Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
DİĞER KONUŞMALAR
HÜKÜMET TEZKERESİ (9.10.2001)
HÜKÜMET TEZKERESİ GÖRÜŞMELERİ (10.10.2001)

ABD'NİN AFGANİSTAN OPERASYONU...
Hükümet Tezkeresi TBMM görüşmeleri... (8)
10 Ekim 2001
Hükümet Tezkeresi ile ilgili olarak İstanbul Bağımsız Milletvekili Mehmet Ali İrtemçelik ile Afyon DSP Milletvekili Gaffar Yakın kişisel görüşlerini açıkladılar.
 
 
TBMM Genel Kurulu tutanaklarından İrtemçelik'in konuşması:

MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Benden önce söz alan değerli konuşmacılar da -hiç değilse bir kısmı- işaret ettiler. Hükümetimizin 11 Eylülden bu yana fevkalade kafası karışık bir performans sergilediği, bütün göstergelerin çok açıklıkla ortaya koyduğu bir gerçektir.

Sayın Ecevit Hükümeti, genel takatsizliği içerisinde, Amerika Birleşik Devletlerinin maruz kaldığı terör saldırısı ve bunun devreye sokacağı dinamikleri "bin türlü derdimiz varken, başımıza bir de bu çıktı" bezgin tavrıyla karşılamış; meselenin önem ve cesametini, neleri tetikleyebileceğini kavrayamamış ve daha ilk günden başlayarak...

HALİL ÇALIK (Kocaeli) - Düzgün konuş, düzgün!

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Okumaya takatiniz yok, hükümeti takatsizlikle suçluyorsunuz. (DYP, AKP ve SP sıralarından gürültüler)

MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - Bugün tarihî bir gün de, o yüzden, özellikle okumaya dikkat ediyorum.

BAŞKAN - Bir dakika efendim.

Efendim, niye müdahale ediyorsunuz?

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Yardımcı oluyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN - Bir dakika efendim.

Hatip, Genel Kurula hitap ediyor. Lütfen...

SAFFET ARIKAN BEDÜK (Ankara) - Devamlı müdahale ediyorlar Sayın Başkan.

BAŞKAN - Lütfen efendim...

H. UFUK SÖYLEMEZ (İzmir) - Müdahale ediyorlar, söyleyecek lafları yok herhalde!

MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - Siz izin verdiğiniz zaman başlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın İrtemçelik.

MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla)- İzninizle, baştan alıyorum.

Sayın Ecevit hükümeti, genel takatsizliği içerisinde (DYP, AKP ve SP sıralarından"Bravo" sesleri, alkışlar) Amerika Birleşik Devletlerinin maruz kaldığı terör saldırısı ve bunun devreye sokacağı dinamikleri "bin türlü derdimiz varken, başımıza bir de bu çıktı" bezgin tavrıyla karşılamış; meselenin önem ve cesametini, neleri tetikleyebileceğini kavrayamamış ve daha ilk günden başlayarak, koskoca Türkiye'yi rüzgârın önündeki kuru yaprak konumuna sokmuştur.

MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - O senin kendi görüşün.

(DYP, AKP ve SP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Efendim, böyle müzakere etme imkânımız kalmaz.

Sayın İrtemçelik, zatıâlleriniz...

MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - DSP'li değerli arkadaşlarıma sormak istiyorum. Bunca konuşmacı arasında neden ben sizi rahatsız ediyorum bu kadar?

ERDOĞAN TOPRAK (İstanbul) - Çünkü, siz provokasyon yapıyorsunuz.

MAHMUT ERDİR (Eskişehir) - Hüsnü kuruntundan bahsediyorsun.

BAŞKAN - Sayın İrtemçelik, lütfen, siz, Genel Kurula hitap edin efendim.

MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - Özür dilerim Sayın Başkan.

Herkes, hem başsağlığı dilemek hem de olaya ilişkin bulgular hakkında bilgi alıp, Bush yönetiminin atmayı tasarladığı adımları öğrenmek, bunları ulusal çıkarları doğrultusunda etkileyebilmek amacıyla Washington'a giderken, örneğin, Sayın Dışişleri Bakanımız, ancak tebessümle karşılanabilecek bir tercihle, önce, çatışmaların zaten askıya alınmış olduğu Ortadoğu'ya gitmeyi daha uygun addetmiştir.

Küresel ölçekte bir paradigma değişikliğine yol açacak, uluslararası ilişkiler sistematiğinin kurgusunu değiştirebilecek, konumu, bünyesel özellikleri ve uluslararası irtibatları nedeniyle, Türkiyemizi bütün diğer ülkelerden daha fazla etkilemeye aday bir sürece girildiği her işaretten açıkça belli olduğu halde, Sayın Başbakanın hâlâ halkımıza hitap edip "ne oldu, olanlar ne anlama geliyor, doğması olası sonuçlar nelerdir, girilen süreçte hükümetimizin Türkiye için almayı öngördüğü tedbirler nelerdir, düşündüğü rol ve konum nedir" gibi sorulara açıklık getirmemiş olması, hâlâ getirmemiş olması, hükümetin, ulusun güvenliğini, ulusun kaderini ilgilendiren duyarlı bir konuda, milletimizi ısrarla karanlıkta bırakmakta beis görmediği izleniminin doğup, derinleşmiş olması, kabul edilemez bir durumdur.

Hükümetimizin ipin ucunu iyice kaçırdığının elim bir örneği, bugünkü basınımızın sayfalarından sırıtmaktadır.

MAHMUT GÖKSU (Adıyaman) - Neyi kaçırmadı ki!..

BAŞKAN - İstirham ederim... Lütfen efendim...

MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - Bilindiği üzere, Usame Bin Ladin, hasta ruhlu canilere özgü, ilkel bir gururla eserini sahiplenmişken, Sayın Kutan'ın talihsiz kanıt talebine, Sayın Dışişleri Bakanımızın yanıtı "gelinen nokta, kanıtları sorgulama dönemini aştı" Sayın Başbakanımızın yanıtı ise -eğer basınımıza itibar edeceksek; yoksa, özür diliyorum- "bize ulaşan çok net bir kanıt yok" olmuştur.

Bunun yanı sıra, ucu açık bir yetki talebini içeren hükümet tezkeresi, dün akşam Yüce Meclise intikal ettirilmişken, bugün, bazı sayın hükümet üyeleri, yurt dışına asker göndermemizin, bu aşamada söz konusu olmadığını, olmayacağını ifade etmişlerdir. Sayın milletvekili, bir kere, bu aşama nedir; ne kadardır? İkincisi, yabancı ülkelere asker göndermemiz, bu aşamada, gerçekten söz konusu değilse, hele Meclis de, tatilde değil, yani her an toplanabilir durumdayken, mütereddit bir telaşla önümüze getirilen bu tezkereyi anlamlandırmanın iyiden iyiye güçleşeceği takdir buyurulacaktır.

Değerli arkadaşlarım, ulusun güvenliği ve esenliği açısından, hükümetimizin, bu tehlikeli derbederliği kabul olunamaz, sineye çekilemez.

Hükümetimizin, maalesef, artık, kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline gelen -bunları çok büyük üzüntüyle söylüyorum; ben, bu hükümetin bir üyesiydim...

MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - O yüzden böyle konuşuyorsun...

MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - ... maalesef, artık, kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline gelen zihni savrukluğu, aczi ve dirayetsizliğiyle, her kritik konuda olduğu gibi, bu büyük hadisede de, meseleyi, bütün boyutlarıyla ve isabetle kavrayıp, gerçek ölçüleri ve muhtemel sonuçlarıyla ortaya koyamamış, halkımızı, ne nedir noktasında zamanlıca aydınlatmamış -hâlâ aydınlatmamış- ve bu suretle, kamuoyumuzun zihnini karıştırmış olması da, bence, gündemimizdeki konunun, üzerinde durulması gereken bir başka yönüdür.

Yok yere yol açabileceği istenmeyecek sonuçları hatırda tutarak, bunun, derhal vazgeçilmesi elzem bir hata olduğuna burada bilhassa işaret etmek isterim. Terörden, gelişmelerin kültürlerarası bir çatışmaya yol açabileceğinden, özellikle Müslüman toplumlarda oluşabilecek iç istikrarsızlıklardan söz edilirken, olayların, çevremizdeki coğrafyalardan başlayarak önemli hareketlere yol açmasının pek muhtemel olduğu değerlendirilirken, Türkiye'nin, böylesine edilgen ve baştankara bir tutum içinde olması, ulusal çıkarlarımıza da, İslamın karalanmasına izin vermemekten başlayarak, ahlakî ve uluslararası yükümlülüklerimize de aykırıdır.

Türkiye, henüz girilen ve uluslararası ilişkiler düzeninde kalıcı etkiler oluşturacağı aşikâr sürecin seyircileri arasında değil, şekillendiricileri arasında olmak durumundadır. Türkiyemiz, tarihin ve çıkarlarının kendisine kuvvetle telkin ettiği bu önemli işlevi taşıyacak birikim, güç ve özelliklere sahiptir; ancak, hemen eklemek gerekir ki, bu, berrak bir ulusal bilinçle, azamî dikkatle ve ileri görüşlülükle planlayıp oynamamız gereken, kartlarımızı elimizden hiç çıkarmadan, göğsümüzden uzak tutmadan oynamamız gereken, ulusal bütünlüğümüzü her adımımızda daha da bileyerek oynamamız gereken bir roldür.

Terörizme karşı küresel ölçekte uluslararası seferberlik anlayışıyla girilen ve eğer dünyayı kendimize cehennem etmek istemiyorsak, o kanaldan taşmamasına herkesin azamî özen göstermekle yükümlü olduğu yeni dönemde, Türkiyemizin yeri, hiçbir ülkenin cebi değil, ancak doğrunun yanıdır, uluslararası barış, güvenlik ve istikrarın yanıdır, uygar değerlerin yanıdır, bu anlayışla verilmesi zorunluluğu doğan uluslararası mücadelenin ön saflarıdır.

ZEKİ EKER (Muş) - Başkan, süre bitti.

BAŞKAN - Efendim, inkıtaı unuttunuz; süreyi vereceğim.

Sayın İrtemçelik, siz devam edin.

MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin, gelişmeleri partisel prizmalarının kıskacından uzak durarak değerlendirmemiz gereken bugünlerde ve bu çerçeve dahilinde ve bir ilk adım olarak hem bugün için hem de gerek Afganistan'da gerek bölgesel ölçekte gerek küresel ölçekte geleceğin şekillenmesine katkıda bulunmak düşüncesiyle Afganistan'a askerî varlık göndermemiz, hükümetimize bu sınır ve kapsamda yetki verilmesi, kanaatimce, son derece isabetli olacaktır. Buna karşılık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, hele, maalesef, artık, ne yaptığını bilmez durumdaki bu hükümete, onca belirsizlikle yüklü bir dönemde, belirsiz coğrafyalara asker gönderme yetkisini peşinen devretmesini, boş satırlarının hangi koşullarda nasıl doldurulacağını bugünden kestiremeyeceğimiz bir açık kart vermesini hem diplomatik açıdan fahiş bir taktik hata hem de izleyebilecek sonuçları itibariyle fevkalade sakıncalı bir tedbirsizlik olarak görürüm. (DYP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Efendim, buyurun, siz devam edin.

MEHMET ALİ İRTEMÇELİK (Devamla) - Önümüzdeki talep reddedilmeli; hükümet, talebini, uygun sınır ve kapsamda ve bu arada -Sayın Çiller de temas etti- yersiz yorumlara yol açmamak mülahazasıyla, esasen emsal tezkerelerde yer aldığını hatırlamadığım 117 nci maddeye atıf metin dışında bırakılarak yinelemelidir. Hükümet talebinde ısrarlı olacaksa, talebim, Sayın Başkan, eğer, mümkünse, tezkere üzerindeki oylamanın ad okunmak suretiyle yapılmasıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belirsizliklerle yüklü çok kritik günlerden geçiyoruz. Ulusun seçilmiş temsilcileri olarak, hepimiz ve her birimiz, tek tek, önce, olanları isabetle teşhis ve tespit etmek, sonra da kanaatlerimizin cesaretiyle hareket etmekle yükümlüyüz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (DYP, AKP ve SP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın İrtemçelik.


TBMM Genel Kurulu tutanaklarından Yakın'ın konuşması:

GAFFAR YAKIN (Afyon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım ve şahsım adına, Türkiye'nin, belki de son dönemlerin en kritik bir döneminden geçtiği, yol ayırımında olduğu ve Türkiye'nin geleceğini belirleyecek böyle bir gündemle toplanmış bir Mecliste, konuyla ilgili şahsî görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Bugün, Birinci Dünya Savaşı öncesi, İkinci Dünya Savaşı öncesi veya bir Kore Savaşının öncesi nasıl kritik bir dönemse ve geleceğine etki ettiyse, bugün, bu Meclisteki toplantımız da, Türkiye'nin geleceğini çok büyük çapta belirleyecektir. Hatırlarsınız, geçen yıl, Amerikan Başkanı Clinton, bu Parlamentoda görüşürken "21 inci Yüzyılın belirlenmesinde bu Parlamentonun alacağı kararlar, 21 inci Yüzyılın hem bölgeyi hem de dünyayı şekillendirmesine etki edecek" demişti. Evet, bugün, böyle bir kararın arifesindeyiz.

Bazı doğruları alt alta sıralamak istiyorum. 11 Eylül tarihi, Amerikan tarihi açısından, Amerika Birleşik Devletleri tarihi açısından, Osmanlı için İnebahtı neyse, bu saldırı da, Amerika Birleşik Devletleri için İnebahtı'dır; şok olmuşlardır, hazırlıksız yakalanmışlardır. Terör kötüdür, terörü kınıyoruz. Kimse teröre arka çıkmıyor; hele hele, Türk Milleti... Batılıların zaman zaman yaptığı gibi, kendi düşmanlarına veya hasımlarına karşı terör uygularken iyi, ama, kendilerine karşı terör uygulandığında kötü tarzında iki yüzlü bir politikayı da, Türkiye Cumhuriyeti olarak yapmıyoruz.

Evet, terörün hiçbir dini, menşei olamaz; Hıristiyanı veya Müslümanı veya bir başka şeyi olamaz; bu tespitler de doğrudur. Bizim terör, sizin terör de yoktur; her yerde terör terördür. Bu anlayışlar, inşallah, bundan sonraki dünyada geçerli olur; yani, Taliban olunca NATO'yu harekete geçirip, ama, PKK terörü olunca Avrupa insan haklarını Türkiye'nin önüne dikenler, şimdi utanmalıdırlar. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bir şeyin, her şeyden önce biz farkına varmalıyız; o da, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Milletinin, bugünkü dünya düzeninde çok güçlü bir devlet ve millet olduğudur. Bu yüzyılın belirleyici faktörü, biz farkında olsak da olmasak da, bu Parlamento ve bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacaktır. Onun için, hiçbir kimseden korkmadan ve çekinmeden, gerçekleri, herkesin suratına, yeri geldiğinde haykırmak, bizim de görevimizdir. Onun için, her platformda, Batılı muhataplarımıza, yaptıkları ikiyüzlülükleri ve PKK terörünü nasıl desteklediklerini ve yirmi yıldır, nasıl, bu terörle 40 000 insanımızı şehit verdiğimizi, 100 milyarlarca dolarımızın nasıl heba olduğunu, yüzlerine vurmak zorundayız.

Amerika Birleşik Devletleri, evet, bu saldırıya hazırlıksız yakalanmıştır ve kendi kamuoyu önündeki ve dünya milletleri önündeki imajı açısından, cevap vermek zorundaydı. Bu da bir gerçek; ama, bunu yaparken, Amerika Birleşik Devletleri, iki şeye dikkat ediyor: Bir; minimum oranında -Amerika'nın, Vietnam sonrası tüm stratejisi bu- kendi evladının burnunun kanamasını istemiyor, bunu minimum oranda tutmaya çalışıyor. Bir de; bu olayda, Afganistan olayında, konunun, medeniyetlerarası bir çatışma haline dönüşmemesi, İslam-Hıristiyan kavgası haline dönüşmemesi için, elinden gelen titizliği gösteriyor ve bu noktada da, bu titizliğini gösterebilmesi açısından da, bu mücadelede, Türkiye ve Pakistan'a büyük bir rol düşmektedir.

Afganistan, başkaları için değil; ama, Türkiye Cumhuriyeti için, çok önemli bir devlet ve bölgedir. Bizim, tarihî geçmişimiz vardır, kültürel birlikteliğimiz vardır ve cumhuriyet Türkiyesinin, ilk, dışarıdaki yardım elini uzattığı, Atatürk'ün bizzat desteklediği devlet, Afganistan'dır. Afganistan, Ortaasya'nın da kilidi durumundadır. Türkiye olarak, altını çizerek söylüyorum, tarihimiz, kültürümüz, coğrafyamız gereği, Afganistan'la, Balkanlarla, Kafkasya'yla, Ortaasya'yla ve Ortadoğu'yla ilgilenmek zorundayız. Eğer, bu ilgiyi esirgeyecek olursak ve ilgilenmezsek, Türkiye Cumhuriyeti adında bir devlet de, burada, bugünkü sınırlarında kalmaz.

Bu bölgede, diğer bir gerçek, Taliban ve Bin Ladin, tarihi açısından, Hasan Sabbah ve Haricî bir ekol karışımı bir hareket olarak çıkmaktadır. Yani, hiçbir kimse, Taliban'ın ve Bin Ladin'in yaptıklarını ve onları, İslamın örneği olarak da ve İslam olarak da, kimsenin önüne koyamaz, hiçbir kimsede de bu hak yoktur; yani, Taliban, sadece kendisini temsil eder, Bin Ladin, sadece kendisini temsil eder, İslama falan da yaptıkları hiç bağlamaz. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar).

Ortaasya'da demokratik, laik hukuk devletlerinin yeşermesi, başta o bölgede yaşayan insanlar için hava ve su gibi ihtiyaçtır ve umudumuz o dur ki, Afganistan, bunun başlangıcı olsun.

Diğer dikkat edilmesi gereken bir husus: Afganistan'la Türkiye Cumhuriyetinin politikası ne bizim açımızdan ne de Amerika Birleşik Devletleri açısından Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik şartlarla ve IMF'yle görüşmelerimizde karıştırılmamalıdır. Türk Milleti, şerefine ve haysiyetine sonuna kadar düşkün bir millettir. Biz, bu cumhuriyeti kurarken Sıvas'ta, Amerikan Kolejinde, Amerikan Büyükelçiliğinden, Atatürk, almış olduğu benzinin ve lastiklerin parasını dahi ödemek isteyen bir devletin devlet anlayışıyla geliyoruz. Hiçbir kimse şunu iyi bilsin ki; Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik koşullardan dolayı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Milletinin menfaatlarının aykırı bir dışpolitikayı dikte ettirebilmeye, kabul ettirebilmeye kimsenin gücü yetmez. (DSP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) 

Biz, Sayın Derviş'in Amerika görüşmeleri sırasında kendisine bu noktada en ufak bir ima yapıldıysa, o imayı yapanları ve o tarzda düşünenleri iade ederiz ve deriz ki "gelin, Türk Milletini siz tanımıyorsunuz, Türk Milletini yakında çok iyi tanıyacaksınız."

Değerli milletvekilleri, Türkiye, Amerika Birleşik Devletleriyle ittifak ve dosttur; ama, dost acı söyler, Türkiye, Amerika Birleşik Devletlerine eşit şartlarda ve doğruları söylemek zorundadır. Amerika Birleşik Devletleri, bugün dünya devletidir, biz de Osmanlı olarak bir zamanlar dünya devletiydik. Dünya devleti olmanın birinci görevi, her yerde insan haklarından ve adaletten yana, taraf olmak demektir; ikili politikalar uygulamamak demektir. Biz, Osmanlı olarak düşmanlarımıza şunu söyletebildik: "Kardinal külahı görmektense, Osmanlı sarığını tercih ederiz." Onun için, Amerika Birleşik Devletleri de, Çeçenistan'da, Filistin'de ve Ortadoğu'daki uyguladığı politikalarını mutlaka ve mutlaka gözden geçirmek zorundadır. İstediğiniz kadar terörle mücadele edin, ama, sizin dünya politikasındaki o dengesiz ve tek taraflı olan politikalarınızdan dolayı ve insanların hayatının -Afganistan'da ve Filistin'de olduğu gibi- değer ifade etmediği ülkelerden, siz, yığınla terörist çıkarırsınız. Tıpkı, bizim, Doğu Anadolu'da, ekonomik politikalarla, PKK terörüyle olan mücadelemizin ekonomik, sosyal politikalarla desteklenmesi gibi, bu da zarurettir. Ayrıca, bugün, biz, Amerika Birleşik Devletlerini destekliyoruz; ama, kendi kamuoyumuza ve tarihsel birlikte olduğumuz İslam kamuoyuna karşı kendimizi haklı gösterebilecek birtakım girişimleri Amerika Birleşik Devletleri de yapmak zorundadır; bunu da açık açık istemeliyiz.

Amerika Birleşik Devletleri, Ortadoğu'da, Kafkaslarda, Çeçenistan'da, dışpolitikalarını gözden geçirmek zorundadır; çünkü, biz, halk olarak endişeliyiz. Bugün, halkımızın yüzde 80'i askerimizin Afganistan'a gitmemesini psikolojik olarak destek vermemektedir; çünkü, bu insanlarımız biliyor ki, Almanların dolduruşuyla girdiğimiz Birinci Dünya Harbinde, biz, yirmi tane Türkiye kaybettik. Biz, Kore'de, NATO'ya girme pahasına binlerce insanımızı şehit verdik. Biz, Körfez Savaşı sırasında, sonunda 40 milyar dolarla gelen zararımızı kimse ödemedi. PKK terörüyle biz uğraştık, kimse de yanımızda bize destek vermedi. Onun için, gidilecekse eğer, askerimiz boşa gitmesin. İslam âleminde zor durumda kalmayalım. Bu nedenle, İsrail'in tanınmasında veya Cezayir olaylarında yaşadığımız olayları, tekrar, Afganistan olaylarında yaşamamak zorundayız; bunun için riskimizi azaltmak zorundayız. Bu operasyonun dünya barışına da faydalı olabilmesi için, Hıristiyan-İslam tartışması tarzında gösterilmemesi için, Türkiye'nin, Pakistan'ın, Mısır'ın ve diğer bazı İslam ülkelerinin daha aktif görevde görev almak zorundadırlar. Bin Ladin ve Taliban olayı, bizim kendi mahallemizin ve bizim dünyadan çıkmış yaramaz çocuklardır. Başkaları cezalandıracağına, evvela, bizim devletlerimiz bu cezalandırmayı yapmak zorundadırlar. Dünya barışına bu tarzında katkıda bulunabiliriz.

Türkiye tarihinin, kültürünün, coğrafyasının gerektirdiği tarzında davranmak zorundayız. Bunun için, Afganistan'ın yeniden yapılandırılmasında çok önemli bir rol almak zorundayız. Türkiye, bu politikada, eşit oyuncu olaraktan belirleyici olmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri sadece Türkiye ile değil, diğer İslam ülkelerini de, bu noktada harekete geçirmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Yakın, buyurun, konuşmanızı toparlarsanız memnun olacağım.

GAFFAR YAKIN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bu dönemde uygulanacak -Türkiye Cumhuriyeti tarihi açısından şöyle söyleyeyim- en akıllı politikalar, rahmetli İnönü'nün İkinci Dünya Savaşında uyguladığı politikalarının benzerlerini uygulamak zorundayız. Bunu -altını çizerek söylüyorum- elimizin hemen açılması, hemen bir tarafların tarafı olmak, bizim, devletlerarası ilişkilerde sadece çıkarlar geçerlidir, bizim çıkarlarımıza hemen koşaraktan gitmek yakışmaz. Onun için, bu dönemde, rahmetli İnönü'nün yanında yetişmiş ve Türkiye'ye, Türkiye Cumhuriyetinin 75 yıllık tarihinde Kıbrıs Savaşını kazandırmış bir insanın Başbakan olarak bu hükümetin başında bulunmuş olmasını, Türkiye açısından büyük bir şans olarak değerlendiriyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, siyaset ve dışpolitika, beyinle, tecrübeyle birikimle ve bilgiyle yapılır. Biz, devlet adamlarımızdan, bu akşam oynanacak Fenerbahçe maçında çıkıp da, top oynamalarını beklemiyoruz. Türkiye'nin menfaatlerini, eğer hatırlayacak olursak, İttihat ve Terakkiciler, o hayallere kapılaraktan Enver Paşalar, Orta Asya bozkırlarında Türk ordusunu perişan ettiler. Dışpolitika, bilgiyle, deneyimle yapılır. Bu açıdan da, bu hükümetin Başbakanını, Dışişleri Bakanı olarak uzun yıllar Türkiye'ye hizmet eden, gerçekten Türkiye'de siyaseti çok iyi okuyan Sayın Yılmaz'ı ve milliyetçiliğinden kimsenin şüphe etmeyeceği, Türk Devleti için her türlü fedakârlığa giden Sayın Bahçeli'nin hükümetin başında bulunmasını, Türkiye açısından, bu dönemde bir kazanç olarak görüyorum. (DSP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Yakın, teşekkür ediyorum...

GAFFAR YAKIN (Devamla) - Sayın milletvekilleri, son olarak, biz bilsek de bilmesek de, istesek de istemesek de tarih ve kader, Türkiye'yi kendi misyonuna doğru götürmektedir. Türkiye, bu coğrafyada demokratik, laik ve İslam ülkesinin bir örneğini, sadece kendisi için değil bölgesi için gerçekleştirmek ve sadece kendisi için değil, tüm İslam âlemi için örnek olmak zorundadır. Türkiye'nin, Afganistan'a, sadece kendi çıkarları için, başkaları için değil...

BAŞKAN - Efendim, teşekkür ederiz...

GAFFAR YAKIN (Devamla) - ...Türk Milletinin ve Devletinin çıkarları için asker göndermesini ve olaya sadece terör açısından değil, Türk Devletinin uzun vadeli çıkarları açısından bakılmasını önerir, saygılar sunarım. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.



DİĞER KONUŞMALAR
ANAP GRUBU
AKP GRUBU
DSP GRUBU
MHP GRUBU
SP GRUBU
DYP GRUBU
MİLLİ SAVUNMA BAKANI
BAŞBAKAN
KİŞİSEL KONUŞMALAR


(11 EKİM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.