|
Anayasa Mahkemesi Kararı
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı :1999/42
Karar Sayısı : 2001/41
Karar Günü : 23.2.2001
İPTAL İSTEMİNDE BULUNAN : Anamuhalefet (Fazilet) Partisi TBMM
Grubu adına Grup Başkanı Mehmet Recai KUTAN
İPTAL İSTEMİNİN KONUSU : 8.9.1994 gün ve 23810 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 25.8.1999 günlü, 4447 sayılı “İşsizlik Sigortası Kanunu (Sosyal
Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti
Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar
Sosyal Sigortalar Kanunu ile İş Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi
ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması,
Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine
Dair Kanunun İki Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması ile Genel Kadro ve
Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunu)”nun 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 12., 13., 15., 16.,
17., 18., 19., 21., 22., 23., 24., 25., 26., 27., 28., 29., 30., 35., 36,38.,
39., 40., 41., 44. ve 56. maddelerinin Anayasa’nın 2., 5,10., 17., 56.,60.,
61. ve 73. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptalleri ile 3., 4.,
15., 25. ve 36. maddelerinin yürürlüklerinin durdurulması istemidir.
1- İPTAL ve YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
Dava dilekçesindeki iptal ve yürürlüğün durdurulması isteminin gerekçesi
şöyledir:
1. İptal Sebepleri: Kısa adı "İşsizlik Sigortası Kanunu", parantez
içindeki kısmı ile beraber "tam adı":
İşsizlik Sigortası Kanunu (Sosyal Sigortalar Kanunu, Tarım İşçileri
Sosyal Sigortalar Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, Esnaf
ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu,
Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar sosyal Sigortalar Kanunu ile
İş Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanunlara Ek ve Geçici
Maddeler Eklenmesi, İşsizlik Sigortası Kurulması, Çalışanların Tasarrufa
Teşvik edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair Kanunun İki
Maddesinin Yürürlükten Kaldırılması İle Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun)
olan 4447 sayılı Kanun, 08.09.1999 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak
yürürlüğe girmiştir.
Görüldüğü gibi Kanun'un adı bile kusurludur; kanun tekniğinden yoksundur.
Bu münasebetle 4447 sayılı Kanun'un parantez içindeki uzun adının iptali
gerekir.
Bilindiği gibi, bir yasanın adı, amacı açıklamaya ve yapılan düzenlemeyi
en kısa biçimde anlatmaya yönelik olur. Bu, yalnız bir "şekil" koşulu değil,
aynı zamanda yasanın nasıl yapılacağını da anlatan bir tanımlamadır. Yasanın
başlığının yalın ve anlaşılır olabilmesi için, yapılan düzenlemenin de
aynı özellikleri taşıması gerekir.
Oysa, 4447 sayılı Yasa, bir yasa değil, bir "bohça"dır. İçine, sosyal
güvenlikle ilgili her konunun doldurulduğu bir bohçadan da, ancak böyle
bir sonuç beklenebilir.
Öncelikle 4447 sayılı Kanun, yasa tekniği açısından incelendiğinde,
bu kadar önemli ve toplumun neredeyse bütün kesimlerine uygulanan bir kanunun
pek çok kanunu değiştiren, karmaşık ve anlaşılması zor yapısı bulunduğu
görülmektedir.
Kanunun aceleyle çıkarıldığı, gerekli kontrol ve düzeltmelerin yapılmadığı
8., 15., 23. ve 63. maddelerde bir kanun için en basit, ancak önemli kavramlar
olan "fıkra", "bent", "paragraf" sözcüklerinin birbirlerine karıştırılmasından
kolayca anlaşılmaktadır.
Yine, 4447 sayılı Kanunun 6. maddesinde 506 sayılı Kanunun 60. maddesinde
değişikliğe gidilmiş ve ilk defa 1949 yılında kurulmuş olan, 1964 yılında
Sosyal Sigortalar Kanunu içine yerleşen yaşlılık sigortası için, "Bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başlayanların"
ifadesi kullanılmıştır. Bu özensiz ifadeden çıkacak anlamı bulmak örneğin
bu yasada kastedilenin hangi yasa olduğunu anlamak gereksiz bir ek çabayı
gerektirmektedir. Aynı durum, 36. ve 37. maddelerle getirilen hükümler
için de geçerlidir.
Gerçekten 4447 sayılı Kanun, tam 7 (yedi) kanunda değişiklik yapmış,
temel konusu olan "İşsizlik Sigortası"na ancak 46. maddede sıra gelmiş
ve bu temel konuya sadece 10 (on) madde ayırabilmiş, sonra yine çeşitli
kanunlara yönelmiştir.
4447 sayılı Kanun, İşsizlik Sigortasını düzenleyen bu 10 maddelik kısmı
dışında bütünüyle, özellikle de aşağıdaki maddeler bakımından Anayasa'ya
aykırı olup iptal edilmelidir.
Şöyle ki:
1) Kanun'un 3. maddesi Anayasa'ya aykırıdır. Anılan (3.) madde
aynen şöyledir:
MADDE 3- 506 sayılı Kanun'un 32 nci maddesinin
(B) bendine aşağıdaki alt bent ile maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir:
"Protez, araç ve gereç bedellerinin %20'sini
sigortalı öder. Ancak ilgiliden alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki
25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi
kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari
ücretin bir buçuk katından fazla olamaz.
Sigortalıların, bu maddenin (A), (B) ve (D)
bentlerinde yazılı yardımlardan yararlanabilmeleri için 60 günü hastalığın
anlaşıldığı tarihten önceki altı ay içinde olmak üzere toplam olarak 120
gün hastalık sigortası primi ödemiş olmaları şarttır."
4447 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle getirilen yeni hükümlere göre:
"- Protez, araç ve gereçlerinin %20'sini kural olarak sigortalı ödeyecektir.
- Sigortalıların, 506 sayılı Kanun'un (A), (B) ve (D) bentlerinde yazılı
yardımlardan yararlanabilmeleri için, 60 günü hastalığın anlaşıldığı tarihten
önceki altı ay içinde olmak üzere toplam olarak 120 gün hastalık sigortası
primi ödemiş olmaları şarttır."
Bu yeni düzenleme, Anayasa'nın;
- 2. maddesinde ifadesini bulan "Sosyal
Devlet" ilkesine,
- 5. maddesinde Devletin temel amaç
ve görevlerini belirten temel prensiplere
- 56. maddesinin 1. ve 3. fıkralarına,
- 60. maddesine,
açıkça aykırıdır.
Bilindiği gibi "Sosyal devlet, genellikle, vatandaşlarının sosyal durumlarıyla,
refahlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir yaşama düzeyi sağlamayı ödev
bilen devlet diye tanımlanır" (Prof.Dr. Mümtaz Soysal, 100 Soruda Anayasa'nın
Anlamı, Gerçek Yayınevi, 4. baskı, Ankara, 1988, sayfa: 229)
Sosyal Devlet, sosyalist Devlet olmadığı gibi sadaka dağıtan bir Devlet
de değildir.
''Sosyal Devlet, vatandaşlarının gururunu zedelemeden onlar için insanca
yaşama ortamı hazırlamayı kendisi için görev bilen Devlet'' demektir.
Başka bir deyişle, Sosyal Devlet ilkesi, güçsüzleri güçlüler karşısında
koruyarak, gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi
sağlamakla yükümlü Devlet demektir. Çağdaş Devlet anlayışı, Sosyal Hukuk
Devletinin tüm kuruluşlarıyla Anayasanın özüne ve ruhuna uygun biçimde
kurulmasını gerekli kılan Hukuk Devletinin amaç edindiği kişinin korunması,
toplumda sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanması yoluyla gerçekleşeceği
sonucunu ortaya koymaktadır.
Bu anlayış içinde Sosyal Güvenlik, herhangi bir meslek veya sosyal risk
yüzünden geliri veya kazancı azalmış kişilerin başkalarının yardımına gerek
kalmaksızın yaşama ve geçinme ihtiyaçlarını karşılayan bir sistemler bütünüdür.
Modern dünyada sosyal güvenlik kavramı kişi için vazgeçilmez bir hak,
devlet için ise bir ödev haline gelmiştir. Sosyal güvenliğin hedefi nüfusun
tamamını çalışma hayatının değişen olaylarına karşı, özellikle çalışma
güçlerinin kaybolması sonucunu doğuran fizyolojik gerçeklere karşı
korumayı gerçekleştirmektir. Bunlardan:
Birincisi tehlike ortaklığıdır. Yani aynı tehlikelere açık kişilerin
bir arada toplanmış olmasıdır. İkincisi ise tehlike ortaklığı içerisinde
bağımsız talep hakkının kullanılması ile rizikonun denkleştirilmesidir.
Sosyal sigortalarda bu nedenlerle özel sigorta sisteminin dayandığı esaslar
uygulanmaz. Çünkü sosyal sigortalar bütünlük yapısı içinde ölçülebilen
zararların örgütlenmiş çoğunluğa bölünmesini anlatır.
Yukarıda belirtilen bu temel yaklaşımlar çerçevesinde Türk Sosyal Güvenlik
sistemi başlangıçtan bu yana sosyal amacı ön plâna alarak yasallaşmış ve
uygulanmıştır. Sistem içinde zorunluluk esası temel alınmış ve ayrıca dört
temel ayak üstüne oturtulmuştur.
Bunlardan birisi "katkı ilkesi"dir. Katkı ilkesi işverenlerin, gerektiğinde
dolaylı da olsa Devletin sosyal sigorta programlarını finanse etmesidir.
Bu temel ilkenin bir yönü yani işveren katkısı ülkemizde yasal olarak düzenlenmiş
ve oransal olarak belirlenmiş olmasına karşın Devlet yardımı konusunda
açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak Yasalarda "gerekli hallerde Bütçe
katkısı sağlanacağına" dair hükümler yer almıştır. Bu da Anayasa'nın
60 ncı maddesinde yer alan sosyal güvenliğin Devlet teminatı altında olmasından
kaynaklanmaktadır.
İkincisi "kendi kendine yardım ilkesi"dir. Kendi kendine yardım ilkesi,
sigortalının prim hissesini kendi kazancından ödemesidir. Sosyal Sigorta
Kanunlarımızda bu ilke bütün yönleri ile yasal olarak düzenlenmiş olup
uygulanmaktadır.
Üçüncüsü "sigortacılık ilkesi"dir. Sigortacılık ilkesi sosyal sigorta
tekniğinden yararlanacak sigortalılar arasında riziko eşitliğinin sağlanmasıdır.
Dördüncüsü ise "denge ilkesi"dir. Denge ilkesi sosyal sigorta primlerinin
çalışanların gelirlerine göre hesaplanmasını ifade eder.
Kısaca, 4447 sayılı Kanunla sigortalılar ve sigorta hizmetlerinden yararlananlara;
çalışanlara, emeklilere, malûllere ve hâk sahiplerine sağlık, protez, araç
ve gereçleri için bedellerinin %20'si oranında katkı payı ödemesi; sigortalıların
sağlık yardımlarından yararlanabilmeleri için de yıl içinde 60 günlük staj
süresi ve 120 günlük prim ödeme süresi getirilmiştir.
Yani, çalışan ve emeğini toplumun hizmetine sunan kişi, eğer önceden
belirli bir süre prim ödemesinde bulunmamış ise, sağlık yardımlarından
yararlanamayacaktır. Üstelik bu, işe ilk başlama ile ilgili bir düzenleme
de değildir. Keyfi işten çıkarmaların hala yasal bir düzenlemeye kavuşturulmadığı,
sigorta primlerinin zamanında ve tam olarak yatırılmasının sağlanamadığı
bir ülkede, çalışanların bile bu durumda hakkettiği sağlık yardımını alması
olanaksız hale gelecektir.
Sağlığa ilişkin bu sınırlamaları Anayasa'nın 65. maddesindeki "sosyal
ve ekonomik hakların sınırı" mazeretine sığdırma olanağı da yoktur.
Çünkü, Anayasa Mahkemesi'nin de dediği gibi "Devlet ekonomik ve sosyal
alandaki görevini yerine getirirken uygulayacağı sınırlamalarda 'yasama
hakkı'nı ortadan kaldıran düzenlemeler yapamaz'' (An.Mah. T.17.1.1991,
K.1991/2, E.1990/27, AMKD. Sayı: 27, C.1, s.139)
Zira, yine Anayasa Mahkemesi'nin dediği gibi "kişilerin kutsal olan
canının ve sağlığının korunması daha önemli bir görev olarak devlete verilmiş"tir.
(An.Mah.T.2.5.1991, K.1991/11, E.1990; AMKD, Sayı: 27, C.1., s.353) Çünkü,
"yaşama hakkı", yani "sağlık", "ekonomik" değil, "temel hak"tır.
2) 4447 sayılı Kanun'un 4. maddesi Anayasa'ya aykırıdır; iptali
gerekir.
4447 sayılı Kanun'un 4. maddesi aynen şöyledir:
MADDE 4- 506 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin
(B) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
"B) Yukarıda sözü edilen kimselerin ayakta
yapılan tedavilerinde verilen ilaçlar ile (A/a) bendi uyarınca sağlanan
protez, araç ve gereç bedellerinin %10'u kendilerince ödenir. Ancak protez,
araç ve gereç bedelleri için alınacak katkı payı ödeme tarihindeki 25/8/1971
tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde
çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücret
tutarını geçemez."
Bu (4.) madde de, yukarıda, 3. madde için belirtilen sebeplerden dolayı
Anayasa'ya aykırı olup iptal edilmelidir.
4447 sayılı Kanun'un, 3., 4., 15. ve daha bir kısım maddeleriyle sağlık
hizmetlerini kısıtlamasının gerekçesi, sosyal güvenlik kurumlarının mali
sıkıntılarıdır.
Sosyal güvenlik kurumlarının programlarını gerçekleştiremediği bir gerçektir;
ancak bu başarısızlık, büyük ölçüde kurum dışı nedenlerden kaynaklanmıştır.
Kurumların idari ve mali özerkliğe sahip olmamaları, onları siyasi otoritenin
uzun vadeli sosyal koruma stratejilerinden uzak, kısa vadeli çıkarlara
dayalı kararlarına uymak durumunda bırakmıştır.
Sosyal sigorta kuruluşları, bir yandan Devlet yerine toplumun sosyal
korunma gereksiniminin artan yükünü üstlenmiş, diğer yandan emeklilik yaşının
düzenlenmesinde olduğu gibi işgücü piyasasının da bir aracı olarak kullanılmıştır.
Özellikle enflasyon ve siyasi müdahaleler sosyal güvenlik sistemlerinin
finansal temellerini sarsmıştır. Devletin temel niteliklerinden olan sosyal
devlet ilkesini gerçekleştirmenin temel aracı ve yöntemi olan sosyal güvenlik
hakkını sağlamakla yükümlü bu kurumların geliştirilmesi ve güçlendirilmesi,
devletin yükümlülüğü altındayken, Anayasal görevlerle donatılmış kurumların
mali yapılarını zayıflatan tutarsız politikalar süreklilik kazanmıştır.
Ancak, bu durum, sosyal güvenlik kapsamında olanların haklarının kısıtlanmasını
gerektirmez. Çünkü, "sosyal sigorta kuruluşlarının güçlü mali yapıda tutulmasından
sorumlu olan devlet"tir (1990/28). Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında,
"siyasal iktidarların, sosyal sigorta kuruluşlarının yönetiminde, sosyal
sigortacılığın teknik gereklerine uyarak hareket etmek zorunda olduklarını"
belirtmiş ve "kuruluşların aktüeryal dengesini bozacak davranışlardan ve
düzenlemelerden kaçınması" için uyarmış ve "tersi durumda kuruluşların
mali gereksinimlerinin, aktüaryal dengeyi bozan yasaları çıkaran devletçe
karşılanması gerektiğini"de belirtmiştir.
Sosyal sigorta kurumlarını, bugünkü mali yapıya getirenler, sosyal güvenlik
kapsamında olanlar değil, sosyal güvenlik kurumlarını yönetenler, kaynaklarını
iyi değerlendirmeyenlerdir. Bu durumda, sosyal güvenlikten yararlananların,
sağlık yardımlarının azaltılması, Anayasa'ya aykırıdır.
3) 4447 sayılı Kanun'un 5. maddesi Anayasa'ya aykırıdır; iptal
edilmelidir:
Anılan madde ile 506 sayılı Kanun'un 55. maddesi değiştirilmiştir. Bu
değişiklik ile malûllük aylığının hesaplanması yeni esaslara bağlanmıştır.
Yeni düzenlemeye göre malûller, eskiye nispetle daha düşük maaş alacaklardır.
Söz konusu 5. madde aynen şöyledir:
MADDE 5- 506 sayılı Kanun'un 55 inci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
"Malûllük aylığının hesaplanması
Madde 55- Malûllük aylığı bağlanmasına hak
kazanan sigortalıya bu Kanunun 61 inci maddesine göre bulunacak ortalama
yıllık kazancının %60'ının 1/12'si oranında malûllük aylığı bağlanır. Sigortalı
başka birinin bakımına muhtaç durumda ise bu oran %70'e çıkarılır. Buna
göre hesaplanan malûllük aylığı 61 inci maddenin son fıkrası hükümlerine
göre arttırılır."
Oysa söz konusu (55.) maddenin değişmeden önceki hükmüne göre:
"Malûllük aylığı bağlanmasına hak kazanan sigortalıya, bu Kanun'a göre
tespit edilen göstergesinin katsayı ile çarpımının %70'i oranında malûllük
aylığı bağlanır. Sigortalı, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda
ise, bu oran %80'e çıkarılır."
Görüldüğü gibi 4447 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle, hukukun temel prensiplerinden
olan "kazanılmış haklara saygı ilkesi" bertaraf edilmiş, böylece Anayasa'nın
2. maddesinde ifadesini bulan ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen
"Hukuk Devleti ilkesi" ihlal edilmiş bulunmaktadır.
4447 sayılı Kanun'un 5. maddesi, diğer sebeplerin yanısıra bu sebeplerle:
"kazanılmış haklara saygı" ve "Hukuk Devleti" ilkelerine aykırı olduğu
gerekçeleriyle de iptal edilmelidir.
4) 4447 sayılı Kanun'un 6'ncı maddesi Anayasa'ya aykırıdır, iptal
edilmelidir.
Madde aynen şöyledir:
MADDE 6- 506 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin
birinci fıkrasının (A) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
A) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
sonra ilk defa sigortalı olarak çalışmaya başlayanların yaşlılık aylığından
yararlanabilmesi için;
a) Kadın ise
58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması ve en az 7000 gün veya
b) Kadın ise
58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması, 25 yıldan beri sigortalı bulunması
ve en az 4500 gün,
Malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi
ödemiş olmaları şarttır.
4447 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle 506 sayılı Kanun'un 60. maddesinin
(A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerine getirilen
"Kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması" hükmü,
- Hukukun temel prensiplerinden olan
hakkaniyet kuralına,
- Sosyal güvenlik kavramının amacına;
- Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini
bulan "Sosyal Hukuk Devleti" ilkesine,
yine;
- Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik
kuralına;
aykırıdır.
Şöyle ki;
Yeni düzenleme yaşlılık aylığı için iki şartı birlikte aramaktadır.
Bu iki şarttan biri (kadınlar için 58, erkekler için 60) yaş şartı, diğeri
ise 7000 gün veya 25 yıldan beri sigortalı bulunma ve en az 4500 gün prim
ödemiş olma şartıdır.
Burada hem Sosyal Sigortalar Kurumu'na katkı bakımından, hem de nimet/külfet
dengesi açısından asıl olan prim ödeme süresidir.
Keyfi işçi çıkartmalarının yoğun olarak uygulandığı ülkemizde, "25 yıldan
beri sigortalı bulunma ve en az 4500 gün" prim ödeme şartı bile sosyal
hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Bu aykırılığa bir de "kadınlar için 58,
erkekler için 60 yaş" şartının eklenmesi, 6. maddeyi bütünüyle ve açıkça
hukuka aykırı hale getirmektedir. Şöyle ki;
Bilindiği gibi mevzuatımıza göre 15 yaşını bitiren kimselerin branşları
ile (çıraklık, ebelik, hemşirelik... gibi) ilgili alanlarda çalışmaya başlamaları
mümkündür. Bu durumda 15 yaşında işe başlayan -diyelim- bir erkek 60 aşında
emekli oluncaya kadar tam 45 yıl çalışmış, 16425 gün prim ödemiş olacaktır.
Halbuki bir başkasının emekliliğe hak kazanabilmesi için 7000 gün (ki 19
yıl 65 gün) prim ödemesi yeterli olacaktır.
Böyle bir uygulamanın ise hem hukukun temel prensiplerine, hem de anayasamıza
(2. ve 10. maddelere) aykırı olacağı gayet açıktır.
5) 4447 sayılı Kanun'un, 6'ncı maddesi Anayasa'nın ruhuna, Türkiye'nin
gerçeklerine, Sosyal Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır: İptal edilmelidir.
6) 4447 sayılı Kanun'un 7. maddesi de Anayasa'ya aykırıdır.
Anılan madde ile 506 sayılı Kanun'un 61. maddesi değiştirilmiş; yaşlılık
aylığının hesaplanması, 1978 yılından beri uygulanmakta olan katsayı esasına
dayalı gösterge sistemi terk edilerek, sigortalıların aleyhine olmak üzere
yepyeni bir sistem benimsenmiştir.
4447 sayılı Kanun'un 7. maddesi şöyledir:
MADDE 7- 506 sayılı Kanun'un 61'inci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Yaşlılık aylığının hesaplanması
MADDE 61- Yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıların
aylığı aşağıdaki hükümlere göre belirlenecek ortalama yıllık kazancı ile
aylık bağlama oranının çarpımının 1/12'si alınarak hesaplanır.
Sigortalının her takvim yılına ait prime esas
kazancı, kazancın ait olduğu takvim yılından itibaren aylık talep tarihine
kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik
Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici
fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayri safi yurt içi hasıla sabit
fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak bulunan yıllık kazançlar
toplamının, toplam prim ödeme gün sayısına bölünmesi suretiyle bulunacak
ortalama günlük kazancın 360 katı, aylığın hesaplanmasına esas ortalama
yıllık kazancı oluşturur.
Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam prim
ödeme gün sayısının ilk 3600 gününün her 360 günü için %3.5, sonrası 5400
günün her 360 günü için %2 ve daha sonraki her 360 gün için %1.5 oranlarının
toplamıdır.
60'ıncı maddenin B, C ve D bentlerine
göre aylığa hak kazananların aylık bağlama oranı %60'dan az olamaz.
Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlanması
için yazılı başvurunun yapıldığı yılın Ocak ayı ile aylığın başlangıç tarihi
arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan
en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki aylık
artış oranları kadar artırılarak bağlanır."
Hemen fark edileceği gibi yeni düzenleme birçok bakımdan Anayasa'ya
aykırıdır. Ancak anlatımda kolaylık sağlamak için 7. maddeyle ilgili Anayasa'ya
aykırılıkları iki noktada toplamak mümkündür.
a) Ortalama Yıllık Kazancın Hesaplanması Anayasa'ya Aykırıdır:
Eski düzenlemede sigortalının kazancının son beş yılı veya yüksek kazançlılar
için son on yıl esas alındığı için, çalışanların son yıllarında ödemeleri
daha dikkatle kontrol ederek, haklarını bir ölçüde de olsa korumaları mümkün
olabilirken, şimdi bu olanak ortadan kalkmıştır.
Bilindiği gibi Türkiye, yüksek enflasyonla yaşayan bir ülkedir. Emekli
aylıklarının hesaplanmasında son yılların esas alınmasının nedeni de maaşları
bir ölçüde de olsa enflasyon karşısında koruyabilmektir.
Enflasyon, çalışanların değil, ülkeyi yönetenlerin suçudur. Bu nedenle
çalışanlar cezalandırılamaz. Çünkü yine Anayasa Mahkemesi'ne göre sosyal
hukuk devleti, "çalışmasına karşın karşılığını yeterince alamayan ve mutlu
bir yaşantıya kavuşamayan kişilere yardımcı olmakla" yükümlüdür.
"Bireyin refah ve huzurunu sağlayıp güvenceye almakla yükümlü"dür. "Yurttaşların
sosyal durumu ile ilgilenip onlara asgari yaşam düzeyi sağlamak"la yükümlüdür.
Bu nedenle düzenleme, Anayasa'nın 2., 5., 60. ve 61. maddelerine aykırıdır.
b) Aylık Bağlama Oranları Anayasa'ya Aykırıdır:
Yeni düzenleme ile emeklilerin aylıklarında büyük düşüşler olacaktır.
Çünkü önceki düzenlemede normal gösterge için %60, üst gösterge için
%50'den başlayan aylık oranları yeni düzenleme ile büyük ölçüde aşağıya
indirilmiştir. Şöyle ki;
|
prim ödeme gün sayısı
|
eski
|
yeni
|
|
3600
|
%54
|
%35
|
|
5000
|
%60
|
%41
|
|
7400
|
%70
|
%55
|
|
9000
|
%77
|
%65
|
Bu son iki konuyla ilintili olarak sigortalı bir kişinin en az aylık
bağlama oranı tespit edildiğinde, ortaya şöyle bir sonuç çıkmaktadır:
Eski: En düşük gösterge x katsayısı x
%70 + Sosyal yardım zammı
9475 x 12000 x %70 = 79.590.000 + 4.690.000 = 84.280.000.TL.
Yeni: Prime esas kazancın tabanı x %
35
120.000.000 x % 35 = 42.000.000.TL.
Görüldüğü üzere ortaya çıkan rakam yarı yarıya düşüktür ve mevcut asgari
ücretin bile altında kalmaktadır. Asgari ücretin bilimsel olarak tekbir
kişinin gerekli ihtiyaçlarını karşılamak üzerek kabul edildiği düşünüldüğünde,
bu rakamın sigortalıya asgari bir yaşam sağlayamayacağı açıktır.
Bu açıdan düzenleme, sosyal hukuk devletinin Anayasa Mahkemesi tarafından
yapılmış tanımları olan;
"Çalışmasına karşın karşılığını yeterince alamayan ve mutlu bir yaşantıya
kavuşamayan kişilere yardımcı devlet" olmaya,
"Yurttaşların sosyal durumu ile ilgilenip onlara asgari yaşam düzeyi
sağlayan devlet" olmaya,
"Kişinin devredilmez, vazgeçilmez temel haklarından olan ve birbiriyle
sıkı bağlantısı bulunan yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma
ve geliştirme hakkına karşı olan her türlü engelin ortadan kaldırılmasında
kendini görevli say"maya,
"Emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak düzenleyen, bir başka deyişle
işçi ile işveren arasındaki ekonomik ve sosyal denge kurarak sermayenin
emeği, emeğin sermayeyi sömürmesini önleyecek önlemleri alan devlet" olmaya,
"Çalışanların insanca yaşaması, çalışma yaşamının kararlılık içinde
gelişmesi için sosyal, ekonomik ve mali önlemleri alarak çalışanları koruyan
devlet" olmaya aykırıdır.
Öte yandan, 4447 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile, 506 sayılı Kanun'un
97., Ek 20., Ek 21, Ek 22, Ek 34 ve Ek 35. maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.
Sigortalıların lehine olan bu maddelerin yürürlükten kaldırılması işçi
emeklilerinin aylıklarını daha da düşürecektir.
7) 4447 sayılı Kanun'un 8. maddesi Anayasa'ya aykırıdır.
MADDE 8- 506 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesinin
(B) fıkrasının birinci bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir.
"Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken
serbest avukat veya noter olarak çalışmalarını sürdürenlerin, sosyal yardım
zammı dahil, almakta oldukları aylıklarından %15 oranında sosyal güvenlik
destek primi kesilir."
Bu maddeye göre, Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan emekli olan bir kimse
serbest avukat veya noter olarak çalışmak ister ise, Sosyal Sigortalar
Kurumu için her ay
- emekli maaşı ile
- sosyal yardım zammı,
toplamı üzerinden %15 nispetinde sosyal güvenlik destek primi ödeyecektir,
daha doğrusu bu kimsenin, sosyal yardım zammı dahil, emekli maaşının %15'i,
"sosyal güvenlik destekleme primi" adı altında, stopaj usulüyle, kaynakta
kesilecektir.
Aslında bu kesinti düpedüz bir haraçtır, Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini
bulan,
- Hukuk Devleti ile
- Sosyal devlet ilkelerine,
Anayasa'nın 10. maddesindeki;
- eşitlik kuralına, yine Anayasa'nın
73. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen;
- vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımı esasına,
açıkça aykırıdır.
4447 sayılı Kanun'un 8. maddesi "sosyal güvenlik destekleme primi" ile
kazanılmış hakları zedelemekte, Sosyal Devlet anlayışına ters düşmekte,
vergiye tabi olmayan sosyal yardım zammı ile vergisi çok daha önceden ödenmiş
olan emekli aylığı üzerinden %15 nispetinde yeni bir vergi (parafiskalite)
almaktadır. Üstelik memur emeklilerinden böyle bir kesinti yapılmamakta,
bu da Anayasa'nın 10. maddesine aykırı düşmektedir.
8) 4447 sayılı Kanun'un 9. maddesi Anayasa'ya aykırıdır.
MADDE 9- 506 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin
birinci fıkrasının (A) bendinin (c) alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş,
(d) alt bendi ile (B), (D) ve (E) bentleri yürürlükten kaldırılmış ve (C)
bendi (B) bendi olarak değiştirilmiştir.
"c) Toplam olarak 1800 gün veya en az
beş yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı
için ortalama olarak 180 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi
ödemiş olan sigortalının, bu Kanunun 61 inci maddesine göre bulunacak ortalama
yıllık kazancının %60'ının 1/12'si olarak hesaplanan aylığı, hak sahiplerine
bağlanacak aylığın hesabında esas tutulur. bu oran sigortalının 8100 ila
9000 gün arasında primi ödenen her 360 gün için 2, 9000 günden sonra ödenen
her 360 gün için de 1.5 artırılır. Bu şekilde hesaplanan ölüm aylığı 61
inci maddenin son fıkrası hükümlerine göre artırılır."
Bu (9.) maddenin de temel esprisi tıpkı 5. ve 7. maddeler gibi "çok
prim, az aylık" esasına dayanmaktadır. O (5. ve 7.) maddelerle ilgili olarak
belirttiğimiz sebepler bu (9.) madde için de geçerlidir.
Kısaca 9. maddenin de iptali gerekir.
9) 4447 sayılı Kanun'un 10. maddesi eskiden beri çalışmakta olan
sigortalıların prim yükünü ağırlaştırdığı için Anayasa'nın 2. maddesine,
"Hukuk Devleti" ilkesine, "kazanılmış haklara saygı" kuralına aykırıdır.
Anılan (10.) madde şöyledir:
MADDE 10- 506 sayılı Kanun'un 78 inci
maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek
ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırı 4.000.000.TL.,
üst sınırı ise alt sınırın üç katıdır. Üst sınırı alt sınırın beş katına
kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Günlük kazanç alt sınırı
her yıl, ilk olarak Nisan ayında bir önceki yılın Aralık ayı ile ondan
önceki yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan
en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış
oranı kadar, ikinci olarak bir önceki yılın gayri safi yurtiçi hasıla sabit
fiyatlarla gelişme hızı kadar artırılarak belirlenir. Bu şekilde belirlenecek
günlük kazanç alt sınırının belirlenmesinde 1000 liranın kesirleri 1000
liraya tamamlanır."
Kısaca;
78'inci maddenin birinci fıkrasında prime esas olan günlük kazancın
alt sınırı bu 506 sayılı Kanun'a ekli gösterge tablosundaki en düşük göstergenin
katsayı ile çarpımının otuzda biri iken değiştirilen şekliyle;
a) Alt sınırı 4.000.000 TL'ye çıkarılmıştır.
b) Üst sınırı ise alt sınırın 3 katıdır.
Bu oranı 5 katına kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır.
c) Bu (78.) maddede yapılan değişiklik
ile kurum lehine kesilen esas kazanç belirlenmiş, ancak ödenecek aylık
ve ödenekler "belirsiz ölçüler içerisinde kalınmış TÜFE'ye bağlanmıştır."
Getirilen değişikliğe göre kanunla belirtilen yüksek oranda prim kesilecek,
ancak iradeyle aylık bağlanacaktır.
10) Kanun'un 12. maddesi de biraz önce belirtilen sebeplerden
dolayı Anayasa'ya aykırıdır.
Kanun'un anılan (12.) maddesi aynen şöyledir:
MADDE 12- 506 sayılı Kanunun 85 inci maddesinin
birinci fıkrasının (B) bendinin (a) alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş,
(b) alt bendi yürürlükten kaldırılmış ve (c) alt bendi (b) olarak değiştirilmiştir.
"a) İsteğe bağlı sigortalılığa devam
etmek isteyenler ödeyecekleri isteğe bağlı sigorta primlerini, bu Kanunun
78 inci maddesine göre belirlenen prime esas kazanç alt sınırı ile üst
sınırı arasında olmak şartıyla kendileri belirler.
11) 4447 sayılı Kanun'un 13. maddesi de, kazanılmış haklara saygı
ilkesini ihlal ettiği için, Anayasa'nın 2. maddesine, Hukuk Devleti kavramına
ve 60. maddelerine aykırıdır (Tıpkı 5., 7., 9., 10. ve 12. maddeler gibi)
Söz konusu 13 üncü madde şöyledir:
MADDE 13- 506 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesinin
birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Bu Kanuna göre bağlanacak aylıklar, 78 inci
maddeye göre tespit edilen prime esas günlük kazanç alt sınırının aylık
tutarının %35'inden az olamaz."
506 sayılı Kanunun değişmeden önceki 96. maddesi, malûllük, yaşlılık
ve ölüm aylıklarının alt sınırını gösterge tablosunun katsayı ile çarpımının
%70'inden az olamayacağını düzenlemiştir. Bu hükme göre (Kanunun yürürlük
tarihinden önceki hesaplamalara göre aylık alt sınırı (9475x12000x%70=)
79.590.000.TL. olarak hesaplanmaktadır. Söz konusu madde 4447 sayılı Kanunun
13 üncü maddesi ile değiştirilerek aylık alt sınırı "78 inci maddeye göre
tespit edilen prime esas günlük kazancın alt sınırının aylık tutarının
%35inden az olamaz." hükmü getirilmiştir. 4447 sayılı Kanun'un bütünlüğü
içinde alt sınır miktarı (120.000.000.-x%35 =) 42.000.000.TL'ye düşmektedir.
Anayasa Mahkemesi 26/10/1988 tarih ve E.: 1988/19, K. 1988/33 sayılı
kararında Anayasanın 2. maddesinde yer alan "Sosyal Hukuk Devletini" güçsüzleri,
güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve toplumsal
dengeyi sağlamakla yükümlü devlet olarak tanımlamıştır. Aynı kararında
Anayasa Mahkemesi Anayasanın 60. maddesini "Bu hüküm bireylere yaşlılık,
hastalık, kaza, ölüm ve malûliyet gibi sosyal riskler karşısında asgari
ölçüde bir yaşam düzeyi sağlamayı amaçlar" şeklinde yorumlamıştır. Toplumumuzun
en çok korunması gereken kesiminin emekliler olduğu herkes tarafından kabul
edilen bir gerçektir. Yasa koyucu 506 sayılı Kanunu düzenlerken 96. maddeyi
bu manada bir koruma hükmü olarak düzenlemiş ve yıllardır uygulamaya almıştı.
Bu gün Sosyal Sigortalar Kurumundan aylık alan emekli dul ve yetimler bu
koruyucu hüküm çerçevesinde aylık almaktadırlar.
4447 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile 506 sayılı Kanunun 96. maddesinin
değiştirilmesi, aylık alt sınırının miktar olarak 79.590.000.- liradan
42.000.000.TL'ye düşürülmesi, dolayısıyla %47'ye varan bir oranda alım
gücü azaltılması sonucunu doğurmaktadır. Böyle bir uygulamanın ise sosyal
adalet ve toplumsal koruma anlayışı ile bağdaşmadığı açıktır. Anayasa'nın
2. maddesi çerçevesinde bu tür bir düzenlemenin Sosyal Devlet anlayışı
ile bağdaşırlığının da bulunmaması gerekir.
Bu nedenlerle 4447 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi Anayasa'nın 2 inci
ve 60'ıncı maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.
12) 4447 sayılı Kanun'un 15. maddesi Anayasa'nın 2., 5., 17.,
56. ve 60. maddelerine aykırıdır (Tıpkı anılan Kanun'un 3. ve 4. maddeleri
gibi)
Anılan madde şöyledir:
MADDE 15- 506 sayılı Kanunun Ek 24 üncü maddesinin
(a) fıkrasının ikinci bendi yürürlükten kaldırılmış ve Ek 32 nci maddesine
birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
"Sigortalıların çocuklarına verilecek protez,
araç ve gereçlerin bedellerinin %20'si kendilerince ödenir. Ancak, sigortalıların
çocuklarından alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki 25/8/1971 tarihli
ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi kesiminde çalışan
onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin bir buçuk
katından fazla olamaz.
Sigortalıların geçindirmekle yükümlü bulundukları
eşlerinden 520, Kurumdan sürekli iş göremezlik geliri, malûllük ve yaşlılık
aylığı almakta olanların geçindirmekle yükümlü bulundukları eşleri ile
Kurumdan hak sahibi olarak gelir ve aylık almakta olan eşlerden %10 katılım
payı alınmak şartıyla protez, araç ve gereç yardımlarından yararlanırlar.
Ancak, sigortalıların eşlerinden alınacak katkı miktarı, ödeme tarihindeki
25/8/1971 tarihli ve 1475 sayılı İş Kanununun 33 üncü maddesine göre sanayi
kesiminde çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari
ücretin bir buçuk katından, sürekli iş göremezlik geliri, malûllük ve yaşlılık
aylığı alanların eşleri ile Kurumdan hak sahibi olarak gelir ve aylık almakta
olan eşlerden alınacak olan katkı miktarı aylık asgari ücretten fazla olamaz."
İptalleri talep edilen 3. ve 4. maddeler için belirtilen gerekçeler
işbu (15.) madde için de geçerlidir.
13) 4447 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle, 506 sayılı Kanun'a "EK
MADDE 39" olarak eklenen maddedeki "beş yıldan fazla olmamak üzere" ifadesi,
Anayasa'nın 2. maddesine, Hukuk Devleti kavramına, kazanılmış haklara saygı
ilkesine aykırıdır; iptal edilmelidir.
4447 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle getirilen "EK MADDE 39" aynen şöyledir:
EK MADDE 39- Bu Kanunun Ek 5 ve Ek 6 ncı Maddeleri
gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları, beş yıldan çok
olmamak üzere bu Kanunun 60 ve Geçici 81 inci maddelerinde belirtilen yaş
hadlerinden indirilir."
Ek 39. maddede söz konusu edilen Ek 5 ve Ek 6. maddeler 1977 yılından
bu yana hiçbir sınırlamaya tabi tutulmadan uygulanmış olan maddelerdir.
4447 sayılı Kanun ile getirilen EK MADDE 39, anılan maddelerdeki "itibari
hizmet süreleri"ne sınırlama getirilerek Anayasa'nın 2. maddesinde yer
alan "Hukuk Devleti" ilkesine aykırı davranılmıştır.
14) 4447 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle, 506 sayılı Kanun'a eklenen
"GEÇİCİ MADDE 81" in (A) ve (C) bentleri Anayasa'ya aykırıdır.
"GEÇİCİ MADDE 81" aynen şöyledir.
GEÇİCİ MADDE 81- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihte;
A) Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce yürürlükte
bulunan hükümlere göre yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olanlar
ile sigortalılık süresi 18 yıl ve daha fazla olan kadınlar ve sigortalılık
süresi 23 yıl ve daha fazla olan erkekler hakkında, Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce yürürlükte bulunan hükümler uygulanır.
B) a) Sigortalılık süresi 17 (dahil) yıldan
fazla 18 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 41
yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 22 (dahil) yıldan fazla 23 yıldan
az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 45 yaşını doldurmaları
ve en az 5000 gün,
b) Sigortalılık süresi 16 (dahil) yıldan
fazla 17 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 43
yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 21 (dahil) yıldan fazla 22 yıldan
az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 46 yaşını doldurmaları
ve en az 5000 gün,
c) Sigortalılık süresi 15 (dahil) yıldan
fazla 16 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 45
yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 20 (dahil) yıldan fazla 21 yıldan
az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 48 yaşını doldurmaları
ve en az 5000 gün,
d) Sigortalılık süresi 14 (dahil) yıldan
fazla 15 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 47
yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 19 (dahil) yıldan fazla 20 yıldan
az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 50 yaşını doldurmaları
ve en az 5150 gün,
e) Sigortalılık süresi 13 (dahil) yıldan
fazla 14 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 48
yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 18 (dahil) yıldan fazla 19 yıldan
az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 51 yaşını doldurmaları
ve en az 5300 gün,
f) Sigortalılık süresi 12 (dahil) yıldan
fazla 13 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 49
yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 17 (dahil) yıldan fazla 18 yıldan
az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 52 yaşını doldurmaları
ve en az 5450 gün,
g) Sigortalılık süresi 11 (dahil) yıldan
fazla 12 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 50
yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 16 (dahil) yıldan fazla 17 yıldan
az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 53 yaşını doldurmaları
ve en az 5600 gün,
h) Sigortalılık süresi 10 (dahil) yıldan
fazla 11 yıldan az olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 51
yaşını doldurmaları, sigortalılık süresi 15 (dahil) yıldan fazla 16 yıldan
az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 54 yaşını doldurmaları
ve en az 5750 gün,
ı) Sigortalılık süresi 10 yıldan az
olan kadınlar 20 yıllık sigortalılık süresini ve 52 yaşını doldurmaları,
sigortalılık süresi 15 yıldan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini
ve 56 yaşını doldurmaları ve en az 6000 gün,
Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları
primi ödemiş bulunmaları şartı ile yaşlılık aylığından yararlanabilirler.
C) a) 15 yıllık sigortalılık süresini, kadın
ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurmuş ve 3600 gün malûllük, yaşlılık ve
ölüm sigortaları primi ödemiş bulunanlara istekleri halinde yaşlılık aylığı
bağlanır
b) (a) bendinde öngörülen şartları yerine
getirememiş durumda olanlardan kadın ise 52, erkek ise 56 yaşını doldurmuş
olması, en az 15 yıllık sigortalılık süresini tamamlaması ve en az 3600
gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmaları şartıyla
yaşlılık aylığından yararlanabilirler.
4447 sayılı Kanun'un uygulama alanı en geniş alan maddesi, hiç şüphesiz
ki geçici 81. maddesidir. Yine hiç şüphesiz ki 4447 sayılı Kanun'un en
fazla haksızlığa sebep olan, Hukuk Devleti ilkesini ihlal eden maddesi
de geçici 81. maddesidir.
Şöyle ki;
Getirilen düzenleme ile emeklilik yaşı, çalışma süresi, prim ödeme gün
sayısı artırılmış ve bunların hepsi aynı anda yapılmıştır.
Geçici 81. madde ile "Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce yürürlükte
bulunan hükümlere göre" çalışmakta olanların emekliliği hak etmek için
çalışması gereken günler artırılmıştır.
Bilindiği gibi, Anayasa Mahkemesi kararlarına göre hukuk devleti, "vatandaşlarına
ve onların haklarına saygılı" devlet demektir. Yıllar önce, o günkü düzenlemeler
çerçevesinde çalışmaya başlayan ve hayatını buna göre programlayan insanların,
yolun yarısında haklarının elinden alınması hukuk dışı bir muameledir.
Çünkü, Anayasa Mahkemesi'ne göre sosyal hukuk devleti "adaletli bir hukuk
düzeni kuran ve bunu sürdürmeye kendini yükümlü sayan devlet"tir. Devlet
yönetimi ciddi bir iştir. devlet, yurttaşlarına karşı, mızıkçı sokak çocukları
gibi davranıp, oyunun yarısında "ben oynamıyorum" diyemez.
Bilindiği gibi sosyal sigortalar sözleşmesi bir iltihakı sözleşme (katılma
sözleşmesi)dir. Bu sözleşmenin kurallarını tek taraflı olarak Devlet koymuştur.
Bir kısım vatandaşlar da o kuralları benimseyerek sözleşmeye katılmışlardır.
Katılımcılar (sigortalılar) işe başlayıp çalışmalarına devam ederken hatta
bazıları yolun tam sonuna varmakta iken, Devlet "Ben kuralları değiştiriyorum!"
diyor.
Diyor ama, sadece ve sadece "bir tek gün" sebebiyle bazı kadın üyelerin
emeklilik hakkını tam "üç yıl", bazı erkek üyelerin emeklilik haklarını
ise "iki yıl" engelliyor.
Nitekim, geçici 81. maddenin (A) bendine göre:
"Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce yürürlükte bulunan hükümlere göre
yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olanlar ile sigortalılık süresi
18 yıl ve daha fazla olan kadınlar ve sigortalılık süresi 23 yıl ve daha
fazla olan erkekler hakkında, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
yürürlükte bulunan hükümler uygulanır."
Bilindiği gibi 4447 sayılı Kanun 8 Eylül 1999 tarihinde yürürlüğe girdi.
Buna göre, 08/09/1999 tarihinde 18 yıllık sigortalılık süresini dolduran
bir kadın işçi 38 yaşını doldurduğunda yaşlılık aylığına hak kazanacak
iken, bir gün sonra yani 09/09/1999 tarihinde 18 yıllık sigortalılık süresini
dolduran bir kadın işçi üç yıl fazla çalışarak 41 yaşında yaşlılık aylığına
hak kazanabilecektir. Daha açık bir ifadeyle:
08/09/1999 tarihinde 18 yılını doldurmuş bir sigortalı kadın, 5000 işgününü
doldurduğu takdirde, yaş şartı aranmadığı için (eski hükümlere göre) 38
yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilmektedir. Oysa sadece bir gün sonra
yani 09/09/1999 tarihinde 18 yıllık sigortalılık süresini dolduran bir
kadın sigortalı 5000 işgününü doldursa bile yaş sınırına takılarak ancak
41 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilecektir. Sadece bir günlük bir
farkla 3 senelik bir kayıp veya kazanç vicdanın, mantığın en önemlisi de
hukukun kabul edebileceği bir husus olmasa gerek. Aynı şekilde 08/09/1999
tarihinde 23 yıllık bir erkek sigortalı 5000 işgününü doldurduğu takdirde
43 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilecek iken sadece bir veya birkaç
gün sonra 23 yıllık sigortalılığı tamamlayacak olan, ancak 45 yaşında yaşlılık
aylığına hak kazanabilecektir.
Burada kadın, erkek ayırımcılığının kadınların aleyhine olarak gerçekleştirildiğini
de apaçık görmekteyiz.
Yukarıda verilen örneği tekrar irdelersek görürüz ki; Geçici 81. maddenin
(A) bendine göre sigortalılık süresi 18 yıldan fazla (08.09.1999 tarihi
itibariyle) olan kadın yaş şartı aranmaksızın, 5000 işgünü ve 20 yıllık
sigortalılık şartıyla 38 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanmaktadır. Kanunun
yayınlandığı tarih itibariyle 23 yıldan fazla sigortalılığı bulunan erkeklerde
5000 işgünü prim ödemek ve 25 yıl sigortalı bulunmak kaydıyla yaş şartı
aranmadığı için 43 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabilmekte idiler.
Ancak geçiş dönemi tablosu olarak belirtilen çizelgeye baktığımızda kadınları
daha fazla mağdur eden bir tablo ile karşılaşmaktayız. Şöyle ki:
08.09.1999 tarihi itibariyle 17 yıllık sigortalılık süresi olan kadınlar,
5000 işgünü prim ödemek ve 20 yıllık sigortalı olmak koşuluyla 38+3=41
yaşında, yani eski hükümlere göre emekli olunabilecek 38 sınırından 3 yıl
sonra emekli olabilecekler iken, benzer durumdaki erkek sigortalılar 2
yıl sonra, yani 43+2= 45 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanabileceklerdir.
Böyle bir uygulamanın ise Sosyal Hukuk Devleti ile bağdaşmayacağı, Anayasa'nın
hem 2. hem de 10. maddesine aykırı olacağı gayet açıktır.
Aynı aykırılık, geçici 81. maddenin (C) bendi için de geçerlidir.
Nitekim:
Geçici 81'inci maddenin (C/a) alt bendine göre kanunun 60'ıncı maddesinin
değiştirilmeden önceki (A) bendinin (b) alt bendinde belirtilen; kadın
ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurma, 15 yıldan beri sigortalı bulunma
ve en az 3600 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olma
şartlarını 08/09/1999 tarihinde yerine getirenler diledikleri zaman yaşlılık
aylığı talebinde bulunabilecekler denilerek eski hükümler aynen korunmuştur.
Dikkat edilirse kanun koyucu burada kadın ile erkek arasında beş yıllık
bir fark belirlemiştir. Oysa Geçici 81'inci maddenin (C/b) alt bendine
göre 08/09/1999 tarihinde yukarıdaki maddede belirtilen koşulları yerine
getirmemiş olanlar; bu tarihten sonra kadın ise 52, erkek ise 56 yaşını
doldurmuş olmaları... kaydıyla yaşlılık aylığından yararlanabileceklerdir.
Görüldüğü gibi Kanunun eski şeklinde ve geçiş bölümünün bir kısmında
50-55 arasındaki süre korunur iken, geçiş sürecinin diğer bölümünde bu
fark 5 yıl yerine 4 yıla indirilmiştir. Bu kadınlar için kazanılmış bir
hakkın sessiz sedasız bir çırpıda gasp edilmesi anlamını taşımaktadır.
15) 4447 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle, 506 sayılı Kanun'a eklenen
"GEÇİCİ MADDE 82"de Anayasa'nın 2. maddesine; Sosyal Hukuk Devleti ilkesine
aykırıdır.
Geçici 82. maddeyle, sigortalıya bağlanacak aylığı hesaplama usulü bütünüyle
değiştirilmiş, "kanuni kesin kriterler" yerine, "yönetsel keyfi kriterler"
getirilmiştir.
Anılan madde aynen şöyledir;
"GEÇİCİ MADDE 82- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce sigortalı bulunanlara bağlanacak aylıklar, aşağıdaki (a)
ve (b) bentlerine göre hesaplanacak aylıkların toplamından oluşur.
a) Sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihe kadar prim ödeme sürelerine ait aylığı aşağıdaki şekilde belirlenir.
Sigortalının aylık talep tarihine kadar ki
toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle
ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki hükümlere göre hesaplanacak
aylığının sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar ki prim
ödeme gün sayısı ile orantılı bölümü, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren
aylık başlangıç tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık
ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel
yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayrisafi
yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak
hesaplanır.
Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlanması
için yazılı başvurunun yapıldığı yılın Ocak ayı ile aylığın başladığı takvim
yılının başlangıç tarihi arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü
tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları
indeksindeki artış oranları kadar artırılır.
b) Sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten sonraki prim ödeme sürelerine ait aylığı ise sigortalının aylık
talep tarihine kadar toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden bu Kanunu 61
inci maddesi hükümlerine göre hesaplanacak aylığının, bu Kanunun yürürlük
tarihinden sonraki prim ödeme gün sayısına orantılı bölümü kadardır.
Sigortalıya yukarıdaki (a) ve (b) bentlerine
göre bağlanacak aylıkların toplamı, sigortalının aylık talep tarihindeki
toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle,
bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki hükümlere göre hesaplanan aylığının,
bu Kanunun yürürlük tarihi ile aylık başlangıç tarihi arasında geçen takvim
yılları için her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından
açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki
artış oranına ve bu Kanunun 61 inci maddesinin son fıkrasına göre artırılmış
değerinin altında olamaz.
Bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra malûllük
aylığına hak kazananlar ile ölen sigortalıların hak sahiplerinin aylıkları,
yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümler esas alınarak, 55 veya 67 nci
madde hükümlerine göre hesaplanır. Bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra
prime esas kazancı bulunmayanların malûllük ve ölüm aylıkları, bu Kanunun
yürürlük tarihinden önceki hükümlere göre hesaplanır ve yukarıdaki (a)
bendindeki esaslara göre artırılarak bağlanır."
Görüldüğü gibi Geçici 82.madde, sigortalının aylığının hesaplanmasında
bir takım belirsizliklerin yanı sıra 4447 sayılı Kanun'un 7 nci maddesiyle
değişik 61 inci maddeyi de devreye sokmaktadır.
Böylece:
Kanunun Geçici 82 nci maddesiyle aylıkların hesaplanmasında, sigortalının
01/01/2000 tarihinden önceki prim ödeme gün sayıları ile bu tarihten sonraki
prim ödeme gün sayıları için ayrı ayrı hesaplanacak aylıkların toplamından
oluşan, sigortalının aleyhine "karma bir sistem" öngörülmüştür.
a) Sigortalının 01/01/2000 tarihine kadar olan prim ödeme sürelerine
ait aylığı; tahsis talep ya da ölüm tarihine kadar sigortalılık süresindeki
toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, 01/01/2000 tarihi itibariyle önceki
hükümlere göre hesaplanacak aylığının, sigortalının 01/01/2000 tarihine
kadar prim ödeme gün sayısı ile orantılı bölümü, 01/01/2000 tarihinde aylık
başlangıç tarihine kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına
göre DİE tarafından açıklanan TÜFE artış oranı ve GH (gayri safi yurtiçi
hasıla sabit fiyatlardaki gelişme hızı) kadar tahsis talep veya ölüm yılının
Ocak ayına kadar ayrı ayrı artırılarak hesaplanacaktır.
b) Sigortalının 01/01/2000 tarihinden sonraki prim ödeme gün sayılarına
ait aylığı ise sigortalının aylık talep ya da ölüm tarihine kadar toplam
prim ödeme gün sayısı üzerinden, sigortalılığı 01/01/2000 tarihinden sonra
başlayanların aylıklarının hesabında olduğu gibi yukarıda (c) alt başlığının
1 inci maddesinde yapılan açıklamalara göre hesaplanacak aylığının, 01/01/2000
tarihinden sonraki prim ödeme gün sayısına orantılı bölümü kadar olacaktır.
c) Yukarıdaki (a) ve (b) maddelerinde yapılan açıklamalara göre hesaplanan
aylıkların toplamı, sigortalının tahsis talep veya ölüm yılındaki Ocak
ayı itibariyle hesaplanan aylığını oluşturacaktır.
Bu şekilde bulunan aylık, tahsis talep ya da ölüm yılına ait Ocak ayından
aylık başlangıç tarihine kadar geçen her ay için Şubat ödeme döneminden
başlanarak DİE tarafından açıklanan TÜFE artış oranları kadar artırılmak
suretiyle sigortalının ilk aylığı belirlenecektir."
Böyle bir belirlemenin ise Sosyal Hukuk Devleti ile bağdaşmayacağı;
Anayasa'nın 2 nci ve 60 ıncı maddelerine aykırı olacağı hiçbir duraksamaya
meydan vermeyecek kadar açıktır.
16) 4447 sayılı Kanun'un 18'inci maddesi de, tıpkı 6'ncı maddesi
gibi Türkiye'nin gerçeklerine, Anayasa'ya: Sosyal Hukuk Devleti ilkesine
aykırıdır.
17) 4447 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesi, Anayasa'nın 2 nci maddesine,
Sosyal Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır:
Madde aynen şöyledir:
MADDE 19.- 2925 sayılı Kanunun 21 inci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Yaşlılık aylığının hesaplanması
MADDE 21.- Yaşlılık aylığı bağlanmasına hak
kazanan sigortalıya, 506 sayılı Kanunun 61 inci maddesinde belirtilen esaslara
göre yaşlılık aylığı bağlanır."
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 61 inci maddesini değiştiren
7 nci maddeyle ilgili olarak yukarıda belirttiğimiz gerekçeler 19 uncu
madde için de geçerlidir.
18) 4447 sayılı Kanun'un 20 nci maddesi Anayasa'nın 2 ve 60 ıncı
maddelerine aykırıdır.
Yukarıda çerçeve madde 10 hakkında belirtilen gerekçeler, bu (20.) madde
için de geçerlidir.
19) 4447 sayılı Kanun'un 21 inci maddesiyle, 506 sayılı Kanun'un
9 (dokuz) maddesinin daha, 2925 sayılı Kanun'da aksine hüküm bulunmadıkça,
sigortalı tarım işçileri için uygulanacağı belirtilmektedir.
Söz konusu 21 inci madde şöyledir:
MADDE 21.- 2925 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin
(a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
a) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 13,
14, 15, 18, 20, 21, 22, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 39, 41, 52, 53,
54, 55, 56, 57, 58, 59, 60/F, 67, 68, 70, 71, 84, 92, 93, 94, 95, 98, 99,
100, 101, 105, 109, 110, 111, 115, 116, 117, 118, 120, 121, 123, 126, 129,
130, 132, 134, 135/(A), Ek 38, Geçici 82 nci maddeleri,
2925 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin (a) bendinin kapsamına yeni
alınan dokuz maddenin (20, 23, 55, 58, 67, 68, 71, Ek 38 ve Geçici 82 nci
maddelerin) tamamı sigortalının yükünü ağırlaştıran maddelerdir.
20) 4447 sayılı Kanun'un 22 nci maddesi de, tıpkı 17 nci maddesi
gibi, Anayasa'ya aykırıdır.
4447 sayılı Kanun'un 22 nci maddesiyle, 2925 sayılı Kanun'a "GEÇİCİ
MADDE 2.-" eklenmiştir.
Söz konusu madde, aynen şöyledir:
MADDE 22.- 2925 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici
madde eklenmiştir.
GEÇİCİ MADDE 2.- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihte;
A) 13 yıl ve daha fazla sigortalı bulunanlar
en az 15 yıllık sigortalılık süresini doldurmuş ve en az 3600 gün prim
ödemiş bulunmaları şartı ile yaşlılık aylığından yararlanabilirler.
B) a) Sigortalılık süresi 12 (dahil)
yıldan fazla 13 yıldan az olanlar kadın ise 41, erkek ise 45 yaşını doldurmuş
olmaları,
b) Sigortalılık süresi 11 (dahil) yıldan
fazla 12 yıldan az olanlar kadın ise 43, erkek ise 46 yaşını doldurmuş
olmaları,
c) Sigortalılık süresi 10 (dahil) yıldan
fazla 11 yıldan az olanlar kadın ise 45, erkek ise 48 yaşını doldurmuş
olmaları,
d) Sigortalılık süresi 9 (dahil) yıldan
fazla 10 yıldan az olanlar kadın ise 47, erkek ise 50 yaşını doldurmuş
olmaları,
e) Sigortalılık süresi 8 (dahil) yıldan
fazla 9 yıldan az olanlar kadın ise 48, erkek ise 51 yaşını doldurmuş olmaları,
f) Sigortalılık süresi 7 (dahil) yıldan
fazla 8 yıldan az olanlar kadın ise 49, erkek ise 52 yaşını doldurmuş olmaları,
g) Sigortalılık süresi 6 (dahil) yıldan
fazla 7 yıldan az olanlar kadın ise 50, erkek ise 53 yaşını doldurmuş olmaları,
h) Sigortalılık süresi 5 (dahil) yıldan
fazla 6 yıldan az olanlar kadın ise 51, erkek ise 54 yaşını doldurmuş olmaları,
i) Sigortalılık süresi 5 yıldan az olanlar
kadın ise 52, erkek ise 56 yaşını doldurmuş olmaları,
Ve en az 15 yıllık sigortalılık süresi
ile 3600 gün prim ödeme şartlarını yerine getirmeleri halinde yaşlılık
aylığından yararlanabilirler.
Yukarıda, 17 nci madde için belirtilen gerekçeler 22 nci madde için
de geçerlidir.
21) 4447 sayılı Kanun'un, "fıkra" ile "paragraf" ve "bent"i birbirine
katıp karıştıran 23 üncü maddesi, kanun yapma tekniğinden tamamen uzak
olduğu gibi "Sosyal Hukuk Devleti" anlayışına da aykırıdır.
Madde aynen şöyledir:
MADDE 23.- 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun 39 uncu maddesinin (b) fıkrasının
birinci paragrafı, (c, ç ve d) fıkraları ile (k) fıkrasından sonra gelen
birinci paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddeye aşağıdaki fıkra
eklenmiş ve son iki paragrafı yürürlükten kaldırılmıştır.
25 fiili hizmet yılını dolduran iştirakçilerden
kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını dolduranların istekleri üzerine,
c) İştirakçilerden 40 ıncı madde gereğince
haklarında yaş haddi hükümleri uygulanacak olanlar kurumlarınca re'sen
veya (61) yaşını doldurduklarında istekleri üzerine,
ç) 87 nci maddenin (a, b, c, d, e, g,
h, i, j ve m) fıkralarında gösterilenlerden 25 fiili hizmet yılını dolduran
iştirakçilerden kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını dolduranların istekleri
üzerine,
d) 88 inci madde gereğince emekli kesenekleri
geri verilmemiş olanların (61) yaşını doldurmalarında istekleri üzerine
ve (b) fıkrasındaki durumda iseler re'sen,
Emekli aylığı bağlanabilmesi için yukarıdaki
(c ve d) fıkralarında yazılı hallerde ilgililerin fiili hizmet müddetlerinin
15 yılı, (e ve f) fıkralarında yazılı hallerde de 25 yılı doldurmuş olmaları
şarttır. (b) fıkrasının ikinci paragrafı ile (27/7/1967 tarihli ve 926
sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu gereğince kadrosuzluk nedeniyle
emekliye sevk edilenler hariç)(d, e ve f) fıkraları kapsamına girenlere
61 yaşını doldurmadan emekli aylığı bağlanmaz.
(b) ve (ç) fıkralarında gösterilenlerden 32
nci madde gereğince fiili hizmet sürelerine zam yapılanların yaş hadlerinden;
eklenilen bu sürenin üç yıldan çok olmamak üzere yarısı indirilir.
Görüldüğü gibi 23 üncü madde, kazanılmış haklara dokunarak Sosyal Hukuk
Devleti ilkesini ihlal etmekte, Anayasa'nın 2 nci ve 60 ıncı maddelerine
aykırı düşmektedir. Bu aykırılık, söz konusu maddenin son fıkrasında daha
da somutlaşmaktadır. Anılan fıkraya göre:
(b) ve (ç) fıkralarında gösterilenlerden 32 nci madde gereğince fiili
hizmet sürelerine zam yapılanların yaş hadlerinden; eklenilen bu sürenin
üç yıldan çok olmamak üzere ancak yarısı indirilebilecektir. Üstelik, indirilen
bu süre hiçbir şekilde üç yıldan fazla olamayacaktır.
Başka bir deyişle yirmi yıl toprak altında maden çıkartma işlerinde
çalışan bir işçinin, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci maddesine göre iktisap
ettiği on yıllık fiili hizmet zammının ancak ve ancak üç yılı yaş haddinden
indirilecektir. Böyle bir uygulamanın ise Sosyal Hukuk Devleti ilkesine
aykırı olacağı gayet açıktır.
22) 4447 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi emekli, adi malûllük,
vazife malûllüğü ile dul ve yetim aylıklarının hesaplanma usullerini değiştirmiş,
kanuni kesin ölçülerin yerine piyasa şartlarına (TÜFE'ye) dayanan yönetsel
keyfi ölçüler koymuştur.
Yeni düzenleme, hak sahiplerinin aleyhine olup Sosyal Hukuk Devleti
ilkesine aykırıdır.
23) 4447 sayılı Kanun'un 25 inci maddesi de Anayasa'nın Sosyal
Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır.
Söz konusu madde aynen şöyledir:
MADDE 25.- 5434 sayılı Kanunun Geçici 139 uncu
maddesinin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş,
aynı maddenin sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Kullanılması resmi sağlık kurulu raporu ile
gerekli görülen protez, ortez ve tıbbi araç ve gereç bedellerinin %10'u
hak sahipleri tarafından ödenir. Ancak ödenecek miktar bu Kanunun ek 19
uncu maddesindeki aylıklardan fazla olamaz (bu Kanunun 64 üncü maddesinin
ve 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması
Hakkında Kanuna göre aylık bağlananlar hakkında bu hüküm uygulanmaz.)
Özel kanunları gereğince sağlık yardımından
faydalananlar ile Sandıktan emekli, adi malûllük veya vazife malûllüğü
aylığı alanların diğer sosyal güvenlik kurumlarına tabi görevlerde çalışan
veya bu kuruluşlardan aylık alan eşleri ve Sandıktan dul aylığı alanlardan
diğer sosyal güvenlik kurumlarına tabi görevde çalışan veya bu kuruluşlardan
yaşlılık veya malûllük aylığı alanlar bu madde hükmünden yararlanamazlar.
İsteğe bağlı sağlık sigortasından yararlananlar hakkında bu hüküm uygulanmaz.
Görüldüğü gibi 25 inci madde, 5434 sayılı Kanun'un 139 uncu maddesine
4 üncü fıkra alarak eklediği hüküm ile "kullanılması, hem de resmi sağlık
kurulu raporu ile gerekli görülen protez, ortez ve tıbbi araç ve gereç
bedellerinin %10'unun hak sahipleri tarafından ödenmesi mecburiyetini"
getiriyor.
Bu durumda, eğer hak sahiplerinin ödeme güçleri yoksa, söz konusu sağlık
hizmetlerinden istifade etmeleri imkansız hale gelecektir.
Böyle bir uygulamanın ise Anayasa'nın 2., 5., 56 ncı ve 60 ıncı maddelerine
aykırı olacağı gayet açıktır.
25 inci madde ile, 5434 sayılı Kanunun 139 uncu maddesinin 8 inci fıkrasında
yapılan değişiklik ise bir hakkın gaspı mahiyetindedir.
Bir kimsenin, prim ödeyip şartlarını yerine getirerek üyesi olduğu bir
kurumun sağlık hizmetlerinden -kanunla- mahrum edilmesini hukuk tasvip
edemez.
Gerçekten mensubu bulunduğu kuruma karşı tüm sorumluluklarını yerine
getiren bir kimsenin, sırf başka bir kurumu da üye olması sebebiyle bir
takım haklardan yoksun bırakılması hakkaniyet ve eşitlik prensiplerine,
nimet-külfet dengesine ve Anayasa'nın ruhuna ters düşer.
24) 4447 sayılı Kanun'un 26'ncı maddesi Anayasa'nın 2 nci maddesine,
Sosyal Hukuk Devleti ilkesine, evrensel hukukun kazanılmış haklara saygı
kuralına aykırıdır.
26 ncı madde ile 5434 sayılı Kanun'a biri geçici 205, diğeri ise geçici
206 ncı madde olmak üzere, iki geçici madde eklenmiştir. Bunların her ikisi
de Anayasa'ya aykırıdır.
A) Geçici madde 205 aynen şöyledir:
GEÇİCİ MADDE 205.- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihte;
Kadın iştirakçilerden 20, erkek iştirakçilerden
25 fiili hizmet yılını dolduranların istekleri üzerine emekli aylığı bağlanır.
a) Emeklilik hizmet sürelerini doldurmaya
2 yıldan az kalan iştirakçilerden kadın ise 38, erkek ise 43 yaşını,
b) Emeklilik hizmet sürelerini doldurmaya
3 yıldan az kalan iştirakçilerden kadın ise 41, erkek ise 45 yaşını,
c) Emeklilik hizmet sürelerini doldurmaya
4 yıldan az kalan iştirakçilerden kadın ise 43, erkek ise 46 yaşını,
d) Emeklilik hizmet sürelerini doldurmaya
5 yıldan az kalan iştirakçilerden kadın ise 45, erkek ise 48 yaşını,
e) Emeklilik hizmet sürelerini doldurmaya
6 yıldan az kalan iştirakçilerden kadın ise 47, erkek ise 50 yaşını,
f) Emeklilik hizmet sürelerini doldurmaya
7 yıldan az kalan iştirakçilerden kadın ise 48, erkek ise 51 yaşını,
g) Emeklilik hizmet sürelerini doldurmaya
8 yıldan az kalan iştirakçilerden kadın ise 49, erkek ise 52 yaşını,
h) Emeklilik hizmet sürelerini doldurmaya
9 yıldan az kalan iştirakçilerden kadın ise 50, erkek ise 53 yaşını,
i) Emeklilik hizmet sürelerini doldurmaya
10 yıldan az kalan iştirakçilerden kadın ise 51, erkek ise 54 yaşını,
j) Emeklilik hizmet sürelerini doldurmaya
10 yıldan az kalan iştirakçilerden kadın ise 52, erkek ise 56 yaşını,
Doldurmaları ve kadın iştirakçinin 20,
erkek iştirakçinin 25 fiili hizmet süresini tamamlamaları halinde istekleri
üzerine emekli aylığı bağlanır.
32 nci madde gereğince fiili hizmet
sürelerine zam yapılanların bu maddede belirtilen yaş hadlerinden; eklenilen
bu sürenin üç yıldan çok olmamak üzere yarısı indirilir.
5434 sayılı Kanunun 39 uncu maddesinin
(e) ve (f) fıkraları kapsamına girenlere 25 fiili hizmet yılını ve yukarıdaki
yaşları doldurmaları halinde emekli aylığı bağlanır.
4447 sayılı Kanun'un 17 nci maddesiyle getirilen "GEÇİCİ MADDE 81" için
belirtilen gerekçeler, aynı Kanun'un 26 ncı maddesiyle getirilen "GEÇİCİ
MADDE 205" için de aynen geçerlidir.
Ayrıca, yukarıda, 23 üncü madde ile 5434 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesine
eklenen;
"(b) ve (c) fıkralarında gösterilenlerden 32 nci madde gereğince
fiili hizmet sürelerine zam yapılanların yaş hadlerinden: eklenilen bu
sürenin üç yıldan çok olmamak üzere yarısı indirilir."
fıkra için belirtilen gerekçeler, "GEÇİCİ MADDE 205"in 2 nci fıkrası,
yani;
32 nci madde gereğince fiili hizmet sürelerine zam yapılanların bu maddede
belirtilen yaş hadlerinden; eklenilen bu sürenin üç yıldan çok olmamak
üzere yarısı indirilir.
hükmü için de aynen geçerlidir. Yani 4447 sayılı Kanun'un yürürlüğe
girmesinden önce, 5434 sayılı Kanun'un kapsamına girip de bu (5434 sayılı)
Kanun'un 32 nci maddesine göre fiili hizmet sürelerine zam yapılanların
bu (geçici 205 inci) maddede belirtilen yaş hadlerinden; eklenilen bu sürenin,
eskiden olduğu gibi tamamının indirilmesi gerekir. Hukuk Devleti ve Devlete
güven ilkesi, indirimin böyle yapılmasını gerektirir.
Öte yandan Geçici madde 205'in son fıkrası da "Sosyal Hukuk Devleti"
ilkesine aykırıdır.
B) 26 ncı madde ile getirilen "GEÇİCİ MADDE 206"da Anayasa'nın 2 nci
maddesine, Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır.
Madde aynen şöyledir:
"GEÇİCİ MADDE 206.- Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihte fiili hizmet süreleri 8 yıl ve daha fazla olan iştirakçiler,
61 yaşını doldurmaları nedeniyle istekleri üzerine veya kurumlarınca yaş
haddinden re'sen emekliye ayrıldıklarında, fiili hizmet süreleri 10 yılı
doldurmuş olmak şartıyla emekli aylığına hak kazanırlar."
Bu (4447 sayılı) Kanun'un yürürlüğe girdiği (8.9.1999) tarihte fiili
hizmet süreleri 8 yıldan az olanlar (mesela hizmet süreleri 7 yıl, 11 ay
29 gün olanlar, GEÇİCİ MADDE 206'nın hükmünden istifade edemiyeceklerdir.
Bunlar, 26 ncı madde ile getirilen Geçici 205 inci maddenin (j) bendine
veya 5434 sayılı Kanun'un değişik 39 uncu maddesinin (c) bendine tabi olacaklardır.
Ancak birçok memurun, her iki durumda da, yani anılan (c) ve (j) bentlerine
göre emekli olabilmeleri imkansız hale gelmiştir.
Şöyle ki:
Bugün Ülkemizde, bir sosyal güvenlik kurumundan emekli olduktan sonra,
Devletin kanunlarına uygun olarak, başka bir sosyal güvenlik kurumu nezdinde
çalışmaya başlayan binlerce vatandaşımız vardır.
Ek-1'de sunulan belge bu durumu açıkça somutlaştırmaktadır.(Ek-1).
Ek-1'deki yazının muhatabı, Emekli Sandığı'na bağlı olarak çalışmaya
başladığı anda 53 yaşındadır. Belgede de belirtildiği gibi o vatandaşımız,
o gün mer'i olan Kanunlara göre 10 yıl çalışıp 5434 sayılı Kanun'un 39
uncu maddesinin (c) bendine göre emekli olabilecekti.
4447 sayılı Kanun ile 5434 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin (c) bendindeki
10 yıllık süre 15 yıla çıkarılmıştır. Söz konusu vatandaşımızın 15 yılını
tamamlayabilmesi için 68 yaşına kadar çalışması gerekmektedir. Bu ise hukuken
mümkün değildir. Çünkü kanunlarımıza göre bir memurun 65 yaşından sonra
görevine devam etmesi mümkün değildir.
Kısaca 4447 sayılı Kanundan önce mevcut olan bir hak, Kanun'dan sonra
ortadan kalkmıştır.
Öte yandan 65 yaşına kadar çalışsalar dahi emeklilikleri imkansız hale
gelen iştirakçilerin, keseneklerinin iadesi de mümkün değildir. Çünkü 5434
sayılı Kanun'un 88'inci maddesine göre,
"hizmet süreleri 10 yıl ve daha fazla bulunanların ayrılışlarında
kesenekleri geri verilmez."
25) 4447 sayılı Kanun'un 27 nci maddesi Anayasa'nın 2., 5 inci
ve 60 ıncı maddelerine aykırıdır.
Anılan madde şöyledir:
MADDE 27.- 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı
Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu
Kanununun 30 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Malûllük Aylığının Hesaplanması
MADDE 30.- Malûllük aylığı, sigortalının sigortalılık
süresi içinde prim ödediği gelir basamaklarının, bu basamaklardaki prim
ödeme süreleri de dikkate alınarak, aylık başlangıç tarihinde yürürlükte
bulunan gelir tablosu üzerinden hesaplanacak ağırlıklı ortalamasının %65'idir.
Başka Birinin sürekli bakımına muhtaç malûl sigortalıya %75 oranında malûllük
aylığı bağlanır.
Birinci fıkraya göre bağlanan malûllük aylığı,
ayrıca, gelir tablosunun son olarak değiştirildiği ay ile aylık başlangıç
tarihi arasında geçen her ay bir önceki aya göre, Devlet İstatistik Enstitüsü
tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları
indeksindeki değişim oranları kadar artırılır."
Görüldüğü gibi 4447 sayılı Kanun'un 27 nci maddesiyle 1479 sayılı Kanun'un
30 uncu maddesi değiştirilmiş: 1479 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesi değiştirilmiş:
1479 sayılı Kanun'a tabi sigortalıların malûllük aylıklarının taban ve
tavanları yeniden belirlenmiş, eskiden %70 olan taban %65'e indirilmiş,
yine eskiden % 80 olan tavan %75'e düşürülmüştür.
Böylece halen çalışmakta olan sigortalılar hak kaybına uğrayacaklardır.
Ayrıca, malûllük aylıkları da, sigortalıların aleyhine olmak üzere,
kanuni kesin ölçüler bir yana bırakılarak TÜFE esasına dayanan yönetsel
keyfi ölçülere göre hesaplanacaktır.
26) 4447 sayılı Kanun'un 28'inci maddesi, sigortalıların yaşlılık
aylığına hak kazanabilme şartlarını ağırlaştırdığı için, Anayasa'nın 2.,
5 inci ve 60 ıncı maddelerine aykırıdır.
Söz konusu madde şöyledir:
MADDE 28.- 1479 sayılı Kanunun 35 inci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Yaşlılık Aylığından Yararlanma Koşulları
MADDE 35.- Yaşlılık aylığından yararlanabilmek
için sigortalının;
a) Yazılı talepte
bulunması, talepte bulunduğu tarihte prim ve her türlü borçlarını ödemiş
olması,
b) Kadın ise
58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş ve 25 tam yıl sigorta primi ödemiş olması,
Şarttır.
Kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını dolduran
ve en az 15 tam yıl pim ödeyen sigortalılara da kısmi yaşlılık aylığı bağlanır.
27) 4447 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi de Anayasa'nın 2., 5
inci ve 60 ıncı maddelerine aykırıdır.
Bilindiği gibi anılan (29 uncu) madde; 1479 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesini
değiştirmiş, yaşlılık alığının hesaplanmasını sigortalının aleyhine olarak
yeni kriterlere bağlamıştır.
Söz konusu madde şöyledir:
MADDE 29.- 1479 sayılı Kanunun 36 ncı maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
"Yaşlılık Aylığının Hesaplanması
Madde 36.- Yaşlılık aylığı, sigortalının, sigortalılık
süresi içinde aylar itibariyle prim ödediği gelir basamaklarının, bu basamaklardaki
prim ödeme süreleri de dikkate alınarak, aylık başlangıç tarihinde yürürlükte
bulunan gelir tablosu üzerinden hesaplanacak ağırlıklı ortalamanın aylık
bağlama oranı ile çarpılması suretiyle hesaplanır.
Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam sigortalılık
süresinin ilk on tam yılının her bir yılı için %3,5, takip eden onbeş tam
yılın her bir yılı için %2 ve yirmibeş yıldan fazla her bir tam yıl için
%1,5 oranlarının toplamıdır.
Birinci ve ikinci fıkralara göre hesaplanan
yaşlılık aylığı, ayrıca, gelir tablosunun son olarak değiştirildiği ay
ile aylık başlangıç tarihi arasında geçen her ay için, Devlet İstatistik
enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici
fiyatları indeksindeki değişim oranları kadar artırılır.
Bu Kanuna göre bağlanan yaşlılık, malûllük
ve ölüm aylıkları, her ay bir önceki aya göre Devlet İstatistik Enstitüsü
tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları
indeksindeki değişim oranları kadar artırılır."
4447 sayılı Kanun'un 17 nci maddesiyle getirilen "GEÇİCİ MADDE 82" için
ve 19 uncu madde ile 2925 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinde yapılan değişiklik
için beyan edilen iptal gerekçeleri, 29 uncu madde ile değiştirilen 1479
sayılı Kanun'un 36 ncı maddesi için de aynen geçerlidir.
O maddeler için de geçerli olmak üzere ilaveten belirtmek gerekir ki
söz konusu maddeler, aynı zamanda Anayasa'nın 10 uncu maddesine, kanun
karşısında eşitlik kuralına da aykırıdır.
Şöyle ki:
Gün ay ve yılların ekonomik ve hukuki değerleri eşit olduğu halde yaşlılık
aylığının hesaplanmasında bu zaman birimlerine keyfi bir biçimde farklı
değerler izafe edilmiştir.
Nitekim Kanun'a göre:
"Aylık bağlama oranı, sigortalının toplam sigortalılık süresinin ilk
on tam yılının her bir yılı için %3,5, takip eden onbeş tam yılın her bir
yılı için %2 ve yirmibeş yıldan fazla her bir tam yıl için %1,5 oranlarının
toplamıdır."
Sigortalının artan oranda ödediği ilave sürelerin yaşlılık aylığının
hesabında düşük oranlarda etkili olması eşitlik ve adalet ilkesine ters
düşmektedir.
28) 4447 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesiyle, 1479 sayılı Kanun'un
42 nci maddesinde yapılan değişiklikler de, sigortalının ölümü halinde,
hak sahiplerine ödenecek aylığın hesaplanmasını aleyhe etkilediği için
Anayasa'nın 2 nci, 5 inci ve 60 ıncı maddelerine aykırıdır.
29) 4447 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi Anayasa'nın "Sosyal
Devlet İlkesi" ile 56 ncı ve 60 ıncı maddelerine aykırıdır.
Anılan 35 inci madde şöyledir:
MADDE 35.- 1479 sayılı Kanunun Ek 12 nci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Sağlık Sigortasından Faydalanma Şartları
Ek Madde 12.- Bu Kanuna göre ilk defa veya
yeniden sigortalı olanlar ile sağlık sigortası kapsamından çıktıktan sonra
yeniden sağlık sigortası kapsamına girmek isteyenlerin sağlık yardımlarından
yararlanabilmeleri için, en az sekiz ay sağlık sigortası primi ödemiş olmaları
ve sağlık karnesi talep ettikleri tarihte, prim ve gecikme zammı borçlarının
bulunmaması şarttır.
Görüldüğü gibi 1479 sayılı Kanun kapsamındaki bir sigortalının sağlık
yardımlarından faydalanabilmesi için;
- En az sekiz ay sağlık sigortası primi
ödemiş olması ve
- Sağlık karnesi talep ettiği tarihte
prim ve gecikme zammı borcunun bulunmaması şarttır.
Bu şartları genel olarak Anayasa'mızın ruhu ile, özel olarak ise Anayasa'nın
56 ncı maddesiyle bağdaştırmak mümkün değildir.
30) Kanun'un 36 ncı maddesi, Anayasa'nın 2., 5., 56 ncı ve 60
ıncı maddelerine aykırıdır.
4447 Sayılı Kanun'un 36 ncı maddesiyle değiştirilen, 1479 sayılı Kanun'un
Ek 13 üncü maddesine göre:
"Ayakta yapılan tedavilerde poliklinik muayene ücretinin ve verilen
ilaç bedellerinin %20'si sigortalı ve hak sahipleri, %10'u aylık alanlar
ve hak sahipleri tarafından karşılanır. İş kazası ve meslek hastalığı sonucu
verilecek olanlar hariç, protez, araç ve gereç bedellerinin %20'si sigortalı
ve hak sahipleri, %10'u ise aylık alanlar ve hak sahipleri tarafından karşılanır.
Ancak, katkı payı tutarı sigortalılarda birinci gelir basamağının birbuçuk
katını, aylık alanlarda ise birinci gelir basamağının %65'ini geçemez.
Ağız protezleri hariç, sigortalının bu Kanuna tabi sigortalılığının
başladığı tarihten önce, sigortalı ve hak sahiplerinde mevcut olduğu tespit
edilen hastalık ve arızalardan dolayı bedeli Kurumca karşılanacak olan
ortez ve protezler ek 18 inci maddeye göre hazırlanacak yönetmelikte belirlenir."
Dava konusu (4447 sayılı) Kanun'un, 3. ve 4. maddeleri için belirtilen
iptal gerekçeleri işbu 36 ncı madde için de geçerlidir.
Ayrıca 4447 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesiyle, 1479 sayılı Kanun'un
Ek 13 üncü maddesine eklenen son fıkradaki "Bu Kanuna" ifadesinin Kanun
tekniğinden ne kadar uzak olduğunun, ancak 4447 sayılı Kanun'un ne kadar
özensiz hazırlandığını göstermesi bakımından anlamlı bulunduğunun belirtilmesi
gerekir.
31) 4447 sayılı Kanun'un 38 inci maddesi, Anayasa'nın "Sosyal
Hukuk Devleti" ilkesine aykırıdır.
Söz konusu madde aynen şöyledir:
MADDE 38.- 1479 sayılı Kanuna aşağıdaki ek
madde eklenmiştir.
"Sosyal Güvenlik Destek Primi
EK MADDE 20.- Bu Kanuna göre yaşlılık aylığı
bağlananlardan, 24 üncü maddenin (I) numaralı bendinde belirtilen çalışmalarına
devam edenlerin veya daha sonra çalışmaya başlayanların, sosyal yardım
zammı dahil tahakkuk eden aylıklarından, aylığın bağlandığı veya tekrar
çalışmaya başlanıldığı tarihi takip eden aybaşından itibaren, çalışmalarının
sona erdiği ay dahil %10 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilir.
Birinci fıkra hükmüne göre aylıklarından sosyal
güvenlik destek primi kesilmesi gerekenlerden, bu Kanunun yayımlandığı
tarihten önce aylık bağlananlar Kanunun yayımını, daha sonra tekrar çalışmaya
başlayanlar ise çalışmaya başladıkları tarihi takip eden aybaşından itibaren
üç ay içinde Kuruma yazılı bildirimde bulunmak zorundadırlar. Bu süre içinde
Kuruma yazılı bildirimde bulunmayanlardan sosyal güvenlik destek primi,
gecikmeli bildirimde bulunulan veya Kurumca tespit edilen tarihe kadar
53 üncü maddeye göre hesaplanacak gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir.
Birikmiş sosyal güvenlik destek primi ve gecikme zamlarının ödenmemesi
halinde aylıklardan yapılacak kesintiler aylık tutarının %25'ini geçemez.
Sosyal güvenlik destek primi ödenmiş süreler,
bu Kanuna göre sigortalılık süresi olarak değerlendirilmez, ödenen primler
39 uncu madde hükmüne göre toptan ödeme olarak iade edilmez ve bu sürelerle
ilgili olarak 24/5/1983 tarihli ve 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına
Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun hükümleri
uygulanmaz."
Tekrardan kaçınmak için kaydedelim ki 4447 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi
için belirtilen iptal gerekçeleri 38 inci madde için de aynen geçerlidir.
32) 4447 sayılı Kanun'un 39'uncu maddesiyle, 1479 sayılı Kanun'a
eklenen "GEÇİCİ MADDE 10.-" da, halen çalışmakta olan sigortalıların müktesep
haklarını ihlal ettiği için Anayasa'nın 2 nci maddesinde ifadesini bulan
"Sosyal Hukuk Devleti" ilkesine aykırıdır.
Söz konusu "GEÇİCİ MADDE 10" şöyledir:
"GEÇİCİ MADDE 10.- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce yürürlükte bulunan hükümlere göre, bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihi takip eden aybaşı itibariyle aylık bağlanmasına hak kazananlar ile
aylık bağlanmasına hak kazanmalarına iki tam yıl veya daha az kalan sigortalıların
tam veya kısmi yaşlılık aylığı talep hakları saklıdır.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
sigortalı olanlardan, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşı
itibariyle, kadın ise 20, erkek ise 25 tam yıl prim ödeme süresinin dolmasına;
a) 2 tam yıldan fazla, 3 tam yıl veya
daha az kalan, kadınlara 41, erkeklere 45 yaşını,
b) 3 tam yıldan fazla, 4 tam yıl veya
daha az kalan, kadınlara 43, erkeklere 46 yaşını,
c) 4 tam yıldan fazla, 5 tam yıl veya
daha az kalan, kadınlara 45, erkeklere 48 yaşını,
d) 5 tam yıldan fazla, 6 tam yıl veya
daha az kalan, kadınlara 47, erkeklere 50 yaşını,
e) 6 tam yıldan fazla, 7 tam yıl veya
daha az kalan, kadınlara 48, erkeklere 51 yaşını,
f) 7 tam yıldan fazla, 8 tam yıl veya
daha az kalan, kadınlara 49, erkeklere 52 yaşını,
g) 8 tam yıldan fazla, 9 tam yıl veya
daha az kalan, kadınlara 50, erkeklere 53 yaşını,
h) 9 tam yıldan fazla, 10 tam yıl veya
daha az kalan, kadınlara 51, erkeklere 54 yaşını,
i) 10 yıldan fazla kalan, kadınlara
52, erkeklere 56 yaşını,
doldurmaları, kadın ise 20, erkek ise
25 tam yıl prim ödemeleri şartıyla ve talepte bulunmaları halinde, yaşlılık
aylığı bağlanır.
Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
sigortalı olanlardan, 15 tam yıl prim ödeme süresi ile kadın ise 50, erkek
ise 55 yaşını doldurma koşulunu, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip
eden aybaşından itibaren,
a) 2 tam yıldan fazla, 4 tam yıl veya
daha az süre içinde yerine getiren, kadınlara 51, erkeklere 56 yaşını.
b) 4 tam yıldan fazla, 6 tam yıl veya
daha az süre içinde yerine getiren, kadınlara 52, erkeklere 56 yaşını,
c) 6 tam yıldan fazla, 8 tam yıl veya
daha az süre içinde yerine getiren, kadınlara 53, erkeklere 57 yaşını,
d) 8 tam yıldan fazla, 10 tam yıl veya
daha az süre içinde yerine getiren, kadınlara 54, erkeklere 57 yaşını,
e) 10 tam yıldan fazla süre içinde yerine
getiren, kadınlara 56, erkeklere 58 yaşını,
Doldurmaları ve talepte bulunmaları
halinde, yaşlılık aylığı bağlanır."
4447 sayılı Kanun'un 17., 22. ve 26. maddeleri için belirtilen iptal
gerekçeleri 39. madde ile getirilen GEÇİCİ MADDE 10 için de geçerlidir.
O münasebetle söz konusu gerekçeler burada tekrar edilmemiştir.
33) 39 uncu madde ile getirilen "GEÇİCİ MADDE 11" de Anayasa'nın
2 nci ve 60 ıncı maddelerine aykırıdır. Çünkü Devlet hem bizzat kendisinin
koyduğu kuraldan caymış, böylece Hukuk Devleti ilkesini ihlal etmiş, hem
de kazanılmış sosyal haklara zarar vermek suretiyle Anayasa'nın ruhuna
ve 60 ıncı maddesine aykırı davranmıştır.
Geçici 11 inci madde incelendiği zaman bu aykırılıklar hemen fark edilecektir.
Geçici 11 inci madde aynen şöyledir:
"GEÇİCİ MADDE 11.- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce bağlanan malûllük, yaşlılık ve ölüm aylıkları, bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten önce ödenen son aylık tutarlar esas alınarak,
bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra 36 ncı maddenin son fıkrası hükmüne
göre artırılarak ödenir.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
sigortalı olanlara bağlanacak yaşlılık aylığı;
a) Sigortalının, aylık başlangıç tarihindeki
toplam sigortalılık süresi esas alınarak, bu Kanunun yürürlük tarihinden
önce bulunduğu gelir basamağının aylık başlangıç tarihinde yürürlükte bulunan
gelir tablosundaki değeri üzerinden, bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki
hükümlere göre hesaplanan aylığının, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe
kadar geçen sigortalılık süresinin toplam sigortalılık süresine orantılı
olarak hesaplanan tutarı ile
b) Sigortalının, bu Kanunun yürürlük tarihi
ile aylık başlangıç tarihi arasında aylar itibariyle prim ödediği gelir
basamaklarının bu basamaklardaki prim ödeme süreleri de dikkate alınarak,
aylık başlangıç tarihinde yürürlükte bulunan gelir basamakları üzerinden
hesaplanacak ağırlıklı ortalamasının, aylık başlangıç tarihindeki toplam
sigortalılık süresi esas alınmak suretiyle bu Kanunun 36 ncı maddesinin
ikinci fıkrasına göre bulunacak aylık bağlama oranı üzerinden hesaplanan
aylığın, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra geçen sigortalılık süresinin
toplam sigortalılık süresine orantılı olarak hesaplanan tutarı,
Toplamıdır. Bu şekilde hesaplanan aylık, bu
Kanunun 36 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına göre artırılır.
İkinci fıkraya göre bağlanacak aylık, sigortalının
aylık başlangıç tarihindeki toplam sigortalılık süresi esas alınarak, bu
Kanunun yürürlük tarihinden önce bulunduğu gelir basamağı üzerinden bu
Kanunun yürürlük tarihinden önceki hükümlere göre hesaplanan aylığının,
bu Kanunun yürürlük tarihi ile aylık başlangıç tarihi arasında geçen takvim
yılları için, her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından
açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki
değişim oranı kadar artırılmış tutarından az olamaz.
Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce sigortalı
olanlara bağlanacak malûllük ve ölüm aylıkları, sigortalının bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten sonra sigortalılık süresinin bulunması halinde,
bu süreler esas alınarak hesaplanır."
34) 4447 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesiyle getirilen GEÇİCİ
MADDE 12'nin ikinci fıkrası da Anayasa'nın Sosyal Hukuk Devleti ilkesine
aykırıdır. Çünkü anılan fıkra, gelir basamaklarının hesaplanmasında, 4447
sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce sigortalanmış bulunan üyelerin aleyhine
alarak yeni esasların dikkate alınmasını öngörmektedir.
Geçici 12 nci madde şöyledir:
GEÇİCİ MADDE 12.- Bu Kanunun yürürlük tarihinden
sonra primlerin ve aylıkların hesaplanmasına esas gelir tablosunun 50 nci
maddeye göre belirlenmesine kadar, Kanunun yayımı tarihinden önceki hükümlere
göre belirlenecek olan yirmidört basamaklı gösterge tablosunun uygulanmasına
devam edilir.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra
50 nci maddeye göre belirlenmesi gereken gelir basamaklarının hesaplanmasında
yukarıdaki fıkra gereğince uygulanan gelir basamakları esas alınır."
35) 4447 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi de Anayasa'nın Sosyal
Hukuk Devleti ilkesine aykırıdır.
Anılan (40 ıncı) madde ile 2926 sayılı Kanun'un 17 nci maddesi değiştirilmiş;
yaşlılık aylığından yararlanma şartları ağırlaştırılmıştır.
Söz konusu (17 nci) madde şöyledir:
Yaşlılık Aylığından Yararlanma Şartları:
Madde 17.- Yaşlılık aylığından yararlanabilmek
için sigortalının;
a) Yazılı talepte
bulunması, talepte bulunduğu tarihte prim ve her türlü borçlarını ödemiş
olması,
b) Kadın ise
58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş ve 25 tam yıl sigorta primi ödemiş olması,
Şarttır.
Kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını dolduran
ve en az 15 tam yıl prim ödeyen sigortalılara da kısmi yaşlılık aylığı
bağlanır.
36) 4447 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi de Anayasa'ya aykırıdır.
Çünkü Sosyal Hukuk Devleti ilkesini ihlal etmiştir. Zira 41 inci madde,
2926 sayılı Kanun'un 31 inci maddesini değiştirmiş, daha önce %15 olan
prim oranını -sigortalılar aleyhine olmak üzere- %20'ye çıkarmıştır:
"Bu Kanuna göre ödenecek malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi,
sigortalının seçtiği veya intibak ettirildiği gelir basamağının %20'sidir."
37) 4447 sayılı Kanun'un 44 üncü maddesi, aynı Kanun'un 17.,
22., 26 ncı ve 39 uncu maddelerinin iptali için belirtilen sebeplerden
dolayı Anayasa'ya aykırıdır.
38) 4447 sayılı Kanun'un 56 maddesi;
A) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nda;
B) 2925 sayılı Kanun'da;
C) 5434 sayılı Kanun'da;
D) 1479 sayılı Kanun'da;
E) 2926 sayılı Kanun'da;
yer alan birtakım ifade ve rakamları değiştirerek, halen çalışmakta
olan üyelerin durumlarını ağırlaştırıp hak kaybına sebep olduğu için Sosyal
Hukuk Devleti ilkesine; Anayasa'nın 2 nci maddesine açıkça aykırıdır.
II. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI SEBEPLERİ: 4447 sayılı Kanun'un "İŞSİZLİK
SİGORTASI" bölümü dışında kalan kısmı, bütünüyle Anayasa'ya açıkça aykırıdır:
Bunların mutlaka iptal edilmeleri gerekir.
Ancak söz konusu Kanun'un öyle maddeleri var ki, açıkça Anayasa'yı ihlal
etmekle kalmıyor, fakat aynı zamanda sigortalıların sağlığını yani hayat
hakkını tehdit etmektedir. 4447 sayılı Kanun'un, 3., 4., 15., 25'inci
ve 36'ncı maddeleri bu mahiyette: sigortalının hayat hakkını tehdit eden
maddelerdir.
Tekraren de olsa, vurgulamak için belirtelim ki:
1) 4447 sayılı Kanun'un 3., 4., 15., 25'inci ve 36'ncı maddeleri,
yukarıda "İptal Sebepleri" bölümünde belirtildiği gibi Anayasaya açıkça
aykırıdır.
2) Söz konusu (3., 4., 15., 25'inci ve 36'ncı) maddeler hakkında
yürürlüğün durdurulması kararı verilmesi halinde mevzuatımızda herhangi
bir boşluk meydana gelmeyecektir.
Çünkü:
a) Burada zikredilen beş maddenin beşi de sigortalıların sağlık hizmet,
araç ve gereçlerinden yararlanmalarını düzenleyen maddelerdir.
b) Anayasamızda sağlık hakkı ile ilgili yeterince somut maddeler vardır.
4447 sayılı Kanun'dan önce olduğu gibi yine Anayasa'nın sağlıkla ilgili
maddelerinin -doğrudan doğruya- uygulanmasına devam edilecektir.
c) Nitekim, bu zamana kadar hiç ihtiyaç duyulmamış olmalı ki haklarında
yürürlüğü durdurulması talep edilen maddelerin önemli bir kısmı yeni ihdas
edilmiştir.
III. SONUÇ: 08.09.1999 günlü Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe
giren 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanun'un, baştan beri açıkladığımız
sebeplerden dolayı açıkça hukuka aykırı olan;
1) Parantez içindeki uzun adı ile,
2) 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 12., 13., 15., 16., 17.,
18., 19., 21., 22., 23., 24., 25., 26., 27., 28., 29., 30., 35., 36., 38.,
39., 40., 41., 44'üncü ve 56'ncı maddeleri;
hakkında iptal; ayrıca ve acilen;
3) 3., 4., 15., 25'inci ve 36'ncı maddeleri hakkında yürürlüğün
durdurulması kararı verilmesini saygılarımla arz ederim. |