| TBMM Genel Kurulu tutanaklarından Akgönenç'in konuşması:
SP GRUBU ADINA OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Ankara) - Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, burada, tarihî bir gün yaşıyoruz.
Son on yılın, belki de, en önemli kararlarından birini vermek üzereyiz.
Vakit, artık, ne 1990'lardır, konuştuğumuz, ne klasik anlamda bir saldırı
veya işgal olayıdır ne de bilinen ölçülerde yürütülen ve eldeki müesseselerle
çözülebilecek bir olaydır. Şu anda, biz, yepyeni bir olayla karşı karşıyayız.
Yeni ve etken çözümler üretmek durumundayız.
Yeni milenyumun ilk yılında, dünya, inanılmaz zor bir terör olayıyla
karşı karşıya kaldı. Bu dev boyuttaki terör olayı,11 Eylül'de New York,
Washington ve Pennsylvania'yı vurdu. Bu olayı, tüm kalbimizle, tüm gücümüzle
lanetliyoruz, telin ediyoruz. Bu terörün kurbanları ve onların aileleri
için gözyaşı döküyoruz, ağlıyoruz.
Terör hiçbir şekilde ve hiçbir yerde ve kimin tarafından yapılırsa yapılsın,
kabul olunamaz. Artık, terör, tüm insanlık için en büyük tehlikelerden
birisi olarak listenin başına yerleşmiş durumdadır. Terörün sınırı, rengi,
dinî yoktur; asla ve asla müsamaha edilemez; çünkü, bugün bana, yarın sanadır;
bunu, hepimizin hatırlaması, bilmesi gerekir.
Evet, bizler, Türkler, her zaman ahde vefa göstermişizdir, doğru olanı
yapmışızdır, mazlumun yanında yer almışızdır. İşte, bugün, yine, bu yüce
makamda, böylesine büyük bir soruya cevap vereceğiz, böyle bir soruya ve
doğruya doğru adım atacağız. İşte, bu noktada, hemen ifade etmeliyim ki,
böyle bir toplantı için, zaten geç kalınmış bulunmaktadır. Dünyayı sarsan
bu müthiş olay 11 Eylülde olmuştur, bugün, 10 Ekimdir; 28-29 gündür neredeydik
arkadaşlar? (SP sıralarından alkışlar)
Milletin, 65 milyon kişinin temsilcisi olan bizler, bu Yüce Millet Meclisindeki
gelişmeler hakkındaki bilgileri, neden, niçin medyadan öğrenmek zorunda
kaldık; neden, burada, özel bir toplantı yaparak, hükümetten dinlemedik?
Burada bir fikir birliği oluşturulmalıydı, bir konsensüs, bir fikir alışverişi;
ondan sonra, belki, yine bugün toplanabilirdik; ama, bir hazırlık gerekirdi;
bunu, niçin yapmadık?
Bugün, burada, bir tezkere müzakeresi yapılıyor; hükümet, Meclisten
yetki istiyor. Bu Meclisi toplamak, şimdi mi akıllarına geldi; neden, olaylar,
bir tek defa dahi olsa, usulüne göre yapılmaz? Şimdi, Meclis olarak hepimize
çok önemli görevler düşmektedir; bunları, hiçbir parti gözetmeden, hiçbir
fark gözetmeden, halkımız için, milletimiz için, vatanımız için yapmalıyız.
İşte, buradaki kararı, bu büyük ulusu düşünerek vermeliyiz ve onun için
en doğrusu neyse o kararı vermeliyiz; çünkü, bugün, bütün millet, ekranları
başında bizleri seyrediyor ve vereceğimiz karar, sadece bizleri değil,
gelecek nesilleri de etkileyecektir.
O halde, şu sualleri soruyorum:
Tam olarak Türkiye'den ne istenmiştir; bunu, biliyor muyuz; herhangi
biriniz, kesin olarak bana söyleyebilir mi?
Bu, bir NATO harekâtı mıdır; yoksa, Amerika-İngiltere müşterek harekâtı
mıdır; bunu biliyor muyuz, bir netlik kazanmış mıdır; çünkü, şartlar farklı
olacaktır.
Şu ana kadar, hükümetimizin ABD'ye yollamış olduğu mektupta vaat edilen
şeyler nelerdir? Bunu, gazetelerden okuduk; fakat, benim hatırladığım kadarıyla,
gazetelerde çıkan bu bilgide bir asker gönderme vaadi yoktur; o halde,
bu vaat nereden çıkmıştır?
Peki, NATO harekâtı haline gelince bu olay -hâlâ, şu anda bir NATO harekâtı
değildir, onun üstünü vurguluyorum- o zaman, diğer hangi ülkeler asker
yollayacaktır; sadece biz mi, sadece Amerika mı, yoksa, Amerika'ya gelene
kadar başkaları da var mı; varsa, kimlerdir?
Şimdi, tekrarlıyorum: Hepimiz teröre karşıyız, ona karşı savaşa katılacağız,
desteğimiz olacak; fakat, iyice hesaplanmadan verilen sözler tehlikelidir.
O halde, müsaadenizle, ben, size, çok kısa bir şekilde, Kuzey İttifakından
bahsetmek istiyorum. Bugün, herkes, bir Dostum'dan bahsediyor, bir Kuzey
İttifakına mutlaka destek vermemizden bahsediyor. Arkadaşlar, Dostum, yıllardır,
Ankara'da, İstanbul'da yaşamış bir arkadaştır. Yani, bugün, oraya gidip,
Taliban'a karşı, mücahitlere karşı veya Afganistan'ın zor şartları altında
çarpışacak herhangi bir gücün başına geçecek ne tecrübesi ne deneyimi ne
de pratiği olan bir insandır; ama, bir sembol olarak buradan oraya yollanmıştır.
Dostum'un kim olduğu iyice araştırılmalıdır; çünkü, bugünlerde yayınlanan
Human Rights Watch'ta, Dostum aleyhinde ve onun geçmişi hakkında neler
yazıldığını okumanızı rica ederim. Binlerce, milyonlarca insanın ölümüne
sebep olmuş eski bir komünist liderdir. Pek eskilerden bahsetmeyelim...
Fakat, neye güvenerek, hangi kriterle ölçerek böyle bir insanın arkasında
desteğimizi veriyoruz.
MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Nereden biliyorsun?!
OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Devamla) - Bakın, şimdi, olayda bir
tehlike daha var, bir tehlike daha var; onu bilip, o şekilde düşünüp karar
vereceksiniz...
AYVAZ GÖKDEMİR (Erzurum) - Hiçbir bilgiyle konuşmuyorsun!.. Söylediklerin
tamamen iftira!.. Tamamen iftira!.. (SP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayın efendim...
OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Devamla) - Bugün, Kuzey İttifakına...
AYVAZ GÖKDEMİR (Erzurum) - Söylediklerinin hepsi iftira...
BAŞKAN - Bir dakika efendim... İstirham ederim...
MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Nereden biliyorsun?!.
OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Devamla) - Efendim, araştırma yaptım,
öyle geldim huzurunuza, saygıdeğer huzurunuza...
BAŞKAN - Bırakın efendim hatibi... Herkes istediği gibi konuştu
efendim... Bırakın, dinleyelim.
Nereden biliyor?.. Öğrenmiş...
Buyurun Hanımefendi.
OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Devamla) - Sağ olun efendim.
Efendim, üstelik de görevimdir, bu işin profesörüyüm.
BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayalım efendim; siz, Genel Kurula hitap
edin.
OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Devamla) - Efendim, İttifakı destekleyenler
kimlerdir; odur mühim olan. Bizi ilgilendiren odur sayın arkadaşım. Bu
İttifakı
destekleyen en büyük güç İran'dır.
Arkadaşlar, tekrar ediyorum: Bu ittifakı meydana getiren grupları desteleyen
en büyük güç İran'dır, Rusya'dır ve Hindistan'dır. Şimdi, bu üçgene bakarak
Türkiye'nin çıkarını düşünün.
Biz, Bakü-Ceyhan Yumurtalık şeklinde, yıllarca, burada, neredeyse kavgalar
ettik. Eğer, bu iştirak, bu ittifak başarılı olursa, biz, bu hayali unutmak
zorundayız. Hangi çıkardan bahsediyoruz arkadaşlar; bizim çıkarımızdan
mı, bizim millî çıkarlarımızdan mı, yoksa, bilmeden, heyecanına kapılıp,
Dostum Türk asıllıdır gibi bir düşünceye kapılarak verdiğimiz karara mı?
Orada Özbekler var, Tacikler var, Türkmenler var... Olabilir; fakat, bunlar,
bugün, Afganistan'ın ancak yüzde 10'unu kontrol edebilecek durumdadırlar.
Şu anda yüzde 90'ı elinde tutan grubu nasıl idare edecekler, hangi grupları
idare edecekler?
İşte, Türkiye, bizim gibi büyük geçmişi olan bir devlet, bunları bilmek
zorundadır. Buradaki bütün milletvekilleri, sadece bir anlık olaya değil,
önümüzdeki yirmibeş yıla, elli yıla bakarak, çocuklarımız için, gelecek
nesiller için karar vermek zorundayız.
Bir başka sual: Taliban'dan sonra ne olacak? Taliban mutlaka silinecek,
belki de silinmesi gerekir; o konumuz değil; fakat, ondan sonra bir krallık
mı gelecek? Bugün bir krallık mı istiyoruz; yani, bu mücadeleyi, tekrar
ortaçağa dönüş için mi yapıyoruz? Peki, o değilse, kim gelecek?
O zaman, bu şartlar altında bir tek şey kalıyor; Pakistan'ın öne sürmüş
olduğu, geniş katılımlı bir ortaklaşa hükümet modeli. Hiç bunu konuştuk
mu, hiç bunu tartıştık mı; hayır, belki ilk defa bu konu açılıyor.
Arkadaşlar, o halde, bir başka suali buna bağlamak lazım. Biz, bu savaşı
yaparken, halkın hissiyatına da önem vermeliyiz; çünkü, milleti temsil
ediyoruz. Halkımız bugün diyor ki: Tamam, teröre karşı savaşacağım; fakat,
aradaki masum halk ne olacak? O Afgan halkı ki... Bakın, birkaç şey söyleyeyim;
burada birçok değerli arkadaşım aynı şeyi tekrarladı. Biz bütün güçlüklerle
İstiklal Savaşını verirken, o Afgan halkı, Pakistan halkı, bizim yanımızda
durabilmiştir. Karınca kararınca, ne varsa, ellerindeki bileziği satıp,
onun parasını bize yollamışlardır. Biz, şimdi hangi tarafta yer alıyoruz?
Atatürk'ün kurduğu devletten örnek alan bir Afganistan vardı, biz, oraya
askerî hocalar yolladık, tıp doktorları yolladık, üniversiteler kurdurduk
ve şimdi, ona karşı, o, bize, sevgiyle, saygıyla, hayranlıkla bağlı olan
halkı ezmeye giden bir gücün karşısında veya yanında mı olacağız? Nerede
olacağız? İşte, biz, bu sualleri sormak durumundayız. Bizim vazifemiz bu;
bunları tartışacağız.
Peki, biz, Saadet Partisi olarak, halkın yanında, içerisinde, dediklerini
dinleyen ve onları burada sizlere aksettirmek isteyen bir grubuz. Eminim
bugün sizler de gördünüz; ama, bir kere daha tekrarlamakta yarar vardır
diye söylüyorum. Konda'nın yaptığı bir kamuoyu araştırması sonucunda, Türkiye'de
çıkan sonuçlar, halktan, sokaktaki adamdan gelen sonuçlar: Türkiye'nin
savaşa karışmasına toplumun yüzde 71'i karşı, yüzde 81'i diyor ki "terör
savaşla bitirilmez"
Peki, arkadaşlar, biz, kimin adına karar veriyoruz? Biz, burada, ne
yapıyoruz? Biz, halkı mı temsil ediyoruz? Eğer, onu temsil ediyorsak, şu
bilgilerin bize bir ışık tutması gerekmez mi; elbette, gerekir; yoksa,
bizim burada fonksiyonumuz ne olabilir?
Bir başka noktaya gidiyorum. Dedim ki, yeni bir çağdayız, yeni kavramlarla
hareket etmek zorundayız. Bundan böyle mademki, terörizm listenin başına
yerleşti, bileceğimiz konu şu; terörizm nedir? Yeniden bunun ayarlanması,
tanımlanması gerekir.
Peki, terörizme yardım nedir, kimler yapar? Bunlar da yapılmalı. Peki,
bunları yaparken, hiç aklınıza geldi mi, özgürlük savaşçıları ile terörizm
arasındaki bağ ne kadardır? Yarın karşınıza biri gelir de "şu grup teröristtir"
derse ve bir de dönüp bakarsınız ki, o grup özgürlük savaşçısıdır. O zaman
vicdanınız hangisi yönünde yer alacaktır?
Arkadaşlar, bugün, Rusya son derece akıllı bir politika gütmektedir.
Bakın, Rusya, Amerika'nın şu andaki öfkesinden ve üzüntüsünden faydalanarak
diyor ki: "Çeçenistan'dakiler teröristtir." Arkadaşlar, burada gece gündüz
Çeçenistan'la ilgili yaptığımız tartışmaları düşünün. Bundan 15 ay önce
bu hükümet, Türk Hükümeti, özel bir uçak kiralayarak, bizleri, yani, Avrupa
Konseyine üye olan arkadaşları Avrupa Konseyine oylama için gönderdi. Konu
neydi biliyor musunuz arkadaşlar; Rusların yaptığı aşırı terör ve ezmeye
ve insan hakları ihlaline karşı Rusya'nın oylama hakkı kaldırılacaktı,
Konseyden atılacaktı ve buradan giden 9 milletvekili o farkı yarattı. Bizim
ağırlığımızla Rusya birbuçuk yıl o Konseyde yer alamadı. Şimdi Rusya, Amerika'yla
işbirliği yaparak, dönüp "bütün bu Çeçenler teröristtir" dediği zaman ne
yapacağız arkadaşlar? Bunu hiç düşündük mü, bunu hiç konuştuk mu, bunu
hiç kaale aldık mı?.. Bütün bunlar çok önemlidir. (SP ve AKP sıralarından
alkışlar)
Arkadaşlar, Keşmir'de 52 yıldır bir mücadele veriliyor; 52 yıldır, oradaki
mücahitler kurtuluş için mücadele ediyorlar. Oradaki kurtuluş mücadelesinin
ve o problemin arkasında yatan, İngiliz emperyalizmi ve Hindistan'dan çekilirken
İngilizlerin yaratmış olduğu bir kompleks durumdur. Yani, 52 yıldır ölen
mücahitler, o İngiliz politikasının ceremesini ödüyorlar. İşte ben onun
için diyorum: Bugünkü kararlarımız keşke sadece bugüne ait olsa, bundan
25 yıl sonra, 50 yıl sonra yine yeni nesiller bunun ceremesini çekmese.
Ya Filistin'deki olaylar?.. Oradakiler terörist mi, özgürlükçü mü, haklarını
arayan mazlum halk mı?.. Hangi kategoriye koyuyorsunuz? Ya Kıbrıs'ta olanlar?..
Bunların hepsini nasıl, ama nasıl değerlendirmemiz icap ediyor?
Şimdi dikkatle şu şekilde bakalım. Türkiye 20 yıldır terörle mücadele
ediyor. Bu rakamları size tekrarlamama lüzum yok; milyarlarca lira, hatta
dolar kaybettik, 30 000 insan kaybettik; fakat, ondan öncesi de var arkadaşlar;
keşke, sadece bundan ibaret olsa. 1960'lardan itibaren, Kıbrıs'ta Yunanlıların
ve Rumların yürüttüğü EOKA terörüne kim bir şey diyebilir veyahut da kim
onları sorguluyor?! Ondan sonra gelen ASALA Ermeni terörünü kim sorguluyor?!
Ondan sonraki, tabiî, PKK terörünü...
Peki, o zaman, oradaki, dünyadaki hassasiyet ne olmuştu?! O zaman, Birleşmiş
Milletlerin 51 inci maddesi niçin işletilmeye konulmamıştı?! Neden, birçok
müttefikimizin parlamentosunda bu gruplara yer verilmişti, destek verilmişti,
toplantı yapmalarına izin verilmişti?! O zaman, bizim durumumuz neydi;
yoksa, onlar bizim müttefikimiz değil miydi, yoksa, bu, terör değil miydi
de, şimdi birdenbire oldu?! (SP ve AKP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, geçmişi hatırlatmak, kimsenin yüzüne vurmak değildir
maksat; ama, gerçekçi olmamız lazım; gerçeği bilmek için de, hakikatleri
doğru konuşmamız lazım. Güçlü vurulunca mı hak aranmaya başlandı?! Güçlü
vurulunca mı herkes sıraya girdi arkadaşlar?! (SP sıralarından "Bravo"
sesleri, alkışlar)
Tekrarlıyorum, bütün bu buruk acılara rağmen, tecrübelere rağmen, tekrar
söylüyorum, teröre karşıyız, telin ediyoruz, onunla mücadele edeceğiz ve
işte, burada, hangi tip mücadele yapacağız, hangi desteği vereceğiz, onun
kararını vereceğiz.
Şimdi, çok kısa bir hatırlatma yapmak lazım. Kısa bir süre önce bize
ne denildi: "Asker istemi yok." Bunu hepimiz duyduk, hepimiz okuduk ve
Sayın Başkanımızın sözleri, gazetelerde çıkan. Arkasından, Büyük Millet
Meclisinin açılışında, Genelkurmay Başkanımız dediler ki: "Kara harekâtı
akıllıca bir olay değildir, katiyen yapılmamalıdır." Haklıdır: çünkü, ben,
size, derhal tarihten bir örnek vereyim: 2 defa İngilizler, 1 defa Ruslar,
çok büyük kara harekâtı yapmışlardır ve mahvolmuşlardır Afganistan'da.
Dolayısıyla, söylenilen şeyler doğrudur.
O halde, bir başka sual: Kanıtlar nedir ve buna, biz, ikna olunduk mu?
Sayın Başbakanımız, bunu gördü mü, ikna olundu mu? İşte, mesele orada.
Burada bir küçük parantez açmak istiyorum; bütün dünya başkanlarına
Sayın Bush, telefonla haber verirken, Türkiye'ye kim haber verdi arkadaşlar;
bunu bilmek istiyorum; daha doğrusu, biliyorum da, üzüntümü ifade etmek
istiyorum. (SP ve AKP sıralarından alkışlar)
Kanıtlar gösterildi denildi; ama, nasıl ifade edildi biliyor musunuz:
"Amerika için inandırıcıysa, bizim için de inandırıcıdır." Arkadaşlar,
bizim hakkımıza ne olmuş, Yüce Meclise ne olmuş, niçin biz de ikna olunmuyoruz
bu konuda?! (SP ve AKP sıralarından alkışlar) Her ülkenin kendi imkânları
vardır, kendi politik stratejisi vardır, kendi çıkarları doğrultusunda
karar verme yetkisi vardır; işte, biz kendi doğrultumuzda, kendi çıkarlarımız
için, milletimiz için, vatanımız için doğru olan kararları vereceğiz, başkalarının
bize empoze ettiği kararları değil.
Halk, asker yollamayalım diyor; işte, siz de duydunuz. Bu arada hatırlatmakta
fayda vardır; Avrupa Birliğine dahil ülkeler ilk onbeş gün içinde büyük
bir çoğunlukla dediler ki "stratejik yardım yapacağız, lojistik yardım
yapacağız, asker vermeyeceğiz." Şu anda birçok ülke, yine, ortada konuşuyor;
ama, hâlâ asker veren yok. Fakat, bu arada ne oluyor biliyor musunuz; İngiltere
ve Amerika çeşitli uçak gemilerini ve uçakları kullanıyor, onlardan boşalan
yerlere lojistik kuvvet gönderiliyor. Kim gönderiyor; İtalya. Kim gönderiyor;
Fransa ve birkaç Avrupa ülkesi. Bize ne oluyor veya onlara bu lojistik
destek verme hakkı veriliyor, bize verilmiyor mu veya -şu hatırlatmayı
yapmadan geçemeyeceğim- biz, İncirlik'se İncirlik'i açtık, oraya tekrar
geleceğim; fakat, bakın, yine, gazetelerde -eminim, siz de okumuşsunuzdur-
deniliyor ki "gece boyunca İncirlik Üssünde pist ışıkları hiç sönmedi.
Yalnız, Türk personel ise, operasyonun başlamasıyla birlikte izinli sayıldı."
İşte arkadaşlar, bunu da düşünmenizi istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
OYA AKGÖNENÇ MUĞİSUDDİN (Devamla) - Sağ olun Başkanım.
Peki, bu arada, Türkiye'den net olarak ne istendi? İncirlikse, zaten
açtık; istihbarat paylaşması ise, zaten yaptık; fazla tahlil yapmadan da
Kuzey İttifakına destek verdik; ama, şimdi düşünmeliyiz: Yeni bir talep
var mı, talep nedir, yoksa bizler durumdan vazife mi çıkarıyoruz?
Şimdi geleceğe dönelim. Bizim vazifemiz geleceğe yöneliktir. Yarına
hazırlanmamız... Coğrafyada nasıl değişiklikler olacak? Afganistan bölünecek
mi? Biz bunu destekleyecek miyiz? Eğer bu bölünmeyi orada desteklersek,
kendimize bazı sualler sormamız gerekmez mi? Bunu yapabilir miyiz, yapmalı
mıyız? Peki, bu olay olduktan sonra Hindistan Pakistan'a ne yapacaktır?
Keşmir ne olacaktır? "Savaş uzun sürecek" deniliyor; ne kadardır? Ben diyorum
ki, savaşın süresi belli de olsa, miktarı belli de olsa, biz asker gönderilmesine
karşıyız arkadaşlar (SP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Savaş dağılacak; yarın Irak'a, sonra Yemen'e, sonra Afrika'ya... Oralara
da mı gideceğiz, oralarda da mı savaşacağız¸ ve niçin?! İşte bunu düşünmek
zorundayız.
"Terörü destekleyenler de cezalandırılacak" denildi, hatırlıyor musunuz?
O halde -çok hızlı okuyorum- Güney Kıbrıs'ta karapara aklayan ve Sırpları
destekleyen paravan şirketler ve Güney Kıbrıs da cezalandırılacak mı? PKK
kamplarına yer veren Güney Kıbrıs ve Yunanistan da cezalandırılacak mı?
(SP sıralarından alkışlar) İsrail'de Filistinlilere karşı yürütülen terör,
onlar da cezalandırılacak mı? 1947'den beri Birleşmiş Milletlerin 69, Güvenlik
Konseyinin 29 kararını hiçe sayan gruplara da terör muamelesi yapılacak
mı? (SP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Çeçenistan'daki durum ne
olacak? Rusya, bundan sonra, orada yaptıklarından dolayı, o zavallı Çeçenleri
tanklar arkasında sürüklemekten dolayı onlara kimse sual soracak mı? Bosna-Hersek'te
bir günde Srebrenica Kentinde 6 000 Boşnak erkeğini öldürenlerden de hesap
sorulacak mı arkadaşlar? (SP sıralarından alkışlar)
Dünya medyasına sıkı bir ambargo konmuş, oradaki felaketleri görmüyoruz;
yalnız, ben, bugün ayağı kopmuş küçük bir kızı gördüm, elimde olmadan ağladım.
Evet, terör lanettir; ama, hepsi lanettir. Şu anda ABD'de ölen masum insanlar
için de ağlıyoruz, Filistin'de ölen küçük Muhammet için de ağlıyoruz, Bosna'da
ölen binlerce Viladalar için de ağlıyoruz, Çeçenistan'daki özgürlükçüler
için de ağlıyoruz; fakat, bu arada, bu mücadelemizi yürütürken, halkımız
için doğru olanın ne olduğunu tespit ederek karar vermek istiyoruz.
Sonuç olarak; sizi saygıyla selamlamadan, Saadet Partisi olarak tezkereye
katılmadığımızı bildirir hürmetler sunarım efendim. (SP ve AKP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Akgönenç.
|