| VI- ESASIN İNCELENMESİ
Birleştirme kararına konu başvuru kararları ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülen Yasa kuralları, bunların
gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
A- Yasa Hakkında Genel Açıklama
İtiraz konusu 4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinde, genel olarak ölüm
cezası ve hürriyeti bağlayıcı cezaların infazı ile ilgili kurallara yer
verildiği,tüm özgürlüğü bağlayıcı cezalardan on yıllık indirim öngörülerek,
çekilmesi gereken cezası kalmayanların derhal, kalanların ise tabi oldukları
infaz kurallarına göre süreleri dolduğunda iyi halli olup olmadıklarına
bakılmaksızın şartla salıverilecekleri, sanıkların tutukluluk durumlarının
gözden geçirilerek bu konuda öncelikle karar verilmesinin öngörüldüğü,
üst haddi on yıldan fazla özgürlüğü bağlayıcı ceza gerektiren suçlara ait
hazırlık ve son soruşturmaların tamamlanacağı, ancak kesinleşen mahkumiyetlere
2.bendin uygulanacağı, yasa kapsamına dahil olmakla birlikte üst haddi
on yıldan az özgürlüğü bağlayıcı ceza gerektiren suçlar için, haklarında
henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına geçilmiş olmakla
birlikte henüz dava açılmamış veya dava açılmakla birlikte henüz hüküm
verilmemiş veya verilen hüküm henüz kesinleşmemiş soruşturmalar bakımından
davanın açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi imkanının getirildiği,
maddenin 5. bendinde bu kuralların uygulanmayacağı yasa ve hükümlerin ayrı
ayrı sayılmak suretiyle ortak genel istisnaların belirlendiği, maddenin
6. ve 9. bentlerinde ortak genel hükümlere, 7. ve 8. bentlerinde de yalnızca
cezası kesinleşmiş hükümlülüklere uygulanacak kuralların yer aldığı görülmektedir.
4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesine ilişkin genel gerekçe şöyledir:
"Toplumda meydana gelen sosyal ve ekonomik değişimlerin, suçluların
çeşitliliğinin ve miktarının artmasında etken olduğu görülmektedir. Bu
suçları işleyenlerin topluma yeniden kazandırılmaları ve toplumla bütünleşmeleri
bakımından, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçların infaza esas olan
cezalarının toplamından on yıl indirim yapılmaktadır.
Tasarıda, ölüm cezalarının yerine getirilmemesi, onun yerine ilgili
kanunlarda öngörülen infaz hükümlerinin uygulanması; müebbet hapis cezasına
mahkum olanların ilgili kanunlarına göre çekmeleri gereken cezalardan,
diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçları işleyenler ile
cezaları şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin hükümlülük
süresinden on yıl indirim yapılması, kişinin muhtelif suçları söz konusu
olduğunda tüm suçlarının cezalarının toplamı üzerinden yapılacak indirimin
on yılı geçmemesi ilkeleri benimsenmiştir.
Ayrıca, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde
öngörülen şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen
suçlardan dolayı kamu davasının açılmasının ve açılmış davaların kesin
hükme bağlanmasının ertelenmesi, ertelenen davalardan dolayı varsa tutukluların
salıverilmesine karar verilmesi ve bu suçlarla ilgili dava ve delillerin
öngörülen sürelerin sonuna kadar muhafaza edilmesi, erteleme konusu suç
kabahat ise bir yıl, cürüm ise beş yıl içinde bu kabahat veya cürüm ile
aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir
suç işlenmeksizin geçirilmesi halinde, ertelemeden yararlanan hakkında
kamu davasının açılmaması ve açılmış olan davanın ortadan kaldırılması
öngörülmüştür.
Buna karşılık bazı suçlar, kamu düzeni ve kamu güvenliğiyle yakın ilgileri
nedeniyle kapsam dışı bırakılmıştır".
B- Af, Şartla Salıverilme ve Ertelemenin Hukuki Nitelikleri
1- Af
Af, suç teşkil eden fiiller için ceza vermek hakkını ortadan kaldıran,
verilmiş olan cezaların kısmen veya tamamen infazını önleyen, yetkili mercilerce
yapılmış hukuki tasarruflardır. Af yetkisinin kullanılması, netice itibariyle
devletin cezalandırmak hakkından geçici olarak feragat etmesi anlamına
gelmektedir.
Af bazen sadece kesinleşmiş cezaları kaldıran, hafifleten veya değiştiren,bazen
de kamu davasını düşüren veya mahkumiyeti bütün sonuçlarıyla birlikte yok
sayan bir kamu hukuku tasarrufudur. Bu genel tanım affın iki şekilde ortaya
çıktığını göstermektedir. Bunlardan biri mahkumiyet ve kamu davasını ortadan
kaldıran genel af, diğeri de sadece cezaya etki eden özel aftır.
Genel af, sosyal fayda düşünceleri ile bütün veya belirli bazı suçları
ve hükmedilmiş ise cezaları bütün neticeleriyle birlikte düşüren bir yasama
işlemidir, fiile yöneliktir ve çıkarılacak bir yasa ile gerçekleştirilir.
Türk Ceza Kanunu'nun 97. maddesine göre, genel af henüz kesin mahkumiyetle
sonuçlanmayan suçları kapsamına almışsa kamu davasını, kesinleşmiş mahkumiyet
kararı bulunan suçları kapsamına almışsa hükmedilen cezaları bütün neticeleriyle
birlikte ortadan kaldırır.
Affa tabi olan fiiller; hukuki tavsifleri, kanun hükümleri, belirli
bir cezayı gerektirmeleri veya belirli suç kategorisi gözetilmek suretiyle
belirtilir ve af kanunlarının uygulanması bu dört ihtimale göre değişen
yönler gösterir.
Genel affın şarta bağlı olarak düzenlenmesi mümkündür. Şahsi hakların
tazmin edilmesi veya belirli bir süre içerisinde başvurulması şeklinde
bir mükellefiyeti yerine getirmeye mecbur tutularak taliki şartlar söz
konusu olabileceği gibi, sanık veya hükümlünün aftan yararlandıktan sonra
belli bir süre ile suç işlememesi şeklinde infisahi şartlar da genel af
tasarruflarında yer alabilir.
Genel af, kapsamı içerisinde bulunan suçlar bakımından mahkumiyetin
cezai neticelerini ortadan kaldırdığından kural olarak şahsi hakka yönelik
taleplerin ileri sürülmesine engel olmaz.
Özel af ise, Türk Ceza Yasası'nın 98. maddesine göre cezayı ortadan
kaldıran, azaltan veya değiştiren, başka bir cezaya çeviren aftır.
Özel af, işlenmiş olan fiilin suç niteliğini kaldırmaz; ancak hükmedilmiş
ve kesinleşmiş olan cezalarda söz konusu olur. Bu sebeple kamu davasının
açılması, devamı ve kesin hükme bağlanması gerekir. Kamu davasına ve mahkumiyete
etkisi olmaması, yalnız ceza üzerine etkili olması nedeniyle özel af sadece
cezayı kısmen veya tamamen düşüren bir sebeptir.
Özel af bundan faydalanacaklar bakımından ferdi ve toplu özel af olmak
üzere ikiye ayrılır. Anayasa'nın 87. ve 104. maddelerine göre ferdi özel
af çıkarma yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı'na, toplu
özel af çıkarma yetkisi ise Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne aittir.
Genel afta olduğu gibi özel af tasarruflarında da geciktirici (taliki)
veya bozucu (infisahi) şartlara yer verilebilir.
Özel affın mahkumiyete tesir etmemesi nedeniyle mahkumiyete bağlı ehliyetsizlikler
devam eder.
2- Şartla Salıverilme
Şartla salıverilme, mahkum edildiği hürriyeti bağlayıcı cezalardan,
kanunun gösterdiği bir kısmını iyi hal ile ve kurallara uyarak geçirmiş
bulunan hükümlünün, konulmuş olan şartlara riayet etmediği takdirde geri
alınması şartı ile, hükümlülük süresini tamamıyla bitirmeden, merciince
alınacak bir kararla salıverilmesini ve böylece serbest hayata dönmesini
ya da bu hayata geçişin kolaylaştırılmasını sağlayan bir kurumdur.
Şartla salıverilme, cezanın çektirilmesinin kişiselleştirilmesi, başka
bir deyişle cezaevindeki tutum ve davranışlarıyla (iyi durumuyla) topluma
uyum sağlayabileceği izlenimini veren hükümlünün ödüllendirilmesidir. Suçlunun
kendisine verilen cezadan daha kısa bir sürede uslanması, eyleminden pişmanlık
duyması ve bunu iyi davranışıyla kanıtlaması durumunda, cezaevinde daha
fazla kalması gereksiz olabilir. Bu durumda, şartla salıverilme infaz sistemindeki
en etkili araçtır. Şartla salıverilmenin en önemli öğeleri, cezanın belirli
bir süre çekilmiş olması, hükümlünün bu süre içinde iyi durum göstermesi,
şartla salıverildikten sonra gözetim altında kalması ve şartla salıvermenin
gereklerine uyulmaması durumunda şartla salıverilme kararının geri alınabilmesidir.
3- Erteleme
Erteleme, (tecil) işlediği suçtan dolayı mahkum edilen suçluya ait cezanın
infazının belirli bir süre ile geri bırakılması ve suçlu bu süre içinde
yeniden bir suç işlemediği takdirde suçun ya işlenmemiş veya hükümlülüğünün
gerçekleşmemiş ya da cezanın çekilmiş sayılmasıdır.
Türk Hukukunda cezanın ertelenmesi, hükümlüye bir deneme süresi tanıyarak
cezanın yerine getirilmesini bu sürenin sonuna bırakan, bu süreyi suç işlemeden
geçiren hükümlünün mahkumiyetini "vaki olmamış" sayan bir olanaktır.
Erteleme kurumuna mevzuatımızda ilk olarak 1926 tarihinde Ceza Kanunu
ile yer verilmiştir. Erteleme ile ilgili hükümler Türk Ceza Kanununun 89
ila 95, Cezaların İnfazı Hakkındaki 647 sayılı Yasa'nın 3.5.1973 tarih
ve 1712 sayılı yasayla eklenen değişik 6. ve geçici 1. ve aynı yasayla
eklenen geçici 9., Askeri Ceza Yasası'nın 47. ve 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin
Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın 38. maddelerinde yer almaktadır.
Cezaların ertelenmesine ilişkin bu genel hükümlerden başka Ceza Kanunumuz
bazı suçlar için belirli hallerde kovuşturmanın veya davanın ertelenmesini
de kabul etmiştir. Örneğin Türk Ceza Yasası'nın 434. maddesinde kaçırılan
veya alıkonulan kız veya kadın ile sanık veya hükümlülerden biri arasında
evlenme gerçekleştiğinde koca hakkında kamu davasının ve hüküm verilmiş
ise cezanın çektirilmesinin erteleneceği belirtilmiştir.
Erteleme cezanın infazını geri bırakan kanuni bir sebep, bir bakıma
ise şartlı bir af diğer yönden de şartlı bir hükümlülük niteliğindedir.
Bu durumda "ertelemenin" Ceza Hukukundaki diğer müesseselerle kıyaslanmasından
onun "müstakil", "sui generis (kendine özgü)" bir yapıya sahip olduğu sonucuna
varılmaktadır.
C- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
1- Yasa'nın Başlığının ve Uygulama Tarihinin İncelenmesi
21.12.2000 günlü ve 4616 sayılı "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen
Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine
Dair Kanun" 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlarla ilgili olarak
uygulanabilecektir.
Uygulama tarihi yasalaşma olanağı bulamayan 4453 sayılı "Bazı Suç ve
Cezaların Affına İlişkin Kanun"un 2. maddesinde ve hükümet teklifinde 18
Nisan 1999 olarak belirlenmişken, Adalet Komisyonunda, "Milli Bayram tarihi
olan 23 Nisan 1999 tarihi olması uygun görülerek" değiştirilmiş tasarı
bu şekliyle yasalaşmıştır.
Başvuru kararlarında, yasa içeriğinde cezaların ertelenmesine ilişkin
açık kurallar yer almadığı halde adında bu kurumdan söz edilmesinin ve
Yasa'nın 1. maddesinin 4. bendinin iptaline bağlı olarak başlıktaki "davaların
ertelenmesine" sözcüklerinin yer almasının; Yasa'nın, 23 Nisan 1999 tarihinden
bir gün önce ya da sonra suç işleyenler arasında eşitsizliğe yol açacağı,
yürürlük tarihine kadar geçen uzun süre nedeniyle mahkemelerin iş yükünü
azaltmak ve cezaevlerini boşaltmak işlevlerini yerine getiremeyeceği, süreleri
kısa mahkumiyetlerin zaten infaz edilmiş olduğu, kimi
davaların zamanaşımı ile ortadan kaldırıldığı ve bu nedenlerle uygulama
tarihi olan 23 Nisan 1999 tarihinin, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
4616 sayılı Yasa, uygulanma tarihi olarak belirtilen 23 Nisan 1999 tarihinden
yaklaşık 1 yıl 8 ay sonra, 22.12.2000 günlü Resmi Gazete' de yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir.
Yasaların geriye yürümemesi kuralı, devlete ve hukuk düzenine güven
noktasında yoğunlaşan görüşlerle ve genelde (usul yasalarındaki zorunluluklar
dışında) tüm yasalar için geçerli olan bir ilkedir. Ancak kamu yararı gibi
zorunlu nedenlerle geriye yürüme durumunda, geçmişi etkileme söz konusu
olabilir. Bu durumda yararlanacaklar arasında eşitsizliğe yol açmayacak
düzenlemeler geriye yürütülmekle hukuksal güvenlik çiğnenmiş sayılamaz.
Anayasamızda fertlerin temel hak ve hürriyetleri arasında af, erteleme
ve şartlı salıverilme gibi kimi olanaklardan yararlanma diye bir hak yer
almamıştır. Yasa'nın belirlediği uygulama tarihine karşı çıkan düşünceler,
bir af kanununun kabulünde yasama organının takdirine ilişkin konular olup,
itiraz konusu fıkranın Anayasa'nın sözüne ve özüne aykırı bulunduğunu kabule
yeterlinitelikte değildir. Bu nedenle, belirtilen konulara ilişkin yasaların
uygulanma tarihinin saptanmasında yasa koyucunun Anayasal ilkelere bağlı
kalmak koşuluyla takdir hakkı olduğunun kabulü gerekir.
Genel olarak af, erteleme, şartla salıverilme gibi olanaklar tanıyan
yasalarda belirli bir tarihe kadar işlenen suçlar için bu olanakların tanındığına
dair açıklık bulunmasının nedeni kanunun çıkacağı beklentisiyle kimilerinin
suç işlemeye yönelmesini önlemektir.
İtiraz konusu Yasa'nın TBMM'nce iki kez kabul edilmesine karşın, Cumhurbaşkanı'nca
yeniden incelenmek üzere geri gönderilmesi nedeniyle yasalaşma sürecinin
gecikmesi önceki yasalarda belirlenen tarihin aynen kabulünün haklı nedenini
oluşturmaktadır.
Bu durumda, Yasa'nın 23 Nisan 1999 tarihinden önceki fiilleri kapsamı
içine almasında eşitlik ilkesine aykırılık yoktur.
Yasakoyucunun düzenleme yetkisini kullanarak dava konusu Yasa'nın adıyla
içeriği arasında çelişki bulunmamak koşuluyla başlığını belirlemesinde
Anayasa'ya aykırılık yoktur. İstemin reddi gerekir.
Mustafa BUMİN, Ertuğrul ERSOY ve Yalçın ACARGÜN bu sonuca değişik gerekçeyle
katılmışlardır.
2- Yasa'nın 1. Maddesinin İncelenmesi
a- 2. Bendin 1. Paragrafının "... şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum
edilenler ile aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı
cezaya dönüştürülenlerin toplam hükümlülük süresinden on yıl indirilir"
bölümünün İncelenmesi
İtiraz konusu kuralın da yer aldığı 2. bent şöyledir:
"Müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olanların çekmeleri gereken toplam
cezalarından; şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilenler ile aldıkları
ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin
toplam hükümlülük süresinden on yıl indirilir. İndirim, verilen her bir
ceza için ayrı ayrı değil, toplam ceza üzerinden bir defaya mahsus yapılır.
Ancak bir kişinin muhtelif suçlarından dolayı cezaları ayrı ayrı tarihlerde
verilmiş olsa bile, bu cezalarının toplamı üzerinden yapılacak indirim
on yılı geçemez.Tabi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken
toplam cezalarından veya toplam hükümlülük sürelerinden on yıllık indirim
yapıldıktan sonra ceza süresi veya hükümlülük süresi dolmuş olanlar, iyi
halli olup olmadıklarına bakılmaksızın ve istemleri olmaksızın derhal;
toplam cezaları on yıldan fazla olanlar ise tabi oldukları infaz hükümlerine
göre fazla olan cezalarını çektikten sonra şartla salıverilirler."
Başvuru kararlarında bu bendin, "...şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya
mahkum edilenler ile aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti
bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin toplam hükümlülük süresinden on yıl
indirilir..." bölümünün, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı ileri
sürülmüştür.
Madde gerekçesinde; toplumda meydana gelen sosyal ve ekonomik değişimlerin,
suçların çeşitliliğinin ve miktarının artmasında etkili olduğunun görüldüğü,
bu suçları işleyenlerin topluma yeniden kazandırılmaları ve toplumla bütünleşmeleri
bakımından, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçların infaza esas olan
cezalarının toplamından on yıl indirim yapıldığı belirtilmektedir. Yapılan
düzenleme ile müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olanlar ile şahsi hürriyeti
bağlayıcı cezaya hükümlü olanların çekmeleri gereken toplam cezalarından
on yıllık bir indirim öngörülmektedir.
Burada öncelikle Yasa'da belirtilen "müebbet ağır hapis cezasına hükümlü
olanların çekmeleri gereken toplam cezalarından" ibaresinin ne anlama geldiğinin
saptaması gerekmektedir.
Türk Ceza Yasası'nın 13. maddesinin ikinci fıkrası ve 647 sayılı Cezaların
İnfazı Hakkında Kanun'un 3. maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre,müebbet
ağır hapis cezası ölünceye kadar devam eder. Hükümlünün öleceği zaman bilinemeyeceği
için çekmesi gereken cezanın ne olacağı da belli olmayacağından öngörülen
10 yıllık indirimin hangi miktar üzerinden yapılacağı sorun oluşturacaktır.
Nitekim 647 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesinden önce müebbet ya da muvakkat
ağır hapis cezalarının 3 devrede çektirileceğine, mahkumun 1.devrede cezasının
onda birine eşit bir süre hücreye konulacağına, 2. devrede cezalarının
yarısı kadar bir süre ayrı gruplar halinde bulundurulacağına ve 3.devrede
de iş esası üzerine kurulmuş cezaevlerinde çalıştırılacaklarına ilişkin
kurallar getiren TCK'nun 13. maddesinin son fıkrasında, çekilmesi gereken
cezanın, toplam hükümlülüğünün belirli oranlarına göre saptanması koşulunun
doğal ve zorunlu sonucu olarak müebbet ağır hapis cezasının 36 sene üzerinden
hesap edilerek infaz edileceği kuralı yer almakta idi. Bu maddenin yerine
geçen 647 sayılı Yasa'nın 19. maddesine göre, müebbet ağır hapis cezasına
hükümlüler 20 yıllarını iyi halli hükümlü olarak çektiklerinde talepleri
olmasa dahi şartla salıverileceklerdir. Maddenin ikinci fıkrasında firar
ya da firara teşebbüs veya cezaevi idaresine karşı ayaklanma suçundan mahkum
olanlar ya da disiplin cezası olarak dört defa hücre hapsi cezası almış
olanlar ancak25 yıllarını tamamlamaları halinde şartlı tahliyeden yararlanacakları,
iki defa firar edenler, iki defa firara teşebbüs suçundan veya iki defa
cezaevi idaresine karşı ayaklanma suçundan mahkum edilmiş olanların ise
şartlı tahliye için 28 yılı tamamlamış olmaları koşulları aranacaktır.
Bu düzenlemenin doğal sonucu olarak, müebbet ağır hapis cezasının infazının
36 yıl üzerinden hesaplanması gerektiğine ilişkin yürürlükten kalkan kuralın
uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Bu hükümlülerin "çekmeleri gereken toplam
ceza" yukarda belirtildiği gibi 647 sayılı Yasa'nın 19. maddesinde belirtilmiş
olup ve iyi halliler bakımından bu süre 20 yıldır. 4616 sayılı Yasa'nın
yollama yaptığı süre de iyi hallilik aranmadığından aynı süredir.Öte yandan,
cezalarının 20 yılını çektikten sonra şartla salıverilen müebbet ağır hapis
hükümlülerinin deneme süresinin ne olacağı konusu üzerinde de durulması
gerekmektedir.
Türk Ceza Kanunu'nun 3756 sayılı Yasa ile değiştirilen 17. maddesinin
ikinci fıkrasına göre hakkındaki şartlı salıverme kararı geri alınan ve
ikinci suçun işlenmesi nedeniyle ceza süresine mahsup edilmeyerek aynen
çektirilecek sürenin 36 yıl üzerinden hesap edilmesi gerekecektir. TCK'nun
anılan kuralında yer alan süre şartla salıverilen müebbet ağır hapis cezası
hükümlüsünün infaza esas süresini değil deneme süresini hesaplayabilmek
için getirilmiş olan bir süredir. Nitekim müebbet ağır hapis cezasının
36 sene üzerinden hesap edilerek infaz edileceğine ilişkin TCK'nun 13.
maddesinin son fıkrası 6.6.1990 gün ve3653 sayılı Yasa ile yürürlükten
kaldırılmıştır.
Bu durumda, müebbet ağır hapis cezası hükümlüsünün iyi halli olarak
çekmesi gereken toplam ceza 647 sayılı Yasa'nın 19. maddesinde yazılı 20
yıldır. Şartla salıverme kararının geri alınması halinde Türk Ceza Yasası'nın
17/2. maddesine göre 36 yıl üzerinden hesaplanacaktır.
Bu hükümlü 4616 sayılı Yasa'dan yararlandığında, cezaevinde geçireceği
20 yıllık süreden 10 yıllık indirim yapılacak, geriye kalan 10 yıllık cezasını
çektiğinde şartla tahliyeye hak kazanacaktır. 4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin
7. bendi uyarınca 647 sayılı Yasa'nın Ek 2. maddesindeki ayda altı günlük
indirimden de yararlanamayacaktır. İtiraz konusu düzenlemeye göre, yapılan
indirim sonucu 10 yılı tamamlayarak şartla salıverilen hükümlü TCK'nun
17. maddesindeki kural uyarınca 36 yılı dolduruncaya kadar, başka bir anlatımla
26 yıllık deneme süresine tabi tutulacak ve bu süreyi suç işlemeden tamamladığında
cezası infaz edilmiş sayılacaktır.
4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 2. bendindeki müebbet ağır hapis
hükümlüleri ile ilgili kuralın, böyle uygulanması, bu hükümlülerle içtimaen
36yıl muvakkat ağır hapis hükümlüleri arasındaki dengeyi tersine çevirmektedir.Kalıcı
kurallara göre (647 sayılı Yasa'nın Ek 2. maddesi hariç) 20 yıl ceza çekecek
olan müebbet ağır hapis cezası hükümlüsü 10 yıl sonra şartla salıverilecek,
buna karşılık önceki düzenlemede içtimaen 36 yıla mahkum olanlar 4616 sayılı
Yasa'nın uygulamasıyla 647 sayılı Yasa'nın şartla salıverilmesine ilişkin
19. maddesine göre hükümlülük süresinden 1/2 indirim yapıldığında ancak
13 yıl, başka bir deyişle müebbet ağır hapis hükümlülerinden 3 yıl fazla
ceza çekerek şartla salıverilme olanağına kavuşabileceklerdir.
647 sayılı Yasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, "Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar
verilenler 30 yıllarını; müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 20 yıllarını;diğer
şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum edilmiş olanlar hükümlülük süresinin
1/2'ni; çekmiş olup ta Tüzüğe göre iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları
takdirde, talepleri olmasa dahi şahsi şartla salıverilirler."denilmektedir.
Ancak, Yasa'nın bu açık kuralı karşısında müebbet ağır hapis cezası hükümlüleri
20 yıllarını iyi halli olarak tamamladıklarında şahsi şartla salıverileceklerdir.
Ayrıca 1/2 indirimin müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olanlar hakkında
uygulama olanağı bulunmamaktadır.
Başvuru kararlarında 4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 2. bendinde
yer alan itiraz konusu bölümle ilgili olarak Yasa'nın 2. maddesinde öngörülen
ceza indiriminin 12 yıl olmasına karşın, 1. maddede 10 yıllık indirimle
yetinilmesinin, 1. maddenin 4. bendine göre şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın
üst sınırı 10 yılı geçmeyen suçlardan dolayı yapılacak ertelemede her suç
için ayrı ayrı 10 yılın dikkate alınmasına karşın 2. bent uyarınca kesinleşmiş
hürriyeti bağlayıcı cezalardaki indirimin toplam hükümlülük süresinden
bir kez ve sadece 10 yıl olarak uygulanmasının ve para cezalarının kapsam
dışı bırakılmasının Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı ileri
sürülmüştür.
2. bent ile Yasa kapsamına giren cezalarda indirim yapılmakta 10 yıldan
az cezaya mahkum kimi hükümlülerin diğer koşullarında varlığı halinde hiç
cezaevine girmeksizin cezalarının infazına olanak tanınmakta ise de, bu
olanak genel affın tanımında belirtildiği gibi ceza mahkumiyetini bütün
neticeleri ile kaldırmamaktadır. Düzenlemenin hükümlülere getirdiği yarar
cezaevinde kalma süresini belirli koşullarla kısaltması veya hiç cezaevine
girmeden cezanın infazını sağlamasıdır.
Şartla salıverilmenin en önemli unsurları, cezanın belirli bir süresinin
cezaevinde çekilmiş olması ve hükümlünün bu süre içerisinde iyi hal göstermesidir.
Oysa 2. bent ile 10 yıla kadar hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olan hükümlülerin
iyi halli olup olmadıklarına bakılmaksızın salıverilmelerinin sağlanması
bu düzenlemenin şartlı salıverilme olmayıp kendine özgü bir müessese olduğunu
göstermektedir.
Türk Ceza Yasası'nın 98. maddesine göre cezayı ortadan kaldıran veya
azaltan ya da değiştiren bir düzenleme olarak adlandırılan özel affın,
toplu ve şartlı olarak getirilmesinin de olanaklı bulunduğu dikkate alındığında,
2.bentte yer alan kuralın, müebbet ve 10 yıldan fazla süreli hükümlülükler
bakımından cezadan indirim öngören, tabi oldukları infaz hükümlerine göre
çekmeleri gereken toplam cezalarından veya toplam hükümlülük sürelerinden
on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi veya hükümlülük süresi
dolmuş olanlar bakımından ise, belirli bir süreyle suç işlememe bozucu
(infisahi)koşuluna bağlanmış, toplu özel af niteliğindedir.
Her ne kadar, 4616 sayılı Yasa'nın 8. bendi ile Yasa'nın yayımı tarihinden
sonra cezaevinin disiplinini bozucu hareketlerinden dolayı disiplin cezası
almış olanların tüzük hükümlerine göre disiplin cezaları kaldırılmadığı
sürece1. madde hükümlerinden yararlanamayacaklarının öngörüldüğü ve bu
hükümlülerin cezalarının bir kısmını cezaevinde geçirmiş oldukları ileri
sürülebilirse de,uygulanma koşulu olarak kabul edilmesi gereken bu durum,
2. bentle getirilen düzenlemenin özel af niteliğinde olduğu yolundaki düşünceyi
değiştirmemektedir.
İtiraz konusu kuralın, 3713 sayılı Yasa'nın, geçici 1. maddesi ile getirilen
düzenlemeden farklı yanları vardır. Bilindiği gibi anılan Yasa, 4616sayılı
Yasa'da olduğu gibi cezalardan belirli miktarda indirim yapmakla yetinmemiş
şartlı salıverilme için hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilmiş olanların
hükümlülük sürelerinin beşte birini çekmiş olmaları koşulunu da getirmiştir.
Bunun anlamı, yasadan yararlanacakların cezaları ne olursa olsun mutlaka
bir kısmının cezaevinde geçirilmesinin istenmesidir. Oysa, 4616 sayılı
Yasa ayırım yapılmaksızın 10 yıllık bir ceza indirimi öngörmekte ve buna
bağlı olarak da 10 yıldan az mahkumiyetlerde cezaevine hiç girmeyen mahkumlara
da şartlı salıverme olanağı sağlamaktadır.
Müebbet ağır hapis cezası hükümlüleri 647 sayılı Yasa'nın 19. maddesine
göre çekmeleri gereken 20 yıl cezadan 4616 sayılı Yasa'ya göre 10 yıllık
indirim yapıldıktan sonra şartla salıverilmeye hak kazanacaklardır. Bu
durumda kalıcı kurallara göre (647 sayılı Yasa'nın Ek 2. maddesi hariç)
20 yıl ceza çekecek olan müebbet ağır hapis cezası hükümlüleri 10 yıl sonra
şartla salıverilecek, buna karşılık önceki düzenlemede 18 yıl, yani daha
az ceza çekecek olan 36 yıla mahkum olanlar 4616 sayılı Yasa'nın uygulanmasıyla
ancak13 yıl sonra, başka bir deyişle müebbet ağır hapis hükümlülerinden
3 yıl fazla ceza çekerek şartla salıverilme olanağına kavuşabileceklerdir.Yasa'nın
19. maddesindeki kalıcı düzenlemenin tersine müebbet ağır hapis cezasına
mahkum olanların içtimaen 36 yıl şahsi hürriyeti bağlayıcı ceza alanlardan
daha az ceza çekmeleri sonucunu doğuran 4616 sayılı Yasa'nın 1.maddesinin
2. bendindeki ibarenin, bunlar arasında adaletsiz bir sonuç doğurduğu açıktır.
Bu nedenlerle, 4616 sayılı Yasa'nın 2. bendinin birinci paragrafının
itiraz konusu "şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilenler ile aldıkları
ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin
toplam hükümlülük süresinden on yıl indirilir" bölümü, Anayasa'nın 2.maddesindeki
hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Müebbet ağır hapis cezasına hükümlü olanlar ile şahsi hürriyeti bağlayıcı
cezaya mahkum edilenler aynı durumda bulunmadıklarından ibarenin eşitlik
ilkesiyle ilgisi görülmemiştir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY bu görüşlere katılmamışlardır.
b- 4. Bendin İncelenmesi
İtiraz konusu bendin birinci paragrafında 23 Nisan 1999 tarihine kadar
işlenmiş ve ilgili yasa kuralında öngörülen şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın
üst sınırı 10 yılı geçmeyen suçlardan dolayı hazırlık ve son soruşturma
ile verilmişse hükmün kesinleşmesinin ertelenmesi, varsa tutukluluk halinin
kaldırılmasına karar verilmesi, bu suçlarla ilgili dosya ve kanıtların
belirtilen sürelerin sonuna kadar saklanması öngörülmektedir.
Bendin ikinci paragrafında ise ertelemeden sonra konusu kabahat olanlarda
1 yıl, cürüm olanlarda 5 yıl içerisinde aynı cins ya da daha ağır şahsi
hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlenmesi halinde hazırlık
ve son soruşturmanın kaldığı yerden devam edeceği ve hükme bağlanacağı,
anılan koşulun gerçekleşmemesi durumunda da ertelemeden yararlanan hakkında
kamu davası açılmayacağı, açılmış olan davaların ortadan kaldırılmasına
karar verileceği belirtilmiştir.
İtiraz başvurularında 4. bentle getirilen düzenlemenin uygulanmasının,
aynı tarihte aynı suçu işleyen, ancak Yasa'nın çıkarıldığı tarih itibariyle
kendilerine verilen hürriyeti bağlayıcı cezaları kesinleşenlerle kesinleşmeyenler
arasında açık bir eşitsizliğe yol açtığı; kamu gücüne sahip yargı ve devlet
mekanizmasının bir davayı geç sonuçlandırmış olmasının sorumluluğunun kişilere
yüklenmemesi gerektiği; 4616 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihte
davaları henüz sonuçlanmamış olan kişilere böyle bir ayrıcalık tanınmasının
hiçbir haklı nedeni bulunmadığı gibi bu durumun dürüst davranmayan, yargılamadan
kaçarak ya da başka kusurlu davranışlarla davanın sonuçlanmasını engelleyen
kişilerin ödüllendirilmesi anlamına geldiği; bu düzenlemenin deneme süreleri
bakımından da eşitsizlik doğurduğu; kesinleşmiş cezaların toplamı üzerinden
indirim yapılmasına karşın, ertelemenin her suç için ayrı ayrı uygulanmasının
eşitsizliğe neden olduğu; bentte sadece şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya
değinilmesinin bundan daha hafif olan ağır para ve hafif para cezaları
için infaz ya da dava ertelemesi getirilmemesinin daha ağır suç işleyip
daha ağır ceza alan kişilerin haklarındaki dava ve cezaların ertelenmesine,
daha hafif suç işleyip daha hafif ceza alan kimselerin ise ayrık tutulmasına
neden olduğu; davaları ertelenen kişiler için dava zamanaşımı süresinin
uzatıldığı; ertelemeyi red hakkının tanınmaması kişilerin yargılanıp beraat
etmelerini engelleyeceğinden adil yargılanma haklarını ortadan kaldırdığı;
bu nedenlerle kuralın Anayasa'nın Başlangıç'ı, 2., 5., 10., 38. ve 138.
maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesindeki "adil
yargılanma hakkı"na aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın Başlangıç'ının altıncı paragrafında her Türk vatandaşının
onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme
hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu belirtilmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan
hukuk devleti, insan haklarına dayanan, hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı tutum ve durumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun
üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların
üstünde yasakoyucunun bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa'nın
bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, "Herkesin
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde
davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir"; denilmektedir.
Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ise "suçluluğu hükmen
sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz" hükmü getirilmiştir. İtiraz
konusu kuralla getirilen mahkumiyetine yeterli kanıt bulunanlar bakımından
hükümlülüğün engellenmesi kuralı lehte ise de hazırlık soruşturması yapılarak
kamu davası açmaya yeterli delil bulunamaması halinde takipsizlik kararıyla
sonuçlandırılabilecekler veya yargılama sonucunda beraat edebilecekler
yönünden aleyhte sonuç doğuracağı açıktır. Hakkında kimi nedenlerle yanlışlıkla
kamu davası açılmış kişilerin (başkasının kimlik bilgileri verilerek suçla
ilgisi olmayan kişiler hakkında kamu davası açılması gibi) hukuk devleti
olmanın gereği olarak gerçeği savunup aklanabilecekleri söz konusu olabilecekken
dava ertelenmesiyle bu hakları ellerinden alınmış olmaktadır. Bu durumu,
Anayasa'nın Başlangıç' ı ile 2., 36. ve 38. maddelerinde belirtilen ilkelerle
bağdaştırmak olanaksızdır.
Hukukun temel ilkeleri arasında yer alan eşitlik ilkesine, Anayasa'nın
10. maddesinde yer verilmiştir. Buna göre yasa önünde eşitlik ilkesi hukuksal
durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal
eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin
yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını
ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi
kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin
çiğnenmesi yasaklanmıştır.
Yasa'da birden fazla suç işlenmesi halinde, Yasa'nın yürürlük tarihinden
önce cezaları kesinleşenlerin toplam hükümlülüklerinden 2. bent uyarınca
yalnız bir kez 10 yıllık indirim yapılmasına karşın, henüz yargılamaları
sürenler bakımından her davanın açılması veya kesin hükme bağlanmasının
ertelenmesi öngörülmüştür. Ayrıca cezası 10 yıldan az olup ta aynı suçu
işleyerek hakkında hüküm verilenler 2. bent uyarınca cezası hiç infaz edilmeden
şartla salıverilip ceza süresi kadar deneme süresine tabi olacakken henüz
yargılaması devam ederken soruşturması ertelenenler suç kabahat ise 1yıl,
cürüm ise 5 yıl deneme süresine tabi tutulacaklardır.
Öte yandan, sadece şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalarla ilgili davanın
açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karşın, şahsi hürriyeti
bağlayıcı ceza ile birlikte uygulanacak para cezaları ile yalnız kamu para
cezalarını gerektiren suçlar yasa kapsamına alınmamıştır.
Zamanaşımı yönünden ise, bu düzenlemeyle, başlangıcı icra olunmuş cürüm
ile kabahatler hakkında fiilin vuku gününden, teşebbüs olunan veya icra
ve ikmal olunamayan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten, mütemadi
ve müteselsil cürümler hakkında temadi ve teselsülün bittiği günden başlatılan
dava zamanaşımı süresinin davası ertelenen kişiler ile ertelenmeyen kişiler
arasında farklı durumların yaratılmasına yol açacağı kuşkusuzdur.
Aynı tarihte aynı suçu değişik yerlerde işleyen iki kişiden biri hakkındaki
yargılamanın soruşturmayı yapan organlar tarafından kısa sürede sonuçlandırılarak
kesin hükümle bitirilmesi ve sanığın hükümlü statüsüne geçmesine karşın,
ikinci kişinin kaçması ya da kimi nedenlerle yargılamayı üçleştirecek gayretler
içerisinde olması veya yargılayanların çeşitli
nedenlerle yargılamayı sonuçlandıramaması halinde o kişinin sanık sıfatında
alacağı, bunun da Yasa'nın uygulaması bakımından aynı suçu işleyenler arasında
farklı sonuçlar doğuracağı açıktır.
Bu durumda itiraz konusu 4. bendin Anayasa' nın Başlangıç' ı, 2., 36.,
38. maddeleri yanında 10. maddesine de aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
İptali gerekir.
Kuralın Anayasa' nın 5. ve 138. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
c- 5. Bendin İncelenmesi
İtiraz başvurularında, kapsama alınmış olan benzer ve daha ağır nitelikteki
suçlar ile benzer ve daha hafif nitelikteki suçlar arasında karşılaştırmalar
yapılarak bentteki düzenlemenin Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı
ileri sürülmüştür.
Ceza hukuku ve tamamlayıcısı olan infaz hukuku alanında yasakoyucunun,
suçların önlenmesi kimi fiillerin suç olarak tanımlanması ya da suç olmaktan
çıkarılması, konulacak cezaların ağırlaştırılıp hafifletilmesi, cezaların
yerine getirilmesi koşullarının toplumun gelişimine ve suçluların iyileştirilmesine
yönelik olarak yeniden belirlenmesi özel ve genel af çıkarılması hususlarında
kamu yararı amacıyla düzenlemeler yapma konusunda takdir hakkı vardır.
Ancak bu takdir hakkı Anayasa ve evrensel hukuk kurallarıyla sınırlıdır.
aa) 5. Bendin (a) Alt Bendinin İncelenmesi
(a) alt bendinde Türk Ceza Yasası'nın kimi maddelerindeki suçlar sayılarak
kapsam dışı bırakılmıştır.
Türk Ceza Yasası'nın (ikinci kitab) ında, yasakoyucu suç saydığı aynı
cins ve benzer nitelikteki fiilleri bap ve fasıl başlığı altında gruplandırarak
ceza yaptırımına bağlamıştır. Başka bir anlatımla, benzer suç tiplerini
belirli bir disiplin altında ve gerektiğinde fasıllar arasında ortak düzenlemelerle
cezanın artırım ve indirim kurallarını da belirterek suçlar arasında tutarlı
bir sınıflandırma yapmıştır. Bu bağlamda Türk Ceza Kanunu'nun 86. maddesinde
de hangi suçların aynı cinsten oldukları belirlenmiştir.
Anayasal denetimde bu sınıflandırmanın yanı sıra benzer hukuki yararları
koruyan ya da benzer içerik ve yapıdaki suçların kimi nedenlerle Yasa'nın
farklı bap ve fasıllarında veya ceza kuralları taşıyan kimi yasalarda düzenlenmiş
oldukları da göz önüne alınmıştır.
Türk Ceza Yasası'nın 188., 191. Maddeleri Yönünden İnceleme
(a) alt bendi ile istisnalar arasında sayılan ve "emredici cebir – şartlı
tehdit" suçunu düzenleyen 188. madde ile "tehdit" suçunu düzenleyen 191.
madde, "Hürriyet Aleyhinde İşlenen Cürümler" başlıklı 2. babın "Şahsın
Hürriyeti Aleyhine Cürümler" başlıklı 3. faslında yer almaktadır. Bu maddelerin
aynı fasılda bulunan 192. madde ile birlikte kapsam dışında bırakılmalarına
karşın, 3. fasılda yer alan diğer suçlar kapsam içine alınmışlardır.
Türk Ceza Kanunu'nun 188. ve 191. maddelerine ilişkin itiraz başvurularında,
aynı fasıldaki suçlar ve bu suçların unsurunu oluşturduğu diğer suçlarla
karşılaştırmalar yapılarak daha ağır suçlar kapsama alınırken bu suçların
istisnalar arasında sayılmasının Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
Türk Ceza Yasası'nın 188. ve 191. maddeleriyle aynı fasılda yer alan
ve kimileri daha fazla ceza yaptırımı içeren suçlar 4616 sayılı Yasa kapsamında
olduğu gibi, bu suçların unsur olarak içerisinde bulunduğu aynı fasıldaki
"kişi hürriyetinden mahrumiyet" suçuna ilişkin 179. maddesi, diğer fasıllardaki
"gasp" suçunu düzenleyen 495. maddesi, "zorla kadın kaçırma" suçuna ilişkin
429. maddesi, "reşit olmayan bir kimseyi kaçırma veya bir yer alıkoyma"
suçuna ilişkin 430. maddesi, "Hükümete müracaata muktedir olduğu ahvalde
iddia eylediği bir hakkı istihsal maksadiyle eşya üzerinde kuvvet sarfiyle
veya şahıslara karşı tehdit, şiddet istimal ederek hak alma" suçuna ilişkin
308. maddesi, "cebir ve şiddet yahut tehdit ile sanat veya ticaret serbestisini
tahdit veya menetme" suçuna ilişkin 201. maddesi gibi suçlar Yasa kapsamına
alındığı halde, 188. ve 191. maddeler ayrık tutulmuş, başka bir anlatımla,
benzer nitelikteki daha ağır suçları işleyenler için getirilmiş olanaklar
anılan suçları işleyenlere tanınmamıştır.
Böylece 188. ve 191. madde kapsamına girenler yönünden adaletsiz bir
sonuç yaratılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, kural bu yönden Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır.
İptali gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY bu görüşe katılmamışlardır.
Türk Ceza Yasası'nın 202., 209. ve 219. Maddeleri Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında, Türk Ceza Kanunu'nun 202., 209. ve 219. maddelerindeki
suçların Yasa'nın kapsamı dışında tutulmalarının Anayasa'nın 2. ve 10.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Bu maddeler Türk Ceza Yasası'nın "Devlet İdaresi Aleyhinde İşlenen Cürümler"
başlıklı 3. babının ilk üç faslında düzenlenmiştir. Bu fasıllarda yer alan
suçlar, fasıl başlıklarından da anlaşılabileceği gibi, basit ve nitelikli
zimmet ile devlet alım ve satımlarında menfaat sağlama, irtikap ve rüşvete
ilişkindir. Bunlardan yalnız 1. fasıldaki denetim görevini ihmalle zimmete
sebebiyet vermeye ilişkin 203. madde 4616 sayılı Yasa kapsamına alınmıştır.
Bu maddede belirtilen suç ile Türk Ceza Kanunu'nun 230. maddesinde düzenlenen
görevi ihmal suçunun ihmali davranışlarla işlenen suç olmaları ve aynı
bap ve fasıllarda yer alan itiraz konusu yasa maddelerinin daha ağır cezalar
içermeleri, korudukları hukuki yarar gözetildiğinde 202., 209. ve 219.
maddelerin kapsam dışında bırakılması hukuk devleti ilkesine aykırı değildir.
Buna ilişkin itirazın reddi gerekir.
Konunun 10. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY bu görüşe değişik gerekçe ile katılmışlardır.
Türk Ceza Yasası'nın 240. Maddesi Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında aynı fasıldaki daha ağır cezayı gerektiren suçlar
ile Askeri Ceza Yasası'nın 144. maddesinde yer alan aynı nitelikteki suçlar
yasa kapsamına alındığı halde 240. maddenin kapsam dışında bırakılmasının
Anayasa'nın 2., 10. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Türk Ceza Yasası'nın 240. maddesi "Devlet İdaresi Aleyhinde İşlenen
Cürümler" başlıklı 3. babın, "Memuriyet ve Mevki Nüfuzunu Suistimal Edenler
ve Memuriyet Vazifelerini Yapmayanlara Ait Cezalar" başlıklı 4. faslında
yer almaktadır. Bu fasıldaki unsurları ve cezaları değişik suçlardan yalnız
görevin genel nitelikte kötüye kullanılması suçuna ilişkin 240. madde istisnalar
arasında sayılmıştır. Aynı fasılda yer alan ve görevin kişilere karşı kötüye
kullanılması olarak adlandırılan, cezasının üst haddi de daha fazla olan
(muamelede hususi maksat veya siyasi saik veya sebep mevcut ise) 228. madde
ve hakimlerin nüfuz, emir ve iltimasa müsteniden tesir altında karar vermeleri
suçu olarak adlandırılan ve cezası "iki seneden beş seneye kadar hapis
ve hakimlik hizmetinden müebbet mahrumiyet" olan 233. madde ile aynı nitelikte
olup Türk Ceza Kanunu'nun 240. maddesindeki cezanın artırılarak verilmesini
öngören 1918 sayılı Yasa'nın 38. maddesindeki görevi kötüye kullanma suçunun
4616 sayılı Yasa kapsamına alınmasına karşın, itiraz konusu 240. maddenin
alınmamasına ilişkin düzenlemenin adil olduğu söylenemez. Öte yandan 1632
sayılı Askeri Ceza Yasası'nın 144. maddesinde düzenlenen askerlerin görevi
kötüye kullanmalarına ilişkin suçun 4616 sayılı Yasa kapsamına alınmasına
karşın Türk Ceza Yasası'nın genel nitelikteki 240. maddesinin kapsam dışında
tutulmasının Anayasa'nın eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, (a) alt bendi Türk Ceza Kanunu'nun 240. maddesi
yönünden Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ve 2. maddesindeki hukuk
devleti ilkelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY bu görüşe katılmamışlardır.
Türk Ceza Kanunu'nun 243. Maddesi Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında aynı fasılda yer alan 245. madde ile 9. babın
1. faslında düzenlenen ve işkence ile öldürme suçunu düzenleyen Türk Ceza
Yasası'nın 450. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsama alınması karşın 243.
maddesinin kapsam dışında bırakılmasının Anayasa'nın eşitlik ve hukuk devleti
ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
1982 Anayasası'nın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesine
koşut 17. maddesinin üçüncü fıkrasında "Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;
kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz"
denilmiş, bu kuralı hayata geçirmek için de en çok korunmaya layık insan
yaşamı ve onurunu güvenceye almak amacıyla "işkence" suçuna ilişkin Ceza
Yasası'nın 243. maddesi yeniden düzenlenmiştir.
Türk Ceza Yasası'nın "Devlet İdaresi Aleyhinde İşlenen Cürümler" başlıklı
3. babının "Hükümet Memurları Tarafından Efrada Karşı Yapılacak Sui Muameleler"
başlıklı 6. faslında yer alan, unsurları ve cezaları değişik suçlardan
yalnız 243. madde kapsam dışı bırakılmıştır. 243. maddede "Bir kimseye
cürümlerini söyletmek, mağdurun, şahsi davacının, davaya katılan kimsenin
veya bir tanığın olayları bildirmesini engellemek, şikayet veya ihbarda
bulunmasını önlemek için yahut şikayet veya ihbarda bulunması veya tanıklık
etmesi sebebiyle veya diğer herhangi bir sebeple işkence eden veya zalimane
veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere başvuran memur veya diğer
kamu görevlilerine sekiz yıla kadar ağır hapis ve sürekli veya geçici olarak
kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası verilir. Fiil neticesinde ölüm vukua
gelirse 452 nci, sair hallerde 456 ncı maddeye göre tertip olunacak ceza
üçte birden yarıya kadar artırılır." denilmektedir. Bu maddede 4449 sayılı
Yasa ile değişiklik yapılarak, aynı fasıldaki diğer suçlar için öngörülen
cezaların üst sınırı artırılarak ilk fıkra için 5 yıl olan süre 8 yıla
kadar ağır hapis cezası olarak değiştirilmiştir. İkinci fıkrada ise, fiil
neticesinde ölümün gerçekleşmesi halinde 452., diğer hallerde de 456. maddeye
göre verilecek cezanın üçte birden yarıya kadar artırılması öngörülmüştür.
21.4.1988 gün ve 3441 sayılı Yasa'yla uygun bulunan ve Bakanlar Kurulu'nun
16.6.1988 günlü, 88/13023 kararıyla onaylanan "İşkenceye ve Diğer zalimane;
İnsanlık Dışı Ya Da Küçültücü (Onur Kırıcı) Muamele Ya Da Cezaya Karşı
Birleşmiş Milletler Sözleşmesi"nin 1. maddesinde işkence, "bir şahsa veya
bir üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden
şüphe edilen bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf
elde etmek için veya ayırım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir
kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki
veya rızası veya muvafakatı ile uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya
ızdırap veren bir fiil anlamına gelir. Bu yalnızca yasal müeyyidelerin
uygulanmasından doğan tabiatında olan veya arızi olarak husule gelen acı
ve ızdırabı içermez" biçiminde tanımlanmış; Sözleşme'nin ikinci maddesinde,
işkencenin engellenmesi için tüm önlemlerin alınması taraf devletler için
yükümlülük olarak getirilmiş, işkencenin uygulanması ve haklılığının hiçbir
gerekçesinin olamayacağı vurgulandıktan sonra 4. maddesinde, sözleşmeye
taraf her devletin tüm işkence eylemlerini kendi ceza kanununa göre suç
sayacağı ve fiillerin ağırlıklarını dikkate alarak uygun yaptırımlarla
cezalandıracağı belirtilmiştir.
Koruduğu hukuki yarar bakımından diğer tüm suçlardan farklı nitelikte
olan işkence suçunun, kamu düzeni ve kamu güvenliği gibi amaçlarla 4616
sayılı Yasa kapsamı dışında bırakılmasında hukuk devleti ilkesine aykırılık
yoktur. Öte yandan Türk Ceza Yasası'nın 450. maddesinin üçüncü fıkrasında
belirtilen işkenceyle adam öldürme suçunun Yasa kapsamına alınmasına karşın,
243. maddesinin alınmamasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüşse
de; 243. maddenin kamu gücüne dayanarak görev ve yetkisini kötüye kullanan
memurlarca işlenebilen suçlara ilişkin olması, 450. maddesinin üçüncü fıkrasında
ise herkesçe işlenebilecek suçları içermesi nedeniyle eşitlik ilkesi yönünden
karşılaştırılamayacağı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenlerle, kural Türk Ceza Yasası'nın 243. maddesi yönünden Anayasa'ya
aykırı değildir. İtirazların reddi gerekir.
Bu görüşe Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY değişik gerekçeyle katılmışlar,
Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER ve Rüştü SÖNMEZ ise
katılmamışlardır.
Türk Ceza Yasası'nın 264. Maddesi Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında, 4616 sayılı Yasa kapsamına alınan ve daha ağır
ceza öngören suçlarla karşılaştırma yapılarak, 264. maddenin kapsam dışında
bırakılmasının Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
264. madde Türk Ceza Yasası'nın "Devlet İdaresi Aleyhinde İşlenen Cürümler"
başlıklı 3. babının, "Hükümete Karşı Şiddet ve Mukavemet ve Kanunlara Muhalefet"
başlıklı 8. faslında yer almaktadır.
264. maddede "Her kim ait olduğu merciden ruhsat almaksızın dinamit
veya bomba veya buna benzer yıkıcı veya öldürücü alet veya barut ve benzeri
ateşli ecza yapar veya bunları yabancı bir ülkeden Türkiye'ye sokar veya
sokmaya aracı olur veya ülke içinde bir yerden diğer bir yere götürür veya
yollar veya götürmeye bilerek aracılık ederse, beş yıldan sekiz yıla kadar
hapsolunur ve kendisinden onbeşbin liradan altmışbin liraya kadar ağır
para cezası alınır.
Birinci fıkradaki eylemleri işlemek amacı ile teşekkül vücuda getirenlerle
yönetenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından sözü geçen fıkrada
yazılı suçlar işlenirse failler hakkında on yıldan onbeş yıla kadar ağır
hapis ve ellibin liradan yüzbin liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.
İkinci fıkradaki hal dışında, iki veya daha çok kimselerin toplu olarak
birinci fıkrada yazılı suçları işlemeleri halinde sekiz yıldan oniki yıla
kadar ağır hapis ve yirmibeşbin liradan yetmişbeşbin liraya kadar ağır
para cezası hükmolunur.
Birinci fıkrada yazılı eylemleri işlemek amacıyla iki veya daha çok
kimselerin önceden anlaşıp birleşmeleri teşekkül sayılır.
Ruhsatsız bu gibi şeyleri taşıyanlar veya bulunduranlar veya satanlar
veya satmaya çalışanlar veya alanlar üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis,
onbin liradan yirmibin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.
Bu şeylerin cins ve miktar itibariyle vahamet göstermesi halinde beş yıldan
sekiz yıla kadar ağır hapis ve yirmibeşbin liradan aşağı olmamak üzere
ağır para cezası Hükm olunur. Mahkemece bunların cins ve miktarının önemsiz
sayılması ve failin meslek, kişilik ve ahlakı eylemleri yönünden tehlikesiz
sayılması halinde hükümolunacak ceza bir aydan bir yıla kadar hapis ve
bin liradan üçbin liraya kadar ağır para cezasıdır.
Birinci fıkrada yazılı şeyleri, meskun yerde veya çevresinde yada halkın
gelip geçtiği bir yerde ateşleyenler veya patlatanlar yahut bırakanlar,
eylemleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde beş yıldan aşağı
olmamak üzere hapis cezası ve onbin liradan az olmamak üzere ağır para
cezasıyla cezalandırılırlar. Suçun halkın toplu olarak bulunduğu yerlerde
veya kamu hizmetlerinin görülmesine ayrılmış binalarda işlenmesi halinde,
suç daha ağır bir cezayı gerektirse bile ayrıca bu eylemden dolayı aynı
cezaya hükmolunur.
Her kim korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde her ne amaç ve
nedenle olursa olsun, meskun bir yerde veya çevresinde veya özel veya resmi
veya genel yapılara ya da her türlü taşıt araçlarına ya da halkın toplu
olarak bulundukları diğer yerlere silahla ateş ederse, eylem başka bir
suçu oluştursa bile ayrıca iki yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve beşbin
liradan az olmamak üzere ağır para cezasıyla cezalandırılır.
Yukarıdaki iki fıkrada yazılı eylemler, iki veya daha çok kişi tarafından
birlikte veya taşıt aracı veya suçun icrasını kolaylaştırıcı başkaca araçlar
kullanarak işlenirse cezalar üçte birden yarıya kadar artırılarak hükmolunur."
denilmektedir.
Bu maddenin bazı fıkralarında belirtilen suçlar aynı fasıldaki kimi
suçlardan daha hafif ceza yaptırımına bağlanmış ise de, 8. fasılda aynı
tür içinde kabul edilemeyecek suçlara da yer verilmesi ve itiraz konusu
maddedeki suçun topluma yönelik olması, yaratacağı tehlikeler gözetildiğinde
kapsam dışı bırakılmasında Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir. İtirazın
reddi gerekir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY değişik gerekçeyle bu görüşe katılmışlardır.
Türk Ceza Yasası'nın 298. Maddesi Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında daha ağır cezayı gerektirebilecek hükümlülerin
firar suçları yasa kapsamına alındığı halde tutukluların firar suçunu daha
hafif yaptırıma bağlayan Türk Ceza Yasası'nın 298. maddesinin istisnalar
arasına alınmamasının eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Yasa'nın kapsamı dışında bırakılan 298. maddesi ile kapsama alınan 299.
maddesi aynı hukuki yararı koruyan tutuklu ve hükümlülerin cezaevinden
kaçmalarını cezai yaptırıma bağlayan maddelerdir. Her iki maddede suç olarak
belirlenen eylemler benzer niteliktedir. Ancak daha ağır ceza öngören 299.
madde yasa kapsamına alındığı halde daha hafif ceza öngören 298. madde
kapsamı dışı bırakılmıştır.
Bu durumun Anayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı
açıktır. İptali gerekir.
Mustafa BUMİN, Ali HÜNER ve Ertuğrul ERSOY bu görüşe katılmamışlardır.
Türk Ceza Yasası'nın 313. Maddesi Yönünden İnceleme
İtiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi'nin 3713 sayılı Yasa hakkında
verdiği karar gözetildiğinde 313. maddenin kapsam dışında bırakılmasının
Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İstisnalar arasında sayılan, "Cürüm İşlemek İçin Teşekkül Meydana Getirme"
suçunu düzenleyen 313. madde Türk Ceza Yasası'nın "Ammenin Nizamı Aleyhine
İşlenen Cürümler" başlıklı 5. babının "Cürüm İşlemek İçin Teşekkül Meydana
getirenler" başlıklı 2. faslında yer almaktadır.
313. maddenin birinci fıkrasında, cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturanlar
ile bu teşekküllere katılanlar hakkında 1 yıldan 2 yıla kadar ağır hapis
cezası öngörülmüş, diğer fıkralarda eylemin daha ağır şekilleri ve ağırlaştırıcı
nedenleri belirtilmiştir.
3713 sayılı Yasa'da öngörülen şartla salıverilmeden yararlanabilmeleri
için hükümlüler ile tutuklu ve tutuksuz yargılananların hüküm giymeleri
halinde bu yasada öngörülen süreyi cezaevinde geçirmeleri koşulu arandığı
halde 4616 sayılı Yasa'dan yararlanabilmek için böyle bir koşul öngörülmemiştir.
4616 sayılı Yasa ile getirilen düzenlemenin şartlı af niteliği ağır basan
kendine özgü bir düzenleme olması nedeniyle farklı kurallar getiren yasaların
eşitlik ilkesi yönünden karşılaştırılarak sonuca varılması olanaklı değildir.
Türk Ceza Yasası'nın 313. maddesinde düzenlenen eylemlerin ağırlığı
ve koruduğu hukuki yarar gözetildiğinde bu maddenin kapsam dışında bırakılmasında
Anayasa'ya aykırılık görülmemiştir.
Bu nedenlerle, kurala yönelik itirazın reddi gerekir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY değişik gerekçeyle katılmışlardır.
Türk Ceza Yasası'nın 339., 342., 343., 345., 346. ve 347. Maddeleri
Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında, yasa kapsamındaki kimi suçlarla karşılaştırmalar
yapılarak düzenlemenin Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
İstisnalar arasında sayılan 333., 342., 343., 345., 346. ve 347. maddeler
Türk Ceza Kanunu'nun "Ammenin İtimadı Aleyhinde Cürümler" başlıklı 6. babının
"Evrakta sahtekarlık" başlıklı 3. faslında yer almaktadır. Bu fasılda yer
alan tüm suçlar istisnalar arasında sayılarak 4616 sayılı Yasa kapsamı
dışında tutulmuştur.
3. fasılda yer alan itiraz konusu kurallar şunlardır:
- Memurun resmi belgede sahtecilik suçu (TCK'nun 339. maddesi),
- Memur olmayan kimsenin resmi belgede sahtecilik suçu (TCK'nun 342.
maddesi),
- Kişinin, resmi bir varaka tanzimi esnasında kendisinin veya başkasının
hüviyet veya sıfatına ilişkin yalan beyanda bulunması suçu (TCK'nun 343.
maddesi),
- Hususi belgede sahtecilik suçu (TCK'nun 345. maddesi),
- Sahte belgeyi kullanmak suçu (TCK'nun 346. maddesi),
- Cezayı azaltan haller (TCK'nun 347. maddesi),
Üçüncü fasıl, özel ve resmi evrak ayrımı yapılmaksızın evrakta sahtecilik
suçlarını düzenlemektedir.
Fasılda yer alan aynı tür suçlar arasında ayırım yapılmaksızın tüm suçların
kapsam dışı bırakılmasında bu suçların hukuki nitelikleri, ceza miktarları
ve korudukları hukuki yararlar gözetildiğinde, itiraz konusu düzenlemenin
Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, bu düzenlemenin 3713 sayılı Yasa'da olduğu gibi şartla salıverilme
yasası niteliğinde değil af özelliği ağır basan kendine özgü bir yasa olması
nedeniyle hükümlüler arasında ayrım yapılamayacağı yolundaki savda yerinde
görülmemiştir.
Bu nedenlerle, itiraz konusu maddeler yönünden istemin reddi gerekir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY bu görüşe değişik gerekçeyle katılmışlardır.
Türk Ceza Yasası'nın 366. ve 367. Maddeleri Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularda, 4616 sayılı Yasa kapsamına alınmış olan daha ağır
cezalar içeren ve daha vahim nitelikteki suçlarla karşılaştırmalar yapılarak
366. ve 367. maddelerinin kapsam dışında bırakılmasının Anayasa'nın 2.
ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İstisnalar arasında sayılan, "resmi artırma-eksiltmeye hile karıştırma"
suçunu düzenleyen 366. madde ile "mal artırma-eksiltmesine hile karıştırma"
suçuna ilişkin 367. madde Türk Ceza Kanunu'nun "Ammenin İtimadı Aleyhine
İşlenen Cürümler" başlıklı 6. babının "Ticaret ve Sanayi ve Müzayedeye
Hile ve Fesat Karıştırmak Cürümleri" başlıklı 5. faslında yer almaktadır.
Bu fasılda yer alan suçlar, başlığından da anlaşılabileceği gibi, ticaret
ve sanayi ve müzayedeye hile ve fesat karıştırmakla ilgili suçlardır. Bunlardan
yalnızca artırma ve eksiltmelere hile karıştırmaya ilişkin 366. ve 367.
maddeler 4616 sayılı Yasa'nın kapsamı dışında bırakılmıştır.
İtiraz konusu kuralların yasa kapsamına alınmamasında, bu suçların aynı
fasıldaki kapsama alınan diğer suçlardan farklı nitelikte olması, korudukları
hukuki yarar, kamu yararı ile kamu güvenliği gözetildiğinde Anayasa'ya
aykırılık görülmemiştir.
Bu nedenle 366. ve 367. maddeler yönünden itirazın reddi gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU ve Ahmet AKYALÇIN
bu görüşe katılmamışlardır.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY değişik gerekçe ile bu görüşe katılmışlardır.
Türk Ceza Yasası'nın 383. Maddesi Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında, 4616 sayılı Yasa kapsamına alınan ve daha ağır
ceza öngörülen suçlarla karşılaştırma yapılarak taksirli suç olması nedeniyle
daha hafif cezayı gerektiren 383. maddenin kapsam dışında bırakılmasının
Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
383. madde, Türk Ceza Yasası'nın "Ammenin Selameti Aleyhinde İşlenen
Cürümler" başlıklı 7. babının, "Yangın, Su Baskını ve Gark ve Sair Büyük
Tehlikelere Müteallik Cürümler" başlıklı 1. faslında yer almaktadır. Aynı
fasılda yer alan diğer tüm suçlar 4616 sayılı Yasa kapsamına alınırken
bu madde kapsama alınmamıştır. Bu fasılda düzenlenen suçlardan hemen hepsi
maddedeki suça göre, koruduğu hukuki yarar nedeniyle daha ağır ceza yaptırımına
bağlanmıştır. Maddede düzenlenen ve taksirle işlenen bu suçun aynı fasılda
kasıtla işlenen ve daha ağır ceza gerektiren diğer suçlardan ayrılarak
4616 sayılı Yasa kapsamı dışında bırakılmasının makul, adil ve anlaşılabilir
haklı nedeni bulunmamaktadır.
Bu nedenle, kural 383. madde yönünden Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır.
İptali gerekir.
Konunun Anayasa'nın 10. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY bu görüşe katılmamışlardır.
Türk Ceza Yasası'nın 403. Maddesi İle 404. Maddesinin İkinci Fıkrası
Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında, 4616 sayılı Yasa kapsamına alınan ve daha ağır
ceza öngörülen suçlar Yasa kapsamına alınmasına karşın daha hafif nitelikteki
403. ve 404. maddenin ikinci fıkrasındaki suçların kapsam dışında bırakılmasının
Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kurallar Türk Ceza Yasası'nın "Ammenin Selameti Aleyhinde
Cürümler" başlıklı 7. babının, "Umumun Sıhhatine, Yenecek ve İçilecek Şeylere
Müteallik Cürümler" başlıklı 3. faslında yer almaktadır.
İstisnalar arasında sayılan 403 ila 408. maddeler fasıl içerisinde uyuşturucu
maddelerle ilgili suçları düzenlemektedir. 403. maddede uyuşturucu maddelerin
ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imali, ithali, ihracı, satışı, nakli
ve tedariki yasaklanarak ağır yaptırımlara bağlanmakta, uyuşturucunun eroin,
kokain, baz morfin ve morfin olması halinde cezaların bir katı oranında
artırılacağı ve yine bu suçların teşekkül ya da topluluk halinde işlenmesi
de artırma nedeni olarak sayılmıştır. Maddede onsekiz yaşını bitirmeyen
küçüklerin veya ceza ehliyetine sahip bulunmayanların belirtilen suçlarda
kullanılması bu fiillerin teşekkül halinde işlenmesi ağırlaştırıcı neden
kabul edilmiş ve uyuşturucu maddeleri sahte reçete ile alanlara da 1 yıldan
üç yıla kadar hapis ve ağır para cezası verilmesi öngörülmüştür.
404. maddenin ikinci fıkrasında ise, uyuşturucu maddeleri kullananlar
ile bu maksatla yanında bulunduranlara 1 yıldan 2 yıla kadar hapis cezası
verileceği belirtilmiştir.
3. fasılda yer alan 403 ila 408. maddelerde belirtilen suçlar uyuşturucu
maddelerle ilgilidir. Bunlara ilişkin fiillerin, kişilerin ruhsal ve bedensel
sağlığı üzerinde yarattığı tehlikeler gözetildiğinde, kamu sağlığı ve kamu
düzeni gerekçesiyle itiraz konusu 403. madde ile 404. maddesinin ikinci
fıkrasının Yasa'nın kapsamı dışında bırakılması Anayasa'nın 2. maddesine
aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Konunun Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY değişik gerekçeyle bu görüşe katılmışlardır.
Türk Ceza Yasası'nın 414., 415., 416., 417. ve 418. Maddeleri
Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında, 4616 sayılı Yasa kapsamına alınan ve daha ağır
ceza öngörülen suçlarla karşılaştırma yapılarak, 414 ila 418. maddelerdeki
suçların kapsam dışında bırakılmasının Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kurallar Türk Ceza Yasası'nın "Adabı Umumiye ve Nizamı
Aile Aleyhinde Cürümler" başlıklı 8. babının, "Cebren Irza Geçen, Küçükleri
Baştan Çıkaran ve İffete Taarruz Edenler" başlıklı 1. faslında yer almaktadır.
İstisnalar arasında sayılan 414. maddenin birinci fıkrasında, 15 yaşını
bitirmeyen küçüğün ırzına geçme, ikinci fıkrasında ise cebir ve şiddet
veya tehdit kullanılmak suretiyle veya akıl veya beden hastalığından veya
failin fiilinden başka bir sebepten dolayı veya failin kullandığı hileli
vasıtalarla fiile mukavemet edemeyecek halde bulunan 15 yaşını bitirmeyen
küçüğün ırzına geçme; 415. maddesinde 15 yaşını bitirmeyen küçüğün ırz
ve namusuna tasaddi ve bu fiil ve hareketlerin 414. maddenin ikinci fıkrasında
yazılı şartlar içinde işlenmesi; 416. maddenin birinci fıkrasında, 15 yaşını
bitiren bir kimsenin cebir ve şiddet veya tehdit kullanmak suretiyle ırzına
geçen veyahut akıl veya beden hastalığından veya kendi fiilinden başka
bir sebepten veya kullandığı hileli vasıtalardan dolayı fiile mukavemet
edemeyecek bir halde bulunan kimsenin ırzına geçme, ikinci fıkrasında aynı
kimsenin 416. maddenin birinci fıkrasında belirtilen şartlar içinde ırz
ve namusuna tasaddi, son fıkrasında ise reşit olmayan bir kimse ile rızaen
cinsel münasebette bulunma fiilleri yaptırıma bağlanmakta; 417. maddede
cezayı artıran şahsa bağlı haller; 418. maddede de cezayı artıran fiile
bağlı haller düzenlenmektedir.
Bu fasılda yer alan ve 4616 sayılı Yasa kapsamında bulunan daha hafif
ceza
yaptırımına bağlanan suçlar ise "alenen hayasızca vaz'u harekette bulunmak",
"açık yerlerde veya halkın suhuletle muttali olabileceği yarı açık mahallerde
fuhuş maksadıyla kadın oynatmak ve oynamak", "söz atma, sarkıntılık", "hile
ile kadınların bulunduğu mahallere girme", "evlenme vaadiyle kızlık bozma",
"müstehcen hareketler", "müstehcen şey yazma ve yayınlama", "halkın ar
ve haya duygularını inciten veya cinsi arzuları tahrik ve istismar eder
nitelikte, genel ahlaka aykırı müstehcen şarkı, haysiyete dokunacak şekilde
matbua satışı"dır.
İtiraz konusu kuralların nitelikleri ve korudukları hukuki yarar gözetilerek
daha ağır ceza yaptırımına bağlanması nedeniyle kapsam dışında bırakılmasının
kamu düzeni ve kamu yararı gerekçesine dayandığı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle itiraz konusu kurallar yönünden Anayasa'nın 2. maddesine
aykırılık yoktur. İtirazın reddi gerekir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY bu görüşlere değişik gerekçeyle katılmışlardır.
Türk Ceza Yasası'nın 503. ve 504. Maddeleri Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında, 4616 sayılı Yasa kapsamına alınan ve daha ağır
ceza yaptırımı gerektiren suçların Yasa kapsamına alınmasına karşın 503.
ve 504. maddelerdeki suçların kapsam dışında bırakılmasının Anayasa'nın
2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kurallar Türk Ceza Yasası'nın "Mal Aleyhinde Cürümler"
başlıklı 10. babının, "dolandırıcılık ve iflas" başlıklı 3. faslında yer
almaktadır.
Bu fasılda yer alan 503. maddede "hile ve desiseler yaparak bir kişiyi
veya ehliyetsizleri dolandırma", 504. maddede "mevsuf dolandırıcılık",
506. maddede "hileli müflis", 507. maddede ise "taksiratlı müflis"ler için
ceza yaptırımı öngörülmüştür. Fasılda yer alan suçlardan sadece 507. madde
kapsama alınmıştır.
Türk Ceza Yasası'nın 414 ila 418. maddesine yönelik red gerekçesi bu
bölüm içinde geçerli olduğundan itirazın reddi gerekir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY değişik gerekçeyle bu görüşe katılmışlardır.
bb- 5. Bendin (b) Alt Bendinin Askeri Ceza Yasası'nın 79., 81.,
88., 91. ve 131. Maddeleri Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında, daha ağır cezayı gerektiren suçların kapsama
alınmasına karşılık anılan maddelerin kapsam dışında bırakılmasının Anayasa'nın
eşitlik ve hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
(b) alt bendinde Askeri Ceza Yasası'nın kimi maddelerindeki suçlar sayılarak
kapsam dışı bırakılmıştır.
Askeri Ceza Yasası'nın 79., 80. ve 81. maddelerinin oluşturduğu 4. faslındaki
tüm suçlar Yasa'nın kapsamı dışında bırakılmıştır.
Bu fasılda yer alan suçların ortak özelliği kendini veya başkasını askerliğe
yaramayacak hale getirmek veya askerlikten kurtulmak için hile yaparak
askerlik hizmetinden kurtulmayı önlemek amacına yönelik olmasıdır.
Beşinci fasıldaki 88. madde toplu asker karşısında veya hizmetten savuşmak
için veya silahlı iken yapılan itaatsizlik suçunu; 91. madde ise amir ve
üsse fiilen taarruz ve taarruza teşebbüs suçunu düzenlemektedir. Bu fasılda
yer alan suçlar askeri itaat ve disiplini bozan suçlardır. Bu suçlardan
yasa kapsamına alınanlar diğerlerine göre daha hafif cezaları gerektiren
ve Silahlı Kuvvetlerin düzeni yönünden önemli görülmeyen suçlardır.
Sekizinci fasıldaki mallara karşı yapılan cürümler arasında yer alan
Askeri Ceza Kanunu'nun 131. maddesi ile askeri bir hizmet yaparken veya
vazifeyi suistimal ederek bir hizmet veya vazifeden ötürü tevdi veya emanet
edilmiş olan para veya eşyayı, kendisine tevdi veya emanet edilmemiş olsa
dahi her türlü askeri eşyayı çalanlar, zimmetine geçirenler, ihtilas edenler,
satanlar, rehine verenler, bunları bilerek rehin kabul edenler cezalandırılmaktadır.
Bu fasılda yer alan ve yasa kapsamına alınan mala karşı işlenen diğer suçlar
Askeri Ceza Kanunu'nun 131. maddesine göre daha basit ve daha hafif cezalar
gerektiren suçlardır.
Belirtilen özellikleri gözetildiğinde itiraz konusu kuralların askerlik
mesleğinin ve hizmetinin gereği gibi yerine getirilmesini sağlamaya yönelik
ve bu yönü ile diğer ceza yasalarındaki suçlardan farklı olmaları ve bunların
kendi fasıllarındaki suçlardan daha ağır cezayı gerektirmeleri nedeniyle
kapsam dışında tutulmalarında Anayasa'nın 2. maddesine aykırılık yoktur.
İtirazın reddi gerekir.
Konunun Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Bu görüşe Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY değişik gerekçeyle katılmışlardır.
cc- 5. Bendin (c) Alt Bendinin Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair
Kanun'un 27. ve 33. Maddeleri Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında, daha ağır ceza gerektiren suçlarla 1918 sayılı
Yasa'da öngörülen diğer suçlar 4616 sayılı Yasa kapsamına alındığı halde
inceleme konusu kuralların istisnalar arasında sayılmasının ve şartla salıverilme
yönünden de hükümlüler arasında ayırım yapılmasının Anayasa'nın Başlangıç'ı,
2., 10. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanunu'nun; 27. maddesinin
birinci fıkrasında, "Kaçakçılık maksadıyla teşekkül vücuda getirenler ile
idare edenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından işlenmesi", ikinci
fıkrasında, "Birinci fıkradaki hal dışında iki veya daha fazla kimselerin
toplu olarak kaçakçılık yapmaları", 33. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında,
kaçakçılık cürümlerine veya teşekküllerine, faillerin hal ve sıfatlarını
bilerek yardım edenler, üçüncü fıkrasında ise cezanın artırım ve indirim
nedenleri düzenlenmiştir.
33. madde artırım ve indirim maddesi olup Yasa'nın 25., 26. ve 27. maddelerindeki
kaçakçılık suçlarına veya teşekküllerine faillerin hal ve sıfatını bilerek
yardım edenlerin asıl faillerin cezalarının yarısı kadar, yardım edenin
memur olması halinde asıl fail gibi cezalandırılacağı, son fıkra ile de
kaçak eşya ve maddenin değeri itibarıyla da yapılacak indirim ve artırım
düzenlenmiştir.
1918 sayılı Yasa ile kaçakçılık fiillerinin yasaklanmasının nedeninin,
bu suçların topluma yönelik olarak doğuracağı sosyal tehlike, iç ve dış
güvenliğin korunması ve ekonomik hayatın düzenlenmesi olduğu anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, 1918 sayılı Yasa'nın içerdiği suç tipleri, koruduğu hukuki
yarar, unsur ve nitelikleri gözetildiğinde diğer yasalardaki suç türleriyle
karşılaştırılamayacağı açıktır.
Öte yandan daha hafif cezayı gerektiren Yasa'nın 25. maddesinde ferdi
kaçakçılık, 27. maddesinde ise daha ağır yaptırımlara bağlanan toplu ve
teşekkül halinde kaçakçılık suçları düzenlenmektedir. Bu nedenle, farklı
fiilleri düzenleyen iki madde karşılaştırılarak daha hafif cezayı gerektiren
suçun yasa kapsamına alınıp daha ağır cezayı gerektiren suçun kapsama style="mso-spacerun:
yes">alınmadığı ileri sürülemez. Ayrıca, itiraz konusu düzenlemenin şartlı
salıverme yasası değil af özelliği ağır basan kendine özgü düzenleme olması
nedeniyle hükümlüler arasında ayırım yapılamayacağı yolundaki savlar da
yerinde değildir.
Bu durumda itiraz konusu kurallar yönünden Anayasa'nın 2. maddesinde
belirtilen hukuk devleti ilkesine aykırılık yoktur. İtirazın reddi gerekir.
Konunun Anayasa'nın Başlangıç'ı, 10. ve 11. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY değişik gerekçeyle bu görüşe katılmışlardır.
dd- 5. Bendin (e) Alt Bendinin Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle
Diğer Aletler Hakkında Kanun'un 12. Maddesi Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında, daha ağır ceza gerektiren suçlarla 6136 sayılı
Yasa'da öngörülen diğer suçlar 4616 sayılı Yasa kapsamına alındığı halde
12. maddenin istisnalar arasında sayılmasının Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanun'un
12. maddesinin birinci fıkrasında, ateşli silahların ithali, ihracı, imali,
taşınması, taşımaya aracılık edilmesi, satılması, satmaya aracılık edilmesi
veya bu amaçla bulundurulması eylemleri 5 yıldan 8 yıla kadar ağır hapis
ve ağır para cezası yaptırımına bağlamakta, ikinci fıkrasında, birinci
fıkrada yazılı suçların iki veya daha çok kişinin toplu olarak işlemeleri
halinde 8 yıldan 12 yıla kadar ağır hapis ve ağır para cezası, üçüncü fıkrasında,
birinci fıkrada yazılı suçları işlemek amacıyla teşekkül kuranlar ve yönetenler
veya teşekküle mensup olanlar tarafından işlenmesi halinde ise 10 yıldan
15 yıla kadar ağır hapis ve ağır para cezası öngörülmektedir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, suça konu silahların nitelik bakımından
vahim olması veya bu niteliği taşımayan ateşli silahlar ile mermilerin
sayıca vahim olması halinde birinci, ikinci ve üçüncü fıkralardaki cezaların
yarı oranında artırılacağı, beşinci fıkrasında ise, dördüncü fıkrada belirtilen
vahim nitelikli ateşli silahlar ile benzerlerinin miktar bakımından vahim
olması halinde birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarda yazılı cezaların bir
kat artırılacağı, son fıkrasında ateşli silahlar ile mermiler ve bunların
yapımında veya taşınmasında bilerek kullanılan her türlü araç ve gereçlerin
başkasına ait olsa ve başka amaçla kullanılmak üzere verilmiş bulunsa bile
zoralımına karar verileceği hükme bağlanmıştır.
6136 sayılı Yasa, ateşli silahlarla mermilerinin ve bıçaklarla salt
saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel olarak yapılmış bulunan diğer
aletlerin memlekete sokulmasını, yapılmasını, satılmasını, satın alınmasını,
taşınmasını veya bulundurulmasını düzenleyen ve aykırı davranışları yaptırıma
bağlayan yasadır.
Ateşli silah ve benzeri maddelerin imali, ithali ve ticaretinin yasaklanmasının
nedeninin bu suçların topluma yönelik olarak doğuracağı sosyal tehlike,
iç ve dış güvenliğin korunması gibi gerekçeler olduğu anlaşılmaktadır.
6136 sayılı Yasa'nın ceza hükmü içeren diğer maddeleri ile daha ağır
ceza içeren 12. maddesi karşılaştırıldığında bu maddede düzenlenen suçun
niteliği, koruduğu hukuki yarar ve öngörülen cezalar bakımından aynı Yasa'da
yer alan diğer suçlardan farklı olduğu görülmektedir.
Yasa' da yer alan nitelikleri ve cezaları bakımından daha hafif suçların
kapsama alınmasına karşın 12. maddenin kapsam dışında bırakılmasında bunların
koruduğu hukuki yarar gözetildiğinde Anayasa'nın 2. maddesindeki hukuk
devleti ilkesine aykırılık görülmemiştir. İtirazın reddi gerekir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY bu görüşe değişik gerekçeyle katılmışlardır.
ee- 5. Bendin (f) Alt Bendinin Orman Kanunu'nun 91., 93., 108.
ve 110. Maddeleri Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında, 4616 sayılı Yasa'nın af yasası olmadığı için
orman suçlarını da kapsaması gerektiği, 4616 sayılı Yasa kapsamına alınan
Türk Ceza Kanunu ve diğer yasalarda daha ağır ceza yaptırımına bağlanan
kimi suçlarla karşılaştırılarak itiraz konusu kuralların istisnalar arasında
sayılmasının Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 5. bendinin (f) alt bendinde yer
alan ve istisnalar arasında sayılan 91 ila 94. ve 104 ila 114. maddeleri
6831 sayılı Orman Yasası'nın ceza hükümlerine ilişkin bölümünde yer almaktadır.
91. maddesinin, birinci ve ikinci fıkralarında, dikiliden yapacak ve yakacak
nitelikte orman emvali kesmek suçları yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında
emvalin fidan olması, suçun ekim sahalarını bozmak ve ağaçları boğmak suretiyle
işlenmesi ve üçüncü fıkrasında, motorlu araç kullanılarak işlenmesi halleri
ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiş, beşinci ve altıncı fıkralarında
diğer fıkralarda yer alan suçlar dışındaki orman suçlarını işleyenler için
ceza öngörülmüş, diğer fıkralarında ise, bu eylemlerin orman sahipleri
tarafından veya hayvan beslemek amacıyla veya suçun işlendiği orman içi
köy nüfusuna kayıtlı ve fiilen bu köyde oturanlar dışındakiler tarafından
işlenmesi halinde ayrıca cezaların artırılarak hükmolunacağı belirtilmiştir.
93. maddede izinsiz ormandan tarla açmak, ormanların korunması, istihsal
ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna
olmak üzere, her çeşit bina ve ağıl inşası ve hayvanların barınmasına mahsus
yerler yapmak veya izne bağlı işleri izinsiz yapmak ceza yaptırımına bağlanmıştır.
108. maddenin birinci fıkrasında, kaçak orman emvalini taşımak, biçmek,
işlemek ve kabul etmek fiilleri suç kabul edilmiş, ikinci fıkrasında, bu
suçun orman ürünü ticareti ile uğraşan kişilerce işlenmesi halinde artırım
yapılacağı öngörülmüş, üçüncü fıkrada, mahsulün kıymetine göre indirim
veya artırım hükümleri getirilmiş, son fıkrasında ise, kaçak orman emvalinin
taşınmasında kullanılan canlı ve cansız nakil vasıtalarının kime ait olursa
olsun zoralıma tabi tutulacağı belirtilmiştir.
110. maddede, devlet ormanında ateş yakmak, tedbirsizlik ve dikkatsizlikle
yangına sebebiyet vermek ve kasten orman yakmak gibi fiiller düzenlenmiş
ve yaptırıma bağlanmıştır.
Bu kuralla suç kabul edilip cezai yaptırıma bağlanan eylemlerin yalnızca
ormanların yakılması, daraltılması ve yokedilmesine ilişkin olmadıkları,
ormanların korunmasına yönelik daha hafif nitelikte olan yetkili mercilerin
emirlerine ya da aldıkları önlemlere uyulmaması da suç sayılmaktadır.
Anayasa'nın 169. maddesinde, ormanlar özellikle korunarak ormanlara
zarar verebilecek hiçbir eyleme izin verilmeyeceği, münhasıran orman suçları
için genel ve özel af çıkarılamayacağı, ormanları yakmak, yok etmek veya
daraltmak amacıyla işlenen suçlar için genel ve özel af çıkarılamayacağı
belirtilmiştir.
Anayasa'nın bu kuralı gözetilerek itiraz konusu kuralların yasa kapsamına
alınmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, Türk Ceza Yasası'nda daha ağır ceza öngörülen kurallarla
ormanların korunmasına yönelik kuralların korudukları hukuki yararın farklı
olması nedeniyle karşılaştırılmaları olanaklı değildir. Ayrıca 6831 sayılı
Yasa'nın 4616 sayılı Yasa kapsamına alınmayan kuralları, alınanlara göre
daha fazla ceza yaptırımına bağlandıklarından bunların kapsam dışı bırakılmasının
koruduğu hukuki yararlar gözetildiğinde kamu güvenliği ve kamu yararı gerekçesine
dayandığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kurallar yönünden Anayasa'nın 2.
maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırılık bulunmamaktadır. İtirazın
reddi gerekir.
Konunun Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY değişik gerekçeyle bu görüşe katılmışlardır.
ff- 5. Bendin (g) Alt Bendinin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanunu'nun 68. Maddesi Yönünden İnceleme
İtiraz başvurusunda, daha ağır ceza gerektiren suçlar 4616 sayılı Yasa
kapsamına alındığı halde 68. maddenin istisnalar arasında sayılmasının
Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Yurt dışına
çıkarma yasağına aykırı hareket edenler" başlıklı 68. maddesinin birinci
fıkrası ile aynı Yasa'nın 32. maddesine aykırı olarak yurt içinde korunması
gerekli kültür ve tabiat varlıklarının usulsüz olarak yurt dışına çıkarılması
fiiline 5 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis ve ağır para cezası öngörmekte,
maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında suça konu kültür ve tabiat varlığı
ile bu suçun işlenmesi sırasında kullanılan kamu kuruluşlarına ait olanlar
dışındaki her türlü eşya ve araçlara el konulacağı belirtilmektedir.
Kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına yönelik 2863 sayılı Yasa'nın
68. maddesinin Devletin kültür ve tabiat varlıklarının yurt dışına kaçırılmasını
engellemek amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle,
4616 sayılı Yasa kapsamına alınan suçlarla nitelikleri ve cezai yaptırımları
bakımından bu suçların karşılaştırılamayacağı açıktır. Diğer yasalarda
belirtilen suç türlerinden farklı nitelik gösteren 68. maddedeki suçun,
koruduğu hukuki yarar gözetildiğinde Yasa'nın kapsamı dışında bırakılmasında
Anayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırılık yoktur. İtirazın
reddi gerekir.
Konunun Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY değişik gerekçeyle bu görüşe katılmışlardır.
gg- 5. Bendin (h) Alt Bendinin Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet
ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nun 12. Maddesi Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında, Türk Ceza Yasası'ndaki memur suçları 4616 sayılı
Yasa'nın kapsamına alındığı halde 3628 sayılı Yasa'nın 12. maddesinin kapsam
dışı bırakılmasının Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür..
3628 sayılı Yasa'nın amacını belirten 1. maddesinde "rüşvet ve yolsuzluklarla
mücadele cümlesinden olarak; bu Kanunda sayılanların mal bildiriminde bulunmalarını,
bildirimlerin yenilenmesini, mal edinmelerin denetimiyle, haksız mal edinme
veya gerçeğe aykırı bildirimde bulunma halinde uygulanacak hükümleri, bu
Kanunda belirlenen suçlarla bazı suçlardan dolayı kamu görevlileri ve suç
ortakları hakkında takip ve muhakeme usulünü düzenlemektir." denilmektedir.
Yasa'nın 10 ila 16., 20. ve Geçici 1. maddelerinde ceza hükümleri yer
almakta olup, 12. maddesinde de "kanunen daha ağır bir cezayı gerektirmediği
takdirde gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlara altı aydan üç yıla kadar
hapis cezası verilir" kuralı yer almaktadır.
3628 sayılı Yasa'nın 12. maddesinin devletin rüşvet ve yolsuzlukların
engellenmesi amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır.
Diğer yasalarda belirtilen suç türlerinden farklı nitelikte olduğu gözetildiğinde
bu maddedeki suçun, 4616 sayılı Yasa'nın kapsamına alınan diğer suçlarla
karşılaştırılamayacağı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda 3628 sayılı Yasa'nın 12. maddesinin koruduğu hukuki yarar
nedeniyle kapsam dışında tutulmasında Anayasa'nın 2. maddesine aykırılık
görülmemiştir.
Konunun Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY bu görüşe değişik gerekçeyle katılmışlardır.
hh- 5. Bendin (j) Alt Bendinin Vergi Usul Kanunu'nun 359. Maddesi
Yönünden İnceleme
İtiraz başvurularında, kimi yasalarda yer alan ve cezaları daha ağır
suçlar kapsama alındığı halde inceleme konusu kuralın istisnalar arasında
sayılmasının ve şartla salıverilme yönünden de hükümlüler arasında ayırım
yapılmasının Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 5. bendinin (j) alt bendinde; vergi,
resim ve harçlara ilişkin kanunlarda yer alan suçları işleyenler hakkında
4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin uygulanmayacağı belirtilmektedir.
359. madde, Vergi Usul Yasası'nın "Hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılacak
suçlar ve cezaları" başlıklı 3. bölümünde yer almaktadır. 359. madde de;
"a) Vergi Kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz
mecburiyeti bulunan;
1) Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar, gerçek
olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap
açanlar veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının
azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge
veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler,
2) Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler (varlığı
noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme
sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz
edilmemesi gizleme demektir.) veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge
düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar (muhteviyatı itibariyle yanıltıcı
belge, gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya
durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgedir.)
Hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezası hükmolunur. Hükmolunan hapis
cezasının para cezasına çevrilmesinde, hapis cezasının her bir günü için,
sanayi sektöründe çalışan on altı yaşından büyük işçiler için (...) yürürlükte
bulunan asgari ücretin bir aylık brüt tutarının yarısı esas alınır ve hükmolunan
bu para cezası ertelenemez.
b) Vergi Kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz
mecburiyeti bulunan;
1) Defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok
ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya
belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler
veya bu belgeleri kullananlar (sahte belge, gerçek bir muamele veya durum
olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belgedir.)
2) Belgeleri Maliye Bakanlığı ile anlaşması olmadığı halde basanlar
ile sahte olarak basanlar veya bu belgeleri kullananlar. Hakkında on sekiz
aydan üç yıla kadar ağır hapis cezası hükmolunur.
371 inci maddedeki pişmanlık şartlarına uygun olarak durumu ilgili makamlara
bildirenler hakkında bu madde hükmü uygulanmaz. Kaçakçılık suçlarını işleyenler
hakkında bu maddede yazılı cezaların uygulanması 344 üncü maddede yazılı
vergi ziyaı cezasının ayrıca uygulanmasına engel teşkil etmez" denilmektedir.
Toplumun ekonomik refahının sağlanması açısından büyük önemi olan verginin
tarh, tahakkuk ve tahsilinin hiç yapılamaması veya gerçeğe aykırı biçimde
ve verginin ziyaına yol açacak şekilde yapılması sonucunu doğuracak "vergi
kaçakçılığı" suçlarının içeriği, suç tipleri, koruduğu hukuki yarar, unsur
ve nitelikleri gözetildiğinde diğer yasalardaki suç türleriyle karşılaştırılamayacağı
açıktır.
Öte yandan, 4616 sayılı Yasa ile getirilen düzenlemenin şartla salıverilme
niteliğinde olmayıp şartlı af niteliği ağır basan kendine özgü bir düzenleme
olması nedeniyle farklı kurallar getiren yasaların eşitlik ilkesi yönünden
karşılaştırılarak sonuca varılması olanaklı değildir.
Bu nedenlerle, itiraz konusu kural 359. madde yönünden Anayasa'nın 2.
maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Konunun Anayasa'nın 10. maddesi ile ilgisi yoktur.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY bu görüşü değişik gerekçeyle katılmışlardır.
d- 6. Bendin İncelenmesi
6. bentte "Daha önce şartla salıverilme hükümlerinden yararlandığı halde
yeniden suç işleyerek hüküm giyenler ile daha önce çıkarılmış bir aftan
yararlananlar, bu madde hükümlerinden yararlanamazlar" denilmektedir.
İtiraz başvurularında, belli süreler içerisinde suç işlemeyen sanıkların
adli sicildeki kayıtlarının silinmesine ve yasak hakların iadesine ilişkin
3682 sayılı Adli Sicil Yasası'nda ve Türk Ceza Yasası'nın 121. vd. maddelerinde
yer verilen kurallara rağmen, 4616 sayılı Yasa ile hiçbir ayırım gözetilmeksizin
şartla tahliyeden yararlananların bu Yasa'dan yararlanamayacakları hükme
bağlanarak, sabıka kaydının silinmesi koşulları oluşan ve yasak haklarının
iade edilmesi olanaklı bulunan sanıklar aleyhine bir durum yaratıldığı;
bentte "hüküm giyenler" denilmek suretiyle mahkemelerden kaçması nedeniyle
davası sonuçlandırılamayan, daha önce şartla tahliyeden yararlanan sanıklar
4616 sayılı Yasa'dan faydalanırken daha önce şartla tahliye olmuş ve yasa
çıkmadan önce hüküm giymiş kişilerin ise Yasa'dan faydalanamayacağı; Yasa'nın
2. maddesindeki basın suçlarından dolayı verilen cezaların ertelenmesi
kuralından yararlanmak için herhangi bir koşul öngörülmediği halde, 4616
sayılı Yasa'nın 1. maddesinden yararlanmak için altıncı bentte yazılı koşulların
arandığı; şartla salıverildikten sonra işlenen suçtan dolayı hüküm giyme
koşulunun aranmasının aynı suçu işleyen ancak 4616 sayılı Yasa yürürlüğe
girdiğinde yargılaması devam edenlerle sonuçlandırılanlar arasında eşitsizliğe
yol açtığı belirtilerek kuralın Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı
ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan
hukuk devleti, insan haklarına dayanan, hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, kişilere hukuk güvenliğini sağlayan,
Anayasa'ya aykırı tutum ve durumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına
egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan,
yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasakoyucunun bozamayacağı temel
hukuk ilkeleri ve Anayasa'nın bulunduğu bilincinde alan devlettir.
Altıncı bende göre, suç işledikleri tarihte statüleri aynı olan kişilerden
kimi nedenlerle haklarındaki dava sonuçlanmamış olanlar 4616 sayılı Yasa'nın
1. maddesinin dördüncü bendindeki ertelemeden yararlanacakları halde hüküm
giymiş olanlar yararlanamayacaklardır. Öte yandan, önceki suçtan alınan
kısa süreli şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın infazı sırasında tahliyeden
yararlanan ve daha sonra taksirli de olsa yeniden suç işleyen kişilerin
bu suçlarının cezası ne olursa olsun 4616 sayılı Yasa'dan faydalanamayacaklardır.
Ayrıca daha önce şartlı salıverilmeden yararlanarak Türk Ceza Yasası'nın
17. maddesinde belirtilen süre içerisinde kasıtlı bir cürüm işlemeleri
nedeniyle haklarındaki şartlı salıverilme kararı geri alınanlar yeni bir
suç işlemiş olsalar bile 4616 sayılı Yasa'dan yararlanabilecekleri halde
deneme süresini iyi halli olarak geçirip şartlı salıverilmeden yararlanan
kişiler ise ikinci suçlarından dolayı 4616 sayılı Yasa'nın kapsamı dışında
kalacaklardır.
Şartlı salıverme kararının geri alınması koşullarının düzenlendiği genel
kurallarda "kasıtlı cürümden dolayı şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya
mahkumiyet" aranmasına karşın itiraz konusu kuralla yeni işlenen suç türünde
cürüm ve kabahat ayrımı yapılmadığı gibi cürümlerde de kasıtlı ve taksirli
suç ayrımı yapılmamıştır.
Altıncı bentte, "şartla salıverilme hükümlerinden yararlananlar" bakımından
ayrıca yeniden suç işleyerek hüküm giyme koşulu aranırken, "daha önce çıkarılmış
bir aftan yararlananlar" Yasa'nın kapsamı dışında bırakılmışlardır. Böylece
hakkında mahkumiyet kararı olmaksızın ve kendilerine affı red hakkı da
tanınmaksızın daha önce çıkarılmış bir aftan yararlananların beraat etme
olasılıkları gözetilmemiştir.
İtiraz konusu kuralın neden olduğu bu adaletsizlikler, adil bir hukuk
düzeni kurmak ve kişilere hukuk güvenliği sağlamakla yükümlü bir hukuk
devletinde kabul edilemez.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır. İptali
gerekir.
Konunun Anayasa'nın 10. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY bu görüşe katılmamışlardır.
e- 7. Bendin İncelenmesi
İtiraz başvurularında, suç işlendiği tarihte hükümlü lehine olan düzenlemenin
4616 sayılı Yasa'yla geri alınarak kazanılmış hakların ihlal edildiği;
toplam cezaları 10 yıl olan hükümlülerin bir gün dahi cezası infaz edilmeksizin
yasadan yararlanmalarına karşın Yasa'da oransal bir indirim öngörülmediğinden
10 yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı cezaya hükümlü olanların Yasa'dan daha
az yararlandırıldıkları; önceki durumla karşılaştırıldığında 10 yıl hürriyeti
bağlayıcı cezaya hükümlü olanların 4616 sayılı Yasa'dan 4 yıl yararlanırken
35 yıl cezaya hükümlülerin 1 yıl 5 ay 18 gün yararlandıkları; suç tarihinde
ve cezasının infazına başlandığı sırada yürürlükte olan yasalara göre cezasını
çeken ve müddetnamesinde 647 sayılı Yasa'nın Ek 2. maddesinden yararlanacağı
belirtilen hükümlülerin getirilen düzenleme ile bu indirimden yararlanamayacağı
belirtilerek daha fazla cezaevinde kalmaları gibi aleyhlerine olan bir
durumun yaratılmasının Anayasa'nın 2., 10. ve 11. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
7. bentde "Bu maddeden yararlanacaklar hakkında 647 sayılı Cezaların
İnfazı Hakkında Kanunun Ek 2 nci maddesindeki indirim hükümleri uygulanmaz"
denilmektedir.
647 sayılı Yasa'ya 2148 sayılı yasayla eklenen Ek 2. maddesine göre,
müşahedeleri sonucu yarı açık veya açık müesseselere geçmeye hak kazananlar
ile olanak sağlanmaması sebebiyle naklonulamayanlar ve nitelikleri haiz
oldukları halde yaş ve bedeni kabiliyetleri itibariyle çalışma şartlarına
intibak edemeyecekleri tesbit edilenlerin kurumlarda kaldıkları süreden
her ay için 6 gün indirim yapılacak, yapılacak indirimlerde 1 aydan az
süreler hesaba katılmayacaktır.
İnfaz hukukunun maddi ceza hukukunu tamamlayan ve onun ayrılmaz parçası
olduğu gözetilmeyerek 647 sayılı Yasa'nın Ek 2. maddesi ile kendilerine
sağlanan olanaktan yararlanabilen, müddetnameleri buna göre düzenlenmiş
bir kısım hükümlüler 4616 sayılı Yasa'nın getirdiği kısıtlama nedeniyle
bu olanaktan mahrum edilmişlerdir.
647 sayılı Yasa'nın Ek 2. maddesine göre, belli koşulların gerçekleşmesi
halinde ayda 6 günlük indirimden yararlanacak olan hükümlülerin kalıcı
bir yasa ile tanınmış hakları itiraz konusu kuralla aleyhlerine sonuç doğuracak
biçimde ellerinden alınmaktadır.
Yasa'nın 1. maddesinden yararlanacaklar hakkında 647 Yasa'nın Ek 2.
maddesindeki indirim hükümlerinin uygulanmamasının neden olduğu adaletsizlikler
kişi güvenliğini sağlamak ve adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu sürdürmekle
yükümlü olan bir hukuk devletinde kabul edilemez.
Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır. İptali
gerekir.
Konunun Anayasa'nın 10. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY bu görüşe katılmamışlardır.
f- 9. Bendin İncelenmesi
9. bentte, "Haklarında yakalama, tutuklama veya mahkumiyet kararı bulunup
da firar halinde olanlar bu kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren bir
ay içinde resmi mercilere başvurup teslim olmadıkları takdirde bu madde
hükümlerinden yararlanamazlar" denilmektedir.
İtiraz başvurularında, haklarında yakalama, tutuklama veya mahkumiyet
kararı bulunanların bu durumdan haberleri olmaması nedeniyle bir aylık
süre içinde başvuramamaları halinde yasadan yararlandırılmamalarının Anayasa'nın
eşitlik ve hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Aynı suçtan değişik mahkemelerde yargılanan sanıklardan biri hakkında
gıyabi tutuklama kararı verilmesine karşılık diğeri hakkında adres araştırmasına
karar verilmesi halinde, hakkında gıyabi tutuklama kararı verilen ancak
bir ay içinde teslim olması koşuluyla, diğeri ise bu koşul aranmaksızın
yasadan yararlanacaktır.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 401. maddesine göre, cezasını çekmeye
gelmeyen veya kaçacağından şüphe edilen hükümlüler hakkında hürriyeti bağlayıcı
cezanın infazını sağlamak için bir yakalama müzekkeresi verileceğinden
bu hükümlüler haklarındaki yakalama müzekkeresinden haberdar olmayabileceklerdir.
Öte yandan, 9. bentde "Haklarında yakalama, tutuklama veya mahkumiyet
kararı bulunup da firar halinde olanlar bu Kanunun yürürlüğe girmesinden
itibaren bir ay içinde resmi mercilere başvurup teslim olmadıkları takdirde
bu madde hükümlerinden yararlanamazlar", ibaresinden hükümlü veya tutuklu
iken cezaevinden kaçanlar, haklarında tutuklama veya yakalama kararı bulunanlar,
gıyabi tutuklu olanlar, 647 sayılı yasa uyarınca izin verilipte cezaevine
dönmeyenler anlaşıldığından bunlardan gıyabi tutuklular ile haklarında
tutuklama ve yakalama kararı bulunanlar Yasa'da öngörülen bir aylık süre
içinde bu kararları öğrenememeleri durumunda yasadan yararlanamayacaklardır.
Bu nedenlerle, Yasa'dan yararlanabileceklerin haklarında verilen tutuklama
veya yakalama kararlarından her zaman haberdar olamayabilecekleri de gözetildiğinde
itiraz konusu 9. bent ile öngörülen bir aylık sürenin kişilerin 4616 sayılı
Yasa ile tanınan olanaktan yararlanmalarına elverişli olmadığı sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır iptali
gerekir.
Konunun, Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Mustafa BUMİN VE Ertuğrul ERSOY bu görüşe katılmamışlardır.
D) İptalin Diğer Kurallara Etkisi
2949 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun'un 29. maddesinin ikinci fıkrasında, yasanın belirli kurallarının
iptali, diğer kimi kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa,
bunların da Anayasa Mahkemesi'nce iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.
4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 2. bendinin birinci paragrafının
"... şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilenler ile aldıkları ceza
herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin
toplam hükümlülük süresinden on yıl indirilir..." bölümünün iptali nedeniyle
uygulanma olanağı kalmayan aynı maddenin 2. bendinin ikinci paragrafındaki
"... veya toplam hükümlülük sürelerinden..." sözcüklerinin, 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29.
maddesinin ikinci fıkrası gereğince iptaline karar verilmesi gerekir.
E) İptal Kararının Yürürlüğü Sorunu
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Kanun, kanun hükmünde
kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri,
iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği
tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez." denilmekte, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın 53. maddesinin dördüncü fıkrasında
da bu kural tekrarlanmaktadır. Maddenin 5. fıkrasında ise, Anayasa Mahkemesi'nin,
iptal halinde meydana gelecek hukuksal kamu düzenini tehdit veya kamu yararını
ihlal edici mahiyette görürse yukarıdaki fıkra hükmünü uygulayacağı belirtilmiştir.
4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 2. bendinde yer alan "...şahsi hürriyeti
bağlayıcı cezaya mahkum edilenler ile aldıkları ceza herhangi bir nedenle
şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin toplam hükümlülük süresinden
on yıl indirilir..." bölümünün iptali ile uygulama olanağı kalmayan aynı
bendin ikinci paragrafındaki "... veya toplam hükümlülük sürelerinden..."
sözcükleri ile 1. maddesinin 4. ve 9. bentlerinin iptal edilmesi nedeniyle
doğan hukuksal boşluk kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal edici
nitelikte görüldüğünden bunlara ilişkin gerekli düzenlemelerin yapılması
için yasama organına süre tanımak amacıyla iptal kararının Resmi Gazete'de
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi yönünde karar
verilmesi gerekmiştir.
VII- SONUÇ
21.12.2000 günlü, 4616 sayılı "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen
Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine
Dair Kanun"un:
A- Başlığı'nın Anayasa' ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
B- 1. maddesinin;
1- İlk tümcesi ile 3. ve 4. bendlerinde yer alan "23 Nisan
1999..." tarihinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- 2. bendinin birinci paragrafının "... şahsi hürriyeti
bağlayıcı cezaya mahkum edilenler ile aldıkları ceza herhangi bir nedenle
şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin toplam hükümlülük süresinden
on yıl indirilir" bölümünün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Mustafa
BUMİN ve Ertuğrul ERSOY'un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- 4. bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
4- 5. bendinin;
a- (a) alt bendinin Türk
Ceza Kanunu'nun,
aa- 188. maddesi
yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Mustafa BUMİN ve Ertuğrul
ERSOY'un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
bb- 191. maddesi
yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Mustafa BUMİN ve Ertuğrul
ERSOY'un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
cc- 202., 209.
ve 219. maddeleri yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
dd- 240. maddesi
yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Mustafa BUMİN ve Ertuğrul
ERSOY'un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
ee- 243. maddesi
yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Samia AKBULUT,
Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER ve Rüştü SÖNMEZ'in karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
ff- 264. maddesi
yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
gg- 298. maddesi
yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Mustafa BUMİN, Ali HÜNER
ve Ertuğrul ERSOY'un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
hh- 313. maddesi
yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE
ıı- 339., 342.,
343., 345., 346. ve 347. maddeleri yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına
ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
jj- 366. ve 367.
maddeleri yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Haşim
KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU ve Ahmet AKYALÇIN'ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
kk- 383. maddesi
yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Mustafa BUMİN ve Ertuğrul
ERSOY'un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
ll- 403. maddesi
ile 404. maddesinin ikinci fıkrası yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına
ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
mm- 414., 415.,
416., 417. ve 418. maddeleri yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
nn- 503. ve 504.
maddeleri yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
b- (b) alt bendinin Askeri
Ceza Kanunu'nun 79., 81., 88., 91. ve 131. maddeleri yönünden Anayasa'ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
c- (c) alt bendinin Kaçakçılığın
Men ve Takibine Dair Kanun'un 27. ve 33. maddeleri yönünden Anayasa'ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
d- (e) alt bendinin Ateşli
Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'un 12. maddesi yönünden
Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
e- (f) alt bendinin Orman
Kanunu'nun 91., 93., 108. ve 110. maddeleri yönünden Anayasa'ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
f- (g) alt bendinin Kültür
ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 68. maddesi yönünden Anayasa'ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
g- (h) alt bendinin Mal Bildiriminde
Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nun 12. maddesi yönünden
Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
h- (j) alt bendinin, Vergi
Usul Kanunu'nun 359. maddesi yönünden Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
5- 6. bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY'un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
6- 7. bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY'un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
7- 9. bendinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
Mustafa BUMİN ve Ertuğrul ERSOY'un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C- 1. maddesinin 2. bendinin birinci paragrafının "... şahsi
hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilenler ile aldıkları ceza herhangi
bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin toplam hükümlülük
süresinden on yıl indirilir." bölümünün iptali nedeniyle uygulanma olanağı
kalmayan aynı maddenin 2. bendinin ikinci paragrafındaki, "... veya toplam
hükümlülük sürelerinden ..." sözcüklerinin, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29. maddesinin ikinci
fıkrası gereğince İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- 1. maddesinin 2., 4. ve 9. bentlerinin iptal edilen kurallarının
doğuracağı hukuksal boşluk kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal
edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla
2949 sayılı Yasa'nın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince
bu kurallara ilişkin İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN
BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
18.7.2001 gününde karar verildi.
Başkan
Mustafa Bumin
|
Başkanvekili
Haşim Kılıç
|
Üye
Samia Akbulut
|
Üye
Yalçın Acargün
|
Üye
Sacit Adalı
|
Üye
Ali Hüner
|
Üye
Fulya Kantarcıoğlu
|
Üye
Rüştü Sönmez
|
Üye
Ertuğrul Ersoy,
|
Üye
Tülay Tuğcu
|
|
Üye
Ahmet Akyalçın
|
|