Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
DİĞER KONUŞMALAR
HÜKÜMET TEZKERESİ (9.10.2001)
HÜKÜMET TEZKERESİ GÖRÜŞMELERİ (10.10.2001)

ABD'NİN AFGANİSTAN OPERASYONU...
Hükümet Tezkeresi TBMM görüşmeleri... (7)
10 Ekim 2001
Hükümet Tezkeresi ile ilgili Doğru Yol Partisi (DYP) Grubu'nun görüşlerini DYP Genel Başkanı Tansu Çiller açıkladı.
 
 
TBMM Genel Kurulu tutanaklarından Çiller'in konuşması:

DYP GRUBU ADINA TANSU ÇİLLER (İstanbul) - Değerli milletvekillerim ve bugün bizleri izleyen aziz vatandaşlarımız; hepinizi sevgiyle ve hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öyle gözüküyor ki, yeni bir bin yılın yeni bir mücadelesi, yeni bir savaşı, kimisine göre bir dünya savaşı, kimisine göre bir koalisyon, kimisine göre uzun soluklu bir mücadele gündemde. Böyle bir ortamda, biz, hemen, bunu iyi bildiğimizi hatırlıyoruz. Biz bu mücadeleyi yaptık. Bu terör mücadelesini yıllarca, bir savaş, bir mücadele, bir koalisyon şeklinde tanımlamadan dünyaya da elimizi uzatarak bakın, bu bir terördür, bunun yanında olmayın, bunları beslemeyin diyerek ve NATO'nun 5 inci maddesini çalıştırın, bunun gereğini ortaya hep birlikte koyalım diyerek yaşadık. Dolayısıyla, biz bunu tanıyoruz, bu mücadeleyi tanıyoruz; ancak, bu mücadelenin başladığı ilk günlerden itibaren bir şeye işaret ettik: Bütün dünya, bu olayı, radikal İslamın terörü olarak yorumladı. Bırakın İslamı, radikal İslamın dahi terörü olmaz, ırkı olmaz ve bunun böyle algılanması yanlıştır; ancak, bunu ifade edebilecek bir ülke vardı, tarihî sorumlulukla karşı karşıya olan o ülke Türkiye idi; çünkü, Türkiye, yüzde 99'u Müslüman, NATO'da üye, Avrupa Birliğine adımını atmış ve Avrupa Birliğine adımını atmakla kalmamış, gümrük birliğine girmiş, o mekanizmanın parçası olmuş ve hem laik hem de ülkesinin yüzde 99'u Müslüman bir ülke.

Çıkıp, bir ülke, eğer NATO'da terörü anlatacaksa, eğer bir ülke vardıysa terörü Avrupa Birliğine anlatacaksa; bir ülke vardıysa eğer, evet, biz Müslümanız, başımız dik, ama teröre karşıyız, yıllarca bunun mücadelesini yaptık diyecek bir ülke vardıysa ve bütün dünyaya, bunu kendi geçmişiyle anlatacak bir geçmişe, tarihe sahip bir ülke vardıysa o bizdik; ama, bütün dünya, üzülerek söylüyorum ki, NATO'da Putin'i gördü; Avrupa Birliğinde, Putin'i, terör mücadelesini anlatırken, onun haklılığını anlatırken gördü. Eğer buralarda Türkiye yoktuysa, eğer bu boşluğu Rusya doldurduysa, daha da önemlisi, eğer bu mücadeleye omuz veren Kazakistan, omuz veren Özbekistan, Rusya'nın inisiyatifiyle bu koalisyonun içinde yer aldıysa, bunun adına kararlı ve bir büyük devlete yakışan bir dışpolitika demek mümkün değildir. (DYP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Kimileri, dünyayı, bir medeniyetler çatışmasına itmeye çalışıyor; bunun içinde teröristlerin ta kendileri var; kimileri de, bir büyük haksızlıkla, halen, dünyanın sokaklarında, kamu vicdanı ve kamu aklı olarak terör ile radikal İslamı bağdaştırıyor; bu, tehlikeli bir gelişme.

Ve, yine, eğer bir ülke vardıysa evrensel hukuk içinde ve suçun bireyselliğini öne çıkararak, toplumların suçlu olmayacağını ifade edebilecek ve o çerçevede, Afganistan'daki masum insanların da içinde ve yanında olarak, onlara, bütün dünya nezdinde kucak açacak ve müttefiklerini de bu doğrultuda uyaracak "bu masum insanlar eğer yara alırsa, koalisyon yara alır" diyebilecek bir ülke vardıysa, o, Türkiye'ydi.

İşaret ettik; defalarca işaret ettik ve dedik ki: Bakın, yapılacak şeyler var; çok şey var. Gelin, Türkiye, inisiyatif alsın. Sürüklenen değil, böyle, mahcup, biraz özürlü, ne dediği de tam belli olmayan bir dışpolitika değil, inisiyatif alan, öne geçen, bir büyük devlet gibi ve tarihî sorumluluğunu müdrik bir çizgi çizsin. Dedik ki: En azından, Türkiye, ilk başta, şu önlemlerle ve şu destekle çıkabilir... 1920'lerden beri, Atatürk'ün talimatıyla, en üst düzeydeki generalleri, bu doğrultudaki eğitim seferberliği ile Afgan Ordusunu, Türkiye eğitmiş; 1960'lara kadar devam etmiş; 1960 ile 1990 arasında, Rusya ve komünist etkisini görüyoruz; ama, sonra, tekrar, bu gelenek devam etmiş ve Özbek olan General Dostum ve çevresini Türkiye iyi bilir. Oradaki eğitim, 1990 başlarında, yine, o gelenek çerçevesinde devam etmiş.

Dedik ki, gelin, bakın, o, Kuzey İttifakının on unsuru vardır, birbirleriyle çekişme içindedirler, gelin, bunun içinde ve bunu, bir koordine eden konuma ve bir eğitim veren bir konuma Türkiye gelsin, bunu evvelce yapmıştır ve dedik ki, bunlarla, müttefikler arasında bir köprü oluştursun, koordinasyonu gündeme getirsin, inisiyatif alsın.

Dışpolitika, denge meselesidir, bir yerde inisiyatif alacaksınız, destek vereceksiniz ve açık olacaksınız, net olacaksınız; terörün karşısında mısınız, değil misiniz; karşınızdaki düşman terör mü, değil mi; ikna oldunuz mu, olmadınız mı; hakikaten bu böyle mi, değil mi. Değil dünya kamuoyunu, kendi kamuoyunu dahi sürükleyemeyen bir dışpolitika.

Evet, gördük ki, bir özürlü ve mahcup çizgi, 10 gün, acaba mektup yazalım mı, yazmayalım mı tartıştı (DYP sıralarından alkışlar) ve o çizgi, üzülerek görüyoruz ki, yetmedi, burada, bir ay boyunca, acaba Sayın Başbakan, 20 dakika olsun, şu Meclisi, şu milleti aydınlatacak bir konuşmayı veya bir metni okumayı ne zaman yapacak; ha okudu ha okuyacak! (DYP sıralarından alkışlar) O yetmedi, bir tezkere, ha geldi ha gelecek ve böyle bir çizgide, bütün dünya gördü ki, bütün devletler, Fransa'dan, Almanya'dan, Rusya'dan, herkes, masum insanların öldürülmesini kınarken ve en üst düzeyde Amerika'da temsil edilirken, Türkiye, ithal ettiği, atanmış bir bakanını para istemek üzere Amerika'ya yolladı (DYP sıralarından alkışlar) ve onu da alamadı ve nihayet, bugün, bütün bu çizgide, aman asker mi, sakın ha; savaş mı, aman ha, bana hiçbir şey söylemeyin, aman aman" diyenler, daha dün "biz, Türkiye'yi maceraya atmayız" derken bunu ima edenler, bugün geldiler, hem de sınırsız yetkiyi bu Meclisten istemektedirler.

Değerli arkadaşlarım, dışpolitika dengeler meselesidir, strateji meselesidir. Türkiye'nin jeopolitik konumu, bu ortamda yetmez, jeostratejik bir yaklaşım Türkiye'nin dışpolitikasının altyapısını örmek mecburiyetinde. Peki, mademki orada olacağız veya bu nedenle en azından bir altyapı isteniyor, o zaman strateji nedir? Taliban gitti gideyim, bu rejim gitti, bunu neyle ikame edeceksiniz; bunu biliyor musunuz? Orada Özbekler var, orada Türkmenler var, Tacikler var; bunların sayısı öyle az falan değil, 7-8 milyonla, bu azınlıklar, daha doğrusu bu etnik gruplar temsil ediliyor. Bunlar ne türlü kucaklanacak; bunlar olacak mı, olmayacak mı? Ve daha da önemlisi, orada bir yeni dünya düzeni kurgulanıyor; o kurgunun içinde nerede? Görülüyor ki, bütün o çevredeki doğal yeraltı kaynakları, Afganistan üzerinden, Pakistan üzerinden denize iniyor; bunun en azından Bakü-Ceyhan için bir etkisi var; bunun karşısındaki strateji nedir, ne yapıldı, ne yapılmak isteniyor?

Bununla da yetmiyor, Irak diyoruz, aman Irak'a, aman Ortadoğu'ya gelinmesin; doğrudur. Peki, Irak ve o civarda, Türkiye'nin sınırlarında PKK terörüne ilişkin ne yapıldı; bunun tanıtılmasına, bir terör olarak tanıtılmasına ilişkin ne yapıldı? Bu örgütler, halen Avrupa'da. 5 inci madde çerçevesinde terörün tanımı gerek. Bu terörün tanımında, coğrafyalar arası bir ayırım yapmadan, terörü gerçekten tanımlayan, PKK'yı da bunun içine alan, bütün terörleri bunun içine alan bir strateji nerede, hangi sonuç alındı, bunun için ne yapıldı? Bütün bunlar belirli değil ve daha da önemlisi, yarın istemediğiniz bir ortamda ve kontrol edemediğiniz bir ortamda Ortadoğu'ya gelirse bu iş, Filistin, bir anda bir lokal mesele olmaktan, bütün Müslüman ülkelerin ve İslam dünyasının meselesi olmasına doğru giderken hangi stratejiyi düşünüyorsunuz? Ne yapacaksınız? Orada, İsrail ile Filistin arasındaki arabuluculukta daha etkin bir rol oynamayı düşünüyor musunuz? Yoksa, düşünmüyor musunuz? Neden öyle veya neden böyle?.. Ve Irak'taki toprak bütünlüğü için hangi strateji güdülüyor, hangi altyapı yapıldı? Bunların hiçbirisine ilişkin, hiçbir bilgiyi, hiçbir oturumda alamadık. O kadar endişe ettik ki, dedik ki, acaba bildiğiniz bir şeyler var da saklanıyor mu, bir gizlilik mi var; bir gizli oturum mu gerekli? Dediler ki: "Hayır, biz ne biliyorsak zaten söylüyoruz." Peki, nedir o size verilen belgeler, o belgelerde hakikaten ikna oldunuz mu? Terör mü bu? Bir bağlantı var mı Bin Ladin'le? "Eh, biz bilmeyiz, onlar bilir." (DYP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bunun ötesinde, görüyoruz ki, Kuzey Kıbrıs ve özellikle, bugün, Kıbrıs'ın meselesinin gündemde olduğu bir ortamda, Güney Kıbrıs Rum kesimi terörün finansal networkünü ve finansal desteğini sağlayabilmiş bir coğrafyadır. Bugün, Almanya'da, İngiltere'de, Amerika'da bütün bunlara el konuyor. Bunları barındıranlar teröristin kendisi kadar suçlu deniyor. Hangi stratejiyle bunu anlattınız? Kime anlattınız? Ne dediniz?

Ve bütün bunların ötesinde, Avrupa Birliği için, işte, topyekûn kendi demokrasi standardımızı yükseltmek için Anayasayı değiştirdik. Peki, bu Anayasa değişikliğinden sonra, Avrupa Birliğine aday adayı olan, gümrük birliğine de tek bir ülke olarak, yükümlenmiş bir ülke olarak, yegâne, milletinin ve vatandaşlarının yüzde 99'unun Müslüman olduğu bir ülke olarak, böyle bir ortamda, Türkiye'nin yine bir müzakere sürecinden dışlanmasının ne anlama geleceğini, kim, nereye, ne anlattı, ne söyledi? Evet, bütün bunlarda hiçbir şey bilmiyoruz.

Onlardan daha önemlisi ve bütün bunlardan daha fazla milletimizi doğrudan ilgilendiren, asıl, gerçekten verilen savaştır. Bugün ekonomi sıkıntıda. Dün üzülerek gördük...

MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Sayenizde.

TANSU ÇİLLER (Devamla) - ...dün üzülerek gördük ki, bir vatandaş, o barikatları aşmaya çalışarak, Başbakanlığın önüne geliyor ve kendini yakmaya çalışıyor, kurtarılıyor. Daha bugün, Meclisin damında, şu anda bir başka vatandaş isyan ediyor. (MHP sıralarından "indirildi" sesleri)

BAŞKAN - Dinleyin efendim, dinleyin.

TANSU ÇİLLER (Devamla) - Siz, sadece Başbakanlığa giden bütün bu yolları kapatarak, bunu önlemek durumunda olabiliyor musunuz? Gerçek sosyal patlama, gerçek savaş da bu. (DYP sıralarından alkışlar) Buraya, Türkiye, bu savaş nedeniyle gelmedi; bunun için ne yapacaksınız? Yüzde 11 -13 küçülen bir Türkiye, 1945'ten beri en hızlı küçülen bir Türkiye, ne yapılacak bunun için? Üretim düşüyor, istihdam azalmış, ihracat düşüyor, devalüasyon, 500 - 600 bin liradan çıkmış 1 milyon 600 bin liraya, 1 milyon 700 bine merdiven dayıyor; dünyanın birçok tarafından düşüyor, Türkiye'de yükseliyor, ne yapacaksınız bu ortamda? Bir de, bu ortamda, bu yeni gelen konjonktür Türkiye'yi tekrar etkileyecek. Bunların stratejileri neler, hazırlıkları neler? Ne yapıyorsunuz, para istiyorsunuz. Şimdi söyleyeyim. Türkiye'nin gelecek yılki ihtiyacı 26 milyar dolardır. Bakın, ne dediysek doğru çıktı, 26 milyar dolardır. Bu savaş ortamında Hazine Bakanını yollayıp, 5,5 milyar dolarlık erteleme istiyorsunuz, 7 - 8 milyar doları alsanız dahi, Türkiye bugünkü gününü arayacaktır; çünkü 16 milyar dolardır Türkiye'nin kamu açığı, 7 - 8 milyarı alınsa dahi.

MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Sen bunları derken, vergi vermiyorsun...

BAŞKAN - Dinleyin efendim, dinleyin, dinleyin.

TANSU ÇİLLER (Devamla) - Şimdi, Türkiye'nin dünyadaki görüntüsü nedir, size söyleyeyim. (DSP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Efendim, hatip Genel Kurula konuşuyor, niye kesiyorsunuz?..

TANSU ÇİLLER (Devamla) - Türkiye'nin dünyadaki görüntüsü, maalesef, şudur: IMF'ye Türkiye gitti, elini açtı, alamadı. Şimdi, bir inisiyatif alan Türkiye değil, sürüklenen, köşeye sıkışmış, işte bunları alabilmek için, dün hayır dediğine bugün evet deme mecburiyetinde bırakılmış bir Türkiye. Bir büyük Türkiye bunu hak etmemiştir değerli milletvekilleri, hiçbir biçimde hak etmemiştir. (DYP sıralarından alkışlar)

Bugün açın dünyadaki basını, açın bugünkü Türkiye'nin basınının satır aralarını, Türkiye, bu hale düşürülecek bir ülke değildi.

MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Neden paralarını Amerika'ya transfer ettin?!

BAŞKAN - Lütfen efendim...

TANSU ÇİLLER (Devamla) - Şimdi demeyin ki, bu mesele... Hiç kimse demesin ki, bu mesele savaştan dolayı oldu, terör mücadelesine gireceğiz onun etkileri var. Bunların hepsi daha önce olmuştur. Kaldı ki, işte bizim dönemimizde de terör mücadelesini finanse ettik, hem de en zorlu zamanında finanse ettik. O dönemde, bir yandan terör mücadelesi, bir yandan istikrar programı, bir yılda yüzde 8'e çıktı ve dünyaya el açarak 1 dolar dahi istemedik, 1 dolar dahi istemedik. (DYP sıralarından alkışlar) Türkiye bu çizgiyi arıyor... (DSP sıralarından gürültüler) Bu çizgiyi arıyor...

BAŞKAN - Lütfen efendim...

TANSU ÇİLLER (Devamla) - Şimdi gelinen noktada açıktır ki, bir güven bunalımı var. Bu güven bunalımı, bu hükümete duyulan bir güven bunalımıdır. Bu güven bunalımı, yönetimde, ekonomide ve son günlerde özellikle dışpolitikada bırakılan bu açıklık, kararsızlık, âdeta özürlü, mahcup, bilmeyen tavır, bir büyük Türkiye'ye yakışan bir tavır değildir. Böyle bir hükümetin, böyle bir çizgiden sonra, buraya gelerek, "ben sınırsız yetki istiyorum" deme hakkı da yoktur. Bu, olsa olsa, Afganistan'la sınırlı olmalıydı, bu yetki Afganistan'la sınırlı olmalıydı. Dahası var; bu yetkide, tezkerede istenen ve atıfta bulunulan 117 nci madde başkomutanlık maddesidir. Şimdi, millet endişe içinde; kim yapacak bu başkomutanlığı?! (DYP sıralarından alkışlar) Kim, hangi hükümet, nerede, hangi çizgide, hangi siyasetle olacak?! Burada, sadece 92 nci maddeye atıf yeterliydi.

Değerli arkadaşlarım, bütün bunlar büyük eksiklikler, bütün bunlar yanlışlar, eksiklikler ve bilgisizlikler; ancak, bir başka gerçek daha var; Türkiye, bir büyük devlettir ve bütün dünyanın gözü bugün bu Meclistedir. Dış politikada Türkiye'yi temsilde, bir büyük devlet, büyük Türkiye, böyle bir ortamda, muhalefetiyle, iktidarıyla, bölünmeden, omuz omuza ve dik durur. Bütün Türkiye, günlerdir, böyle bir duruşun özlemini çekiyor, bu duruşun dış politikadaki yansımasını bekliyor. Bunların hiçbirini bulmamış olabilir; bütün bunların eksikliği, işaret ettiklerimiz ve bütün yanlışlar da vahimdir...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika efendim...

Efendim, size 10 dakika daha süre veriyorum.

Sayın Çiller şahsı adına da konuşuyor.

TANSU ÇİLLER (Devamla) - Bitiriyorum efendim.

Ancak, biz, her şeye rağmen, Doğru Yol Partisi olarak, bu, büyük devlet ve büyük Türkiye duruşunun gereği olarak -bu hükümet bunu hak etmese de- Meclise gönderilen tezkerenin yanında olacağız ve onu destekleyeceğiz. (DYP sıralarından alkışlar) Bu hükümet bunu hak etmemiş olabilir ama, büyük Türkiye, bütün dünyanın gözünün üstünde olduğu bir ortamda bunu hak etmektedir.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (DYP sıralarından ayakta alkışlar)
 



DİĞER KONUŞMALAR
ANAP GRUBU
AKP GRUBU
DSP GRUBU
MHP GRUBU
SP GRUBU
DYP GRUBU
MİLLİ SAVUNMA BAKANI
BAŞBAKAN
KİŞİSEL KONUŞMALAR


(11 EKİM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.