|
GENEL GEREKÇE
Anayasada 3.10.2001 tarihli ve 4709
sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, temel hak ve hürriyetlerin özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilmesini öngören yeni bir sistem
benimsemiştir. Böylece, temel hak ve hürriyetler bakımından bir genişleme
sağlanmıştır.
Öte yandan, 10 -11 Aralık
1999 tarihlerinde Helsinki’de yapılan Avrupa Birliği Toplantısında
tam üyelik için ülkemizin aday olarak kabul edilmesiyle yeni bir boyut
kazanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, her geçen gün yoğunlaşmaktadır.
Tam üyeliğe giden süreçte hem ülkemizin, hem Avrupa Birliğinin karşılıklı
yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu bağlamda ülkemizle ilgili olarak 4 Aralık
2000 tarihinde onaylanan “Katılım Ortaklığı
Belgesi”nin ardından, 19 Mart 2001 tarih ve 200 1/2129 sayılı Bakanlar
Kurulu Kararıyla kabul edilen “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine
İlişkin Türkiye Ulusal Programı”,
24 Mart 2001 tarih ve 24352 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir.
Çağdaş demokrasiler temel hak ve hürriyetleri sağlamayı hedef alan çoğulcu,
katılımcı düşünceye dayanan ve hoşgörü ortamında gelişen sistemlerdir.
Çağımızda insan hakları ve temel hürriyetlerin tanınması, evrensel bir
ilgi konusu olmakla kalmamış; bunların güvence altına alınarak aykırı uygulamalardan
korunması ve daha ileri düzeyde gerçekleştirilmesi amacıyla bazı uluslararası
kuruluşlar oluşturulmuş ve bu kuruluşlar bünyesinde çeşitli uluslararası
belgeler kabul edilmiştir. Bu kuruluşların başında, hemen hemen tüm dünya
ülkelerini kapsayan Birleşmiş Milletler Teşkilatı ile demokratik Avrupa
ülkelerinin siyasal birliği olan Avrupa Konseyi’nin geldiği bilinmektedir.
Konuyla ilgili uluslararası belgelerden en önemlileri, Birleşmiş Milletler
Genel Kurulunca 10 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi ile Avrupa Konseyi bünyesinde imzalanan
ve kısaca “Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi” olarak anılan İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya
Dair Sözleşme ve eki protokollerdir.
22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk
Medeni Kanunu ile 3.12.2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk
Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun 8.12.2001
tarihli ve 24607 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olup, 1.1.2002 tarihinde
yürürlüğe girmiştir.
Teklif; bir yandan Anayasada yapılan değişiklikler ile Türk Medeni Kanununda
yer alan hükümlere uyum sağlanması, öbür yandan Avrupa Birliği Müktesebatının
Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı çerçevesinde yapılması gerekli
tedbirlerle ilgili olarak çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması amacıyla
hazırlanmıştır.
MADDE GEREKÇELERİ
MADDE 1. - Maddenin (A) fıkrasıyla, Türk Ceza Kanunu, Kaçakçılığın
Men ve Takibine Dair Kanun ile Orman Kanununda yer alan idam cezalan müebbet
ağır hapis cezasına dönüştürülmüştür. Ancak, savaş ve çok yakın savaş tehdidi
hallerinde işlenmiş suçlar, Anayasanın 4709 sayılı Kanunla değişik 38 inci
maddesi gereğince bu madde hükmü dışında tutulmuştur.
Maddeyle, bu Kanun hükümlerine göre idam cezasından müebbet ağır hapis
cezasına dönüştürülmüş olanlar hakkında Türk Ceza Kanunun idam cezasına
ilişkin, 47, 50, 51, 55, 58, 59, 61, 62, 64, 65, 66, 102, 112, 451,
452, 462 ve 463 üncü maddeleri ile 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu,
Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun idam cezasına ilişkin 12 nci
maddesi hükümleri saklı tutularak, idam cezasından dönüştürülen müebbet
ağır hapis cezasına mahkum olanlar hakkında bu hükümlerin uygulanmasına
aynen devam edileceği vurgulanmaktadır. Maddeye göre, örneğin ilgili kanun
maddesinde idam cezasını gerektiren bir suçu eksik teşebbüs derecesinde
işleyen fail hakkında 765 sayılı Kanunun 61 inci maddesinin birinci fıkrasının
uygulanması sonucunda idam cezası için öngörülen indirim, idam cezasından
çevrili müebbet ağır hapis cezası için de uygulanacak ve fail hakkında
15 seneden 20 seneye kadar ağır hapis cezasına hükmolunacaktır.
Fıkranın (b) bendi ile Türk Ceza Kanununun 17 nci maddesi ile 647 sayılı
Cezaların infazı Hakkında Kanununun 19 uncu maddesine göre Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar
verilenler hakkında idam cezası için öngörülen hükümler de saklı tutularak
bu Kanun hükümlerine göre idam cezasından dönüştürülen müebbet ağır hapis
cezası için de bu hükümlerin uygulanmasına aynen devam edileceği, 647 sayılı
Kanunun Ek 2 nci maddesinde belirtilen ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından idam cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler hakkında
indirim hükümlerinin uygulanmayacağına ilişkin hükmün, idam cezasından
çevrili müebbet ağır hapis cezasına mahkum olanlar hakkında da uygulanacağı
belirtilmiştir.
Maddenin (B) fıkrasıyla, bu Kanun hükümlerine göre cezası idam cezasından
müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülenler hakkında Türk Ceza Kanununun
70, 73 ve 82 nci maddelerinde geçen sürelerin iki kat olarak, terör suçluları
hakkında üç kat olarak uygulanacağı, bu Kanun hükümlerine göre idam cezaları
müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen terör suçluları hakkında Cezaların
İnfazı Hakkında Kanun ile Terörle Mücadele Kanununun şartla salıverilmeye
ilişkin hükümlerinin uygulanmayacağı ve bunlar hakkında müebbet ağır hapis
cezasının ölünceye kadar devam edeceği belirtilmiştir.
MADDE 2. - Maddenin (A) fıkrasıyla, Türk Ceza Kanununun 159 uncu
maddesine son fıkra eklenmektedir. Maddeyle birinci fıkrada belirtilen
organları ve kurumları tahkir ve tezyif kastı bulunmaksızın sadece yazılı,
sözlü veya görüntülü olarak eleştirmek amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının
cezayı gerektirmeyeceği hükme bağlanmıştır. Böylece düşünce ve ifade özgürlüğü
kapsamında kalan ve eleştiri niteliğini taşıyan düşünce açıklamalarının
cezalandırılmaması öngörülmüştür.
Maddenin (B) fıkrasıyla, Türk Ceza Kanununa eklenmesi öngörülen 201/a
maddesinde, Türkiye tarafından da imzalanmış bulunan “Sınıraşan Örgütlü
Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek “Kara, Deniz ve Hava
Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol”ün gereğinin yerine getirilmesi
amaçlanmıştır.
Maddi menfaat sağlamak üzere, genellikle suç örgütleri marifetiyle göçmenler
başka ülkelere kaçırılmakta, yasal olmayan yollarla ülkeye sokulmakta ve
bu örgütlerin eline düşen çaresiz insanlar, büyük ve bazen yaşam ve beden
bütünlükleri bakımından onarılamayan zararlara uğrayabilmektedirler.
Maddenin birinci fıkrası göçmen kaçakçılığını tanımlamaktadır: Tanıma
göre, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla,
yabancı bir devlet tabiiyetinde bulunan veya vatansız olan veya Türkiye’ye
de sürekli olarak oturmasına yetkili mercilerce izin verilmemiş bulunan
kimselerin Türkiye’ye yasal olmayan yollardan girmelerini veya ülkede kalmalarını,
bu kişilerin veya Türk vatandaşlarının yasal olmayan yollardan ülke dışına
çıkmalarını sağlamaya göçmen kaçakçılığı denilmektedir. Türkiye’de sürekli
olarak oturmalarına yetkili mercilerce karar verilmemiş yabancılar veya
vatansızlar da, suçun mağdurları olabilmektedirler.
Suçun manevi unsuru, eylemin “doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi
bir yarar elde etmek maksadıyla” işlenmesidir. Bu unsur, suçu örneğin terör
maksadıyla bazı kişileri ülkeye sokmak fiillerinden ayırmak olanağını vermektedir.
Kaldı ki, bu suçta asil mağdurlar, çaresizlik ve yoksullukları nedeniyle
kendilerine bir ekmek kapısı açmak için çırpınan insanlardır. Bu nedenle
Protokol, adı geçenler hakkında kovuşturma yapılmamasını öngörmektedir.
Fıkranın içerdiği tanıma göre, belirtilen kişilerin Türkiye’ye kaçak
olarak girmelerinin sağlanması veya bu hususta teşebbüste bulunulması göçmen
kaçakçılığı suçunun maddi unsurlarım oluşturmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrası göçmen kaçakçılığı suçunun faillerine verilecek
ceza ile birlikte ayrıca yeni bir suçu da tanımlamaktadır: Birinci fıkrada
öngörülen bir suça iştirak etmiş olmaksızın, bu suç yoluyla ülkeye sokulmuş
kaçak göçmenlerin maddi yarar elde etmek maksadıyla yasal olmayan yollarla
yurt dışına çıkarılmalarını veya yasal koşullara uymaksızın ülkede kalmalarını
olanaklı kılmak suç sayılmaktadır. Bu suçun ön koşulu, kaçak göçmenleri
yurda sokmak suçuna önceden iştirak etmemiş olmaktır; suça iştirak edilmiş
ise ikinci fıkrada belirlenen eylemleri ayrıca gerçekleştirmek veya bunlara
teşebbüs etmek suç oluşturmaz.
İkinci fıkra, ülkeden çıkmayı veya ülkede kalabilmeyi olanaklı kılmak
üzere sahte veya sahte seyahat belgelerinin hazırlanmasını veyahut hazırlanmış
belgelerin teminini de bu fiiller başka bir suç oluştursa bile bağımsız
suç olarak düzenlemiştir. Ayrıca bu suçlara teşebbüsün de tamamlanmış suçlar
gibi cezalandırılması, suçun işlenmesinde kullanılan taşıtlar ve bu fiil
nedeniyle elde edilen maddi menfaatlerin müsadere edilmesi öngörülmüştür.
Maddenin üçüncü fıkrasında suçların, örneğin taşıma kapasitesinin çok
üzerinde bir gemiye veya uçağa göçmen yüklenmesiyle, kaçak göçmenlerin
yaşam veya vücut bütünlüklerinin tehlikeye sokulması veya bu olasılığın
ciddi olarak ortaya çıkması halinde verilecek cezaların yarısı oranında,
ölüm meydana geldiğinde bir katı artırılacağını öngörmektedir. Ancak bu
olasılığın ciddi, yani var olan delillere göre gerçekleşmesinin güçlü olması
gereklidir. Aynı fıkra, göçmenlerin insanlık veya onur dışı muamele biçimlerine,
örneğin çok kötü taşıma koşullarına tabi kılınmalarını ayrıca bir ağırlatıcı
neden saymaktadır.
Maddenin son fıkrasında suçun örgütler tarafından işlenmesi halinde
faillere verilecek cezaların bir katı oranında artırılması öngörülmüştür.
Türk Ceza Kanununa eklenmesi öngörülen 201/b maddesinde ise, “Sınıraşan
Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek “İnsan
Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına
ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol”ün gereğini yerine getirmek üzere
düzenlenmiştir.
Şimdiye kadar özellikle kadın ve çocukların sömürülmelerini önlemek
ve bu eylemlerle mücadele etmek üzere meydana getirilmiş çeşitli milletlerarası
sözleşmeler imzalanmış, kararlar alınmıştır. Ancak anılan Protokol’ün imzalanmasında
önce insan
ticaretinin bütün yönlerini göz önünde bulunduran ortak bir metin yoktu.
1990’lı yıllardan itibaren suç örgütlerinin, etkinliklerini sınırlar ötesi
alana genişleterek, özellikle kadın, çocuk ve insan ticaretini örgütledikleri
ve insanları bu uygar dünyada adeta esarete tabi kıldıkları görülmektedir.
İşte bu nedenle, Protokol’ün öngördüğü suçlara hukuk sistemimizde de yer
verilmesi uygun görülmüştür.
Maddenin öngördüğü maddi unsurlar, kadın, çocuk veya diğer insanların
tedarik edilmeleri, kaçınmaları, bir yerden diğer bir yere götürülmeleri
veya sevk edilmeleri veya barındırılmalarıdır. Ancak bu hareketler kişileri
zorla çalıştırmak, bazı hizmetleri vermeye mecbur kılmak, adı geçenleri
esaret veya benzeri uygulamalara tabi kılmak yahut beden organlarından
bazılarının verilmesine razı etmek maksatlarıyla icra edilecektir.
Maddenin birinci fıkrası, söz konusu maksatlarla gerçekleştirilecek
maddi unsurların belirli araç eylemlere başvurulması suretiyle gerçekleştirilmesini
suçun oluşması bakımından gerekli koşullar olarak saptamıştır. Bu eylemler
tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulama, nüfuzu kötüye kullanma, kandırma,
mağdurların çaresizliklerinden yararlanma veya mağdurlar üzerinde sahip
olunan denetim olanaklarından yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle
gerçekleştirilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasında, belirtilen amaçları elde etmek üzere girişilen
ve suçu oluşturan yardımcı eylemler varsa artık, mağdurun rızasının yok
sayılacağı belirtilmiştir. Örneğin bir kimsenin organlarını vermek hususundaki
rızası, yukarıda belirtilen eylemler sonucunda elde edilmiş ise, suçun
oluşması bakımından bu rıza yok sayılacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında onsekiz yaşını doldurmamış çocukların birinci
fıkrada belirtilen maksatlarla tedarik edilmeleri, kaçırılmaları, bir yerden
diğer bir yere götürülmeleri veya sevk edilmeleri yahut barındırılmaları
halinde, suçu oluşturan araç fiillerden herhangi birisine başvurulmasa
da, faile birinci fıkrada belirtilen cezaların verileceği açıklanmıştır.
Bu suretle onsekiz yaşını doldurmamış çocukların birinci fıkrada belirtilen
maksatlarla maddenin öngördüğü hareketlere konu kılınmaları suçun oluşmasına
olanak verecektir.
Maddenin son fıkrasında, yukarıdaki fıkralarda yazılı suçların örgüt
marifetiyle işlenmeleri halinde, faillere verilecek cezaların bir katı
oranında artırılması ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilmiştir.
MADDE 3. - Maddenin (A) fıkrasıyla, 2908 sayılı Kanunun yürürlükten
kaldırılan 11. maddesi yeniden düzenlenmektedir. Yapılan bu düzenleme ile
Türkiye’de kurulan derneklerin yurt dışında faaliyette bulunmalarına ilişkin
esas ve usuller gösterilmektedir.
Maddenin (B) fıkrasıyla, Kanunun yürürlükten kaldırılan 12 nci maddesi
yeniden düzenlenerek yurt dışında kurulan derneklerin Türkiye’deki faaliyetlerine
ilişkin esas ve usuller gösterilmiştir.
Maddenin (C) fıkrasıyla, Kanunun 15 inci maddesi değiştirilerek dernek
kütüğü ve kayıt işlerinin, İçişleri Bakanlığı Dernekler Daire Başkanlığı
ile valilikler tarafından yürütülmesi amaçlanmıştır.
Maddenin (D) fıkrasıyla, Kanunun 40 ıncı maddesi değiştirilerek maddeden
sivil savunma faaliyetlerine ilişkin yasaklar çıkarılmaktadır. Ülkemizde
yaşanan 17 Ağustos 1999 tarihli depremde vatandaşlar tarafından kurulan
arama kurtarma derneklerinin yararlı faaliyetlerinin görülmesi sonucunda
böyle bir düzenlemeye ihtiyaç hasıl olmuştur.
Maddenin (E) fıkrasıyla, Kanunun 45 inci maddesi değiştirilerek, derneklerin
denetiminde beyan usulü getirilmiş ve yerinde denetim uygulaması değiştirilmiştir.
Ancak, derneklerin gerekli görülen durumlarda İçişleri Bakanlığı Dernekler
Daire Başkanlığı personeli veya Teftiş Kurulu, mülki idare amirleri ve
ilgili olan bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından denetlenmesi
öngörülmektedir. Bu denetleme sonuçlarının İçişleri Bakanlığına bildirilmesi
ve böylece derneklere ait bilgilerin icracı birim olan İçişleri Bakanlığında
tek arşivde toplanması mümkün kılınmıştır.
Ayrıca “Denetimler sırasında, suç teşkil eden fillerin tespit edilmesi
halinde, ilgili mülki amirlik durumu derhal Cumhuriyet savcılığına bildirir”
hükmü getirilmiştir.
Maddenin (F) fıkrasıyla, Kanunun 46 ncı maddesi değiştirilerek, derneklerle
ilgili hizmetlerin daha etkili ve koordineli bir şekilde sunulması ve denetiminin
daha etkin olarak yerine getirilmesi için, İçişleri Bakanlığı Merkez teşkilatında
bir “Dernekler Daire Başkanlığı”nın kurulması amaçlanmıştır.
Maddenin (G) fıkrasıyla, Kanunun 62 nci maddesi değiştirilerek, çağımızdaki
hızlı ekonomik ve teknolojik gelişmelere uyum sağlayabilmek ve kanunda
fazla ayrıntılı düzenlemeye gidilmesini önlemek amacıyla, dernekler tarafından
tutulacak defterler ile ilgili usul ve esasların İçişleri ve Maliye Bakanlıklarınca
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenmesi ve bu defterlerin noterden tasdikli
olması zorunluluğu getirilmiştir.
Maddenin (H) fıkrasıyla, Kanunun 73 üncü maddesi değiştirilerek, derneklerin,
merkez ve taşradaki hizmet ve denetimlerinin etkin bir şekilde yürütülebilmesi
için oluşturulacak merkez ve taşra birimlerinin düzenlenmesi amaçlanmıştır.
MADDE 4. - Maddenin (A) fıkrasında yapılan değişiklikle, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesinde düzenlenen ayrımcılık yasağı ve Ek 1 No.lu
Protokolle güvence altına alınan mülkiyet hakkının korunması ilkeleri ile
uyum sağlanmıştır. Böylece, cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinebilme
ve taşınmazları üzerinde her türlü tasarrufta bulanabilmelerine olanak
sağlanmıştır.
Avrupa Birliği müktesebatı, azınlıkların bulundukları ülkelerde diğer
vatandaşlara göre ayrımcı muameleye tabi olmamaları, başka bir deyişle,
çoğunluğa mensup kişiler gibi tüm haklardan yararlanmalarını öngörmektedir.
Avrupa Birliğinin ülkemize ilişkin Katılım Ortaklığı Belgesinde, kısa ve
orta vadeli öncelikler arasında tüm vatandaşların sosyal, dini, ekonomik
ve kültürel haklarının geliştirilmesi ve farklı muameleye maruz kalmamaları
öngörülmüştür.
Maddenin (B) fıkrasıyla, 227 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye bir ek
madde eklenerek Türkiye’de şube açmış ve açma arzusunda bulunan vakıfların
faaliyetleri yasal düzenlemeye kavuşturulmuştur.
MADDE 5. - Maddenin (A) fıkrasıyla Kanunun 3 üncü maddesinin
ikinci fıkrası değiştirilerek, yabancıların toplantı ve gösteri yürüyüşleri
düzenlemeleri konusunda İçişleri Bakanlığından izin almaları yolundaki
sistem aynen korunmakla birlikte, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine konuşmacı
olarak katılma veya afiş, pankart, resim, flama, levha, araç ve gereçler
taşıyarak katılma ve etkinliklerde yer alabilmeleri için mevcut olan izin
usulü kaldırılarak yerine bildirim usulü getirilmiştir.
Maddenin (B) fıkrasında yapılan değişiklikle, Kanunun 10 uncu maddesinin
birinci fıkrasında yer alan bildirim süresi 72 saatten 48 saate indirilmiştir.
MADDE 6. - Maddenin (A) fıkrasıyla, Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununa 445 inci maddesinden sonra gelmek üzere 445/A maddesi eklenerek,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, ulusal mahkemelerimiz tarafından kesin
olarak verilen veya kesinleşmiş olan bir kararın İnsan Haklarını ve Ana
Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle
verildiğinin saptanması ve ihlalin niteliği ve ağırlığı bakımından Sözleşmenin
41 inci maddesine göre hükmedilmiş olan tazminatla giderilemeyecek sonuçlar
doğurduğunun anlaşılması hali, muhakemenin iadesi sebepleri arasına alınmıştır.
Öte yandan, maddede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararı üzerine
muhakemenin iadesi talebinde bulabilecekler ile bu talebin incelenme usulü
de düzenlenmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen ihlal kararları üzerine Yargıtay
Birinci Başkanlığına yapılacak muhakemenin iadesi talebinin incelenmesi,
işin önemi gözetilerek Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna bırakılmış ve başvuruda
bulunma süresi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten
itibaren hak düşürücü süre niteliğindeki bir yılla sınırlandırılmıştır.
Bu süre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 44 üncü maddesi anlamında kararın
kesin nitelik kazandığı tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince saptanan
ihlalin sonuçları tazminatla giderilmiş veya talep süresi içinde yapılmamış
ise muhakemenin iadesi talebinin reddedileceği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince
saptanan ihlalin sonuçları tazminatla giderilmediği takdirde ise, dosyanın
kararı veren mahkemeye gönderileceği belirtilmiş ve Yargıtay Hukuk Genel
Kurulunun muhakemenin iadesi talebi konusundaki kararlarını duruşma yapmaksızın
kesin olarak vereceği hükme bağlanmıştır.
Maddenin (B) fıkrasıyla, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa eklenen 445/A
maddesine uyum sağlamak amacıyla aynı Kanunun 448 inci maddesine fıkra
eklenerek, söz konusu madde hükmü saklı tutulmuştur.
MADDE 7. - Maddenin (A) fıkrasıyla, kesinleşmiş bir ceza hükmünün
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri
Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin
saptanması ve
ihlalin niteliği ve ağırlığı bakımından Sözleşmenin 41 inci maddesine
göre hükmedilmiş tazminatla giderilemeyecek sonuçlar doğurduğunun anlaşılması
hali, hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak hükme bağlanmaktadır.
Öte yandan maddede, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararı üzerine
yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunabilecekler ile bu istemin incelenme
usulü de düzenlenmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen karar üzerine Yargıtay Birinci
Başkanlığına yapılacak yargılamanın yenilenmesi isteminin incelemesi, işin
önemi gözetilerek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna bırakılmakta ve başvuruda
bulunma süresi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının verilmesi tarihinden
itibaren hak düşürücü süre niteliğindeki bir yılla sınırlandırılmaktadır.
Bu süre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 44 üncü maddesi anlamında kararın
kesin nitelik kazandığı tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince saptanan
ihlalin sonuçlarının tazminatla giderilmiş olduğu veya istemin süresi içinde
yapılmadığı tespit edilirse yargılamanın yenilenmesi istemi reddedilecek;
aksi halde, dosya hükmü veren mahkemeye gönderilecektir. Maddede ayrıca,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yargılamanın yenilenmesi istemi konusundaki
bu kararlarını duruşma yapmaksızın vereceği ve bu kararların kesin olacağı
hükmüne yer verilmektedir.
Maddenin (B) fıkrasıyla Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa eklenen 327/a
maddesine uyum sağlamak amacıyla aynı Kanununun 335 nci maddesine fıkra
eklenerek, söz konusu madde hükmü saklı tutulmuştur.
MADDE 8. - Maddenin (A) fıkrasıyla, 3984 sayılı Kanunun 4 üncü
maddesinde değişiklik yapılarak, Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyelik sürecinde
Katılım Ortaklığı Belgesi ile Ulusal Program hedefleri doğrultusunda, bireysel
hak ve özgürlükler çerçevesinde kültürel yaşam alanının genişletilmesi
amaçlanmıştır. Bu düzenlemeyle, Anayasanın 26 ve 28 inci maddelerinde 4709
sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle paralellik sağlanmıştır. Bu değişiklik,
Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi çerçevesindeki uluslararası
sözleşmeler ile Kopenhag Siyasi Kriterlerine de uymaktadır. Radyo ve Televizyonların
Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda 4756 sayılı Kanunla yayın ilkelerine
ilişkin yapılan değişiklikle, radyo ve televizyon yayınlarının Türkçe yapılması
esas olmakla birlikte, Türk vatandaşlarına günlük yaşamda kullandıkları
farklı dil ve lehçelerde yayın yapılması imkanı getirilmiştir. Ayrıca bu
yayınların, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin
ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamayacağı vurgulanmıştır.
Maddenin (B) fıkrasıyla, yayın ilkeleri arasında bulunan (v) bendinde
bulunan ve muğlak yorumlara neden olabilecek “yayınların karamsarlık, umutsuzluk,
kargaşa ve şiddet eğilimlerini körükleyici” ibaresi, madde metninden çıkarılarak
bu bent yeniden düzenlenmiştir.
Maddenin (C) fıkrasıyla, yapılan diğer bir değişiklikle yeniden iletim
konusu açıklığa kavuşturularak yeniden iletimin usul ve esaslarının Üst
Kurulca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.
MADDE 9. - Maddenin (A) fıkrasıyla, Basın Kanununun 5 inci maddesinin
üçüncü fıkrasının (6) numaralı bendinde geçen “bu Kanunun ek birinci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan suçlar” ibaresi, “bu Kanunun ek 1 inci maddesinin
birinci fıkrasında yer alan suçlar” şeklinde değiştirilmiştir.
Ayrıca maddenin (B), (C), (D), (E), (F), (G) ve (H) fıkralarında yapılan
değişikliklerle, 5680 sayılı Kanunun 21, 22, 24, 25, 30, 33 ve 34 üncü
maddelerinde yer alan para cezaları güncelleştirilerek caydırıcılık sağlanmış
ve bu maddelerde yer alan hürriyeti bağlayıcı cezalar madde metninden çıkartılmıştır.
MADDE 10. - Maddenin (A) fıkrasıyla, 2559 sayılı Kanunun 8 inci
maddesinin (D) bendi değiştirilerek, polis tarafından kapatılabilecek umuma
açık yerler ve kapatılma esasları yeniden düzenlenmiştir.
Maddenin (B) fıkrasıyla, Kanunun 9 uncu maddesi değiştirilerek, Anayasanın
kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin 19 uncu maddesi ile özel hayatın
gizliliği ve konut dokunulmazlığına ilişkin 20 ve 21 inci maddelerinde
4709 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle uyum sağlanmıştır.
Maddenin (C) fıkrasıyla, Kanunun 11 inci maddesinin (C) bendi yeniden
düzenlenmiş, değişen teknoloji ve görüntülü ve sesli aletlerin niteliğinin
değişmesi nedeniyle bütün bu araçları kapsayacak şekilde yeni hükümler
öngörülmüştür.
Maddenin (D) fıkrasıyla., Kanunun eğlence yerlerine girebilecek ve buralarda
çalışabilecek kişilerle ilgili 12 nci maddesi değiştirilerek, maddedeki
umuma açık yerlere ilişkin ibareler değiştirilmiş ve güncel hale getirilmiştir.
Ayrıca, ülkemiz tarafından da onaylanan Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına
Dair Sözleşme gereği, onsekiz yaşından küçüklerin çocuk sayılması nedeniyle
ve çocukları korumak amacıyla, dinlenme ve eğlence yerlerinde çalışabilecek
kişilerin yaş sınırının onsekize çekilmesine ilişkin hüküm getirilmiştir.
Bu düzenleme ile kadınların bu gibi yerlerde çalışabilmeleri için öngörülmüş
olan mülki amirin izin verme yetkisi kaldırılmış ve kadın erkek ayrımcılığı
önlenmiştir. Ayrıca, kanunlarımızda erginlik yaşı olarak kabul edilen onsekiz
yaş esas alınmış ve böylece onsekiz yaşını dolduran kadın erkek herkesin
her alanda çalışabilmelerine imkan tanınmıştır.
Maddenin (E) fıkrasıyla, Kanunun yakalama yetkisine ilişkin 13 üncü
maddesi yeniden düzenlenmekte ve bu maddenin birinci fıkrasında kofluk
kuvvetlerine yakalama yetkisini veren durumlar belirtilmektedir.
İki ve üçüncü fıkraları muhafaza edilen maddenin dördüncü fıkrası değiştirilmiştir.
Buna göre, yakalanan kişilerden yalnızca uyuşturucu kullananlar ile sarhoş
olanlar değil, zor kullanılarak yakalanan kişiler ile hakkında suç soruşturması
yapılacakların sağlık durumlarını gösteren doktor raporları alınacaktır.
Maddenin beşinci fıkrası ile yakalanan kişiye, yakalanma sebebinin bildirilmesi
yükümlülüğü ayrıntılı biçimde gösterilmiştir.
Maddenin altıncı fıkrası, Anayasanın 19 uncu maddesinde yapılan değişiklik
doğrultusunda yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, adli bir işlem nedeniyle
yakalanan kişinin durumu istediği kanuni yakınına derhal bildirilecektir.
Maddenin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları bileştirilerek yedinci ve
son fıkra olarak yeniden düzenlenmiştir. Burada, “sanık” ibaresi yerine
“suç şüphesi altında olanlar” ibaresi; “haklarında ıslah veya tedavi tedbiri
alınması gerekenler, ilgili kuruma gönderilir.” ibaresi yerine “haklarında
ıslah veya tedavi tedbiri alınması gerekenler, ilgili kurum tarafından
teslim alınır.” ibaresi getirilmiştir.
Maddenin (F) fıkrasıyla, Kanunun Ek 1 inci maddesi değiştirilerek, umumi
veya umuma açık yerler ile umuma açık niteliğindeki ulaşım araçlarında,
gerçek kişi veya toplulukların kırksekiz saat önceden mahallin en büyük
mülki amirine yazılı bildirimde bulunarak, oyun ve temsil verebileceği
veya çeşitli şekillerde gösteri yapabileceği konusu düzenlenmiştir.
Ayrıca, bu temsil ve gösterilerde devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez
bütünlüğüne, Anayasal düzene veya genel ahlaka aykırı bir durum tespit
edildiğinde, mahallin en büyük mülki amirinin derhal Cumhuriyet savcılığına
suç duyurusunda bulunacağı hükmüne yer verilmiştir. Yapılacak bildirimde,
temsil veya gösteriye katılan yönetici ve diğer kişilerin kimlik, ikametgah
ve tabiiyetlerinin belirtileceği öngörülmüştür.
MADDE 11. - Maddenin (A) fıkrasıyla, 2923 sayılı Kanunda yapılan
değişiklikle, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak
kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi hususundaki yasal engel
kaldırılmıştır. Bu çerçevede Kanunun adı “Yabancı Dil Eğilimi ve Öğretimi
ile Türk Vatandaşlarının Farklı Dil ve Lehçelerinin Öğrenilmesi Hakkında
Kanun” olarak değiştirilmiştir.
Maddenin (B) fıkrasıyla, Kanunun amaç maddesi buna paralel olarak yeniden
düzenlenmiştir.
Maddenin (C) fıkrasıyla, söz konusu dili ve lehçelerin öğrenilebilmesi
için 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak kaydıyla,
özel kurslar şeklinde Milli Eğitim Bakanlığı denetiminde açılabilmesi imkanı
getirilmiştir. Ayrıca
bu kursların, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine,
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamayacağı vurgulanmıştır.
MADDE 12. - Maddenin (A) fıkrasıyla, 2908 sayılı Dernekler Kanununun
39 uncu maddesinde yer alan, “Belli bir kurum veya kuruluşta çalışsalar
bile, belli bir mesleğe mensup olan kamu hizmeti görevlileri, ancak üyelerinin
ortak sosyal, ekonomik, dinlenme, kültürel ve mesleki ihtiyaçlarını karşılamak
amacıyla ve sadece il ve ilçe merkezlerinde, dernek kurabilirler. Bu dernekler
yukarıda belirtilen amaçlar dışında faaliyette bulunamazlar.” hükmü yürürlükten
kaldırılmıştır.
Aynı Kanunun 47 nci maddesinde yer alan “Kamu yararına çalışan derneklerin
hesapları ve bu hesaplarla ilgili belge ve defterleri, gerekli görülen
hallerde, Maliye Bakanlığınca da denetlenir.” hükmü, -- 45 nci maddeye
göre dernekler amaç ve faaliyetleriyle ilgili olan bakanlıklar tarafından
zaten denetlenebileceğinden -- gereksiz bulunarak yürürlükten kaldırılmıştır.
Ayrıca bu Kanunun 56 ncı maddesinde yer alan “Aynı öğretim kurumlarında
olsa bile iki yıl, sömestr usulü uygulanan yükseköğretim kurumlarında bu
süreyi dolduran, sömestr sayısı kadar sınıfta kalan veya bulundukları öğretim
kurumlarını normal bitirme senesinden iki sene sonrasına kadar bitirmemiş
olan öğrenciler; öğrenci derneklerine başkan olamaz, yönetim, denetleme
kurullarında ve diğer organlarda görev alamaz, dernek adına öğrenci temsilciliğine
seçilemezler. Seçildikten
sonra, yukarıda belirtilen hallere düşenler, daha önce kazandıkları
sıfatları kaybederler. ” hükmü yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece öğrenci
sayılan kişilere derneklerle ilgili olarak konulan yasaklar ortadan kaldırılmıştır.
Maddenin (B) fıkrasıyla, Basın Kanununun 31 ve Ek 3 üncü maddeleri yürürlükten
kaldırılmaktadır.
Maddenin (C) fıkrasıyla, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun 11
inci maddesinin son fıkrasında, video ve ses bantlarının ticari maksatla
dolduran gerçek ve tüzel kişilerin bu bantların birer adedini piyasaya
çıkarılmadan önce mahallin en büyük mülki amirine verme zorunluluğunu getiren
hükmü ile mülki amirliğe tevdi edilen bu görev Kültür Bakanlığı bünyesinde
bulunan Telif Hakları Genel Müdürlüğünce yürütüldüğünden söz konusu hüküm
kaldırılmıştır.
Maddenin (D) fıkrasıyla, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun serbest
bölgelerde kuruluştan itibaren on yıl süreyle 5.5.1983 tarihli ve 2822
sayılı Kanunun grev ve lokavt ile arabuluculuk hükümlerinin uygulanmayacağına
ilişkin geçici 1 inci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.
GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
bu Kanunun 1 inci maddesinin (A) fıkrası kapsamına giren ve Türk Ceza Kanunu,
1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun ve 6831 sayılı Orman
Kanununda yer alan suçlardan dolayı idam cezası verilen hükümlülerin dosyaları
hakkında yapılacak işlemler açıklanmıştır. Ayrıca askeri mahkemeler Askeri
Ceza Kanunu dışında Türk Ceza Kanunu ve diğer kanunlara göre de idam cezası
verebileceklerinden, haklarında askeri mahkemelerce bu Kanununun 1 inci
maddesinin (A) fıkrası kapsamına giren Türk Ceza Kanunu, Kaçakçılığın Men
ve Takibine Dair Kanun ile Orman Kanunu uyarınca idam cezası verilmiş hükümlüler
yönünden yapılacak işlemler belirtilmiştir.
GEÇİCİ MADDE 2. - Maddeyle bu Kanunun 6 ve 7 nci maddelerinin,
bu maddelerin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
yapılan başvurular üzerine bu Mahkemece verilecek kararlar hakkında uygulanacağı
belirtilmiştir.
GEÇİCİ MADDE 3. - Bu Kanunda öngörülen yönetmeliklerin, Kanunun
yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içerisinde yürürlüğe konulacağı belirtilmiştir.
MADDE 13. - Teklifin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları
nedeniyle yargılamanın yenilenmesi ile ilgili 6 ve 7 nci maddelerinin bu
Kanunun yayımı tarihinden bir yıl sonra, diğer hükümlerinin ise yayımı
tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
MADDE 14. - Yürütmeyle ilgilidir.
|