Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YASA METNİ
NE ÖNGÖRÜYOR
TASARI METNİ
TASARI GEREKÇESİ
1. UYUM YASALARI PAKETİ
2. UYUM YASALARI PAKETİ
3. UYUM YASALARI PAKETİ
4. UYUM YASALARI PAKETİ
5. UYUM YASALARI PAKETİ
6. UYUM YASALARI PAKETİ
AB ANA SAYFA

7. UYUM YASALARI...
TBMM Genel Kurulu görüşmeleri...
30 Temmuz 2003
Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde çeşitli yasalarda değişiklik yapan 7. paket, 23 Temmuz 2003'de 59. Hükümet tarafından TBMM'ye sevkedildi. Tasarı, 24 Temmuz'da TBMM İçişleri Komisyonu ile AB Uyum Komisyonu'nda, 29 Temmuz'da da Adalet Komisyonu'nda görüşülerek bazı değişikliklerle kabul edildi. Tasarı, TBMM Genel Kurulu'nun 30 Temmuz 2003 tarihli 113. Birleşiminde görüşüldü ve bazı değişikliklerle yasalaştı.
 
TÜMÜ ÜZERİNDE GÖRÜŞMELER...

CHP'li Öymen: "Uyum paketleri AB'ye üyelik için olmazsa olmaz düzenlemelerdir"

"Tasarı ile MGK Genel Sekreterliği tamamen anlamsız, işlevsiz hale getiriliyor. MGK gibi örgütler bir gün herkese lazım olur"

AKP'li Yakış: "7. Uyum Paketi, AB müktesebatına uyum sürecinin bir aşamasından ibarettir"

"MGK sekreteryasıyla ilgili değişiklik aslında öze dokunan bir değişiklik değil"

Adalet Bakanı Cemil Çiçek: "Türkiye, AB yolunda bir önemli adımı daha atmış bulunmaktadır. Bu yasa daha kaliteli bir demokrasi, daha özgür bir toplum için de önemli bir adımdır.

"Bu değişiklikler ve bunların içeriğini AB uğruna verilmiş tavizler olarak görüp, pişmanlık duymak yerine Türkiye'nin ihtiyacı olan düzenlemeler olarak görmek; ülkenin hep ertelediği sorunlarını kalıcı çözümlere kavuşturmak için gerekli iklimi ve ortamı hazırlayan düzenlemeler olarak görmek daha doğru olacaktır"

CHP Grup Başkanvekili Özyürek: AB'ye uyum çalışmalarını destekliyoruz. Bunu sadece AB'ye üyelik için değil, Türkiye’nin, halkımızın ihtiyacı olduğu için de destekliyoruz"
 

Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu'nun tümü üzerindeki görüşmeleri şöyle:
(30 Temmuz 2003 - TBMM 113. Birleşim)
 

BAŞKAN (Başkanvekili İsmail ALPTEKİN) -

Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ONUR B. ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Yedinci Uyum Paketi olarak anılan, bazı yasalarda değişiklik yapılmasına ilişkin, hükümetin önerdiği yasa tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum.

Bilindiği gibi, bu uyum paketleri, hükümetin Ulusal Programında da açıklıkla ifade edildiği gibi, Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle üyelik müzakerelerine başlaması için kaçınılmaz olan yasa değişikliklerini içeriyor. Biz, bu paketleri, bu anlayışla, şimdiye kadar destekledik. Cumhuriyet Halk Partisi, yapıcı bir yaklaşımla, Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle bütünleşmesi yolundaki hukukî ve diğer tedbirleri, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da desteklemeye devam edecektir. Bu konuyu çok açıklıkla ifade edeyim.

Yalnız, şu noktanın altını çizmek istiyorum: Uyum paketleriyle, Türkiye’de demokrasinin derinleştirilmesi, çağdaşlaşma yolunda yapılacak hukuk reformlarını birbiriyle karıştırmamak lazımdır. Uyum paketleri, demin de dediğim gibi, Ulusal Programda da söyleniyor, ifade ediliyor, Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlaması için olmazsa olmaz koşulları kapsaması gereken yasa değişiklikleridir.

Şimdi, huzurunuzdaki yasa tasarısına baktığımız zaman, öyle anlaşılıyor ki, öze ilişkin, temele ilişkin yasalar ile aynı nitelikte olmayan bazı başka yasa değişikliği önerileri bir arada sunulmuştur. Ayrıca, bu tasarıların bazılarına baktığınız zaman, bunların yerine getirilmesinin Türkiye’nin üyeliğiyle doğrudan ilgisi olmadığını “bunları yapmazsak, bizi üyelik masasına oturtmazlar” denilemeyeceğini görüyorsunuz.

Şimdi, bütün ayrıntıları, hepsini huzurunuzda arz etmek istemiyorum; ama, bunlardan bir örnek vereyim sizlere. Mesela, yapılan değişiklikle, terör suçundan mahkûm olanların, şimdiye kadar dernek kurma hakkı yokken, mahkûmiyetlerinden iki yıl geçtikten sonra dernek kurma hakkı veriliyor kendilerine.

Şimdi, şunu söyleyebilir miyiz; biz, terör suçu işleyenlere dernek kurma hakkı vermezsek Avrupa Birliğine giremeyiz” diyebilir miyiz; yoksa,

şunu mu diyebiliriz: Acaba bu terörün siyasallaştırılması yolunda bir adım mıdır; böyle bir kuşku ifade edenler haksız mı olur?! O bakımdan, bizim, bir bütün olarak baktığımızda gördüğümüz şudur: Bu paketin içinde gerçekten öze ilişkin olan, AB üyeliği açısından yararlı olan, önemli olan, zorunlu olan hususlar vardır, böyle olmayanlar vardır. Bu ayırımı baştan yapalım.

İkincisi, bazı değişiklikler gerçekten çok olumludur; yani, bilim ve sanat eserlerine sansür uygulanmayacağı gibi, Dernekler Yasasında, Vakıflar Yasasında yapılan iyileştirmeler gibi, demokratik haklar, özgürlükler alanında öngörülen bazı adımlar gibi. Bunlar çok olumludur.

Şimdi, öyle anlaşılıyor ki değerli arkadaşlar, bu paketin özü, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğiyle ilgili olarak yapılan düzenlemelerden oluşmaktadır. Şimdi, ulusal güvenlik, hepimizin birinci önceliği verdiği konudur. O bakımdan, tasarının bu maddesine büyük bir dikkatle eğileceğiz. Yalnız, bu vesileyle, şunu hatırlatayım: Dün, Yüce Mecliste, teröristlere af yasa tasarısını görüşürken bazı kuşkularımızı dile getirmiştik. Bu af yasa tasarısı kabul edildiği takdirde terörün artabileceği, teröristlerin Kuzey Irak’ta yakalanmayabileceği yolundaki kuşkularımızı dile getirmiştik. Bunun üzerinden 24 saat geçmeden, ne yazık ki, bu kuşkularımızın gerçek olduğunu görüyoruz. Basın haberlerine bakarsanız, Amerikan sözcüleri bu yasayı büyük bir coşkuyla, olumlu bir şekilde karşılıyorlar ve “biz de, Kuzey Irak’ta teröristleri barındırmayacağız” diyorlar. Gazetelerde havadis çıkıyor, oradaki terörist liderleri Norveç’e göndereceklermiş.

Arkadaşlar, siz, bu düşünceyle mi bu yasayı kabul ettiniz; anlayışınız bu muydu; yoksa, bu yasayı çıkarırsak oradaki terör liderlerini Amerikalılar derhal yakalayarak Türkiye’ye iade edecekler, bunların yargılanmasına imkân sağlayacaklar diye mi onayladınız? Biz, böyle anladık; ama, öyle anlaşılıyor ki, herkes böyle anlamamış. Bu konuya dikkatinizi çekiyorum. Güvenlik konularından bahsederken, Yüce Meclisin, her zaman, her konuda belki olduğundan daha büyük bir duyarlılık göstermesi gerektiğine işaret ediyorum.

Şimdi, gündemimizde olan yasa değişiklikleri, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğiyle ilgili değişiklikleri de büyük bir özenle ve dikkatle değerlendirmemiz gerekiyor.

Şimdi, Avrupa Birliği bizden ne istiyor, önce ona bakalım: Avrupa Birliği 14 Nisan 2003 tarihli Katılım Ortaklığı Belgesinde diyor ki: “Ordu üzerindeki sivil denetimin AB üyesi ülke uygulamalarıyla uyumlu hale getirilmesi için, Millî Güvenlik Kurulunun işleyişinin, bu ülkelerinkine uyarlanması gerekir.” Yani, Avrupa ülkelerine benzer bir uyarlama yapalım diyor. Bir de, 2002 yılında yayımladığı İlerleme Raporu var; o, daha ilginç; orada, “Millî Güvenlik Kurulu, resmen, bir tavsiye organıdır; ama, oradan çıkan kararlar tavsiyeden daha büyük ağırlık taşır” diyor. “Kurulun sivil üyelerinin sayısını artırdınız; fakat, bunun çok fazla etkisi yoktur; çünkü, sivillerin sayısının artırılması uygulamada değişiklik yapmamıştır, askerlerin büyük bir etkinliği vardır” diyor. Peki, Avrupa Birliği, şimdi çıkaracağımız yasadan sonra da aynı değerlendirmeyi yaparsa ne diyeceksiniz?! İlerleme Raporunda diyor ki: “Türkiye’de askerî şahsiyetler, dışpolitika konularında, siyasî konularda, sosyal konularda demeçler veriyor.” Sanki, Avrupalı askerî yetkililer, hiçbir yerde hiçbir konuda konuşmuyorlarmış gibi, sadece Türk askeri konuşuyormuş gibi, askerî yetkililerin konuşmasından şikâyet ediyorlar. Yani, şunun için söylüyorum: Biz, bu yasayı çıkardığımız zaman da, zannetmeyin ki, işte, tamam, beklediğimiz buydu, tamamen tatmin olduk, yarın sabah masaya oturmaya hazırız diyeceklerdir; bir de uygulamayı görelim diyeceklerdir; bir de bakalım yine böyle beyanlar veriliyor mu diyeceklerdir. O bakımdan, hükümete, çok dikkatli olmayı tavsiye ediyoruz. Avrupa Birliğinin daha önce bize verdiği belgelerdeki ifadeler, bizi, bu konularda çok dikkatli olmaya sevk ediyor.

Şimdi, biraz önce de ifade ettim, biz, bu yasadaki değişikliklerin uyum içinde hazırlanmış olduğunu tahmin ediyorduk. Sayın Genel Başkanımıza, Sayın Dışişleri Bakanı, bu metnin ilk taslağını sunduğunda bunu teşekkürle karşıladık, bunu değerlendireceğimizi söyledik ve zannettik ki, bu tasarı üzerinde bütün ilgili makamların, kuruluşların da görüşü alınmıştır.

Şimdi, ondan sonra, gerçekten hükümet ile askerî makamlar arasında, diğer kuruluşlar arasında yazışmalar, görüşmeler olduğunu anlıyoruz; ancak, şunu da anlıyoruz ki, bugün Meclisin huzuruna sunulan yasa tasarısı metni üzerinde ilgili kuruluşlarımızın tam bir görüş birliği yoktur. Eğer varsa ve hükümet de, bunu, bu Meclisten açıklarsa, bunu öğrenmekten memnunluk duyacağız; ama, basında yer alan haberlerden, bazı sayın bakanların ifadelerinden anlıyoruz ki, şu anda, daha bu metin üzerinde görüş birliği oluşmamıştır.

Bu doğal karşılanabilir; netice itibariyle, Meclise karşı, halka karşı sorumlu olan hükümettir; gayet tabiî ki, Meclise sunulan metinler, hükümetin görüşlerini yansıtacaktır. Hükümet dilediği öneriyi sunmaya özgürdür; ama, güvenlik gibi, ülkemizde yaşayan insanların can güvenliği gibi konularda, bütün ilgili kuruluşlarımızın görüşünün dikkatle değerlendirilmesi ve mümkün olduğu ölçüde uyum sağlanması, görüş birliği sağlanması, sanıyorum, çok daha iyi olurdu. Öyle anlaşılıyor ki, bu, henüz sağlanabilmiş değildir.

Peki, bu tasarı, Avrupa Birliğinin bizden beklediği gibi, Avrupa Birliğindeki uygulamalarla uyum içinde midir; Avrupa Birliğinin diğer üyelerinde, bu konular, bize sunulan tasarıdaki gibi düzenlenmiştir? Değerli arkadaşlar, bu konuda bazı çalışmalar yapıldığını biliyoruz, ilgili komisyonlara bu konuda bazı bilgiler verildiğini biliyoruz. Biz de bir araştırma yaptık, bugünkü dünyada internet yoluyla ulaşılamayacak bilgi azdır. Bizim vardığımız sonuçlar, biraz farklıdır.

Size bir örnek vereyim; bu yasa tasarısında deniliyor ki, Millî Güvenlik Kurulu, şimdiki gibi her ay değil, iki ayda bir toplanacaktır. Acaba, Avrupa Birliği mi bizden bunu bekliyor, böyle mi dediler; bütün Avrupa ülkelerinde iki ayda bir mi toplanır; böyle değil, Avrupa Birliği ülkelerinde benzeri kuruluşlar değişik zamanlarda toplanıyor. Daha seyrek toplananlar da var; ama, her ay toplanan da var. Örnek vereyim size, mesela, Litvanya’da, Millî Güvenlik Kurulu benzeri kuruluş her ay toplanıyor. Şunu diyebilir miyiz ki, Litvanya’nın coğrafî konumu, stratejik durumu, Türkiye’den daha önemlidir, orada her ay toplanması doğaldır; ama, Türkiye’de buna ihtiyaç yoktur; bunu söyleyebilir miyiz. Şunu söyleyebilir miyiz; biz, Millî Güvenlik Kurulunu iki ayda bir toplarsak, daha demokratik ülke oluruz, Avrupa Birliğine girişimiz kolaylaşır; ama, her ay toplanırsak, bu, demokratik sayılmaz, bizim üyeliğimiz güçleşir; bunu söyleyebilir miyiz.

Demek ki, bu gibi değişiklikler, Avrupa Birliği ülkelerindeki bütün uygulamaları yansıtmıyor; bir kere, bunu bilmemizde fayda var. Öyle anlaşılıyor ki, bu konu özellikle, Avrupa Birliğinin bir telkininden ziyade, hükümetin, bu konuları, askerlerle daha seyrek görüşme ihtiyacından kaynaklanıyor. Biz, bazı sayın bakanların basındaki demeçlerini böyle yorumluyoruz, böyle anlıyoruz. Bunu, bir eksiklik olarak görüyoruz. Daha sık görüşmekte bir sakınca yok. Efendim, denilebilir ki, ihtiyaç duyulduğunda, daha sık da toplanabilecek; tasarı bunu öngörüyor. Bu, diğer ülkelerin kanunlarında da var; diğer ülkelerin yasaları da aynen diyor ki “gerektiğinde daha sık toplanabilir.” Bütün mesele ilke; siz, ilke olarak, bugünkünden daha seyrek toplanmayı öngörüyorsunuz; bunu söylüyoruz.

İkincisi nedir: Efendim, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, askerlerden de olabilir, sivillerden de olabilir. Normaldir, doğaldır, Avrupa’daki uygulamalara uygundur; biz, buna karşı çıkmıyoruz; ama, şu zannedilmesin ki, Avrupa Birliği ülkelerinde -komisyon raporunda gördüğümüz gibi- genel sekreter sadece sivillerden oluşur; öyle değil. Avrupa Birliği ülkelerinde, bazılarında askerlerden oluşuyor veya üyeliğe kabul edilen ülkelerde, üyeliği yakında gerçekleşecek ülkelerde. Mesela, Bulgaristan’da, bu komitenin genel sekreteri askerdir. Mesela, Portekiz’de, şu anda, bu komitenin genel sekreteri bir korgeneraldir. Demek ki, şu izlenimi almayalım: Yani, bütün Avrupa ülkelerinde sivildir, bir tek Türkiye’de askerdir; bunu değiştiriyoruz; bu değil. Biz, karşı olduğumuz için söylemiyoruz; ama, bunların altını çiziyoruz; çünkü, uyum paketi demek, Avrupa Birliğiyle uyumlaştırma paketi demek.

Efendim, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, halen, Bakanlar Kurulu tarafından seçiliyor, tayin ediliyor; şimdi, Başbakanın onayıyla Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek, atanacak.

Değerli arkadaşlar, hükümet bu gibi değişiklikler yapabilir, buna itirazımız olmaz; ama, şunu söyleyelim: Bu, Türkiye’nin daha demokratik olduğunu kanıtlama anlamına gelmiyor. Genel Sekreter Başbakan tarafından atanırsa, önerilirse Cumhurbaşkanına, Türkiye demokratik bir ülke olacak; ama, Bakanlar Kurulunun onayıyla seçilirse, demokrasi sayılamayız! Bunu söyleyemeyiz.

Bunun ötesinde, en önemlisi, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin yetkileri konusu vardır. Şimdi, bu yetkilerin içinde, gerçekten, çağın gerisinde kalmış olanlar bulunabilir ve vardır, değiştirilmesi gerekenler vardır. Biz demiyoruz ki, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin yetkileri aynen olduğu gibi muhafaza edilmelidir, bir kelimesi değiştirilemez. Bunu söylemiyoruz; ama, şuna dikkat ediyoruz, şunu söylüyoruz: Bu tasarıyla bu yapılmıyor. Bu tasarıyla, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Yasasındaki yetkilerin tümü kaldırılıyor ortadan, hepsi kaldırılıyor. Ne kaldırılıyor mesela; Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin ilgili kamu kuruluşlarıyla birlikte ülke güvenliğiyle ilgili araştırmalar yapması, incelemeler yapması, planlar yapması, bu yetki de kaldırılıyor. Buna benzer pek çok yetki kaldırılıyor. Yani, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, tamamen işlevsiz, anlamsız bir hale getiriliyor.

Değerli arkadaşlar, hükümetin önerdiği metinde, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği şunu yapacak: “Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Millî Güvenlik Kurulunun sekreterlik hizmetini yürütür.” Sekretarya hizmeti yapacak. Başka; “Millî Güvenlik Kurulunca ve kanunlarla verilen görevleri yerine getirir.” Şimdi, kanunla verilen görevleri tamamen kaldırmışsınız. Yani, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununda bir tek yetki bırakmamışsınız. Bu, o anlama geliyor; çünkü, yetki veren 13 üncü maddeyi tamamen kaldırıyorsunuz, onun yerine bu iki cümleyi koyuyorsunuz. Bu doğru mudur?!

Anlıyoruz, hükümetin ihtiyaçlarını, sıkıntılarını, değişiklik ihtiyacını. Zannetmeyin ki, biz, bütün bunları anlayışsızlıkla karşılıyoruz. Zannetmeyiniz ki, biz, sizden daha az demokrasi yanlısıyız, sizden daha az sivilleştirme yanlısıyız; tam tersine, Cumhuriyet Halk Partisi, bu ülkede sivilleşmenin, demokrasinin, çok partili rejimin öncülüğünü yapmış partidir, Cumhuriyet Halk Partisi, Avrupa Birliğiyle üyeliği hedefleyen ortaklık anlaşmasını imzalayan partidir. Bizim Genel Başkanımız, o zamanki Başbakan Sayın İsmet İnönü imzalamıştır bunu. Yanlış anlamayın bizim sözlerimizi; ama, Millî Güvenlik Kuruluna, böyle bir örgüte pek çok ülkenin ihtiyacı vardır, bizim de ihtiyacımız vardır, Türkiye’nin de ihtiyacı vardır, sizin de ihtiyacınız vardır, bir gün herkese lazım olur. Böyle kuruluşlar, böyle örgütler bir gün herkese lazım olur, bu, ülke güvenliğiyle ilgili çalışmalar yapan bir örgüttür. Bütün yetkilerini çıkarırsanız yasadan, bunu anlamsız, işlevsiz, her sabah kendisine verilecek görevi bekleyen bir kuruluş haline getirirsiniz, yanlış olan budur. Bu konuda hükümeti uyarmak istiyoruz.

Şimdi, burada, esasa ilişkin olarak söylemek istediğimiz şudur: Biz, bütün bunları niçin yapıyoruz? Hükümet, gerçekten, baktı ki, bu yasanın hiçbir maddesinin tutar tarafı yoktur, hepsini değiştirelim de, yeni bir anlayış getirelim. Böyle mi yola çıktı? Yoksa, Avrupa Birliği, bizden bunları talep ediyor –demin metinlerini okudum- uyum için, Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlaması için bunları yapmamız lazım, onun için mi yola çıktı?

Arkadaşlar, görüyoruz ki, hükümetin yaklaşımının arkasında daha çok Avrupa ülkelerinin, bazı Avrupalı yetkililerin Türkiye’den beklentileri var. Bunlar, acaba niçin rahatsız oluyorlar Türkiye’deki askerin rolünden buna bakalım. Niçin rahatsız oluyorlar? Biz, çeşitli görüşmeler yapıyoruz Avrupa Birliği yetkilileriyle. Bize iki şey söylüyorlar; bir, askerin rolü, iki, Türkiye’de azınlıkların din özgürlüğünün olmadığı iddiası. Şimdi, bu iddiaları hükümet kabul ediyor mu? Ben, size soruyorum, Yüce Meclisin üyeleri olarak, siz kabul ediyor musunuz? Türkiye’de en yüksek karar alma mercii Türkiye Büyük Millet Meclisi değil midir? Biz, aylardan beri sizinle birlikte çalışıyoruz. Elinizi vicdanınıza koyarak şunu diyebilir misiniz ki: “Bu Meclisin aldığı kararları askerler yönlendirir. Her kararımızı askerlerin talimatıyla alıyoruz.” En hassas konularda burada karar aldık, bir tanesinde askerlerin baskısıyla hareket ettik mi?! Şimdi, biz “Türkiye’de, siyasete askerler tahakküm ediyor” yolundaki iddiaları kabul edebilir miyiz?! Bizim hükümetten beklediğimiz şudur; Avrupalılara deyiniz ki: “Türkiye’de, siyaseti askerlerin yönlendirdiği, siyasete askerlerin tahakküm ettiği iddiası tamamen gerçekdışıdır. Türkiye’de, siyasete Türkiye Büyük Millet Meclisi yön verir ve o da, halkın egemen iradesini temsil eder.” Hükümeti, maalesef, bu konularda yeterince açık bir dille konuşur görmüyoruz. Türkiye’nin bu konudaki gerçeklerini, Avrupalılara hiç çekinmeden anlatmamız lazım. Düzenlemeler gerekiyorsa, düzeltelim; yasaları değiştirelim, askerlikle ilgili, Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili yasalar da dahil hepsini değiştirelim; ama, şu izlenime karşı çıkalım: “Bu ülkeyi askerler yönetiyor.” Bu, doğru değildir; doğru olmadığını, sanıyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarımız da kabul edecektir.

Şimdi, biz, Yedinci Uyum Paketini desteklerken, ilke olarak, bu söylediğim düşüncelerle destekliyoruz ve bu değişiklikler Yüce Meclis tarafından onaylanırsa, uygulamada, hükümetin, bu düşüncelerimize gereği gibi değer vereceğini ümit ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğine üyelik gibi millî bir davada, biz, iktidar ve muhalefet, el ele çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz; bu konuda bizim hiçbir kompleksimiz yoktur, hiçbir sıkıntımız yoktur ve biz, Meclisin birlik halinde olmasından Türkiye’nin kazançlı çıkacağına inanıyoruz.

Saygılarla selamlıyorum Yüce Meclisi. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öymen.

Tasarının tümü üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Düzce Milletvekili Sayın Yaşar Yakış; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YAŞAR YAKIŞ (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 262 sıra sayılı -Yedinci Uyum Paketi olarak adlandırılan- Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı konusunda AK Parti Grubumuzun görüşlerini sunmak için huzurunuzda bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce, Yedinci Uyum Paketinin ne olduğu konusunda birkaç kelime söyledikten sonra, içeriği hakkında da, Grubumuzun düşüncelerini sizlerle paylaşacağım. Yedinci Uyum Paketi, Avrupa Birliği müktesebatına uyum sürecimizin bir aşamasından ibarettir; yani, bundan sonra da çok sayıda yasa tasarıları gelecektir. Bunların her birinde de, şu anda İngilizce metni 83 000 sayfadan ibaret olan Avrupa Birliğinin o büyük müktesebatına uyum için, adım adım ilerleyeceğiz. Dolayısıyla, Yedinci Uyum Paketi, işte o süreçte bir aşamadan ibarettir; ne herhangi bir sürecin başlangıcıdır ne de herhangi bir sürecin sonudur.

Bu yasa tasarılarını neden bir paket halinde sunuyoruz? Pek tabiî ki, bu yasa tasarısında yer alan hususları, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli temsilcilerinin çeşitli vesilelerle dile getirdikleri gibi, ilgili yasalardayasanın bütünlüğünü bozmadan yasanın tümünde, belki Yüce Meclise sunmak suretiyle, değişiklikler yapmak da mümkündü. Evet, böyle bir yöntem vardır. Örneğin, bugün, Türk Ceza Kanunu Avrupa Birliği normlarına, Kopenhag Kriterlerine uymamaktadır. Dolayısıyla, Türk Ceza Kanununun tümünü veya Dernekler Kanununu veya Vakıflar Kanununu da, zamanı gelince değiştirmek gerekir; fakat, bunların büyük hacimli kanunlar olduğu hepinizin malumlarıdır. Dolayısıyla, o hazırlıkları tamamlayıp da, o büyük yasaları değiştirerek, Avrupa Birliği için, Kopenhag Kriterlerine uyum açısından olmazsa olmaz sayılan unsurları, bir an önce -biran önce derken neyi kastediyoruz- 2003’ün sonunda yapılacak olan Avrupa Birliği zirvesine yetiştirecek şekilde yapmamız mümkün olmadığı için, hükümetin şu anda öncelikli gördüğü hususları, çeşitli yasalardan çıkararak, bir paket haline getirmek suretiyle, Yüce Meclisin huzuruna sunmuş bulunuyoruz. Dolayısıyla, paket olmasının nedeni, o bütünlüğü bozmak amacında olduğumuz için değil veya o paket, AK Partinin, kendi çıkarları açısından öncelikli gördüğü ve oraya sıkıştırmak istediği hususlara da yer açmak için oluşturulmuş değildir; tamamen zamana karşı olan yarışın doğal bir gereğidir.

Peki, bu paketi, neden bu kadar aceleye getirerek, Meclisin kapanmasından önceki iki günlük dar çerçeveye sıkıştırmak zorunda kaldık; bunun tarihçesinin değerli milletvekillerinin malumu olduğunu tahmin ediyorum. Biliyorsunuz, 2003 yılının sonunda yapılacak olan Avrupa Birliği zirvesinde, Türkiye’nin, Avrupa kriterlerine -Kopenhag Kriterlerine- uyup uymadığının bir değerlendirmesi yapılacaktır. Değerlendirme, 2004 sonunda yapılacak, müzakerelere başlanılıp başlanılmayacağı belirlenecektir; ama, bizim, 2004’ün sonunu değil, bu iş için 2003 yılının sonunu hedeflediğimiz daha geçen sene, o zamanki Avrupa Birliğinin Dönem Başkanı olan Danimarka’nın Başbakanı Rasmussen’in huzurunda, o zaman, Parti Genel Başkanı sıfatıyla Danimarka’yı ziyaret etmiş olan şimdiki Başbakanımız tarafından ifade edilmişti ve Sayın Başbakanımız demişti ki: “Biz, Türkiye’nin giriş müzakerelerinin 2003 yılında başlaması gerektiğini düşünüyoruz. Neden; çünkü, öteki ülkelerle müzakereler, daha Kopenhag kriterlerinin tümüne uyacak noktaya gelmeden başlamıştı. Hatta, bazı ülkelerin müzakerelerin başlamasından iki yıl sonra o ülkeler için hazırlanan gelişme raporlarında    -filanca ülke, ismini burada zikretmek istemiyorum- “üyelik müzakerelerinin başlamasından itibaren iki yıl geçmiş olduğu halde, o ülke, henüz Kopenhag kriterlerine uyumlu hale getirmemiştir mevzuatını” diye o ülkeyle ilgili değerlendirme raporlarında bu çeşit hükümler yer alıyordu. Biz de, Sayın Başbakanımızla, o zaman dönem başkanına “madem, o ülkeler henüz Kopenhag kriterlerine uymadan müzakerelere başlayabildiğine göre; hatta, müzakereler başladıktan iki yıl sonra dahi Kopenhag kriterlerine uyma açısından eksiklikler arz ettiğine göre, o zaman Türkiye’yle de müzakerelere 2003 başında -yani, birkaç hafta sonraydı o tarihe göre- başlayabilmeniz lazımdır” demiştik; fakat, Avrupa Birliğinin buna henüz hazır olmadığını gördük ve “eğer 2003 yılının başında bunu sağlayamıyorsanız 2003’ün ortasında başlayabilirsiniz müzakerelere, o da olmazsa 2003’ün sonunda başlayabilirsiniz; çünkü, biz o tarihe kadar şu anda mevcut olan eksikliklerimizi de tamamlayabileceğimize inanıyoruz” demiştik. Dolayısıyla, biz, Avrupa Birliğine uyum açısından, daha doğrusu Kopenhag kriterlerine uyum açısından mevcut olan eksikliklerimizi 2003 sonuna kadar tamamlayabileceğimizi o tarihte Avrupa Birliği Dönem Başkanı Rasmussen’e bildirmiştik. Kendi açımızdan tutarlı olmak için bu vaadimizi yerine getirmeyi arzu ediyoruz; yani, 2003 yılı sonunda çıkacak olan raporda “Türkiye’nin, artık Kopenhag kriterlerine uyum açısından bir eksiği kalmamıştır” diye bir ibarenin, bir ifadenin değerlendirme raporunda yer almasını arzu ediyoruz.

Peki, diyeceksiniz ki “daha yıl sonuna üç dört ay var, dört beş ay var; niye bu kadar acele ediyorsunuz?” Acelenin sebebi basittir; 2003 yılının sonunda, aralık ayında değerlendirilecek olan veya müzakerelere temel teşkil edecek olan Avrupa Birliği Raporu ekim ayında yayınlanacaktır. Peki, diyeceksiniz ki, o zaman, ekim ayını bekleseydiniz; ama, ekim ayında hazırlanacak olan raporun bilgileri, rapora mesnet teşkil edecek olan bilgiler, Türkiye tarafından, ağustos ayında en geç Avrupa Birliğine iletilecektir. Dolayısıyla, Yüce Meclis tatildeyken, ilgili makamlarımız, Avrupa Birliği Komisyonuna diyeceklerdir ki “şimdiye kadar şu şu yasaları çıkardık; böylelikle, Avrupa Birliği Kopenhag kriterlerine uyum açısından size vaat ettiğimiz noktaya gelmiş bulunuyoruz.” Bunu söyleyebilmek istiyoruz. Bunun, yetkili makamlarımızın Avrupa Birliği Komisyonuna ağustos ayında göndereceği raporda yer alabilmesi için de, Meclisin, tatile girmeden önce bu yasaları çıkarması gerekiyordu; dolayısıyla, neden şimdi, neden bu kadar acele sorusunun cevabı burada yatmaktadır.

Efendim, paketin içeriğinde ne var? Sayın Büyükelçi Öymen, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli sözcüsü, paketin içerisinde önem verdikleri hususlara değindiler. Nitekim, en önemli hususlar, kendilerinin de altını çizdiği hususlardı. Pek tabiî ki, bunun dışında başka hususlar da var; ama, en önemlileri oydu. Bunlar arasında Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili söyledikleri, nitekim, çeşitli müzakerelerde de üzerinde en fazla durulan konulardan biri oldu.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili, Millî Güvenlik Kurulunun kendisi ve Millî Güvenlik Kurulunun Sekretaryası, yine, ona sekretarya hizmeti veren Genel Sekreterlikle ilgili olarak yaptığı değişikliklerin özü nedir; özü gayet basit, nitekim, Sayın Büyükelçi Öymen’in söylediği gibi, Avrupa Birliği ülkelerinde Millî Güvenlik Kuruluna tekabül eden kuruluşlar yeknesak değil, hepsi birbirine benzer şekilde değil; bazılarında, esasen, bizdeki Millî Güvenlik Kuruluna benzeyen, ona tekabül edecek bir kuruluş yok. Bu ülkeler arasında Fransa, İsveç, Danimarka, Finlandiya ve Lüksemburg var. Bu ülkelerde millî güvenlik kurulu adıyla faaliyet gösteren bir kuruluş olmadığı gibi, ona benzer hizmetler ifa eden kuruluş da yok.

Peki, başka ülkelerde nasıl; başka ülkelerin birçoğunda millî güvenlik kurulu sivillerden oluşuyor, yani, bünyesinde asker barındırmıyor; bunlar da, Belçika, Estonya, Macaristan ve Portekiz.

Peki, millî güvenlik kurulu içinde asker bulunduran ülkeler var mı; var, Almanya bulunduruyor, Belçika bulunduruyor.

Dolayısıyla, Türkiye, bu modeller arasında, yani, hiç millî güvenlik kurulunun isminin dahi bulunmadığı yelpazenin bir ucundaki ülkelerden kalkarak, bünyesinde asker de bulunduran ülkelere kadar olan bu yelpaze içinde kendisine ve ihtiyaçlarına en fazla uyan model hangisiyse onu seçmiştir ve bir adım daha ileri gitmiştir. Sayın Büyükelçi Öymen’in de belirttiği gibi, Türkiye’nin kendine özgü koşulları vardır. Türk toplumunda askeriyenin kendisine özgü çok saygın bir yeri vardır, cumhuriyetimizin kurulmasında, yaşatılmasında askeriyenin çok önemli rolü vardır. Bütün bunlar da göz önüne alınarak... Örneğin, içinde, bünyesinde, üyeleri arasında en çok asker bulunduran millî güvenlik kurulu Türkiye’dedir; yani, Genelkurmay Başkanımız, 3 kuvvet kumandanı ve jandarma kumandanı olmak üzere 5 general bulundurmaktadır. Hükümetimiz, bünyesinde bu kadar çok asker bulunduran bir Millî Güvenlik Kurulunu neden tercih etti; çünkü, Türkiye’nin ihtiyaçları böylesini gerektiriyor. Onun için, biz, başka ülkeler şöyle yapıyor, böyle yapıyor diye değil, Avrupa’nın genel gidişine bakıyoruz; o veriler karşısında, bizim bünyemize hangisi en çok uyuyorsa, o modeli almış bulunuyoruz ve ona Türkiye’nin koşullarının gerektirdiği düzeltmeleri yapmak suretiyle.

Bir de, Millî Güvenlik Kurulu Sekreteryasının görev tanımıyla ilgili bir değişiklik oldu. Bu da bazen tartışmalar yarattı. Millî Güvenlik Kurulu Sekreteryasının görevleriyle ilgili olarak yapılan değişiklik, aslında, öze dokunan bir değişiklik değil. Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun 2 nci maddesinde verilen görevleri şu şekilde yapar diye -2 nci maddesinde belirtilen hususları- 4 üncü maddesinde tekrar sayıyordu. Biz, o yasanın 2 nci maddesindeki o görev tanımını, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin kuruluşuyla ilgili yasanın 2 nci maddesinde ayrıntılı olarak belirlenmiş olan o görevi nasıl yerine getireceği hususunu 4 üncü maddede belirlemek suretiyle, yasa tekniğine daha uygun bir yazım getirmiş bulunuyoruz. Esas itibariyle, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin işlevleri ve görevleriyle ilgili yapılmış olan değişiklik bundan ibarettir.

Pek tabiî ki -Cumhuriyet Halk Partisinin de çeşitli zamanlarda dile getirdiği gibi- Avrupa’da, temel hak ve hürriyetlerin uygulanması, yararlanılması açısından bizden daha geri olan ülkeler vardır. Onları da örnek alabiliriz; fakat, biz, acaba, bu açıdan en geri olan, temel hak ve hürriyetlerin en kısıtlı olduğu ülkeleri mi örnek almalıyız; yoksa, Türk toplumunun gelişmişlik düzeyini nazarı itibara alarak, Türk toplumu hangisine layıktır bu örneklerden, ona bakarak mı bir mevzuat geliştireceğiz. Buna bakarak, hükümetimiz, Türkiye’nin bugünkü koşullarına en uygun olanına     -yoksa, Avrupa Birliği, müzakerelere başlamak için bize yeşil ışık yaksın endişesiyle değil- Türk toplumu, hangi düzeyde temel hak ve hürriyetlere daha layıktıra bakmak suretiyle, temel hak ve hürriyetlerin alanını o ölçüde genişletmiş bulunuyoruz. Bu, pakette hangi maddelerle alakalı; bu, Dernekler Kanunuyla ilgili getirdiğimiz değişikliklerde var, askerî harcamaların denetlenmesiyle ilgili bir madde var. Biliyorsunuz, pek tabiî ki, Meclis, askerî harcamaları da izin verirken, istediği gibi tartışabiliyor, orada bir sorun yok; fakat, denetlenmesinde, askerî harcamaların denetlenmesinin gerektirdiği gizlilik kuralına özellikle uymak suretiyle, Sayıştayın denetleme alanına askerî masrafları da sokmuş bulunuyoruz; bu, esasen, dünyadaki uygulamaya da uygun bir yasa değişikliğidir.

Vakıflar Kanununda bazı değişiklikler öngörüyor.

Bir de, Türkiye’de anadil olarak konuşulan Türkçe dışındaki dillerde yayın yapılmasıyla ilgili hususlar var. Bu konu, bundan önceki paketlerde de ele alınmıştı; fakat, uygulamada ortaya çıkan bazı güçlükleri bertaraf etmek için yasaya bazı açıklıklar getirilmiştir; dolayısıyla, 7 nci Uyum Paketi, esas itibariyle bunları içermektedir.

Biz, AK Parti Grubu olarak, yukarıda açıkladığım nedenlerle, bu yasaya olumlu oy vereceğiz.

Sözlerime son verirken, Yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yakış.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.


Tasarının TBMM Genel Kurulu'nda kabulünün ardından Adalet Bakanı Cemil Çiçek teşekkür konuşması yaptı, CHP Grup Başkanvekili Mustafa Özyürek de görüşlerini açıkladı.

Çiçek ve Özyürek'in konuşmaları şöyle:

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Meclis gündemi son derece yüklü; o sebeple, birkaç cümleyle bu tasarı hakkındaki düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

Yasalaştırdığımız bu paketle, Türkiye, Avrupa Birliği yolunda bir önemli adımı daha atmış bulunmaktadır. Bu yasa, daha kaliteli bir demokrasi için de, daha özgür bir toplum için de önemli bir adımdır. Hepimiz biliyoruz ki, dünyada gelişmiş ülkeler grubunda yer alanların hemen tamamı, yüksek demokrasi standardına sahip ülkelerdir. Biz, bu düzenlemeleri yaparken, Türkiye’nin demokrasi tarihine birlikte not düşerken yapmak istediğimiz şey, çağı yakalamak, hak ve özgürlükler açısından birinci lig ülkeler arasında yer almaktır; esas hedefimiz budur. Bu yasalar dolayısıyla, ülkemiz için, milletimiz için, devletimiz için herhangi bir endişeye de mahal yoktur. Bu değişiklikler ve bu değişikliklerin içeriğini Avrupa Birliği uğruna verilmiş tavizler olarak görüp pişmanlık duymak yerine, Türkiye’nin ihtiyacı olan düzenlemeler olarak görmek, ülkenin hep ertelediği sorunlarını kalıcı çözümlere kavuşturmak için gerekli iklimi ve ortamı hazırlayan düzenlemeler olarak görmek daha doğru olacaktır. Şimdi, belki, bu Meclise düşen en önemli görevlerden bir tanesi, sadece yasalarda değişiklik yapmak değil, bu yasaların hedeflediği, demokrasi adına, demokrasi için, bireyin hak ve özgürlüklerini öne çıkaran, çağdaş bir anayasayı yapmaktır. Zannediyorum, yeni dönemde, belki, en öncelikli meselemiz, yine, iktidarıyla ve muhalefetiyle, bu Parlamento içerisinden, günün ihtiyaçlarına uygun, beklentilerine uygun bir çağdaş anayasayı yapmaktır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ümit ediyorum ki, bunu da, birlikte başaracağız.

Bu düşünce ve bu inançla, bu tasarılara destek veren herkese, siyasî parti gruplarına, teker teker milletvekillerimizin hepsine, Başkanlık Divanına teşekkür ediyor, bu yasanın, ülkemiz için, milletimiz ve demokrasimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; gösterdiğiniz anlayışa teşekkür ederim.

(...............)

Değerli arkadaşlarım, oyumun rengi anlamında söz istemiştim; ama, oyumuzu zaten verdik, oyumuzun olumlu olduğunu hep birlikte gördünüz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Hep ifade ettiğimiz gibi, Avrupa Birliği, Türkiye’nin batılılaşma idealinin son aşamasıdır. O nedenle, bu aşamaya ulaşmamızı kolaylaştıracak bütün adımları, bütün girişimleri, biz, sonuna kadar destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz ve bunu, sadece, bizi Avrupa Birliğine alırlar, almazlar anlamında değil, Türkiye’nin, halkımızın ihtiyacı olduğu için de destekliyoruz. Varsayalım ki - inşallah üye oluruz, inşallah o camianın bir parçası oluruz- bu gerçekleşmese bile, attığımız demokratikleşme adımları, kesinlikle, bizim için, halkımız için, daha uygar, daha demokrat, daha çağdaş bir toplum ideali için zorunlu adımlardır. O nedenle, biz, bu adımları her zaman destekledik, destekliyoruz.

Burada sözcülerimiz de ifade etti, zaman zaman kamuoyuna da yansıyan görüşlerimiz var; bu yasaların, takvimin verdiği sıkışıklık içinde önemli eksiklerle hazırlandığını biz de fark ediyoruz, biz de görüyoruz; yani, bu yasaları destekliyor olmamız, bu yasaların mükemmel olduğu anlamına gelmez. Bu yasalarda önemli eksikler var, sözcülerimiz de açıkladı, biz de açıklıyoruz. Meclisin tatil döneminden sonra, daha rahat, daha geniş bir ortam içinde, bu eksikliklerin de tamamlanması gerektiğini ifade ediyorum ve bu yolda temennimi de söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, yasa çıkarmak biraz kolay. Özellikle iki partili bir Parlamentoda ve Cumhuriyet Halk Partisi gibi uygar, katılımcı bir anlayışla olaylara bakan bir muhalefet partisinin bulunduğu bir Parlamentoda yasa çıkarmak kolay; ama, yasaları uygulamak o kadar kolay değil.

Örneğin, anadilde yayın ve anadilin öğretilmesi konusu, çok uzun zamandır Türkiye'nin gündemindedir. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 1989 yılında bir rapor hazırlamıştık. O zaman “Kürt Raporu” diye anılmıştı ve şimdiki Genel Başkanımız o zaman Genel Sekreterdi, DGM’de bu nedenle yargılanmıştı. Biz, o zaman da, herkesin anadilini özgürce öğrenmesinden yana olduğumuzu ifade etmiştik.

Şimdi, bununla ilgili, bunca zaman geçti, kanunlar çıkardık, bu pakette de bu yönde düzenlemelerimiz var. Ben, Hükümetimizden özellikle rica ediyorum, artık bu konuyu, konuşulan, durmadan kanunları bekleyen, yönetmelikleri bekleyen  bir konu olmaktan çıkaralım. Kim özel televizyon kurup da anadilini öğretmek istiyorsa, buyursun, kursun, öğretsin. Kim, hangi kursta anadilini öğretmek istiyorsa, açsın, öğretsin. Bu konularda, artık bir komplekse kapılmaktan “acaba, şu dil öğrenilirse, şu dil konuşulursa, ülke tehlikeye girer mi” kompleksinden kesinlikle kurtulmamız gerekiyor. Bu iletişim çağında, herkes, istediği dilde, istediği yayınları uzaydan izliyor; ama, biz, kanunları çıkardık; ama, hâlâ, RTÜK, beklenen yönetmeliği çıkarmadığı için bu televizyonları kuramadık. Öyle zannediyorum ki, Sayın Dışişleri Bakanımız, yurt dışına her gittiğinde, bu eksikliğin yüzüne vurulmasından büyük bir eziklik duyuyordur; yani, uygulama çok önemlidir, bu adımları bir an önce atalım. Bu ana dil konusunu -ana dilde eğitim, ana dilde televizyon ve radyo yayını meselesini- sorun olmaktan çıkaralım.

Değerli arkadaşlarım, bunu, herkesin kafasına, özellikle, emniyet kuvvetlerinin kafasına yerleştirmeliyiz ki, bu işler yasak olmaktan çıkmıştır.

İstanbul’da, zaman zaman, buna benzer kurslar açılıyor. Kürtçe öğrenmek isteyen insanlar var. Kendi ana dilini merak edenler var, yurt dışından gelip bunu öğrenmek isteyenler var. Benim kızım da bunlardan biri; başına gelenleri anlatsam, burada, saatlerce hikâye olur.

Değerli arkadaşlarım, artık, bunları, yasak olmaktan, polis baskısıyla, polis tehdidiyle eğitim yapılan yerler olmaktan çıkaralım. Bu konuda, Meclis, üstüne düşen görevi yaptı. Her türlü adımı attı ve uygulama; hükümetimizin bu uygulamayı bir an önce hayata geçirmesini bekliyorum.

Bu konuda bir endişemi, bir korkumu da ifade etmek istiyorum. Kabul ettiğimiz kanunun 23 üncü maddesinde bir hüküm var; orada Bakanlar Kurulu hangi dilde eğitim yapılacağını belirler deniyor. Umarım, burada bir yasakçı anlayışı sergilemeyiz. Belli, Kürtçe var, Lazca var, Çerkezce var. Yarın, birisi, az duyulan bir dilde kurs açmak istediği zaman “hayır, Bakanlar Kurulu buna izin vermiyor, böyle bir anadili biz tanımıyoruz” demeyelim; geniş bir tanım içerisinde, isteyen, istediği dilde eğitimini yapsın, yayınını yapsın, bir yasaklamayı kesinlikle yapmayalım diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin görevleriyle ilgili konular tartışıldı. Burada, gerçekten, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin görevleri çok kısıtlanmış bir hale geldi.

Sayın Adalet Bakanımız, bu konudaki eleştirilere komisyonda cevap verirken “evet, tasarıda bir sınırlama getiriyoruz, saydığımız görevler azalıyor; ancak, Millî Güvenlik Kurulu, Genel Sekreterliğe dilediği görevleri verebilir. O bakımdan, bu Genel Sekreterliğin bazı görevlerinin tasarıda sayılmamış olması, o görevlerin yapılmasına engel teşkil etmez. Kurul, böyle bir görevlendirme yapabilir” demişlerdi. -hafızam beni yanıltmıyorsa- ama, şimdi, burada, verilen bir önergeyle, bu görevlerin önemli kısmının bir Başbakan yardımcısına aktarılacağını öğrendik, gördük ve kanun olarak gerçekleşti.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, baştan sona katılıp komisyonda müzakereleri izleyen bir milletvekili olarak, doğrusu, Sayın Bakanımızın oradaki açıklaması ile bu önerge arasında, benim açımdan çok ciddî bir çelişki oldu. Bunlara gerek yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonu açıyorum, buyurun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Hemen bitiriyorum Sayın Başkan.

Böyle bir ihtiyaç varsa, niçin Bakanlar Kurulundan gelen tasarıda yer almadı? Böyle bir ihtiyaç varsa, komisyonda önerilip, oradaki üyelerin geniş geniş tartışmasına niçin fırsat verilmedi; burada, son anda getirilen bir önergeyle, böylesi bir önemli konuda düzenleme yapıldı?! Bunlar ne oluyor biliyor musunuz arkadaşlar; böylesine önemli, kurumlararası güven ortamını sağlama açısından hassas konularda, sanki, son anda bir şeyler yapmak istiyormuşuz izlenimi doğuyor. Böyle bir niyetiniz olmayabilir; Sayın Bakanımızın böyle bir niyeti olduğuna ihtimal vermem; ama, görüntü, bu izlenimi doğuruyor. Bundan kaçınalım.

Elbette özgürlükler önemli, elbette demokrasi önemli; ama, güvenlik de önemli değerli arkadaşlarım. Özellikle, bizim gibi hassas bir bölgede yaşayan, etrafında devamlı darbelerin, savaşların, işgallerin olduğu bir ülkede, silahlı kuvvetlerimizi hırpalayan, sanki onları hırpalamaktan zevk alan bir havayı kesinlikle vermeyelim. (AK Parti sıralarından “hayır, hayır” sesleri) Böyle bir hava olduğunu söylemiyorum; ama, buna dönük, çok insafsız yayınlar olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Bunlara fırsat vermeyelim.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri... Geçmiştekileri severiz, sevmeyiz; ama, yeni dönemde getirdik, bundan sonra Sayın Başbakan önerecek, Cumhurbaşkanı atayacak. Artık, bu insana da güvenmezsek, bu insanın yetkilerini de kısarsak, bunun bir gereği yok ki! Kimsenin bir rolü yok. Sayın Başbakanın önermediği hiç kimsenin, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri olması söz konusu değil. Kendinizin atayacağı kişiye de, biraz daha yetki, biraz daha sorumluluk vermemiz gerekirdi diye düşünüyorum.

Bu yasanın kabul edilmiş olmasından, Cumhuriyet Halk Partisi olarak mutluluk duyduğumuzu ifade ediyorum ve umarım ki, artık, ekim ayında hazırlanacak olan Avrupa Birliği ilerleme raporu açısından, biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, iktidarıyla muhalefetiyle, elimizden geleni yaptık; bundan sonrası hükümete kalıyor. Uygulamayı eksiksiz olarak gerçekleştirmek gerekiyor ve burada yapılanları, Avrupa Birliği üyelerine rahat bir şekilde, en iyi şekilde anlatma ihtiyacı doğuyor. Bunların yapılmasını diliyorum.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Avrupa’da, içinde yer aldığımız Sosyalist Enternasyonalde, Türkiye’nin, Kopenhag kriterlerinin gereklerini yerine getirme noktasında hiçbir eksiği olmadığını geçmişte anlattık, bundan böyle de anlatmaya devam edeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
 


(31 TEMMUZ 2003)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2003 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.