| 6. Uyum Paketi çerçevesinde bazı yasalarda değişiklik öngören yasa tasarısının genel gerekçesi ile madde gerekçeleri şöyle:
GENEL GEREKÇE
Avrupa Birliğinin 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki’de yapılan
toplantısı ile yeni bir boyut kazanan Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığı
sürecinde, yerine getirmesi gereken yükümlülüklerin başında, kamuoyunda
“Kopenhag Kriterleri” olarak tanımlanan siyasal kriterleri, kendi iç hukukunda
tam anlamıyla gerçekleştirecek kanunî düzenlemeleri yerine getirmesi gelmektedir.
Bu bağlamda, aday ülkeler yönünden ayrı bir şekilde düzenlenen ve her aday
ülkenin yerine getirmesi gereken değişikliklerin yer aldığı ve Ülkemizle
ilgili olarak 4 Aralık 2000 tarihinde onaylanan “Katılım Ortaklığı Belgesi”nin,
“düşünce hürriyeti, gözaltı süreleri, toplantı ve örgütlenme hürriyetleri
ile insan hakları ihlâllerini engelleyecek kurallar”la ilgili olarak, hukukumuzda
değişikliklerin yapılmasının gerektiği ifade edilmiştir.
Ülkemiz yönünden, katılım ortaklığı belgesinde yer verilen konuların
hukukumuzda ne şekilde düzenlenebileceğini öngören 19 Mart 2001 tarihli
ve 2001/2129 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla kabul edilen “Avrupa Birliği
Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı”nda da, Kopenhag
Siyasî Kriterlerine uyum sağlama bakımından bu düzenlemelerin gerçekleştirilmesi
ilke olarak benimsenmiştir.
Bu bağlamda, 3.10.2001 tarihli ve 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunla, başta temel hak ve hürriyetler
olmak üzere, Anayasanın birçok maddesinde değişiklik yapılarak, demokratikleşme
ile temel hak ve hürriyetlerin Avrupa Birliği ülkelerinin mevzuatına paralellik
sağlanması bakımından önemli bir adım atılmış, ancak bu değişikliklerin
çeşitli kanunlar boyutunda gerçekleştirilmesi zorunluluğu da ortaya çıkmıştır.
Bu gerekçelerle yapılan çalışmalar sonucunda, 6.2.2002 tarihli ve 4744
sayılı, 26.3.2002 tarihli ve 4748 sayılı, 3.8.2002 tarihli ve 4771 sayılı,
2.1.2003 tarihli ve 4778 sayılı ve 23.1.2003 tarihli ve 4793 sayılı Kanunlarla
mevzuatımızda yer alan çeşitli kanunlarda değişiklik yapılarak, Ülkemizin
bu konudaki kararlılığı ve iradesi ortaya konmuştur.
Tasarı ile, bir yandan Anayasada yapılan değişikliklere uyum sağlanması,
diğer yandan Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye
Ulusal Programı çerçevesinde yapılması gerekli tedbirlerle ilgili olarak
çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması amaçlanmaktadır.
MADDE GEREKÇELERİ
Madde 1. - Yeni doğmuş çocuğun yaşam hakkının daha kuvvetli korunması
ve ayrıca cezalarda caydırıcılığın sağlanması amacıyla, anası tarafından
şeref kurtarmak saikiyle yeni doğmuş çocuğa karşı öldürme fiilinin işlenmesi
halinde, verilecek ceza artırılmıştır.
Madde 2. - 3.8.2002 tarihli ve 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 4 üncü maddesi ile 5.6.1935 tarihli
ve 2762 sayılı Vakıflar Kanununun 1 inci maddesine eklenen fıkra hükümlerine
göre, cemaat vakıflarına taşınmaz mal edinme ve taşınmaz mallar üzerinde
tasarrufta bulunabilme hakkı tanınmıştır.
4771 sayılı Kanunla 2762 sayılı Kanunun 1 inci maddesine eklenen yedinci
fıkra ile, bu vakıflara tasarrufları altında bulunan taşınmazların vakıf
adına tescili için altı aylık bir süre getirilmiştir. Bu sürenin, 9 Şubat
2003 tarihinde sona erdiği ve aynı fıkrada 2.1.2003 tarihli ve 4778 sayılı
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 3 üncü maddesiyle,
cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinmeleri için öngörülen izin makamı
değiştirildiğinden, maddede belirtilen sürenin kısalığı da dikkate alınarak,
ek sürenin tanınması sağlanmış ve uygulamadaki duraksamaların giderilmesi
amaçlanmıştır.
Madde 3. - 28.12.1993 tarihli ve 3959 sayılı Seçimlerin Temel
Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Mahallî İdareler ile Mahalle
Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun ve Türkiye Radyo
ve Televizyon Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanunun
2 nci maddesiyle, 26.4.1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri
ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanuna eklenen 55/A maddesinin aynı Kanunun
geçici 1 inci maddesiyle sadece ilk genel yerel seçimlerde uygulanması
hüküm altına alınmıştır. Maddeyle, seçim dönemlerinde özel radyo ve televizyon
yayınlarında uygulanacak düzenlemelere yer verilmiş ve bu düzenlemelerin
sürekli olarak uygulanabilir hale getirilmesi amaçlanmıştır.
Madde 4. - 3959 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle 298 sayılı Kanuna
eklenen 149/A maddesinin, aynı Kanunun geçici 1 inci maddesiyle sadece
ilk genel yerel seçimlerde uygulanması hüküm altına alınmıştır. Maddeyle,
seçim dönemlerinde özel radyo ve televizyon yayınlarına ilişkin suçlarda
uygulanacak düzenlemelere yer verilmiş ve bu düzenlemelerin sürekli olarak
uygulanabilir hale getirilmesi amaçlanmıştır.
Öte yandan, maddenin birinci fıkrasında düşünce ve ifade hürriyetinin
genişletilmesi amacıyla, YüksekSeçim Kurulunun veya yayının yapıldığı yer
ilçe seçim kurulunun maddede belirtilen yaptırım yetkisini uygulamadan
önce, daha hafif nitelikte ve kademeli olarak belirtilen yaptırımların
uygulanması hüküm altına alınmıştır.
Madde 5. - Anayasanın “Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma
hakları” kenar başlıklı
67 nci maddesinin ikinci fıkrasında, seçimlerin açık sayım ve döküm
esaslarına göre yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Üyesi bulunduğumuz Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı (AGİT) bünyesinde
bazı Avrupa ülkelerinde, örneğin İspanya, Fransa ve Almanya’da olduğu gibi,
ülke genelinde yapılan seçimlerin bu kuruluşça gönderilecek gözlemciler
marifetiyle izlenmesi olanağı sağlanmış olup, AGİT İstanbul Zirvesi Kararları
sonrasında Arnavutluk, Makedonya ve Rusya’ya Ülkemiz de gözlemci göndermiştir.
Anayasada yer alan, seçimlerin açık sayım ve döküm esaslarına göre yapılması
ilkesinin, uluslararası platformlarda da uygulanabilirliğini sağlamak amacıyla,
Ülkemizde yapılan seçimlerin uluslararası gözlemciler tarafından izlenmesine
yönelik düzenlemeye yer verilmiştir.
Madde 6. - Farklı kültürlere veya örf ve adetlere sahip vatandaşların,
özel yaşamlarına ve aile hayatlarına ilişkin hürriyetlerinin korunması
amacıyla, çocukların adlarının konulmasında, sadece ahlak kurallarına uygun
düşmeyen ve kamuoyunu incitici nitelikte olan adların konulmaması hükme
bağlanarak, bu konuda meydana gelen sınırlayıcı yorum ve uygulamaların
önlenmesi öngörülmüştür.
Madde 7. - 23.1.2003 tarihli ve 4793 sayılı Çeşitli Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda
ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda değişiklikler yapılmak suretiyle,
İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin ve eki protokollerin
ihlâli, yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak kabul edilmiştir.
Maddeyle, 4793 sayılı Kanunla getirilen düzenlemelere paralel olarak,
İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin ve eki protokollerin
ihlâli, idarî yargı alanında da bir yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak
kabul edilmiştir.
Madde 8. - Madde ile, 2577 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin
(1) numaralı fıkrasının (ı) bendinin, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen kararlar hakkında uygulanacağı
hükme bağlanmıştır. Ayrıca, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmiş
olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ilişkin yargılamanın yenilenmesi
istemlerinin, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde
yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Madde 9. - 4778 sayılı Kanunun 37 nci maddesiyle, 16.6.1983 tarihli
ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılarak,
müdafi ile görüşmede Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanması
olanaklı hale getirilmiştir.
Maddeyle, 4778 sayılı Kanunda yapılan değişikliğe paralel olarak, 2845
sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin kenar başlığında yer alan “müdafi ile
görüşme” ibaresi çıkarılmıştır.
Madde 10. - Anayasanın “Din ve vicdan hürriyeti” kenar başlıklı
24 üncü maddesinde, herkesin vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahip
olduğu hüküm altına alınmıştır. İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya
Dair Sözleşmenin düşünce ve din özgürlüğünü düzenleyen 9 uncu maddesinde
de, her şahsın düşünce, din ve vicdan hürriyetine sahip olduğu belirtilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarında, bu özgürlüğün aynı zamanda
dinini veya kanaatini tek başına ya da toplu şekilde alenî veya özel olarak
ibadet suretiyle açığa vurma hakkını da kapsadığı belirtilmektedir.
Maddeyle, 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda yapılan değişiklikle,
farklı din ve inançlara sahip vatandaşların, ibadet hürriyetlerini din
ve vicdan hürriyeti çerçevesinde kullanmalarının sağlanması amaçlanmıştır.
Madde 11. - Maddeyle, 23.1.1986 tarihli ve 3257 sayılı Sinema,
Video ve Müzik Eserleri Kanununda yapılan değişiklikle, Anayasanın Başlangıç
kısmında ve özellikle 2 nci maddesinde belirtilen esaslar da dikkate alınarak
düşünce ve ifade hürriyetinin genişletilmesi amacıyla sınırlandırma sebepleri
daraltılmıştır.
Madde 12. - Maddeyle, 3257 sayılı Kanunda geçen Denetleme Kurulunun
kuruluş amacı, oluşumu ve çalışma alanları dikkate alınarak, “Millî Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliği” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
Madde 13. - Maddeyle, 3257 sayılı Kanunda yapılan değişiklikle,
Anayasanın başlangıç kısmında ve özellikle 2 nci maddesinde belirtilen
esaslar da dikkate alınarak düşünce ve ifade hürriyetinin genişletilmesi
amacıyla sınırlandırma sebepleri daraltılmıştır.
Ayrıca, 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunla Anayasada yapılan değişikliğe
paralellik sağlanması amacıyla, bu maddenin uygulanmasına ilişkin olarak
yetkili mercilerin verdikleri kararların yetkili hâkimin onayına sunulması
konusu düzenlenmiştir.
Madde 14. - Maddeyle, 22/11/1990 tarihli ve 3682 sayılı Adlî
Sicil Kanununun, arşiv kayıtlarının verilme koşulunu düzenleyen 9 uncu
maddesine, özel kanunların yasaklılıkları düzenleyen madde metinlerinde
“affa uğramış olsalar bile” kaydı taşıyan engel suçlara ilişkin bilgilerin,
Adlî Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünce arşivlenerek, gerektiğinde
ilgili yerlere verilmek üzere saklanması ihtiyacından doğan kanunî boşluğun
giderilmesi amacıyla fıkra eklenmiştir.
Madde 15. - 4771 sayılı Kanunun 8 inci maddesiyle, 13/4/1994
tarihli ve 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının dördüncü cümlesine getirilen,
Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları
farklı dil ve lehçelerde yayın yapılması imkânının; uygulamada tereddütlere
yol açmaması ve bu alanda tekel yaratılmasının önüne geçilmesi amacıyla,
bu yayınların hem kamu hem de özel radyo ve televizyon kuruluşları vasıtasıyla
yapılması yasal güvenceye kavuşturulmaktadır.
Madde 16. - Maddeyle, 3984 sayılı Kanunun 32 nci maddesinde yapılan
değişiklikle, gelişmiş ülkelerin seçim sistemlerine ve seçim dönemi yayınlarına
ilişkin hükümlere paralel olmak üzere, düşünce ve ifade hürriyetinin genişletilmesi
amacıyla, seçim dönemlerindeki yayın yasağının, seçim gününden önceki yirmidört
saat olmak üzere daraltılması amaçlanmıştır.
Madde 17. - 3984 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci
fıkrasında öngörülen yönetmeliğin, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren
dört ay içinde Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca yürürlüğe konulacağı öngörülmüştür.
Madde 18. - Maddeyle, 4771 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin (a)
fıkrası değiştirilmek suretiyle 17/2/2000 tarihli ve 4533 sayılı Gelibolu
Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanununda yer alan idam cezalarının da genel
düzenlemeye paralel olarak müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmesi amaçlanmıştır.
Madde 19. - Maddenin (a) bendi ile, 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı
Türk Ceza Kanununun eş, kardeş veya füruundan birini zina hâlinde yakalamada
suç işlenmesi hâlinde faile verilecek cezaları gösteren 462 nci maddesi
yürürlükten kaldırılmaktadır. Böylece kanunumuzda özel bir tahrik hâli
olarak düzenlenen bu hüküm yerine, Türk Ceza Kanununun 51 inci maddesinde
düzenlenen genel tahrik maddesinin uygulanması olanaklı hâle getirilmiş
olacaktır.
Maddenin (b) bendi ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele
Kanununun 8 inci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır. Madde, Devletin
bölünmezliği aleyhine propaganda suçunu düzenlemektedir.
Anayasanın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı
26 ncı maddesinde, herkesin, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya
başka yollarla açıklama ve yayma hürriyetine sahip olduğu hükme bağlanmıştır.
İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin 10 uncu
maddesinde her ferdin ifade ve izhar hakkına sahip olacağı ifade edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, bu hürriyetin kısıtlanmasında
makûl ve ölçülü davranılması, demokratik bir toplumda gerekli bir tedbir
olması ve genel yarara yönelik meşru amaçlara uygun olması ölçütleri aranmaktadır.
Batı ülkelerine bakıldığında, propaganda suçları terör eylemi kapsamında
değerlendirilmemektedir. Zira terör, siyasî şiddetten ibarettir.
İçinde fiilen şiddeti barındırmayan eylemler, terör eylemini oluşturmazlar.
Örneğin Fransa’da terör eylemi olarak kabul edilen fiiller üç grup altında
toplanmıştır. Fransız Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 706-16 ncı maddesine
göre, korku ve terör yaratmak suretiyle kamu düzenini ağır bir biçimde
bozmak amacıyla işlenen fiiller, terör eylemi olarak adlandırılmıştır.
Fransız hukukuna göre, hayata vücut bütünlüğüne ve bireysel özgürlük aleyhine
işlenen suçlar, maddî zarar meydana getiren ve genel tehlike yaratan suçlar
ile terör eylemlerinin hazırlığını teşkil eden suçlar, terör suçu olarak
adlandırılmaktadır. 1994 tarihli yeni Fransız Ceza Kanununun IV. Kitabının
“Terörizm” başlığını taşıyan II. Bâbında terör eylemleri sayılmıştır. Fransız
Ceza Kanununun 421-1 ilâ 421-4 maddelerinde hangi eylemlerin terör eylemi
sayılacağı belirtilmiştir.
İspanya Ceza Kanununun 260 ıncı maddesinde terör suçları ve patlayıcı
maddeler bulundurma fiilleri cezalandırılmıştır.
Almanya’da terör kavramının tanımı yapılmamıştır. Ağır suçların işlenmesini
amaçlayan örgütlerin kurulmasını cezalandıran Alman Ceza Kanununun 129a
maddesindeki suç kalıbında da faaliyette bulunanların saiki nazara alınmamıştır.
Fakat Kanunun gerekçesinde belli fiillerin Anayasaya uygun düzeni değiştirmek
amacıyla işlenmesi hâli, bir amaç olarak değerlendirilmiştir.
Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinin yürürlükten kaldırılması
ile ülke bütünlüğünün korunması bakımından bir boşluk doğmayacaktır. Türk
Ceza Kanununun 311 inci maddesi gereğince, 8 inci maddesinin yürürlükten
kaldırıldığında boşluk doğması bir tarafa, ülke bütünlüğü aleyhine propaganda
suçu daha ağır bir cezayla cezalandırılabilecektir.
Öte yandan, Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin ikinci fıkrası doğrudan
olmasa da dolayısıyla millî birliği, millî bağlılığı koruyan bir hükümdür.
Ancak, din, dil, ırk ve bölge farklılarının vurgulanması hâlinde fikrî
içtima kuralları (TCK m.79) gereğince, Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin
ikinci fıkrası hükmü de uygulanabilecektir.
Maddenin (c) bendi ile, 18/11/1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanunun 31
inci maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi kararlarında yakalanan kişiye gözaltında bulunduğu süre
içinde avukat yardımından faydalanma hakkı tanınmadan alınan ifadelerin,
yargılama safhasında delil olarak kullanılması, Avrupa İnsan Haklarını
ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin adil yargılamaya ilişkin
6 ncı maddesinin ihlâli niteliğinde görüldüğünden, bu tip kararların önüne
geçilebilmesi bakımından, yakalanan veya tutuklanan şahısların haklarına
ilişkin Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 135 ve devamındaki maddelerdeki
hükümlerin, Devlet güvenlik mahkemelerinin görevine giren suçlarda da uygulanması
bakımından 2845 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrası, 2/1/2003
tarihli ve 4778 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun” un 37 inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bu düzenleme karşısında
3842 sayılı Kanunun 31 inci maddesinin birinci fıkrasındaki hükmün yürürlükten
kaldırılması gerekmektedir.
Bu nedenle, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun “Sanığın tutuklanması
ve tutuklama müzekkeresinin şekli” kenar başlıklı 106 ncı, “Tutuklunun
sorguya çekilmesi” kenar başlıklı 108 inci, “İfade ve sorgunun tarzı” kenar
başlıklı 135 inci, “Yakalananın veya sanığın müdafi seçimi” kenar başlıklı
136 ncı, “Baronun müdafi tayini” kenar başlıklı 138 inci, “Yakalanan kişi
veya sanığın birden fazla olması halinde savunma” kenar başlıklı 142 nci,
“Müdafiin dava evrakını tetkiki” kenar başlıklı 143 üncü ve “Müdafi ücreti”
kenar başlıklı 146 ncı maddelerinin Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev
alanına giren suçlarda uygulanmayacağına ilişkin 3842 sayılı Kanunun 31
inci maddesinin birinci fıkrasının yürürlükten kaldırılması amaçlanmıştır.
Madde 20.- Bu Kanunun 19 uncu maddesi ile Terörle Mücadele Kanununun
8 inci maddesi yürürlükten kaldırıldığından, madde ile; 3713 sayılı Terörle
Mücadele Kanununa bir geçici madde eklenmek suretiyle bu kapsamda kalan
suçlar hakkında yürütülen soruşturmalar, tutukluluk hâli ve mahkûmiyet
hükümlerinde dosyaların acele işlerden sayılarak, Türk Ceza Kanununun 2
nci maddesi hükümleri gözetilerek ele alınmasına ilişkin düzenlemeler getirilmiştir.
Madde 21. - Yürürlük maddesidir.
Madde 22. - Yürütme maddesidir.
|