Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
TASLAK METNİ
NE ÖNGÖRÜYOR?
AB ANA SAYFA

AB UYUM YASALARI TEKLİF TASLAĞI...
Genel Gerekçe ve Madde Gerekçeleri...
23 Temmuz 2002
Avrupa Birliği (AB) Genel Sekreterliği'nce hazırlanan, Adalet Bakanlığı'nca son şekli verilen AB'ye uyum sürecinde çeşitli yasalarda değişiklik yapan teklif taslağı, 23 Temmuz 2002'de açıklandı.
 

 

GENEL GEREKÇE

Anayasada 3.10.2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilmesini öngören yeni bir sistem benimsemiştir. Böylece, temel hak ve hürriyetler bakımından bir genişleme sağlanmıştır.

Öte yandan, 10 -11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de yapılan Avrupa Birliği Toplantısında tam üyelik için ülkemizin aday olarak kabul edilmesiyle yeni bir boyut kazanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, her geçen gün yoğunlaşmaktadır. Tam üyeliğe giden süreçte hem ülkemizin, hem Avrupa Birliğinin karşılıklı yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu bağlamda ülkemizle ilgili olarak 4 Aralık 2000 tarihinde onaylanan “Katılım Ortaklığı Belgesi”nin ardından, 19 Mart 2001 tarih ve 200 1/2129 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla kabul edilen “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı”, 24 Mart 2001 tarih ve 24352 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Çağdaş demokrasiler temel hak ve hürriyetleri sağlamayı hedef alan çoğulcu, katılımcı düşünceye dayanan ve hoşgörü ortamında gelişen sistemlerdir. Çağımızda insan hakları ve temel hürriyetlerin tanınması, evrensel bir ilgi konusu olmakla kalmamış; bunların güvence altına alınarak aykırı uygulamalardan korunması ve daha ileri düzeyde gerçekleştirilmesi amacıyla bazı uluslararası kuruluşlar oluşturulmuş ve bu kuruluşlar bünyesinde çeşitli uluslararası belgeler kabul edilmiştir. Bu kuruluşların başında, hemen hemen tüm dünya ülkelerini kapsayan Birleşmiş Milletler Teşkilatı ile demokratik Avrupa ülkelerinin siyasal birliği olan Avrupa Konseyi’nin geldiği bilinmektedir. Konuyla ilgili uluslararası belgelerden en önemlileri, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Avrupa Konseyi bünyesinde imzalanan ve kısaca “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” olarak anılan İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme ve eki protokollerdir.

22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile 3.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun 8.12.2001 tarihli ve 24607 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olup, 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Teklif; bir yandan Anayasada yapılan değişiklikler ile Türk Medeni Kanununda yer alan hükümlere uyum sağlanması, öbür yandan Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı çerçevesinde yapılması gerekli tedbirlerle ilgili olarak çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması amacıyla hazırlanmıştır.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1. - Maddenin (A) fıkrasıyla, Türk Ceza Kanunu, Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile Orman Kanununda yer alan idam cezalan müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmüştür. Ancak, savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar, Anayasanın 4709 sayılı Kanunla değişik 38 inci maddesi gereğince bu madde hükmü dışında tutulmuştur.

Maddeyle, bu Kanun hükümlerine göre idam cezasından müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmüş olanlar hakkında Türk Ceza Kanunun idam cezasına ilişkin, 47, 50, 51, 55, 58, 59, 61, 62, 64, 65, 66, 102, 112, 451,  452, 462 ve 463 üncü maddeleri ile 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun idam cezasına ilişkin 12 nci maddesi hükümleri saklı tutularak, idam cezasından dönüştürülen müebbet ağır hapis cezasına mahkum olanlar hakkında bu hükümlerin uygulanmasına aynen devam edileceği vurgulanmaktadır. Maddeye göre, örneğin ilgili kanun maddesinde idam cezasını gerektiren bir suçu eksik teşebbüs derecesinde işleyen fail hakkında 765 sayılı Kanunun 61 inci maddesinin birinci fıkrasının uygulanması sonucunda idam cezası için öngörülen indirim, idam cezasından çevrili müebbet ağır hapis cezası için de uygulanacak ve fail hakkında 15 seneden 20 seneye kadar ağır hapis cezasına hükmolunacaktır.

Fıkranın (b) bendi ile Türk Ceza Kanununun 17 nci maddesi ile 647 sayılı Cezaların infazı Hakkında Kanununun 19 uncu maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler hakkında idam cezası için öngörülen hükümler de saklı tutularak bu Kanun hükümlerine göre idam cezasından dönüştürülen müebbet ağır hapis cezası için de bu hükümlerin uygulanmasına aynen devam edileceği, 647 sayılı Kanunun Ek 2 nci maddesinde belirtilen ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından idam cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler hakkında indirim hükümlerinin uygulanmayacağına ilişkin hükmün, idam cezasından çevrili müebbet ağır hapis cezasına mahkum olanlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.

Maddenin (B) fıkrasıyla, bu Kanun hükümlerine göre cezası idam cezasından müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülenler hakkında Türk Ceza Kanununun 70, 73 ve 82 nci maddelerinde geçen sürelerin iki kat olarak, terör suçluları hakkında üç kat olarak uygulanacağı, bu Kanun hükümlerine göre idam cezaları müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen terör suçluları hakkında Cezaların İnfazı Hakkında Kanun ile Terörle Mücadele Kanununun şartla salıverilmeye ilişkin hükümlerinin uygulanmayacağı ve bunlar hakkında müebbet ağır hapis cezasının ölünceye kadar devam edeceği belirtilmiştir.

MADDE 2. - Maddenin (A) fıkrasıyla, Türk Ceza Kanununun 159 uncu maddesine son fıkra eklenmektedir. Maddeyle birinci fıkrada belirtilen organları ve kurumları tahkir ve tezyif kastı bulunmaksızın sadece yazılı, sözlü veya görüntülü olarak eleştirmek amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının cezayı gerektirmeyeceği hükme bağlanmıştır. Böylece düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında kalan ve eleştiri niteliğini taşıyan düşünce açıklamalarının cezalandırılmaması öngörülmüştür.

Maddenin (B) fıkrasıyla, Türk Ceza Kanununa eklenmesi öngörülen 201/a maddesinde, Türkiye tarafından da imzalanmış bulunan “Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek “Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol”ün gereğinin yerine getirilmesi amaçlanmıştır.

Maddi menfaat sağlamak üzere, genellikle suç örgütleri marifetiyle göçmenler başka ülkelere kaçırılmakta, yasal olmayan yollarla ülkeye sokulmakta ve bu örgütlerin eline düşen çaresiz insanlar, büyük ve bazen yaşam ve beden bütünlükleri bakımından onarılamayan zararlara uğrayabilmektedirler.

Maddenin birinci fıkrası göçmen kaçakçılığını tanımlamaktadır: Tanıma göre, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yabancı bir devlet tabiiyetinde bulunan veya vatansız olan veya Türkiye’ye de sürekli olarak oturmasına yetkili mercilerce izin verilmemiş bulunan kimselerin Türkiye’ye yasal olmayan yollardan girmelerini veya ülkede kalmalarını, bu kişilerin veya Türk vatandaşlarının yasal olmayan yollardan ülke dışına çıkmalarını sağlamaya göçmen kaçakçılığı denilmektedir. Türkiye’de sürekli olarak oturmalarına yetkili mercilerce karar verilmemiş yabancılar veya vatansızlar da, suçun mağdurları olabilmektedirler.

Suçun manevi unsuru, eylemin “doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi bir yarar elde etmek maksadıyla” işlenmesidir. Bu unsur, suçu örneğin terör maksadıyla bazı kişileri ülkeye sokmak fiillerinden ayırmak olanağını vermektedir. Kaldı ki, bu suçta asil mağdurlar, çaresizlik ve yoksullukları nedeniyle kendilerine bir ekmek kapısı açmak için çırpınan insanlardır. Bu nedenle Protokol, adı geçenler hakkında kovuşturma yapılmamasını öngörmektedir.

Fıkranın içerdiği tanıma göre, belirtilen kişilerin Türkiye’ye kaçak olarak girmelerinin sağlanması veya bu hususta teşebbüste bulunulması göçmen kaçakçılığı suçunun maddi unsurlarım oluşturmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrası göçmen kaçakçılığı suçunun faillerine verilecek ceza ile birlikte ayrıca yeni bir suçu da tanımlamaktadır: Birinci fıkrada öngörülen bir suça iştirak etmiş olmaksızın, bu suç yoluyla ülkeye sokulmuş kaçak göçmenlerin maddi yarar elde etmek maksadıyla yasal olmayan yollarla yurt dışına çıkarılmalarını veya yasal koşullara uymaksızın ülkede kalmalarını olanaklı kılmak suç sayılmaktadır. Bu suçun ön koşulu, kaçak göçmenleri yurda sokmak suçuna önceden iştirak etmemiş olmaktır; suça iştirak edilmiş ise ikinci fıkrada belirlenen eylemleri ayrıca gerçekleştirmek veya bunlara teşebbüs etmek suç oluşturmaz.

İkinci fıkra, ülkeden çıkmayı veya ülkede kalabilmeyi olanaklı kılmak üzere sahte veya sahte seyahat belgelerinin hazırlanmasını veyahut hazırlanmış belgelerin teminini de bu fiiller başka bir suç oluştursa bile bağımsız suç olarak düzenlemiştir. Ayrıca bu suçlara teşebbüsün de tamamlanmış suçlar gibi cezalandırılması, suçun işlenmesinde kullanılan taşıtlar ve bu fiil nedeniyle elde edilen maddi menfaatlerin müsadere edilmesi öngörülmüştür.

Maddenin üçüncü fıkrasında suçların, örneğin taşıma kapasitesinin çok üzerinde bir gemiye veya uçağa göçmen yüklenmesiyle, kaçak göçmenlerin yaşam veya vücut bütünlüklerinin tehlikeye sokulması veya bu olasılığın ciddi olarak ortaya çıkması halinde verilecek cezaların yarısı oranında, ölüm meydana geldiğinde bir katı artırılacağını öngörmektedir. Ancak bu olasılığın ciddi, yani var olan delillere göre gerçekleşmesinin güçlü olması gereklidir. Aynı fıkra, göçmenlerin insanlık veya onur dışı muamele biçimlerine, örneğin çok kötü taşıma koşullarına tabi kılınmalarını ayrıca bir ağırlatıcı neden saymaktadır.

Maddenin son fıkrasında suçun örgütler tarafından işlenmesi halinde faillere verilecek cezaların bir katı oranında artırılması öngörülmüştür.

Türk Ceza Kanununa eklenmesi öngörülen 201/b maddesinde ise, “Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek “İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol”ün gereğini yerine getirmek üzere düzenlenmiştir.

Şimdiye kadar özellikle kadın ve çocukların sömürülmelerini önlemek ve bu eylemlerle mücadele etmek üzere meydana getirilmiş çeşitli milletlerarası sözleşmeler imzalanmış, kararlar alınmıştır. Ancak anılan Protokol’ün imzalanmasında önce insan ticaretinin bütün yönlerini göz önünde bulunduran ortak bir metin yoktu. 1990’lı yıllardan itibaren suç örgütlerinin, etkinliklerini sınırlar ötesi alana genişleterek, özellikle kadın, çocuk ve insan ticaretini örgütledikleri ve insanları bu uygar dünyada adeta esarete tabi kıldıkları görülmektedir. İşte bu nedenle, Protokol’ün öngördüğü suçlara hukuk sistemimizde de yer verilmesi uygun görülmüştür.

Maddenin öngördüğü maddi unsurlar, kadın, çocuk veya diğer insanların tedarik edilmeleri, kaçınmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri veya sevk edilmeleri veya barındırılmalarıdır. Ancak bu hareketler kişileri zorla çalıştırmak, bazı hizmetleri vermeye mecbur kılmak, adı geçenleri esaret veya benzeri uygulamalara tabi kılmak yahut beden organlarından bazılarının verilmesine razı etmek maksatlarıyla icra edilecektir.

Maddenin birinci fıkrası, söz konusu maksatlarla gerçekleştirilecek maddi unsurların belirli araç eylemlere başvurulması suretiyle gerçekleştirilmesini suçun oluşması bakımından gerekli koşullar olarak saptamıştır. Bu eylemler tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulama, nüfuzu kötüye kullanma, kandırma, mağdurların çaresizliklerinden yararlanma veya mağdurlar üzerinde sahip olunan denetim olanaklarından yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle gerçekleştirilecektir.

Maddenin ikinci fıkrasında, belirtilen amaçları elde etmek üzere girişilen ve suçu oluşturan yardımcı eylemler varsa artık, mağdurun rızasının yok sayılacağı belirtilmiştir. Örneğin bir kimsenin organlarını vermek hususundaki rızası, yukarıda belirtilen eylemler sonucunda elde edilmiş ise, suçun oluşması bakımından bu rıza yok sayılacaktır.

Maddenin üçüncü fıkrasında onsekiz yaşını doldurmamış çocukların birinci fıkrada belirtilen maksatlarla tedarik edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri veya sevk edilmeleri yahut barındırılmaları halinde, suçu oluşturan araç fiillerden herhangi birisine başvurulmasa da, faile birinci fıkrada belirtilen cezaların verileceği açıklanmıştır. Bu suretle onsekiz yaşını doldurmamış çocukların birinci fıkrada belirtilen maksatlarla maddenin öngördüğü hareketlere konu kılınmaları suçun oluşmasına olanak verecektir.

Maddenin son fıkrasında, yukarıdaki fıkralarda yazılı suçların örgüt marifetiyle işlenmeleri halinde, faillere verilecek cezaların bir katı oranında artırılması ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilmiştir.

MADDE 3. - Maddenin (A) fıkrasıyla, 2908 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılan 11. maddesi yeniden düzenlenmektedir. Yapılan bu düzenleme ile Türkiye’de kurulan derneklerin yurt dışında faaliyette bulunmalarına ilişkin esas ve usuller gösterilmektedir.

Maddenin (B) fıkrasıyla, Kanunun yürürlükten kaldırılan 12 nci maddesi yeniden düzenlenerek yurt dışında kurulan derneklerin Türkiye’deki faaliyetlerine ilişkin esas ve usuller gösterilmiştir.

Maddenin (C) fıkrasıyla, Kanunun 15 inci maddesi değiştirilerek dernek kütüğü ve kayıt işlerinin, İçişleri Bakanlığı Dernekler Daire Başkanlığı ile valilikler tarafından yürütülmesi amaçlanmıştır.

Maddenin (D) fıkrasıyla, Kanunun 40 ıncı maddesi değiştirilerek maddeden sivil savunma faaliyetlerine ilişkin yasaklar çıkarılmaktadır. Ülkemizde yaşanan 17 Ağustos 1999 tarihli depremde vatandaşlar tarafından kurulan arama kurtarma derneklerinin yararlı faaliyetlerinin görülmesi sonucunda böyle bir düzenlemeye ihtiyaç hasıl olmuştur.

Maddenin (E) fıkrasıyla, Kanunun 45 inci maddesi değiştirilerek, derneklerin denetiminde beyan usulü getirilmiş ve yerinde denetim uygulaması değiştirilmiştir. Ancak, derneklerin gerekli görülen durumlarda İçişleri Bakanlığı Dernekler Daire Başkanlığı personeli veya Teftiş Kurulu, mülki idare amirleri ve ilgili olan bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından denetlenmesi öngörülmektedir. Bu denetleme sonuçlarının İçişleri Bakanlığına bildirilmesi ve böylece derneklere ait bilgilerin icracı birim olan İçişleri Bakanlığında tek arşivde toplanması mümkün kılınmıştır.

Ayrıca “Denetimler sırasında, suç teşkil eden fillerin tespit edilmesi halinde, ilgili mülki amirlik durumu derhal Cumhuriyet savcılığına bildirir” hükmü getirilmiştir.

Maddenin (F) fıkrasıyla, Kanunun 46 ncı maddesi değiştirilerek, derneklerle ilgili hizmetlerin daha etkili ve koordineli bir şekilde sunulması ve denetiminin daha etkin olarak yerine getirilmesi için, İçişleri Bakanlığı Merkez teşkilatında bir “Dernekler Daire Başkanlığı”nın kurulması amaçlanmıştır.

Maddenin (G) fıkrasıyla, Kanunun 62 nci maddesi değiştirilerek, çağımızdaki hızlı ekonomik ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilmek ve kanunda fazla ayrıntılı düzenlemeye gidilmesini önlemek amacıyla, dernekler tarafından tutulacak defterler ile ilgili usul ve esasların İçişleri ve Maliye Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenmesi ve bu defterlerin noterden tasdikli olması zorunluluğu getirilmiştir.

Maddenin (H) fıkrasıyla, Kanunun 73 üncü maddesi değiştirilerek, derneklerin, merkez ve taşradaki hizmet ve denetimlerinin etkin bir şekilde yürütülebilmesi için oluşturulacak merkez ve taşra birimlerinin düzenlenmesi amaçlanmıştır.

MADDE 4. - Maddenin (A) fıkrasında yapılan değişiklikle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde düzenlenen ayrımcılık yasağı ve Ek 1 No.lu Protokolle güvence altına alınan mülkiyet hakkının korunması ilkeleri ile uyum sağlanmıştır. Böylece, cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinebilme ve taşınmazları üzerinde her türlü tasarrufta bulanabilmelerine olanak sağlanmıştır.

Avrupa Birliği müktesebatı, azınlıkların bulundukları ülkelerde diğer vatandaşlara göre ayrımcı muameleye tabi olmamaları, başka bir deyişle, çoğunluğa mensup kişiler gibi tüm haklardan yararlanmalarını öngörmektedir. Avrupa Birliğinin ülkemize ilişkin Katılım Ortaklığı Belgesinde, kısa ve orta vadeli öncelikler arasında tüm vatandaşların sosyal, dini, ekonomik ve kültürel haklarının geliştirilmesi ve farklı muameleye maruz kalmamaları  öngörülmüştür.

Maddenin (B) fıkrasıyla, 227 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye bir ek madde eklenerek Türkiye’de şube açmış ve açma arzusunda bulunan vakıfların faaliyetleri yasal düzenlemeye kavuşturulmuştur.

MADDE 5. - Maddenin (A) fıkrasıyla Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası değiştirilerek, yabancıların toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenlemeleri konusunda İçişleri Bakanlığından izin almaları yolundaki sistem aynen korunmakla birlikte, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine konuşmacı olarak katılma veya afiş, pankart, resim, flama, levha, araç ve gereçler taşıyarak katılma ve etkinliklerde yer alabilmeleri için mevcut olan izin usulü kaldırılarak yerine bildirim usulü getirilmiştir.

Maddenin (B) fıkrasında yapılan değişiklikle, Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan bildirim süresi 72 saatten 48 saate indirilmiştir.

MADDE 6. - Maddenin (A) fıkrasıyla, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa 445 inci maddesinden sonra gelmek üzere 445/A maddesi eklenerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, ulusal mahkemelerimiz tarafından kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan bir kararın İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin saptanması ve ihlalin niteliği ve ağırlığı bakımından Sözleşmenin 41 inci maddesine göre hükmedilmiş olan tazminatla giderilemeyecek sonuçlar doğurduğunun anlaşılması hali, muhakemenin iadesi sebepleri arasına alınmıştır.

Öte yandan, maddede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararı üzerine muhakemenin iadesi talebinde bulabilecekler ile bu talebin incelenme usulü de düzenlenmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen ihlal kararları üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına yapılacak muhakemenin iadesi talebinin incelenmesi, işin önemi gözetilerek Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna bırakılmış ve başvuruda bulunma süresi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren hak düşürücü süre niteliğindeki bir yılla sınırlandırılmıştır. Bu süre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 44 üncü maddesi anlamında kararın kesin nitelik kazandığı tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince saptanan ihlalin sonuçları tazminatla giderilmiş veya talep süresi içinde yapılmamış ise muhakemenin iadesi talebinin reddedileceği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince saptanan ihlalin sonuçları tazminatla giderilmediği takdirde ise, dosyanın kararı veren mahkemeye gönderileceği belirtilmiş ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun muhakemenin iadesi talebi konusundaki kararlarını duruşma yapmaksızın kesin olarak vereceği hükme bağlanmıştır.

Maddenin (B) fıkrasıyla, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa eklenen 445/A maddesine uyum sağlamak amacıyla aynı Kanunun 448 inci maddesine fıkra eklenerek, söz konusu madde hükmü saklı tutulmuştur.

MADDE 7. - Maddenin (A) fıkrasıyla, kesinleşmiş bir ceza hükmünün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin saptanması ve
ihlalin niteliği ve ağırlığı bakımından Sözleşmenin 41 inci maddesine göre hükmedilmiş tazminatla giderilemeyecek sonuçlar doğurduğunun anlaşılması hali, hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak hükme bağlanmaktadır.

Öte yandan maddede, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararı üzerine yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunabilecekler ile bu istemin incelenme usulü de düzenlenmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen karar üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına yapılacak yargılamanın yenilenmesi isteminin incelemesi, işin önemi gözetilerek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna bırakılmakta ve başvuruda bulunma süresi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının verilmesi tarihinden itibaren hak düşürücü süre niteliğindeki bir yılla sınırlandırılmaktadır. Bu süre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 44 üncü maddesi anlamında kararın kesin nitelik kazandığı tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince saptanan ihlalin sonuçlarının tazminatla giderilmiş olduğu veya istemin süresi içinde yapılmadığı tespit edilirse yargılamanın yenilenmesi istemi reddedilecek; aksi halde, dosya hükmü veren mahkemeye gönderilecektir. Maddede ayrıca, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yargılamanın yenilenmesi istemi konusundaki bu kararlarını duruşma yapmaksızın vereceği ve bu kararların kesin olacağı hükmüne yer verilmektedir.

Maddenin (B) fıkrasıyla Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa eklenen 327/a maddesine uyum sağlamak amacıyla aynı Kanununun 335 nci maddesine fıkra eklenerek, söz konusu madde hükmü saklı tutulmuştur.

MADDE 8. - Maddenin (A) fıkrasıyla, 3984 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde değişiklik yapılarak, Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyelik sürecinde Katılım Ortaklığı Belgesi ile Ulusal Program hedefleri doğrultusunda, bireysel hak ve özgürlükler çerçevesinde kültürel yaşam alanının genişletilmesi amaçlanmıştır. Bu düzenlemeyle, Anayasanın 26 ve 28 inci maddelerinde 4709 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle paralellik sağlanmıştır. Bu değişiklik, Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi çerçevesindeki uluslararası sözleşmeler ile Kopenhag Siyasi Kriterlerine de uymaktadır. Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda 4756 sayılı Kanunla yayın ilkelerine ilişkin yapılan değişiklikle, radyo ve televizyon yayınlarının Türkçe yapılması esas olmakla birlikte, Türk vatandaşlarına günlük yaşamda kullandıkları farklı dil ve lehçelerde yayın yapılması imkanı getirilmiştir. Ayrıca bu yayınların, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamayacağı vurgulanmıştır.

Maddenin (B) fıkrasıyla, yayın ilkeleri arasında bulunan (v) bendinde bulunan ve muğlak yorumlara neden olabilecek “yayınların karamsarlık, umutsuzluk, kargaşa ve şiddet eğilimlerini körükleyici” ibaresi, madde metninden çıkarılarak bu bent yeniden düzenlenmiştir.

Maddenin (C) fıkrasıyla, yapılan diğer bir değişiklikle yeniden iletim konusu açıklığa kavuşturularak yeniden iletimin usul ve esaslarının Üst Kurulca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.

MADDE 9. - Maddenin (A) fıkrasıyla, Basın Kanununun 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (6) numaralı bendinde geçen “bu Kanunun ek birinci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar” ibaresi, “bu Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçlar” şeklinde değiştirilmiştir.

Ayrıca maddenin (B), (C), (D), (E), (F), (G) ve (H) fıkralarında yapılan değişikliklerle, 5680 sayılı Kanunun 21, 22, 24, 25, 30, 33 ve 34 üncü maddelerinde yer alan para cezaları güncelleştirilerek caydırıcılık sağlanmış ve bu maddelerde yer alan hürriyeti bağlayıcı cezalar madde metninden çıkartılmıştır.

MADDE 10. - Maddenin (A) fıkrasıyla, 2559 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin (D) bendi değiştirilerek, polis tarafından kapatılabilecek umuma açık yerler ve kapatılma esasları yeniden düzenlenmiştir.

Maddenin (B) fıkrasıyla, Kanunun 9 uncu maddesi değiştirilerek, Anayasanın kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin 19 uncu maddesi ile özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığına ilişkin 20 ve 21 inci maddelerinde 4709 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle uyum sağlanmıştır.

Maddenin (C) fıkrasıyla, Kanunun 11 inci maddesinin (C) bendi yeniden düzenlenmiş, değişen teknoloji ve görüntülü ve sesli aletlerin niteliğinin değişmesi nedeniyle bütün bu araçları kapsayacak şekilde yeni hükümler öngörülmüştür.

Maddenin (D) fıkrasıyla., Kanunun eğlence yerlerine girebilecek ve buralarda çalışabilecek kişilerle ilgili 12 nci maddesi değiştirilerek, maddedeki umuma açık yerlere ilişkin ibareler değiştirilmiş ve güncel hale getirilmiştir. Ayrıca, ülkemiz tarafından da onaylanan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme gereği, onsekiz yaşından küçüklerin çocuk sayılması nedeniyle ve çocukları korumak amacıyla, dinlenme ve eğlence yerlerinde çalışabilecek kişilerin yaş sınırının onsekize çekilmesine ilişkin hüküm getirilmiştir. Bu düzenleme ile kadınların bu gibi yerlerde çalışabilmeleri için öngörülmüş olan mülki amirin izin verme yetkisi kaldırılmış ve kadın erkek ayrımcılığı önlenmiştir. Ayrıca, kanunlarımızda erginlik yaşı olarak kabul edilen onsekiz yaş esas alınmış ve böylece onsekiz yaşını dolduran kadın erkek herkesin her alanda çalışabilmelerine imkan tanınmıştır.

Maddenin (E) fıkrasıyla, Kanunun yakalama yetkisine ilişkin 13 üncü maddesi yeniden düzenlenmekte ve bu maddenin birinci fıkrasında kofluk kuvvetlerine yakalama yetkisini veren durumlar belirtilmektedir.

İki ve üçüncü fıkraları muhafaza edilen maddenin dördüncü fıkrası değiştirilmiştir. Buna göre, yakalanan kişilerden yalnızca uyuşturucu kullananlar ile sarhoş olanlar değil, zor kullanılarak yakalanan kişiler ile hakkında suç soruşturması yapılacakların sağlık durumlarını gösteren doktor raporları alınacaktır.

Maddenin beşinci fıkrası ile yakalanan kişiye, yakalanma sebebinin bildirilmesi yükümlülüğü ayrıntılı biçimde gösterilmiştir.

Maddenin altıncı fıkrası, Anayasanın 19 uncu maddesinde yapılan değişiklik doğrultusunda yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, adli bir işlem nedeniyle yakalanan kişinin durumu istediği kanuni yakınına derhal bildirilecektir.

Maddenin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları bileştirilerek yedinci ve son fıkra olarak yeniden düzenlenmiştir. Burada, “sanık” ibaresi yerine “suç şüphesi altında olanlar” ibaresi; “haklarında ıslah veya tedavi tedbiri alınması gerekenler, ilgili kuruma gönderilir.” ibaresi yerine “haklarında ıslah veya tedavi tedbiri alınması gerekenler, ilgili kurum tarafından teslim alınır.” ibaresi getirilmiştir.

Maddenin (F) fıkrasıyla, Kanunun Ek 1 inci maddesi değiştirilerek, umumi veya umuma açık yerler ile umuma açık niteliğindeki ulaşım araçlarında, gerçek kişi veya toplulukların kırksekiz saat önceden mahallin en büyük mülki amirine yazılı bildirimde bulunarak, oyun ve temsil verebileceği veya çeşitli şekillerde gösteri yapabileceği konusu düzenlenmiştir.

Ayrıca, bu temsil ve gösterilerde devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne, Anayasal düzene veya genel ahlaka aykırı bir durum tespit edildiğinde, mahallin en büyük mülki amirinin derhal Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunacağı hükmüne yer verilmiştir. Yapılacak bildirimde, temsil veya gösteriye katılan yönetici ve diğer kişilerin kimlik, ikametgah ve tabiiyetlerinin belirtileceği öngörülmüştür.

MADDE 11. - Maddenin (A) fıkrasıyla, 2923 sayılı Kanunda yapılan değişiklikle, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi hususundaki yasal engel kaldırılmıştır. Bu çerçevede Kanunun adı “Yabancı Dil Eğilimi ve Öğretimi ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında Kanun” olarak değiştirilmiştir.

Maddenin (B) fıkrasıyla, Kanunun amaç maddesi buna paralel olarak yeniden düzenlenmiştir.

Maddenin (C) fıkrasıyla, söz konusu dili ve lehçelerin öğrenilebilmesi için 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak kaydıyla, özel kurslar şeklinde Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde açılabilmesi imkanı getirilmiştir. Ayrıca bu kursların, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamayacağı vurgulanmıştır.

MADDE 12. - Maddenin (A) fıkrasıyla, 2908 sayılı Dernekler Kanununun 39 uncu maddesinde yer alan, “Belli bir kurum veya kuruluşta çalışsalar bile, belli bir mesleğe mensup olan kamu hizmeti görevlileri, ancak üyelerinin ortak sosyal, ekonomik, dinlenme, kültürel ve mesleki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla ve sadece il ve ilçe merkezlerinde, dernek kurabilirler. Bu dernekler yukarıda belirtilen amaçlar dışında faaliyette bulunamazlar.” hükmü yürürlükten kaldırılmıştır.

Aynı Kanunun 47 nci maddesinde yer alan “Kamu yararına çalışan derneklerin hesapları ve bu hesaplarla ilgili belge ve defterleri, gerekli görülen hallerde, Maliye Bakanlığınca da denetlenir.” hükmü, -- 45 nci maddeye göre dernekler amaç ve faaliyetleriyle ilgili olan bakanlıklar tarafından zaten denetlenebileceğinden -- gereksiz bulunarak yürürlükten kaldırılmıştır.

Ayrıca bu Kanunun 56 ncı maddesinde yer alan “Aynı öğretim kurumlarında olsa bile iki yıl, sömestr usulü uygulanan yükseköğretim kurumlarında bu süreyi dolduran, sömestr sayısı kadar sınıfta kalan veya bulundukları öğretim kurumlarını normal bitirme senesinden iki sene sonrasına kadar bitirmemiş olan öğrenciler; öğrenci derneklerine başkan olamaz, yönetim, denetleme kurullarında ve diğer organlarda görev alamaz, dernek adına öğrenci temsilciliğine seçilemezler. Seçildikten sonra, yukarıda belirtilen hallere düşenler, daha önce kazandıkları sıfatları kaybederler. ” hükmü yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece öğrenci sayılan kişilere derneklerle ilgili olarak konulan yasaklar ortadan kaldırılmıştır.

Maddenin (B) fıkrasıyla, Basın Kanununun 31 ve Ek 3 üncü maddeleri yürürlükten kaldırılmaktadır.

Maddenin (C) fıkrasıyla, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun 11 inci maddesinin son fıkrasında, video ve ses bantlarının ticari maksatla dolduran gerçek ve tüzel kişilerin bu bantların birer adedini piyasaya çıkarılmadan önce mahallin en büyük mülki amirine verme zorunluluğunu getiren hükmü ile mülki amirliğe tevdi edilen bu görev Kültür Bakanlığı bünyesinde bulunan Telif Hakları Genel Müdürlüğünce yürütüldüğünden söz konusu hüküm kaldırılmıştır.

Maddenin (D) fıkrasıyla, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun serbest bölgelerde kuruluştan itibaren on yıl süreyle 5.5.1983 tarihli ve 2822 sayılı Kanunun grev ve lokavt ile arabuluculuk hükümlerinin uygulanmayacağına ilişkin geçici 1 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce bu Kanunun 1 inci maddesinin (A) fıkrası kapsamına giren ve Türk Ceza Kanunu, 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ve 6831 sayılı Orman Kanununda yer alan suçlardan dolayı idam cezası verilen hükümlülerin dosyaları hakkında yapılacak işlemler açıklanmıştır. Ayrıca askeri mahkemeler Askeri Ceza Kanunu dışında Türk Ceza Kanunu ve diğer kanunlara göre de idam cezası verebileceklerinden, haklarında askeri mahkemelerce bu Kanununun 1 inci maddesinin (A) fıkrası kapsamına giren Türk Ceza Kanunu, Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ile Orman Kanunu uyarınca idam cezası verilmiş hükümlüler yönünden yapılacak işlemler belirtilmiştir.

GEÇİCİ MADDE 2. - Maddeyle bu Kanunun 6 ve 7 nci maddelerinin, bu maddelerin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine bu Mahkemece verilecek kararlar hakkında uygulanacağı belirtilmiştir.

GEÇİCİ MADDE 3. - Bu Kanunda öngörülen yönetmeliklerin, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içerisinde yürürlüğe konulacağı belirtilmiştir.

MADDE 13. - Teklifin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları nedeniyle yargılamanın yenilenmesi ile ilgili 6 ve 7 nci maddelerinin bu Kanunun yayımı tarihinden bir yıl sonra, diğer hükümlerinin ise yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

MADDE 14. - Yürütmeyle ilgilidir.
 


(23 TEMMUZ 2002)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2002 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.