6. Uyum Paketi çerçevesinde bazı yasalarda değişiklik öngören yasa tasarısı ile ilgili TBMM Adalet Komisyonu Raporu
şöyle:
18 Haziran 2003
Adalet Komisyonu Raporu
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Adalet Komisyonu
Esas No . : 1/610 18/6/2003
Karar No . : 28
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Başkanlığınızca 12.6.2003 tarihinde tali komisyon olarak Anayasa Komisyonuna,
esas komisyon olarak da Komisyonumuza havale edilmiş olan "Çeşitli Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı", Komisyonumuzun 18.6.2003
tarihli 22 nci toplantısında, Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek ile Adalet
ve Dışişleri Bakanlıkları, Yargıtay Başkanlığı ve Radyo ve Televizyon Üst
Kurulu Başkanının da katılmalarıyla incelenip görüşülmüş, geneli üzerindeki
görüşmelerin tamamlanmasından sonra maddelerine geçilmesi oybirliği ile
kabul edilmiş, değişikliğe uğrayan maddeler ve gerekçeleri sırasıyla aşağıda
açıklanmıştır.
Tasarının çerçeve 1 inci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen Türk Ceza
Kanununun 453 üncü maddesinde yer alan ve "altı yıldan on yıla kadar" olan
hapis cezası az bulunarak "sekiz yıldan oniki yıla kadar" şeklinde değiştirilmiştir.
Tasarının 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 ve 10 uncu maddeleri aynen kabul edilmiştir.
Tasarının çerçeve 11 inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 3257 sayılı
Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanununun 3 üncü maddesinin (b) bendine,
sinema, video ve müzik eserlerinin denetiminde, tanımda belirtilen diğer
haller yanında genel ahlâk ve genel sağlığa uygunluk yönünden de incelenmesi
olanağı getirilerek toplumun genel ahlâk ve genel sağlık yapısının da korunması
amacıyla "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne" ibaresinden
sonra "genel ahlâk ve genel sağlığa" ibaresi eklenmiştir.
Tasarının 12 nci maddesi aynen kabul edilmiştir.
Tasarının çerçeve 13 üncü maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 3257 sayılı
Kanunun 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına Bakanlık veya mülkî idare
amirlerince yapılacak denetimde fıkrada belirtilen haller yanında toplumun
genel ahlâk ve genel sağlığına uygun olmayan eserlerin de yasaklanması
ve haklarında kanuni takibat açılabilmesi ve bu suretle toplumun genel
ahlâk ve genel sağlık yapısının da korunması amacıyla 11 inci maddede yapılan
düzenlemeye paralel olarak "Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne"
ibaresinden sonra gelmek üzere "genel ahlâk ve genel sağlığa" ibaresi eklenmiştir.
Tasarının 14 ve 15 inci maddeleri aynen kabul edilmiştir.
Tasarının çerçeve 15 inci maddesiyle kamu ve özel radyo ve televizyon
kuruluşlarınca Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak
kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilmesi öngörüldüğünden,
söz konusu mahalli yayınların etkin ve verimli bir şekilde denetiminin
yapılabilmesi amacıyla Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna gerekli görülen
yerlerde ayrıca kadro ihdasına gerek olmaksızın, halen mevcut kadrolarından
bölge teşkilatı kurulması imkânını sağlamak amacıyla Tasarıya 3984 sayılı
Kanunun 15 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesini değiştiren
çerçeve 16 ncı madde eklenmiştir.
Tasarının 16 ncı maddesi 17 nci, 17 nci maddesi 18 inci, 18 inci maddesi
19 uncu ve 19 uncu maddesi 20 nci madde olarak aynen kabul edilmiştir.
12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci maddesinin
kenar başlığının sadece "Terör tanımı"ndan ibaret olmasına rağmen maddede
bunun yanında örgüt tanımı da yapılmıştır. Uygulamada, terör suçunun tanımında
ve terör örgütlerinin belirlenmesinde bazı tereddütler yaşanmaktadır.
3.10.2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanunla Anayasanın "Düşünceyi açıklama
ve yayma hürriyeti" başlıklı 26 ncı maddesinde yapılan değişikliğe paralel
olarak kanunla yasaklanmamış düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasını
engelleyecek uygulamalara meydan vermemek ve İnsan Hakları Sözleşmesinin
10 uncu maddesinde yer alan "ifade özgürlüğü" ile 11 inci maddesinde ifade
edilen "toplanma ve örgütlenme özgürlüğü"nün kullanılmasına ilişkin kriterlere
uyum sağlamak amacıyla terör suçu ve örgüt tanımını yeniden yapmak ve bu
amaçla maddenin birinci fıkrasındaki tanımda yer alan baskı, korkutma,
sindirme veya tehdidin ancak cebir ve şiddet kullanılması halinde terör
suçunun mümkün olabileceği; ikinci fıkrasındaki tanımda ise, terör suçunu
işlemek amacıyla iki veya daha fazla kimsenin birleşmesi halinde terör
örgütünün kurulmuş sayılacağı düşünülerek anılan fıkraları yeniden düzenlemek
amacıyla Tasarıya, Terörle Mücadele Kanununun 1 inci maddesinin başlığı
ile birinci ve ikinci fıkralarını değiştiren çerçeve 21 inci madde ilave
edilmiştir.
Tasarının çerçeve 20 nci maddesinde kanun tekniğine uygun olarak değişiklik
yapılmış ve 22 nci madde olarak kabul edilmiştir.
Tasarının 21 inci maddesi 23 üncü, 22 nci maddesi 24 üncü madde olarak
aynen kabul edilmiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun onayına sunulmak üzere saygı ile arz olunur.
TBMM Adalet Komisyonu'nun 19 ve 21. maddelere ilişkin Raporu da
şöyle:
10 Temmuz 2003
Adalet Komisyonu Raporu
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Adalet Komisyonu
Esas No. : 1/633
Karar No. : 31
14.7.2003
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Komisyonumuzun 18.6.2003 tarihli ve 28 karar no'lu raporu ile sonuçlandırdığı,
Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı", Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 19.6.2003 tarihli 96 ncı birleşiminde görüşülmüş
ve kabul edilmiştir.
Kanun, Anayasamızın 89 uncu maddesi gereğince yayımlanması için Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 20.6.2003 tarihli ve A.01.0.GNS.0.10.00.02-2189/8565
sayılı tezkeresi ile Sayın Cumhurbaşkanlığına gönderilmiştir.
Sayın Cumhurbaşkanımız, Anayasanın değişik 89 ve 104 üncü maddeleri
uyarınca Kanunun
19 uncu maddesi ve bu maddeyle bağlantısı nedeniyle 21 inci maddesini
bir kez daha görüşülmek üzere geri göndermiş ve gerekçeli geri gönderme
tezkeresi de Genel Kurulumuzun 1.7.2003 tarihli 100 üncü birleşiminde okunmuştur.
Sayın Cumhurbaşkanımız geri gönderme gerekçesinde;
Anayasa Mahkemesinin, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının kimi kurallarının
Anayasaya aykırılığı savıyla açılan dava sonunda verdiği 31.3.1992 günlü,
E.1991/18, K.1992/20 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, Türk Ceza Yasasının,
Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğüne yönelik örgütleşme ve
propaganda eylemlerini ceza yaptırımına bağlayan 141, 142 ve 163 üncü maddelerinin
yürürlükten kaldırılmasıyla doğan hukuksal boşluğun 3713 sayılı Terörle
Mücadele Yasasının 7 ve 8 inci maddeleriyle doldurulduğunu,
Ülke ve ulus bütünlüğünü bozucu eylemlere karşı gerekli önlemleri almanın
Devlete Anayasa ile verilmiş bir görev olduğunu, alınacak önlemlerin, amaçla
orantılı olmak koşuluyla, düşünce ve anlatım özgürlüğünün normal sınırlaması
sayılacağını, bu hususun Anayasanın genelde 14 ve özelde de 26 ncı maddelerinde
açıkça vurgulandığını,
Türk Ceza Yasasının 142 nci maddesinin yürürlükten kaldırılmasıyla ortaya
çıkan hukuksal boşluğu doldurmak amacıyla getirilen Terörle Mücadele Yasasının
8 inci maddesi ile de, yalnızca düşünce açıklamak düzeyinde kalsa da, Türkiye
Cumhuriyeti Devleti'nin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü bozmak
amacıyla yazılı, sözlü ya da görüntülü propaganda ile toplantı, gösteri
ve yürüyüş yapanlara ilişkin cezai yaptırım öngörüldüğünü,
3713 sayılı Yasanının 8 inci maddesi yürürlükten kaldırılırken bu nedenle
ortaya çıkan boşluğun, Türk Ceza Yasasının, 8 inci maddeden daha ağır cezalar
öngören 311 inci madde ile doldurulabileceğinden sözetmenin açık bir çelişki
oluşturduğunu,
Türk Ceza Yasasının 312 nci maddesinde ise ırk farklılığına dayanarak
halkı birbirine kamu düzeni için tehlikeli olabilecek biçimde düşmanlığa
ya da kin beslemeye alenen tahrikten söz edildiğini, bu maddedeki özel
kastın "kin ve düşmanlığa tahrik" olduğunu, oysa Terörle Mücadele Yasasının
8 inci maddesindeki özel kastın, "Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez
bütünlüğünü bozmak" olduğunu, bu yönüyle de Terörle Mücadele Yasasının
8 inci maddesinin kaldırılmasından doğan boşluğun suç öğeleri farklı olduğu
için Türk Ceza Yasasının 312 nci maddesi ile doldurulamayacağını,
3713 sayılı Yasanının 8 inci maddesinin kaldırılmasının Türkiye Cumhuriyeti
Devletinin varlığı ve Devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğü yönünden
önemli sakıncalar yaratmasının güçlü bir olasılık olarak ortaya çıkacağını,
Öte yandan, Terörle Mücadele Yasasının 8 inci maddesinin yürürlükten
kaldırılması durumunda, Anayasanın 14 üncü maddesindeki temel hak ve özgürlüklerin
anlatım özgürlüğü yönünden kötüye kullanılması yasağının tümüyle yaptırımsız
kalacağını,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin
10 uncu maddesine ilişkin kararlarında, toprak bütünlüğü ve ulusal güvenliğin
korunmasını da öngören ölçütler ile lâik ve demokratik Cumhuriyeti, üniter
devlet yapısını ve milli birliği koruma kriterleri temelinde gereksinimin
ikna edici biçimde ortaya konulması durumunda sınırlamanın kabul edilebileceğini
ve bu maddenin ikinci fıkrasındaki "zorunlu" sıfatının, zorlayıcı toplumsal
gereksinimi anlattığını vurguladığını,
Anayasal kuralların gereği olan Terörle Mücadele Yasasının 8 inci maddesinin
yürürlükten kaldırılması yerine, uluslararası hukuka da uyumlu duruma getirilerek
korunmasının en uygun yöntem olacağını, maddenin kimi daraltıcı koşullar
konularak korunmasının Avrupa Birliği'ne karşı yükümlülüğümüzle de bağdaşacağını,
Belirterek, bu gerekçelerle yayımlanması uygun bulunmayan "19. 6. 2003
tarihli 4903 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un
19 uncu maddesi ile bu maddeyle bağlantısı nedeniyle 21 inci maddesini,
Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir kez daha görüşülmesi için Kanunu, Anayasanın
değişik 89 ve 104 üncü maddeleri uyarınca geri göndermiştir.
Komisyonumuz, "19.6.2003 tarihli ve 4903 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun"u, Anayasanın 89 uncu maddesinin değişik ikinci
fıkrası uyarınca, 10.7.2003 tarihli 25 inci birleşiminde, Adalet Bakanı
Sayın Cemil Çiçek ile Bakanlık temsilcilerinin katılmalarıyla, geri gönderme
gerekçelerini de dikkate alarak, bir kez daha inceleyip görüşmüştür.
Düşünce hürriyeti birçok uluslararası belgede ve Anayasamızda temel
hak ve hürriyetlerden kabul edilip koruma altına alınmıştır. Bu bağlamda,
Anayasanın 25 ve 26 ncı maddelerinin yanında 90 ıncı maddesinin son fıkrası
gereğince iç hukukumuzun bir parçası sayılan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin
9 ve 10 uncu maddeleri önem taşımaktadır.
Düşüncenin açıklanması ve yayılması bireysel olarak yapılabileceği gibi
(sözlü, yazılı) toplu halde de olabilir. Düşüncenin yazılı basın, radyo,
televizyon, internet, sinema ve benzeri kitle iletişim araçları ile de
açıklanması mümkündür.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, açıklanan düşüncenin yalnız içeriğinin
değil, ifade yol ve şeklinin de 10 uncu maddenin koruması altında olduğunu
belirtmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10
uncu maddesinde garanti altına alınan düşünceyi açıklama özgürlüğünün demokratik
toplumlardaki önemini bu konuya ilişkin davaların hemen hepsinde açık ve
net bir biçimde vurgulamaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, fertlere fikirlerini açıklama imkanının
verilmesini, kişilerin ve toplumun ilerlemesinin temel şartı olarak değerlendirilmektedir.
Propaganda faaliyetlerinde tek sınır, şiddet kullanımına ortam hazırlanmaması
ve şiddet kullanılmamasıdır. İfadeler şiddet içerir veya şiddet tavsiye
edilirse, düşünceyi açıklama hürriyeti safhasından çıkıp suç sayılan bir
alana girilmiş olur ve devletin cezalandırma hakkı doğar.
Düşünce özgürlüğü, insanın bilgi kaynaklarına özgürce ulaşarak serbestçe
fikir edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden ötürü kınanmama ve bu
edindiği fikirleri meşru yollardan faydalanarak açıklayabilme imkân ve
serbestliğidir.
Ülkemizde ifade özgürlüğü ve "düşünce suçları" sorunu Terörle Mücadele
Kanununun 8 inci maddesi hükmüne elbette indirgenemez. Ancak, bu hükmün
ve uygulanış şeklinin bu konularda en can alıcı ve can yakıcı odak noktalarından
olduğu da açıktır.
Söz konusu maddenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesinin
ikinci fıkrasına uygun olduğu, çünkü bu hükmün ülkelerin toprak bütünlüğünün
korunması ve ulusal güvenliğin bozulmasının önlenmesi bakımından yasal
kısıtlamalara açık olduğu ileri sürülmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olan ve ayrılıkçı teröre maruz
kalmış İngiltere, Fransa ve İspanya gibi ülkelerde bile bu tür bir hüküm
bulunmamaktadır. Federasyona dönüşmüş ya da ikiye ayrılmış Belçika ve Çekoslovakya
gibi ülkelerde de yukarıdaki iddiayı doğrulayan mevzuat yoktur.
Öte yandan, söz konusu maddenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun
olduğu iddialarını çürüten bir başka somut husus ise, bugüne kadar Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinin pek çok kararında Terörle Mücadele Kanununun
8 inci maddesine dayalı olarak verilmiş mahkûmiyet kararlarının sözleşmeye
aykırılığının saptanmış ve Türkiye'nin haksız bulunmuş olmasıdır.
Sayın Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçesinde; Anayasa Mahkemesinin
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun bazı maddelerinin Anayasaya aykırılığı
iddiasıyla açılan dava sonunda verilen 31.3.1992 tarihli ve E.1991/18,
K.1992/20 sayılı kararına atıf yapılarak "... ülke ve ulus bütünlüğünü
bozucu eylemlere karşı gerekli önlemleri almak Devlete, Anayasa ile verilmiş
bir görev niteliğindedir. Alınacak önlemlerin, amaçla orantılı olmak koşuluyla
düşünce ve anlatım özgürlüğünün normal sınırlaması sayılacağı Anayasanın
genelde 14, özelde 26 ncı maddelerinde açıkça vurgulanmıştır." ifadesine
yer verilmektedir.
Burada üzerinde durulması gereken konu Anayasa hükümlerinin yorumundaki
yaklaşım tarzıdır.
Anayasadaki düzenlemelere ve özellikle temel hak ve özgürlüklere ilişkin
hükümlere bakıldığında, öncelikle temel hak ve hürriyetin güvenceye bağlandığı
daha sonra da eğer varsa bu temel hak ve hürriyetin sınırlandırılabileceği
"istisna" hükmüne yer verildiği görülmektedir. 3.10.2001 tarihli ve 4709
sayılı Kanunla Anayasada yapılan kapsamlı değişiklikle, temel hak ve hürriyetlerin
genel sınırlama nedenleri kaldırılmış, 13 üncü maddede, temel hak ve hürriyetlerin,
özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen
sebeplerle bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği; bu sınırlamaların,
Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin
gereklerine ve ölçülülük ilkelerine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasanın 13 üncü maddesi hükmü karşısında, bir temel hak ve hürriyetin
sınırlanmasına ilişkin Anayasa hükmünün yorumunda ve buna bağlı olarak
yapılacak yasal düzenlemelerde demokratik toplum düzenine ve lâik cumhuriyet
gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı davranılmaması zorunlu bulunmaktadır.
Bunun yanında Anayasada ilgili maddede öngörülen sınırlama sebeplerinin
geniş yorumlanmaya müsait olmayan "istisna" niteliğinde olduğu da göz ardı
edilmemelidir.
Bu tespitler sonunda, Anayasanın 26 ncı maddesindeki düşünceyi açıklama
ve yayma hürriyetine getirilen bir sınırlama niteliğinde olan Terörle Mücadele
Kanunun 8 inci maddesinin, Anayasanın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki
sınırlama sebepleri kapsamında kalmadığı; Terörle Mücadele Kanununun 8
inci maddesinin yürürlükten kaldırılmasıyla da, Anayasanın 14 üncü maddesinde
düzenlenen temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamayacağı ilkesine
aykırı eylemlerin ortaya çıkmasına yol açmayacağı ve ülke ve ulus bütünlüğünü
bozucu eylemlere karşı gerekli önlemleri alma konusunda Devlete, Anayasa
ile verilmiş görevin ihmalinin söz konusu olmadığı açıktır.
Gerek bu Kanunun, gerek ceza mevzuatının pek çok hükmü zaten ayrılıkçı
ya da her türden şiddete davet, kışkırtma ya da örgüt propagandası eylemlerini
yasaklamakta ve cezalandırmaktadır. Teröre maruz kalmış ülkelerdeki mevzuat
da bu yöndedir.
Açıklanan bu görüşler doğrultusunda, Komisyonumuz kısmen görüşme neticesinde,
Terörle Mücadele Yasasının 8 inci maddesini yürürlükten kaldıran "19.6.2003
tarihli ve 4903 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun"un 19 uncu maddesinin ve bu maddeye bağlantısı nedeniyle 21 inci
maddesinin aynen kabul edilmesine oyçokluğu ile karar vermiştir.
Raporumuz, Genel Kurulun onayına sunulmak üzere saygı ile arz olunur.
KARŞI OY YAZISI
TBMM ADALET KOMİSYONU SAYIN BAŞKANLIĞINA
4903 sayılı Yasanın 19 uncu maddesinin b fıkrası hakkında karşı oy yazısı.
Sayın Cumhurbaşkanının gerekçesindeki hukuksal dayanaklara katılıyorum.
Bu gerekçenin, ileride yapılacağı söylenen düzenlemelere bırakılmadan,
bugün gözönüne alınmasında yarar vardır.
Hem gerekçeye saygı duymak, hem de gereğini ileriye bırakmak doğru bir
yaklaşım değildir.
Sayın Bakanın ve madde ile ilgili görüş bildirenlerin, 8 inci madde
kapsamının ileride TCK içerisinde yeniden düzenlenmesinin mümkün olabileceği
düşüncesine katılmıyorum. Eğer bir boşluk doğacağı düşünülüyorsa, bunun
yolu, 8 inci maddeyi yeniden düzenlemek, örneğin “özendirmek” koşulunu
koymak olabilirdi.
Ya da TCK’da sözü edilen düzenlemeler, 8 inci maddenin kaldırılması
ile eş zamanlı olarak yapılabilirdi.
Bu durumda, 8 inci maddeyi ileride başka bir yasa içerisinde düzenleme
düşüncesi varsa, bugün maddeyi kaldırmış gibi davranmanın anlamı kalmamaktadır.
Bu konudaki düzenlemelerin, hukuksal boşluk doğurmayacak bir biçimde
ve doğru bir zamanlama ile yapılmasının daha doğru olacağını düşünüyorum.
Bu nedenlerle söz konusu maddeye karşı oy yazımı saygılarımla sunuyorum.
10.7.2003
Av. Feridun Baloğlu
Antalya (CHP)
|