| TBMM Genel Kurulu tutanaklarından İrtemçelik'in konuşması:
MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Benden önce söz alan değerli konuşmacılar da -hiç değilse bir kısmı-
işaret ettiler. Hükümetimizin 11 Eylülden bu yana fevkalade kafası karışık
bir performans sergilediği, bütün göstergelerin çok açıklıkla ortaya koyduğu
bir gerçektir.
Sayın Ecevit Hükümeti, genel takatsizliği içerisinde, Amerika Birleşik
Devletlerinin maruz kaldığı terör saldırısı ve bunun devreye sokacağı dinamikleri
"bin türlü derdimiz varken, başımıza bir de bu çıktı" bezgin tavrıyla karşılamış;
meselenin önem ve cesametini, neleri tetikleyebileceğini kavrayamamış ve
daha ilk günden başlayarak...
HALİL ÇALIK (Kocaeli) - Düzgün konuş, düzgün!
MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Okumaya takatiniz yok, hükümeti
takatsizlikle suçluyorsunuz. (DYP, AKP ve SP sıralarından gürültüler)
MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - Bugün tarihî bir gün de, o
yüzden, özellikle okumaya dikkat ediyorum.
BAŞKAN - Bir dakika efendim.
Efendim, niye müdahale ediyorsunuz?
MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Yardımcı oluyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Bir dakika efendim.
Hatip, Genel Kurula hitap ediyor. Lütfen...
SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Devamlı müdahale ediyorlar Sayın
Başkan.
BAŞKAN - Lütfen efendim...
H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) - Müdahale ediyorlar, söyleyecek lafları
yok herhalde!
MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - Siz izin verdiğiniz zaman başlayacağım
Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurunuz Sayın İrtemçelik.
MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla)- İzninizle, baştan alıyorum.
Sayın Ecevit hükümeti, genel takatsizliği içerisinde (DYP, AKP ve SP
sıralarından"Bravo" sesleri, alkışlar) Amerika Birleşik Devletlerinin maruz
kaldığı terör saldırısı ve bunun devreye sokacağı dinamikleri "bin türlü
derdimiz varken, başımıza bir de bu çıktı" bezgin tavrıyla karşılamış;
meselenin önem ve cesametini, neleri tetikleyebileceğini kavrayamamış ve
daha ilk günden başlayarak, koskoca Türkiye'yi rüzgârın önündeki kuru yaprak
konumuna sokmuştur.
MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - O senin kendi görüşün.
(DYP, AKP ve SP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Efendim, böyle müzakere etme imkânımız kalmaz.
Sayın İrtemçelik, zatıâlleriniz...
MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - DSP'li değerli arkadaşlarıma
sormak istiyorum. Bunca konuşmacı arasında neden ben sizi rahatsız ediyorum
bu kadar?
ERDOĞAN TOPRAK (İstanbul) - Çünkü, siz provokasyon yapıyorsunuz.
MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Hüsnü kuruntundan bahsediyorsun.
BAŞKAN - Sayın İrtemçelik, lütfen, siz, Genel Kurula hitap edin
efendim.
MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - Özür dilerim Sayın Başkan.
Herkes, hem başsağlığı dilemek hem de olaya ilişkin bulgular hakkında
bilgi alıp, Bush yönetiminin atmayı tasarladığı adımları öğrenmek, bunları
ulusal çıkarları doğrultusunda etkileyebilmek amacıyla Washington'a giderken,
örneğin, Sayın Dışişleri Bakanımız, ancak tebessümle karşılanabilecek bir
tercihle, önce, çatışmaların zaten askıya alınmış olduğu Ortadoğu'ya gitmeyi
daha uygun addetmiştir.
Küresel ölçekte bir paradigma değişikliğine yol açacak, uluslararası
ilişkiler sistematiğinin kurgusunu değiştirebilecek, konumu, bünyesel özellikleri
ve uluslararası irtibatları nedeniyle, Türkiyemizi bütün diğer ülkelerden
daha fazla etkilemeye aday bir sürece girildiği her işaretten açıkça belli
olduğu halde, Sayın Başbakanın hâlâ halkımıza hitap edip "ne oldu, olanlar
ne anlama geliyor, doğması olası sonuçlar nelerdir, girilen süreçte hükümetimizin
Türkiye için almayı öngördüğü tedbirler nelerdir, düşündüğü rol ve konum
nedir" gibi sorulara açıklık getirmemiş olması, hâlâ getirmemiş olması,
hükümetin, ulusun güvenliğini, ulusun kaderini ilgilendiren duyarlı bir
konuda, milletimizi ısrarla karanlıkta bırakmakta beis görmediği izleniminin
doğup, derinleşmiş olması, kabul edilemez bir durumdur.
Hükümetimizin ipin ucunu iyice kaçırdığının elim bir örneği, bugünkü
basınımızın sayfalarından sırıtmaktadır.
MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Neyi kaçırmadı ki!..
BAŞKAN - İstirham ederim... Lütfen efendim...
MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - Bilindiği üzere, Usame Bin
Ladin, hasta ruhlu canilere özgü, ilkel bir gururla eserini sahiplenmişken,
Sayın Kutan'ın talihsiz kanıt talebine, Sayın Dışişleri Bakanımızın yanıtı
"gelinen nokta, kanıtları sorgulama dönemini aştı" Sayın Başbakanımızın
yanıtı ise -eğer basınımıza itibar edeceksek; yoksa, özür diliyorum- "bize
ulaşan çok net bir kanıt yok" olmuştur.
Bunun yanı sıra, ucu açık bir yetki talebini içeren hükümet tezkeresi,
dün akşam Yüce Meclise intikal ettirilmişken, bugün, bazı sayın hükümet
üyeleri, yurt dışına asker göndermemizin, bu aşamada söz konusu olmadığını,
olmayacağını ifade etmişlerdir. Sayın milletvekili, bir kere, bu aşama
nedir; ne kadardır? İkincisi, yabancı ülkelere asker göndermemiz, bu aşamada,
gerçekten söz konusu değilse, hele Meclis de, tatilde değil, yani her an
toplanabilir durumdayken, mütereddit bir telaşla önümüze getirilen bu tezkereyi
anlamlandırmanın iyiden iyiye güçleşeceği takdir buyurulacaktır.
Değerli arkadaşlarım, ulusun güvenliği ve esenliği açısından, hükümetimizin,
bu tehlikeli derbederliği kabul olunamaz, sineye çekilemez.
Hükümetimizin, maalesef, artık, kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline
gelen -bunları çok büyük üzüntüyle söylüyorum; ben, bu hükümetin bir üyesiydim...
MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - O yüzden böyle konuşuyorsun...
MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - ... maalesef, artık, kimliğinin
ayrılmaz bir parçası haline gelen zihni savrukluğu, aczi ve dirayetsizliğiyle,
her kritik konuda olduğu gibi, bu büyük hadisede de, meseleyi, bütün boyutlarıyla
ve isabetle kavrayıp, gerçek ölçüleri ve muhtemel sonuçlarıyla ortaya koyamamış,
halkımızı, ne nedir noktasında zamanlıca aydınlatmamış -hâlâ aydınlatmamış-
ve bu suretle, kamuoyumuzun zihnini karıştırmış olması da, bence, gündemimizdeki
konunun, üzerinde durulması gereken bir başka yönüdür.
Yok yere yol açabileceği istenmeyecek sonuçları hatırda tutarak, bunun,
derhal vazgeçilmesi elzem bir hata olduğuna burada bilhassa işaret etmek
isterim. Terörden, gelişmelerin kültürlerarası bir çatışmaya yol açabileceğinden,
özellikle Müslüman toplumlarda oluşabilecek iç istikrarsızlıklardan söz
edilirken, olayların, çevremizdeki coğrafyalardan başlayarak önemli hareketlere
yol açmasının pek muhtemel olduğu değerlendirilirken, Türkiye'nin, böylesine
edilgen ve baştankara bir tutum içinde olması, ulusal çıkarlarımıza da,
İslamın karalanmasına izin vermemekten başlayarak, ahlakî ve uluslararası
yükümlülüklerimize de aykırıdır.
Türkiye, henüz girilen ve uluslararası ilişkiler düzeninde kalıcı etkiler
oluşturacağı aşikâr sürecin seyircileri arasında değil, şekillendiricileri
arasında olmak durumundadır. Türkiyemiz, tarihin ve çıkarlarının kendisine
kuvvetle telkin ettiği bu önemli işlevi taşıyacak birikim, güç ve özelliklere
sahiptir; ancak, hemen eklemek gerekir ki, bu, berrak bir ulusal bilinçle,
azamî dikkatle ve ileri görüşlülükle planlayıp oynamamız gereken, kartlarımızı
elimizden hiç çıkarmadan, göğsümüzden uzak tutmadan oynamamız gereken,
ulusal bütünlüğümüzü her adımımızda daha da bileyerek oynamamız gereken
bir roldür.
Terörizme karşı küresel ölçekte uluslararası seferberlik anlayışıyla
girilen ve eğer dünyayı kendimize cehennem etmek istemiyorsak, o kanaldan
taşmamasına herkesin azamî özen göstermekle yükümlü olduğu yeni dönemde,
Türkiyemizin yeri, hiçbir ülkenin cebi değil, ancak doğrunun yanıdır, uluslararası
barış, güvenlik ve istikrarın yanıdır, uygar değerlerin yanıdır, bu anlayışla
verilmesi zorunluluğu doğan uluslararası mücadelenin ön saflarıdır.
ZEKİ EKER (Muş) - Başkan, süre bitti.
BAŞKAN - Efendim, inkıtaı unuttunuz; süreyi vereceğim.
Sayın İrtemçelik, siz devam edin.
MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepimizin, gelişmeleri partisel prizmalarının kıskacından uzak durarak
değerlendirmemiz gereken bugünlerde ve bu çerçeve dahilinde ve bir ilk
adım olarak hem bugün için hem de gerek Afganistan'da gerek bölgesel ölçekte
gerek küresel ölçekte geleceğin şekillenmesine katkıda bulunmak düşüncesiyle
Afganistan'a askerî varlık göndermemiz, hükümetimize bu sınır ve kapsamda
yetki verilmesi, kanaatimce, son derece isabetli olacaktır. Buna karşılık,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hele, maalesef, artık, ne yaptığını bilmez
durumdaki bu hükümete, onca belirsizlikle yüklü bir dönemde, belirsiz coğrafyalara
asker gönderme yetkisini peşinen devretmesini, boş satırlarının hangi koşullarda
nasıl doldurulacağını bugünden kestiremeyeceğimiz bir açık kart vermesini
hem diplomatik açıdan fahiş bir taktik hata hem de izleyebilecek sonuçları
itibariyle fevkalade sakıncalı bir tedbirsizlik olarak görürüm. (DYP sıralarından
alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Efendim, buyurun, siz devam edin.
MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - Önümüzdeki talep reddedilmeli;
hükümet, talebini, uygun sınır ve kapsamda ve bu arada -Sayın Çiller de
temas etti- yersiz yorumlara yol açmamak mülahazasıyla, esasen emsal tezkerelerde
yer aldığını hatırlamadığım 117 nci maddeye atıf metin dışında bırakılarak
yinelemelidir. Hükümet talebinde ısrarlı olacaksa, talebim, Sayın Başkan,
eğer, mümkünse, tezkere üzerindeki oylamanın ad okunmak suretiyle yapılmasıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belirsizliklerle yüklü çok kritik
günlerden geçiyoruz. Ulusun seçilmiş temsilcileri olarak, hepimiz ve her
birimiz, tek tek, önce, olanları isabetle teşhis ve tespit etmek, sonra
da kanaatlerimizin cesaretiyle hareket etmekle yükümlüyüz.
Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (DYP, AKP ve SP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın İrtemçelik.
TBMM Genel Kurulu tutanaklarından Yakın'ın konuşması:
GAFFAR YAKIN (Afyon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlarım ve şahsım adına, Türkiye'nin, belki de son
dönemlerin en kritik bir döneminden geçtiği, yol ayırımında olduğu ve Türkiye'nin
geleceğini belirleyecek böyle bir gündemle toplanmış bir Mecliste, konuyla
ilgili şahsî görüşlerimi belirtmek istiyorum.
Bugün, Birinci Dünya Savaşı öncesi, İkinci Dünya Savaşı öncesi veya
bir Kore Savaşının öncesi nasıl kritik bir dönemse ve geleceğine etki ettiyse,
bugün, bu Meclisteki toplantımız da, Türkiye'nin geleceğini çok büyük çapta
belirleyecektir. Hatırlarsınız, geçen yıl, Amerikan Başkanı Clinton, bu
Parlamentoda görüşürken "21 inci Yüzyılın belirlenmesinde bu Parlamentonun
alacağı kararlar, 21 inci Yüzyılın hem bölgeyi hem de dünyayı şekillendirmesine
etki edecek" demişti. Evet, bugün, böyle bir kararın arifesindeyiz.
Bazı doğruları alt alta sıralamak istiyorum. 11 Eylül tarihi, Amerikan
tarihi açısından, Amerika Birleşik Devletleri tarihi açısından, Osmanlı
için İnebahtı neyse, bu saldırı da, Amerika Birleşik Devletleri için İnebahtı'dır;
şok olmuşlardır, hazırlıksız yakalanmışlardır. Terör kötüdür, terörü kınıyoruz.
Kimse teröre arka çıkmıyor; hele hele, Türk Milleti... Batılıların zaman
zaman yaptığı gibi, kendi düşmanlarına veya hasımlarına karşı terör uygularken
iyi, ama, kendilerine karşı terör uygulandığında kötü tarzında iki yüzlü
bir politikayı da, Türkiye Cumhuriyeti olarak yapmıyoruz.
Evet, terörün hiçbir dini, menşei olamaz; Hıristiyanı veya Müslümanı
veya bir başka şeyi olamaz; bu tespitler de doğrudur. Bizim terör, sizin
terör de yoktur; her yerde terör terördür. Bu anlayışlar, inşallah, bundan
sonraki dünyada geçerli olur; yani, Taliban olunca NATO'yu harekete geçirip,
ama, PKK terörü olunca Avrupa insan haklarını Türkiye'nin önüne dikenler,
şimdi utanmalıdırlar. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, bir şeyin, her şeyden önce biz farkına varmalıyız;
o da, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Milletinin, bugünkü dünya düzeninde
çok güçlü bir devlet ve millet olduğudur. Bu yüzyılın belirleyici faktörü,
biz farkında olsak da olmasak da, bu Parlamento ve bu Türkiye Cumhuriyeti
Devleti olacaktır. Onun için, hiçbir kimseden korkmadan ve çekinmeden,
gerçekleri, herkesin suratına, yeri geldiğinde haykırmak, bizim de görevimizdir.
Onun için, her platformda, Batılı muhataplarımıza, yaptıkları ikiyüzlülükleri
ve PKK terörünü nasıl desteklediklerini ve yirmi yıldır, nasıl, bu terörle
40 000 insanımızı şehit verdiğimizi, 100 milyarlarca dolarımızın nasıl
heba olduğunu, yüzlerine vurmak zorundayız.
Amerika Birleşik Devletleri, evet, bu saldırıya hazırlıksız yakalanmıştır
ve kendi kamuoyu önündeki ve dünya milletleri önündeki imajı açısından,
cevap vermek zorundaydı. Bu da bir gerçek; ama, bunu yaparken, Amerika
Birleşik Devletleri, iki şeye dikkat ediyor: Bir; minimum oranında -Amerika'nın,
Vietnam sonrası tüm stratejisi bu- kendi evladının burnunun kanamasını
istemiyor, bunu minimum oranda tutmaya çalışıyor. Bir de; bu olayda, Afganistan
olayında, konunun, medeniyetlerarası bir çatışma haline dönüşmemesi, İslam-Hıristiyan
kavgası haline dönüşmemesi için, elinden gelen titizliği gösteriyor ve
bu noktada da, bu titizliğini gösterebilmesi açısından da, bu mücadelede,
Türkiye ve Pakistan'a büyük bir rol düşmektedir.
Afganistan, başkaları için değil; ama, Türkiye Cumhuriyeti için, çok
önemli bir devlet ve bölgedir. Bizim, tarihî geçmişimiz vardır, kültürel
birlikteliğimiz vardır ve cumhuriyet Türkiyesinin, ilk, dışarıdaki yardım
elini uzattığı, Atatürk'ün bizzat desteklediği devlet, Afganistan'dır.
Afganistan, Ortaasya'nın da kilidi durumundadır. Türkiye olarak, altını
çizerek söylüyorum, tarihimiz, kültürümüz, coğrafyamız gereği, Afganistan'la,
Balkanlarla, Kafkasya'yla, Ortaasya'yla ve Ortadoğu'yla ilgilenmek zorundayız.
Eğer, bu ilgiyi esirgeyecek olursak ve ilgilenmezsek, Türkiye Cumhuriyeti
adında bir devlet de, burada, bugünkü sınırlarında kalmaz.
Bu bölgede, diğer bir gerçek, Taliban ve Bin Ladin, tarihi açısından,
Hasan Sabbah ve Haricî bir ekol karışımı bir hareket olarak çıkmaktadır.
Yani, hiçbir kimse, Taliban'ın ve Bin Ladin'in yaptıklarını ve onları,
İslamın örneği olarak da ve İslam olarak da, kimsenin önüne koyamaz, hiçbir
kimsede de bu hak yoktur; yani, Taliban, sadece kendisini temsil eder,
Bin Ladin, sadece kendisini temsil eder, İslama falan da yaptıkları hiç
bağlamaz. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar).
Ortaasya'da demokratik, laik hukuk devletlerinin yeşermesi, başta o
bölgede yaşayan insanlar için hava ve su gibi ihtiyaçtır ve umudumuz o
dur ki, Afganistan, bunun başlangıcı olsun.
Diğer dikkat edilmesi gereken bir husus: Afganistan'la Türkiye Cumhuriyetinin
politikası ne bizim açımızdan ne de Amerika Birleşik Devletleri açısından
Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik şartlarla ve IMF'yle görüşmelerimizde
karıştırılmamalıdır. Türk Milleti, şerefine ve haysiyetine sonuna kadar
düşkün bir millettir. Biz, bu cumhuriyeti kurarken Sıvas'ta, Amerikan Kolejinde,
Amerikan Büyükelçiliğinden, Atatürk, almış olduğu benzinin ve lastiklerin
parasını dahi ödemek isteyen bir devletin devlet anlayışıyla geliyoruz.
Hiçbir kimse şunu iyi bilsin ki; Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik
koşullardan dolayı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Milletinin menfaatlarının
aykırı bir dışpolitikayı dikte ettirebilmeye, kabul ettirebilmeye kimsenin
gücü yetmez. (DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)
Biz, Sayın Derviş'in Amerika görüşmeleri sırasında kendisine bu noktada
en ufak bir ima yapıldıysa, o imayı yapanları ve o tarzda düşünenleri iade
ederiz ve deriz ki "gelin, Türk Milletini siz tanımıyorsunuz, Türk Milletini
yakında çok iyi tanıyacaksınız."
Değerli milletvekilleri, Türkiye, Amerika Birleşik Devletleriyle ittifak
ve dosttur; ama, dost acı söyler, Türkiye, Amerika Birleşik Devletlerine
eşit şartlarda ve doğruları söylemek zorundadır. Amerika Birleşik Devletleri,
bugün dünya devletidir, biz de Osmanlı olarak bir zamanlar dünya devletiydik.
Dünya devleti olmanın birinci görevi, her yerde insan haklarından ve adaletten
yana, taraf olmak demektir; ikili politikalar uygulamamak demektir. Biz,
Osmanlı olarak düşmanlarımıza şunu söyletebildik: "Kardinal külahı görmektense,
Osmanlı sarığını tercih ederiz." Onun için, Amerika Birleşik Devletleri
de, Çeçenistan'da, Filistin'de ve Ortadoğu'daki uyguladığı politikalarını
mutlaka ve mutlaka gözden geçirmek zorundadır. İstediğiniz kadar terörle
mücadele edin, ama, sizin dünya politikasındaki o dengesiz ve tek taraflı
olan politikalarınızdan dolayı ve insanların hayatının -Afganistan'da ve
Filistin'de olduğu gibi- değer ifade etmediği ülkelerden, siz, yığınla
terörist çıkarırsınız. Tıpkı, bizim, Doğu Anadolu'da, ekonomik politikalarla,
PKK terörüyle olan mücadelemizin ekonomik, sosyal politikalarla desteklenmesi
gibi, bu da zarurettir. Ayrıca, bugün, biz, Amerika Birleşik Devletlerini
destekliyoruz; ama, kendi kamuoyumuza ve tarihsel birlikte olduğumuz İslam
kamuoyuna karşı kendimizi haklı gösterebilecek birtakım girişimleri Amerika
Birleşik Devletleri de yapmak zorundadır; bunu da açık açık istemeliyiz.
Amerika Birleşik Devletleri, Ortadoğu'da, Kafkaslarda, Çeçenistan'da,
dışpolitikalarını gözden geçirmek zorundadır; çünkü, biz, halk olarak endişeliyiz.
Bugün, halkımızın yüzde 80'i askerimizin Afganistan'a gitmemesini psikolojik
olarak destek vermemektedir; çünkü, bu insanlarımız biliyor ki, Almanların
dolduruşuyla girdiğimiz Birinci Dünya Harbinde, biz, yirmi tane Türkiye
kaybettik. Biz, Kore'de, NATO'ya girme pahasına binlerce insanımızı şehit
verdik. Biz, Körfez Savaşı sırasında, sonunda 40 milyar dolarla gelen zararımızı
kimse ödemedi. PKK terörüyle biz uğraştık, kimse de yanımızda bize destek
vermedi. Onun için, gidilecekse eğer, askerimiz boşa gitmesin. İslam âleminde
zor durumda kalmayalım. Bu nedenle, İsrail'in tanınmasında veya Cezayir
olaylarında yaşadığımız olayları, tekrar, Afganistan olaylarında yaşamamak
zorundayız; bunun için riskimizi azaltmak zorundayız. Bu operasyonun dünya
barışına da faydalı olabilmesi için, Hıristiyan-İslam tartışması tarzında
gösterilmemesi için, Türkiye'nin, Pakistan'ın, Mısır'ın ve diğer bazı İslam
ülkelerinin daha aktif görevde görev almak zorundadırlar. Bin Ladin ve
Taliban olayı, bizim kendi mahallemizin ve bizim dünyadan çıkmış yaramaz
çocuklardır. Başkaları cezalandıracağına, evvela, bizim devletlerimiz bu
cezalandırmayı yapmak zorundadırlar. Dünya barışına bu tarzında katkıda
bulunabiliriz.
Türkiye tarihinin, kültürünün, coğrafyasının gerektirdiği tarzında davranmak
zorundayız. Bunun için, Afganistan'ın yeniden yapılandırılmasında çok önemli
bir rol almak zorundayız. Türkiye, bu politikada, eşit oyuncu olaraktan
belirleyici olmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri sadece Türkiye ile değil,
diğer İslam ülkelerini de, bu noktada harekete geçirmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Yakın, buyurun, konuşmanızı toparlarsanız memnun
olacağım.
GAFFAR YAKIN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bu dönemde
uygulanacak -Türkiye Cumhuriyeti tarihi açısından şöyle söyleyeyim- en
akıllı politikalar, rahmetli İnönü'nün İkinci Dünya Savaşında uyguladığı
politikalarının benzerlerini uygulamak zorundayız. Bunu -altını çizerek
söylüyorum- elimizin hemen açılması, hemen bir tarafların tarafı olmak,
bizim, devletlerarası ilişkilerde sadece çıkarlar geçerlidir, bizim çıkarlarımıza
hemen koşaraktan gitmek yakışmaz. Onun için, bu dönemde, rahmetli İnönü'nün
yanında yetişmiş ve Türkiye'ye, Türkiye Cumhuriyetinin 75 yıllık tarihinde
Kıbrıs Savaşını kazandırmış bir insanın Başbakan olarak bu hükümetin başında
bulunmuş olmasını, Türkiye açısından büyük bir şans olarak değerlendiriyorum.
(DSP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, siyaset ve dışpolitika, beyinle, tecrübeyle
birikimle ve bilgiyle yapılır. Biz, devlet adamlarımızdan, bu akşam oynanacak
Fenerbahçe maçında çıkıp da, top oynamalarını beklemiyoruz. Türkiye'nin
menfaatlerini, eğer hatırlayacak olursak, İttihat ve Terakkiciler, o hayallere
kapılaraktan Enver Paşalar, Orta Asya bozkırlarında Türk ordusunu perişan
ettiler. Dışpolitika, bilgiyle, deneyimle yapılır. Bu açıdan da, bu hükümetin
Başbakanını, Dışişleri Bakanı olarak uzun yıllar Türkiye'ye hizmet eden,
gerçekten Türkiye'de siyaseti çok iyi okuyan Sayın Yılmaz'ı ve milliyetçiliğinden
kimsenin şüphe etmeyeceği, Türk Devleti için her türlü fedakârlığa giden
Sayın Bahçeli'nin hükümetin başında bulunmasını, Türkiye açısından, bu
dönemde bir kazanç olarak görüyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Yakın, teşekkür ediyorum...
GAFFAR YAKIN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, son olarak, biz
bilsek de bilmesek de, istesek de istemesek de tarih ve kader, Türkiye'yi
kendi misyonuna doğru götürmektedir. Türkiye, bu coğrafyada demokratik,
laik ve İslam ülkesinin bir örneğini, sadece kendisi için değil bölgesi
için gerçekleştirmek ve sadece kendisi için değil, tüm İslam âlemi için
örnek olmak zorundadır. Türkiye'nin, Afganistan'a, sadece kendi çıkarları
için, başkaları için değil...
BAŞKAN - Efendim, teşekkür ederiz...
GAFFAR YAKIN (Devamla) - ...Türk Milletinin ve Devletinin çıkarları
için asker göndermesini ve olaya sadece terör açısından değil, Türk Devletinin
uzun vadeli çıkarları açısından bakılmasını önerir, saygılar sunarım. (DSP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim. |