| 4447 SAYILI İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU'NUN GENEL GEREKÇESİ
ŞÖYLE:
GENEL GEREKÇE
Çağımızın modern devletlerinde vatandaşların en önemli haklarından biri
de sosyal güvenlik hakkıdır. Sosyal güvenlik hakkı, değişen toplum yapısı
ve sosyal ilişkiler ağı içerisinde gittikçe gelişen ve önem kazanan kavramların
başında gelmektedir.
Tüm Dünyada sosyal güvenlik başlıca iki şekilde uygulanmaktadır. Bunlar;
1. Karşılıksız sosyal yardımlar,
2. Primli sistemlerdir.
Ancak, bugün çeşitli nedenlerle sosyal güvenlik sistemleri bütün dünyada
sıkıntılar yaşamakta ve reform ihtiyacı hemen hemen gelişmiş ülkeler dahil
her ülkenin gündemini işgal etmektedir. Değişik ülkelere göre sorunlar
farklılık taşımakla beraber, bütün ülkelerde yaşanan sorunların ortak yönü
kaynak yetersizliğidir.
Türkiye’de de özellikle primli sistemdeki sosyal güvenlik kuruluşlarının
en önemli sorunu içinde bulundukları finansman darboğazıdır. Sosyal Sigortalar
Kurumu bu sorunu en çok yaşayan Kurum durumundadır. Örneğin, Kurumun 1991
yılında 128 milyar lira nakit fazlası varken, 1992 yılında ödemeler dengesi
2 trilyon 556 milyar lira açık vermiştir. Daha sonraki yıllarda da Kurumun
finansman açıkları 1993’te 8 trilyon, 1994’te 19.4 trilyon, 1995’te 81.8
trilyon, 1996’da 144.4 trilyon, 1997’ de 336 trilyon, 1998’de 597 trilyon’
a ulaşmıştır. 1999 yılında ise finansman açığının yaklaşık bir katrilyon
lira olacağı tahmin edilmektedir. Bu tablo, Kurumla ilgili olarak ivedi
bazı tedbirlerin alınmasının zorunlu olduğunu göstermektedir.
Sosyal Sigortalar Kurumu, 50 yıldır bir veya birkaç işverene tabi olarak
ücretle çalışanları ve onların bakmakla yükümlü oldukları aile bireylerini
sigorta kapsamına almaktadır. Kurum bugün yaklaşık 32 milyonluk bir kitleye
sosyal güvenlik sağlamaktadır.
Tüm dünyada kabul edilmiş sosyal sigortacılık prensipleri mevcuttur.
Bunların ilki, aktif olarak prim ödeyen sigortalılarla ilgilidir, diğeri
ise primsiz sistem sosyal yardım şeklindedir. Sigortalı olarak prim ödemeye
başlama yaşı genel olarak 18’dir. Aktif olarak çalışma devam ettiği sürece
prim ödenmesine devam olunur. Prim ödeme süresi ve emekli olma yaşı ülkeden
ülkeye farklıklar göstermekle birlikte genel olarak 60 yaşın üzerindedir.
Her ülkede bir emeklilik yaşı ve prim ödeme süresi tespit edilmiştir.
Ülkemizde de özellikle Sosyal Sigortalar Kurumunda prim ödeme süresi ve
emeklilik yaşı çok düşüktür. Bu düşüklük sadece dünya standartlarının altında
kalmamakta, Ülkemiz gerçekleri ile de çelişmektedir.
Kurum 32 milyonluk bir kesime hizmet sunarken, bu hizmetlerin bedelini
karşılamak bakımından 1992 yılına kadar, aktüeryal dengesine karşılıksız
yük getiren bütün müdahalelere rağmen kendi kaynaklarıyla yetinmiştir.
Ancak bugün için, sadece Kurumun kendi kaynaklarına dayanarak hizmet sunması
imkânsız hale gelmiştir. Gerek emeklilik yaşı konusunda bugüne kadar yapılan
düzenlemeler, gerekse 1969 yılından itibaren çıkarılan 11 borçlanma yasası
ile, gecikme zammı ve faizlerinin affı konusunda çıkarılan yasalar Kurumun
aktif - pasif dengesinin bozulmasına neden olmuştur. Bugün aktif - pasif
iştirakçi arasındaki oran 1.8 düzeyindedir. Önlem alınmadığı taktirde bu
oranın daha da düşmesi kaçınılmaz hale gelecektir.
Sosyal Sigortalar Kurumunda mevcut darboğazı yaratan sebeplerden birisi
de alınan primlerin, sağlanan yardımların çok altında kalmasıdır. Bunu
doğuran sebeplerin başında ise, prime esas kazanç üst sınırının düşüklüğü
gelmektedir.
Türkiye’de sosyal güvenlik ağırlıklı olarak primli sisteme dayanmaktadır.
Bu gerçekten bakıldığında, uygulanmakta olan primli sistemde toplanan primlerin
karşılığı olarak SSK yedi ayrı dalda sağlık ve sigorta hizmeti vermektedir.
Primli sistemde, prim karşılığı olmayan ödemelerin yeri yoktur. Bu gerçeğe
rağmen SSK, 1977 yılından bu yana özellikle karşılığını alamadığı (Kamu
kuruluşlarından emekli olanlar hariç) sosyal yardım zammı ödemelerini kendi
kaynaklarından yapmaktadır. Bunun yanında karşılığı alınamayan hizmetler
de vermektedir. Sosyal sigortacılık ilkeleriyle bağdaşmayan bu uygulamanın
sonucu olarak da SSK kaynakları zaman içinde tükenmiştir.
Kurumun uygulamada karşılaştığı sorunlardan bir başkası ise, yeterli
denetleme ve bilgi alma olanaklarının genişletilmemiş olmasıdır. Bu sebeple
sigortasız çalıştırmaların önlenmesinde güçlüklerle karşılaşılmaktadır.
İşlemlerin beyan usulüne göre yürütüldüğü Kurumda bazı bildirim kriterlerinin
getirilmesi yanında, prim borçluları ile kaçaklarının önlenmesini sağlayacak
yükümlülükler getirilmesi zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.
Acilen önlem alınması gereken konulardan biriside Kurumun uyguladığı
sigorta kollarından yardıma hak kazanma koşulları arasındaki eşitsizliğin
giderilmesidir. Örneğin; tarım sigortalılığı ve isteğe bağlı sigortalılıkta,
normal sigortalılığa göre daha az primle tüm yardımlara hak kazanılmaktadır.
Bu durum ise, bu alana diğer sigortalıların kaymalarına neden olmaktadır.
Kuşkusuz ekonomik istikrarın sağlanması, enflasyonun durdurulması veya
düşürülmesi, istihdamın geliştirilmesi, kayıt dışı ekonominin kayıt altına
alınması gibi izlenecek genel politikalar yanında, sigortacılık kuralları
dışında Kuruma kaşlıksız edimler yüklenmemesi, iştirakçilerin ve borçluların
yükümlülüklerine aflar getirilmemesi, çapraz kontrol sisteminin kurulması
ve iyi bir bilgisayar ağının oluşturulması, Kurumun sağlıklı yönde gelişmesine
en büyük etkenler olacaktır.
Hazırlanan Yasa Tasarısı, sosyal güvenlik kurumlarının içinde bulunduğu
ciddi sorunlardan acilen müdahale edilmesi gereken konuları kapsamaktadır.
Yapılan düzenleme ile özellikle sigortalılar ve emekliler arasındaki eşitsizliklerin
büyük ölçüde giderilmesi, kurumların sorunlarına çözüm getirilmesi amaçlanmıştır.
Günümüzde istihdam sorunu, tüm ülkelerde en önemli sorunlardan biri
olmaya devam etmektedir. Bir ülkede üretimde bulunamayanların sayısındaki
artış, sadece çalışanların üzerindeki yükü artırmakla kalmamakta, aynı
zamanda pek çok ekonomik ve sosyal sorunu da beraberinde getirmektedir.
İşsizliği toplum ve birey açısından olmak üzere iki biçimde tanımlamak
mümkündür. Toplum açısından işsizlik, üretken kaynakların kullanılmaması
anlamını taşır. Birey açısından ise, çalışma istek ve yeteneği bulunmasına
ve çalışmaya hazır durumda olmasına rağmen, kişinin çalışma imkânı bulamamasıdır.
Bunun sonucu ise, işten doğan gelirin kesilmiş olmasıdır.
Ülkemizde ise hızlı nüfus artışı, köyden kente göç ile sanayi ve hizmetler
sektörünün yeterince gelişmemesi gibi nedenlerle, temelde yapısal bir işsizlik
sorunu vardır. Üretim sürecindeki değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan
gizli işsizlik ve eksik istihdamın yanında çalışırken çeşitli nedenlerle
işini yitirenlerin sayısı da giderek artmaktadır.
Dünyada, endüstri ilişkilerinde yeni şekillenmeler sonucu teknoloji
ve uzmanlaşmaya bağlı olarak yeni çalışma biçimleri gündeme gelirken ülkemizde
henüz niteliksiz işçiler ve genç işsizlik sorunları gündemdeki yerini korumaktadır.
İşsizliğin tam anlamı ile ortadan kaldırılması, çok yönlü ekonomik ve
mali önlemlere, yatırım- istihdam ilişkisine dönük etkili kararların alınmasına
bağlıdır.
Bu nedenle ülkeler, işsizliğin sebeplerini gidermek amacıyla ekonominin
istihdam kapasitesini genişletici, tasarrufu, yatırımları ve üretim teknolojilerini
geliştirici, işgücü piyasasına dönük etkin önlemlere yönelik uzun vadeli
politikalar ile işsizliğin sonuçlarını giderici, geçici gelir kayıplarını
ya da azalışlarını tazmin edici, yeni iş bulununcaya ya da yeniden istihdam
imkânı verecek olan eğitim tamamlanıncaya kadar gelir kayıplarını karşılayarak
gelir devamlılığı sağlayacak politikaları uygulamak zorundadırlar.
Gelir güvencesi sağlayan bu politikaların temel özelliği, sosyal güvenlik
amaçları ile istihdamı koruma ve geliştirme düşüncesinin birbirini tamamlar
nitelikte olmasıdır. Bu politikaların temel araçlarından birisi de işsizlik
sigortasıdır.
İşsizlik sigortası, işsizlik riskinin nedenlerini giderici uzun vadeli
ekonomik ve sosyal politikalarla birlikte uygulanması halinde yararlı olur.
Özellikle işsizlik sigortasının bulunduğu ülkelerde, işsizlik farklı boyutta
ve nitelikte ortaya çıkmaktadır. Eğer işsizlik sigortası bulunuyorsa işsiz
kalan sigortalı düşük verimli ve gelirli bir işi kabul etmeye ya da bağımsız
çalışmaya zorlanmamakta ve işsizlik ödenekleri ile işsiz kaldığı bu devreyi
daha rahat geçirerek uygun bir işi daha kolay bulmaktadır. Aynı zamanda
yeni bir meslek edinme, mesleğini geliştirme ya da meslekte yetişme imkânına
kavuşabilmektedir. İşsizlik sigortası uygulayan ülkeler, işsizleri nitelik
ve nicelik yönünden daha iyi tanımlayarak, bir yandan eğitim politikasını
diğer yandan ise istihdam ve yatırım politikalarını kısa ve uzun vadede
daha sağlıklı ve tutarlı belirleme şansına sahip olabilmektedir.
İşsizlik sigortasının ülkemizde yıllardır tartışılır olmasına rağmen,
bugün daha kararlılıkla ele alınmasının nedenlerinden biri, sanayileşme
ve köyden kente göçün hızlanmasıyla birlikte bağımlı çalışan işgücünün
sayısındaki artıştır. Bağımlı çalışma karşılığı ücret geliri elde ederek
yaşamını sürdürenlerin oranı arttıkça, işsizlik riski de daha büyük bir
sorun olarak ortaya çıkmaktadır. 1950’lerde başlayan köyden kente göç süreci
sonucu kentli işçi, gelir imkânları bakımdan köyden tamamen kopmuş ve yalnızca
ücrete bağımlı duruma gelmiştir. Gelir ve ücret düzeyinin düşüklüğü nedeniyle
tasarruf olanaklarının az olduğu ülkemizde kısa süreli işsizlik halleri
dahi yaşamsal açıdan tehlikeli bir hal aldığından gelir güvencesi sağlamak
büyük önem taşımaktadır.
Ekonomik büyümenin yanı sıra sosyal gelişmenin sağlanması ve gelirin
topluma adil ve dengeli bir biçimde yaygınlaştırılması, sosyal adaletin
sağlanması bakımından “Sosyal Devlet” anlayışının bir gereğidir. Nitekim,
Anayasamızın “Çalışma Hakkı ve Ödevi” başlığını taşıyan 49 uncu maddesinde
“Devlet işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli
tedbirleri alır” denilmektedir. Gelir güvencesi hem çalışma hakkının bir
uzantısı olmakta, hem de sosyal güvenliğin yaygınlaşmasını sağlamaktadır.
OECD ülkeleri arasında işsizlik sigortasını uygulamayan tek ülke Türkiye’dir.
Bunun yanında, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tamamında işsizlik sigortası
olmasına karşılık Türkiye’de bu sigorta kolunun bulunmayışı; anılan Birliğe
sosyal açıdan daha çok yaklaşabilmemizi güçleştiren nedenlerden biri olmaktadır.
İşsizlik sigortası, bir iş ya da iş yerinde çalışırken, çalışma istek,
yetenek, sağlık ve yeterliliğinde olmasına karşın tamamen kendi istek ve
kusuru dışında işini kaybeden çalışanlara bir yandan yeni bir iş bulunmasına
gayret edilirken, diğer yandan da bunların işsiz kalmaları nedeni ile uğradıkları
gelir kaybını kısmen de olsa karşılayarak, kendisinin ve ailesinin zor
duruma düşmesini önlemek amacı ile belli süre ve ölçüde ödemeyi kapsayan,
sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren, Devlet tarafından kurulmuş,
zorunlu bir sigorta koludur.
Ülke koşulları nedeniyle dikkate alınması gereken diğer önemli sınırlama
da yapılan ödeneklerin süresi ve miktarıdır. Bu Kanunla, ödenek alma süresi
çalışanların prim ödedikleri süreye paralel olarak kademelendirilmiş ve
en çok 300 gün olarak belirlenmiştir.
İşsizlik sigortasının önemli unsurlarından birisi de işsiz kalan sigortalılara
mesleklerine uygun, en son çalıştıkları işin çalışma ve ücret koşullarına
yakın bir iş bulunmasıdır. Sigortalı işsizlere mesleklerine uygun, en son
çalıştıkları işin çalışma ve ücret koşullarına yakın bir iş bulunamadığı
takdirde meslek değiştirme, meslek edindirme ve yetiştirme eğitimlerinin
verilmesi de işsizlik sigortasının önemli öğelerindendir.
İşsizlik sigortası uygulamasının, işçi, işveren ve devlet olmak üzere
üç kesime yayılan bir mali yükü beraberinde getireceği kaçınılmazdır. Ancak
ülkemizde işgücü maliyeti yüksekliği göz önünde bulundurularak, işçi ve
işveren kesimine ek bir yük getirilmeden işsizlik sigortası uygulamasına
başlanılması düşüncesiyle, Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu
Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair 3417 sayılı Kanunun 2 ve 3 üncü
maddeleri yürürlükten kaldırılmakta ve bu suretle işçi ve işverenlerin
ödemekte oldukları primlerin işsizlik sigortası primlerine dönüştürülmesi
öngörülmektedir.
Sonuç olarak; çalışanlara işsiz kaldıkları dönemde gelir güvencesi getiren,
işverenlere de teknolojik değişmelere bağlı yapısal bazı değişiklikleri
gerçekleştirme imkânı sağlayan işsizlik sigortasının çalışma yaşamımıza
getirilmesi hem sosyal devlet ilkesinin, hem de çağdaş ve demokratik dünya
ile bütünleşme hedefimizin bir gereği olarak düşünülmektedir.
|