Yasanın tümü üzerinde yapılan görüşmelerin tutanağı
şöyle:
(20.Dönem 2. Yasama Yılı 17. Birleşim
BAŞKAN - Efendim, tasarının tümü üzerinde, gruplar adına; CHP Grubu
adına Sayın Sav, DSP Grubu adına Sayın Temizel, ANAP Grubu adına Sayın
Özdemir; kişisel söz talebinde bulunan ve ısrar eden Sayın Neidim söz istemişlerdir.
Sayın Sav, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ATİLÂ SAV (Hatay) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin
sayın üyeleri; bugün, huzurunuzda bulunan kanun tasarısı, son derece önemli
ve yaşamsal bir konuyu düzenliyor.
Her suç, toplum düzenini bozar; ancak, kimi eylemler vardır ki, yalnız
toplumun iç düzenini değil, uluslararası toplumu ve tüm insanlığı ilgilendirir.
Uyuşturucu ve psikotrop maddeler kaçakçılığı ve silah kaçakçılığı gibi
suçlar bu türdendir. Bunlar, ulusal sınırları aşarak, tüm insanlığa yönelen
bir tehdit oluşturmaktadır. Bu tür suçların kazandırdığı çıkarların büyüklüğü
baştan çıkarıcıdır, aşırı zenginleştiricidir; bu nedenle, çok emekle kazanılan
az kazancın yanında, son derece çekici olmaktadır. Bu tür suçların, kamu
düzeninin boşluklarından yararlanarak örgütlenen ve suçu, giderek olağan
bir düzen haline getiren türüne "mafya" diyoruz.
Gerçekten, dün, burada, tüm Meclisin, Meclis gruplarının desteklediği
bir araştırma önergesi tartışıldı ve bu araştırma önergesiyle toplumumuzdaki
mafyalaşmanın ne kadar yaygın bir hastalık haline geldiği konusunda Meclisin
araştırma yapması isteği ve önerisi oybirliğiyle kabul edildi.
Toplum içerisinde yasalar ve yasal düzen zamanla aşınabilir ve bazı
yasaların, toplumun gelişmelerini yeterince izleyememesi nedeniyle toplum
içerisinde bir ikinci düzen oluşur. Toplumun, yasal ve hukukî kamu düzeninin
yanında oluşan bu ikinci düzen, son derece tehlikeli boyutlara varmış bulunmaktadır.
Mafya, aslında, 19 uncu Yüzyıl Sicilyasında Fransız işgaline karşı bir
milliyetçi hareket gibi başlamış; zaten, mafya sözcüğü de onun kısaltılması
"bütün Fransızlara ölüm, yaşasın İtalya" sözcüklerinden oluşuyor. Önce
bir direnme hareketi olarak başlayan bu örgütlenme, giderek, kendi öz toplumunun
üzerinde de baskı kuran bir harekete dönüşmüş ve çok halisane niyetlerle
başlatılan bu hareket, yüz yılı aşkın süredir İtalyan toplumunu, özellikle
Sicilya toplumunu baskısı altında bulundurmuş.
Günümüzde de mafya, artık, uluslararası düzeyde çalışan bir suç örgütü
ya da örgütlü suçların bir gelişimi, bir oluşumu, bir aşaması olmuş. Bunların,
özellikle, uyuşturucu kaçakçılığı, silah kaçakçılığı gibi türleri, insan
neslini ve uluslararası toplumu tehdit eden boyutta olduğu için, uluslararası
kuruluşlarca da bu örgütlenmeye karşı, önlem alınması gereği gündeme gelmiş.
Yüce Meclisin huzurundaki yasa tasarısı, 1988 tarihli Viyana Sözleşmesi
diye anılan Birleşmiş Milletlerin Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına
Karşı Sözleşmedir. Bunun yanı sıra, Karaparanın Aklanması, Aranması, Zaptedilmesi
ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi de, 1990 yılında
kabul edilmiştir. Türkiye, bunlardan birincisine, yani, 1988 tarihli Viyana
Sözleşmesine hazırlık aşamasında katılmış ve imzalamış; ama, henüz bu sözleşme,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına ulaşmamıştır. İkinci sözleşmeye
ise, henüz katılmış bulunmuyoruz.
Bu nedenle, Yüce Meclisin huzurunda bulunan bu tasarı, ululararası sözleşmelerden
önce ulusal hukuk düzenimizin, mevzuatımızın bir düzenlenmesi anlamına
gelmektedir; bunun önemi büyüktür ve hiç kuşkusuz, bu yasanın çıkmasından
sonra uluslararası sözleşmelerin de kabulü için gereken işlemler önümüzdeki
dönemde yapılacaktır, yapılmalıdır.
Tasarı, aslında, karaparayı suç haline getirmiyor. Çünkü, karapara,
zaten, bir suç işlenmesi sonucunda elde edilen çıkardır, paradır, menfaattır
ya da parayla ölçülebilen evraktır, menkul ya da gayrimenkul değerlerdir.
1990 tarihli Avrupa Konseyi Sözleşmesi de bu tanımı yapmaktadır. Burada
önemli olan, tasarıyla getirilen, aklama eyleminin suç haline getirilmesi
ve devletçe bu suçun izlenmesi, kovuşturulması ve karaparanın müsadere
edilmesi konusunda gerekli örgütü kurmak ve bunun için gereken altyapıyı,
hukukî kuralları tamamlamaktır.
Tasarının kodifikasyonu bakımından bazı elverişli olmayan düzenlemeler
var; onlarla ilgili görüşlerimizi ve önerilerimizi tasarının maddeleri
üzerinde görüşmeler yapılırken sunacağız. Bunlardan bir tanesi, karaparanın
tanımı üzerindedir. Hükümet tasarısında karaparanın tanımı, Viyana ve Avrupa
Konseyi Sözleşmesindeki tanımın aynı olarak düzenlenmiş ve sunulmuştur;
ancak, tasarının, İçişleri Komisyonu, Adalet Komisyonu ve Plan ve Bütçe
Komisyonundaki değişimleri sırasında bu tanım değiştirilmiş ve tadadî bir
tanım yapılmış, saymaca yöntemiyle bir tanım yapılmış, tüm suçlardan elde
edilen çıkarlar yerine, bazı suçlar sayılarak gösterilmiş; ki, bunu doğru
bir tanım olmadığını, bu yöntemin daha çok kapsam maddesi olarak kullanıldığını
biliyoruz. Bu nedenle, tanımın yine uluslararası hukuk düzeninde olduğu
gibi, Avrupa Sözleşmesinde olduğu gibi, bütünüyle "tüm suçlardan elde edilen
çıkarlar" şeklinde yazılmasını, düzenlenmesini öneriyoruz.
Buna mukabil, asıl önemli olan, karaparanın aklanması, ki, suç odur;
kanunun asıl hedefi, karaparanın kendisi değil, karaparanın aklanmasıdır.
Bu itibarla, aklamayı tanım maddesine koymamış olan Hükümet tasarısındaki
bu eksiklik, daha sonra Plan ve Bütçe Komisyonundaki düzenlemede değiştirilmiş,
düzeltilmiş ve madde, bu bakımdan daha geniş kapsamlı bir hale getirilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, hiç kuşkusuz, karaparanın Türk toplumunu son derece
rahatsız eden bir boyuta ulaştığını dünkü müzakerelerde bütün sözcüler
dile getirdiler. Aynı şekilde, karaparanın toplum içerisinde çok yaygınlaşması
ve âdeta akparayı bastıran bir yaşam düzeni haline gelmiş olması, toplumumuz
için çok ciddî bir tehlike sunmaktadır.
Karaparanın aklanması suçları, yalnız Türkiye'yi ve iç hukukumuzu değil,
uluslararası hukuku da ilgilendirmektedir; çünkü, karapara aklamasıyla
zenginlik elde eden Batı ülkeleri vardır. Bunların, karapara aklanması
işlemlerini özendirmeleri, teşvik etmeleri sonucundadır ki, uluslararası
piyasada, karaparayla mücadele etmek daha da zor hale gelmiştir.
Yasa tasarısı "Malî Suçlar Araştırma Kurulu" adıyla bir organ oluşturmaktadır.
Bu organın, Hükümet tasarısında, bağlı bulunduğu merkezî örgütlenme Başbakanlıktır
ve doğrusu da budur; çünkü, devletin tüm para işlemleri, Başbakanlığa bağlı
Hazine Müsteşarlığı tarafından yönetilmektedir. Karapara da karaparanın
aklanması suçları da devletin para işleriyle ve para düzeniyle ilgili olduğu
için, bu organın Başbakanlığa ve Hazine Müsteşarlığına bakan, onunla görevli
olan Devlet Bakanlığına bağlanması, herhalde, Maliye Bakanlığına bağlı
bir örgüt kurmaktan daha uygun olacaktır. Bunları, maddelerine geçtiğimiz
zaman, yine, öneri olarak Yüce Kurulun huzuruna sunacağız.
Sözlerime son verirken, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, karaparanın
aklanmasının önlenmesi ve uyuşturucu maddeler ve psikotrop maddelerin kaçakçılığıyla
mücadele edilmesi için yapılmış olan bu düzenlemenin çok yararlı ve doğru
bir düzenleme olduğunu, bazı düzeltmeler yapılmak koşuluyla, gelecek için
toplumumuza çok verimli yararlar sunacağı düşüncesiyle, yasa tasarısını
desteklediğimizi bilgilerinize sunuyor, hepinize en içten saygılarımı sunuyorum
efendim.
Teşekkür ederim. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Sav, teşekkür ediyorum.
Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Temizel; buyurun. (DSP sıralarından
alkışlar)
DSP GRUBU ADINA ZEKERİYA TEMİZEL (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarının asgarî müştereklerde
de olsa üzerinde mutabakat sağladıkları, istisnasız tüm partilerin gerekliliğine
inandığı ve hazırlık aşamasında elinden gelen her türlü gayreti sarf ettiği
bir yasa tasarısı, kısacası, karaparanın aklanmasının önlenmesine ilişkin
yasa tasarısı üzerinde, Demokratik Sol Partinin görüşlerini açıklamak üzere
söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, yasa tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündeminde çok uzun süredir beklemesine karşın, komisyonlarda böyle bir
yasa için oldukça kısa denilebilecek bir süre içinde görüşüldü. Eğer, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, bu görüşmeleri çok dikkatli bir şekilde
izlemez ve bu çalışmalara katılamazsa, yasanın istenildiği gibi sonuçlar
vermeyeceğinden endişe ederiz. O nedenle, bu yasa tasarısının ne gibi düzenlemeler
getirdiğini, en azından, Genel Kurulun, gerçek bir iradeyle ve olayın ayrıntılarına
inerek incelenmesinde büyük yarar görüyoruz.
Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, günümüzde özellikle
uyuşturucu ve silah kaçakçılığı başta olmak üzere, terörizm, adam kaçırma,
şantaj, çocuk ve kadın ticareti gibi fiilleri genelde örgüt meydana getirerek
işleyenler, bundan, yüksek kazançlar elde etmektedirler. Bu şekilde işlenen
suçların önlenebilmesi, bu fiillerin faillerini cezalandırmanın yanı sıra,
bu tür eylemleri cazip hale getiren suçun doğurduğu kazanca el konulması,
suçları işleyip yakalanmayan kişilerin ya da bunlardan yakalananların cezaî
takibattan kurtulan suç ortaklarının ekonomik yönden yasadışı yollarla
güçlenmeleri ve dolayısıyla, aynı türden suçları yeniden işleme olanaklarının
ortadan kaldırılması hükümlerine hukuk sistemlerinin bağlı olmasıyla veya
sahip olmasıyla sağlanır ve gereklidir. İşte, bu tür hükümlere sahip olmamak,
diğer ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de, hukuk sisteminde oldukça önemli
bir boşluk yaratıyor idi.
Değerli milletvekilleri, narkotik işlemlerden kaynaklanan karaparaya
karşı uluslararası çalışmalar, taa 1961 yılında, Birleşmiş Milletler nezdinde
imzalanan bir sözleşmeyle başlamış, daha sonra uygulamanın kapsamı genişlemiş;
1971 yılında psikotrop maddeler de eklenerek, sözleşme, günün sorunlarına
yanıt verecek bir hale getirilmeye çalışılmıştır. Birleşmiş Milletler Örgütü,
1988 yılında, Viyana'da, Narkotik İlaçlar ve Psikotrop Maddelerin Yasadışı
Dolaşımına Karşı Sözleşmeyi onaylamak suretiyle ve ülkemiz de bu sözleşmeye
1995 yılında yine bu Parlamentonun onayıyla katılmak suretiyle, bu konudaki
ilerleme oldukça iyi bir aşamaya getirilmiştir.
Değerli milletvekilleri, yine bu sözleşmenin ışığında, 7 gelişmiş ülkenin,
OECD bünyesinde oluşturmuş oldukları Malî Eylem Grubu kurulmuş ve Malî
Eylem Grubunun temel görevi, karaparanın aklanmasının önlenmesine ilişkin
çalışmaları yapmak olarak belirlenmiştir.
Gerekliliğine gerçekten yürekten inandığımız bir yasa çalışmasına tüm
milletvekili arkadaşlarımızın katkılarının olacağına inandığımızdan dolayı,
böyle bir ortamın yaratılmasını gerekli bulduğumuzdan dolayı, haddimizi
aşarak, bazen böyle bir tavır sergiliyoruz, bağışlayın.
Değerli milletvekilleri, Malî Eylem Grubu, bu çalışmaları sırasında,
karaparanın tanımlanması ve karapara aklama suçlarının önlenmesiyle ilgili
olarak bir seri tavsiye kararı geliştirmiştir. Türkiye 1991 yılında bu
tavsiye kararlarını imzalamış, yani, bu kararları onaylayacağını kabul
etmiştir. 1988 yılındaki Viyana Konvansiyonu, karaparanın aklanması eyleminin
suç olarak kabulünü önermiş, ancak, aradan geçen süre içerisinde Türkiye
bunu suç olarak ortaya koyamamıştır. Karaparanın aklanması suçu, başlangıçta
sadece uyuşturucu ve benzeri maddelerin kaçakçılığından elde edilen kaynakların
aklanması şeklinde tanımlanmışken, daha sonra bu kapsam genişletilmiş ve
hangi cürümlerden elde edilen paraların karapara ve nelerin de karapara
aklamaya dayanak teşkil edeceği konusunun belirlenmesi konusu ülkelere
bırakılmıştır. Bunun üzerine, ülkeler, kendi mevzuatlarına ve ekonomik
durumlarına, sosyal durumlarına göre hangi eylemlerin karapara sayılması
gerektiğini ve karapara aklama suçunun ne olması gerektiğini, kendi hukukî
mevzuatlarında düzeltmeler yapmak suretiyle, gereken hukukî sisteme sahip
olmuşlardır.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, aradan geçen zamana karşın, karaparanın
aklanması suçunu suç olarak kabul edememiştir. Peki, karapara aklama suçu,
suç olarak kabul edilmeyince ne olmuştur? Karapara aklama suçu, suç olarak
kabul edilmeyince, uluslararası dayanışma ve uluslararası çalışmalardan,
Türkiye, dışlanmıştır; çünkü, bir ülkede bir fiilin suç olmaması, o fiilin
o ülkede takibini engellemektedir. Örnek vermek gerekirse, karapara aklama
suçunu oluşturan suçlardan kazanılan paraların aklanmak üzere Türkiye'ye
gönderilmesi halinde, diğer ülkelerin taleplerine karşın, Türkiye, bu paralara
el koyma olanağına sahip olamamıştır, el koyamamıştır. Yine, aynı şekilde,
Türkiye'de elde edilen karaparanın başka ülkelerde aklanması halinde de,
Türkiye, bu ülkelerden bu paralara el konulması konusunda talepte bulunamamıştır.
Yine, uluslararası dayanışmanın gereğinden olarak, özellikle bu tür
uluslarararası büyük kaçakçılık faaliyetlerinde, kontrollü teslimatın da
hukukumuzda yer almaması nedeniyle, Türkiye, bu olaylardan da dışlanmak
zorunda kalmıştır.
Türkiye'de bu mücadeleler, bataklığı kurutmak yerine sivrisinek mücadelesi
şeklinde yürütülegelmiştir.
Değerli milletvekilleri, karaparayla mücadelenin ülkemiz açısından çok
büyük önemi vardır. Özellikle, 1980 sonrasında, karapara kazanma olanaklarının
oldukça artmış olması ve sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, bu
alandaki faaliyetlerin niteliğini oldukça genişletmiş ve yasadışı faaliyetlerin
aşırı gelişmesi sonucunu yaratmıştır. Devlet, neredeyse, yurttaşlarının
temel haklarını koruyamaz hale gelmiştir. Bu durumda, vergisini düzenli
olarak ödeyen kişilerin, haksız rekabet ortamı içerisinde faaliyette bulunmalarına
neden olunmuştur.
Ayrıca, sermaye hareketleri serbestliği kararları yanında, sıcakparanın
Türkiye'ye akması konusunda getirilen teşvikler, başka ülkelerde elde edilen
karaparanın Türkiye'de aklanması için oldukça büyük bir olanak yaratmış,
zemin hazırlamıştır.
Değerli milletvekilleri, bu koşullar altında Türkiye, karapara aklama
suçuyla ilgili yasal düzenlemesini yapmazsa ne olur? Bu koşullar altında,
Türkiye, uluslararası dayanışma ve kurulan örgütlerden dışlanır. Türkiye'nin
buralardan dışlanmasının anlamı ne olur, onu takdirlerinize bırakıyorum,
ne kadar ilgilendiğiniz ölçüsünde.
Değerli milletvekilleri, karapara aklama suçu, Türk hukuk sistemindeki
oldukça önemli bir boşluğu dolduracaktır diyoruz. Karapara aklama suçunun
ne olduğu konusunun, ikili bir tanımlamayla, yasa tasarısıyla yürürlüğe
konulmaya çalışıldığını burada sizlere ifade etmek istiyorum. Birinci düzenleme,
karaparaya kaynaklık edecek olan suçun ve hangi fiillerden elde edilen
paranın karapara sayılacağının tanımlanmasını içermektedir. Karaparayı
tanımlamadığınız zaman, karapara aklama suçunu da tanımlayamazsınız. Şu
anda önünüzdeki yasa tasarısı, sizlere hangi faaliyetlerden ve hangi suçlardan
elde edilen paraların karapara sayılacağını, bunların aklanması halinde
ve sisteme sokulması halinde de hangi cezaların getirileceğini içermektedir.
Karapara, bu tanımı itibariyle ülkeden ülkeye çok geniş olarak tanımlanabileceği
gibi, tadadî olarak sınırlı tutulma olanağına da sahiptir; ancak, ülkelerin
sosyoekonomik durumu, bu tanımlamanın çok hassas olarak yapılmasını gerektirmektedir.
Bizim, bu yasa tasarısı çalışmaları sırasında gönlümüzden geçen konu,
en azından cezaî alt sınırı bir yılın üstündeki hürriyeti bağlayıcı cezayı
gerektiren cürümlerin ve suçlardan elde edilen paraların karapara olarak
sayılması şeklindeydi.
Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısının bir uzlaşma yasa tasarısı
olduğunun, dolayısıyla kapsamın bu kadar geniş tutulmasının uygulamada
sorunlar yaratacığının ve uygulamanın başlangıçta ölü doğacağının söylenmesi
üzerine, bizler de, belirli konularda, tadadî olarak suçların sayılması
konusundaki düzenlemeye rıza gösterdik ve bu konsensüs ortaya çıktı.
Oradan sonra gelen düzenleme, karaparanın aklaması suçudur. Karapara
nasıl aklanmaktadır?
Değerli milletvekilleri, karaparanın aklanmasıyla ilgili olarak dünyada
uygulanan belli başlı üç grup yöntem vardır, üç grup içerisinde bunları
özetleyebiliriz.
Karaparanın aklanmasıyla ilgili olarak birinci yöntem; nakdin, fizikî
olarak elden çıkartılmasına ilişkindir. Hepinizin bildiği gibi, karapara,
konusunda suç teşkil eden olaylardan sağlanan para genellikle nakit olarak
elde edilir, malî sistemin içerisinde falan yer almaz. Dolayısıyla, karapara
aklama suçundaki birinci aşama, bu şekilde elde edilen paraların, nakitlerin
sistemin içerisine sokulmasıdır; örneğin, bir yabancı bankaya yatırılmasıdır,
bir Türk bankasına yatırılmasıdır; bir Türk bankasından bir yabancı bankaya
gönderilmesidir; bir bankaya yatırılıp, kredi kartı kullanımı suretiyle
kullanılmasına olanak tanımaktır. Böylece, para karşılığı cinayet işleyen
birisinin elde etmiş olduğu parayı götürüp de bankaya yatırması veya kendisinin
ortaya çıkmasından kuşkulandığı için üçüncü bir kişiye, muteber bir kişiye
vererek "şu parayı götür, benim adıma bankaya yatır" demesi, onun da bankaya
yatırması, bu paranın kaynağı cinayet karşılığı olduğundan dolayı, karapara
aklama suçudur.
Değerli milletvekilleri, karapara aklamada ikinci bir yöntem, mevduat
transferleri; mevduatın tahvil, hisse senedi gibi malî araçlara dönüştürülmesi;
pahalı lüks malların satın alınması ve bunların tekrar elden çıkarılması;
gayrimenkule yatırım yapılması; bina satın alınması; örneğin, Boğaz'da
bir yalının satın alınarak, belirli bir süre sonra, çok yüksek değerden
satışının gösterilmesi; eğlence ve turizm sektöründen, özellikle kumardan
büyük ölçüde para kazanıldığının söylenmesi ve bununla ilgili olarak düzenlemelerin
yapılmasıdır.
Karapara aklamasında en son aşama, üçüncü aşama da, yasal olmayan kaynağa
yasallık kazandırmak için, bunun servete dönüştürülmesidir. Yasal olmayan
kaynaklardan elde edilen paraların servete dönüştürülmesi, genellikle,
Türkiye'nin geçmiş yıllarda yaşamış olduğu hayalî ihracata yasallık kazandırmak
için çok yüksek değerlerde faturalar alınması ya da naylon faturalar alınması
ve bu faturaların düzenlenmesi yoluyla ve değişik teknikler kullanılarak,
bu kazançlarının meşruymuş gibi, yurtdışından ihracat karşılığında gelir
elde ediliyormuş gibi gösterilmesidir.
Elbette ki, karapara aklama yöntemlerinin hepsini, bu üç grup içerisine
sığıyor, bundan başka yok diye bırakmak mümkün değildir. O nedenle, karapara
aklama suçu ve bundan sonra bu suçun ortaya çıkarılmasıyla ilgili teknikler,
bu amaçla kurulan örgütün çok ciddî çalışmalar yapması, bu amaçla kurulan
koordinasyon kurulunun gerekli özveriyi göstermesi ve oradan gelecek önerilerin
de Parlamentoda kabul edilmesi suretiyle olanaklı olabilir. Biz, bu tür
çalışmaların, bu özveri içerisinde gerçekleştirileceğine inanıyoruz.
Değerli milletvekilleri, size, Plan ve Bütçe Komisyonunda da Sayın Adalet
Bakanı tarafından kullanılan bir örnekle, getirdiğiniz yasal düzenleme
konusunda son bir açıklama yaparak sözlerimi bitirmek istiyorum.
Karapara ve karaparanın kaynağı olarak belirtilen suçlar, aslında, bu
tasarıyla suç olarak ihdas edilmemektedir. Bunlar, Türk hukuk sisteminde
suç olarak var olan, yer alan suçlardır. Dolayısıyla "karapara" adı altında
burada hiçbir yeni suç ihdas edilmemektedir. 1918 sayılı Yasa kapsamına
giren suçlar, 6136 sayılı Yasa kapsamına giren suçlar, 2863 sayılı Yasa
kapsamına giren suçlar, Türk Ceza Kanununun burada sayılan maddeleri...
Bunların hepsi Türk hukuk sisteminde vardır. Dolayısıyla, bu tasarı, hiçbir
yeni suç, karapara elde etme anlamında bir anlam ifade etmemektedir. Eğer,
bu suçlardan herhangi birini işlemek suretiyle bir para elde ediliyorsa,
sadece bu paranın kara olduğunu belirtmektedir yasa tasarısı. Yani, cinayet,
para karşılığında işleniyorsa, orada elde edilen para karadır, silah kaçakçılığından
elde edilen para karadır, Türkiye'nin güvenliği aleyhine para karşılığı
casusluk yapılıyorsa, bir suç işleniyorsa, casusun elde ettiği bu para
karadır. Dolayısıyla, karapara deyimiyle Türk hukuk sistemine hiçbir yeni
suç getirilmemektedir. Burada ihdas edilen yeni suç, işte bu karaparanın
malî sisteme sokulmak suretiyle, buna bir meşruiyet kazandırılması çabasının
suç olarak kabul edilmesidir. Eğer bu suçların hepsi varsa, bundan elde
edilen paranın da karapara olduğunu kabul ediyorsak, buna meşruluk kazandıran
insanların suç işlediğini kabul etmek ve bu şekilde meşruiyet kazandırmaya
yönelik bütün eylemlerden elde edilen nemalar da dahil olmak üzere, bunu
müsadere etmek, işte bu yasanın temel hedeflerinden biridir ve amacıdır.
Hepiniz bilirsiniz, bu, birçok Türk filmine konu olmuş bir konudur:
"Ben, adam öldüreyim para karşılığında da, hiç değilse çocuklarım kurtulsun"
derler.
Değerli arkadaşlar, işte olay bu. Yani, insanların suç işleyip de herhangi
bir bedel elde etmeleri halinde, bunun yanlarına kâr kalmayacağının bu
tasarıyla ortaya konulmasıdır.
Suç karşılığında elde edilen miktarın veya paranın müsaderesi, ilgili
kanun hükümlerinde de vardır. Ancak, bu para, eğer suçun ortaya çıkarılmasına
ilişkin süreç uzunsa, beş on yıl içerisinde 10 katına, 20 katına, bazen
de belirlenemeyecek kadar yüksek değerlere baliğ olmaktadır. Dolayısıyla,
ilgili yasa hükümlerine göre verilen müsadere kararı veya ceza ödendikten
sonra bile, ilgililerin elinde oldukça önemli miktarda bir karapara kalma
olasılığı vardır. İşte bu tasarı "nemaları da" demek suretiyle, bunların
müsaderesine olanak tanımaktadır.
Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla getirilen tanımların, bu tasarıyla
Türk hukuk sistemine sokulan tanımların, Türk hukuk sisteminin çok önemli
bir gereksinimini karşılayacağına inandığımız için, Demokratik Sol Parti
olarak bu tasarıyı destekliyoruz ve elimizden gelen katkıyı gösterdik.
Gönlümüz, kaynağı suç olan her türlü gelirin karapara olarak tanımlanmasından
ve bunların aklanmasına ilişkin işlemlerin de, bu yasa çerçevesinde, cezaî
takibata ve müsadereye tabi olmasından yanadır; ancak, bu tür uzlaşmalarda,
uzlaşma ilkelerine sadık kalmanın gerekliliği nedeniyle, bu haliyle de,
tasarıya olumlu oy vereceğimizi belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum.
(DSP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Temizel, teşekkür ediyorum efendim.
Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Biltekin Özdemir; buyurun efendim.
(ANAP sıralarından alkışlar)
ANAP GRUBU ADINA BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) - Sayın Başkan, Büyük
Millet Meclisinin sayın üyeleri; bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
saygınlığını doğrudan doğruya etkileyecek bir yasal düzenlemeyle karşı
karşıyayız.
Sayın milletvekilleri, önceki hükümetler döneminde hazırlanıp benim
Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığım sırasında da Plan ve Bütçe Komisyonunda,
Anavatan Partisinden ve diğer partilerden arkadaşlarımızın yoğun ilgi ve
çalışmaları sonucunda değerlendirilerek huzurunuza getirilmiş bulunan karaparanın
aklanmasının önlenmesine dair bu düzenlemenin, Büyük Millet Meclisi ve
Türk toplumunun geleceği açısından çok özel bir yeri olduğunu vurgulamak
isterim.
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, halkın egemenlik
hakkının kullanıldığı en yüce makamdır. Bu yüksek ve onurlu makamda bulunan
biz milletvekillerine düşen çeşitli görevler vardır. Biz, milletvekilleri
olarak, toplumumuzun ve halkımızın yararına her çabayı göstermek durumundayız;
Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığı adına, her çabayı göstermek
durumundayız. Milletvekillerinin saygınlığı konusunda, onların saygınlığını
koruma konusunda, davranışlarımızla, çalışmalarımızla ve çabalarımızla,
her türlü gayretin içerisinde olmalıyız.
Öte yandan, meclisleri çalıştırmak da hükümetlerin görevidir. Hükümetler,
gerekli yasal düzenlemeleri esas itibariyle hazırlarlar, komisyonda o çalışmalara
destek ve yön verirler ve kanunların çıkışının birinci amili olurlar. Kanunların
çıkışında hükümetlerin görevi ne kadar büyükse, uygulanışında ve uygulanışının
sonuçlarının Türk toplumunun hizmetine sunuluşunda da, hem yetkileri o
kadar yüksektir hem de, doğal olarak, sorumlulukları o kadar yüksektir.
Sayın milletvekilleri, bugünlerde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Hükümet
ve ilgili bakanlıklarımız, başta İçişleri Bakanlığımız, Türk kamuoyu önünde
büyük bir sınav vermektedir. Türkiye'de, bugün, siyasî gücün, karapara
gücünün ve silahlı eylem gücünün, birleşerek, çıkar birliği yaparak, devleti
teslim alma gibi bir çaba içerisinde olduğunu üzülürek izliyoruz. Türkiye'de,
devletin otoritesi zaafa uğratılmaya çalışılmaktadır; kısmen de sağlanmıştır
bu. Meşru olmayan menfaat tertipleri devlete sirayet etmektedir, kamu görevlilerine
sirayet etmektedir, belki de siyasetçilere bulaşmıştır. Bu, bir kanser
mikrobudur ve kesinlikle, devletten, siyasetten uzaklaştırılması gerekir.
Bu konuda, şükranla ifade edeyim, Türk basını olayın üzerindedir; duyarlılıkla
değerlendirmektedir ve ümit ediyorum, Türk basını, bu konudaki tutumunu,
geçici bir manşet düzenleme dönemiyle sınırlı tutmayacak ve olayların aydınlığa
kavuşmasına, sonuçlandırılmasına kadar, titiz olarak, konu üzerinde ilgisini
esirgemeyecektir.
Basınımızdan bazı kısa ibareler sunuyorum: Bakınız, Milliyet Gazetesinde,
Sayın Akbal "Türkiye Büyük Millet Meclisi, siyasetin mafyalaşmasına karşı
kesin ve ısrarlı bir tavır almak durumundadır" diyor. Ne kadar yerinde
bir tespit.
Değerli arkadaşlarım, Hürriyet Gazetesinde, Anavatan Partisi önergesinden,
dünkü çalışmalarımızla ilgili bir alıntı sunuyorum "Devletin karar mekanizmaları
arasına sızarak, her türlü yasadışı kirli ilişkilerini sürdüren mafya,
terör ve uyuşturucu örgütleri, bir yandan devleti zaafa uğratırken, bir
yandan da toplumsal çürümeye sebep olmakta ve devletin bu odaklar tarafından
kuşatıldığı iddialarını pekiştirmektedir."
Zaman Gazetesinde, bir başka arkadaşımız, Sayın İdris Gürsoy "Susurluk'taki
kazadan yola çıkıp, Türkiye Büyük Millet Meclisini hedef almak, demokrasinin
kalbi olan Parlamentoyu yıpratıcı yayınlar yapmak, kimseye yarar sağlamaz"
diyerek, bize, görevimizin özenle üzerinde durmamızı tavsiye ediyor. Yine,
bir başka gazetemizde, Cumhuriyet Gazetesinde, Sayın Oral Çalışlar "Hâlâ
Meclisten umutlu ve cesur sözler duymayı bekliyorum" diyor.
Arkadaşlar, Yeni Şafak Gazetesinden de alıntı sunuyorum...
BAŞKAN - Sayın Özdemir, efendim, o konuya, Genel Kurulumuz, Parlamentomuz
yeterli hassasiyeti gösterdi; bir de komisyon oluşturdu efendim. Siz bugünkü...
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Devamla) - Bağlantısını kuracağım Sayın Başkan; doğrudan
bağlantılı bir konu çünkü.
ALİ OĞUZ (İstanbul) - Sayın Özdemir hızını alamamış.
BAŞKAN - Sayın Özdemir, bu konuda bir komisyon kuruldu.
Buyurun efendim.
BİLTEKİN ÖZDEMİR (Devamla) - Sayın Başkan, biraz sabır buyurursanız,
ne kadar direkt bağlantısı olduğunu arz edeceğim.
Yeni Şafak Gazetesinde, Sayın Ahmet Taşgetiren aynı konuyu işliyor.
Yine, Sabah Gazetesinde Sayın Hasan Cemal "Karanlığı aydınlığa çevirecek
siyasal irade nerede?" diye soruyor.
Değerli arkadaşlarım, bütün bunların sonucunda şuraya varıyoruz: Bütün
bu faaliyetlerin sonunda maddî ve gayri meşru bir çıkar hedeflenmektedir.
İşte, bu maddî ve gayri meşru menfaatların tümüne, toplamına karapara denilir;
bunların tamamına karapara denilir. Biz, bugün, bu karapara belasının önlenmesine
yardımcı olacak -ve dünkü olaylarla da bağlantısı içerisinde- bunu engelleyecek
bir çalışmanın önünde ve içindeyiz.
Bu karapara belası nelere yol açar arkadaşlar; hepimiz biliyoruz; ama,
huzurunuzda tekrar arz edeceğim: Bir defa, siyasî irtikap yaratır. Siyasî
irtikap ne demektir; tek taraflı olarak, karşı tarafı, vatandaşlarımızı
cebren, icbar ederek veyahut da ikna ederek menfaat teminine zorlamaya
yol açmak. Bunu, isterseniz, halk anlatımıyla "siyasî rüşvet" diye tanımlayalım.
Karapara, buna yol açar. Bu karapara, vergidışı, kayıtdışı ekonomiyi yaratır.
Bugün bütün bilimadamlarının yaptığı bir hesaplamaya göre, ülkemizde, 1997
rakamlarıyla, en az 6 ilâ 10 katrilyonluk bir kayıtdışı ekonomi cereyan
etmektedir. Bu paranın da gözesi karaparadır arkadaşlar. Gözesi karaparadır,
oradan kaynaklanmaktadır bu karapara belası. Tabiî, bu kaynaklar yerli
yerinde kullanılamadığı için ülkemizin kalkınmasına engel olur. Ülkemizin
saygınlığını zedeler.
Arkadaşlar, ülkemizin finansman kurumları ve uluslararası camiadaki
yeri, sırf bu uyuşturucu madde kaçakçılığı ve bu karapara belası yüzünden
büyük kredi kaybetmiştir ve etmeye de devam etmektedir. Bu itibarla, bugünkü
tasarı, bu olayların önlenmesiyle doğrudan, birinci derecede önemli ve
ilgili bir kanundur. Bu karapara, aynı zamanda, ülkemizin iç ve dış güvenliğini
zedeler, terörü besler.
Sayın Başkanın takdir edecekleri gibi, bunun dünkü konularla da doğrudan
ilgisi vardır. Bu karapara, devleti de kirletir, kamu görevlilerini de
kirletir; örtülü işleri cazip kılar, örtülü işlere ilgiyi artırır, örtülüden
medet umanların keyfine göredir bu. Bu karaparayı önlememiz lazım. Bu karaparanın
aklanmasını da muhakkak önlememiz lazım.
Arkadaşlar, kişisel çıkar ile toplumsal çıkar çatışdığı zaman, elbette,
toplumsal çıkarın yanında olmak zorundayız. Niçin; çünkü, o zaman, halkın
yararını, toplumun yararını gözetmiş oluruz. İşte, bu karaparanın önlenmesi
de, bazılarının çıkarına taş koymak, çanına taş koymaktır; ama, toplumun
geleceğine, aydınlığına ışık tutmak anlamına gelecektir.
Değerli arkadaşlarım, bütün bu işlemler, uygulamalar, olaylar sadece
ülkemiz için değil, tabiî, başka ülkeler için de geçerli olmuştur; ama,
ne yazık ki, bu konuda en çok ülkemiz istismar edilmektedir, biraz da bulunduğu
coğrafî konum itibariyle. O yüzden, on yıl kadar önce, bu konuda, uyuşturucu
maddelerin kaçakçılığının ve buna benzer fiilerden doğan menfaatların,
yani, karaparanın önlenmesine ilişkin olmak üzere, Birleşmiş Milletler
sözleşmesi akdedilmiştir. Birçok ülkede bu konular bir yasal dayanağa kavuşturulmuştur;
sıra ülkemize gelmiştir, geç bile kalınmıştır. Burada, sadece kişisel çıkarla
kalınmamakta, insanlık suçları işlenmekte ve ülkemizin parçalanmasına kadar
varan etkileri olmaktadır.
Bu, bir kısır döngüdür arkadaşlar; karapara, çıkarları kollar, o çıkarlar
da karapara faaliyetlerini tekrar besler. Bu, öyle bir kısır döngüdür ki,
bir yerden bunun mutlak surette kırılması gerekir. İşte, bu düzenleme,
bunun kırılacağı düzenlemelerden birisidir, bu karapara kısır döngüsünün
veya fasit dairesinin kırılacağı unsurlardan birisidir; bu düzenleme, bunu
kıracaktır.
Karapara belası nasıl cereyan ediyor, nasıl aklanma istikametinde yol
alıyor, bunu, arkadaşlarımız kısmen izah ettiler. Bunun en büyük unsuru
kıyı bankacılığından geçmektedir. Aslında, Kıbrıs'taki bankacılık da buna
yardımcı olmaktadır. Sırdaş hesaplardan döviz tevdiat hesaplarına doğru
kayışlar, karaparayı besler, yabancı sermaye görüntülü yatırımlar besler;
arkasında ne olduğunu bilmiyorsunuz. Bizim dışarıdan sağlanan dışborçlarımızı
da burası besler. İşte, o, sıcak para diye ifade edilen paraların içerisinde
kara kaynaklar vardır, meşru olmayan kaynaklar vardır. Türkiye'de, teşvikli
yatırımların, proforma fatura şişkinliklerinin de karaparadan bir hayli
beslendiği bilinmektedir.
Arkadaşlar, Türkiye'de, nesebi gayrisahih servetler oluşuyor, nesebi
gayrisahih zenginlikler oluşuyor ve nesebi gayrisahih zenginler oluşuyor,
varlıklar oluşuyor, orta kademede görev alan zengin kamu görevlileri oluşuyor;
lüks tüketim artıyor, birdenbire artıyor; kayıtdışı, vergidışı ekonomi
büyüyor, kamunun kaynakları kuruyor. Hükümet, işin başından beri kaynak
aramaya kalkışıyor; şu anda getirdiği kaynak paketlerinin hiçbirisi, hepiniz
de biliyorsunuz, sadra şifa bir kaynak değildir. Sadece, devletin elindeki
birikmiş mal varlıklarının nakte çevrilmesinden başka hiçbir şey, gerçekten,
değildir; bunu göreceğiz. İşte, kaynak buradadır arkadaşlar. Kaynağı, Hükümete
sunuyorum: Karaparanın ve kayıtdışı ekonominin önlenmesi, en iyi kaynaktır,
en tutarlı kaynaktır, en verimli kaynaktır. Türkiye'de liberal ekonomiyi,
serbest rekabet rejimini, özgür toplumu, girişim özgürlüğünü destekleyecek
yaklaşım buradadır. Bunu, Hükümetin de bilgisine sunuyorum. Hiçbir suretle
kara olaylara teslim olmayalım, Büyük Millet Meclisi olmamalıdır; olmadığını
da, her vesileyle ispat etmeliyiz. Bunlardan birisi de, bugün huzurumuzdadır.
Değerli arkadaşlarım, burada, arkadaşlarım izah ettiler. Biz yeni bir
suç tanımlaması ihdas etmiyoruz. Bugün, Türk Ceza Kanununa göre veya çeşitli
kanunlarımızla, suç düzenleyen hükümlere aykırı fiilleri sonucu menfaat
temin etmiş olanların temin ettikleri bu menfaatların karapara olduğunu
tarif ediyoruz ve bu parayı, bizzat edinenlerin veya dolaylı şekilde bu
parayı sahiplenenlerin, kullananların, bu parayı, bu kaynağı tasarruf edenlerin,
bu kaynağı aklamaya kalkışmalarının suç olduğunu belirtiyoruz ve onun cezasını
öngörüyoruz. Ayrıca, bunun hangi kuruluşlarda, ne şekilde, nasıl izleneceğini,
inceleneceğini düzenliyoruz. Bu tasarının özünde getirmiş olduğu olay budur.
Böylece, Türkiye'de uyuşturucu madde kaçacılığına bu kanunun iyi uygulanması
halinde darbe indirilecektir; gümrük kaçacılığına önemli ölçüde darbe indirilecektir;
silah kaçakçılığına, kadın ticaretine darbe indirilecektir; organ nakli
kaçakçılığı aynı şekilde önlenecektir; tarihî ve kültürel varlıklarımızın
kaçırılması önemli ölçüde engellenecektir; naylon faturacılıkla benzeri
hileli vergi suçlarıyla gelir sağlayanların bu fiileri de bu kapsama alınmak
suretiyle ağır derecede cezalandırılacaktır.
Değerli arkadaşlarım, netice itibariyle şunu arz edelim: Madde metinleri
geldikçe, maddelerin içeriği hakkında da, sizlere, ayrıntılı bilgi sunmak
üzere hazırız, sunarız.
Plan ve Bütçe Komisyonumuz, ittifak halinde, dikkatli bir çalışmayla,
birlikte ve verimli bir şekilde, karaparanın aklanmasının önlenmesine dair
şu düzenlemeyi hazırlamış ve huzurunuza getirmiştir. Türk toplumuna ve
Türk mevzuatına, bu düzenlemeyi kavuşturmanın onurunu, Büyük Millet Meclisi
üyeleri olarak, hepimiz birlikte tadacağız.
Bütün malî ve ekonomik düzenlemelerin önünde yer alan bir malî düzenlemedir
bu. Karaparanın aklanmasının önlenmesi, kayıtdışı ekonominin, diğer vergi
düzenlemelerinin, diğer ekonomik düzenlemelerin, diğer malî düzenlemelerin,
tümünün önünde yer alması gereken ve hepsinden önce yürürlüğe konulması
gereken bir düzenlemedir; niçin; çünkü, bütün bunların amacı, bir şekilde,
meşru olmayan şekillerde elde edilen kazançları önlemek veya cezalandırmaktır;
bunun birinci unsuru da budur.
Aynı şekilde, bu düzenleme, siyasetin ve yönetimin temizlenmesine de
katkıda bulunacaktır. Meşru olmayan kaynaklardan beslenen siyasî rekabeti
Türk toplumunun yararına düşünmek, hiçbirimizin haddi değildir; buna, Türk
toplumu layık değildir. Türk toplumunun, halkın önüne çıkarız, açıklıkla
görüş ve fikirlerimizi anlatırız, hizmet tarzımızı anlatırız; ama, menfaat
ilişkileriyle Türk toplumunu etkileyerek alacağımız sonuçların, ne alanlara
ne de verenlere bir hayrı olmaz arkadaşlar.
Arkadaşlar, bu düzenlemeyle, serbest rekabet rejimini, kendi kuralları
içerisinde işlerliğe kavuşturarak, kaynakların en verimli biçimde kullanımını
ve en adil biçimde dağılımını da sağlama imkânımız olur.
Aynı şekilde, bu düzenlemenin, Türkiye'de, gerçekten, büyük bir rahatsızlık
unsuru olan kayıtdışı ekonominin önlenmesinde de önemli katkıları olacağını;
kamu maliyesine, kamu yönetimine, Hükümete ve ülkemize yararlı sonuçlar
getireceğini düşünüyoruz ve Anavatan Partisi Grubu adına; bu tasarının,
başından beri olduğu gibi, bugün de, kabulü için yanında olduğumuzu belirtiyor,
bu tasarının kabulü için, Büyük Millet Meclisinin ittifakla destek vermesini
talep ediyor; Partim ve şahsım adına, hepinize saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Özdemir, teşekkür ediyorum efendim.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Cevher Cevheri; buyurun. (DYP ve
RP sıralarından alkışlar)
DYP GRUBU ADINA İ. CEVHER CEVHERİ (Adana) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığı ve Karaparanın
Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Kanun Tasarısı üzerinde Doğru Yol Partisi
Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi
saygılarımla selamlarım.
Uyuşturucu ve karaparayla mücadele meselesi, birçok ülkede olduğu gibi,
bizim ülkemizin de, bizim Parlamentomuzun da en önemli gündem maddelerinden
birini teşkil etmektedir. Bu konuyla ilgili Birleşmiş Milletler sözleşmesini
onaylamakta ve gerekli yasal düzenlemeyi yapmakta gecikmeyle bizi itham
eden bazı Batılı ülkeler, ne yazık ki, iş mücadeleye geldiğinde, bizim
gösterdiğimiz kararlılığı gösterememektedirler.
Uyuşturucu ve silah kaçakçılığı tescilli birtakım kişi ve örgütleri
himaye eden, barındıran ve ekonomik olarak güçlenmelerine katkıda bulunan
bazı Batı ülkeleri, bu manada, bizi eleştirmektedirler. O ülkelerden bazıları,
birtakım insanların kendi halklarından çaldıkları servetlere bekçilik yapmaktadırlar.
Bugünkü basında yer alan bir habere göre, birkısım üçüncü dünya ülkeleri
liderlerinin, bir Batı ülkesinin bankalarındaki servetleri toplamının 150
milyar dolara ulaştığı ifade edilmektedir. Banka sırdaşlığı ya da banka
ketumiyeti bahanesiyle, sır vermeden muhafaza ettikleri bu servetlerden,
faiz vermek bir yana, bekçilik ücreti kesmektedirler.
Uyuştucu kullanılması konusunda, bizim cemiyetimizin, ahlakî değerleriyle,
kanunlarımızdaki sert müeyyideler sayesinde, birkısım Batı ülkelerine nazaran
daha az bir tehdit altında olduğunu söyleyebiliriz; ancak, buna rağmen,
uyuşturucu ile mücadeledeki gayret ve başarılarımız, her türlü takdirin
üzerindedir.
Bu tasarının gecikmesiyle, en basit olayları dahi istismar ederek aleyhimizde
kullanmayı kendine iş edinen bazı çevreler, ellerine yeni bir koz geçirmiş
olmanın adeta heyecanını yaşamaktadırlar. Tasarının kanunlaşmasıyla, hem
dış taahhütlerimize bağlılığımızı ortaya koymuş hem de uyuşturucu ve karaparayla
mücadelede, kanunî dayanaklarımızı güçlendirmiş olacağız.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; uyuşturucu madde ve silah kaçakçılığı
başta olmak üzere, şantaj, adam kaçırma, zorla alacak tahsili gibi organize
suçlar yoluyla, zaman zaman önemli gelir kaynakları elde edildiği bir vakıadır.
Bu gerçek hem bizim ülkemiz için hem de gelişmiş, azgelişmiş bütün ülkeler
için geçerlidir. Bu suretle elde edilen gelirler, işlenecek aynı nitelikteki
suçların failerine önemli bir finans kaynağı oluşturduğu gibi, sisteme
dahil edilerek aklanmasıyla, piyasaların yozlaşmasına ve kirlenmesine yol
açmaktadır. Bu suçları işleyenler kimi zaman yakalanamamakta veya cezaî
takibattan kurtulabilmektedirler. Ellerinde oluşan büyük fonlar, birçok
ülkenin toplum düzenini tehdit eder haldedir. Suç kaynaklı gelirlerin ülkelerin
ekonomilerine girmeleri ve bu gelirleri oluşturan cürümlerin önlenmesi
maksadıyla beynelmilel platformlarda birçok çalışma yapılmıştır ve yapılmaktadır.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 27 Haziran 1980 tarihli toplantısında
kabul edilen tavsiye kararı, bu tehlikeye işaret edilen ilk uluslararası
belgedir.
Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Kanada, Almanya, Fransa ve İngiltere
başta olmak üzere, 12 ülkenin merkez bankası başkanlarıyla, denetim otoritelerinden
oluşan Basel Komitesi, Aralık 1988'de yayımladığı ilkeler bildirisiyle,
malî kurumların, karapara aklayıcıları tarafından kullanılmasını önlemek
maksadıyla, almaları gereken tedbirleri belirlemiştir.
1988 tarihli Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı
Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, ülkemizce derhal imzalanmış ve 22.11.1995
tarih ve 4136 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunmuştur; ekli beyanla
birlikte onaylanması ise, Bakanlar Kurulunca kararlaştırıldıktan sonra,
11 Şubat 1996 tarihli Resmî Gazetede yayımlanmıştır.
Sözleşmenin onaylanması, uluslararası zeminlerde taahhütlerimize bağlılığımız
bakımından nispi bir rahatlama getirmiş ise de, iç hukukta paralel düzenlemelerin
yapılabilmesi bugüne kadar mümkün olamamıştır. Öte yandan, G-7 ülkeleri
Temmuz 1989 zirvesinde, uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı malî konuların,
malî sorunların ele alınması ve karaparanın aklanmasıyla mücadeleye yönelik
mevzuat arasında uyum sağlanması amacıyla, Malî Eylem Görev Grubunu teşkil
etmiştir. OECD üyesi ülkelerden oluşan bu grup, 40 adet tavsiye kararı
alarak yayımlamıştır.
Malî Eylem Görev Grubu, Haziran 1995'te Lahey'de yaptığı toplantı sonucu
kabul ettiği raporunda, Türkiye'yi, tavsiyeleri yerine getirmemekle ve
gereken yasal düzenlemeleri yapmamakla eleştirmiştir. Bu görev grubu, tavsiyelerine
uymayan ülkelere çeşitli müeyyideler uygulamaktadır. O ülkenin yakın takibe
alınması, o ülkenin bakanlarına uyarı yazıları yazılması ve üst düzey bir
heyetin, inceleme için o ülkeye gönderilmesi şeklindeki müeyyideler Türkiye'ye
uygulanmıştır.
Malî Eylem Görev Grubu, bu müeyyidelerle de yetinmeyip, 25 Haziran 1996
tarihine kadar yasal düzenlemenin yapılmaması halinde, gruba üye ülkelerin
ticarî ve malî kuruluşlarına, ülkemizdeki kişi ve kuruluşlarla olan ilişkilerine
özel dikkat göstermelerini tavsiye edeceğini ülkemize bildirmiştir. Ancak,
içinde bulunduğumuz siyasî durum, siyasî konjonktür dikkate alınarak, bu
yaptırımın uygulanması belli bir süre için ertelenmiştir.
Yasal düzenlemelerin gecikmesi halinde, bu müeyyidelere ilaveten, en
ağır müeyyide olan, Malî Eylem Görev Grubu üyeliğimizin askıya alınmasının
gündeme geleceği de aşikârdır. Ayrıca, ülkemizin, yabancı finans kuruluşlarıyla
olan ilişkileri de, mutlaka olumsuz etkilenecektir. Kaldı ki, bizim ülkemizin,
büyük fedakârlıklar pahasına, uyuşturucu madde kaçakçılığını önleme konusunda
elde ettiği haklı başarılara da gölge düşeceğinden, ya da bu başarının
ikinci plana itileceğinden endişe duymaktayız.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önümüzdeki tasarı, bütün bu mülahazalarla,
içhukukumuzda yapılması gereken değişiklik ve ilaveleri ihtiva etmektedir.
Bu tasarı ile, suçtan sağlanan gelirlere meşruiyet kazandırılması, hukuk
sistemimizde suç olarak tarif edilmekte ve bu tür gelirlerin müsadere imkânı
doğmaktadır. Ayrıca, bu tasarının yasalaşmasıyla, Kontrollü Teslimat Kurumunun
da yine mevzuatımızda uygulanması imkânı, fırsatı doğmuş olacaktır.
Karaparanın aklanmasının önlenmesi amacıyla, malî hareketlerin, malî
konuların, uzman kuruluşlar aracılığıyla takibi, denetlenmesi ve bu tip
çalışmaların planlanması ve koordinasyonu mümkün olacaktır. Yine, bu tasarıyla,
uyuşturucu imalinde zorunlu olan bazı maddelerin denetimi fırsatı da doğmuş
olacaktır.
Tasarı kanunlaştığı takdirde, 1988 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin
tatbik imkânı, yolu açılacağı gibi, Malî Eylem Grubunun, uymayı taahhüt
ettiğimiz 40 adet tavsiye kararı karşısında da pozisyonumuz iyileşecektir.
Ayrıca, terör örgütleri finans kaynaklarının kurutulması yönünde de önemli
bir adım atılacağı inancındayız.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; özetle sunmaya çalıştığım bu düşünceler
çerçevesinde, Doğru Yol Partisi Grubu olarak, tasarıyı desteklediğimizi
beyan ediyor, ülkemizin dışpolitikası bakımından, süratle kanunlaşması
lüzumuna işaret ederek, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (DYP ve
RP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Cevheri, teşekkür ediyorum efendim.
Refah Partisi Grubu adına Sayın Açba; buyurun efendim. (RP sıralarından
alkışlar)
RP GRUBU ADINA SAİT AÇBA (Afyon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
karaparanın aklanmasının önlenmesiyle ilgili kanun tasarısı üzerinde, Refah
Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Karapara konusunda, bütün ülkeler için geçerli olan ortak bir tanımı
vermek mümkün değildir. Bazı ülkeler, suç sayılan her türlü fiillerden
elde edilen para ve her türlü menfaat ve değeri karapara olarak sayarken,
bazı ülkeler de, karaparayı, uyuşturucu ile, bazı ülkeler de, uyuşturucu
artı terörle ve daha değişik biçimlerde tanımlamaktadırlar.
Meclise intikal eden yasa tasarısı çerçevesinde, karapara tanımı içinde,
1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun, 6136 sayılı Ateşli
Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanun, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması,
Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kanunu, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun, devletin şahsiyetini
ilgilendiren cürümlerle ilgili maddeleri, yine, Vergi Usul Kanununun bazı
maddelerinde sayılan suçların işlenmesi sonucu ortaya çıkan para, her türlü
menfaat ve değeri kapsamaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu geniş kapsam içerisinde, geniş
çerçevede değerlendirme yapmak yerine, bilhassa, ülkemiz açısından önemli
olan uyuşturucu ve terör boyutu üzerinde, toplumsal boyutu üzerinde meseleyi
değerlendirmek istiyorum.
Bugün, gerek gelişmiş ülkeler açısından gerekse gelişmekte olan ülkeler
açısından uyuşturucu ve psikotrop maddelere olan bağımlılık, üzerinde önemle
durulması ve çözülmesi gereken bir sorun olarak ortada durmaktadır.
Türkiye, jeostratejik ve jeopolitik konumu itibariyle, dünyada en stratejik
konuma sahip olan ülkelerden biridir. Bu konumu, Türkiye'ye, pek çok avantajlar
sağlar iken, uyuşturucu konusunda, pek çok dezavantajları beraberinde getirmektedir.
Türkiye, dünya uyuşturucu trafiği üzerinde transit ülke konumundadır.
Uyuşturucu üretim merkezleri açısından, yine, uyuşturucu tüketim merkezleri
açısından Türkiye'nin konumu çok net bir şekilde değerlendirildiğinde,
gerçekten, bu kanunun ülkemiz açısından ne kadar önemli olduğunu da anlamış
oluruz.
Dünya uyuşturucu üretim ve dağıtım merkezlerine baktığımızda "altın
hilal ülkeleri" dediğimiz Afganistan, Pakistan ve İran; yine "altın üçgen
ülkeleri" dediğimiz Laos, Tayland, Burma ile Güney Amerika ülkelerinden
Peru, Guatemala, Kolombiya, Meksika; bilhassa, Sovyetler'in dağılmasından
sonra Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistanın başlıca önemli üretim ve
dağıtım merkezleri haline gelmiş olduğunu açıkça belirtmek gerekir.
Bu çerçeve içerisinde, Türkiye, altın hilal ülkelerinden, altın üçgen
ülkelerinden ve Sovyetlerden gelen uyuşturucu açısından transit ülke konumundadır.
Dünyanın başlıca tüketim merkezlerine baktığımızda, bu merkezlerden
en önemlileri Batı Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleridir. Bugün
Batı Avrupa ülkelerinde 1,5 milyon eroin bağımlısı vardır ve Batı Avrupa
ülkelerinde bir yılda 95 ton eroin tüketilmektedir. Bu 95 ton eroinin yüzde
75'i altın hilal ülkelerinden gelmektedir. Bilhassa Sovyetlerin Afganistan'dan
çekilmesinden sonra bu bölgede önemli ölçüde bir üretim patlaması olmuştur.
1979 yılında 200 ton olan üretimin, 1994 yılında 2 500 tona çıkmış olduğu
tahmin edilmektedir.
Altın hilal ülkelerinden ve Orta Asya'dan gelen uyuşturucu, Türkiye'ye,
bir taraftan karayoluyla, diğer taraftan denizyoluyla girmektedir. Karayoluyla
giriş, Afganistan, Pakistan, İran ve sınır ülkelerinden yapılmakta; yine,
bir başka yol da, Sovyetlerin çökmesinden sonra Kafkaslar, Hazar Denizi,
Ermenistan ve Gürcistan şeklinde olmaktadır. Denizyoluyla giriş ise Afganistan,
Pakistan, Karaçi, Süveyş Kanalı, Akdeniz ve Lübnan'dan ve oradan da, sınır
ülkelerinden Türkiye'ye intikal etmektedir. Türkiye'ye intikal eden bu
uyuşturucu, Türkiye'den, önemli tüketim merkezleri olan Batı Avrupa'ya
ve Amerika Birleşik Devletlerine nakledilmektedir.
Tabiî, Türkiye'den çıkışta da hem karayolu kullanılmakta hem de denizyolu
kullanılmaktadır. Karayolu olarak Kapıkule Sınır Kapısı kullanılmakta,
denizyolu olarak da ro-ro seferlerinden faydalanılmakta; bir taraftan Haydarpaşa-Köstence
ro-ro seferlerinden, diğer taraftan da Derince-Trieste ro-ro seferlerinden
faydalanılmak suretiyle, uyuşturucu, Avrupa'ya ve oradan da Amerika Birleşik
Devletlerine aktarılmaktadır.
Uyuşturucu trafiğinin Türkiye'de, terörle çok yakından ilişkisi vardır.
Terörün finansman kaynağı uyuşturucuya dayanmaktadır. PKK, uyuşturucu trafiğini
iki şekilde yürütmektedir: Birinci olarak, ana şebekeye taşeron olarak
aktarmakta, ikinci olarak da, çok küçük miktarda yapmış olduğu üretimi
yine bu pazarlarda pazarlamaktadır.
Türkiye üzerinden geçen uyuşturucu trafiğinin yüzde 30 ilâ 40'ı PKK
tarafından kontrol edilmekte ve Avrupa'ya giren uyuşturucunun ise yüzde
93'ü, yine, PKK tarafından kontrol edilmektedir. PKK, bununla da yetinmeyerek,
bilhassa, Güney Amerika merkezli kokain karteli olan Medellin karteliyle
işbirliği yapmakta ve yine, Avrupa'ya getirilen kokainin taşeronluğunu
yapmaktadır. Avrupa'ya gelen kokain, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri üzerinden
PKK kanalıyla Almanya'ya ulaştırılmakta, oradan da, Avrupa ülkelerine dağıtılmaktadır.
Dünyada uyuşturucudan elde edilen karaparanın aklanma merkezlerine baktığımızda,
önemli merkezlerin oluştuğunu görürüz. Bu merkezler içinde, Hong Kong,
Bangkok, New York, Panama, Cenevre, Monako, Karaçi ve İstanbul da yer almaktadır.
Bilhassa, bu merkezler içinde İsviçre'nin çok önemli bir yeri vardır. İstanbul
da son yıllarda bu merkezler arasına girmiştir ve Güney Asya'dan gelen
uyuşturucu açısından alıcılar ve satıcılar açısından İstanbul çok önemli
bir merkezdir. Amerika Birleşik Devletlerine giden Güney Asya uyuşturcusunun
yüzde 24'ü İstabul kanalından, Türkiye üzerinden gitmektedir.
Dünya uyuşturucu merkezleri açısından, İsviçre'nin, yıllardır çok önemli
bir yeri vardır; yine, karapara aklama açısından çok önemli bir yeri vardır.
İsviçre, âdeta bir karapara aklama cennetidir. İsviçre bankalarında, yıllardır,
karapara aklanır; yeraltı dünyası, uyuşturucu madde ve silah kaçakçılığından
elde edilen parayı çokuluslu kaçakçı örgütler aracılığıyla İsviçre bankalarına
yatırır. İsviçre bankaları kaçakçıların, hayalî ihracatçıların, gözü doymaz
diktatörlerin, gözü doymaz üst düzey bürokratların, yine gözü doymaz siyasetçilerin
sırdaşıdır. Hayalî ihracat da bu yolla finanse edilir, hatta karşılığında
devletten vergi iadesi şeklinde vurgunlar da bu şekilde vurulur.
Türkiye, terörürün ortadan kalkması açısından uyuşturucuyla çok ciddî
anlamda mücadele etmek zorundadır. Uyuşturucu konusunda, bilhassa uyuşturucu
tüketimi konusunda son on yıla bakıldığında, Türkiye'de iyi şeylerin geliştiğini,
iyi gelişmelerin olduğunu söylemek mümkün değildir. Bugün için Türkiye'de
50 bin civarında eroin bağımlısı vardır. 1990 yılında esrar kullanımı,
binde 27 mertebesinde iken, 1994 yılında bu oranın yüzde 4'e çıkmış olması;
Ankara, İstanbul ve İzmir 'de üniversite gençliği üzerinde yapılan araştırmalar
sonucuna baktığımızda, gerçekten, hiç iç açıcı bir sonucun olmadığını da
açıkça görmüş oluruz. İstanbul'da ortaöğretim üzerinde yapılan en son araştırmalarda,
bu oranın yüzde 2,56'ya çıkmış olduğunu görürüz.
Uyuşturucuyla ilgili olarak, yasal çerçevenin sağlanması, polisiye tedbirlerin
güçlü olması, meseleyi, hiçbir zaman için tek başına çözemeyecektir. Esas
çözüm, sağlam bir toplumsal yapının sağlanmasıdır.
Sağlam bir toplumsal yapının sağlanması yanında, bu bağlamda, uyuşturucu
kültürünün alt unsurlarını da çok iyi kavramamız gerekmektedir. Uyuşturucu
kültürünün alt unsurlarına baktığımızda, alkol gelmektedir, fuhuş gelmektedir,
kumar gelmektedir ve Türkiye'nin bu alandaki sosyal göstergelerine baktığımızda,
maalesef, bu alandaki sosyal göstergeler de hiç iç açıcı değildir.
Altkültürler açısından alkolü değerlendirdiğimizde, uyuşturucu altyapısının
temel direği olan alkol tüketimi ve alkol bağımlılığı, Türkiye'de, önemli
boyutlara ulaşmış bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün yapmış olduğu araştırma
sonuçlarına göre ülkemizde 4 milyon alkolik vardır, 13 milyon da alkol
dostu mevcuttur. 1970 yılında kişi başına alkol tüketimi 1,5 litreyken,
1980 yılında 6 litreye yükselmiştir, 1995 yılında da, maalesef, 15 litreye
yükselmiştir. 1995 yılında alkole ödenen bedel ise 32 trilyon liradır.
Ülkeyi yönetenlerin, toplumsal yapıda nasıl çağ atlattıkları ortadadır.
Ülkemizin, uyuşturucu probleminin ulusal felaket halini aldığı Batı Avrupa
ülkelerinin konumuna düşmemesi açısından, Türkiye'de, uyuşturucu konusunda,
yine, uyuşturucuya yönelten altkültür konusunda çok ciddî çalışmaların
gecikilmeden yapılması zorunluluğu vardır.
Ülkemizin konumunu, farklı altkültürler açısından da değerlendirmek
mümkündür. Bilhassa, kültür emperyalizmi, manevî boşluk, gösteri, zevk
kültürü... Bütün bunlar, gençleri uyuşturucuya yönelten diğer altkültürlerdir.
Uyuşturucu madde kullanımı genç yaşta başlar. O halde, gençler, buluğ
çağı dediğimiz, karışık duyguların hâkim olduğu, kendine güven ihtiyacının
olduğu, kendini ispatlama, sosyal hayatta etkinlik kazanma ihtiyacının
ve karşı cinse istek duymanın yoğun olduğu çağda kötü alışkanlıklara karşı
kolayca yönelebilir. Aile, okul ve toplum işbirliğiyle, gençlerin, bu psikolojik
alanlarda korunması zorunluluğu vardır. O halde, uyuşturucuyla mücadelede
en büyük dayanak ailedir, okuldur ve toplumdur; yine, devlet kademelerindeki
yetkililerdir.
Millî ve manevî değerlere sahip, dinî inançları kuvvetli, güçlü sosyal
kurumlara sahip milletlerin gençleri, uyuşturucuya ve diğer zararlı alışkanlıklara
karşı kuvvetle direnç gösterirler. O halde, uyuşturucunun panzehiri millî
ve manevî değerlerimiz ve nesilden nesile aktarılan geleneklerimizdir;
yani, toplum fertlerinin yüksek ideallerle ve mukaddes değerlerle donatılması
zorunluluğu vardır.
General Mc Arthur'un deyimiyle "insan ve toplumları vaktinden önce tüketen,
çürüten şey, yılların çokluğu değil, ideal yokluğudur. Yıllar, cildi buruşturur;
ancak, idealsizlik ruhları öldürür."
Ben, Genel Kurula intikal eden bu yasa tasarısının en kısa zamanda kanunlaşması
açısından, bütün değerli milletvekillerinin destek vereceği ümidiyle, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Açba, teşekkür ediyorum efendim.
Tümü üzerinde, kişisel söz talebi?..
AHMET NEİDİM (Sakarya) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Sayın Neidim, buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
AHMET NEİDİM (Sakarya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; karaparanın
aklanmasının önlenmesine ilişkin, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan
Hükümet tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyor, Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
Bundan iki yıl önce, geçen parlamento döneminde, bu kanun teklifini
arkadaşlarımla beraber Meclis Başkanlığına vermiştik. O zamanki Hükümet,
bu konunun önemli olduğunu, kendilerinin de, bir tasarı şeklinde Meclise
getireceklerini, zamana ihtiyaçlarının olduğunu söylemişti. Bugün, bu tasarının
Meclise getirilmesinden son derece mutluyum. Dünden sonra -çünkü, Meclisimiz,
dün, burada çok güzel bir görüntü verdi halkımıza; yapılan incelemelerde,
dün, halkımız, en çok 3 üncü Kanalı izlemiş- bu tasarının getirilmesi Meclis
adına da sevindirici bir olaydır.
Sayın milletvekilleri, bu tasarıyla, emek sarf etmeden, insanların kaderleriyle
oynayarak, kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarından ve ülkenin geleceğinden
üstün tutan bir grup insanla mücadele edilecektir. Günümüzde, bütün dünyayı
rahatsız eden, her yıl, binlerce insanın ölümüne neden olan uyuşturucu
madde kaçakçılığını önlemek maksadıyla, ülkelerin kendi çapında aldıkları
tedbirlerin yeterli olmadığı zaman içerisinde ortaya çıkmış, insanlık suçu
olan uyuşturucu madde kaçakçılığına karşı uluslararası tedbirler alınmaya
başlanmıştır. Sürdürülen mücadelede başarı oranının giderek arttığı görülerek,
Birleşmiş Milletlerce, bu bağlamda, uyuşturucu ve psikotrop maddeler kaçakçılığına
karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi hazırlanmış ve üye ülkelerin katılımı
istenmiştir.
1988 Konvansiyonu olarak da zikredilen bu sözleşme, kontrollü teslimat
ve uyuşturucu maddeden elde edilen yasadışı gelirlerin müsaderesine imkân
verecek, karaparanın aklanmasını önleyici çok önemli yeni mücadele metotları
getirmektedir.
Mevzuatımızda ortaya çıkacak uyuşmazlıkların ortadan kaldırılması, yargı
muhtariyeti ve yargının bağımsızlığı prensiplerinin zedelenmemesi, sanık
da olsa, yasalarımızla verilen kişi hak ve hürriyetlerinin çiğnenmeyecek
şekilde idame ettirilmesi amacıyla bu kanun tasarısının hazırlanmasına
gerek duyulmuştur.
Sayın milletvekilleri, uyuşturucu kaçakçılığı artı silah kaçakçılığı
eşittir terör denklemini 12 Eylül 1980 sonrası uluslararası arenada duyuran
Türkiye Cumhuriyeti oldu. Bu denklemin geçerliliğini, faturasını ülkemiz
çok pahalı ödedi; ama, bütün dünyaya bunu ispat ettik.
Birleşmiş Milletlerde tartışılan bu konu, tüm uluslar tarafından kabul
gördü. Batı ülkeleri bu denklemi geliştirerek, tek mücadele yolunun insanlık
düşmanı uyuşturucu tüccarlarını mal varlıklarından yoksun bırakmak olduğunu
gördüler.
Uyuşturucu maddelerin teröre kaynak sağladığını dünyaya biz kabul ettirdik.
Bazı Avrupa ülkelerinde PKK'nın yasadışı ilan edilmesinin en önemli nedeni,
bulaşmış olduğu uyuşturucu kaçakçılığıdır. Yasalardaki cezaî yaptırımlar,
bu insanlık düşmanlarına yetmemekte, karşılarındaki kitleyi rüşvetle, terörle,
baskı ve korkuyla sindirme yoluna giderken, para karşılığı hapse girecek
fedaileri her zaman bulabilmekteydiler.
Dünya hukuk sistemi, bu kanayan yarayı yok etmenin yolunu, bu tür kombinezonlara
girenleri maddî olanaklarından mahkûm bırakmakta bulmuştur. 100 kilogram
eroini güvenlik güçlerine kaptıran uyuşturucu tüccarı, zararını çıkarmak
için ikinci parti 500 kilogramlık mal sevk etmekte fayda mülahaza etmektedir.
Birleşmiş Milletlerin bahse konu sözleşmesine dayanarak getirilen Karapara
Aklama ve Kontrollü Teslimat Yasa Tasarısı, uyuşturucu tüccarının malî
kaynaklarını yok ediyor; böylece, 50 kiloluk malını yakalatan eroinci,
500 kiloluk sevkiyat yapma olanağı bulamayacak, huylu huyundan vazgeçmez
hesabı, aynı işe devam etse bile, 5 gramlık dağıtımın üstüne çıkamayacaktır.
Karapara Aklama ve Kontrollü Teslimat Yasa Tasarısının ana amacı, kişisel
çıkarları için insanlık suçu işleyen ve ülkemizi parçalamak için kaynak
sağlayanların bu olanaklarını ortadan kaldırmaktır. Aslında, güzel olan
tarafı, suç kaynaklı paraya müsadere gelmektedir. Eğer, genel müsadere
gelseydi, Anayasamızın 38 inci maddesi gereğince, bu yasanın iptal edilmesi
gerekecekti; ama, suç kaynaklı paraya müsadere geldiği için, bu kanun tasarısı,
bundan da sıyırmıştır.
İnşallah, bu güzel kanun çıkacak, bundan sonra da, böyle güzel kanunlarla,
uyuşturucu belasından, karapara belasından ülkemiz kurtulacaktır. Hepinize
saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Sayın Neidim, teşekkür ediyorum.
Başka kişisel söz talebi yok; bu sebeple, tasarının tümü üzerindeki
müzakereler tamamlanmıştır.
Şimdi, maddelerine geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum...
ATİLÂ SAV (Hatay) - Sayın Başkan, kanun tasarısının adıyla ilgili bir
önerimiz var.
BAŞKAN - Efendim, tasarının maddelerine geçelim de...
ATİLÂ SAV (Hatay) - Başlığı hakkında...
BAŞKAN - Efendim, tasarının maddelerini belirleyelim, belki, maddelerin
düzenlenmesinde, zatı âlinizin düşündüğü veya düşünemediği daha başka bir
başlık da çıkabilir.
ATİLÂ SAV (Hatay) - Sayın Başkan, maddelere geçildikten sonra başlığa
dönülmez.
BAŞKAN - Sayın Sav, maddelerden sonra tümünü tekrar oylayacağız ya efendim.
ATİLÂ SAV (Hatay) - Takdir Başkanlığın...
BAŞKAN - Efendim, tasarının maddelerine geçilmesi hususunu oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi hususu
kabul edilmiştir.
|