Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YASA METNİ

KARAPARANIN AKLANMASININ ÖNLENMESİNE İLİŞKİN YASA...
Genel Kurul görüşmeleri...
13 Kasım 1996
Karaparanın aklanmasının önlenmesine ilişkin yasa, TBMM Genel Kurulu'nda 13 Kasım 1996 tarihinde görüşülerek kabul edildi.
 
Yasanın tümü üzerinde yapılan görüşmelerin tutanağı şöyle:
(20.Dönem 2. Yasama Yılı 17. Birleşim

BAŞKAN - Efendim, tasarının tümü üzerinde, gruplar adına; CHP Grubu adına Sayın Sav, DSP Grubu adına Sayın Temizel, ANAP Grubu adına Sayın Özdemir; kişisel söz talebinde bulunan ve ısrar eden Sayın Neidim söz istemişlerdir.

Sayın Sav, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ATİLÂ SAV (Hatay) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin sayın üyeleri; bugün, huzurunuzda bulunan kanun tasarısı, son derece önemli ve yaşamsal bir konuyu düzenliyor.

Her suç, toplum düzenini bozar; ancak, kimi eylemler vardır ki, yalnız toplumun iç düzenini değil, uluslararası toplumu ve tüm insanlığı ilgilendirir. Uyuşturucu ve psikotrop maddeler kaçakçılığı ve silah kaçakçılığı gibi suçlar bu türdendir. Bunlar, ulusal sınırları aşarak, tüm insanlığa yönelen bir tehdit oluşturmaktadır. Bu tür suçların kazandırdığı çıkarların büyüklüğü baştan çıkarıcıdır, aşırı zenginleştiricidir; bu nedenle, çok emekle kazanılan az kazancın yanında, son derece çekici olmaktadır. Bu tür suçların, kamu düzeninin boşluklarından yararlanarak örgütlenen ve suçu, giderek olağan bir düzen haline getiren türüne "mafya" diyoruz.

Gerçekten, dün, burada, tüm Meclisin, Meclis gruplarının desteklediği bir araştırma önergesi tartışıldı ve bu araştırma önergesiyle toplumumuzdaki mafyalaşmanın ne kadar yaygın bir hastalık haline geldiği konusunda Meclisin araştırma yapması isteği ve önerisi oybirliğiyle kabul edildi.

Toplum içerisinde yasalar ve yasal düzen zamanla aşınabilir ve bazı yasaların, toplumun gelişmelerini yeterince izleyememesi nedeniyle toplum içerisinde bir ikinci düzen oluşur. Toplumun, yasal ve hukukî kamu düzeninin yanında oluşan bu ikinci düzen, son derece tehlikeli boyutlara varmış bulunmaktadır.

Mafya, aslında, 19 uncu Yüzyıl Sicilyasında Fransız işgaline karşı bir milliyetçi hareket gibi başlamış; zaten, mafya sözcüğü de onun kısaltılması "bütün Fransızlara ölüm, yaşasın İtalya" sözcüklerinden oluşuyor. Önce bir direnme hareketi olarak başlayan bu örgütlenme, giderek, kendi öz toplumunun üzerinde de baskı kuran bir harekete dönüşmüş ve çok halisane niyetlerle başlatılan bu hareket, yüz yılı aşkın süredir İtalyan toplumunu, özellikle Sicilya toplumunu baskısı altında bulundurmuş.

Günümüzde de mafya, artık, uluslararası düzeyde çalışan bir suç örgütü ya da örgütlü suçların bir gelişimi, bir oluşumu, bir aşaması olmuş. Bunların, özellikle, uyuşturucu kaçakçılığı, silah kaçakçılığı gibi türleri, insan neslini ve uluslararası toplumu tehdit eden boyutta olduğu için, uluslararası kuruluşlarca da bu örgütlenmeye karşı, önlem alınması gereği gündeme gelmiş.

Yüce Meclisin huzurundaki yasa tasarısı, 1988 tarihli Viyana Sözleşmesi diye anılan Birleşmiş Milletlerin Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Sözleşmedir. Bunun yanı sıra, Karaparanın Aklanması, Aranması, Zaptedilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi de, 1990 yılında kabul edilmiştir. Türkiye, bunlardan birincisine, yani, 1988 tarihli Viyana Sözleşmesine hazırlık aşamasında katılmış ve imzalamış; ama, henüz bu sözleşme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına ulaşmamıştır. İkinci sözleşmeye ise, henüz katılmış bulunmuyoruz.

Bu nedenle, Yüce Meclisin huzurunda bulunan bu tasarı, ululararası sözleşmelerden önce ulusal hukuk düzenimizin, mevzuatımızın bir düzenlenmesi anlamına gelmektedir; bunun önemi büyüktür ve hiç kuşkusuz, bu yasanın çıkmasından sonra uluslararası sözleşmelerin de kabulü için gereken işlemler önümüzdeki dönemde yapılacaktır, yapılmalıdır.

Tasarı, aslında, karaparayı suç haline getirmiyor. Çünkü, karapara, zaten, bir suç işlenmesi sonucunda elde edilen çıkardır, paradır, menfaattır ya da parayla ölçülebilen evraktır, menkul ya da gayrimenkul değerlerdir. 1990 tarihli Avrupa Konseyi Sözleşmesi de bu tanımı yapmaktadır. Burada önemli olan, tasarıyla getirilen, aklama eyleminin suç haline getirilmesi ve devletçe bu suçun izlenmesi, kovuşturulması ve karaparanın müsadere edilmesi konusunda gerekli örgütü kurmak ve bunun için gereken altyapıyı, hukukî kuralları tamamlamaktır.

Tasarının kodifikasyonu bakımından bazı elverişli olmayan düzenlemeler var; onlarla ilgili görüşlerimizi ve önerilerimizi tasarının maddeleri üzerinde görüşmeler yapılırken sunacağız. Bunlardan bir tanesi, karaparanın tanımı üzerindedir. Hükümet tasarısında karaparanın tanımı, Viyana ve Avrupa Konseyi Sözleşmesindeki tanımın aynı olarak düzenlenmiş ve sunulmuştur; ancak, tasarının, İçişleri Komisyonu, Adalet Komisyonu ve Plan ve Bütçe Komisyonundaki değişimleri sırasında bu tanım değiştirilmiş ve tadadî bir tanım yapılmış, saymaca yöntemiyle bir tanım yapılmış, tüm suçlardan elde edilen çıkarlar yerine, bazı suçlar sayılarak gösterilmiş; ki, bunu doğru bir tanım olmadığını, bu yöntemin daha çok kapsam maddesi olarak kullanıldığını biliyoruz. Bu nedenle, tanımın yine uluslararası hukuk düzeninde olduğu gibi, Avrupa Sözleşmesinde olduğu gibi, bütünüyle "tüm suçlardan elde edilen çıkarlar" şeklinde yazılmasını, düzenlenmesini öneriyoruz.

Buna mukabil, asıl önemli olan, karaparanın aklanması, ki, suç odur; kanunun asıl hedefi, karaparanın kendisi değil, karaparanın aklanmasıdır. Bu itibarla, aklamayı tanım maddesine koymamış olan Hükümet tasarısındaki bu eksiklik, daha sonra Plan ve Bütçe Komisyonundaki düzenlemede değiştirilmiş, düzeltilmiş ve madde, bu bakımdan daha geniş kapsamlı bir hale getirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, hiç kuşkusuz, karaparanın Türk toplumunu son derece rahatsız eden bir boyuta ulaştığını dünkü müzakerelerde bütün sözcüler dile getirdiler. Aynı şekilde, karaparanın toplum içerisinde çok yaygınlaşması ve âdeta akparayı bastıran bir yaşam düzeni haline gelmiş olması, toplumumuz için çok ciddî bir tehlike sunmaktadır.

Karaparanın aklanması suçları, yalnız Türkiye'yi ve iç hukukumuzu değil, uluslararası hukuku da ilgilendirmektedir; çünkü, karapara aklamasıyla zenginlik elde eden Batı ülkeleri vardır. Bunların, karapara aklanması işlemlerini özendirmeleri, teşvik etmeleri sonucundadır ki, uluslararası piyasada, karaparayla mücadele etmek daha da zor hale gelmiştir.

Yasa tasarısı "Malî Suçlar Araştırma Kurulu" adıyla bir organ oluşturmaktadır. Bu organın, Hükümet tasarısında, bağlı bulunduğu merkezî örgütlenme Başbakanlıktır ve doğrusu da budur; çünkü, devletin tüm para işlemleri, Başbakanlığa bağlı Hazine Müsteşarlığı tarafından yönetilmektedir. Karapara da karaparanın aklanması suçları da devletin para işleriyle ve para düzeniyle ilgili olduğu için, bu organın Başbakanlığa ve Hazine Müsteşarlığına bakan, onunla görevli olan Devlet Bakanlığına bağlanması, herhalde, Maliye Bakanlığına bağlı bir örgüt kurmaktan daha uygun olacaktır. Bunları, maddelerine geçtiğimiz zaman, yine, öneri olarak Yüce Kurulun huzuruna sunacağız.

Sözlerime son verirken, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, karaparanın aklanmasının önlenmesi ve uyuşturucu maddeler ve psikotrop maddelerin kaçakçılığıyla mücadele edilmesi için yapılmış olan bu düzenlemenin çok yararlı ve doğru bir düzenleme olduğunu, bazı düzeltmeler yapılmak koşuluyla, gelecek için toplumumuza çok verimli yararlar sunacağı düşüncesiyle, yasa tasarısını desteklediğimizi bilgilerinize sunuyor, hepinize en içten saygılarımı sunuyorum efendim.

Teşekkür ederim. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Sav, teşekkür ediyorum.

Demokratik Sol Parti Grubu adına, Sayın Temizel; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)

DSP GRUBU ADINA ZEKERİYA TEMİZEL (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarının asgarî müştereklerde de olsa üzerinde mutabakat sağladıkları, istisnasız tüm partilerin gerekliliğine inandığı ve hazırlık aşamasında elinden gelen her türlü gayreti sarf ettiği bir yasa tasarısı, kısacası, karaparanın aklanmasının önlenmesine ilişkin yasa tasarısı üzerinde, Demokratik Sol Partinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yasa tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde çok uzun süredir beklemesine karşın, komisyonlarda böyle bir yasa için oldukça kısa denilebilecek bir süre içinde görüşüldü. Eğer, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, bu görüşmeleri çok dikkatli bir şekilde izlemez ve bu çalışmalara katılamazsa, yasanın istenildiği gibi sonuçlar vermeyeceğinden endişe ederiz. O nedenle, bu yasa tasarısının ne gibi düzenlemeler getirdiğini, en azından, Genel Kurulun, gerçek bir iradeyle ve olayın ayrıntılarına inerek incelenmesinde büyük yarar görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, günümüzde özellikle uyuşturucu ve silah kaçakçılığı başta olmak üzere, terörizm, adam kaçırma, şantaj, çocuk ve kadın ticareti gibi fiilleri genelde örgüt meydana getirerek işleyenler, bundan, yüksek kazançlar elde etmektedirler. Bu şekilde işlenen suçların önlenebilmesi, bu fiillerin faillerini cezalandırmanın yanı sıra, bu tür eylemleri cazip hale getiren suçun doğurduğu kazanca el konulması, suçları işleyip yakalanmayan kişilerin ya da bunlardan yakalananların cezaî takibattan kurtulan suç ortaklarının ekonomik yönden yasadışı yollarla güçlenmeleri ve dolayısıyla, aynı türden suçları yeniden işleme olanaklarının ortadan kaldırılması hükümlerine hukuk sistemlerinin bağlı olmasıyla veya sahip olmasıyla sağlanır ve gereklidir. İşte, bu tür hükümlere sahip olmamak, diğer ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de, hukuk sisteminde oldukça önemli bir boşluk yaratıyor idi.

Değerli milletvekilleri, narkotik işlemlerden kaynaklanan karaparaya karşı uluslararası çalışmalar, taa 1961 yılında, Birleşmiş Milletler nezdinde imzalanan bir sözleşmeyle başlamış, daha sonra uygulamanın kapsamı genişlemiş; 1971 yılında psikotrop maddeler de eklenerek, sözleşme, günün sorunlarına yanıt verecek bir hale getirilmeye çalışılmıştır. Birleşmiş Milletler Örgütü, 1988 yılında, Viyana'da, Narkotik İlaçlar ve Psikotrop Maddelerin Yasadışı Dolaşımına Karşı Sözleşmeyi onaylamak suretiyle ve ülkemiz de bu sözleşmeye 1995 yılında yine bu Parlamentonun onayıyla katılmak suretiyle, bu konudaki ilerleme oldukça iyi bir aşamaya getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, yine bu sözleşmenin ışığında, 7 gelişmiş ülkenin, OECD bünyesinde oluşturmuş oldukları Malî Eylem Grubu kurulmuş ve Malî Eylem Grubunun temel görevi, karaparanın aklanmasının önlenmesine ilişkin çalışmaları yapmak olarak belirlenmiştir.

Gerekliliğine gerçekten yürekten inandığımız bir yasa çalışmasına tüm milletvekili arkadaşlarımızın katkılarının olacağına inandığımızdan dolayı, böyle bir ortamın yaratılmasını gerekli bulduğumuzdan dolayı, haddimizi aşarak, bazen böyle bir tavır sergiliyoruz, bağışlayın.

Değerli milletvekilleri, Malî Eylem Grubu, bu çalışmaları sırasında, karaparanın tanımlanması ve karapara aklama suçlarının önlenmesiyle ilgili olarak bir seri tavsiye kararı geliştirmiştir. Türkiye 1991 yılında bu tavsiye kararlarını imzalamış, yani, bu kararları onaylayacağını kabul etmiştir. 1988 yılındaki Viyana Konvansiyonu, karaparanın aklanması eyleminin suç olarak kabulünü önermiş, ancak, aradan geçen süre içerisinde Türkiye bunu suç olarak ortaya koyamamıştır. Karaparanın aklanması suçu, başlangıçta sadece uyuşturucu ve benzeri maddelerin kaçakçılığından elde edilen kaynakların aklanması şeklinde tanımlanmışken, daha sonra bu kapsam genişletilmiş ve hangi cürümlerden elde edilen paraların karapara ve nelerin de karapara aklamaya dayanak teşkil edeceği konusunun belirlenmesi konusu ülkelere bırakılmıştır. Bunun üzerine, ülkeler, kendi mevzuatlarına ve ekonomik durumlarına, sosyal durumlarına göre hangi eylemlerin karapara sayılması gerektiğini ve karapara aklama suçunun ne olması gerektiğini, kendi hukukî mevzuatlarında düzeltmeler yapmak suretiyle, gereken hukukî sisteme sahip olmuşlardır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, aradan geçen zamana karşın, karaparanın aklanması suçunu suç olarak kabul edememiştir. Peki, karapara aklama suçu, suç olarak kabul edilmeyince ne olmuştur? Karapara aklama suçu, suç olarak kabul edilmeyince, uluslararası dayanışma ve uluslararası çalışmalardan, Türkiye, dışlanmıştır; çünkü, bir ülkede bir fiilin suç olmaması, o fiilin o ülkede takibini engellemektedir. Örnek vermek gerekirse, karapara aklama suçunu oluşturan suçlardan kazanılan paraların aklanmak üzere Türkiye'ye gönderilmesi halinde, diğer ülkelerin taleplerine karşın, Türkiye, bu paralara el koyma olanağına sahip olamamıştır, el koyamamıştır. Yine, aynı şekilde, Türkiye'de elde edilen karaparanın başka ülkelerde aklanması halinde de, Türkiye, bu ülkelerden bu paralara el konulması konusunda talepte bulunamamıştır.

Yine, uluslararası dayanışmanın gereğinden olarak, özellikle bu tür uluslarararası büyük kaçakçılık faaliyetlerinde, kontrollü teslimatın da hukukumuzda yer almaması nedeniyle, Türkiye, bu olaylardan da dışlanmak zorunda kalmıştır.

Türkiye'de bu mücadeleler, bataklığı kurutmak yerine sivrisinek mücadelesi şeklinde yürütülegelmiştir.

Değerli milletvekilleri, karaparayla mücadelenin ülkemiz açısından çok büyük önemi vardır. Özellikle, 1980 sonrasında, karapara kazanma olanaklarının oldukça artmış olması ve sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, bu alandaki faaliyetlerin niteliğini oldukça genişletmiş ve yasadışı faaliyetlerin aşırı gelişmesi sonucunu yaratmıştır. Devlet, neredeyse, yurttaşlarının temel haklarını koruyamaz hale gelmiştir. Bu durumda, vergisini düzenli olarak ödeyen kişilerin, haksız rekabet ortamı içerisinde faaliyette bulunmalarına neden olunmuştur.

Ayrıca, sermaye hareketleri serbestliği kararları yanında, sıcakparanın Türkiye'ye akması konusunda getirilen teşvikler, başka ülkelerde elde edilen karaparanın Türkiye'de aklanması için oldukça büyük bir olanak yaratmış, zemin hazırlamıştır.

Değerli milletvekilleri, bu koşullar altında Türkiye, karapara aklama suçuyla ilgili yasal düzenlemesini yapmazsa ne olur? Bu koşullar altında, Türkiye, uluslararası dayanışma ve kurulan örgütlerden dışlanır. Türkiye'nin buralardan dışlanmasının anlamı ne olur, onu takdirlerinize bırakıyorum, ne kadar ilgilendiğiniz ölçüsünde.

Değerli milletvekilleri, karapara aklama suçu, Türk hukuk sistemindeki oldukça önemli bir boşluğu dolduracaktır diyoruz. Karapara aklama suçunun ne olduğu konusunun, ikili bir tanımlamayla, yasa tasarısıyla yürürlüğe konulmaya çalışıldığını burada sizlere ifade etmek istiyorum. Birinci düzenleme, karaparaya kaynaklık edecek olan suçun ve hangi fiillerden elde edilen paranın karapara sayılacağının tanımlanmasını içermektedir. Karaparayı tanımlamadığınız zaman, karapara aklama suçunu da tanımlayamazsınız. Şu anda önünüzdeki yasa tasarısı, sizlere hangi faaliyetlerden ve hangi suçlardan elde edilen paraların karapara sayılacağını, bunların aklanması halinde ve sisteme sokulması halinde de hangi cezaların getirileceğini içermektedir.

Karapara, bu tanımı itibariyle ülkeden ülkeye çok geniş olarak tanımlanabileceği gibi, tadadî olarak sınırlı tutulma olanağına da sahiptir; ancak, ülkelerin sosyoekonomik durumu, bu tanımlamanın çok hassas olarak yapılmasını gerektirmektedir.

Bizim, bu yasa tasarısı çalışmaları sırasında gönlümüzden geçen konu, en azından cezaî alt sınırı bir yılın üstündeki hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren cürümlerin ve suçlardan elde edilen paraların karapara olarak sayılması şeklindeydi.

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısının bir uzlaşma yasa tasarısı olduğunun, dolayısıyla kapsamın bu kadar geniş tutulmasının uygulamada sorunlar yaratacığının ve uygulamanın başlangıçta ölü doğacağının söylenmesi üzerine, bizler de, belirli konularda, tadadî olarak suçların sayılması konusundaki düzenlemeye rıza gösterdik ve bu konsensüs ortaya çıktı.

Oradan sonra gelen düzenleme, karaparanın aklaması suçudur. Karapara nasıl aklanmaktadır?

Değerli milletvekilleri, karaparanın aklanmasıyla ilgili olarak dünyada uygulanan belli başlı üç grup yöntem vardır, üç grup içerisinde bunları özetleyebiliriz.

Karaparanın aklanmasıyla ilgili olarak birinci yöntem; nakdin, fizikî olarak elden çıkartılmasına ilişkindir. Hepinizin bildiği gibi, karapara, konusunda suç teşkil eden olaylardan sağlanan para genellikle nakit olarak elde edilir, malî sistemin içerisinde falan yer almaz. Dolayısıyla, karapara aklama suçundaki birinci aşama, bu şekilde elde edilen paraların, nakitlerin sistemin içerisine sokulmasıdır; örneğin, bir yabancı bankaya yatırılmasıdır, bir Türk bankasına yatırılmasıdır; bir Türk bankasından bir yabancı bankaya gönderilmesidir; bir bankaya yatırılıp, kredi kartı kullanımı suretiyle kullanılmasına olanak tanımaktır. Böylece, para karşılığı cinayet işleyen birisinin elde etmiş olduğu parayı götürüp de bankaya yatırması veya kendisinin ortaya çıkmasından kuşkulandığı için üçüncü bir kişiye, muteber bir kişiye vererek "şu parayı götür, benim adıma bankaya yatır" demesi, onun da bankaya yatırması, bu paranın kaynağı cinayet karşılığı olduğundan dolayı, karapara aklama suçudur.

Değerli milletvekilleri, karapara aklamada ikinci bir yöntem, mevduat transferleri; mevduatın tahvil, hisse senedi gibi malî araçlara dönüştürülmesi; pahalı lüks malların satın alınması ve bunların tekrar elden çıkarılması; gayrimenkule yatırım yapılması; bina satın alınması; örneğin, Boğaz'da bir yalının satın alınarak, belirli bir süre sonra, çok yüksek değerden satışının gösterilmesi; eğlence ve turizm sektöründen, özellikle kumardan büyük ölçüde para kazanıldığının söylenmesi ve bununla ilgili olarak düzenlemelerin yapılmasıdır.

Karapara aklamasında en son aşama, üçüncü aşama da, yasal olmayan kaynağa yasallık kazandırmak için, bunun servete dönüştürülmesidir. Yasal olmayan kaynaklardan elde edilen paraların servete dönüştürülmesi, genellikle, Türkiye'nin geçmiş yıllarda yaşamış olduğu hayalî ihracata yasallık kazandırmak için çok yüksek değerlerde faturalar alınması ya da naylon faturalar alınması ve bu faturaların düzenlenmesi yoluyla ve değişik teknikler kullanılarak, bu kazançlarının meşruymuş gibi, yurtdışından ihracat karşılığında gelir elde ediliyormuş gibi gösterilmesidir.

Elbette ki, karapara aklama yöntemlerinin hepsini, bu üç grup içerisine sığıyor, bundan başka yok diye bırakmak mümkün değildir. O nedenle, karapara aklama suçu ve bundan sonra bu suçun ortaya çıkarılmasıyla ilgili teknikler, bu amaçla kurulan örgütün çok ciddî çalışmalar yapması, bu amaçla kurulan koordinasyon kurulunun gerekli özveriyi göstermesi ve oradan gelecek önerilerin de Parlamentoda kabul edilmesi suretiyle olanaklı olabilir. Biz, bu tür çalışmaların, bu özveri içerisinde gerçekleştirileceğine inanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, size, Plan ve Bütçe Komisyonunda da Sayın Adalet Bakanı tarafından kullanılan bir örnekle, getirdiğiniz yasal düzenleme konusunda son bir açıklama yaparak sözlerimi bitirmek istiyorum.

Karapara ve karaparanın kaynağı olarak belirtilen suçlar, aslında, bu tasarıyla suç olarak ihdas edilmemektedir. Bunlar, Türk hukuk sisteminde suç olarak var olan, yer alan suçlardır. Dolayısıyla "karapara" adı altında burada hiçbir yeni suç ihdas edilmemektedir. 1918 sayılı Yasa kapsamına giren suçlar, 6136 sayılı Yasa kapsamına giren suçlar, 2863 sayılı Yasa kapsamına giren suçlar, Türk Ceza Kanununun burada sayılan maddeleri... Bunların hepsi Türk hukuk sisteminde vardır. Dolayısıyla, bu tasarı, hiçbir yeni suç, karapara elde etme anlamında bir anlam ifade etmemektedir. Eğer, bu suçlardan herhangi birini işlemek suretiyle bir para elde ediliyorsa, sadece bu paranın kara olduğunu belirtmektedir yasa tasarısı. Yani, cinayet, para karşılığında işleniyorsa, orada elde edilen para karadır, silah kaçakçılığından elde edilen para karadır, Türkiye'nin güvenliği aleyhine para karşılığı casusluk yapılıyorsa, bir suç işleniyorsa, casusun elde ettiği bu para karadır. Dolayısıyla, karapara deyimiyle Türk hukuk sistemine hiçbir yeni suç getirilmemektedir. Burada ihdas edilen yeni suç, işte bu karaparanın malî sisteme sokulmak suretiyle, buna bir meşruiyet kazandırılması çabasının suç olarak kabul edilmesidir. Eğer bu suçların hepsi varsa, bundan elde edilen paranın da karapara olduğunu kabul ediyorsak, buna meşruluk kazandıran insanların suç işlediğini kabul etmek ve bu şekilde meşruiyet kazandırmaya yönelik bütün eylemlerden elde edilen nemalar da dahil olmak üzere, bunu müsadere etmek, işte bu yasanın temel hedeflerinden biridir ve amacıdır.

Hepiniz bilirsiniz, bu, birçok Türk filmine konu olmuş bir konudur: "Ben, adam öldüreyim para karşılığında da, hiç değilse çocuklarım kurtulsun" derler.

Değerli arkadaşlar, işte olay bu. Yani, insanların suç işleyip de herhangi bir bedel elde etmeleri halinde, bunun yanlarına kâr kalmayacağının bu tasarıyla ortaya konulmasıdır.

Suç karşılığında elde edilen miktarın veya paranın müsaderesi, ilgili kanun hükümlerinde de vardır. Ancak, bu para, eğer suçun ortaya çıkarılmasına ilişkin süreç uzunsa, beş on yıl içerisinde 10 katına, 20 katına, bazen de belirlenemeyecek kadar yüksek değerlere baliğ olmaktadır. Dolayısıyla, ilgili yasa hükümlerine göre verilen müsadere kararı veya ceza ödendikten sonra bile, ilgililerin elinde oldukça önemli miktarda bir karapara kalma olasılığı vardır. İşte bu tasarı "nemaları da" demek suretiyle, bunların müsaderesine olanak tanımaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu tasarıyla getirilen tanımların, bu tasarıyla Türk hukuk sistemine sokulan tanımların, Türk hukuk sisteminin çok önemli bir gereksinimini karşılayacağına inandığımız için, Demokratik Sol Parti olarak bu tasarıyı destekliyoruz ve elimizden gelen katkıyı gösterdik.

Gönlümüz, kaynağı suç olan her türlü gelirin karapara olarak tanımlanmasından ve bunların aklanmasına ilişkin işlemlerin de, bu yasa çerçevesinde, cezaî takibata ve müsadereye tabi olmasından yanadır; ancak, bu tür uzlaşmalarda, uzlaşma ilkelerine sadık kalmanın gerekliliği nedeniyle, bu haliyle de, tasarıya olumlu oy vereceğimizi belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Temizel, teşekkür ediyorum efendim.

Anavatan Partisi Grubu adına, Sayın Biltekin Özdemir; buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

ANAP GRUBU ADINA BİLTEKİN ÖZDEMİR (Samsun) - Sayın Başkan, Büyük Millet Meclisinin sayın üyeleri; bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığını doğrudan doğruya etkileyecek bir yasal düzenlemeyle karşı karşıyayız.

Sayın milletvekilleri, önceki hükümetler döneminde hazırlanıp benim Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığım sırasında da Plan ve Bütçe Komisyonunda, Anavatan Partisinden ve diğer partilerden arkadaşlarımızın yoğun ilgi ve çalışmaları sonucunda değerlendirilerek huzurunuza getirilmiş bulunan karaparanın aklanmasının önlenmesine dair bu düzenlemenin, Büyük Millet Meclisi ve Türk toplumunun geleceği açısından çok özel bir yeri olduğunu vurgulamak isterim.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, halkın egemenlik hakkının kullanıldığı en yüce makamdır. Bu yüksek ve onurlu makamda bulunan biz milletvekillerine düşen çeşitli görevler vardır. Biz, milletvekilleri olarak, toplumumuzun ve halkımızın yararına her çabayı göstermek durumundayız; Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığı adına, her çabayı göstermek durumundayız. Milletvekillerinin saygınlığı konusunda, onların saygınlığını koruma konusunda, davranışlarımızla, çalışmalarımızla ve çabalarımızla, her türlü gayretin içerisinde olmalıyız.

Öte yandan, meclisleri çalıştırmak da hükümetlerin görevidir. Hükümetler, gerekli yasal düzenlemeleri esas itibariyle hazırlarlar, komisyonda o çalışmalara destek ve yön verirler ve kanunların çıkışının birinci amili olurlar. Kanunların çıkışında hükümetlerin görevi ne kadar büyükse, uygulanışında ve uygulanışının sonuçlarının Türk toplumunun hizmetine sunuluşunda da, hem yetkileri o kadar yüksektir hem de, doğal olarak, sorumlulukları o kadar yüksektir.

Sayın milletvekilleri, bugünlerde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Hükümet ve ilgili bakanlıklarımız, başta İçişleri Bakanlığımız, Türk kamuoyu önünde büyük bir sınav vermektedir. Türkiye'de, bugün, siyasî gücün, karapara gücünün ve silahlı eylem gücünün, birleşerek, çıkar birliği yaparak, devleti teslim alma gibi bir çaba içerisinde olduğunu üzülürek izliyoruz. Türkiye'de, devletin otoritesi zaafa uğratılmaya çalışılmaktadır; kısmen de sağlanmıştır bu. Meşru olmayan menfaat tertipleri devlete sirayet etmektedir, kamu görevlilerine sirayet etmektedir, belki de siyasetçilere bulaşmıştır. Bu, bir kanser mikrobudur ve kesinlikle, devletten, siyasetten uzaklaştırılması gerekir.

Bu konuda, şükranla ifade edeyim, Türk basını olayın üzerindedir; duyarlılıkla değerlendirmektedir ve ümit ediyorum, Türk basını, bu konudaki tutumunu, geçici bir manşet düzenleme dönemiyle sınırlı tutmayacak ve olayların aydınlığa kavuşmasına, sonuçlandırılmasına kadar, titiz olarak, konu üzerinde ilgisini esirgemeyecektir.

Basınımızdan bazı kısa ibareler sunuyorum: Bakınız, Milliyet Gazetesinde, Sayın Akbal "Türkiye Büyük Millet Meclisi, siyasetin mafyalaşmasına karşı kesin ve ısrarlı bir tavır almak durumundadır" diyor. Ne kadar yerinde bir tespit.

Değerli arkadaşlarım, Hürriyet Gazetesinde, Anavatan Partisi önergesinden, dünkü çalışmalarımızla ilgili bir alıntı sunuyorum "Devletin karar mekanizmaları arasına sızarak, her türlü yasadışı kirli ilişkilerini sürdüren mafya, terör ve uyuşturucu örgütleri, bir yandan devleti zaafa uğratırken, bir yandan da toplumsal çürümeye sebep olmakta ve devletin bu odaklar tarafından kuşatıldığı iddialarını pekiştirmektedir."

Zaman Gazetesinde, bir başka arkadaşımız, Sayın İdris Gürsoy "Susurluk'taki kazadan yola çıkıp, Türkiye Büyük Millet Meclisini hedef almak, demokrasinin kalbi olan Parlamentoyu yıpratıcı yayınlar yapmak, kimseye yarar sağlamaz" diyerek, bize, görevimizin özenle üzerinde durmamızı tavsiye ediyor. Yine, bir başka gazetemizde, Cumhuriyet Gazetesinde, Sayın Oral Çalışlar "Hâlâ Meclisten umutlu ve cesur sözler duymayı bekliyorum" diyor.

Arkadaşlar, Yeni Şafak Gazetesinden de alıntı sunuyorum...

BAŞKAN - Sayın Özdemir, efendim, o konuya, Genel Kurulumuz, Parlamentomuz yeterli hassasiyeti gösterdi; bir de komisyon oluşturdu efendim. Siz bugünkü...

BİLTEKİN ÖZDEMİR (Devamla) - Bağlantısını kuracağım Sayın Başkan; doğrudan bağlantılı bir konu çünkü.

ALİ OĞUZ (İstanbul) - Sayın Özdemir hızını alamamış.

BAŞKAN - Sayın Özdemir, bu konuda bir komisyon kuruldu.

Buyurun efendim.

BİLTEKİN ÖZDEMİR (Devamla) - Sayın Başkan, biraz sabır buyurursanız, ne kadar direkt bağlantısı olduğunu arz edeceğim.

Yeni Şafak Gazetesinde, Sayın Ahmet Taşgetiren aynı konuyu işliyor. Yine, Sabah Gazetesinde Sayın Hasan Cemal "Karanlığı aydınlığa çevirecek siyasal irade nerede?" diye soruyor.

Değerli arkadaşlarım, bütün bunların sonucunda şuraya varıyoruz: Bütün bu faaliyetlerin sonunda maddî ve gayri meşru bir çıkar hedeflenmektedir. İşte, bu maddî ve gayri meşru menfaatların tümüne, toplamına karapara denilir; bunların tamamına karapara denilir. Biz, bugün, bu karapara belasının önlenmesine yardımcı olacak -ve dünkü olaylarla da bağlantısı içerisinde- bunu engelleyecek bir çalışmanın önünde ve içindeyiz.

Bu karapara belası nelere yol açar arkadaşlar; hepimiz biliyoruz; ama, huzurunuzda tekrar arz edeceğim: Bir defa, siyasî irtikap yaratır. Siyasî irtikap ne demektir; tek taraflı olarak, karşı tarafı, vatandaşlarımızı cebren, icbar ederek veyahut da ikna ederek menfaat teminine zorlamaya yol açmak. Bunu, isterseniz, halk anlatımıyla "siyasî rüşvet" diye tanımlayalım. Karapara, buna yol açar. Bu karapara, vergidışı, kayıtdışı ekonomiyi yaratır. Bugün bütün bilimadamlarının yaptığı bir hesaplamaya göre, ülkemizde, 1997 rakamlarıyla, en az 6 ilâ 10 katrilyonluk bir kayıtdışı ekonomi cereyan etmektedir. Bu paranın da gözesi karaparadır arkadaşlar. Gözesi karaparadır, oradan kaynaklanmaktadır bu karapara belası. Tabiî, bu kaynaklar yerli yerinde kullanılamadığı için ülkemizin kalkınmasına engel olur. Ülkemizin saygınlığını zedeler.

Arkadaşlar, ülkemizin finansman kurumları ve uluslararası camiadaki yeri, sırf bu uyuşturucu madde kaçakçılığı ve bu karapara belası yüzünden büyük kredi kaybetmiştir ve etmeye de devam etmektedir. Bu itibarla, bugünkü tasarı, bu olayların önlenmesiyle doğrudan, birinci derecede önemli ve ilgili bir kanundur. Bu karapara, aynı zamanda, ülkemizin iç ve dış güvenliğini zedeler, terörü besler.

Sayın Başkanın takdir edecekleri gibi, bunun dünkü konularla da doğrudan ilgisi vardır. Bu karapara, devleti de kirletir, kamu görevlilerini de kirletir; örtülü işleri cazip kılar, örtülü işlere ilgiyi artırır, örtülüden medet umanların keyfine göredir bu. Bu karaparayı önlememiz lazım. Bu karaparanın aklanmasını da muhakkak önlememiz lazım.

Arkadaşlar, kişisel çıkar ile toplumsal çıkar çatışdığı zaman, elbette, toplumsal çıkarın yanında olmak zorundayız. Niçin; çünkü, o zaman, halkın yararını, toplumun yararını gözetmiş oluruz. İşte, bu karaparanın önlenmesi de, bazılarının çıkarına taş koymak, çanına taş koymaktır; ama, toplumun geleceğine, aydınlığına ışık tutmak anlamına gelecektir.

Değerli arkadaşlarım, bütün bu işlemler, uygulamalar, olaylar sadece ülkemiz için değil, tabiî, başka ülkeler için de geçerli olmuştur; ama, ne yazık ki, bu konuda en çok ülkemiz istismar edilmektedir, biraz da bulunduğu coğrafî konum itibariyle. O yüzden, on yıl kadar önce, bu konuda, uyuşturucu maddelerin kaçakçılığının ve buna benzer fiilerden doğan menfaatların, yani, karaparanın önlenmesine ilişkin olmak üzere, Birleşmiş Milletler sözleşmesi akdedilmiştir. Birçok ülkede bu konular bir yasal dayanağa kavuşturulmuştur; sıra ülkemize gelmiştir, geç bile kalınmıştır. Burada, sadece kişisel çıkarla kalınmamakta, insanlık suçları işlenmekte ve ülkemizin parçalanmasına kadar varan etkileri olmaktadır.

Bu, bir kısır döngüdür arkadaşlar; karapara, çıkarları kollar, o çıkarlar da karapara faaliyetlerini tekrar besler. Bu, öyle bir kısır döngüdür ki, bir yerden bunun mutlak surette kırılması gerekir. İşte, bu düzenleme, bunun kırılacağı düzenlemelerden birisidir, bu karapara kısır döngüsünün veya fasit dairesinin kırılacağı unsurlardan birisidir; bu düzenleme, bunu kıracaktır.

Karapara belası nasıl cereyan ediyor, nasıl aklanma istikametinde yol alıyor, bunu, arkadaşlarımız kısmen izah ettiler. Bunun en büyük unsuru kıyı bankacılığından geçmektedir. Aslında, Kıbrıs'taki bankacılık da buna yardımcı olmaktadır. Sırdaş hesaplardan döviz tevdiat hesaplarına doğru kayışlar, karaparayı besler, yabancı sermaye görüntülü yatırımlar besler; arkasında ne olduğunu bilmiyorsunuz. Bizim dışarıdan sağlanan dışborçlarımızı da burası besler. İşte, o, sıcak para diye ifade edilen paraların içerisinde kara kaynaklar vardır, meşru olmayan kaynaklar vardır. Türkiye'de, teşvikli yatırımların, proforma fatura şişkinliklerinin de karaparadan bir hayli beslendiği bilinmektedir.

Arkadaşlar, Türkiye'de, nesebi gayrisahih servetler oluşuyor, nesebi gayrisahih zenginlikler oluşuyor ve nesebi gayrisahih zenginler oluşuyor, varlıklar oluşuyor, orta kademede görev alan zengin kamu görevlileri oluşuyor; lüks tüketim artıyor, birdenbire artıyor; kayıtdışı, vergidışı ekonomi büyüyor, kamunun kaynakları kuruyor. Hükümet, işin başından beri kaynak aramaya kalkışıyor; şu anda getirdiği kaynak paketlerinin hiçbirisi, hepiniz de biliyorsunuz, sadra şifa bir kaynak değildir. Sadece, devletin elindeki birikmiş mal varlıklarının nakte çevrilmesinden başka hiçbir şey, gerçekten, değildir; bunu göreceğiz. İşte, kaynak buradadır arkadaşlar. Kaynağı, Hükümete sunuyorum: Karaparanın ve kayıtdışı ekonominin önlenmesi, en iyi kaynaktır, en tutarlı kaynaktır, en verimli kaynaktır. Türkiye'de liberal ekonomiyi, serbest rekabet rejimini, özgür toplumu, girişim özgürlüğünü destekleyecek yaklaşım buradadır. Bunu, Hükümetin de bilgisine sunuyorum. Hiçbir suretle kara olaylara teslim olmayalım, Büyük Millet Meclisi olmamalıdır; olmadığını da, her vesileyle ispat etmeliyiz. Bunlardan birisi de, bugün huzurumuzdadır.

Değerli arkadaşlarım, burada, arkadaşlarım izah ettiler. Biz yeni bir suç tanımlaması ihdas etmiyoruz. Bugün, Türk Ceza Kanununa göre veya çeşitli kanunlarımızla, suç düzenleyen hükümlere aykırı fiilleri sonucu menfaat temin etmiş olanların temin ettikleri bu menfaatların karapara olduğunu tarif ediyoruz ve bu parayı, bizzat edinenlerin veya dolaylı şekilde bu parayı sahiplenenlerin, kullananların, bu parayı, bu kaynağı tasarruf edenlerin, bu kaynağı aklamaya kalkışmalarının suç olduğunu belirtiyoruz ve onun cezasını öngörüyoruz. Ayrıca, bunun hangi kuruluşlarda, ne şekilde, nasıl izleneceğini, inceleneceğini düzenliyoruz. Bu tasarının özünde getirmiş olduğu olay budur.

Böylece, Türkiye'de uyuşturucu madde kaçacılığına bu kanunun iyi uygulanması halinde darbe indirilecektir; gümrük kaçacılığına önemli ölçüde darbe indirilecektir; silah kaçakçılığına, kadın ticaretine darbe indirilecektir; organ nakli kaçakçılığı aynı şekilde önlenecektir; tarihî ve kültürel varlıklarımızın kaçırılması önemli ölçüde engellenecektir; naylon faturacılıkla benzeri hileli vergi suçlarıyla gelir sağlayanların bu fiileri de bu kapsama alınmak suretiyle ağır derecede cezalandırılacaktır.

Değerli arkadaşlarım, netice itibariyle şunu arz edelim: Madde metinleri geldikçe, maddelerin içeriği hakkında da, sizlere, ayrıntılı bilgi sunmak üzere hazırız, sunarız.

Plan ve Bütçe Komisyonumuz, ittifak halinde, dikkatli bir çalışmayla, birlikte ve verimli bir şekilde, karaparanın aklanmasının önlenmesine dair şu düzenlemeyi hazırlamış ve huzurunuza getirmiştir. Türk toplumuna ve Türk mevzuatına, bu düzenlemeyi kavuşturmanın onurunu, Büyük Millet Meclisi üyeleri olarak, hepimiz birlikte tadacağız.

Bütün malî ve ekonomik düzenlemelerin önünde yer alan bir malî düzenlemedir bu. Karaparanın aklanmasının önlenmesi, kayıtdışı ekonominin, diğer vergi düzenlemelerinin, diğer ekonomik düzenlemelerin, diğer malî düzenlemelerin, tümünün önünde yer alması gereken ve hepsinden önce yürürlüğe konulması gereken bir düzenlemedir; niçin; çünkü, bütün bunların amacı, bir şekilde, meşru olmayan şekillerde elde edilen kazançları önlemek veya cezalandırmaktır; bunun birinci unsuru da budur.

Aynı şekilde, bu düzenleme, siyasetin ve yönetimin temizlenmesine de katkıda bulunacaktır. Meşru olmayan kaynaklardan beslenen siyasî rekabeti Türk toplumunun yararına düşünmek, hiçbirimizin haddi değildir; buna, Türk toplumu layık değildir. Türk toplumunun, halkın önüne çıkarız, açıklıkla görüş ve fikirlerimizi anlatırız, hizmet tarzımızı anlatırız; ama, menfaat ilişkileriyle Türk toplumunu etkileyerek alacağımız sonuçların, ne alanlara ne de verenlere bir hayrı olmaz arkadaşlar.

Arkadaşlar, bu düzenlemeyle, serbest rekabet rejimini, kendi kuralları içerisinde işlerliğe kavuşturarak, kaynakların en verimli biçimde kullanımını ve en adil biçimde dağılımını da sağlama imkânımız olur.

Aynı şekilde, bu düzenlemenin, Türkiye'de, gerçekten, büyük bir rahatsızlık unsuru olan kayıtdışı ekonominin önlenmesinde de önemli katkıları olacağını; kamu maliyesine, kamu yönetimine, Hükümete ve ülkemize yararlı sonuçlar getireceğini düşünüyoruz ve Anavatan Partisi Grubu adına; bu tasarının, başından beri olduğu gibi, bugün de, kabulü için yanında olduğumuzu belirtiyor, bu tasarının kabulü için, Büyük Millet Meclisinin ittifakla destek vermesini talep ediyor; Partim ve şahsım adına, hepinize saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Özdemir, teşekkür ediyorum efendim.

Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Cevher Cevheri; buyurun. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

DYP GRUBU ADINA İ. CEVHER CEVHERİ (Adana) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığı ve Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Kanun Tasarısı üzerinde Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Uyuşturucu ve karaparayla mücadele meselesi, birçok ülkede olduğu gibi, bizim ülkemizin de, bizim Parlamentomuzun da en önemli gündem maddelerinden birini teşkil etmektedir. Bu konuyla ilgili Birleşmiş Milletler sözleşmesini onaylamakta ve gerekli yasal düzenlemeyi yapmakta gecikmeyle bizi itham eden bazı Batılı ülkeler, ne yazık ki, iş mücadeleye geldiğinde, bizim gösterdiğimiz kararlılığı gösterememektedirler.

Uyuşturucu ve silah kaçakçılığı tescilli birtakım kişi ve örgütleri himaye eden, barındıran ve ekonomik olarak güçlenmelerine katkıda bulunan bazı Batı ülkeleri, bu manada, bizi eleştirmektedirler. O ülkelerden bazıları, birtakım insanların kendi halklarından çaldıkları servetlere bekçilik yapmaktadırlar.

Bugünkü basında yer alan bir habere göre, birkısım üçüncü dünya ülkeleri liderlerinin, bir Batı ülkesinin bankalarındaki servetleri toplamının 150 milyar dolara ulaştığı ifade edilmektedir. Banka sırdaşlığı ya da banka ketumiyeti bahanesiyle, sır vermeden muhafaza ettikleri bu servetlerden, faiz vermek bir yana, bekçilik ücreti kesmektedirler.

Uyuştucu kullanılması konusunda, bizim cemiyetimizin, ahlakî değerleriyle, kanunlarımızdaki sert müeyyideler sayesinde, birkısım Batı ülkelerine nazaran daha az bir tehdit altında olduğunu söyleyebiliriz; ancak, buna rağmen, uyuşturucu ile mücadeledeki gayret ve başarılarımız, her türlü takdirin üzerindedir.

Bu tasarının gecikmesiyle, en basit olayları dahi istismar ederek aleyhimizde kullanmayı kendine iş edinen bazı çevreler, ellerine yeni bir koz geçirmiş olmanın adeta heyecanını yaşamaktadırlar. Tasarının kanunlaşmasıyla, hem dış taahhütlerimize bağlılığımızı ortaya koymuş hem de uyuşturucu ve karaparayla mücadelede, kanunî dayanaklarımızı güçlendirmiş olacağız.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; uyuşturucu madde ve silah kaçakçılığı başta olmak üzere, şantaj, adam kaçırma, zorla alacak tahsili gibi organize suçlar yoluyla, zaman zaman önemli gelir kaynakları elde edildiği bir vakıadır. Bu gerçek hem bizim ülkemiz için hem de gelişmiş, azgelişmiş bütün ülkeler için geçerlidir. Bu suretle elde edilen gelirler, işlenecek aynı nitelikteki suçların failerine önemli bir finans kaynağı oluşturduğu gibi, sisteme dahil edilerek aklanmasıyla, piyasaların yozlaşmasına ve kirlenmesine yol açmaktadır. Bu suçları işleyenler kimi zaman yakalanamamakta veya cezaî takibattan kurtulabilmektedirler. Ellerinde oluşan büyük fonlar, birçok ülkenin toplum düzenini tehdit eder haldedir. Suç kaynaklı gelirlerin ülkelerin ekonomilerine girmeleri ve bu gelirleri oluşturan cürümlerin önlenmesi maksadıyla beynelmilel platformlarda birçok çalışma yapılmıştır ve yapılmaktadır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 27 Haziran 1980 tarihli toplantısında kabul edilen tavsiye kararı, bu tehlikeye işaret edilen ilk uluslararası belgedir.

Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Kanada, Almanya, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere, 12 ülkenin merkez bankası başkanlarıyla, denetim otoritelerinden oluşan Basel Komitesi, Aralık 1988'de yayımladığı ilkeler bildirisiyle, malî kurumların, karapara aklayıcıları tarafından kullanılmasını önlemek maksadıyla, almaları gereken tedbirleri belirlemiştir.

1988 tarihli Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, ülkemizce derhal imzalanmış ve 22.11.1995 tarih ve 4136 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunmuştur; ekli beyanla birlikte onaylanması ise, Bakanlar Kurulunca kararlaştırıldıktan sonra, 11 Şubat 1996 tarihli Resmî Gazetede yayımlanmıştır.

Sözleşmenin onaylanması, uluslararası zeminlerde taahhütlerimize bağlılığımız bakımından nispi bir rahatlama getirmiş ise de, iç hukukta paralel düzenlemelerin yapılabilmesi bugüne kadar mümkün olamamıştır. Öte yandan, G-7 ülkeleri Temmuz 1989 zirvesinde, uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı malî konuların, malî sorunların ele alınması ve karaparanın aklanmasıyla mücadeleye yönelik mevzuat arasında uyum sağlanması amacıyla, Malî Eylem Görev Grubunu teşkil etmiştir. OECD üyesi ülkelerden oluşan bu grup, 40 adet tavsiye kararı alarak yayımlamıştır.

Malî Eylem Görev Grubu, Haziran 1995'te Lahey'de yaptığı toplantı sonucu kabul ettiği raporunda, Türkiye'yi, tavsiyeleri yerine getirmemekle ve gereken yasal düzenlemeleri yapmamakla eleştirmiştir. Bu görev grubu, tavsiyelerine uymayan ülkelere çeşitli müeyyideler uygulamaktadır. O ülkenin yakın takibe alınması, o ülkenin bakanlarına uyarı yazıları yazılması ve üst düzey bir heyetin, inceleme için o ülkeye gönderilmesi şeklindeki müeyyideler Türkiye'ye uygulanmıştır.

Malî Eylem Görev Grubu, bu müeyyidelerle de yetinmeyip, 25 Haziran 1996 tarihine kadar yasal düzenlemenin yapılmaması halinde, gruba üye ülkelerin ticarî ve malî kuruluşlarına, ülkemizdeki kişi ve kuruluşlarla olan ilişkilerine özel dikkat göstermelerini tavsiye edeceğini ülkemize bildirmiştir. Ancak, içinde bulunduğumuz siyasî durum, siyasî konjonktür dikkate alınarak, bu yaptırımın uygulanması belli bir süre için ertelenmiştir.

Yasal düzenlemelerin gecikmesi halinde, bu müeyyidelere ilaveten, en ağır müeyyide olan, Malî Eylem Görev Grubu üyeliğimizin askıya alınmasının gündeme geleceği de aşikârdır. Ayrıca, ülkemizin, yabancı finans kuruluşlarıyla olan ilişkileri de, mutlaka olumsuz etkilenecektir. Kaldı ki, bizim ülkemizin, büyük fedakârlıklar pahasına, uyuşturucu madde kaçakçılığını önleme konusunda elde ettiği haklı başarılara da gölge düşeceğinden, ya da bu başarının ikinci plana itileceğinden endişe duymaktayız.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önümüzdeki tasarı, bütün bu mülahazalarla, içhukukumuzda yapılması gereken değişiklik ve ilaveleri ihtiva etmektedir. Bu tasarı ile, suçtan sağlanan gelirlere meşruiyet kazandırılması, hukuk sistemimizde suç olarak tarif edilmekte ve bu tür gelirlerin müsadere imkânı doğmaktadır. Ayrıca, bu tasarının yasalaşmasıyla, Kontrollü Teslimat Kurumunun da yine mevzuatımızda uygulanması imkânı, fırsatı doğmuş olacaktır.

Karaparanın aklanmasının önlenmesi amacıyla, malî hareketlerin, malî konuların, uzman kuruluşlar aracılığıyla takibi, denetlenmesi ve bu tip çalışmaların planlanması ve koordinasyonu mümkün olacaktır. Yine, bu tasarıyla, uyuşturucu imalinde zorunlu olan bazı maddelerin denetimi fırsatı da doğmuş olacaktır.

Tasarı kanunlaştığı takdirde, 1988 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin tatbik imkânı, yolu açılacağı gibi, Malî Eylem Grubunun, uymayı taahhüt ettiğimiz 40 adet tavsiye kararı karşısında da pozisyonumuz iyileşecektir. Ayrıca, terör örgütleri finans kaynaklarının kurutulması yönünde de önemli bir adım atılacağı inancındayız.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; özetle sunmaya çalıştığım bu düşünceler çerçevesinde, Doğru Yol Partisi Grubu olarak, tasarıyı desteklediğimizi beyan ediyor, ülkemizin dışpolitikası bakımından, süratle kanunlaşması lüzumuna işaret ederek, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (DYP ve RP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Cevheri, teşekkür ediyorum efendim.

Refah Partisi Grubu adına Sayın Açba; buyurun efendim. (RP sıralarından alkışlar)

RP GRUBU ADINA SAİT AÇBA (Afyon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; karaparanın aklanmasının önlenmesiyle ilgili kanun tasarısı üzerinde, Refah Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Karapara konusunda, bütün ülkeler için geçerli olan ortak bir tanımı vermek mümkün değildir. Bazı ülkeler, suç sayılan her türlü fiillerden elde edilen para ve her türlü menfaat ve değeri karapara olarak sayarken, bazı ülkeler de, karaparayı, uyuşturucu ile, bazı ülkeler de, uyuşturucu artı terörle ve daha değişik biçimlerde tanımlamaktadırlar.

Meclise intikal eden yasa tasarısı çerçevesinde, karapara tanımı içinde, 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanun, 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun, devletin şahsiyetini ilgilendiren cürümlerle ilgili maddeleri, yine, Vergi Usul Kanununun bazı maddelerinde sayılan suçların işlenmesi sonucu ortaya çıkan para, her türlü menfaat ve değeri kapsamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu geniş kapsam içerisinde, geniş çerçevede değerlendirme yapmak yerine, bilhassa, ülkemiz açısından önemli olan uyuşturucu ve terör boyutu üzerinde, toplumsal boyutu üzerinde meseleyi değerlendirmek istiyorum.

Bugün, gerek gelişmiş ülkeler açısından gerekse gelişmekte olan ülkeler açısından uyuşturucu ve psikotrop maddelere olan bağımlılık, üzerinde önemle durulması ve çözülmesi gereken bir sorun olarak ortada durmaktadır.

Türkiye, jeostratejik ve jeopolitik konumu itibariyle, dünyada en stratejik konuma sahip olan ülkelerden biridir. Bu konumu, Türkiye'ye, pek çok avantajlar sağlar iken, uyuşturucu konusunda, pek çok dezavantajları beraberinde getirmektedir.

Türkiye, dünya uyuşturucu trafiği üzerinde transit ülke konumundadır. Uyuşturucu üretim merkezleri açısından, yine, uyuşturucu tüketim merkezleri açısından Türkiye'nin konumu çok net bir şekilde değerlendirildiğinde, gerçekten, bu kanunun ülkemiz açısından ne kadar önemli olduğunu da anlamış oluruz.

Dünya uyuşturucu üretim ve dağıtım merkezlerine baktığımızda "altın hilal ülkeleri" dediğimiz Afganistan, Pakistan ve İran; yine "altın üçgen ülkeleri" dediğimiz Laos, Tayland, Burma ile Güney Amerika ülkelerinden Peru, Guatemala, Kolombiya, Meksika; bilhassa, Sovyetler'in dağılmasından sonra Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistanın başlıca önemli üretim ve dağıtım merkezleri haline gelmiş olduğunu açıkça belirtmek gerekir.

Bu çerçeve içerisinde, Türkiye, altın hilal ülkelerinden, altın üçgen ülkelerinden ve Sovyetlerden gelen uyuşturucu açısından transit ülke konumundadır.

Dünyanın başlıca tüketim merkezlerine baktığımızda, bu merkezlerden en önemlileri Batı Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleridir. Bugün Batı Avrupa ülkelerinde 1,5 milyon eroin bağımlısı vardır ve Batı Avrupa ülkelerinde bir yılda 95 ton eroin tüketilmektedir. Bu 95 ton eroinin yüzde 75'i altın hilal ülkelerinden gelmektedir. Bilhassa Sovyetlerin Afganistan'dan çekilmesinden sonra bu bölgede önemli ölçüde bir üretim patlaması olmuştur. 1979 yılında 200 ton olan üretimin, 1994 yılında 2 500 tona çıkmış olduğu tahmin edilmektedir.

Altın hilal ülkelerinden ve Orta Asya'dan gelen uyuşturucu, Türkiye'ye, bir taraftan karayoluyla, diğer taraftan denizyoluyla girmektedir. Karayoluyla giriş, Afganistan, Pakistan, İran ve sınır ülkelerinden yapılmakta; yine, bir başka yol da, Sovyetlerin çökmesinden sonra Kafkaslar, Hazar Denizi, Ermenistan ve Gürcistan şeklinde olmaktadır. Denizyoluyla giriş ise Afganistan, Pakistan, Karaçi, Süveyş Kanalı, Akdeniz ve Lübnan'dan ve oradan da, sınır ülkelerinden Türkiye'ye intikal etmektedir. Türkiye'ye intikal eden bu uyuşturucu, Türkiye'den, önemli tüketim merkezleri olan Batı Avrupa'ya ve Amerika Birleşik Devletlerine nakledilmektedir.

Tabiî, Türkiye'den çıkışta da hem karayolu kullanılmakta hem de denizyolu kullanılmaktadır. Karayolu olarak Kapıkule Sınır Kapısı kullanılmakta, denizyolu olarak da ro-ro seferlerinden faydalanılmakta; bir taraftan Haydarpaşa-Köstence ro-ro seferlerinden, diğer taraftan da Derince-Trieste ro-ro seferlerinden faydalanılmak suretiyle, uyuşturucu, Avrupa'ya ve oradan da Amerika Birleşik Devletlerine aktarılmaktadır.

Uyuşturucu trafiğinin Türkiye'de, terörle çok yakından ilişkisi vardır. Terörün finansman kaynağı uyuşturucuya dayanmaktadır. PKK, uyuşturucu trafiğini iki şekilde yürütmektedir: Birinci olarak, ana şebekeye taşeron olarak aktarmakta, ikinci olarak da, çok küçük miktarda yapmış olduğu üretimi yine bu pazarlarda pazarlamaktadır.

Türkiye üzerinden geçen uyuşturucu trafiğinin yüzde 30 ilâ 40'ı PKK tarafından kontrol edilmekte ve Avrupa'ya giren uyuşturucunun ise yüzde 93'ü, yine, PKK tarafından kontrol edilmektedir. PKK, bununla da yetinmeyerek, bilhassa, Güney Amerika merkezli kokain karteli olan Medellin karteliyle işbirliği yapmakta ve yine, Avrupa'ya getirilen kokainin taşeronluğunu yapmaktadır. Avrupa'ya gelen kokain, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri üzerinden PKK kanalıyla Almanya'ya ulaştırılmakta, oradan da, Avrupa ülkelerine dağıtılmaktadır.

Dünyada uyuşturucudan elde edilen karaparanın aklanma merkezlerine baktığımızda, önemli merkezlerin oluştuğunu görürüz. Bu merkezler içinde, Hong Kong, Bangkok, New York, Panama, Cenevre, Monako, Karaçi ve İstanbul da yer almaktadır. Bilhassa, bu merkezler içinde İsviçre'nin çok önemli bir yeri vardır. İstanbul da son yıllarda bu merkezler arasına girmiştir ve Güney Asya'dan gelen uyuşturucu açısından alıcılar ve satıcılar açısından İstanbul çok önemli bir merkezdir. Amerika Birleşik Devletlerine giden Güney Asya uyuşturcusunun yüzde 24'ü İstabul kanalından, Türkiye üzerinden gitmektedir.

Dünya uyuşturucu merkezleri açısından, İsviçre'nin, yıllardır çok önemli bir yeri vardır; yine, karapara aklama açısından çok önemli bir yeri vardır. İsviçre, âdeta bir karapara aklama cennetidir. İsviçre bankalarında, yıllardır, karapara aklanır; yeraltı dünyası, uyuşturucu madde ve silah kaçakçılığından elde edilen parayı çokuluslu kaçakçı örgütler aracılığıyla İsviçre bankalarına yatırır. İsviçre bankaları kaçakçıların, hayalî ihracatçıların, gözü doymaz diktatörlerin, gözü doymaz üst düzey bürokratların, yine gözü doymaz siyasetçilerin sırdaşıdır. Hayalî ihracat da bu yolla finanse edilir, hatta karşılığında devletten vergi iadesi şeklinde vurgunlar da bu şekilde vurulur.

Türkiye, terörürün ortadan kalkması açısından uyuşturucuyla çok ciddî anlamda mücadele etmek zorundadır. Uyuşturucu konusunda, bilhassa uyuşturucu tüketimi konusunda son on yıla bakıldığında, Türkiye'de iyi şeylerin geliştiğini, iyi gelişmelerin olduğunu söylemek mümkün değildir. Bugün için Türkiye'de 50 bin civarında eroin bağımlısı vardır. 1990 yılında esrar kullanımı, binde 27 mertebesinde iken, 1994 yılında bu oranın yüzde 4'e çıkmış olması; Ankara, İstanbul ve İzmir 'de üniversite gençliği üzerinde yapılan araştırmalar sonucuna baktığımızda, gerçekten, hiç iç açıcı bir sonucun olmadığını da açıkça görmüş oluruz. İstanbul'da ortaöğretim üzerinde yapılan en son araştırmalarda, bu oranın yüzde 2,56'ya çıkmış olduğunu görürüz.

Uyuşturucuyla ilgili olarak, yasal çerçevenin sağlanması, polisiye tedbirlerin güçlü olması, meseleyi, hiçbir zaman için tek başına çözemeyecektir. Esas çözüm, sağlam bir toplumsal yapının sağlanmasıdır.

Sağlam bir toplumsal yapının sağlanması yanında, bu bağlamda, uyuşturucu kültürünün alt unsurlarını da çok iyi kavramamız gerekmektedir. Uyuşturucu kültürünün alt unsurlarına baktığımızda, alkol gelmektedir, fuhuş gelmektedir, kumar gelmektedir ve Türkiye'nin bu alandaki sosyal göstergelerine baktığımızda, maalesef, bu alandaki sosyal göstergeler de hiç iç açıcı değildir.

Altkültürler açısından alkolü değerlendirdiğimizde, uyuşturucu altyapısının temel direği olan alkol tüketimi ve alkol bağımlılığı, Türkiye'de, önemli boyutlara ulaşmış bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütünün yapmış olduğu araştırma sonuçlarına göre ülkemizde 4 milyon alkolik vardır, 13 milyon da alkol dostu mevcuttur. 1970 yılında kişi başına alkol tüketimi 1,5 litreyken, 1980 yılında 6 litreye yükselmiştir, 1995 yılında da, maalesef, 15 litreye yükselmiştir. 1995 yılında alkole ödenen bedel ise 32 trilyon liradır.

Ülkeyi yönetenlerin, toplumsal yapıda nasıl çağ atlattıkları ortadadır. Ülkemizin, uyuşturucu probleminin ulusal felaket halini aldığı Batı Avrupa ülkelerinin konumuna düşmemesi açısından, Türkiye'de, uyuşturucu konusunda, yine, uyuşturucuya yönelten altkültür konusunda çok ciddî çalışmaların gecikilmeden yapılması zorunluluğu vardır.

Ülkemizin konumunu, farklı altkültürler açısından da değerlendirmek mümkündür. Bilhassa, kültür emperyalizmi, manevî boşluk, gösteri, zevk kültürü... Bütün bunlar, gençleri uyuşturucuya yönelten diğer altkültürlerdir.

Uyuşturucu madde kullanımı genç yaşta başlar. O halde, gençler, buluğ çağı dediğimiz, karışık duyguların hâkim olduğu, kendine güven ihtiyacının olduğu, kendini ispatlama, sosyal hayatta etkinlik kazanma ihtiyacının ve karşı cinse istek duymanın yoğun olduğu çağda kötü alışkanlıklara karşı kolayca yönelebilir. Aile, okul ve toplum işbirliğiyle, gençlerin, bu psikolojik alanlarda korunması zorunluluğu vardır. O halde, uyuşturucuyla mücadelede en büyük dayanak ailedir, okuldur ve toplumdur; yine, devlet kademelerindeki yetkililerdir.

Millî ve manevî değerlere sahip, dinî inançları kuvvetli, güçlü sosyal kurumlara sahip milletlerin gençleri, uyuşturucuya ve diğer zararlı alışkanlıklara karşı kuvvetle direnç gösterirler. O halde, uyuşturucunun panzehiri millî ve manevî değerlerimiz ve nesilden nesile aktarılan geleneklerimizdir; yani, toplum fertlerinin yüksek ideallerle ve mukaddes değerlerle donatılması zorunluluğu vardır.

General Mc Arthur'un deyimiyle "insan ve toplumları vaktinden önce tüketen, çürüten şey, yılların çokluğu değil, ideal yokluğudur. Yıllar, cildi buruşturur; ancak, idealsizlik ruhları öldürür."

Ben, Genel Kurula intikal eden bu yasa tasarısının en kısa zamanda kanunlaşması açısından, bütün değerli milletvekillerinin destek vereceği ümidiyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Açba, teşekkür ediyorum efendim.

Tümü üzerinde, kişisel söz talebi?..

AHMET NEİDİM (Sakarya) - Sayın Başkan...

BAŞKAN - Sayın Neidim, buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

AHMET NEİDİM (Sakarya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; karaparanın aklanmasının önlenmesine ilişkin, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan Hükümet tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bundan iki yıl önce, geçen parlamento döneminde, bu kanun teklifini arkadaşlarımla beraber Meclis Başkanlığına vermiştik. O zamanki Hükümet, bu konunun önemli olduğunu, kendilerinin de, bir tasarı şeklinde Meclise getireceklerini, zamana ihtiyaçlarının olduğunu söylemişti. Bugün, bu tasarının Meclise getirilmesinden son derece mutluyum. Dünden sonra -çünkü, Meclisimiz, dün, burada çok güzel bir görüntü verdi halkımıza; yapılan incelemelerde, dün, halkımız, en çok 3 üncü Kanalı izlemiş- bu tasarının getirilmesi Meclis adına da sevindirici bir olaydır.

Sayın milletvekilleri, bu tasarıyla, emek sarf etmeden, insanların kaderleriyle oynayarak, kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarından ve ülkenin geleceğinden üstün tutan bir grup insanla mücadele edilecektir. Günümüzde, bütün dünyayı rahatsız eden, her yıl, binlerce insanın ölümüne neden olan uyuşturucu madde kaçakçılığını önlemek maksadıyla, ülkelerin kendi çapında aldıkları tedbirlerin yeterli olmadığı zaman içerisinde ortaya çıkmış, insanlık suçu olan uyuşturucu madde kaçakçılığına karşı uluslararası tedbirler alınmaya başlanmıştır. Sürdürülen mücadelede başarı oranının giderek arttığı görülerek, Birleşmiş Milletlerce, bu bağlamda, uyuşturucu ve psikotrop maddeler kaçakçılığına karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi hazırlanmış ve üye ülkelerin katılımı istenmiştir.

1988 Konvansiyonu olarak da zikredilen bu sözleşme, kontrollü teslimat ve uyuşturucu maddeden elde edilen yasadışı gelirlerin müsaderesine imkân verecek, karaparanın aklanmasını önleyici çok önemli yeni mücadele metotları getirmektedir.

Mevzuatımızda ortaya çıkacak uyuşmazlıkların ortadan kaldırılması, yargı muhtariyeti ve yargının bağımsızlığı prensiplerinin zedelenmemesi, sanık da olsa, yasalarımızla verilen kişi hak ve hürriyetlerinin çiğnenmeyecek şekilde idame ettirilmesi amacıyla bu kanun tasarısının hazırlanmasına gerek duyulmuştur.

Sayın milletvekilleri, uyuşturucu kaçakçılığı artı silah kaçakçılığı eşittir terör denklemini 12 Eylül 1980 sonrası uluslararası arenada duyuran Türkiye Cumhuriyeti oldu. Bu denklemin geçerliliğini, faturasını ülkemiz çok pahalı ödedi; ama, bütün dünyaya bunu ispat ettik.

Birleşmiş Milletlerde tartışılan bu konu, tüm uluslar tarafından kabul gördü. Batı ülkeleri bu denklemi geliştirerek, tek mücadele yolunun insanlık düşmanı uyuşturucu tüccarlarını mal varlıklarından yoksun bırakmak olduğunu gördüler.

Uyuşturucu maddelerin teröre kaynak sağladığını dünyaya biz kabul ettirdik. Bazı Avrupa ülkelerinde PKK'nın yasadışı ilan edilmesinin en önemli nedeni, bulaşmış olduğu uyuşturucu kaçakçılığıdır. Yasalardaki cezaî yaptırımlar, bu insanlık düşmanlarına yetmemekte, karşılarındaki kitleyi rüşvetle, terörle, baskı ve korkuyla sindirme yoluna giderken, para karşılığı hapse girecek fedaileri her zaman bulabilmekteydiler.

Dünya hukuk sistemi, bu kanayan yarayı yok etmenin yolunu, bu tür kombinezonlara girenleri maddî olanaklarından mahkûm bırakmakta bulmuştur. 100 kilogram eroini güvenlik güçlerine kaptıran uyuşturucu tüccarı, zararını çıkarmak için ikinci parti 500 kilogramlık mal sevk etmekte fayda mülahaza etmektedir. Birleşmiş Milletlerin bahse konu sözleşmesine dayanarak getirilen Karapara Aklama ve Kontrollü Teslimat Yasa Tasarısı, uyuşturucu tüccarının malî kaynaklarını yok ediyor; böylece, 50 kiloluk malını yakalatan eroinci, 500 kiloluk sevkiyat yapma olanağı bulamayacak, huylu huyundan vazgeçmez hesabı, aynı işe devam etse bile, 5 gramlık dağıtımın üstüne çıkamayacaktır.

Karapara Aklama ve Kontrollü Teslimat Yasa Tasarısının ana amacı, kişisel çıkarları için insanlık suçu işleyen ve ülkemizi parçalamak için kaynak sağlayanların bu olanaklarını ortadan kaldırmaktır. Aslında, güzel olan tarafı, suç kaynaklı paraya müsadere gelmektedir. Eğer, genel müsadere gelseydi, Anayasamızın 38 inci maddesi gereğince, bu yasanın iptal edilmesi gerekecekti; ama, suç kaynaklı paraya müsadere geldiği için, bu kanun tasarısı, bundan da sıyırmıştır.

İnşallah, bu güzel kanun çıkacak, bundan sonra da, böyle güzel kanunlarla, uyuşturucu belasından, karapara belasından ülkemiz kurtulacaktır. Hepinize saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Neidim, teşekkür ediyorum.

Başka kişisel söz talebi yok; bu sebeple, tasarının tümü üzerindeki müzakereler tamamlanmıştır.

Şimdi, maddelerine geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum...

ATİLÂ SAV (Hatay) - Sayın Başkan, kanun tasarısının adıyla ilgili bir önerimiz var.

BAŞKAN - Efendim, tasarının maddelerine geçelim de...

ATİLÂ SAV (Hatay) - Başlığı hakkında...

BAŞKAN - Efendim, tasarının maddelerini belirleyelim, belki, maddelerin düzenlenmesinde, zatı âlinizin düşündüğü veya düşünemediği daha başka bir başlık da çıkabilir.

ATİLÂ SAV (Hatay) - Sayın Başkan, maddelere geçildikten sonra başlığa dönülmez.

BAŞKAN - Sayın Sav, maddelerden sonra tümünü tekrar oylayacağız ya efendim.

ATİLÂ SAV (Hatay) - Takdir Başkanlığın...

BAŞKAN - Efendim, tasarının maddelerine geçilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelere geçilmesi hususu kabul edilmiştir. 
 



(1 EKİM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.