öncesinde konuşulmasını istemelidir. Türkiye, siyasî coğrafyanın kendisine yüklediği misyona sahip çıkmalıdır. Terör üreten şartların coğrafyasıyla Batı arasında, Türkiye, bir geçiş noktasındadır. Taşıdığı riskleri Batı'ya anlatmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliğinin stratejik ortağı olan Türkiye'nin Batı'ya karşı sorumlulukları vardır; ancak, coğrafyasının kendisine dikte ettirdiği riskleri de Batı'ya doğru anlatmalıdır, ifade etmelidir. Türkiye'nin kalkınmışlığı, güçlülüğü, istikrarı, iç bütünlüğü, Türkiye kadar Batı'yı da ilgilendirmektedir; bu sebeple, bunu, Batı'ya hatırlatmalıdır.

Türkiye, Batı'nın önüne şu tercihleri birlikte koymalıdır: Terörle boğuşan bir Türkiye mi Batı için daha iyidir; terörist ihraç eden bir Türkiye mi Batı için daha iyidir?.. Teröre geçit, köprü olan bir Türkiye mi, yoksa, Batı için teröre set çeken, terör üreten ülkeleri, şartları, terör karşısında ikna edip, medenî dünyaya kazandıran bir Türkiye mi Batı için gereklidir?.. Bunu, Batı'ya anlatmalıyız, bu tercihleri Batı'nın önüne koymalıyız. Türkiye'nin kalkınmasına ve istikrarına, Batı'dan bu anlamda destek istemeliyiz.

Terörle savaşta Türkiye'nin önemi ve deneyimi öne çıkarılmalı, terörle mücadelede uluslararası bir sistem geliştirilecekse, Türkiye, mutlaka, bunun içinde yer almalıdır. Avrupa güvenlik ve savunma sisteminin içerisinde, Türkiye, merkezde ve karar verici konumda görev üstlenmelidir, bunu talep etmelidir.

Batı, en azından güvenlik noktasında Türkiye'den vazgeçemez, bunun idrakinde olarak, sorumluluk ve fonksiyon üstlenmeliyiz. Türkiye, bölgenin temsilcisi olarak Batıyla, Batının temsilcisi olarak da bölge ülkeleriyle konuşmalı, bölgesel işbirliğini sağlamalı. Türkiye'nin, Avrupa Birliği açısından bu konudaki önemi öne çıkarılmalı, günümüzde güvenliğin en önemli konu olduğu, Avrupa güvenliğinin Türkiyesiz olamayacağını, bu vesileyle, ortaklarımıza, dostlarımıza, müttefiklerimize anlatmalıyız.

Türkiye, terörle mücadeleye Batı yanında katılmalıdır. Bunun alternatifi yoktur. Bunun için ne yapması gerekiyorsa onu yapmalıdır; ancak, şu hususlara da dikkat etmelidir diye düşünüyoruz:

Son terörist saldırı göstermiştir ki, Batının refah ve huzuruyla Türkiye'yi de içine alan kendi siyasî coğrafyası arasında riskler ve tehditler bakımından hayatî bir ilişki bulunmaktadır. Bu coğrafyada güvenilecek en önemli aktör, dost faktör Türkiye'dir. Türkiye'nin istikrarı ve kalkınmışlığı tüm Batı için önemlidir; bu, hatırlatılmalıdır.

Amerika Birleşik Devletlerinin bölgeye yönelişlerindeki sertlik, Türkiye'yi olumsuz yönde etkilememeli, Türkiye'yi bölgesinde sıkıntıya sokmamalıdır.

Türkiye, yeni oluşacak Batı güvenlik sistemleri içerisinde, mutlaka, karar ve merkezde yerini almalıdır; bu talep edilmelidir.

Avrupa Birliği, son olayı doğru yorumlayarak, İslama dönük bakış açısını gözden geçirmeli, sağduyulu bir yaklaşımla farklı din ve uygarlıkların getireceği yumuşamayı sağlamalıdır. Bu noktada, Türkiye'nin, çok önemli bir fonksiyon ifa edeceğini Batıya hatırlatmalıyız. Bu sebeple, Türkiye'nin, Avrupa Birliğine girişi çabuklaştırılmalıdır; bu, Batıdan talep edilmelidir. Türkiye, yıllardır söylediği fakat Batılı dostları tarafından anlaşılmayan veya anlaşılmak istenmeyen terör konusundaki haklılığının tescilini elde ettiği bu konum dolayısıyla yeniden hatırlatmalıdır.

Tüm bu hususlar dikkate alınarak, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO etrafında oluşan terörle küresel boyuttaki mücadele mutabakatına Türkiye katılmalıdır, mutlaka katılmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri Başkanının operasyon başlangıcında ortaya koyduğu hedeflere bağlı kalınmasını istemeliyiz. Usame Bin Ladin, El-Kaide Örgütü ve Taliban yönetiminin terörün sebebi olarak ortaya konulup, bunların bertaraf edilmesi hedefinin dışında, Sayın Bush'un çok yönlü, çok kapsamlı ve sürekli bir savaştan bahsetmesinin Türkiye'ye getireceği risklerin, belirsizliklerin dikkatinde olmalıyız, hesabını mutlaka yapmalıyız. Bölge ülkelerinin itirazları dikkate alınmalıdır. Biz, bu coğrafyada yaşıyoruz. Tarihimizin ve bu coğrafyanın müktesebinin bize yüklediği misyonun idrakinde, bu coğrafyanın insanlarıyla, ülkeleriyle işbirliği halinde terörle mücadelede Batı ittifakının yanında yer almalıyız.

Türkiye, büyük devlettir değerli milletvekilleri. Türkiye, büyük devlet olmanın gereğini her defasında olduğu gibi, bu defa da yerine getirmelidir. Türkiye, misyonu gereği, uluslararası sorumlulukları doğrultusunda gereğini yapmalıdır. Müttefiklerimizin, Türkiye'nin terörle mücadelesinde gösterdikleri yanlışlığı Türkiye göstermemelidir.

Tüm bu sebeplerle, hükümetimizin Meclisimizden talep ettiği desteği ve yetkiyi, hükümetimize vermek durumundayız. Çok önemli bir olayla karşı karşıyayız; bu olay karşısında, Türkiye, kenarda duramaz.

Arz ettiğim gibi, tarihinin ve coğrafyasının kendisine yüklediği misyon doğrultusunda ve tarihte yaşadığı acı tecrübeler, acı hatıralar ışığında, terörle mücadelede, Türkiye, dostlarının, uluslararası sorumluluklarının kendisinden beklediği tavrı göstermek mecburiyetindedir. Bunun, bugün ne olacağını, yarınki gelişmeler doğrultusunda hangi şekli alacağını bugünden bilebilmek mümkün değildir.

Hükümetimiz, ülkemizin gerçeklerini de dikkate alarak, ülkenin menfaatlarını ve çıkarlarını mutlak gözeterek, belirsizliklerin ülkeye risk yüklemesini mutlaka önleyerek, Meclisimizden destek ve yetki istemektedir. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, hükümetimizin bu talebine "evet" diyeceğiz.

Bu duygularımla, Muhterem Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP, DSP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.
 



DİĞER KONUŞMALAR
ANAP GRUBU
AKP GRUBU
DSP GRUBU
MHP GRUBU
SP GRUBU
DYP GRUBU
MİLLİ SAVUNMA BAKANI
BAŞBAKAN
KİŞİSEL KONUŞMALAR


(11 EKİM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.