Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YASA METNİ
ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL KARARI (23.2.2001)
İPTAL EDİLEN MADDELER
KOMİSYON RAPORLARI
KOMİSYON GÖRÜŞMELERİ
İPTAL BAŞVURUSU (4.11.1999)

İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU...
Yasanın genel gerekçesi...
25 Ağustos 1999
Ecevit Hükümeti'nce (57. Hükümet) 12 Temmuz 1999'da TBMM'ye sunulan ve sosyal güvenlikle ilgili yasalarda değişiklik yapan, emeklilik yaşını 58-60 olarak belirleyen ve işsizlik sigortası oluşturulmasını öngören tasarı, 25 Ağustos 1999'da TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.

Anayasa Mahkemesi, yasanın emeklilikte "kademeli geçiş"e ilişkin maddelerini iptal etti. 
 

4447 SAYILI İŞSİZLİK SİGORTASI KANUNU'NUN GENEL GEREKÇESİ ŞÖYLE:

GENEL GEREKÇE

Çağımızın modern devletlerinde vatandaşların en önemli haklarından biri de sosyal güvenlik hakkıdır. Sosyal güvenlik hakkı, değişen toplum yapısı ve sosyal ilişkiler ağı içerisinde gittikçe gelişen ve önem kazanan kavramların başında gelmektedir. 

Tüm Dünyada sosyal güvenlik başlıca iki şekilde uygulanmaktadır. Bunlar; 

1. Karşılıksız sosyal yardımlar, 

2. Primli sistemlerdir. 

Ancak, bugün çeşitli nedenlerle sosyal güvenlik sistemleri bütün dünyada sıkıntılar yaşamakta ve reform ihtiyacı hemen hemen gelişmiş ülkeler dahil her ülkenin gündemini işgal etmektedir. Değişik ülkelere göre sorunlar farklılık taşımakla beraber, bütün ülkelerde yaşanan sorunların ortak yönü kaynak yetersizliğidir. 

Türkiye’de de özellikle primli sistemdeki sosyal güvenlik kuruluşlarının en önemli sorunu içinde bulundukları finansman darboğazıdır. Sosyal Sigortalar Kurumu bu sorunu en çok yaşayan Kurum durumundadır. Örneğin, Kurumun 1991 yılında 128 milyar lira nakit fazlası varken, 1992 yılında ödemeler dengesi 2 trilyon 556 milyar lira açık vermiştir. Daha sonraki yıllarda da Kurumun finansman açıkları 1993’te 8 trilyon, 1994’te 19.4 trilyon, 1995’te 81.8 trilyon, 1996’da 144.4 trilyon, 1997’ de 336 trilyon, 1998’de 597 trilyon’ a ulaşmıştır. 1999 yılında ise finansman açığının yaklaşık bir katrilyon lira olacağı tahmin edilmektedir. Bu tablo, Kurumla ilgili olarak ivedi bazı tedbirlerin alınmasının zorunlu olduğunu göstermektedir. 

Sosyal Sigortalar Kurumu, 50 yıldır bir veya birkaç işverene tabi olarak ücretle çalışanları ve onların bakmakla yükümlü oldukları aile bireylerini sigorta kapsamına almaktadır. Kurum bugün yaklaşık 32 milyonluk bir kitleye sosyal güvenlik sağlamaktadır. 

Tüm dünyada kabul edilmiş sosyal sigortacılık prensipleri mevcuttur. Bunların ilki, aktif olarak prim ödeyen sigortalılarla ilgilidir, diğeri ise primsiz sistem sosyal yardım şeklindedir. Sigortalı olarak prim ödemeye başlama yaşı genel olarak 18’dir. Aktif olarak çalışma devam ettiği sürece prim ödenmesine devam olunur. Prim ödeme süresi ve emekli olma yaşı ülkeden ülkeye farklıklar göstermekle birlikte genel olarak 60 yaşın üzerindedir. 

Her ülkede bir emeklilik yaşı ve prim ödeme süresi tespit edilmiştir. Ülkemizde de özellikle Sosyal Sigortalar Kurumunda prim ödeme süresi ve emeklilik yaşı çok düşüktür. Bu düşüklük sadece dünya standartlarının altında kalmamakta, Ülkemiz gerçekleri ile de çelişmektedir. 

Kurum 32 milyonluk bir kesime hizmet sunarken, bu hizmetlerin bedelini karşılamak bakımından 1992 yılına kadar, aktüeryal dengesine karşılıksız yük getiren bütün müdahalelere rağmen kendi kaynaklarıyla yetinmiştir. Ancak bugün için, sadece Kurumun kendi kaynaklarına dayanarak hizmet sunması imkânsız hale gelmiştir. Gerek emeklilik yaşı konusunda bugüne kadar yapılan düzenlemeler, gerekse 1969 yılından itibaren çıkarılan 11 borçlanma yasası ile, gecikme zammı ve faizlerinin affı konusunda çıkarılan yasalar Kurumun aktif - pasif dengesinin bozulmasına neden olmuştur. Bugün aktif - pasif iştirakçi arasındaki oran 1.8 düzeyindedir. Önlem alınmadığı taktirde bu oranın daha da düşmesi kaçınılmaz hale gelecektir. 

Sosyal Sigortalar Kurumunda mevcut darboğazı yaratan sebeplerden birisi de alınan primlerin, sağlanan yardımların çok altında kalmasıdır. Bunu doğuran sebeplerin başında ise, prime esas kazanç üst sınırının düşüklüğü gelmektedir. 

Türkiye’de sosyal güvenlik ağırlıklı olarak primli sisteme dayanmaktadır. Bu gerçekten bakıldığında, uygulanmakta olan primli sistemde toplanan primlerin karşılığı olarak SSK yedi ayrı dalda sağlık ve sigorta hizmeti vermektedir. Primli sistemde, prim karşılığı olmayan ödemelerin yeri yoktur. Bu gerçeğe rağmen SSK, 1977 yılından bu yana özellikle karşılığını alamadığı (Kamu kuruluşlarından emekli olanlar hariç) sosyal yardım zammı ödemelerini kendi kaynaklarından yapmaktadır. Bunun yanında karşılığı alınamayan hizmetler de vermektedir. Sosyal sigortacılık ilkeleriyle bağdaşmayan bu uygulamanın sonucu olarak da SSK kaynakları zaman içinde tükenmiştir. 

Kurumun uygulamada karşılaştığı sorunlardan bir başkası ise, yeterli denetleme ve bilgi alma olanaklarının genişletilmemiş olmasıdır. Bu sebeple sigortasız çalıştırmaların önlenmesinde güçlüklerle karşılaşılmaktadır. İşlemlerin beyan usulüne göre yürütüldüğü Kurumda bazı bildirim kriterlerinin getirilmesi yanında, prim borçluları ile kaçaklarının önlenmesini sağlayacak yükümlülükler getirilmesi zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. 

Acilen önlem alınması gereken konulardan biriside Kurumun uyguladığı sigorta kollarından yardıma hak kazanma koşulları arasındaki eşitsizliğin giderilmesidir. Örneğin; tarım sigortalılığı ve isteğe bağlı sigortalılıkta, normal sigortalılığa göre daha az primle tüm yardımlara hak kazanılmaktadır. Bu durum ise, bu alana diğer sigortalıların kaymalarına neden olmaktadır. 

Kuşkusuz ekonomik istikrarın sağlanması, enflasyonun durdurulması veya düşürülmesi, istihdamın geliştirilmesi, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması gibi izlenecek genel politikalar yanında, sigortacılık kuralları dışında Kuruma kaşlıksız edimler yüklenmemesi, iştirakçilerin ve borçluların yükümlülüklerine aflar getirilmemesi, çapraz kontrol sisteminin kurulması ve iyi bir bilgisayar ağının oluşturulması, Kurumun sağlıklı yönde gelişmesine en büyük etkenler olacaktır. 

Hazırlanan Yasa Tasarısı, sosyal güvenlik kurumlarının içinde bulunduğu ciddi sorunlardan acilen müdahale edilmesi gereken konuları kapsamaktadır. Yapılan düzenleme ile özellikle sigortalılar ve emekliler arasındaki eşitsizliklerin büyük ölçüde giderilmesi, kurumların sorunlarına çözüm getirilmesi amaçlanmıştır. 

Günümüzde istihdam sorunu, tüm ülkelerde en önemli sorunlardan biri olmaya devam etmektedir. Bir ülkede üretimde bulunamayanların sayısındaki artış, sadece çalışanların üzerindeki yükü artırmakla kalmamakta, aynı zamanda pek çok ekonomik ve sosyal sorunu da beraberinde getirmektedir. 

İşsizliği toplum ve birey açısından olmak üzere iki biçimde tanımlamak mümkündür. Toplum açısından işsizlik, üretken kaynakların kullanılmaması anlamını taşır. Birey açısından ise, çalışma istek ve yeteneği bulunmasına ve çalışmaya hazır durumda olmasına rağmen, kişinin çalışma imkânı bulamamasıdır. Bunun sonucu ise, işten doğan gelirin kesilmiş olmasıdır. 

Ülkemizde ise hızlı nüfus artışı, köyden kente göç ile sanayi ve hizmetler sektörünün yeterince gelişmemesi gibi nedenlerle, temelde yapısal bir işsizlik sorunu vardır. Üretim sürecindeki değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan gizli işsizlik ve eksik istihdamın yanında çalışırken çeşitli nedenlerle işini yitirenlerin sayısı da giderek artmaktadır. 

Dünyada, endüstri ilişkilerinde yeni şekillenmeler sonucu teknoloji ve uzmanlaşmaya bağlı olarak yeni çalışma biçimleri gündeme gelirken ülkemizde henüz niteliksiz işçiler ve genç işsizlik sorunları gündemdeki yerini korumaktadır. 

İşsizliğin tam anlamı ile ortadan kaldırılması, çok yönlü ekonomik ve mali önlemlere, yatırım- istihdam ilişkisine dönük etkili kararların alınmasına bağlıdır. 

Bu nedenle ülkeler, işsizliğin sebeplerini gidermek amacıyla ekonominin istihdam kapasitesini genişletici, tasarrufu, yatırımları ve üretim teknolojilerini geliştirici, işgücü piyasasına dönük etkin önlemlere yönelik uzun vadeli politikalar ile işsizliğin sonuçlarını giderici, geçici gelir kayıplarını ya da azalışlarını tazmin edici, yeni iş bulununcaya ya da yeniden istihdam imkânı verecek olan eğitim tamamlanıncaya kadar gelir kayıplarını karşılayarak gelir devamlılığı sağlayacak politikaları uygulamak zorundadırlar. 

Gelir güvencesi sağlayan bu politikaların temel özelliği, sosyal güvenlik amaçları ile istihdamı koruma ve geliştirme düşüncesinin birbirini tamamlar nitelikte olmasıdır. Bu politikaların temel araçlarından birisi de işsizlik sigortasıdır. 

İşsizlik sigortası, işsizlik riskinin nedenlerini giderici uzun vadeli ekonomik ve sosyal politikalarla birlikte uygulanması halinde yararlı olur. Özellikle işsizlik sigortasının bulunduğu ülkelerde, işsizlik farklı boyutta ve nitelikte ortaya çıkmaktadır. Eğer işsizlik sigortası bulunuyorsa işsiz kalan sigortalı düşük verimli ve gelirli bir işi kabul etmeye ya da bağımsız çalışmaya zorlanmamakta ve işsizlik ödenekleri ile işsiz kaldığı bu devreyi daha rahat geçirerek uygun bir işi daha kolay bulmaktadır. Aynı zamanda yeni bir meslek edinme, mesleğini geliştirme ya da meslekte yetişme imkânına kavuşabilmektedir. İşsizlik sigortası uygulayan ülkeler, işsizleri nitelik ve nicelik yönünden daha iyi tanımlayarak, bir yandan eğitim politikasını diğer yandan ise istihdam ve yatırım politikalarını kısa ve uzun vadede daha sağlıklı ve tutarlı belirleme şansına sahip olabilmektedir. 

İşsizlik sigortasının ülkemizde yıllardır tartışılır olmasına rağmen, bugün daha kararlılıkla ele alınmasının nedenlerinden biri, sanayileşme ve köyden kente göçün hızlanmasıyla birlikte bağımlı çalışan işgücünün sayısındaki artıştır. Bağımlı çalışma karşılığı ücret geliri elde ederek yaşamını sürdürenlerin oranı arttıkça, işsizlik riski de daha büyük bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. 1950’lerde başlayan köyden kente göç süreci sonucu kentli işçi, gelir imkânları bakımdan köyden tamamen kopmuş ve yalnızca ücrete bağımlı duruma gelmiştir. Gelir ve ücret düzeyinin düşüklüğü nedeniyle tasarruf olanaklarının az olduğu ülkemizde kısa süreli işsizlik halleri dahi yaşamsal açıdan tehlikeli bir hal aldığından gelir güvencesi sağlamak büyük önem taşımaktadır. 

Ekonomik büyümenin yanı sıra sosyal gelişmenin sağlanması ve gelirin topluma adil ve dengeli bir biçimde yaygınlaştırılması, sosyal adaletin sağlanması bakımından “Sosyal Devlet” anlayışının bir gereğidir. Nitekim, Anayasamızın “Çalışma Hakkı ve Ödevi” başlığını taşıyan 49 uncu maddesinde “Devlet işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır” denilmektedir. Gelir güvencesi hem çalışma hakkının bir uzantısı olmakta, hem de sosyal güvenliğin yaygınlaşmasını sağlamaktadır. 

OECD ülkeleri arasında işsizlik sigortasını uygulamayan tek ülke Türkiye’dir. Bunun yanında, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin tamamında işsizlik sigortası olmasına karşılık Türkiye’de bu sigorta kolunun bulunmayışı; anılan Birliğe sosyal açıdan daha çok yaklaşabilmemizi güçleştiren nedenlerden biri olmaktadır. 

İşsizlik sigortası, bir iş ya da iş yerinde çalışırken, çalışma istek, yetenek, sağlık ve yeterliliğinde olmasına karşın tamamen kendi istek ve kusuru dışında işini kaybeden çalışanlara bir yandan yeni bir iş bulunmasına gayret edilirken, diğer yandan da bunların işsiz kalmaları nedeni ile uğradıkları gelir kaybını kısmen de olsa karşılayarak, kendisinin ve ailesinin zor duruma düşmesini önlemek amacı ile belli süre ve ölçüde ödemeyi kapsayan, sigortacılık tekniği ile faaliyet gösteren, Devlet tarafından kurulmuş, zorunlu bir sigorta koludur. 

Ülke koşulları nedeniyle dikkate alınması gereken diğer önemli sınırlama da yapılan ödeneklerin süresi ve miktarıdır. Bu Kanunla, ödenek alma süresi çalışanların prim ödedikleri süreye paralel olarak kademelendirilmiş ve en çok 300 gün olarak belirlenmiştir. 

İşsizlik sigortasının önemli unsurlarından birisi de işsiz kalan sigortalılara mesleklerine uygun, en son çalıştıkları işin çalışma ve ücret koşullarına yakın bir iş bulunmasıdır. Sigortalı işsizlere mesleklerine uygun, en son çalıştıkları işin çalışma ve ücret koşullarına yakın bir iş bulunamadığı takdirde meslek değiştirme, meslek edindirme ve yetiştirme eğitimlerinin verilmesi de işsizlik sigortasının önemli öğelerindendir. 

İşsizlik sigortası uygulamasının, işçi, işveren ve devlet olmak üzere üç kesime yayılan bir mali yükü beraberinde getireceği kaçınılmazdır. Ancak ülkemizde işgücü maliyeti yüksekliği göz önünde bulundurularak, işçi ve işveren kesimine ek bir yük getirilmeden işsizlik sigortası uygulamasına başlanılması düşüncesiyle, Çalışanların Tasarrufa Teşvik Edilmesi ve Bu Tasarrufların Değerlendirilmesine Dair 3417 sayılı Kanunun 2 ve 3 üncü maddeleri yürürlükten kaldırılmakta ve bu suretle işçi ve işverenlerin ödemekte oldukları primlerin işsizlik sigortası primlerine dönüştürülmesi öngörülmektedir. 

Sonuç olarak; çalışanlara işsiz kaldıkları dönemde gelir güvencesi getiren, işverenlere de teknolojik değişmelere bağlı yapısal bazı değişiklikleri gerçekleştirme imkânı sağlayan işsizlik sigortasının çalışma yaşamımıza getirilmesi hem sosyal devlet ilkesinin, hem de çağdaş ve demokratik dünya ile bütünleşme hedefimizin bir gereği olarak düşünülmektedir. 
 



(1 EKİM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.