|
Anayasa Mahkemesi Kararı
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı: 1989/1
Karar Sayısı: 1989/12
Karar Günü : 7.3.1989
İPTAL DAVASINI AÇAN: Cumhurbaşkanı Kenan EVREN
İPTAL DAVASININ KONUSU : Resmî Gazete'nin 27 Aralık 1988 günlü,
20032. sayısında yayımlanan 10.12.1988 günlü, 3511 sayılı "2547 Sayılı
Yükseköğretim Kanununun 44 üncü Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna
Bir Ek ve Dört Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun"un 2. maddesiyle 2547
sayılı Yasa'ya eklenen "Ek Madde 16"nın, Anayasa'nın Başlangıç Kısmı ile,
2., 10., 24., 174. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali istemidir.
I- İPTAL İSTEMİNİN GEREKÇESİ:
4 Ocak 1989 günlü, KAN. KAR. MD.: 39-18/ B-l-89-4 sayılı dava dilekçesinde,
iptal isteminin gerekçe bölümü aynen şöyledir:
"Görüldüğü üzere, sadece İslâmi kurallara göre kadınlar için örtünme
(tesettür) hususları gözönüne alınarak, dinî inanç yönünden Yükseköğretim
Kurumlarında öğretim yapan bayan öğrencilere eşitlik ve genellik ilkelerini
de aşarak lâikliğe aykırı bir biçimde imtiyaz tanınmaktadır.
Daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen 16 Kasım
1988 tarih ve 3503 sayılı Kanun ile de, örtünme konusu değişik bir biçimde
ele alınarak, "Anayasanın 174 üncü maddesinde yeralan İnkılâp Kanunlarına
aykırı olmamak kaydı ile Yükseköğretim Kurumlarında öğretim elemanları
ile öğrenciler için kılık ve kıyafet serbesttir. Bu konu ile ilgili olarak
kişi veya kurumlarca sınırlayıcı işlem yapılamaz, karar alınamaz." şeklinde
düzenlenmişti.
Bu hüküm gerek Anayasal açıdan, gerekse mevzuat yönünden ele alınarak
incelenmiş, aşağıda niteliği belirtilen 18 Kasım 1988 tarih ve 1662-8088
sayılı yazımızla bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına iade edilmişti (EK: 2).
Bu iade yazısında düzenlemenin, Atatürk İlke ve İnkılâplarına ve özellikle
çağdaş düşünce ve lâiklik ilkesine aykırı olduğu üzerinde durulmuş ve konunun
hiçbir yasal sınırlama ve kısıtlamaya tabi olmamasının ise, Anayasa'nın
özellikle eşitlik ilkesiyle çeliştiği ve bir kısım kişilere imtiyaz niteliğinde
hak verildiği görüşü savunulmuştur.
Bilindiği üzere Anayasa'nın 2 nci maddesi Atatürk Milliyetçiliğine bağlılığı
belirledikten sonra Başlangıç bölümünde bulunan temel ilkelere de atıfta
bulunmuştur.
Anayasa'nın Başlangıç bölümünde yeralan ilkelerden biri de, üç ve yedinci
paragraflarda belirlenen, "Atatürk inkılâp ve ilkelerine Bağlılık" ilkesidir.
Gerek 24 Ocak 1925 tarihli "Bilumum Devlet Memurlarının Kıyafetleri
Hakkında Kararname", gerekse 1961 Anayasası'nın 153 ve 1982 Anayasası'nın
174 üncü maddesinin Anayasanın hiçbir hükmünün, Türk toplumunu çağdaş uygarlık
seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini
koruma amacını güden inkılâp kanunlarının Anayasanın halkoyuyla kabul edildiği
tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğu şeklinde
anlaşılamaması ve yorumlana-maması biçimindeki amir hükümleri, Atatürk'ün,
Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin atıldığı ilk yıllarda Türk Devletinin
ve toplumunun muasır medeniyetler seviyesine çıkarılması doğrultusunda
ortaya koyduğu görüş ve düşünüşlerinin açık bir şekilde ifadesinden başka
bir şey değildir.
İşte bu görüş ve düşünüşler doğrultusunda çağdaş giyim, Atatürk milliyetçiliği
ilke ve inkılâplarının vazgeçilmez bir öğesini oluşturmaktadır.
Atatürk'ün gençlere emanet ettiği ve nitelikleri arasında lâiklik ilkesi
de bulunan Cumhuriyetin bu temel taşının yerinden oynatılması ve gençlerin
lâiklik ilkesinden saparak teokratik fikirlere yöneltilmesini sağlayacak
yasal değişikliklerin yapılmasını maddi ve manevi mutluluğu ile çağdaş
medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönündeki Türkiye Cumhuriyeti ile bağdaştırmaya
imkân bulunmamaktadır.
Türk Ulusunun amacı, gayet açık ve net bir biçimde "Çağdaş uygarlık
seviyesine ulaşma" biçiminde saptanmıştır. Bu amaçdan sapmaların, Anayasanın
amacı, ruhu ve esprisi içinde kabul ve değer görmesi düşünülemez.
Anayasa'mızın 24 üncü maddesinde yeralan vicdan, dini inanç ve kanaat
hürriyetine sahip olma, bunun sonucu ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya,
dini inanç ve kanaatlarını açıklamaya zorlanamama, dini inanç ve kanaatlerden
dolayı kınamama ve suçlanamama hükmüdür.
Bu hürriyet, herkesin dilediği dini inanç ve kanaate sahip olabileceğini
belirttiği gibi, ayrıca dilerse hiçbir dini inanca sahip olmama hakkını
da içermektedir.
Diğer taraftan, inanç hürriyetinin doğal bir uzantısı olarak, ibadet
hürriyeti ile de kişinin inandığı dinin gerektirdiği ibadetleri ayin ve
törenleri serbestçe yapabilme hakkı tanınmaktadır.
Bu iki hürriyetin de özü, dini inanç ve ibadet serbestliğini ortaya
koymaktadır.
Anayasa'nın 24 üncü maddesi hükümleri, vicdan, dini inanç ve kanaat
hürriyeti ile ibadet hürriyeti dışında, bunlara bağlı olarak kılık ve kıyafetle
ilgili bir düzenlemeyi içermemektedir. Zira, lâiklik, Devlet hükmü şahsiyeti
ile doğrudan ilişkili olup Devletin resmi bir din sahibi olmaması biçiminde
de tezahür etmektedir. Bu durumda Devlet kuruluşlarında dini inanış ve
düşünce sebebiyle belli kişilere örtü veya türban örtme hakkının tanınması,
Anayasanın 24 üncü maddesinde belirlenen din ve vicdan hürriyeti sınırlarını
aşan ve lâiklik ilkesi ile tamamen çatışan bir durum arzetmektedir. Kaldı
ki, Anayasa'nın 24 üncü maddesinde yeralan hürriyetler dahi Anayasa'nın
14 üncü maddesine aykırı olmamak şartı ile serbesttir.
Türkiye Cumhuriyetinde sadece belli bir dini inançta bulunan kesimin
yıllardır oluşturmak istediği Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı yaşam
biçimi benimsedikleri kılık ve kıyafetle simgelenmekte ve böylece toplumda
ayrı bir yeri ve kamplaşmayı ortaya koymaktadır.
Lâiklik ilkesinin gözönüne alınması gereken unsurlarından biri de, Devletin
belli bir dini olmaması ve benimsememesi nedeniyle çeşitli dinlerin mensupları
arasında kanun önünde ayrılık gözetmemesi, hepsine eşit işlemde bulunmasıdır.
Anayasa'nın 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında eşitlik ilkesi; "Herkes,
dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç din, mezhep ve
benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir."
Biçiminde dile getirilmiştir. Bu durumda ortada haklı bir neden ve kamu
yararı olmaksızın sadece bir dinin, o da çok azınlıkta bulunan bir kesimine
yukarıda belirtildiği şekilde hak tanımak, Anayasa'nın lâiklik ilkesi dışında
eşitlik ilkesiyle de çelişki meydana getirmektedir.
Ayrıca, yapılan düzenlemede salt bayan öğrencilere bu hakkın tanınıp,
diğer öğrencilere ve bilimsel yönden her türlü serbest düşünce ve fikir
hürriyetine sahip öğretim üyelerine ve Yükseköğretim Kurumunun idari personeline
böyle bir hakkın tanınmaması kendi içindeki eşitsizliği ve çelişkiyi de
gözler önüne sermektedir.
Mahkemeniz, Türk Ceza Kanunu'nun 175 ve müteakip maddeleri ile ilgili
E. 1986/ l, K. 1986/26 sayılı ve 4 Kasım 1986 tarihli iptal kararında da
belirttiği üzere belli din mensuplarına bir takım haklar ve avantajlar
sağlamanın Anayasa'nın lâiklik ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu vurgulamış
bulunmaktadır.
Lâikliğin Türk -İnkılâbı yönünden taşıdığı büyük önem gözönüne alınarak
1924 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu'nda 1928 yılında yapılan değişiklikle
"Devletin dini, dinî İslâmdır." yolundaki hükmü çıkarılmış ve 1937 yılında
3115 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle de Cumhuriyetin niteliklerini
belirleyen 2 nci maddesine "lâiklik ilkesi" ilave edilerek günümüze kadar
Anayasa'larda yer almıştır.
Atatürk'çü lâiklik anlayışı, 1925 tarihli Kararnamede de yeraldığı gibi,
çağdaş giyimi benimseyen, kapalı yerlerde başın örtülmemesini ve kapalı
tutulmamasını öngören bir düşünce biçimini de ortaya koymaktadır.
Yapılan düzenlemede, Yükseköğretim kurumlarında çağdaş kıyafet ve görünümde
bulunmanın zorunlu olduğu vurgulandıktan sonra, dini inanç sebebiyle boyun
ve saçların örtü veya türbanla kapatılmasının serbest bırakılması, çağdaş
kıyafet ve görünümden duraksamada bulunmaksızın sapmadan başka bir şey
olmayıp, bu dahi kendi içinde çelişki yaratmaktadır.
Çağdaş kıyafet ve görünüm, Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı
ilk yıllarda belirlenmiş olup, bugüne değin Resmi Daireler yönünden başörtüsü
ve türban çağdaş giyim olarak kabul edilmemiş ve değer görmemiştir. Bugün
için, yukarıda açıklanan ilkelerden ayrılmayı ve laiklikten, çağdaş kılık
ve kıyafetten dolayısıyla muasır medeniyetlerin benimsediği görüş ve düşünüş
biçiminden ödün verilmesini gerektiren hiçbir haklı neden ve kamu yararı
bulunmamaktadır.
Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlı olan vatandaşlardan
meydana gelen Türk Milletinin, değişik statülerinde bulunan bireyleri bir
kenara bırakarak, yükseköğretim kurumlarının bayan öğrencileri yönünden
özel bir düzenlemeye gitmek, hukuk tekniği ile de bağdaştırılması güç bir
düzenleme olduğu gibi, bir kesime imtiyaz tanıyacak nitelik de taşımaktadır.
Bir sureti ilişikte sunulan (Ek: 6) Danıştay 8 inci Dairenin; Esas No:
1984/636, Karar No: 1984/1574, 13.12.1984 Tarihli Kararında; Ege Üniversitesi
Tıp Fakültesinde bir öğrencinin başörtülü gelmesi nedeniyle bir ay süreyle
üniversiteye devamdan yasaklanmasına ilişkin işleme karşı açılan davayı
reddeden İzmir l Nolu idare Mahkemesi kararının temyizen incelenmesi sırasında;
"Yeterli öğretim görmemiş bazı kızlarımız hiç bir özel düşünceleri olmaksızın
içinde yaşadıkları toplumsal çevrenin gelenek ve göreneklerinin etkisi
altında başlarını örtmektedirler. Ancak bu konuda, kendi toplumsal çevrelerinin
baskısına veya gelenek ve göreneklerine boyun eğmeyecek ölçüde eğitim gören
bazı kızlarımızın ve kadınlarımızın sırf lâik Cumhuriyet ilkelerine karşı
çıkarak dine dayalı bir devlet düzenini benimsediklerini belirtmek amacı
ile başlarını örttükleri bilinmektedir. Bu kişiler için başörtüsü masum
bir alışkanlık olmaktan çıkarak kaçtın özgürlüğüne ve Cumhuriyetimizin
Temel İlkelerine karşı bir dünya görüşünün simgesi haline gelmektedir.
Davacı
yükseköğretim düzeyinde eğitim gördüğüne "göre bu ilkelerin Cumhuriyetimizin
kuruluşunda ve korunmasındaki önemini bilmesi gerekmektedir.
Aydın, Uygar ve Cumhuriyetçi gençler yetiştirmekle görevli eğitim kurumlarının
bazı kuralları öğrencilere uygulaması doğaldır. Bu kurallar herkesçe bilinen
ve benimsenen Cumhuriyetin kurallarıdır. Bu kuralları öğretmek ve benimsetmekle
görevli eğitim kurumlarının bunlardan ödün vermesi düşünülemez.
Bu nedenle Yükseköğrenim görmek üzere okula geldiği sırada dahi başörtüsünü
çıkartmamakta direnecek ölçüde laik devlet ilkelerine karşı bir tutum içinde
bulunan davacının okuldan uzaklaştırılmasında yasalara aykırılık yoktur.
Bu nedenle 1 No.lu İdare Mahkemesince verilen 25.4.1984 gün, E: 1983/855,
K: 1984/477 Sayılı Kararda sonucu itibarı ile bir isabetsizlik görülmediğinden
temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına .... oybirliğiyle
karar verildi." denilmektedir.
Danıştayın bu Kararı dahi örtü ve türban konusunda, laik Cumhuriyet
ilkelerinin temel alındığını ortaya koymaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle 10 Aralık 1988 tarih ve 3511 sayılı Kanunun
Çerçeve 2 nci maddesi ile 4 Kasım 1981 tarih ve 2547 sayılı Kanuna eklenen
Ek 16 ncı madde Anayasa'nın Başlangıç kısmı ile 2, 10, 24 ve 174 üncü maddelerine
aykırı görülmektedir."
II- YASA METİNLERİ:
A. İptali İstenen Yasa Kuralı:
3511 Sayılı Yasa'nın 2. Maddesiyle 2547 Sayılı Yasa'ya eklenen, dava
konusu kural şudur:
"Ek Madde 16.- Yükseköğretim kurumlarında, dershane, laboratuar, klinik,
poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur.
Dinî inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir."
B. Dayanılan. Anayasa Kuralları:
1- "Başlangıç
Ebedî Türk vatan ve milletinin bütünlüğüne ve kutsal Türk Devletinin
varlığına karşı, Cumhuriyet devrinde benzeri görülmemiş bölücü ve yıkıcı
kanlı bir iç savaşın gerçekleşme noktasına yaklaştığı sırada;
Türk Milletinin ayrılmaz parçası olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin, milletin
çağrısıyla gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 harekâtı sonucunda, Türk Milletinin
meşru temsilcileri olan Danışma Meclisince hazırlanıp, Millî Güvenlik Konseyince
son şekli verilerek Türk Milleti tarafından kabul ve tasvip ve doğrudan
doğruya O'nun eliyle vazolunan bu ANAYASA:
- Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ün
belirlediği milliyetçilik anlayışı ve Onur inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;
- Dünya milletler ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak;
Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet varlığı, refahı, maddî ve manevî mutluluğu
ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;
- Milletler iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız
Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmağa yetkili kılınan
hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi
ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
- Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması
anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve
bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak
Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;
- Hiçbir düşünce ve mülahazanın Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının
Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî
değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin
karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği kutsal din
duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı;
- Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik
ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk
düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu
yönde geliştirmek hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;
- Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç
ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde
ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak
ve hürriyetine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla
ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat
talebine hakları bulunduğu;
FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı
ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,
TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve
millet sevgisine emanet ve tevdi olunur."
2- "Cumhuriyetin Nitelikleri
Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet
anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal
bir hukuk Devletidir."
3. "Kanun Önünde Eşitlik
Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî
inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde
eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde
eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
4. "Din ve Vicdan Hürriyeti
Madde 24.- Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin
ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini
açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve
suçlanamaz.
Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında
yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında
okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim
ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinn
"talebine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini
kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar
yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din
duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye
kullanamaz."
5. "İnkılâp Kanunlarının Korunması
Madde 174.- Anayasanın hiçbir hükmü, Türk toplumunu çağdaş uygarlık
seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâiklik niteliğini
koruma amacını güden, aşağıda gösterilen inkılâp kanunlarının, Anayasanın
halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin, Anayasaya
aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz:
1- 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu;
2- 25 Teşrinisani 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisâsı Hakkında
Kanun;
3- 30 Teşrinisani 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin
Şeddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve ilgasına Dair
Kanun;
4-17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul
edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medenî
nikâh esası ile aynı kanunun 110 uncu maddesi hükmü;
5- 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkanım Kabulü Hakkında
Kanun;
6- l Teşrinisani 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul
ve Tatbiki Hakkında Kanun;
7- 26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi
Lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun;
8- 3 Kânunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine
Dair Kanun."
III- İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Mahmut C. CUHRUK,
Yekta Güngör ÖZDEN, Necdet DARICIOĞLU, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Mehmet ÇINARLI,
Mustafa GÖNÜL, Mustafa ŞAHİN, İhsan PEKEL, Selçuk TUZUN, Ahmet N. SEZER
ve Erol CANSEL'in katılmalarıyla 6.1.1989 günü yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle
karar verilmiştir.
|