| IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen
Yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kurallarıyla bunların
gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
1- Yasa'nın Adının İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, 4447 sayılı Yasa'nın adının yasa tekniğine
uymadığı, karmaşık ve anlaşılmasının zor olduğu belirtilerek iptali gerektiği
ileri sürülmüştür.
Yasa'nın adı, tek başına anlam ifade eden, uygulama olanağı olan bir
kural değildir. Yasa'nın adı ancak içeriğiyle birlikte anlam kazanır.
4447 sayılı Yasa'nın adı ile içeriği arasında Anayasa’ya aykırılık oluşturacak
bir uyumsuzluk bulunmamaktadır.
Bu nedenle, 4447 sayılı Yasa'nın adına ilişkin iptal isteminin reddi
gerekir.
2- Yasa'nın 3. Maddesinin İncelenmesi
4447 sayılı Yasa'nın 3. maddesiyle 506 sayılı Yasa'nın 32. maddesinin
(B) bendine bir alt bent ve aynı maddeye de bir fıkra eklenmiştir.
a- 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 32.
Maddesinin (B) Bendine Eklenen Alt Bent
506 sayılı Yasa’nın hastalık sigortasına ilişkin sigortalıya sağlanan
yardımları gösteren 32. maddesinin (B) bendi şöyledir:
"Protez, araç ve gereçlerinin standartlara uygun olarak sağlanması,
takılması, onarılması ve yenilenmesi, (Ağız protezlerine ilişkin yardımlar,
Kurumca hazırlanacak yönetmelik esasları dahilinde sağlanır.)"
4447 sayılı Yasa'nın 3. maddesiyle eklenen alt bent ile sigortalının
kendisi için gereken protez, araç ve gereç bedellerinin %20’sinin asgari
ücretin bir buçuk katını geçmemek üzere sigortalıdan alınması öngörülmektedir.
Dava dilekçesinde bu düzenlemenin Anayasa’nın 2. maddesindeki "Sosyal
Devlet" ilkesine, 5. maddesine, 56. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına,
60. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye. Cumhuriyeti'nin sosyal bir hukuk
Devleti olduğu belirtilmekte, 5. maddesinde ise kişilerin ve toplumun refah,
huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal
hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,
ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının
gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak, Devlet'in temel amaç
ve görevleri arasında sayılmaktadır.
Anayasa'nın 56. maddesinin birinci fıkrasında herkesin sağlıklı ve dengeli
bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu belirtilmekte, üçüncü fıkrasında
da Devlet'in herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini
sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi arttırarak işbirliğini
gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet
vermesini düzenleyeceği öngörülmekte, 60. maddesinde, "Herkes, sosyal güvenlik
hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır
ve teşkilatı kurar." denilmekte, 65. maddesinde de Devlet'in, sosyal ve
ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, ekonomik istikrarın
korunmasını gözeterek, mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine
getireceği belirtilmektedir. Buna göre, sosyal güvenlik vatandaşlar için
bir hak, Devlet için ise görevdir. Bu bağlamda Devlet, vatandaşların sosyal
güvenliğini sağlama görevini mali olanakları ölçüsünde yerine getirirken
sosyal sigortacılığın teknik gereklerine uygun kimi sınırlamalar yapabilirse
de sosyal hakları kullanılamayacak hale getirecek düzenlemelerde bulunamaz.
Dava konusu kuralla getirilen katkı payı oranı, sağlanacak protez araç
ve gereç bedelinin % 20’si olarak belirlenmiş sanayi kesiminde 16 yaşından
büyükler için uygulanan asgari ücretin 1,5 katıyla da sınırlandırılmıştır.
Ayrıca, Yasa'nın 60. maddesinde "Bu Kanunun 3, 4, 15, 25 ve 36 ncı maddelerinde
öngörülen protez, ortez, araç ve gereç!erden hangilerinin katılım payından
muaf tutulacağına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığınca müştereken tespit
edilerek 1/1/2000 tarihine kadar Resmi Gazetede yayımlanır. Yukarıdaki
fıkra kapsamına girenlerden 17.8.1999 tarihinde meydana gelen deprem sonucunda
yaralanan veya sakat kalanlara verilecek protez, ortez, araç ve gereç bedelleri
için katılım payı alınmaz" denilerek katkı payı alınmayacak durumlar belirlenmiştir.
Bu durumda, alınacak katkı payının üst sınırının belirlenmiş olması
ve kimi sigortalıların özel durumları gözetilerek bu uygulamanın dışında
bırakılması, sağlanacak protez, araç ve gereç bedellerinin sadece %20'sinin
sigortalı tarafından ödenmesinin öngörülmesi sosyal güvenlik hakkını
ortadan kaldırmadığı gibi onu kullanılamayacak ölçüde güçleştirecek nitelikte
de değildir.
Öte yandan, sağlık yardımları için sigortalıdan katkı payı alınabileceği
uluslararası sözleşmelerde de öngörülmüştür.
"Sosyal Güvenliğin Asgari Normlarına İlişkin" Uluslararası Çalışma Örgütü'nün
102 sayılı Sözleşmesi'nin 10. maddesinde, sağlık yardımından faydalananlar
veya bunların aile reislerinin, hastalık halinde yapılacak sağlık yardımı
masraflarına iştirak ettirilebileceği belirtilmekte, bunun ilgiliye ağır
bir yük getirmeyecek şekilde tespit edilmesi öngörülmektedir.
Avrupa Konseyi çerçevesinde oluşturulan "Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi"nde
de, korunan kimselerin doğrudan doğruya katkıda bulunmaları olanaklı görülmüştür.
Türkiye, belirtilen iki sözleşmeye de katılarak onaylamıştır.
Belirtilen nedenlerle, Yasa'nın 3. maddesiyle 506 sayılı Yasa'nın 32.
maddesinin (B) bendine eklenen alt bent Anayasa'ya aykırı görülmemiştir.
İptal isteminin reddi gerekir.
b- 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 32.
Maddesine Eklenen Fıkra
Yasa'nın 3. maddesiyle, 506 sayılı Yasa'nın 32. maddesine bir fıkra
eklenerek, hastalık yardımlarından yararlanmak için 60 günü hastalığın
anlaşıldığı tarihten önceki altı ay içinde olmak üzere toplam 120 gün hastalık
sigortası primi ödemiş olma koşulu getirilmiştir.
Bu fıkra, dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren 24.8.2000 günlü, 616
sayılı "Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığının Kurulması ve Bazı Kanun
ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname"nin 58. maddesiyle değiştirildiğinden, konusu kalmayan istem
hakkında karar verilmesine yer olmadığı sonucuna varılmıştır.
3- Yasa'nın 4. Maddesinin İncelenmesi
Yasa'nın 4. maddesiyle, 506 sayılı Yasa'nın gelir ve aylık almakta olanlar
ile bunların aile bireylerine yapılacak yardımları gösteren 36. maddesinin
(B) bendi değiştirilmiştir.
Yapılan değişiklikle 36. maddenin A bendinin (a) alt bendi uyarınca
sürekli iş göremezlik geliri, malüllük veya yaşlılık aylığı almakta olanlardan
ayakta yapılan tedavilerinde verilen ilaçlar ile sağlanan protez, araç
ve gereç bedellerinin %10 oranında ve sanayi kesiminde 16 yaşından büyükler
için belirlenen asgari ücretin aylık tutarını geçmemek üzere katkı payı
alınması öngörülmüştür.
4447 sayılı Yasa'nın 3. maddesine ilişkin red gerekçesi 4. madde için
de geçerli olduğundan istemin reddi gerekir.
4- Yasa'nın 5. Maddesinin İncelenmesi
Yasa'nın 5. maddesiyle, 506 sayılı Yasa'nın malüllük aylığının hesaplanmasına
ilişkin 55. maddesi değiştirilmiştir.
Buna göre, 4447 sayılı Yasa'nın 7. maddesiyle değiştirilen 506 sayılı
Yasa'nın 61. maddesi uyarınca bulunacak ortalama yıllık kazanca, %60 aylık
bağlama oranı uygulanarak bunun 1/12'si malüllük aylığı olarak ödenecek,
sigortalı başka birinin bakımına muhtaç durumdaysa aylık bağlama oranı
%70 olacaktır. Malüllük aylığı, 61. maddenin son fıkrasında belirtildiği
gibi, tüketici fiyat indeksindeki aylık artış oranına göre arttırılacaktır.
Dava dilekçesinde, maddeyle getirilen yeni sistemin bağlanmış aylıklarda
hak kaybına neden olduğu böylece kazanılmış hakların ihlal edildiği bunun
da Anayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Yasa'nın gerekçesinde "Malüllük aylıklarının hesaplanmasında katsayı
ve gösterge sistemi yerine, sigortalının Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından
açıklanan kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki değişim oranı
ve bir önceki yılın gayri safi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme
hızına göre güncelleştirilmiş kazançlarının esas alınması öngörülmüştür."
denilmektedir.
Önceki sistemde malüllük aylığı, gösterge ve katsayı esasına göre belirlenmekte,
gösterge ve katsayı çarpımının %70'i oranında malüllük aylığı bağlanmaktaydı.
Değiştirilen 55. maddede, 506 sayılı Yasa'nın değişik 61. maddesine
göre bulunacak ortalama yıllık kazanca gönderme yapılmaktadır. 61. maddeye
göre ortalama yıllık kazanç, kişinin tüm sigortalılık yaşamındaki prime
esas kazancının her takvim yılı itibariyle Devlet İstatistik Enstitüsü
tarafından açıklanan tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayri
safi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı arttırılarak
emekli olunan güne kadar güncelleştirilmesi, böylece bulunacak yıllık kazançlar
toplamının, prim ödeme gün sayısına bölünerek güncelleştirilmiş günlük
kazancın saptanması ve bunun da 360 ile çarpılması suretiyle bulunmaktadır.
4447 sayılı Yasa'yla yaşlılık aylığının hesaplanması değiştirilerek
gösterge ve katsayı sistemi terkedilmiş, bunun yerine gerçek ücretlere
dayanan ortalama yıllık kazanç esası getirilmiştir.
Kazanılmış haktan söz edilebilmesi için, objektif ve genel hukuki durumun
kişisel bir işlemle özel hukuki duruma dönüşmesi gerektiğinden Yasa'nın
5. maddesiyle yapılan değişikliğin kazanılmış haklarla ilgisi bulunmamaktadır.
Ancak, 4447 sayılı Yasa'nın 17. maddesi ile 506 sayılı Yasa'ya eklenen
Geçici 82. maddede,
"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce sigortalı bulunanlara bağlanacak
aylıklar, aşağıdaki (a) ve (b) bentlerine göre hesaplanacak aylıkların
toplamından oluşur.
a) Sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar prim ödeme
sürelerine ait aylığı aşağıdaki şekilde belirlenir.
Sigortalının aylık talep tarihine kadarki toplam prim ödeme gün sayısı
üzerinden, bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle ve bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önceki hükümlere göre hesaplanacak aylığının sigortalının
bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadarki prim ödeme gün sayısı ile orantılı
bölümü, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren aylık başlangıç tarihine
kadar geçen takvim yılları için, her yılın Aralık ayına göre Devlet İstatistik
Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici
fiyatları indeksindeki artış oranı ve gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla
gelişme hızı kadar ayrı ayrı artırılarak hesaplanır.
Hesaplanan yaşlılık aylığı, aylık bağlanması için yazılı başvurunun
yapıldığı yılın Ocak ayı ile aylığın başladığı takvim yılının başlangıç
tarihi arasında geçen her ay için Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından
açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki
artış oranları kadar artırılır.
b) Sigortalının bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki prim ödeme
sürelerine ait aylığı ise, sigortalının aylık talep tarihine kadar toplam
prim ödeme gün sayısı üzerinden bu Kanunun 61 inci maddesi hükümlerine
göre hesaplanacak aylığının, bu Kanunun yürürlük tarihinden sonraki prim
ödeme gün sayısına orantılı bölümü kadardır.
Sigortalıya yukarıdaki (a) ve (b) bentlerine göre bağlanacak aylıkların
toplamı, sigortalının aylık talep tarihindeki toplam prim ödeme gün sayısı
üzerinden, bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle, bu Kanunun yürürlük tarihinden
önceki hükümlere göre hesaplanan aylığının, bu Kanunun yürürlük tarihi
ile aylık başlangıç tarihi arasında geçen takvim yılları için her yılın
Aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son
temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranına
ve bu Kanunun 61 inci maddesinin son fıkrasına göre artırılmış değerinin
altında olamaz.
Bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra malüllük aylığına hak kazananlar
ile ölen sigortalıların hak sahiplerinin aylıkları, yukarıdaki fıkralarda
belirtilen hükümler esas alınarak, 55 veya 67 nci madde hükümlerine göre
hesaplanır. Bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra prime esas kazancı bulunmayanların
malüllük ve ölüm aylıkları, bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki hükümlere
göre hesaplanır ve yukarıdaki (a) bendindeki esaslara göre artırılarak
bağlanır." denilerek kimi hak kayıpları önlenmiştir.
Bu nedenle, kuralın kazanılmış hakları ihlal ettiği için Anayasa'nın
2. maddesine aykırı olduğu savı yerinde görülmemiştir. İptal isteminin
reddi gerekir.
5- Yasa'nın 6. Maddesinin İncelenmesi
Yasa'nın 6. maddesiyle 506 sayılı Yasa'nın 60. maddesinin (A) bendinde
yapılan değişikliğe göre; emekli olabilmek için daha önce sigortalı kadınlarda
50, erkeklerde ise 55 yaşını doldurmuş olma ve en az 5000 gün prim ödeme
koşulu aranırken, değişiklikten sonra kadınlar için 58, erkekler içinde
60 yaş ve en az 7000 gün yaşlılık, malüllük ve ölüm sigortaları primi ödeme
zorunluluğu öngörülmüştür. Değişiklikten önce, 5000 gün prim ödeme koşulunu
yerine getiremeyenler için yaş koşulu yanında 15 yıldan beri sigortalı
olmak ve en az 3600 gün prim ödeme koşuluyla emekli olabilme olanağı bulunurken
değişiklikten sonra, 15 yıldan beri sigortalı olma koşulu 25 yıla, 3600
gün prim ödeme zorunluluğu da 4500 güne çıkarılmıştır.
Bu değişiklikle ilgili olarak Yasa'nın genel gerekçesinde, primli sistemle
çalışan Sosyal Sigortalar Kurumu'nun önemli ölçüde finansman sorununun
bulunması nedeniyle bazı önlemlerin alınmasının zorunlu olduğu, bu bağlamda
zorunlu prim ödeme süresinin ve emeklilik yaşının yükseltildiği, dünya
standartlarının altında kalan bu koşulların düzeltilmediği takdirde sorunların
daha da büyüyeceği belirtilmiştir.
Dava dilekçesinde; sigortalıların emekli olabilmeleri için öngörülen
yaş koşulunun yükseltilmesinin hukukun temel ilkelerine, hakkaniyet kuralına
ve sosyal güvenlik kavramının amacına aykırı olduğu, keyfi işçi çıkartmalarının
yoğun olduğu ülkemizde en az prim ödeme zorunluluğunun 4500 güne çıkartılmasının
sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı, çalışmaya erken yaşta başlayanlarla
daha geç yaşta başlayanlar arasında farklılık yaratılarak çalışmaya erken
başlayanlar aleyhine doğan sonucun eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan
hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli
bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum
ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa
ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve
Anayasa'nın bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde
yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasa'ya değil, evrensel hukuk ilkelerine
de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Anayasa'nın 10. maddesinde, "Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi
düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin
kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz
tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun
önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar" denilmektedir.
Buna göre, yasaların uygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi
düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrılığı gözetilmeyecek ve bu nedenlerle
eşitsizliğe yol açılmayacaktır. Bu ilkeyle, birbirleriyle aynı durumda
olanlara ayrı kuralların uygulanması ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların
yaratılması engellenmektedir. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden
aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlarındaki özellikler,
kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Anayasa'nın 60. maddesinde de, sosyal devlet ilkesine paralel olarak
herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu Devletin bu güvenliği sağlayacak
gerekli önlemleri alarak teşkilat kuracağı belirtilmiş, 65. maddesinde
ise Devletin sosyal ve ekonomik alanlardaki görevlerini ekonomik istikrarın
korunmasını gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği
öngörülmüştür.
Herkesin sosyal güvenliğini sağlamakla görevli olan Devlet, bu işlevini
Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı gibi sosyal güvenlik
kuruluşları aracılığı ile yerine getirmektedir. Ancak, son yıllarda mevzuatta
yapılan düzenlemelerle çalışanların emekli olabilme koşulları çok sık değiştirilerek
Kurumların büyük bir finansman sorunuyla karşı karşıya bırakıldığı bir
gerçektir. Emekli olabilmek için aranan prim ödeme gün sayısı ile yaş haddi
konusundaki değişiklikler, Sosyal Güvenlik kurumlarının aktuaryal dengesini
olumsuz yönde etkilemiş, bu da Kurumların çalışanların sosyal güvenlik
haklarını karşılayamaz duruma gelmelerine neden olmuştur.
Türkiye'nin demografik yapısı konusunda veri olarak kabul edilen resmi
belgelerde ortalama yaşam süresinin yükseldiği belirtilmektedir. Buna karşın,
sosyal güvenlik kurumlarına bağlı olarak çalışanların emeklilikleri için
öngörülen yaş haddi ve prim ödeme gün sayısının düşürülmesi Kurumların
finansman sorununun daha da büyümesine yol açmıştır.
Sosyal güvenlik kuruluşlarının işlevlerini yerine getirebilmeleri için
belirtilen olumsuzlukların ortadan kaldırılması amacı ile çalışanların
emekli yaş haddi ve prim ödeme gün sayılarının belirli bir ölçü ve denge
gözetilerek yükseltilmesi sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldıran veya
onu kullanılamayacak ölçüde sınırlayan bir düzenleme olarak nitelendirilemez.
Kaldı ki, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) "Sosyal Güvenliğin Asgari
Normları Hakkında 102 Sayılı Çalışma Sözleşmesi"nin 25. maddesinde, yaşlılık
yardımının yapılabilmesi için mevzuatla belirlenecek yaş haddinin 65 yaşından
yukarı olmaması gerektiği belirtilmiştir.
Dava dilekçesinde, çalışmaya erken yaşta başlayanların, daha geç yaşta
başlayanlara göre daha fazla sigorta primi ödemelerine karşın, 7000 iş
gününü tamamlamak koşuluyla aynı yaş haddinde emekli olmalarının Anayasa'nın
eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Her ne kadar erken yaşta çalışmaya başlayanlarla daha sonra işe başlayanlar
emeklilik için öngörülen koşulları yerine getirerek emekli olabileceklerse
de, daha fazla sigorta primi ödediğinden erken yaşta çalışmaya başlayana
bağlanacak yaşlılık aylığının daha fazla olması nedeniyle aleyhe bir sonuç
doğmayacağından eşitlik ilkesine aykırılıktan sözedilemez.
Açıklanan nedenlerle, Yasa'nın 6. maddesiyle değiştirilen 506 sayılı
Yasa'nın 60. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendi, Anayasa'nın 2., 10.,
60. ve 65. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
6- Yasa'nın 7. Maddesinin İncelenmesi
7. maddeyle, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun "Yaşlılık aylığının
hesaplanması" başlıklı 61. maddesi değiştirilmiştir.
Bu kuralla yaşlılık aylığının hesaplanmasında katsayı ve gösterge sistemi
kaldırılmakta, ortalama yıllık kazanç ve aylık bağlama oranına dayanan
bir sistem getirilmektedir.
Yaşlılık aylığı talep eden kişinin, tüm sigortalılık yaşamında (Sosyal
Sigortalar Kurumu'na bildirilen) prime esas kazancı, her takvim yılı itibariyle
DİE tarafından açıklanan tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı ve
gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kadar ayrı ayrı
arttırılarak emekli olunan güne kadar güncelleştirilecektir. Böylece bulunacak
yıllık kazançlar toplamı prim ödeme gün sayısına bölünerek, güncelleştirilmiş
günlük kazanç, 360 ile çarpılmak suretiyle ortalama yıllık kazanç saptanacaktır.
Aylık bağlama oranı ise, sigortalının toplam prim ödeme gün sayısının
ilk 3600 gününün her 360 günü için %3,5 sonraki 5400 günün her 360 günü
için %2, daha sonraki her 360 gün için %1,5 oranlarının toplamı olmakta,
böylece aylık bağlama oranının üst sınırı yükseltilmektedir.
Maddenin dördüncü fıkrasına göre de, 506 sayılı Yasa'nın 60. maddesinin
B, C ve D bentlerine göre aylığa hak kazananlar için (maden işyerlerinin
yer altı işlerinde çalışanlar, sigortalı olarak ilk defa çalışmaya başladığı
tarihten önce malul sayılmayı gerektirecek derecede hastalık veya arızası
bulunanlar, sakatlığı nedeniyle vergi indiriminden yararlananlar, erken
yaşlanmış olanlar) aylık bağlama oranı %60'dan az olamayacaktır.
Yaşlılık aylığı, yukarıda açıklanan ortalama yıllık kazanç ile aylık
bağlama oranının çarpımının 1/12'si alınarak hesaplanacaktır.
Belirtilen şekilde bulunacak yaşlılık aylığı, 61. maddenin son fıkrasına
göre, aylığın bağlandığı yılın Ocak ayı ile aylığın başlangıç tarihi arasında
geçen her ay için, DİE tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel
yerler tüketici fiyatları indeksindeki aylık artış oranı kadar arttırılacaktır.
Kentsel yerler tüketici fiyat indeksi artış oranının uygulanması, enflasyon
karşısındaki değer kaybını önlemekte, gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla
gelişme hızının uygulanması ise büyüyen ekonomiden verilen payı göstermekte
böylece aylığın enflasyon karşısındaki kıymetinin korunması ve bir artı
değer kazanması amaçlanmaktadır.
4447 sayılı Yasa'nın 7. maddesi, yaşlılık aylığına hak kazanan sigortalıların
1.1.2000 tarihinden sonraki hizmetleri için uygulanacaktır. Daha önce yaşlılık
aylığı almakta olanların aylıkları ise aynı Yasa'nın 16. maddesiyle eklenen
Ek 38. madde uyarınca her ay TÜFE artış oranı kadar arttırılarak ödenecektir.
Yaşlılık aylığı bağlanmasını isteyen sigortalıların, 4447 sayılı Yasa'nın
yürürlüğe girdiği tarihe kadar olan hizmetleri eski sisteme, sonraki hizmetleri
ise yeni sisteme göre hesaplanacaktır. Bu şekilde bağlanacak emekli aylığı
4447 sayılı Yasa'nın 17. maddesiyle getirilen Geçici 82. madde uyarınca,
toplam sigortalılık süresi üzerinden önceki sisteme göre hesaplanacak emekli
aylığının altında olamayacaktır. Bu nedenle, dava dilekçesindeki aylıkların
azalacağı savı yerinde değildir.
Önceki sistemde son 5 veya 10 yılın ortalamasının alınması, primlerin
ilk yıllarda düşük son yıllarda da yüksek tutulması sonucunu doğurduğundan
gerçek ücretler üzerinden prim yatırılmaması olanağı yaratılmakta idi.
Yeni düzenlemenin ise, çalışma hayatının her döneminde ücretlerin doğru
olarak beyan edilmesini sağlama amacına yönelik olduğu açıktır.
Tüm hizmet yıllarındaki kazanç ortalamasının esas alınması, sosyal sigortacılığın
teknik gereklerine de aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle, Yasa'nın 7. maddesiyle değiştirilen, 506 sayılı
Yasa'nın 61. maddesinde belirlenen, yaşlılık aylığının hesaplanması yöntemi
Anayasa'nın 2., 5. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir.
7- Yasa'nın 8. Maddesinin İncelenmesi
Yasa'nın 8. maddesiyle 506 sayılı Yasa'nın 63. maddesine (B) fıkrasının
birinci bendinden sonra gelmek üzere eklenen bentle, 506 sayılı Yasa'ya
göre aylık almakta iken serbest avukat veya noter olarak çalışmalarını
sürdürenlerin, sosyal yardım zammı dahil, almakta oldukları aylıklarından
%15 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilmesi öngörülmektedir.
Dava dilekçesinde, 506 sayılı Yasa'ya göre aylık almakta olan serbest
avukat ve noterlerin çalışmalarını sürdürmeleri durumunda almakta oldukları
aylıklarından %15 oranında sosyal güvenlik destek primi kesilmesinin, kazanılmış
hakları zedelediği, sosyal hukuk devleti ilkesine ters düştüğü, vergisi
daha önce ödenmiş olan emekli aylığından yeniden bir kesinti yapılması
nedeniyle vergi yükünün adil ve dengeli dağıtılmaması sonucunu doğurduğu
bu nedenle, Anayasa'nın 2., 10. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
506 sayılı Yasa'nın 63. maddesi, yaşlılık aylığı alanların yeniden çalışmalarıyla
ilgilidir. Bu maddenin (A) fıkrasında genel kural gösterilerek, yeniden
sigortalı olarak işe girenlerin yaşlılık aylıklarının kesileceği, (B) fıkrasında,
"Sosyal Güvenlik Destek Primi" ödeyenlerin yaşlılık aylıklarının kesilmeyeceği,
Sosyal Güvenlik Destek Primi Oranın %30 olacağı, bunun 1/4'ünün sigortalı
tarafından, 3/4'ünün ise işveren tarafından ödeneceği belirtilmektedir.
Serbest avukatlar ve noterler, 506 sayılı Yasa'nın 86. maddesi çerçevesinde
"topluluk sigortası"ndan yararlanmaktadırlar. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun
186. maddesine göre malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları bakımından avukatların
topluluk sigortasına girmeleri zorunlu, diğer sigortalar (iş kazaları ve
meslek hastalıkları, hastalık ve analık) bakımından isteğe bağlıdır. 1512
sayılı Noterlik Kanunu da benzer kuralları içermektedir.
Yaşlılık aylığı almakta iken çalışanların kazançlarından kesilen sosyal
güvenlik destek primi sigortalı hissesi (%30x1/4)%7,5 iken, serbest avukat
ve noterlerin yaşlılık aylıklarından %15 oranında prim kesilmektedir. Serbest
avukatlar ve noterler, diğer SSK iştirakçileri ile aynı konumda değildirler.
Bunlar, işverenleri olmadığı için, emekli olmadan önce de topluluk sigortası
için %20 oranındaki primin tamamını kendileri ödemektedirler. Kurum'un
diğerleri için tahsil ettiği sosyal güvenlik destek primi oranı toplamı
işveren hissesiyle birlikte %30'dur. Bu nedenle, serbest avukat ve noterlerden
sosyal güvenlik destek priminin %15 oranında kesilmesi adil olmayan bir
uygulama olarak nitelendirilemez.
Öte yandan, Sosyal Güvenlik Destek Primi genel olarak 78. maddeye göre
prime esas kazanç üzerinden alınmaktadır. Avukat ve noterlerde emekli aylığından
kesinti yapılması, bunlarda prime esas kazancın söz konusu olmamasından
kaynaklanmaktadır.
Devletin, yaşlılık aylığı almakta olanlara herhangi bir prim karşılığı
olmaksızın tek yanlı ödediği sosyal yardım zammının söz konusu kesintiye
dahil edilmesi, çalışmaya devam ederek kazanç sağlayanlarla sağlamayanlar
arasında adil bir dengenin kurulması anlayışından kaynaklanmaktadır.
Kaldı ki, 506 sayılı Yasa'nın 63. maddesinin (B) bendinin dördüncü fıkrasına
göre serbest avukatlar ve noterlerin iş kazasına uğraması ya da meslek
hastalığına yakalanması durumlarında Yasa'nın 12. maddesindeki yardımlardan
yararlanacakları öngörüldüğünden, sosyal güvenlik destek primi kesintisinin
tümüyle karşılıksız bir yükümlülük olduğu sonucuna da varılamaz.
Açıklanan nedenlerle, 4447 sayılı Yasa'nın 8. maddesiyle 506 sayılı
Yasa'nın 63. maddesine (B) fıkrasının birinci bendinden sonra gelmek üzere
eklenen bent Anayasa'ya aykırı olmadığından buna yönelik iptal isteminin
reddi gerekir.
Sosyal güvenlik destek primi kesintisi vergi niteliğinde olmadığından
Anayasa'nın 73. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Ali HÜNER ile Mahir Can ILICAK "sosyal yardım zammı dahil" ibaresinin
iptali gerektiği gerekçesiyle bu görüşe katılmamışlardır.
8- Yasa'nın 9. Maddesinin İncelenmesi
Yasa'nın 9. maddesiyle, sigortalının ölümü halinde hak sahibi kimselere
bağlanacak aylığın saptanmasında uygulanacak kuralları düzenleyen 506 sayılı
Yasa'nın 67 nci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (c) alt bendi
değiştirilmiş, (d) alt bendi ile (B), (D) ve (E) bentleri yürürlükten kaldırılmış
ve (C) bendi (B) bendi olarak değiştirilmiştir.
(c) alt bendinde yapılan değişiklik ile, toplam olarak 1800 gün veya
en az beş yıldan beri sigortalı olanlardan sigortalılık süresinin her yılı
için ortalama olarak 180 gün malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi
ödeyenlerin, bu Yasa'nın 61. maddesine göre bulunacak ortalama yıllık kazançlarının
%60'ının 1/12'sinin hak sahiplerine bağlanacak aylığın hesabında esas tutulacağı
kuralı getirilmiştir. Ayrıca bu oranın sigortalının 8100 ila 9000 gün arasında
primi ödenen her 360 gün için 2 kat, 9000 günden sonra ödenen her 360 gün
için de 1.5 kat artırılacağı belirtilmiştir. Maddede bu şekilde hesaplanan
ölüm aylığının 61. maddesinin son fıkrasında öngörülen tüketici fiyat indeksindeki
aylık artış oranları kadar artırılacağına ilişkin kurala da yer verilmiştir.
Başvuru dilekçesinde, yapılan bu değişiklikle Yasa'nın 5. ve 7. maddelerinde
olduğu gibi "çok prim, az aylık" görüşü ile Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen
hukuk devleti ilkesinin ihlal edildiği, kazanılmış hakların korunmadığı
ve Anayasa'nın 60. ve 61. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Hukuk devleti, insan haklarına saygılı, bu hakları koruyan, toplum yaşamında
adalete ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kuran ve bu düzeni sürdürmekle
kendini yükümlü sayan, bütün davranışlarında Anayasa'ya ve hukuk kurallarına
uyan, işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir.
Öğretide ve uygulamada, kamu hukuku alanında kazanılmış hakkın statü
hukukunun olanak verdiği oran ve koşullarda genel durumun kişisel duruma
dönüşmesiyle ortaya çıkabileceği kabul edilmektedir. 9. maddenin uygulanması
böyle bir duruma yol açmadığından kazanılmış hakların ihlali söz konusu
değildir.
Anayasa'nın 60. maddesi ile devlete verilen sosyal güvenlik hakkını
sağlama görevinin, 65. maddede belirtildiği biçimde, "mali kaynaklarının
yeterliliği ölçüsünde" yerine getirilebileceği açıktır.
4447 sayılı Yasa'nın 9. maddesi ile; ölüm aylığına hak kazanma koşulları
değiştirilmemiş ancak, aylık bağlama da katsayı sistemi terkedilip bunun
yerine gerçek ücretlerin dikkate alındığı, ortalama yıllık kazanç esası
getirilmiştir.
Bu yönden 9. madde, 5. ve 7. maddeler incelenirken açıklanan nedenlerle
Anayasa'ya aykırı görülmemiştir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın "Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması
gerekenler" başlıklı 61. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
9- Yasa'nın 10. Maddesinin İncelenmesi
10. maddeyle prim ve ödeneklerin hesabında esas tutulacak günlük kazanç
sınırlarının belirlendiği 506 sayılı Yasa'nın 78. maddesinin birinci fıkrası
değiştirilmiştir.
Buna göre, Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına
esas tutulan günlük kazancın alt sınırı 4,000,000.- TL., üst sınırı ise
alt sınırın üç katıdır. Üst sınırı alt sınırın beş katına kadar yükseltmeye
Bakanlar Kurulu yetkilidir. Günlük kazanç alt sınırı her yıl, ilk olarak
Nisan ayında bir önceki yılın Aralık ayı ile ondan önceki yılın Aralık
ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel
yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki artış oranı kadar,
ikinci olarak bir önceki yılın gayrisafi yurtiçi hasıla sabit fiyatlarla
gelişme hızı kadar artırılarak belirlenir. Bu şekilde günlük kazanç alt
sınırının belirlenmesinde 1000 liranın kesirleri 1000 liraya tamamlanacaktır.
Dava dilekçesinde, Yasa'nın 10. maddesinin sigortalıların prim yükünü
ağırlaştırması nedeniyle kazanılmış hakları ihlal ettiği ve Anayasa'nın
2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ileri sürülerek iptali
istenilmiştir.
4447 sayılı Yasa'yla getirilen düzenlemede, aylıkların hesaplanmasında
gösterge ve katsayı sistemi kaldırılmış ve primlerin gerçek ücretler üzerinden
ödenmesi amaçlanmıştır.
1.1.2000 tarihinde yürürlüğe giren maddede, günlük kazancın alt sınırı
olarak kabul edilen 4,000,000.- TL. o tarihte geçerli olan asgari ücret
göz önünde bulundurularak kabul edilmiştir. Üst sınır ise alt sınırın 3
katı olarak belirlenmiş, Bakanlar Kurulu'na bunu beş katına kadar yükseltme
yetkisi verilmiştir.
Bakanlar Kurulu'na verilen yetkinin alt ve üst sınırlarının belli olması
nedeniyle yasama yetkisinin devrinden, henüz kişiler için doğmuş öznel
bir hak bulunmaması nedeniyle de kazanılmış hakların ihlalinden söz edilemez.
Bu nedenle, kural Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir.
10- Yasa'nın 12. Maddesinin İncelenmesi
12. maddeyle, isteğe bağlı sigortalılığın koşullarını düzenleyen 506
sayılı Yasa'nın 85. maddesinin birinci fıkrasının B bendinin (a) alt bendi
değiştirilmiş, (b) alt bendi yürürlükten kaldırılmış, (c) alt bendi (b)
olarak değiştirilmiştir.
Maddenin (B) bendinin (a) alt bendinde, isteğe bağlı sigortalılığa devam
etmek isteyenlerin ödeyecekleri isteğe bağlı sigorta primlerini, bu Kanunun
78 inci maddesine göre belirlenen prime esas kazanç alt sınırı ile üst
sınırı arasında olmak koşuluyla kendilerinin belirleyeceği kurala bağlanmıştır.
Dilekçede, maddede yapılan değişikliğin kazanılmış hakları ihlal ettiği
ve Anayasa'nın hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İsteğe bağlı sigortalılıkla, zorunlu sigortalılık yükümlülüğü taşımayanlara
belirli koşulları yerine getirmeleri halinde sosyal sigorta ilişkisini
devam ettirebilme olanağı sağlanmaktadır. Bu kural prim ve verilecek ödeneklerin
hesabında esas tutulan günlük kazanç sınırlarını belirleyen 506 sayılı
Yasa'nın 78. maddesinde yapılan değişikliğe koşut olarak getirilmiştir.
4447 sayılı Yasa'nın 10. maddesi için belirtilen gerekçe 12. maddesi
için de geçerli olduğundan iptal istemin reddi gerekir.
11- Yasa'nın 13. Maddesinin İncelenmesi
13. maddeyle aylıkların alt sınırını gösteren 506 sayılı Yasa'nın 96.
maddesinin birinci fıkrası değiştirilmiştir.
4447 sayılı Yasa'nın 13. maddesinde, "Bu Kanuna göre bağlanacak aylıklar,
78. maddeye göre tespit edilen prime esas günlük kazanç alt sınırının aylık
tutarının %35' inden az olamaz" denilmiştir.
Maddede, getirilen yeni sisteme koşut olarak aylıkların alt sınırının
hesaplanmasında prime esas günlük kazancın alt sınırının aylık tutarının
esas alındığı görülmektedir.
Dava dilekçesinde, maddede yapılan değişiklikle, aylığın alt sınırının
düşürülmesinin Anayasa'nın 2. ve 60. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesi ile öngörülen "sosyal hukuk devleti" ilkesi ile
Devletin tüm faaliyetlerinde hukukun egemen olması amaçlanmaktadır. Kuşkusuz
bu amacın gerçekleşmesi için, konulacak kurallarda adalet ve hakkaniyet
ölçülerinin göz önünde tutulması gerekir.
Sosyal güvenlik, kişinin yarınından emin olmasını sağlamaya yönelik
kavram ve kuruluşlardır. Sosyal sigorta sisteminin sağlıklı olarak çalışması
için de aktüeryal dengelerin korunması zorunludur.
Önceki sistemde gösterge ve katsayı, yeni sistemde ise günlük kazanç
esas alınmıştır. Sosyal güvenlik kurumlarının işlevlerini yerine getirebilmeleri
için gerekli önlemleri alması Devletin görevidir.
Yasa'nın 17. maddesiyle 506 sayılı Yasa'ya eklenen Geçici 82. maddeye
göre, eski aylıkların TÜFE oranında arttırılarak ödenmesine devam edilecek,
sonradan bağlanacak aylıkların hesabında ise, tüm hizmet süresinin önceki
sisteme göre değerlendirilmesi yapılarak aylığın bundan daha düşük olmaması
sağlanıp hak kaybı önlenecektir.
Açıklanan nedenlerle, Yasa'nın 13. maddesi, Anayasa'nın 2. ve 60. maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
12- Yasa'nın 15. Maddesinin İncelenmesi
15. maddeyle 506 sayılı Yasa'nın ek 24. maddesinin (a) fıkrasının ikinci
bendi yürürlükten kaldırılmış, ek 32. maddesine birinci fıkradan sonra
gelmek üzere iki fıkra eklenmiştir.
506 sayılı Yasa'nın Ek 32 nci maddesine birinci fıkradan sonra gelmek
üzere eklenen fıkralara göre, sigortalıların çocuklarına verilecek protez,
araç ve gereç bedellerinin %20'si kendilerince ödenecektir. Ancak, bu katkı
miktarının İş Kanunu'nun 33. maddesine göre sanayi kesiminde çalışan onaltı
yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin bir buçuk katından
fazla olamayacağı, sigortalıların geçindirmekle yükümlü oldukları eşlerinden
%20, kurumdan sürekli işgöremezlik geliri, malüllük ve yaşlılık aylığı
almakta olanların, geçindirmekle yükümlü bulundukları eşleri ile kurumdan
hak sahibi olarak gelir ve aylık almakta olan eşlerden %10 katılım payı
alınmak koşuluyla protez, araç ve gereç yardımlarından yararlanacakları
öngörülmüştür. Belirlenen katkı miktarı ise, sanayi kesiminde çalışan onaltı
yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin bir buçuk katından,
sürekli iş göremezlik geliri, malüllük ve yaşlılık aylığı alanların eşleri
ile Kurumdan hak sahibi olarak gelir ve aylık almakta olan eşlerden alınacak
olan katkı miktarı da aylık asgari ücretten fazla olamayacaktır.
Dava dilekçesinde, kuralın, hukuk devleti ilkesi ile kazanılmış hakları
zedelediği ileri sürülmüştür.
4447 sayılı Yasa'nın 3. ve 4. maddelerine ilişkin ret gerekçeleri 15.
madde için de geçerlidir.
Öte yandan, 506 sayılı Yasa'nın "Sosyal yardım zammı" başlıklı Ek 24.
maddesinin (a) fıkrasının birinci bendinde, 506 sayılı Kanun ile ek ve
değişikliklerine göre iş kazaları ve meslek hastalıkları, malüllük, yaşlılık
ve ölüm sigortalarından gelir veya aylık alanlar ile 991 sayılı Kanunla
Kuruma devredilen sandıklar mevzuatını göre aylık alanlara her ay sosyal
yardım zammı ödeneği belirtilmiştir.
Yürürlükten kaldırılan (a) fıkrasının ikinci bendinde de "Bakanlar Kurulu,
sosyal yardım zammı miktarını, gösterge, üst gösterge ve geçici gösterge
tablosundaki derece ve kademelere göre birbirinden farklı olarak tespit
etmeye yetkilidir" denilmektedir.
Yasa'nın 15. maddesi ile 506 sayılı Yasa'nın Ek 24. maddenin (a) fıkrasının
ikinci bendi ile Bakanlar Kuruluna verilen tespit yetkisi kaldırılmış,
4447 sayılı Yasa'nın 56/A-6 maddesiyle getirilen değişiklikle de sosyal
yardım zammı miktarı 4,690,000.- lira olarak belirlenmiştir.
Sosyal yardım zammı, iş kazaları ile meslek hastalıkları, malüllük,
yaşlılık ve ölüm sigortalarından gelir ve aylık alanlara prim karşılığı
olmaksızın, devletin tek yanlı olarak sağladığı bir yardım olduğundan bunu
mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde değiştirmesi Anayasa'nın 2. maddesine
aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle, Yasa'nın 15. maddesine ilişkin iptal isteminin
reddi gerekir.
13- Yasa'nın 16. Maddesinin İncelenmesi
16. maddeyle 506 sayılı Yasa'ya ek madde 38, 39, 40 ve 41. maddeler
eklenmiştir.
Dilekçede, Ek madde 39'da yer alan, "beş yıldan çok olmamak üzere" ibaresinin
kazanılmış hakları zedelemesi nedeniyle hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Ek madde 39 ile, bu Kanun'un Ek 5 ve Ek 6 ncı maddelerine göre sigortalılık
süresine ilave edilen gün sayılarının, beş yıldan çok olmamak üzere Yasa'da
belirtilen yaş hadlerinden indirileceği öngörülmüştür.
506 sayılı Yasa'nın Ek 5. maddesinde ağır ve yıpratıcı bazı işlerde
çalışanlara verilecek "itibari hizmet süreleri" gösterilmiş, sigortalılık
süresine "her tam yıl için 90 gün" itibari hizmet süresi ekleneceği belirtilmiştir.
Ek Madde 6'da ise; malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi çalışmalarının
en az 3600 gününü ek madde 1'de belirtilen işlerde geçiren sigortalıların
bu madde de belirtilen itibari hizmet süresine ilişkin hükümlerden yararlanacakları
ifade edilmiştir.
Buna göre, 5 yılı aşan süreler yaş haddinden indirilmemekle beraber,
emeklilikte bağlanacak olan aylıklarda gözetileceğinden herhangi bir hak
kaybı olmayacaktır. Bu nedenle, kural Anayasa'nın hukuk devleti ilkesine
aykırı değildir.
4447 sayılı Yasa'nın 3. ve 4. maddelerine ilişkin ret gerekçeleri, 16.
maddeyle 506 sayılı Yasa'ya eklenen Ek Madde 39'da yer alan "beş yıldan
çok olmamak üzere" ibaresi için de geçerli olduğundan iptal isteminin reddi
gerekir.
14- Yasa'nın 17. Maddesinin İncelenmesi
Yasa'nın 17. maddesi ile 506 sayılı Yasa'ya geçici 81. ve 82. maddeler
eklenmiştir.
A- 506 sayılı Yasa'ya Eklenen Geçici 81. Maddenin
İncelenmesi
Yasa'nın yayım tarihi olan 8.9.1999 tarihinde yürürlüğe giren Geçici
81. maddede, bu tarihteki sigortalılık sürelerine göre emekli olunabilecek
yaş ve prim ödeme süreleri belirlenmiştir.
a- Maddenin Birinci Fıkrasının (A) Bendinin İncelenmesi
(A) bendinde, 4447 sayılı Kanun'un yürürlük tarihinden önceki kurallara
göre yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olanlar ile sigortalılık
süresi 18 yıl ve daha fazla olan kadınlar ve sigortalılık süresi 23 yıl
ve daha fazla olan erkekler hakkında, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
önce yürürlükte bulunan hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir.
Dava dilekçesinde, 8 Eylül 1999 tarihinde yürürlüğe giren 4447 sayılı
Yasa'nın yürürlük tarihinde sigortalılık süresi 18 yıl olan kadınlar ile
yine sigortalılık süresi 23 yıl olan erkeklerle bir gün sonra 9.9.1999
tarihinde bu süreleri dolduran kadın ve erkek sigortalılar arasında ortaya
çıkan eşitsizliğin Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına
dayanan tüm işlem ve eylemlerinde hukuk kurallarına bağlı, her alanda adaletli
bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan, hukuku tüm devlet organlarına egemen
kılan, hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, yargı denetimine açık olan,
yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda olduğu hukukun temel
ilkeleri ve Anayasa'nın bulunduğu bilincinden uzaklaşmayan devlettir.
Anayasa'nın 10. maddesine göre, herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi
düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetmeksizin
kanun önünde eşittir. Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz
tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun
önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. Bu madde
ile amaçlanan mutlak değil hukuksal eşitliktir. "Yasa önünde eşitlik" ilkesi
Yasalar karşısında herkesin eşit olmasını, ayırım yapılmamasını, kimseye
ayrıcalık tanınmamasını gerektirir. Durumlarındaki farklılıklar kimi kişi
ve toplulukların değişik kurallara bağlı tutulmasına neden olabilirse de
farklılık ve özelliklere dayandığı için bu tür düzenlemeler eşitlik ilkesine
aykırılık oluşturmaz.
Yasakoyucunun, emekliliklerine iki yıldan az süresi kalan kadın ve erkek
sigortalının hak kaybına uğramalarını önlemek için iptali istenilen (A)
bendiyle, yürürlük tarihinden önce ve sonra olmak üzere iki ayrı tarihe
göre sigortalılık ve prim ödeme süresi belirleyerek adaletli bir toplum
ve hukuk düzeni kurmayı amaçladığında kuşku bulunmamaktadır.
Bu nedenle kural, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
b- Maddenin Birinci Fıkrasının (B) Bendinin İncelenmesi
Bu bent ile, 4447 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihte sigortalı
hizmeti bulunan ve emekliliğine 2 yıldan fazla kalanlar için, sigortalılık
süresine bağlı olarak emekli olabilecekleri yaş ve prim ödeme süreleri
kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı olmak üzere yeniden düzenlenmiştir.
Dava dilekçesinde, emekliliğin kazanılması için çalışılması gereken
süreyle yaş sınırının arttırıldığı ve buna bağlı olarak kimi eşitsizlikler
yaratıldığı, emeklilik koşullarının tek yanlı ve ağırlaştırılarak değiştirilmesinin,
Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun'un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, Kanunların, Kanun Hükmünde
Kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün Anayasa'ya
aykırılığı hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmaya
mecbur değildir. Anayasa Mahkemesi taleple bağlı kalmak kaydıyla başka
gerekçe ile de Anayasa'ya aykırılık kararı verebilir. Bu nedenle, dava
konusu kural yalnız Anayasa'nın 2. ve 10. maddeleri yönünden değil 5. ve
60. maddeleri yönünden de incelenmiştir.
(B) bendi ile kadın ve erkek sigortalının yeni sistemle yaşlılık aylığından
yararlanabilmeleri için sigortalılık süresi, yaş ve ödenmesi gereken prim
konusunda kademeli bir düzenleme yapılmıştır.
Sigortalılık süresi, sigortalının ilk defa çalışmaya başladığı tarih
ile tahsis yapılması için Kuruma başvurduğu tarih arasında geçen süredir.
Bu sürenin kesintisiz çalışarak geçirilmesi şart olmayıp aralıklı olarak
değişik hizmet akitleri ile geçirilmesi de olanaklıdır.
Önceki sistemde kadınlar 38, erkekler ise 43 yaşında emekli olabilme
olanağına sahipken, yeni düzenleme ile getirilen kademelendirme sonucu
kadınlara 52, erkeklere ise 56 yaşına kadar oldukça geniş bir aralık içinde
emekli olabilme olanağı getirilmiştir.
Bentte yapılan kademelendirmede, sigortalılık süresinin esas alınması
sonucunda, süreleri aynı, diğer koşulları değişik olan kişiler aynı yaş
haddine tabi olmakta, ya da tüm koşulları aynı, sadece sigortalılık süresi
farklı olan kişiler farklı yaş haddine bağlı tutulmaktadır.
Aynı işyerinde aynı tarihte işe başlayan ve 14 yıl birlikte çalışan
iki erkek sigortalıdan birisinin 18 yıl öncesine ait bir günlük sigortalılığı
olması durumunda 43 yaşında, diğeri ise ancak 56 yaşında emekli olabilecektir.
Ya da 20 yıl sürekli çalışmış 7200 gün prim ödemiş bir sigortalı 50 yaşında
emekli olabilecek iken, 23 yıl sigortalılık süresi olan ancak 14 yıl çalışmış
bir sigortalı 43 yaşında emekli olabilecektir.
Sigortalılık süresi yönünden yapılan kademelendirmeler arasında adil
olmayan geçişler yapılmıştır. Sigortalılık süresi bir günlük farkla alt
kademeye indirildiğinde yaşlılık aylığına hak kazanabilmek için 2 yıl daha
bekleme zorunluluğu doğmaktadır.
Sigortalılık süresi 10 yıldan az olan kadın ile sigortalılık süresi
15 yıldan az olan erkek sigortalılar, kendi aralarında kademelendirme yapılmayarak,
bir günlük sigortalılık süresi olan kişiyle aynı yaş grubuna bağlı tutulmuşlardır.
Sigortalılık süresi kademelendirilirken ikişer yıllık dilimler öngörülmüş
olmasına karşın, asgari emeklilik yaşı kademelerinde dilimler bazen 2 yıl,
bazen de 1 yıl farklılık göstermektedir.
Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması
hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur. Anayasa'nın 5. maddesinde
ise kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin
temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak şekilde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
Herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğunu öngören Anayasa'nın 60.
maddesinin gerekçesinde, sosyal güvenlik hakkının, çalışanların yarını
ve güvencesi olduğu belirtilmiştir.
Yaşlılık, gerçekleşmesi yönünden diğer sosyal risklerden ayrı özelliğe
sahiptir. Yasalarda emeklilik yaşının kesin olması nedeniyle, sigortalı
yarınını bu güvenlik içinde planlamaktadır. Sosyal devlet, sosyal adaletin,
refahın ve güvenliğin gerçekleşmesini sağlayan devlettir. Sosyal güvenlik
kuruluşları, çalışanların geleceğine ilişkin güvenini sağlamak durumundadır.
Bu sağlanamadığı takdirde sosyal güvenlik kavramından da bahsedilemez.
Bu nedenle, sosyal güvenlik sisteminde yapılan değişikliklerin hukuk devletinde
olması gereken hukuk güvenliğini zedelemeyecek biçimde adil, makul ve ölçülü
olması zorunludur.
Sigortalı olarak çalışanların yaşlılık aylığından yararlanabilmeleri
için, sigortalılık süresi, yaş ve ödenmesi gereken prim konusunda (B) bendinde
yapılan kademeli geçişe ilişkin düzenleme, makul, adil ve ölçülü olmadığından
Anayasa'nın 2., 5. ve 60. maddelerine aykırıdır. Kuralın iptali gerekir.
İtiraz konusu kuralın Anayasa'nın 10. maddesiyle ilişkisi görülmemiştir.
Mustafa BUMİN, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY ve Tülay TUĞCU bu
görüşe katılmamışlardır.
c- Maddenin Birinci Fıkrasının (C) Bendinin İncelenmesi
aa- Bendin (a) Alt Bendinin
İncelenmesi
4447 sayılı Yasa'nın 17. maddesiyle 506 sayılı Yasa'ya eklenen Geçici
81. maddenin birinci fıkrasının (C) bendinin (a) alt bendinde, Yasa'nın
yayımı tarihinde, kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını dolduran sigortalılardan,
15 yıllık sigortalılık süresini tamamlamış ve 3600 gün prim ödemiş olanlara
yaşlılık aylığı bağlanacağı belirtilmiştir.
Dava dilekçesinde, 4447 sayılı Yasa'nın diğer geçiş hükümlerinde, kadın
ile erkek arasındaki yaş farkının 4 yıla indirilmesine karşın fıkrada farkın
5 yıl olarak korunduğu, bu durumun kadınlar yönünden kazanılmış hakları
ihlal sonucu doğurduğu, kuralın Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
(C) bendinin (a) alt bendinde yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen
kural, daha önce yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasa'nın 60. maddesinin
birinci fıkrasının (A) bendinin (b) alt bendinden farklı olmadığından,
bu düzenleme nedeniyle herhangi bir hak kaybı söz konusu değildir. Kural
Anayasa'nın 2. maddesine aykırı bulunmadığından iptal isteminin reddi gerekir.
bb- Bendin (b) Alt Bendinin
İncelenmesi
Başvuru dilekçesinde, Yasa'da yapılan değişiklikle Yasa'nın yürürlük
tarihinde yaşlılık aylığına hak kazanmasına gün itibariyle çok az süre
kalanların, bu hakkı elde etmelerinin iki yıl ertelenmesinin Anayasa'nın
2. ve 5. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
(b) alt bendinde, (a) alt bendinde öngörülen şartları yerine getirememiş
durumda olan kadınların 52, erkeklerin ise 56 yaşını doldurmaları ve en
az 15 yıllık sigortalılık süresinin tamamlanmasıyla birlikte en az 3600
gün malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemeleri koşuluyla yaşlılık
aylığından yararlanabilecekleri belirtilmiştir.
Buna göre, (a) alt bendindeki 15 yıllık sigortalılık süresi ile 3600
gün prim ödenmesi koşulları değiştirilmeyerek kuralın yürürlük tarihinde
(a) bendinde öngörülen, kadın ise 50 yaşını tamamlamamış olanların 52,
yine aynı tarihte erkek ise 55 yaşını doldurmayanların 56 yaşını tamamlamaları
koşulu ile yaşlılık aylığı bağlanacağı anlaşılmaktadır.
Bu haliyle yaş sınırının tamamlanmasına bir gün kalanlarla daha uzun
bekleme süreleri kalanlar arasında bir kademelendirme yapılmaksızın aynı
yaş haddine tabi tutulmaları makul, adil ve ölçülü değildir.
Bu nedenle, Geçici 81. Maddesinin (C) bendinin (b) alt bendi Anayasa'nın
2. ve 5. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Mustafa BUMİN, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY ve Tülay TUĞCU bu
görüşe katılmamışlardır.
B- 506 Sayılı Yasa'ya Eklenen Geçici 82. Maddenin
İncelenmesi
Maddenin birinci fıkrasında Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce
sigortalı bulunanlara bağlanacak aylıkların (a) ve (b) bentlerine göre
hesaplanacak aylıkların toplamından oluşacağı belirtilmiştir.
(a) bendinde, sigortalının bu Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihe kadar
geçen prim ödeme sürelerine ilişkin aylıkların, (b) bendinde ise, Yasa'nın
yürürlüğünden sonraki aylığının hesaplanma yöntemi belirlenmiştir. Maddede,
bu şekilde bulunan emekli aylığının, Kanunun yürürlük tarihi ile aylık
başlangıç tarihi arasında geçen takvim yılları için her yılın Aralık ayına
göre en son temel yıllı kentsel yerler tüketimi fiyatları indeksindeki
artış oranına göre arttırılacağı ve bunun 506 sayılı Yasa'nın 61. maddesinin
son fıkrasına göre güncelleştirilmiş değerinin altında olmayacağı öngörülmüştür.
Dilekçede, sigortalının 1.1.2000 tarihinden önceki prim ödeme gün sayıları
ile bu tarihten sonraki prim ödeme gün sayıları ayrı ayrı hesaplanarak
aylıkların bunların toplamından oluşmasının sigortalının aleyhine bir sonuç
doğurduğu bu durumun sosyal hukuk devleti ile bağdaşmaması nedeniyle Anayasa'nın
2. ve 60. maddelerine aykırılığı ileri sürülmüştür.
İptali istenilen kuralla, önceki sistemde geçen hizmetlerin önceki mevzuata
göre, yeni sistemde geçen hizmetlerin ise yeni mevzuata göre değerlendirilmesi
ve ortaya çıkacak aylığın önceki kurallara göre hesaplanacak tutardan az
olmaması öngörüldüğünden, bu düzenleme nedeniyle herhangi bir hak kaybı
bulunmamaktadır.
Bu nedenle, kural Anayasa'nın 2. ve 60. maddelerine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
|