Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
KARAR NE ÖNGÖRÜYOR?
YASA METNİ
KARAR TUTANAĞI (18.7.2001)

"ŞARTLA SALIVERMEYE" KISMİ GENİŞLEME...
Anayasa Mahkemesi Gerekçeli Kararı (3)
27 Ekim 2001
Anayasa Mahkemesi'nin, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlardan dolayı şartla salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine dair yasanın bazı hükümlerini iptal etmesine ilişkin kararının gerekçesi 27 Ekim 2001 tarihli (Sayı: 24566) Resmi Gazete'de yayımlandı.

İptal kararları 6 ay sonra (27 Nisan 2002) yürürlüğe girecek.
 

 
KARŞIOY YAZILARI:
 

Esas Sayısı : 2001/4 
Karar Sayısı: 2001/332 

KARŞIOY YAZISI

21.12.2000 günlü, 4616 sayılı "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun"un 1. maddesinin 4. bendi dışında kalan kimi kurallarının iptali yolundaki çokluk oyuna esastan; redle sonuçlanan bölümlerine ise aşağıda açıklanan nedenlerle gerekçe yönünden katılmıyoruz. 

4616 sayılı Kanun'un adında her ne kadar "... işlenen suçlardan dolayı şartla salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine dair Kanun" denilmiş ise de, taşıdığı kuralların içeriği itibariyle bozucu (infisahi) koşula bağlı toplu özel af niteliği ağır basan kendine özgü bir düzenleme olduğu Mahkememiz kararının bir çok yerinde vurgulanmaktadır. Bu nedenle, değerlendirmelerin bu çerçeve içinde yapılması gerekir. 

Anayasa'nın 87. maddesinde, 14. maddedeki eylemlerden dolayı hüküm giyenler hariç olmak üzere, genel ve özel af ilanına karar vermenin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin görev ve yetkileri içinde olduğu belirtilmiş, kimi maddelerinde de genel ve özel af çıkartılamayacak durumlar gösterilmiştir. Başka bir anlatımla Anayasa ile yasaklanan alanlar dışında genel ve özel af çıkartmak yasa koyucunun takdir alanı içinde bırakılmıştır. 

Mahkemelerce, yargılanarak suçluluğu sabit görülüp hüküm giyenlerin, aldıkları hapis cezasını çekmeleri ve böylece topluma yeniden kazandırılmaları ceza hukukunun temel kurallarındandır. Yasaların yasakladığı her eylem için, bu eylemin işlendiği sırada yürürlükte olan Yasa'da gösterilen ceza verilir ve bu cezanın nerede ve ne tarzda infaz edileceği de önceden belirlenir. Aslolan mahkemelerce tayin edilen hürriyeti bağlayıcı cezaların tamamen infaz edilmesidir. Çok istisnai hallerde, çıkartılması gereken af yasalarından, hangi suçluların ne kadar yararlanacaklarının takdiri ise yasakoyucuya aittir. Toplu af suçlu için temel hak ve hürriyetlerden olmadığına göre, suçları veya suçluları birbiriyle mukayese ederek yasakoyucunun bu alandaki geniş takdir hakkına müdahale edilemez. Yasakoyucu, Anayasa ile yasaklanan alanlara girmedikçe af yasasının kapsamının tayininde herhangi bir kısıtlayıcı kurala tabi değildir. 

Anayasa Mahkemesi'nce verilen kimi kararlarda belirtildiği gibi,Anayasa'nın 38. maddesinde, ceza hukuku alanında suç ve cezalara ilişkin düzenlemelerde uyulması gereken temel ilkeler belirlenmiş olup, bu ilkelerin gözetilmesi koşuluyla ne tür eylemlerin suç sayılacağı ve suç sayılan eylemlere ne kadar ve ne türde ceza verileceği, nelerin cezayı ağırlaştırıcı ya da hafifletici neden sayılacağı yasakoyucunun takdir alanı içine girmektedir. Kuşkusuz ki, yasakoyucunun af konusundaki takdir hakkı cezaların tayinindekinden daha geniştir. 

Öte yandan Anayasa Mahkemesi, Anayasa'ya aykırı bulduğu yasaları iptal ederek yürürlükten kalkmasını sağlar. Yasakoyucu gibi davranarak yeni bir uygulamaya yol açacak hüküm kuramaz. Anayasa'nın öngördüğü ve mutlak düzenlenmesini istediği hususlara yer vermeme durumu dışındaki, yasakoyucunun isterse getirebileceği bir kuralı getirmemesi iptal nedeni olamaz. İsterse yer verilip isterse yer verilmeyecek bu tür noksanlıklar, yasakoyucunun takdir yetkisi içindedir. Yasa maddesine içindeki kimi sözcükleri ayıklayarak yeni bir kural niteliği vermek Anayasa'ya uygunluk denetimiyle bağdaşmaz. Bir kuralın, uygulama alanının genişletilmesi amacıyla değiştirilmesini sağlamak için de iptali istenemez. Yasakoyucunun dilediği 

zaman giderebileceği noksan düzenleme, anayasal zorunluluk dışında; Anayasa'ya aykırılık oluşturmaz. Yasakoyucunun takdir alanı içine giren bir konuda getirilen bir kuralın denetimi yerindelik denetimi olur. Oysa Anayasa yargısında yerindelik denetime yer yoktur. 

Ayrıca, 4616 sayılı Yasa kapsamı dışında bırakılan kuralların, kapsama alınan kurallarla karşılaştırılarak iptaline kadar vermek, kendini yasakoyucu yerine koymaktan farksızdır. Kabul edilmelidir ki Anayasamızda gösterilen temel hak ve özgürlükler arasında aftan yararlanma diye bir hakka yer verilmemiştir. Bu nedenledir ki, yargılanarak suçluluğu sabit görülenler, affedilmelerini bir hak olarak isteyemezler. Yasak alana girmediği sürece affa yetkili olan yasakoyucu, çıkaracağı affın kapsamını da belirlemeye yetkilidir. 

Açıklanan nedenlerle, 4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 4. bendi dışında kalan iptal gerekçesine esastan, başvurunun reddi yolundaki görüşlere de gerekçe yönünden katılmıyoruz. 
 
 
Başkan
Mustafa BUMİN
Üye 
Ertuğrul ERSOY


Esas Sayısı : 2001/4 
Karar Sayısı: 2001/332 

KARŞIOY YAZISI



Türk Ceza Kanunu'nun sekizinci bab'ının "Cürümlerde Tekerrür" başlıklı bölümünde yer alan 86. maddesinde; Aynı maddei kanuniyeye tetabuk eden veya kanunun bir faslında münderiç bulunan cürümlerden başka, hangi suçların bir cinsten (türden) sayılacakları vurgulanarak suçların türlerini belirlemede gözetilecek ölçütler getirilmiştir. 

Türk Ceza Yasası'nın, suçlar arasında tutarlı bir sınıflama getirerek, benzer suç tiplerini esas alıp, bunları aynı fasılda düzenlemek suretiyle yaptığı sınıflama, anayasal denetimde de gözetilmeli ve önemli ölçütlerin başında gelmelidir. 

4616 sayılı Yasa'nın istisnalar arasında saydığı "Hükümet hesabına olarak icra kılınan müzayede ve münakaşa da şiddet veya tehdit ile veya hediye vait ve itasiyle veya sair menfaatler teminiyle veya gizli ittifak yahut sair hileli vasıtalar ile rekabeti men veya ihlal yahut müzayede ve münakaşada pey sürenleri çekilmeye sevketme" suçunu düzenleyen 366. madde ile "biriyle rekabeti men veya ihlal yahut müzayedeye pey sürenleri çekilmeye mecbur etme" suçunu düzenleyen 367. madde, "Ammenin İtimadı Aleyhinde Cürümler" başlıklı 6. bab'ın "Ticaret ve Sanayii ve Müzayedeye Hile ve Fesat Karıştırmak Cürümleri" başlıklı 5. faslında yer almaktadır. 

Bu suçlar, fasıl başlığından da anlaşılacağı gibi, ticaret ve sanayii ve müzayedeye hile ve fesat karıştırmakla ilgili olup bu düzenlemeyle modern toplumlarda kamu inancı korunmak istenmiştir. Bu tür suçların çoğunda dolandırıcılığı andıran fiiller yer almaktadır. Bu fasılda yer alan suçlar için öngörülen ceza miktarları ve koruduğu hukuki yararlar gözetildiğinde, aynı kategorideki suçların tamamını kapsama alırken, herhangi bir ayırıcı ölçüt kullanmaksızın yalnızca iki maddeye giren suçların kapsam dışında tutulmasının 4616 sayılı Yasa'nın gerekçesinde belirtilen "kamu düzeni ve kamu güvenliği" amaçları ile açıklanmasına olanak bulunmamaktadır. 

Nitelik ve yaptırım olarak daha ağır sayılabilecek 358, 359, 361 ve 362. maddeleri istisnalar arasında sayılmayarak 4616 sayılı Yasa kapsamına alınırken, 366. maddede belirtilen suçlar ile 2370 sayılı Yasa ile değişikliğe uğrayan ve bilahare 3506 sayılı Kanun'la birinci ve ikinci fıkraları değiştirilen Türk Ceza Kanunu'nun 119. maddesine göre ön ödemelik nitelikte ceza öngören 367. maddede belirtilen suçların kapsam dışında tutulmasının makul, adil ve anlaşılabilir haklı nedeninin bulunmadığı ve Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu kanaatindeyiz. 

Bu nedenlerle, Yasa'nın 1. maddesinin 5. bendinin Türk Ceza Yasası'nın 366. ve 367. maddeleri yönünden itirazın reddi yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz 18.7.2001 
 
 
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
Üye
Sacit ADALI
Üye
Ahmet AKYALÇIN 


Esas Sayısı : 2001/4 
Karar Sayısı: 2001/332 

KARŞIOY YAZISI



23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun'un birinci maddesinin beşinci bendinin "a" alt bendi uyarınca TCK'nun 243. maddesi yasa kapsamı dışında bırakılmış, bu maddeye yönelik başvuru kararlarındaki iptal istemi çoğunluk oyuyla reddedilmiştir. 

TCK'nun ikinci kitabının üçüncü babının, "Hükümet Memurları Tarafından Efrada Karşı Yapılacak Sui Muameleler" başlıklı, altıncı faslında yer alan 243. maddenin birinci fıkrasında "Bir kimseye cürümlerini söyletmek, mağdurun, şahsi davacının, davaya katılan kimsenin veya bir tanığın olayları bildirmesini engellemek, şikayet veya ihbarda bulunmasını önlemek için yahut şikayet veya ihbarda bulunması veya tanıklık etmesi sebebiyle veya diğer herhangi bir sebeple işkence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere başvuran memur veya diğer kamu görevlilerine..." ikinci fıkrasında da "Fiil neticesinde ölüm vukua gelirse..." durumu düzenlenip yaptırıma bağlanmıştır. 

Aynı fasılda yer alan TCK'nun 245. maddesinde belirtilen "Kuvvet cebriye imaline memur olanlar ve bilumum zabıta ve ihzar memurları memuriyetlerini icrada ve mafevkinde bulunan amirinin emrini infazda kanun ve nizamın tayin ettiği ahvalden başka surette bir kimse hakkında suimuamele veya cismen eza verecek hale cüret eder yahut o kimseyi darp ve cerheylerse..." biçimindeki yine memurların işlediği suç ile aynı fasıldaki diğer suçlar yasa kapsamında iken, ayrı fasılda da olsa kapsam dışındaki memurların işlediği görevi kötüye kullanma suçunu düzenleyen TCK'nun 240. maddesi çoğunlukla iptal edilmiş, keza TCK'nun adam öldürmek cürümlerinin cezalarının belirlendiği maddelerden 450. maddenin üçüncü bendindeki "Öldürmek fiili canavarca bir his sevki ile veya işkence ve tazip ile ika edilirse..." gibi çok daha ağır yaptırıma bağlanan fiiller yasa kapsamında iken, memurun, özellikle kolluk görevlilerinin, kamu düzenini bozan ve suç teşkil eden bir olayın fail ve delillerini açığa çıkarma esnasında işledikleri suçu düzenleyen TCK'nun 243. maddesinin yasa kapsamı dışında bırakılması, Anayasa'nın hukuk devleti ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu düşüncesiyle iptali gerektiğinden çoğunluğun red kararına karşıyız. 
 
 
Üye
Samia AKBULUT
Üye
Sacit ADALI
Üye
Rüştü SÖNMEZ


Esas Sayısı : 2001/4 
Karar Sayısı: 2001/332 

KARŞIOY YAZISI



1- 4616 sayılı Yasa ile 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlardan kimileri için erteleme, kimileri için ise şartla salıverme olanağı getirilmiş bulunmaktadır. 

Öncelikle erteleme müessesesinin ne olduğu ve yasama yoluyla erteleme müessesesinin Anayasa'mız da bulunup bulunmadığı incelenmelidir. 1924 Anayasası'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin görev ve yetkilerini belirleyen 26. maddesi; "Madde 26.- Kanun koymak, kanunlarda değişiklik yapmak, kanunları yorumlamak, kanunları kaldırmak, Devletlerle sözleşme, andlaşma ve barış yapmak, harb ilan etmek, Devletin bütçe ve kesin hesap kanunlarını incelemek ve onarmak, para basmak, tekeli ve akçalı yüklenme sözleşmelerini ve imtiyazları onamak ve bozmak, genel ve özel af ilan etmek, cezaları hafifletmek ve değiştirmek, kanun soruşturmalarını ve kanun cezalarını ertelemek, mahkemelerden çıkıp kesinleşen ölüm cezası hükümlerini yerine getirmek gibi görevleri Büyük Millet ancak kendisi yapar." şeklindeydi. Bu maddede yeralan kanunları yorumlamak ve kanun soruşturmalarını ve cezalarını ertelemek yetkileri dikkat çekicidir. 1924 Anayasası döneminde bir kanun hükmünün ne anlama geldiği yolunda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yorum kararları mevcuttur. Ayrıca kimi kanun soruşturmalarının ve cezalarının ertelenmesi hakkında da bir kaç defa yasa çıkarılmıştır. Burada konumuzla ilgili olan yasa yoluyla ertelemenin Türk Ceza Kanunu'nda bulunan ve bağımsız mahkemeler tarafından cezaların ferdileştirilmesi vasıtalarından biri olan erteleme ile karıştırılmaması gerekir. Genel olmak zorunda bulunan bir yasayla kullanılan tecil kavramı ile cezaların ferdileştirilmesi kavramı uzlaşamaz. Doktrinde bu müesseseye af yetkisine dahil bir müessese gözü ile bakılmasının doğru olacağı, bu durumda da aynı sonuçların belirli bir süre içinde suç işlenmemesi şartına bağlayan, şarta bağlı genel af ile sağlanmasının mümkün olduğu belirtilerek eleştiriler getirilmiştir. 

Bu müessese, yasama yorumu ile birlikte 1961 Anayasası'na konulmayarak kaldırılmıştır. 1961 Anayasası'nın Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında Anayasa Komisyonu'nun raporunda, 1924 Anayasası'nın 26. maddesini değiştirerek alan 62. maddesinin gerekçesinde; "Kanunun resmi tefsiri, normal olarak yargı yetkisine giren bir husustur. Tamamiyle bağımsız bir hale getirilmiş bulunan yargının teşrii bir tefsirle bağlanabilmesi düşünülemez. Yasama, eğer çıkardığı kanunun maksadını karşılamadığını da, mahkemelerin tatbikatı sebebiyle görürse, bu kanun isteği mühtevayı taşımıyor demektir. Bu takdirde yapılacak şey, kanunu değiştirmekten ibarettir. Yürütme organı ise, anlamında tereddüde düştüğü bir kanun hakkında Danıştay'ın düşüncesini istemek imkanına sahiptir. 

Bu bakımdan, modern hukuk anlayışıyla bağdaşamayan tefsir yetkisi tasarıya alınmamıştır. Kanun yapma yetkisi mutlak olarak mevcut bulunduğuna göre teşrii tefsir müessesesinin kaldırılması, Meclislerin yetkilerinde bir eksiltme sayılmamak gerekir... 

Cezaların tahfif ve tahvili, tahkikat ve mücazatı kanuniyenin tecili; "TBMM'nin özel af yetkisi bulunduğuna göre tahfif ve tavilden ayrıca bahsetmeye lüzum görülmemiştir. Tahkikat ve mücazatın tecili ise tamamiyle mahkemelerin yetkisi için bulunduğundan yargının bağımsızlığı sebebiyle kaldırılmıştır..." denilmektedir. 

Bu açıklama karşısında 1961 ve 1982 Anayasalarında bulunmayan yasama yoluyla erteleme diye bir müessesenin Anayasa'ya uygunluğundan söz etme olanağı kalmamıştır. 

Öte yandan 4616 sayılı Yasa ile hükümlüler için getirilen "şartlı salıverme" düzenlemesi, şartlı salıverme kurumuna yabancı ve aslında tam şartlı af niteliğindedir. Yasakoyucunun "şartlı af" yerine bu düzenlemeye "şartla salıverme" ismini vermekle Anayasa'nın 87. maddesine göre affı mümkün olmayan kimi suçları da dolaylı biçimde af kapsamına almak istemiştir. Bu ise açıkça Anayasa'nın yasak hükmünü aşabilmek için yapılmaması gereken ve Anayasa'ya açıkça aykırı olan bir düzenlemedir. 

Bu durumda ismi ne olursa olsun, yapılmak istenen şartlı af olduğu açıkça görülmektedir. 

Anayasa'nın Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkilerini sayan 87. maddesi, "... Anayasanın 14. maddesindeki fiillerden dolayı hüküm giyenler hariç olmak üzere, genel ve özel af ilanına..." Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yetkili olduğunu belirtmektedir. 

Anayasa'nın 87. maddesinin af konusunda gönderme yaptığı 14. maddesi ise, "Madde 14.- Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanılamazlar. 

Bu yasaklara aykırı hareket eden veya başkalarını bu yolda teşvik veya tahrik edenler hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir. Anayasanın hiçbir hükmü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunmak hakkını verir şekilde yorumlanamaz." kurallarını içermektedir. 

Anayasa'nın bu düzenlemeleri karşısında kimi suçlar için af yasağı getirildiği açıkça görülmektedir. Dava konusu Yasa ile Anayasamızın 87. maddesinin, 14. maddeye yaptığı gönderme sebebiyle getirdiği af yasağı, adına "erteleme" denilerek örtülü biçimde aşılmak istenmiştir. Anayasa'nın af yasağı getirdiği kimi suçlar bu arada, düşünce suçları için af getirilmek isteniyorsa, bunun yolu Anayasa'ya aykırı yasaları değişik biçim ve isimlerle kamufle ederek örtülü biçimde Anayasal engelleri gözardı etmek değil, Anayasa'nın kimi suçlar için af yasağı getiren kurallarının Yasama Organı'nca değiştirilerek amaca uygun bir düzenleme yapmaktır. Bu yola gidilmeden yapılan düzenleme açıkça Anayasa'ya aykırıdır. Getirdiği kurallarla aynı tür veya benzer suçlardan daha vahim olanını af kapsamına alıp, işleniş biçimlerine göre toplum için daha az tehlike teşkil eden ve daha hafif cezayı gerektiren diğer bir kısmını af kapsamı dışında tutmak adalet duygusunu ve vicdanları rahatsız edecek ve hukuk devletinde yapılmaması gereken bir davranıştır. Bu nedenle, Yasa'nın iptali istenen kimi kurallarının Anayasa'nın 2. maddesine de aykırı olduğu gözardı edilemez. 

Bu nedenle, itiraz konusu kuralların anayasal denetimi yapılırken bu düzenlemelerin adına ne denirse denilsin aslında "şartlı af" olduğu sonucuna vardığımdan değerlendirmelerimi bu açıdan yapıp, oyumu da buna göre kullandım. 

2- TCK' nun işkenceyle adam öldürme suçunu cezalandıran 450. maddenin üçüncü fıkrasının yasa kapsamına alınmasına karşılık TCK' nun 243. maddesinin kapsam dışında bırakılarak Yasa'nın getirdiği olanaktan kamu görevi yapan ve bu görevlerini yaparken kişisel çıkar ve sair nedenler dışında hareket ederek suç işleyen kişilerin yararlandırılmamasını adalet ve insaf ölçüleri ile bağdaştıramadığımdan, itiraz konusu Yasa'nın 1. maddesinin 5. bendinin (a) alt bendinin TCK'nun 243. maddesi yönünden Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu düşünce ve kanaatiyle çoğunluk görüşüne karşıoy kullandım. 

Üye 
Yalçın ACARGÜN


Esas Sayısı : 2001/4 
Karar Sayısı: 2001/332 

KARŞIOY YAZISI



21.12.2000 günlü, 4616 sayılı "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun"un kimi kurallarının iptaline ilişkin mahkemelerce yapılan itiraz başvuruları sonucunda verilen 18.7.2001 günlü, 2001/4 Esas, 2001/332 Karar sayılı kararın, aşağıda belirtilen bölümlerine açıkladığım nedenlerle katılmıyorum. 

1- İtiraz başvurularında 4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin beşinci bendinin (a) alt bendinde TCK'nun 243. maddesinin Yasa kapsamı dışında tutulmasının, Anayasa'nın eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırılık oluşturduğu ileri sürülmüş, iptal istemi çoğunluk görüşü ile reddedilmiştir.İtiraz konusu kural, TCK'nun "Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler"başlıklı 3. Babının "Hükümet Memurları Tarafından Efrada Karşı Yapılacak Suimuameleler" başlıklı 6. faslında yer almaktadır. Bu fasılda yer alan diğer suçlar 4616 sayılı Yasa kapsamına alındığı halde 243. madde de belirtilen suçlar Yasa kapsamı dışında tutulmuştur. Ayrıca aynı maddenin ikincifıkrasında "fiil neticesinde ölüm vukua gelirse, 452 nci, sair hallerde 456.maddeye göre tertip olunacak ceza üçte birden yarıya kadar artırılır"şeklindeki yollama yapılan TCK'nun 452. ve 456. maddeleri de 4616 sayılı Yasa kapsamına alınmıştır. Diğer taraftan 3. Babın dördüncü faslında yer alan ve memurların işlediği görevi kötüye kullanma suçunu düzenleyen 240. madde,çoğunluk oylarıyla iptal edilmiştir. 

Diğer bir husus da, "Eşhasa Karşı Cürümler" başlıklı 9. Babda yer alan tüm suçların Yasa kapsamına alınmış olmasıdır. Bu Babın bilhassa Birinci ve Dördüncü fasıllarında düzenlenen "Adam Öldürme" ve "Çocuk Düşürme ve Düşürtme Cürümleri" doğrudan doğruya insan hayatıyla, yaşam hakkıyla, çocuk sağlığıyla,hayatı devam ettirmeyle ilgili bulunduğu, failleri hakkında ağır hapis,müebbet ağır hapis ve idam cezaları öngörüldüğü ve hatta bu cürümlerden 450.maddenin üçüncü bendinde "Öldürmek fiili: canavarca bir his zevki ile veya işkence ve tazip ile ika edilirse" failin idam cezasına mahkum edileceği belirtildiği halde tüm bu cürümlerin düzenlendiği maddelerin Yasa kapsamına alınmalarına ve bu cürümleri işleyenlerin bu Yasa'dan faydalanmalarına karşın TCK'nun 243. maddesi Yasa kapsamı dışında bırakılmıştır. 

Görüleceği üzere TCK'nun gerek 243. maddesinde ve gerekse 450. maddesinin üçüncü bendinde, işkence suçları ceza yaptırımına bağlanmıştır. Her iki kural incelendiğinde, TCK' nun 450. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen suçun 243.maddede belirtilen suçtan daha vahim ve cezasının da çok daha ağır olduğu ve hatta idam cezasının verileceği öngörülmektedir. TCK' nun 450. maddesinde doğrudan doğruya insan hayatının sona erdirilmesi amacıyla ve katil kastıyla adam öldürme fiilleri sayılmakta ve faile idam cezası verileceği kabul edildiği halde 243. maddede sayılan fiillerin işlenmesi sonucu şayet ölüm vukua gelirse, faile "katil kastı olmaksızın adam öldürme" fiillerini düzenleyen 452. maddenin (cezası artırılarak) uygulanacağı öngörülmektedir.Diğer taraftan 450. maddenin 3. bendinde yer alan adam öldürme fiili, failin sırf kendi zevkini ve canavarca hislerini tatmin amacıyla veya işkence ve eziyet yoluyla işlendiği halde 243. maddede sayılan fiiller ise, bir kamu görevlisinin, bir memurun ve özellikle kolluk görevlilerinin, kamu düzenini bozan, ülkenin birlik ve bütünlüğüne kasteden, yıkıcı, bölücü, terörist eylemleri yapan, bu yönde faaliyetlerde bulunan suç faillerini açığa çıkarmak,suç delillerini elde etmek gayret ve uğraşıyla işledikleri fiillerdir. Hemen belirtmek gerekir ki, 243. maddeye mümas fiilleri işleyenler himaye ediliyor,bunların işledikleri fiiller haklı ve mazur görülüyor zannedilmesin. Bu tür suçları işleyenler mutlaka affedilsin, davaları veya cezaları 4616 sayılı Yasa şumulün de olsun şeklinde bir görüş taşımıyoruz. İşkence suçu olarak özetlenen,unsurları ve müeyyidesi 243. maddede sayılan fiillerin, bir insanlık suçu olduğu gerek ulusal ve gerekse uluslararası yasalarla veya sözleşmelerle önlenmeye çalışılan suçlardan olduğu, benimsenmesinin veya kabullenilmesinin bile düşünülemeyeceği çok açık bir gerçektir. Yasa kapsamına alınan 448 ve450. maddelere uyan adam öldürme fiillerinin benimsenmediği veya kabullenilmediği, bu fiilleri işleyenlerin himaye gördüklerinin söylenemeyeceği gibi. Bu yöndeki karşılaştırma 450. maddenin üçüncü bendinin Yasa kapsamına alındığı halde 243. maddenin kapsam dışında bırakılması nedeniyle yapılmaktadır. Anayasa' nın 17. maddesinde, sadece "kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz" yolundaki işkence suçunu önlemeye matuf kural yer almamakta, sözü edilen maddenin ilk fıkrasında, "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir." şeklinde insan için en önemli hak olan "yaşam hakkı" düzenlenmektedir. İzah etmeye çalıştığımız husus, insanın yaşam hakkını ortadan kaldıran "kasten adam öldürme", "işkence ile adam öldürme", "canavarca bir his zevki ile adam öldürme" fiillerini düzenleyen 448. ve 450. maddeler Yasa kapsamına alınırken 243. maddenin kapsam dışı tutulmasıdır. Bu yöndeki ayırım ve böyle bir düzenleme Anayasa' nın 2. ve10. maddelerine aykırılık teşkil ettiğinden 4616 sayılı Yasa' nın 1. maddesinin5. bendinin (a) alt bendinde istisnalar içinde sayılan TCK' nun 243. maddesinin iptali gerekirken reddi yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 

2- 4616 sayılı Yasa kapsamı dışında tutulan TCK'nun 298. maddesi çoğunluk görüşü ile iptal edilmiştir. Kararda, 299. madde ile karşılaştırılması yapılarak bu maddelerde belirlenen eylemlerin benzer nitelikte oldukları, 299. maddenin daha ağır ceza öngördüğü gerekçe olarak kabul edilmiştir. 

TCK'nun 298. ve 299. maddelerinde, tutukevinden ve hapishaneden kaçanların fiilleri ve ceza yaptırımları düzenlenmektedir. Yasa kapsamı dışında bırakılan298. maddenin ikinci fıkrasında, tutukevinden kaçma suçunun şahıslara şiddet kullanılarak, kapı veya pencere kırarak, duvar delerek, kaçmaya mani olacak vasıtaları bozarak işlenmesi ile üçüncü fıkrasında da bu suçun birden ziyade kimseler tarafından bir arada işlenmesi,tehdit veya şiddetin silahla yapılması hallerinde cezanın artırılarak verileceği öngörülmektedir. Bu madde ile korunmak istenen, bilhassa örgütsel suçlardan dolayı tutuklananların cezaevlerini yakarak, yıkarak, silahlar kullanarak, Devlete büyük zararlar vererek kaçmalarının önlenmesidir. 299.maddenin Yasa kapsamına alınmış olması, bu suçun da mutlaka Yasa kapsamına alınmasına gerekçe olarak kabul edilemez. Ayrıca her iki maddede öngörülen cezalar da birbirinden farklı değildir. 298. maddede öngörülen ceza "dört yıldan sekiz yıla kadar ağır hapis" 299. maddede öngörülen ceza ise "beş yıldan eksik sekiz yıldan fazla olamaz" şeklinde olup, her iki maddede azami ceza sekiz yıl olarak belirlenmiştir. Her iki madde karşılaştırılarak öngörülen cezaların nazara alınmasından daha çok bu maddelerle korunması amaçlanan hukuki yararın gözetilmesi gerekmektedir. Bu sebeplerle, TCK'nun298. maddesinde düzenlenen eylemlerin ağırlığı ve koruduğu hukuki yarar gözetildiğinde bu maddenin Yasa kapsamı dışında bırakılmasında, Anayasa' ya aykırılık görülmemektedir. 

Belirtilen nedenlerle, sözü edilen maddenin iptaline yönelik çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 

Üye 
Ali HÜNER 


Esas Sayısı : 2001/4 
Karar Sayısı: 2001/332

KARŞIOY YAZISI



4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 5. bendinin (a) alt bendindeki istisnalar arasında sayılan "resmi artırma-eksiltmeye hile karıştırma" suçuna ilişkin 366. madde ile "mal artırma-eksiltmesine hile karıştırma" suçuna ilişkin 367. madde "Ammenin İtimadı Aleyhine İşlenen Cürümler" başlıklı 6. babın "ticaret ve sanayi ve müzayedeye hile ve fesat karıştırmak cürümleri"ni düzenleyen 5. faslında yer almaktadır. Bu fasılda belirtilen suçlardan yalnız artırma ve eksiltmelere hile karıştırmaya ilişkin 366. ve 367. maddeler istisnalar arasında sayılarak 4616 sayılı Yasa kapsamı dışında tutulmuştur. 

366. ve 367. maddelerin yer aldığı fasılda aynı tür suçların tümü kapsama alınırken bu iki maddenin herhangi bir ölçüt, kullanılmaksızın kapsam dışı bırakılmasının "kamu düzeni" ve "kamu güvenliği" amaçları ile de açıklanması olanaklı değildir. Nitelikleri ve uygulanan yaptırımları gözetildiğinde daha ağır olarak değerlendirilebilecek 358., 359., 361. ve 362. maddelerin istisnalar arasında sayılmayarak yasa kapsamına alınırken 366. ve 367. maddelerin kapsam dışında tutulmasının adil, kabul edilebilir haklı bir nedeninin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 

Açıklanan nedenlerle, 366. ve 367. maddeleri kapsam dışında bırakan itiraz konusu kuralın iptali gerektiği görüşüyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. 
 
 
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
Üye
Tülay TUĞCU
 

Önceki Sayfa


(10 KASIM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.